trivela
futbol oyunda bir vuruştur.
orta yapmak için de kullanılmasına rağmen gol vuruşu olarak kullanıldığında nefis bir görüntü veren ve futbol sahalarında iyilerini ve kötülerini bolca gördüğümüz bir harekettir. herkes yapmamalıdır, işi erbabına bırakmakta fayda vardır.

daha önce tanımını yazdığım rabona ve röveşata gibi en artistik futbol vuruşlarından biridir. diğer ikisine kıyasla görme imkanımızın daha fazla olduğu bir vuruş stilidir.
bu vuruşun adı portekizcede üç parmak anlamına gelen tres dedos’tan gelmektedir. sol ayağın iç üstüyle içe doğru falso vererek yapılan vuruşta topun kaleye yaptığı yolculuğu izlemek bir sanat eserini seyretmek kadar büyük bir keyif verir.

ben bu hareketi ilk kez büyük hayranlık beslediğim arsenal’de oynadığı yıllarda thierry henry’den izlesem de vuruş portekiz milli takımı, porto ve beşiktaş’ın efsanelerinden biri olan ricardo quaresma ile bütünleşmiştir.

quaresma bu hareketi sanki çok doğal ve çok basit bir hareketmiş gibi yapar. belki de futbol tarihinde atılmış en güzel trivela gollerinin tamamının sahibi olabilir. sağ kattan topla gelen futbolcunun trivela yapacağını anlayan kalecilerin yapacağı tek şey gözlerimi doksana dikip golün güzelliğini izlemektir.
quaresma trivela
orta yapmak için de kullanılmasına rağmen gol vuruşu olarak kullanıldığında nefis bir görüntü veren ve futbol sahalarında iyilerini ve kötülerini bolca gördüğümüz bir harekettir. herkes yapmamalıdır, işi erbabına bırakmakta fayda vardır.

daha önce tanımını yazdığım rabona ve röveşata gibi en artistik futbol vuruşlarından biridir. diğer ikisine kıyasla görme imkanımızın daha fazla olduğu bir vuruş stilidir.
bu vuruşun adı portekizcede üç parmak anlamına gelen tres dedos’tan gelmektedir. sol ayağın iç üstüyle içe doğru falso vererek yapılan vuruşta topun kaleye yaptığı yolculuğu izlemek bir sanat eserini seyretmek kadar büyük bir keyif verir.

ben bu hareketi ilk kez büyük hayranlık beslediğim arsenal’de oynadığı yıllarda thierry henry’den izlesem de vuruş portekiz milli takımı, porto ve beşiktaş’ın efsanelerinden biri olan ricardo quaresma ile bütünleşmiştir.

quaresma bu hareketi sanki çok doğal ve çok basit bir hareketmiş gibi yapar. belki de futbol tarihinde atılmış en güzel trivela gollerinin tamamının sahibi olabilir. sağ kattan topla gelen futbolcunun trivela yapacağını anlayan kalecilerin yapacağı tek şey gözlerimi doksana dikip golün güzelliğini izlemektir.
quaresma trivela
devamını gör...
mahlassızım
yazdığı tanımlar ve açtığı başlıklarla takibe aldığım, sözlüğün kalitesini artıran yazar.
devamını gör...
normal sözlük'e giriş serüveni
bir arkadaşımın kendi sayfasını benimle paylaşmasıyla öğrendim başta. henüz küçük bir ortamdı o sıralar. sonra hemen kaydoldum. mahlasımı bile çok sonradan söyledim kendisine. ondan daha çok sahiplendim sözlüğü.*
devamını gör...
martin luther
dinden aforoz, idam cezası ve bir makine
filmi biraz geri saralım. martin luther henüz doğmadan 40 yıl kadar öncesine gidelim. almanya’nın başka bir coğrafyasında meraklı ve yetenekli biri, bir makine geliştirir ve şöyle söyler; “bundan kelli düğün olsun, sünnet olsun basarım davetiyeleri parama bakarım bea.” ancak bu kişi martin luther’i idamdan kurtaracak kişi olacağını hiçbir zaman bilemeyecektir. johannes gutenberg matbaayı icat eder yıl 1440.
bizim keşiş martin 1483 yılında doğar, tüm hayatı din işleriyle geçer. teolog, üniversitede profesördür. incili almancaya çeviren kişidir. o döneme kadar incil, ibranice/aramice ve yunancadır. “anlamadığınız kitaba, inanamazsınız ü’len.” der. kiliselerin incili yanlış yorumladığını söyler ve papa ile görüşür. “sen bizden daha mı iyi bileceksin la?” der papa ve luther’i ciddiye almaz.
bunun üzerine bizim kuzen marti, biz ona hep marti deriz, o ünlü tezlerini yazar. 95 maddeden oluşan görüşleri papa’ya yazılı olarak iletir. papa dellenir tabi ve luther’i dinden aforoz eder. o dönem dinden çıkarılmak son derece onur kırıcı bir durumdur. toplum tarafından dışlanır, işinizden olur, hint fakiri kıvamında yaşamaya mecbur kalınırdı. ancak bizim marti, çevresinde görüşleri nedeniyle saygı duyulan biridir. öğrencileri ve halk ona destek olurlar.
papa’dan azarı yiyen marti, görüşlerini anlatmak için 95 tezini kiliselerin kapılarına asar ve halktan destek bulur. ancak bu sefer de imparator 5. karl’ın canını sıkar ve hakkında idam kararı verilir.

halk, luther’i saklar ve adeta bağrına böğrüne böbreğine basar. o dönem bizim marti durmadan yazar, matbaalar tıkır tıkır çalışır ve görüşleri tüm avrupa’ya yayılır. dini derinden sarsan bu olay karşısında papa ve kral çaresiz kalır. artık reform başlamış ve protestanlık doğmuştur. kiliseler ayrışır. bugün avrupa’da luther kiliselerinin doğuşu bu olay ile başlar.
gutenberg bir makine geliştirdi. reformu tetikledi, rönasansı uçurdu, martin luther’i ölümden kurtardı. matbaa olmasaydı, luther görüşleri çok dar çevrede kalacaktı ve reform belki de hiç başlamayacaktı. makine deyip geçmemek gereng efendim.
sözlerimizi sevdiğim bir luther sözü ile bitirelim;
“yalan kartopuna benzer, yuvarlandıkça büyür.”
kaynak: 17 yaşlarında bir genç, almanca dersinde bir sunum yapar. sunum konusu martin luther’dir. sunum, prof tarafından çok beğenilir. “otur! sehr gut.”
öyle işte.
filmi biraz geri saralım. martin luther henüz doğmadan 40 yıl kadar öncesine gidelim. almanya’nın başka bir coğrafyasında meraklı ve yetenekli biri, bir makine geliştirir ve şöyle söyler; “bundan kelli düğün olsun, sünnet olsun basarım davetiyeleri parama bakarım bea.” ancak bu kişi martin luther’i idamdan kurtaracak kişi olacağını hiçbir zaman bilemeyecektir. johannes gutenberg matbaayı icat eder yıl 1440.
bizim keşiş martin 1483 yılında doğar, tüm hayatı din işleriyle geçer. teolog, üniversitede profesördür. incili almancaya çeviren kişidir. o döneme kadar incil, ibranice/aramice ve yunancadır. “anlamadığınız kitaba, inanamazsınız ü’len.” der. kiliselerin incili yanlış yorumladığını söyler ve papa ile görüşür. “sen bizden daha mı iyi bileceksin la?” der papa ve luther’i ciddiye almaz.
bunun üzerine bizim kuzen marti, biz ona hep marti deriz, o ünlü tezlerini yazar. 95 maddeden oluşan görüşleri papa’ya yazılı olarak iletir. papa dellenir tabi ve luther’i dinden aforoz eder. o dönem dinden çıkarılmak son derece onur kırıcı bir durumdur. toplum tarafından dışlanır, işinizden olur, hint fakiri kıvamında yaşamaya mecbur kalınırdı. ancak bizim marti, çevresinde görüşleri nedeniyle saygı duyulan biridir. öğrencileri ve halk ona destek olurlar.
papa’dan azarı yiyen marti, görüşlerini anlatmak için 95 tezini kiliselerin kapılarına asar ve halktan destek bulur. ancak bu sefer de imparator 5. karl’ın canını sıkar ve hakkında idam kararı verilir.

halk, luther’i saklar ve adeta bağrına böğrüne böbreğine basar. o dönem bizim marti durmadan yazar, matbaalar tıkır tıkır çalışır ve görüşleri tüm avrupa’ya yayılır. dini derinden sarsan bu olay karşısında papa ve kral çaresiz kalır. artık reform başlamış ve protestanlık doğmuştur. kiliseler ayrışır. bugün avrupa’da luther kiliselerinin doğuşu bu olay ile başlar.
gutenberg bir makine geliştirdi. reformu tetikledi, rönasansı uçurdu, martin luther’i ölümden kurtardı. matbaa olmasaydı, luther görüşleri çok dar çevrede kalacaktı ve reform belki de hiç başlamayacaktı. makine deyip geçmemek gereng efendim.
sözlerimizi sevdiğim bir luther sözü ile bitirelim;
“yalan kartopuna benzer, yuvarlandıkça büyür.”
kaynak: 17 yaşlarında bir genç, almanca dersinde bir sunum yapar. sunum konusu martin luther’dir. sunum, prof tarafından çok beğenilir. “otur! sehr gut.”
öyle işte.
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
izninizle ben biraz içimi dökeceğim buraya. geçenlerde hayatımda ilk defa çıkma teklifi ettiğimi ve reddedildiğimi söylemiştim ama söyleyemediğim çok şey var, özellikle de ona... şu an yazdıklarımı ona yazmak istedim ama beni anlamayacağını biliyorum.
ilk karşılaştığımızda gerçekten iyi bir arkadaş olacağımızdan emindim, sonuçta en yakın arkadaşımın sevdiği bir arkadaşıydın, o seviyorsa ben de severdim seni. nitekim öyle de oldu; iki sene çok iyi arkadaş olduk seninle ama en yakınımla ilişkiyi kesince seninle de aramız açıldı. bizi bir arada tutan o kızmış meğerse. üç yıl aradan sonra dikkatimi çekmek için her şeyi yaptın, yazmak dışında. daha konuşmuyorken bile arkadaşlarıma "çok iyi çocuk, birlikte olsak o kadar mutlu olurduk ki..." dedim, hayallere daldım ve en sonunda ben yazdım sana. arkadaş mıyız yoksa flört mü heyecanı içerisinde yedi ay geçirdim seninle, hayatımda en keyif aldığım zamanlardı belki de ve ben hala seninle ne kadar mutlu olacağımın hayallerini kuruyorum. yaptığımız ve gelecekte gerçekleşeceğini düşündüğümüz her planda daha çok bağlandım bu hayallere; ama herkesten uzaklaşmam gereken 3 haftalık süreçte seni tamamen kaybettim. yalnızlığa ihtiyacım vardı, kimseyle konuşacak gücüm yoktu benim ve kafamı toplar toplamaz ilk sana geldim ben. başlangıçta ne kadar anlayışlı davrandın bana, bir sorun yok sandım ama uzaklaştın benden, birden yabancıya dönüştün. konuşmak istedim, buluşmak istedim ama hep bahaneler sundun bana, bir şekilde reddettin ve ben hep seni haklı buldum. çekip gittiğimi, onu umursamadığımı düşünüyor, ne yapsa haklıdır dedim. ben seni geri kazanmaya çalıştıkça sen kaçtın benden; şimdi fark ediyorum, ben umurunda değilim senin. ne kadar üzüldüğüm, ne kadar kahrolduğum umurunda değil; en ufak bir değerim kalmamış senin gözünde ve ben bugün seni hayatımdan çıkarma kararı aldım. hayallerimin asla gerçekleşmeyeceğine inandırdım kendimi ve en kötü günümde "nasılsın, neden böyle oldun" diyemeyen birini hayatımda tutmama kararı aldım. "çok kötüydüm, kimseyle konuşmadım" dediğimde bile nedenini merak etmedin sen... gerçekten beni hiç mi sevmedin?
ben net bir insanım, bir şeyi istiyorsam istiyorumdur, oyunlarla ya da taktiklerle işim olmaz, belirsizlik sevmem. sen benim hayatımdaki en büyük belirsizliksin. ne geldin bana ne de gittin bu yüzden ben son veriyorum buna. ben gidiyorum.
ilk karşılaştığımızda gerçekten iyi bir arkadaş olacağımızdan emindim, sonuçta en yakın arkadaşımın sevdiği bir arkadaşıydın, o seviyorsa ben de severdim seni. nitekim öyle de oldu; iki sene çok iyi arkadaş olduk seninle ama en yakınımla ilişkiyi kesince seninle de aramız açıldı. bizi bir arada tutan o kızmış meğerse. üç yıl aradan sonra dikkatimi çekmek için her şeyi yaptın, yazmak dışında. daha konuşmuyorken bile arkadaşlarıma "çok iyi çocuk, birlikte olsak o kadar mutlu olurduk ki..." dedim, hayallere daldım ve en sonunda ben yazdım sana. arkadaş mıyız yoksa flört mü heyecanı içerisinde yedi ay geçirdim seninle, hayatımda en keyif aldığım zamanlardı belki de ve ben hala seninle ne kadar mutlu olacağımın hayallerini kuruyorum. yaptığımız ve gelecekte gerçekleşeceğini düşündüğümüz her planda daha çok bağlandım bu hayallere; ama herkesten uzaklaşmam gereken 3 haftalık süreçte seni tamamen kaybettim. yalnızlığa ihtiyacım vardı, kimseyle konuşacak gücüm yoktu benim ve kafamı toplar toplamaz ilk sana geldim ben. başlangıçta ne kadar anlayışlı davrandın bana, bir sorun yok sandım ama uzaklaştın benden, birden yabancıya dönüştün. konuşmak istedim, buluşmak istedim ama hep bahaneler sundun bana, bir şekilde reddettin ve ben hep seni haklı buldum. çekip gittiğimi, onu umursamadığımı düşünüyor, ne yapsa haklıdır dedim. ben seni geri kazanmaya çalıştıkça sen kaçtın benden; şimdi fark ediyorum, ben umurunda değilim senin. ne kadar üzüldüğüm, ne kadar kahrolduğum umurunda değil; en ufak bir değerim kalmamış senin gözünde ve ben bugün seni hayatımdan çıkarma kararı aldım. hayallerimin asla gerçekleşmeyeceğine inandırdım kendimi ve en kötü günümde "nasılsın, neden böyle oldun" diyemeyen birini hayatımda tutmama kararı aldım. "çok kötüydüm, kimseyle konuşmadım" dediğimde bile nedenini merak etmedin sen... gerçekten beni hiç mi sevmedin?
ben net bir insanım, bir şeyi istiyorsam istiyorumdur, oyunlarla ya da taktiklerle işim olmaz, belirsizlik sevmem. sen benim hayatımdaki en büyük belirsizliksin. ne geldin bana ne de gittin bu yüzden ben son veriyorum buna. ben gidiyorum.
devamını gör...
hür ve kabul edilmiş masonlar
bir başka sözlükteki kendi yazımdan alıntıdır.
--- alıntı ---
türkiye büyük locası olarak da bilinen en eski türk mason büyük locası.
19. yüzyılın 2. yarısında abdülhalim paşa'nın önderliğinde makbul iskoç riti şura-ı ali-i osmani adıyla kuruldu. dönemin sultanı tarafından kapatılsa da, yönetim değiştiğinde tekrar gizlice faaliyete başladı. birkaç defa bu şekilde kapatılıp açılınca ve son olarak 1935'te kapatılınca, başlangıçta destek oldukları atatürk reformlarından desteklerini geri çektiler.
1956'da türkiye büyük locası adıyla yeni bir loca kuruldu. ancak kurulumla ilgili bazı ilkesel şartlara uyulmadığından, faaliyetlerine düzensiz masonluk denen grand orient tarafında devam ettiler. düzenli masonluğa geçme gayreti gösterirken ismi de hür ve kabul edilmiş masonlar büyük locası olarak yenilendi. 70'li yıllarda ingiltere birleşik büyük locası tarafından da tanındı.
türkiye'de birçok şehirde faaliyette bulunan yaklaşık 14 bin üyeleri var. locada siyaset ve din konularında tartışmalar yapmak yasak. locaya yalnızca 21 yaşını doldurmuş, yaratıcı inancına sahip olan erkekler kabul ediliyor. tekris adı verilen törenden sonra kabul edilen adaylar, çırak, kalfa ve üstat derecelerinde çalışıyorlar. üyeleri dışındaki herkese kapalı olan bu topluluk, kendilerini resmi sitelerinde şu şekilde tanımlıyor:
"masonluk, tanrı’ya inanç temeli üzerine kurulu ezoterik ve inisiyatik bir kardeşlik kurumudur. insanlar arasında sevginin, toleransın ve kardeşliğin hüküm sürmesini; insanlığın hürriyet, barış, adalet ve huzur içinde gelişmesini hedefleyen masonluk, ortak bir insanlık ülküsünün gerekliliğini kabul eder. bu ülkünün gerçekleşmesi için insan kişiliğine saygıyı, bütün insanların iyiliğine çalışmayı, bireyin özgürlüğü ve ahlaki sorumluluğunu, insanların hak ve ödev eşitliğini, bilime saygıyı temel ilkeler olarak benimser."
tabi her ne kadar bu tür olumlu görünen açıklamalar sık sık yapılsa da, birçok komplo teorisinde adları sık sık geçen, özellikle tapınak şövalyeleri ile olan bağlantıları ve illuminati gibi örgütlerle olan ilişkilerinden dolayı, her zaman dünyadaki büyük olaylarda parmağı olduğu düşünülen bir topluluk bu.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
türkiye büyük locası olarak da bilinen en eski türk mason büyük locası.
19. yüzyılın 2. yarısında abdülhalim paşa'nın önderliğinde makbul iskoç riti şura-ı ali-i osmani adıyla kuruldu. dönemin sultanı tarafından kapatılsa da, yönetim değiştiğinde tekrar gizlice faaliyete başladı. birkaç defa bu şekilde kapatılıp açılınca ve son olarak 1935'te kapatılınca, başlangıçta destek oldukları atatürk reformlarından desteklerini geri çektiler.
1956'da türkiye büyük locası adıyla yeni bir loca kuruldu. ancak kurulumla ilgili bazı ilkesel şartlara uyulmadığından, faaliyetlerine düzensiz masonluk denen grand orient tarafında devam ettiler. düzenli masonluğa geçme gayreti gösterirken ismi de hür ve kabul edilmiş masonlar büyük locası olarak yenilendi. 70'li yıllarda ingiltere birleşik büyük locası tarafından da tanındı.
türkiye'de birçok şehirde faaliyette bulunan yaklaşık 14 bin üyeleri var. locada siyaset ve din konularında tartışmalar yapmak yasak. locaya yalnızca 21 yaşını doldurmuş, yaratıcı inancına sahip olan erkekler kabul ediliyor. tekris adı verilen törenden sonra kabul edilen adaylar, çırak, kalfa ve üstat derecelerinde çalışıyorlar. üyeleri dışındaki herkese kapalı olan bu topluluk, kendilerini resmi sitelerinde şu şekilde tanımlıyor:
"masonluk, tanrı’ya inanç temeli üzerine kurulu ezoterik ve inisiyatik bir kardeşlik kurumudur. insanlar arasında sevginin, toleransın ve kardeşliğin hüküm sürmesini; insanlığın hürriyet, barış, adalet ve huzur içinde gelişmesini hedefleyen masonluk, ortak bir insanlık ülküsünün gerekliliğini kabul eder. bu ülkünün gerçekleşmesi için insan kişiliğine saygıyı, bütün insanların iyiliğine çalışmayı, bireyin özgürlüğü ve ahlaki sorumluluğunu, insanların hak ve ödev eşitliğini, bilime saygıyı temel ilkeler olarak benimser."
tabi her ne kadar bu tür olumlu görünen açıklamalar sık sık yapılsa da, birçok komplo teorisinde adları sık sık geçen, özellikle tapınak şövalyeleri ile olan bağlantıları ve illuminati gibi örgütlerle olan ilişkilerinden dolayı, her zaman dünyadaki büyük olaylarda parmağı olduğu düşünülen bir topluluk bu.
--- alıntı ---
devamını gör...
fakirler intihar etseydi memleketin yarısı intihar ederdi
intiharın psikolojik olduğu kadar sosyolojik bir durum olduğunu bilmeyen bir belediye başkanının söylemidir.
devamını gör...
yaşar nuri öztürk
hayatını islam dinini en doğru şekilde insanlara anlatmak için adamış,kesinlikle büyük saygı duyulasi bir insandır kendisi. (allah rahmet eylesin)
bir çok insan onun sayesinde kendi dilinde okudu islam dininin kutsal kitabı kuranı kerimi. benim gözümde türkiye'ye türkçe kur'an okutan kişidir yaşar nuri öztürk.
sayısız kitabı var her kitabında yeni bir bakış açısı, yeni bir aydınlanma yaşarsınız.
geleneksel islam anlayışını yerden yere vurduğu için dinciler çok sevmez kendisini, vefat ettiği zaman hakkında saçma sapan çok şey söylendi.
cidden çok üzücü.
bir çok insan onun sayesinde kendi dilinde okudu islam dininin kutsal kitabı kuranı kerimi. benim gözümde türkiye'ye türkçe kur'an okutan kişidir yaşar nuri öztürk.
sayısız kitabı var her kitabında yeni bir bakış açısı, yeni bir aydınlanma yaşarsınız.
geleneksel islam anlayışını yerden yere vurduğu için dinciler çok sevmez kendisini, vefat ettiği zaman hakkında saçma sapan çok şey söylendi.
cidden çok üzücü.
devamını gör...
sillage (yazar)
profil resmi tam ısırmalık, yazıları çok değerli tatlı yazarımız.
devamını gör...
frambuazlı tulumba
şu ekonomik durumda siz hamurdan başka bir şey yiyemezsiniz, baklava falan neyinize, frambuazla oyalanın işte demektir.
devamını gör...
beğeni almayıp sürekli yazan yazar
ben kendimi beğeniyorum arkadaşlar siz beğenmeseniz de olur, teşekkürler.
devamını gör...
fransızcadan türkçeye geçmiş kelimeler
(bkz: ekler)fransızca éclair
içi krema ile doldurulmuş bir pasta türü.
içi krema ile doldurulmuş bir pasta türü.
devamını gör...
istanbul
canını sevenin* işi gücü bırakıp bir an önce uzaklaşması gereken şehir. (ama lütfen izmir dışındaki bir yere. orası için de benzer bir durum söz konusu diye biliyorum çünkü.)
gidemeyenler de kendilerince önlem almalı. elbette ki kiralar ve ev fiyatları insanlık dışı boyutlara ulaştı bunun farkındayım ancak hiçbir şey yapılamıyorsa bile en azından güvenlik amaçlı önlemler alınmalı. zira bu depremde, deprem anında ölenler bile şanslı sayılabilir durumda olacak. hayatta kalanları çok daha korkunç tehlikeler bekliyor olacak çünkü. bir kere yıkılan on binlerce bina arasında enkaz altında kalan insanların çoğuna sağ olarak ulaşılması çok zor ve hatta bazıları için imkansız olacak. bu insanlar ve sağ olarak kurtulmayı başaran diğerleri için yağma, kaçırılma, hastalık, açlık, susuzluk, tıbbi müdahaleye ulaşamama gibi çok çeşitli tehlikeler söz konusu olacak muhtemelen.
devletten beklentisi olan saf arkadaşlara orman yangınları deyip çekilmek istiyorum sadece. yangını rant kapısı olarak gören adamlar, yıkılan bir şehrin tümü için ihale falan kapatır herhalde. hele eş zamanlı olarak başka bir ülkede doğal afet olursa siz o zaman seyredin. güçlü türkiye nidalarıyla bütün yardımlar oraya gider ve sorumluluk istanbul belediyesi'ne yıkılarak konu kapatılır; adım gibi eminim.
depremin yaratacağı yıkımı hepimiz biliyoruz zaten ancak esas korku seansı
deprem olduktan sonra başlayacak.*
(yağma derken sadece maddi anlamda anlamayın; başta kadın, çocuk, yaşlı, hasta ve engelliler olmak üzere herkes büyük tehlikede.)
bunun dışında çöken iletişim ağları sebebiyle, belki birkaç televizyon kanalı haricinde deprem olduğunu bile zamanında öğrenemeyebiliriz.
kısacası, bu şehri hiç iyi günler beklemiyor.
gidemeyenler de kendilerince önlem almalı. elbette ki kiralar ve ev fiyatları insanlık dışı boyutlara ulaştı bunun farkındayım ancak hiçbir şey yapılamıyorsa bile en azından güvenlik amaçlı önlemler alınmalı. zira bu depremde, deprem anında ölenler bile şanslı sayılabilir durumda olacak. hayatta kalanları çok daha korkunç tehlikeler bekliyor olacak çünkü. bir kere yıkılan on binlerce bina arasında enkaz altında kalan insanların çoğuna sağ olarak ulaşılması çok zor ve hatta bazıları için imkansız olacak. bu insanlar ve sağ olarak kurtulmayı başaran diğerleri için yağma, kaçırılma, hastalık, açlık, susuzluk, tıbbi müdahaleye ulaşamama gibi çok çeşitli tehlikeler söz konusu olacak muhtemelen.
devletten beklentisi olan saf arkadaşlara orman yangınları deyip çekilmek istiyorum sadece. yangını rant kapısı olarak gören adamlar, yıkılan bir şehrin tümü için ihale falan kapatır herhalde. hele eş zamanlı olarak başka bir ülkede doğal afet olursa siz o zaman seyredin. güçlü türkiye nidalarıyla bütün yardımlar oraya gider ve sorumluluk istanbul belediyesi'ne yıkılarak konu kapatılır; adım gibi eminim.
depremin yaratacağı yıkımı hepimiz biliyoruz zaten ancak esas korku seansı
deprem olduktan sonra başlayacak.*
(yağma derken sadece maddi anlamda anlamayın; başta kadın, çocuk, yaşlı, hasta ve engelliler olmak üzere herkes büyük tehlikede.)
bunun dışında çöken iletişim ağları sebebiyle, belki birkaç televizyon kanalı haricinde deprem olduğunu bile zamanında öğrenemeyebiliriz.
kısacası, bu şehri hiç iyi günler beklemiyor.
devamını gör...
kız çocuğuna şantajla 1 yıl boyunca tecavüz eden aşağılıklar
ufacık bir çocuğun hayatını mahvetmiş yaratıklardır. insanda hiç mi vidan, hiç mi mide olmaz? ben gerçekten dayanamıyorum artık. keşke bir yaratıcı olsaydı da böyle şeylere izin vermeseydi demekten öteye gidemiyorum, bu mahlukların bizim adalet sistemimizde ceza alacağına inanmıyorum çünkü.
şimdi o çocuk hayatına nasıl devam edecek? bu travmayı nasıl atlatacak? bu tür durumlarda ötenazi seçeneğinin de gerekliliğine inanıyorum. kalan hayatının her gününü cehennem gibi geçirmek istemeyen bir kişi huzur içinde bu dünyadan kurtulabilmeli bence. bilmiyorum, sinirden düşüncelerim hep birbirine karışıyor
şimdi o çocuk hayatına nasıl devam edecek? bu travmayı nasıl atlatacak? bu tür durumlarda ötenazi seçeneğinin de gerekliliğine inanıyorum. kalan hayatının her gününü cehennem gibi geçirmek istemeyen bir kişi huzur içinde bu dünyadan kurtulabilmeli bence. bilmiyorum, sinirden düşüncelerim hep birbirine karışıyor
devamını gör...
kitap alıntıları
" başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin ; şimdi başla, şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla."
cesur yeni dünya - aldous huxley
cesur yeni dünya - aldous huxley
devamını gör...
mecliste ana dilde eğitim tartışması
anadili kürtçe olan bir kadının sonradan öğrendiği türkçeyi şiveli kullanması üzerinden argüman üretiliyor. hakikaten max milliyetçi zekası. bu bir ingiliz’in türkçe’yi hatalı kullanmasıyla dalga geçip aşağılamaya benziyor. ancak milliyetçi kardeşimiz için kürt ve kürtçe diğer halklar ve dillerden farklı bir yere konumlandırılmalıdır. iran’da farsça’yı sekansına uygun konuşmayan türklerle dalga geçen fars milliyetçileri ırkçıdır ama kendisi çağdaş ve medenidir.
ikinci olarak hala daha kürtçe üzerinde baskı yokmuş gibi tavır takınıyorlar. bunlar kürtçe yasaklandığında bakın size insan diyoruz daha ne istiyorsunuz, ahmet kaya kürtçe şarkı söylemek istediği için linçlendiğinde bakın kürtçe yasak değil daha ne istiyorsunuz diyordu. hem kürt halkının hem onların haklı mücadelelerine ortak olan demokratların zaferleri sonucunda edinilen her kazanımı şimdi devletin armağanı gibi lanse etmeye utanmadan devam ediyorlar. kürtçe yasağı uğruna vedat aydın’ların, kürtçe şarkılar uğruna ahmet kaya’ların bedel ödediğini bilmemezlikten gelerek yapıyor bunu.
bu arada utanmadan kürtçe bölümüne rağbet yok geyiği yapıyor bak bakalım niye yok
faşizmini 1930’lar almanyasındaki yaşayıp 2020’ler almanyasındaki gibi bir refaha sahip olabileceğini sanan cahiller erdoğan’ı bile hak etmiyor.
ikinci olarak hala daha kürtçe üzerinde baskı yokmuş gibi tavır takınıyorlar. bunlar kürtçe yasaklandığında bakın size insan diyoruz daha ne istiyorsunuz, ahmet kaya kürtçe şarkı söylemek istediği için linçlendiğinde bakın kürtçe yasak değil daha ne istiyorsunuz diyordu. hem kürt halkının hem onların haklı mücadelelerine ortak olan demokratların zaferleri sonucunda edinilen her kazanımı şimdi devletin armağanı gibi lanse etmeye utanmadan devam ediyorlar. kürtçe yasağı uğruna vedat aydın’ların, kürtçe şarkılar uğruna ahmet kaya’ların bedel ödediğini bilmemezlikten gelerek yapıyor bunu.
bu arada utanmadan kürtçe bölümüne rağbet yok geyiği yapıyor bak bakalım niye yok

faşizmini 1930’lar almanyasındaki yaşayıp 2020’ler almanyasındaki gibi bir refaha sahip olabileceğini sanan cahiller erdoğan’ı bile hak etmiyor.
devamını gör...


