istanbul'un kademeli normalleşme sürecine geçecek olması
yahu bugün işten çıktım 18:00 civarı da yürüyerek eve gidiyorum izim kağıdım çantada, her yer polis çünkü her an biri çevirecek bekliyorum. sonra o da ne ee sokaklar hala kalabalık. hatta müptezellerin çoğu walking dead misali sokağa dökülmüş gündüz vakti eve giderken tedirgin oldum. hiç kimse de bir şey demiyor. istanbul normalleşmiş çoktan, bunları kastettiği normalleşme cafede oturup americano höpürdetmek.
devamını gör...
maaşın çeker çekmez bitmesi
(bkz: kredi kartımın maaşı yatmış)
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının almış olduğu en güzel iltifat
oğlumun "anne, seninle gurur duyuyorum" demesi..
devamını gör...
kadın yazarların daha fazla oylanması ve takipçilerinin daha fazla olması
çünkü cinselliğin afrikasıdır bu topraklar.
devamını gör...
tarihi şahsiyetler yazar olsa açacağı başlıklar
hitler - pariste ilk selfi
devamını gör...
sarı çizmeli mehmet ağa
rahmetli barış manço'nun muhteşem eseri.ismi "sarı çizmeli mehmet ağa" da olsa yaz dostum olarak bilinir çoğunlukla.barış abi'nin siyah beyaz orijinal klipteki koreografisi muazzamdır.
devamını gör...
yazarların sevdikleri tablolar
yıldızlı gece-van gogh.
devamını gör...
duyulunca mutlu eden sözler
sen mükemmel bir insansın..
kadın değil insan.. bundan daha öte beni mutlu edecek bir cümle yok..
kadın değil insan.. bundan daha öte beni mutlu edecek bir cümle yok..
devamını gör...
efendi bir insan olmaktan vazgeçilen an
bu konu benim canımı hep sıkan bir konu olmuştur. çevremde o kadar çok “şöyle kazık yedim sonra böyle oldum ... yok çok sevdimmm hayatımı s..kti ...yok efendilik hiç işime yaramadı bundan sonra p.ç takılacağım” muhabbetleri dönüyor ki sinir oluyorum. o zaman ölçülü efendi olun... değen kişiye değer gösterin... bunlardan bi haber gerçekten sevmeye gelmiş adamların bunda şuçu ne yani???yok illaa kazık yemiş birilerinden ; o da illa başkasından acısını çıkartacak. bence bu da saf kötülük, çünkü bilerek ve karar alınarak yapılan bir duruş tarzı.
devamını gör...
klasik müziği sevdirecek eserler
klasik müziği sıkıcı olduğu için sevmeyen insanlar var. bu kişilere klasik müziği sevdirmeyi kendime görev bildim* ve bildiğim biraz daha hareketli klasik müzikleri paylaşmaya karar verdim.
offenbach-can can(kadınların eteklerini kaldırdığı bir çeşit dans çeşididir ayrıca)
in the hall of the mountain king
ride of the valkyries
9. senfoni
ronda alla turca
offenbach-can can(kadınların eteklerini kaldırdığı bir çeşit dans çeşididir ayrıca)
in the hall of the mountain king
ride of the valkyries
9. senfoni
ronda alla turca
devamını gör...
zaman makineniz olsa değiştireceğiniz olay
havvanın yediği elmayı sırtına vurarak kustururdum
devamını gör...
yazarları tanımlayan renk
efenim her yazarımız bir renktir gözümde her rengin kendine özgü bir zerafeti ve güzelliği vardır. farklı renklerin uyumu degil midir ahengi sağlayan? bakalım hangi yazarlar hangi ruh halinde.
mavi,yeşil ve sarı.
mavi,yeşil ve sarı.
devamını gör...
surinam
güney amerika kıtasında, resmi dili felemenkçe, yüzölçümü 163.270 km², başkenti paramaribo olan bir ülkedir.
kuzeyinde atlas okyanusu, doğusunda fransız guyanası, güneyinde brezilya ve batısında guyana vardır.
amerika kıtasında nüfusuna göre en fazla müslüman bulunan ülke surinam'dır. müslümanların çoğu endonezya ve hint kökenlidir.
kuzeyinde atlas okyanusu, doğusunda fransız guyanası, güneyinde brezilya ve batısında guyana vardır.
amerika kıtasında nüfusuna göre en fazla müslüman bulunan ülke surinam'dır. müslümanların çoğu endonezya ve hint kökenlidir.
devamını gör...
olgunluk belirtileri
kişinin konuştuğu konular, konuşma sekli, düşünceleri, duygularını ifade ediş şekli. bunların hepsi olgunluk hakkında belirli bilgiler verir dostlar. ama bir kişi eğer dinlemeyi öğrendiyse bence olgun bir insan demektir. çünkü maalesef ki dinlemek her insanın harcı değildir.
devamını gör...
tarihe adını yazdırmış başarılı kadınlar
üst edit: lan fotoğraflar bile aynı olmuş yanlışlıkla, okumadan mı beğeni atıyorsunuz insafsızlar.
semiha es - ilk türk kadın savaş muhabiri ve fotoğrafçısı

semiha es 1912 istanbul doğumludur. küçüklüğünde evinde bulunan bir makine ile fotoğraf çekmeye başladı. o zamanlarda, cumhuriyet gazetesinin düzenlediği bir güzellik yarışmasına başvurur ama yaşı küçük olduğu için kabul edilmez. umutsuz bir şekilde dönerken hayatının aşkı, o dönemin ünlü gazetecisi hikmet feridun es ile karşılaşır. türk filmini andıran bu hikaye, semiha'nın annesinin ona zengin birini bulmasıyla ve semiha'nın da evden kaçıp, büyük aşkına gitmesiyle yani evlilikle son bulur. eşi ona fotoğraf çekmeyi öğretir ve dünyayı gezmeye başlarlar. hollywood starlarından, afrika yerlilerine daha sonra da kore savaşının fotoğraflarını çekmeye başlar. kore'de 3 yıl, vietnam'da ise 5 yıl savaş fotoğrafçılığı yapar. hürriyet gazetesindeki yazısı dikkat çeker ve okuyucuları bir sonraki yazıyı merakla bekler. türkiye'nin ilk kadın savaş fotoğrafçısı olan semiha es'in hikayesi böyledir. eşi 1992'de, kendisi ise 2012 yılında hayatını kaybeder.
marie curie - nobel fizik ödülü alan ilk kadın

babasının fizik öğretmeni olmasıyla, bilime ilgi duyan fransız bilim insanı marie curie, 1893'te fizik bölümünü 1894'te ise matematik bölümünü birincilik ile bitirdi. doktorasını yaparken, uranyumla yaptığı deneyler sonucu radyoaktiviteyi keşfeden marie curie, 1903 yılında fransa'da gelişmiş bilim alanında doktora unvanını alan ilk kadın oldu. aynı yıl marie doktora hocası olan antoine henri becquerel ile paylaştığı nobel fizik ödülü'nü alarak, tarihte nobel ödülü alan ilk kadın oldu. üstelik ödülü aldığı törende konuşma yapmasına izin verilmeyip, konuşmayı eşi pierre curie yaptı.
remziye hisar - ilk türk kadın kimyager

1902 yılında üsküp'te dünyaya gelen remziye hisar, cumhuriyet döneminin çağdaş bilimin öncülerinden ve kimya mesleğinin ilk kadın öncüsüdür. darülfünun'da fen bilimleri eğitimi alan ve sorbonne üniversitesinden doktoro derecesiyle mezun olan ilk türk kadındır. bu kimya bölümünden üç kadın öğrenciden sadece birisidir. kimya alanında bu kadar başarılı olmasının altında kendi deyimince; buluşlarda keşifler hep yabancı isimlerin yer alması onu üzmesi ve bu dalda başarılı olursa bir türk isminin yer almasını sağlayabileceğini düşünmesiydi.
rosa parks - amerikalı insan hakları savunucusu

rosa parks terzilik yapan siyahi bir kadındı. 1955 yılında otobüslerde beyazlara yer verme kuralına uymadığı için tutuklandı. parks'ın çıkardığı bu isyan birçok şeyin başlangıca neden oldu.. kamu düzenini bozmak suçundan dolayı tutuklanan parks, kefalet parası ödenince serbest bırakıldı. 5 aralık günü rosa parks mahkemeye çıkarıldı. aynı gün montgomery'de neredeyse bütün siyahilerin katıldığı bir otobüs boykotu gerçekleştirildi. bir yıldan uzun bir süre devam eden bu eylem, 1956 yılının aralık ayında otobüslerdeki bu uygulamaya son verilmesiyle eylem başarıya ulaşmış oldu.
anne frank - günlük yazarı

nazi almanya'sının simge isimlerinden biri olan anne frank almanya doğumlu olup, nazilerin almanya'yı kontrol altına almasıyla ailesiyle birlikte hollanda'ya gitmişlerdir. 2. dünya savaşı sebebiyle hollanda'daki yaşamını yazdığı günlüğü ile tanınmaktadır. daha sonra almanların hollanda işgaliyle amsterdam'da mahsur kalan aile, evdeki kütüphanenin gizli bir odasına saklanmışlardı. aile nazi toplanma kamplarına gönderildi. hayallerini ve yaşadığı her şeyi günlüğüne yazan anne, bu günlüğü bir kitap haline getirmek istiyordu. tifüse yakalanmasıyla savaşın bitimine 2 ay kalan hayatını kaybetti. ailelerinden bir tek babasının kamptan kurtulmasıyla, kızının günlüğüne ulaşıp, 1947 yılında günlüğü anne frank'in hatıra defteri ismi ile kitap haline getirtilmiştir.
leman bozkurt altınçekiç - ilk türk kadın jet pilotu

leman bozkurt altınçekiç ilk türk kadın jet pilotudur. liseyi bitirmesiyle türkkuşu inönü tesisleri'nde planör eğitimi aldı. 1954 yılında ise silahlı kuvvetlere, kadınların alınmasıyla ilgili karar çıkınca, izmir hava harp okuluna başvurup, 1955 yılında eğitime başladı. 1958'de eskişehir'deki jet eğitim filosuna katılıp, eğitimini tamamladı. nato kuvvetlerinde ilk ve uzun zaman boyunca tek kadın jet pilotu olmasıyla anılıyor.
selma rıza - ilk türk kadın gazeteci

1872'de dünyaya gelen selma rıza, tanzimat döneminin ilk türk kadın gazetecisidir. ailesinden gizlice kaçarak paris'e jön türk hareketine katılan abisinin yanına gitmişti. sorbonne üniversitesi'nde eğitimini tamamladı. ittihat ve terakki cumhuriyeti'nin tek kadın üyesi ve kızılay'ın kurucularındandır. istanbul'da müslüman osmanlı kadınları için okullar açılaması için mücadele etmiştir.
amelia earhart - atlas okyanusu'nu tek başına geçen ilk kadın pilot

atlas okyanusu'nu uçakla tek başına geçen ilk kadın pilottur. 1. dünya savaşı sırasında hastanelerde hemşirelik yaptı. 1932'de newfoundland'dan irlanda'ya uçarak atlas okyanusunu geçmiştir. abd'nin bir ucundan diğer ucuna geçtiği uçuşundan sonra, 1935'te newfoundland- irlanda arasındaki mesafeden daha uzun olan hawaii-california arasını tek başına uçan ilk kişidir. 1937'de fred noonan ile birlikte dünya turuna çıktı. yolculuğun üçte ikisi tamamlandığı sırada, atlas okyanusu'nun ortalarında kayboldu. 1937'de kaybolup 1938'de öldüğü ilan edildi. ama ne uçak parçalarına ne de herhangi bir ize rastlanılmadı.
lale orta - ilk türk fıfa kokartlı kadın hakemi

dünyada ve türkiye'de futbol organizasyonları üzerine analitik bir yaklaşım tezi ile kadın futbol doktorası olan lale orta, türkiye'nin ilk kadın futbol takımı olan dostlukspor'da kaleci ve kaptan olarak yer almış. bunun yanında türkiye'nin profesyonel futbol liglerinde antrenörlük yapabilecek diplomayı alarak ilk kadın futbol antrenörü olarak tanınıyor. 1986-2005 yılları arasında futbol hakemi olarak profesyonel ve amatör toplamda 500'ün üzerinde maçta görev aldı. türkiye profesyonel birinci, ikinci ve üçüncü lig'inde maç yöneten ilk kadın hakem olmuştu. sadece ulusal değil uluslararası olarak da ismi duyulan orta 1995'te fıfa tarafından seçilen 27 ülkeden 54 kadın hakem arasına girerek "dünyanın ilk fıfa kokartlı hakemleri" arasında yer aldı.
afife jale - türk tiyatrosunda sahneye çıkan ilk kadın tiyatrocu

türk tiyatrosunda sahne alan ilk kadın tiyatrocu olan afife jale, 1902 yılında istanbul'da doğdu. hüseyin suat'ın "yalamar" adlı oyununda emel rolünü oynamak üzere sahneye çıktı. afife jale'nin tiyatroya olan tutkusu ve o zamanlarda müslüman kadınların sahneye çıkmasının yasak olması nedeniyle ağır bedeller ödemiştir. 1923 yılında mustafa kemal atatürk'ün bu yasağı kaldırmasıyla sahneye çıkmaya devam etti. sahne aşkıyla hiçbir şeyden korkmadan birçok kadına ilham oldu.
coco chanel - fransız moda tasarımcısı

fransız moda tasarımcısı ve chanel markasının kurucusu coco chanel, “moda geçicidir ama stil kalır.” sözüyle modaya yepyeni bir bakış kazandırmıştır. kabarık etekler, süslü şapkalar ve diğer abartılı şıklığa rahatlık kavramını ekleyerek konforu ön planda tutan kendi tarzını yarattı. kendinden taviz vermeyen tavrı, devrimci ruhu ile kurduğu lüks moda evinin yanı sıra moda dünyasına bıraktığı izlerle mirasını yaşatmaya devam ediyor.
dorothy hodgkin - protein kristallografisi bilim dalının kurucusu

nobel ödüllü dorothy hodgkin; kolesterol, penisilin, b12 vitamini ve insülin moleküler yapılarının kaşifidir. tam 35 yıl süren çalışmalarının ardından, insülin yapısını çözmeyi başarmıştır. florence nightingale’den sonra başarılı çalışmalarından dolayı 60 yılda bir kraliyet tarafından başarı ödülü’ne atanan ikinci kadın oldu.
ındira gandhi- hindistan’ın ilk kadın başbakanı

hindistan’ın ilk kadın başbakanı olarak karşımıza çıkan ındira gandhi, göreve geldiği zamanlarda ülkesinin zor zamanlarla mücadele etmesini sağlayarak dağılmasının önüne geçiyor. ayrıca uzun bir süre başbakanlık görevini sürdüren gandhi, ikinci başbakan unvanına da sahip oluyor.
sabiha gökçen - türkiye’nin ilk kadın pilotu

türkiye’nin ilk kadın pilotu olan sabiha gökçen, aynı zamanda atatürk’ün manevi kızıdır. türk kadının her alanda başarılı olabileceğine inandığı için kendini bu alanda geliştiren askeri pilot gökçen, havacılık alanındaki başarılarından dolayı “9 numaralı murassa (iftihar) madalyası” ile ödüllendirilmiştir. 1991 yılında ise uluslararası havacılık federasyonu altın madalyası’nı almaya hak kazandı. bu sayede gökçen, abd’de düzenlenen kartallar toplantısı’nda dünya havacılık tarihine adını yazdıran 20 havacı arasından bu ödülü alan ilk kadın olma ünvanına da sahip olmuştur.
frida kahlo - meksikalı ressam

yaşamın büyük bir kısmını coyoacan’da geçiren ve burada dünyaya gelen frida kahlo, yaptığı resimler ile dönemin ikonlarından biri olmuştur. 18 yaşında geçirdiği kaza sonucu yatağa bağımlı hale gelmesi ve acılı yaşamını resmetmeyle başlayan ressamlık hayatı onu dünya tarihine ismini yazdıran kadın ressamlardan biri haline getirdi. kahlo’nun meksika’daki evi de, ülkenin en sık ziyaret edilen müzelerinden biri.
florence nightingale - istatistikçi

dönemin çok ötesinde bir görüşe sahip olan florence nightingale, italya’nın floransa şehrinde dünyaya geldi. 19. ve 20. yy’ın başlarında bir meslek olarak görülmeyen hemşireliği tüm dünyaya kabul ettirdi ve modern hemşireliğin kurucusu oldu. yaşamı boyunca içlerinde türkiye, almanya ve ingiltere bulunan çeşitli ülkelerde hemşirelik yaparak özellikle de savaş dönemlerinde pek çok askeri tedavi etti.
marilyn monroe - oyuncu

asıl ismi norma jeane montenson olan marlyn monroe, 1926 yılında los angeles’ta dünyaya geldi. 36 yaşında yaşama veda eden yıldız, hem güzelliği hem de sansasyonel hayatı ile bugün bile hala adından söz ettiren bir idol oldu. monroe’nin yaşamı boyunca ve sonrasında kapak yüzü olduğu sayısız derginin yanı sıra çeşitli kurumlardan aldığı pek çok ödül bulunuyor.
anna lee fisher - kimyager, doktor ve eski bir nasa astronotu

anna lee fisher, 1949 yılında abd’nin new york şehrinde dünyaya geldi. anna’nın tarihe adını yazdıran başarısı ise uzaya giden ilk anne olmasıydı. aslen kimyager olan astronot fisher, 1984 yılında uzaya gitti ve kadınların yaşamına bambaşka bir boyut getirdi. uzaydan döndüğünde yılın annesi ve yılın kadını seçildi. daha sonra nasa üstün hizmet madalyası’nı alarak tüm hemcinslerini ve anneleri gururlandırdı.
ve daha niceleri, unuttuğum olduysa affola.
yeryüzünde gördüğümüz her şey, kadının eseridir.
semiha es - ilk türk kadın savaş muhabiri ve fotoğrafçısı

semiha es 1912 istanbul doğumludur. küçüklüğünde evinde bulunan bir makine ile fotoğraf çekmeye başladı. o zamanlarda, cumhuriyet gazetesinin düzenlediği bir güzellik yarışmasına başvurur ama yaşı küçük olduğu için kabul edilmez. umutsuz bir şekilde dönerken hayatının aşkı, o dönemin ünlü gazetecisi hikmet feridun es ile karşılaşır. türk filmini andıran bu hikaye, semiha'nın annesinin ona zengin birini bulmasıyla ve semiha'nın da evden kaçıp, büyük aşkına gitmesiyle yani evlilikle son bulur. eşi ona fotoğraf çekmeyi öğretir ve dünyayı gezmeye başlarlar. hollywood starlarından, afrika yerlilerine daha sonra da kore savaşının fotoğraflarını çekmeye başlar. kore'de 3 yıl, vietnam'da ise 5 yıl savaş fotoğrafçılığı yapar. hürriyet gazetesindeki yazısı dikkat çeker ve okuyucuları bir sonraki yazıyı merakla bekler. türkiye'nin ilk kadın savaş fotoğrafçısı olan semiha es'in hikayesi böyledir. eşi 1992'de, kendisi ise 2012 yılında hayatını kaybeder.
marie curie - nobel fizik ödülü alan ilk kadın

babasının fizik öğretmeni olmasıyla, bilime ilgi duyan fransız bilim insanı marie curie, 1893'te fizik bölümünü 1894'te ise matematik bölümünü birincilik ile bitirdi. doktorasını yaparken, uranyumla yaptığı deneyler sonucu radyoaktiviteyi keşfeden marie curie, 1903 yılında fransa'da gelişmiş bilim alanında doktora unvanını alan ilk kadın oldu. aynı yıl marie doktora hocası olan antoine henri becquerel ile paylaştığı nobel fizik ödülü'nü alarak, tarihte nobel ödülü alan ilk kadın oldu. üstelik ödülü aldığı törende konuşma yapmasına izin verilmeyip, konuşmayı eşi pierre curie yaptı.
remziye hisar - ilk türk kadın kimyager

1902 yılında üsküp'te dünyaya gelen remziye hisar, cumhuriyet döneminin çağdaş bilimin öncülerinden ve kimya mesleğinin ilk kadın öncüsüdür. darülfünun'da fen bilimleri eğitimi alan ve sorbonne üniversitesinden doktoro derecesiyle mezun olan ilk türk kadındır. bu kimya bölümünden üç kadın öğrenciden sadece birisidir. kimya alanında bu kadar başarılı olmasının altında kendi deyimince; buluşlarda keşifler hep yabancı isimlerin yer alması onu üzmesi ve bu dalda başarılı olursa bir türk isminin yer almasını sağlayabileceğini düşünmesiydi.
rosa parks - amerikalı insan hakları savunucusu

rosa parks terzilik yapan siyahi bir kadındı. 1955 yılında otobüslerde beyazlara yer verme kuralına uymadığı için tutuklandı. parks'ın çıkardığı bu isyan birçok şeyin başlangıca neden oldu.. kamu düzenini bozmak suçundan dolayı tutuklanan parks, kefalet parası ödenince serbest bırakıldı. 5 aralık günü rosa parks mahkemeye çıkarıldı. aynı gün montgomery'de neredeyse bütün siyahilerin katıldığı bir otobüs boykotu gerçekleştirildi. bir yıldan uzun bir süre devam eden bu eylem, 1956 yılının aralık ayında otobüslerdeki bu uygulamaya son verilmesiyle eylem başarıya ulaşmış oldu.
anne frank - günlük yazarı

nazi almanya'sının simge isimlerinden biri olan anne frank almanya doğumlu olup, nazilerin almanya'yı kontrol altına almasıyla ailesiyle birlikte hollanda'ya gitmişlerdir. 2. dünya savaşı sebebiyle hollanda'daki yaşamını yazdığı günlüğü ile tanınmaktadır. daha sonra almanların hollanda işgaliyle amsterdam'da mahsur kalan aile, evdeki kütüphanenin gizli bir odasına saklanmışlardı. aile nazi toplanma kamplarına gönderildi. hayallerini ve yaşadığı her şeyi günlüğüne yazan anne, bu günlüğü bir kitap haline getirmek istiyordu. tifüse yakalanmasıyla savaşın bitimine 2 ay kalan hayatını kaybetti. ailelerinden bir tek babasının kamptan kurtulmasıyla, kızının günlüğüne ulaşıp, 1947 yılında günlüğü anne frank'in hatıra defteri ismi ile kitap haline getirtilmiştir.
leman bozkurt altınçekiç - ilk türk kadın jet pilotu

leman bozkurt altınçekiç ilk türk kadın jet pilotudur. liseyi bitirmesiyle türkkuşu inönü tesisleri'nde planör eğitimi aldı. 1954 yılında ise silahlı kuvvetlere, kadınların alınmasıyla ilgili karar çıkınca, izmir hava harp okuluna başvurup, 1955 yılında eğitime başladı. 1958'de eskişehir'deki jet eğitim filosuna katılıp, eğitimini tamamladı. nato kuvvetlerinde ilk ve uzun zaman boyunca tek kadın jet pilotu olmasıyla anılıyor.
selma rıza - ilk türk kadın gazeteci

1872'de dünyaya gelen selma rıza, tanzimat döneminin ilk türk kadın gazetecisidir. ailesinden gizlice kaçarak paris'e jön türk hareketine katılan abisinin yanına gitmişti. sorbonne üniversitesi'nde eğitimini tamamladı. ittihat ve terakki cumhuriyeti'nin tek kadın üyesi ve kızılay'ın kurucularındandır. istanbul'da müslüman osmanlı kadınları için okullar açılaması için mücadele etmiştir.
amelia earhart - atlas okyanusu'nu tek başına geçen ilk kadın pilot

atlas okyanusu'nu uçakla tek başına geçen ilk kadın pilottur. 1. dünya savaşı sırasında hastanelerde hemşirelik yaptı. 1932'de newfoundland'dan irlanda'ya uçarak atlas okyanusunu geçmiştir. abd'nin bir ucundan diğer ucuna geçtiği uçuşundan sonra, 1935'te newfoundland- irlanda arasındaki mesafeden daha uzun olan hawaii-california arasını tek başına uçan ilk kişidir. 1937'de fred noonan ile birlikte dünya turuna çıktı. yolculuğun üçte ikisi tamamlandığı sırada, atlas okyanusu'nun ortalarında kayboldu. 1937'de kaybolup 1938'de öldüğü ilan edildi. ama ne uçak parçalarına ne de herhangi bir ize rastlanılmadı.
lale orta - ilk türk fıfa kokartlı kadın hakemi

dünyada ve türkiye'de futbol organizasyonları üzerine analitik bir yaklaşım tezi ile kadın futbol doktorası olan lale orta, türkiye'nin ilk kadın futbol takımı olan dostlukspor'da kaleci ve kaptan olarak yer almış. bunun yanında türkiye'nin profesyonel futbol liglerinde antrenörlük yapabilecek diplomayı alarak ilk kadın futbol antrenörü olarak tanınıyor. 1986-2005 yılları arasında futbol hakemi olarak profesyonel ve amatör toplamda 500'ün üzerinde maçta görev aldı. türkiye profesyonel birinci, ikinci ve üçüncü lig'inde maç yöneten ilk kadın hakem olmuştu. sadece ulusal değil uluslararası olarak da ismi duyulan orta 1995'te fıfa tarafından seçilen 27 ülkeden 54 kadın hakem arasına girerek "dünyanın ilk fıfa kokartlı hakemleri" arasında yer aldı.
afife jale - türk tiyatrosunda sahneye çıkan ilk kadın tiyatrocu

türk tiyatrosunda sahne alan ilk kadın tiyatrocu olan afife jale, 1902 yılında istanbul'da doğdu. hüseyin suat'ın "yalamar" adlı oyununda emel rolünü oynamak üzere sahneye çıktı. afife jale'nin tiyatroya olan tutkusu ve o zamanlarda müslüman kadınların sahneye çıkmasının yasak olması nedeniyle ağır bedeller ödemiştir. 1923 yılında mustafa kemal atatürk'ün bu yasağı kaldırmasıyla sahneye çıkmaya devam etti. sahne aşkıyla hiçbir şeyden korkmadan birçok kadına ilham oldu.
coco chanel - fransız moda tasarımcısı

fransız moda tasarımcısı ve chanel markasının kurucusu coco chanel, “moda geçicidir ama stil kalır.” sözüyle modaya yepyeni bir bakış kazandırmıştır. kabarık etekler, süslü şapkalar ve diğer abartılı şıklığa rahatlık kavramını ekleyerek konforu ön planda tutan kendi tarzını yarattı. kendinden taviz vermeyen tavrı, devrimci ruhu ile kurduğu lüks moda evinin yanı sıra moda dünyasına bıraktığı izlerle mirasını yaşatmaya devam ediyor.
dorothy hodgkin - protein kristallografisi bilim dalının kurucusu

nobel ödüllü dorothy hodgkin; kolesterol, penisilin, b12 vitamini ve insülin moleküler yapılarının kaşifidir. tam 35 yıl süren çalışmalarının ardından, insülin yapısını çözmeyi başarmıştır. florence nightingale’den sonra başarılı çalışmalarından dolayı 60 yılda bir kraliyet tarafından başarı ödülü’ne atanan ikinci kadın oldu.
ındira gandhi- hindistan’ın ilk kadın başbakanı

hindistan’ın ilk kadın başbakanı olarak karşımıza çıkan ındira gandhi, göreve geldiği zamanlarda ülkesinin zor zamanlarla mücadele etmesini sağlayarak dağılmasının önüne geçiyor. ayrıca uzun bir süre başbakanlık görevini sürdüren gandhi, ikinci başbakan unvanına da sahip oluyor.
sabiha gökçen - türkiye’nin ilk kadın pilotu

türkiye’nin ilk kadın pilotu olan sabiha gökçen, aynı zamanda atatürk’ün manevi kızıdır. türk kadının her alanda başarılı olabileceğine inandığı için kendini bu alanda geliştiren askeri pilot gökçen, havacılık alanındaki başarılarından dolayı “9 numaralı murassa (iftihar) madalyası” ile ödüllendirilmiştir. 1991 yılında ise uluslararası havacılık federasyonu altın madalyası’nı almaya hak kazandı. bu sayede gökçen, abd’de düzenlenen kartallar toplantısı’nda dünya havacılık tarihine adını yazdıran 20 havacı arasından bu ödülü alan ilk kadın olma ünvanına da sahip olmuştur.
frida kahlo - meksikalı ressam

yaşamın büyük bir kısmını coyoacan’da geçiren ve burada dünyaya gelen frida kahlo, yaptığı resimler ile dönemin ikonlarından biri olmuştur. 18 yaşında geçirdiği kaza sonucu yatağa bağımlı hale gelmesi ve acılı yaşamını resmetmeyle başlayan ressamlık hayatı onu dünya tarihine ismini yazdıran kadın ressamlardan biri haline getirdi. kahlo’nun meksika’daki evi de, ülkenin en sık ziyaret edilen müzelerinden biri.
florence nightingale - istatistikçi

dönemin çok ötesinde bir görüşe sahip olan florence nightingale, italya’nın floransa şehrinde dünyaya geldi. 19. ve 20. yy’ın başlarında bir meslek olarak görülmeyen hemşireliği tüm dünyaya kabul ettirdi ve modern hemşireliğin kurucusu oldu. yaşamı boyunca içlerinde türkiye, almanya ve ingiltere bulunan çeşitli ülkelerde hemşirelik yaparak özellikle de savaş dönemlerinde pek çok askeri tedavi etti.
marilyn monroe - oyuncu

asıl ismi norma jeane montenson olan marlyn monroe, 1926 yılında los angeles’ta dünyaya geldi. 36 yaşında yaşama veda eden yıldız, hem güzelliği hem de sansasyonel hayatı ile bugün bile hala adından söz ettiren bir idol oldu. monroe’nin yaşamı boyunca ve sonrasında kapak yüzü olduğu sayısız derginin yanı sıra çeşitli kurumlardan aldığı pek çok ödül bulunuyor.
anna lee fisher - kimyager, doktor ve eski bir nasa astronotu

anna lee fisher, 1949 yılında abd’nin new york şehrinde dünyaya geldi. anna’nın tarihe adını yazdıran başarısı ise uzaya giden ilk anne olmasıydı. aslen kimyager olan astronot fisher, 1984 yılında uzaya gitti ve kadınların yaşamına bambaşka bir boyut getirdi. uzaydan döndüğünde yılın annesi ve yılın kadını seçildi. daha sonra nasa üstün hizmet madalyası’nı alarak tüm hemcinslerini ve anneleri gururlandırdı.
ve daha niceleri, unuttuğum olduysa affola.
yeryüzünde gördüğümüz her şey, kadının eseridir.
devamını gör...
kadın
bilindiği gibi evrim çok çeşitlidir. fiziksel olduğu kadar, bilişsel evrim de gerçekleşir. bir canlının evrim geçirebilmesi için de belli başlı etkenlerin bir araya gelmesi gerekir. bu etkenlerden biri de, yaşam ortamıdır.
ilk çağlara, ilk insanlara döndüğümüzde ise bugün yaşayan kadınların bilinç temellerinin, o devirden bu zamana kadar uzandığını görebiliriz. mağara adamları diye tabir ettiğimiz ilk insanların yaşam şekilleri günümüze kadar ulaşmış, bizden sonraki nesillerin de ''standardı'' olmaya devam etmiş.
özetle ayşe hanımın bugün hem çocuğuyla ilgilenmesi, hem ev işleriyle alakadar olması, kocası eve gelince sofranın hazır bulundurulması; bir mağara adamının bir mağara kadınını saçından tutarak onu yerde sürüklemesi ile başladı...
avcı erkek, zor doğa şartları altında güvenli mağaralarından çıkıp elinde mümkün mertebe bir mızrak ile ''belki bir yaban domuzu bulurum. yahut bir tavşan... biraz şanslıysam bir geyik ile bile mağarama dönebilirim. ama lütfen t-rex buralarda olmasın...'' diye söylene söylene maceralara atılıp karın tokluğuna çalışırken, kadının başına gelebilecek en büyük tehlike yakacak odun toplamak için kafasını mağaradan dışarı çıkarttığında bir kurbağa tarafından kovalanmak olabilirdi.
bu yüzden erkek gelişime açık, av olması gereken korkunç düşman karşısında sürekli yeni silah ve malzeme arayışına girmiş, çoluk çocuğunun karnı tok sırtı pek uyuyabilmesi için canını dişine takmış halde dünyayı keşfederken kadının en büyük görevi ''baba kızar'' diye veletleri mağaradan dışarı çıkarmamak olabilirdi. yahut biraz ilkelliklerini üstlerinden atmış iseler, topraktan çömlek yapıp yemesi zor çiğ eti yumuşatma deneyleri peşinde koşabilirdi.
o devirlerde kadına biçilen bu rol ise tamamen fiziksel özellikler ile alakalıydı. kadın narin, kadın zayıf, kadın ince... erkek haşin, erkek güçlü, erkek dayanıklı... o yüzden kadın, erkeğin yaşamını düzene sokma görevine atandı; atandırıldı. bu durumu da en güzel kendi teknikleriyle, mağaralara yaptıkları resimlerle açıklamışlar.
kadına biçilen bu rol, nesillere yansıdı elbette.
sonraki evrede kadınlar, erkek hegemonyasının kuvvetlenmesi ve devamlılığı için kullanıldılar. krallar, kendi hükümdarlıklarını güçlendirmek ve topraklarını genişletmek için, diğer kralların kızlarıyla evlendiler. o vakitlerde kadınlara dikta edilen ve (i:''mutluluğun'') o olduğuna ikna ettiren fikir bir prens ile evlenip, onun çocuklarını doğurmak idi. şimdiki kadınların ''beyaz atlı prens'' takıntısı da bu mottodan gelir...
dünyayı çizen ve yöneten erkeklerin süregelen döneminde kadınların nadir çırpınışları da olmadı değil.
yakın dönemde tvlerde izlenme rekorları kıran muhteşem yüzyıl dizisinin bize ilettiğine göre üç kıtaya hükmeden cihan padişahı muhteşem süleyman, hayatının son 30 yılını kaba tabirle karı-kız mevzularını çözmeye harcamış. kendi aklını başından alan hürrem sultan, ''sülüman da sülüman'' diye diye koca padişahın tırlatmasına neden olmuş, kendi oğlanlarının eşlerinin fişteklemeleri ile kardeşler arasında savaşlar çıkarmış, haremin favorisi olmak adına kadınlar birbirlerini boğdurmuş, şehzadelere sunulmak üzere birbirleriyle yarışa girmiş bir neslin küslük ve düşmanlıklarına çözüm aramak zorunda kalmış sultan süleyman... gösterilen, aşılanan bu.
daha öncesinde asya kıtasına hükmeden hun devleti, çinli prenses almaya başladıktan sonra yıkılma sürecine girmiş mesela... hun devleti ile çin imparatorluğu'nun barış sürecinde, hun yiğitler bol bol çinli prenses taşımış otlaklarına... sonuç ise malum, kavimler göçü ile başka bir erkek iktidarının temelleri atılmış.
asırlar arasında bu silinip giden nadir çırpınışlar dışında kadın, mağara adamının kendisine biçtiği rolü oynamaya devam etmiş.
-eve bak, evi düzenle, çocuklara bak, çocuk doğur, benimle ilgilen, erkeğinle ilgilen...
+neden?
-ben güçlüyüm, ben erkeğim, ben sana bakarım, ben seni korurum.
günümüzde bile kız çocuklarının yetiştirilme tarzına bakarsanız, bu gerçeği çok rahatlıkla görmek mümkün. küçük yaştan itibaren anne tarafından narinliğe zorlanan, çıtı pıtı olmak zorunda bırakılan, pembiş kıyafetler giydirilip oyuncak bebekleri süslemeye yönlendirilen kız, ileriki yaşlarda kendi ayakları üstünde duramayan, ağlak, zayıf ve çıtkırıldım bir karakter takınıp bir erkeğin himayesinde kendini güvene alma ihtiyacı hisseder.
halbuki o kız çocuğu, ilkokul sıralarında saçını çekiştiren yaşıtı erkeğe ''seni abime dövdürücem böhüüü'' diye haykırmak yerine sağlam bir tokat yapıştırsaydı kendisi, ne bir ağabeye ihtiyaç duyacaktı, ne de bir boyundurlukta yaşamak zorunda kalacaktı.
şimdiki çalışan kadınlar bile mesai bitiminde koştura koştura eve gelip, yemek hazırlayıp, çocuklara ders çalıştırıp, bebekleri pudralayıp, bulaşıkları makineye tıkıştırdıktan sonra anca dinlenme moduna girebiliyorlar. o da çat kapı gelen misafir olmazsa tabi...
bu süregelen düzen için, dünya bize şahane kılıflar da hazırlamamış değil. sözler söylenmiş mesela...
''yuvayı dişi kuş yapar.'' gibi... erkek de bunları kullanmasını iyi bilmiş. daha doğrusu, kadın, erkeğin bunları kullanmasına göz yummuş. rolünü kabullenmiş ve var olmaya devam etmiş.
ilk çağlardan beridir süregelen bu durum ise kadının evriminin temel taşı olmuş haliyle. hatta bir sonraki aşamaya geçip, genlerine işlemiş.
bir kadının mağara adamına saçından tutup sürüklemesine izin vermesi, tiki bir kızın kendisine zengin koca arama ihtiyacı hissetmesine neden olmuş.
ve kadınlar, kendi yarattıkları bu düzeni daha da güçlü kılmak adına feminizm diye bir akım yarattılar. slogan ne peki? ''erkeğin gölgesi altında yaşamamak...'' aslında bunu dillendirmek, kadın ve erkeklerin eşit olduğunu düşünen erkeğin kafasının karışmasına ve hatta ''yahu ben üstünmüşüm demek ki kadınlardan, yoksa bunlar niye böyle ayaklansın, en iyisi ben bunları biraz susturayım!'' diye düşünmesine bile neden oldu.
zira dinler bile, ''kadını erkeğin kafatası kemiğinden yaratmadık, kendisini erkeğin üstünde görmesin diye; erkeğin ayak kemiklerinden de yaratmadık, erkek onu ezmesin diye; biz kadını, erkeğin göğüs hizasındaki kemikten yarattık, onu kendisi gibi bilip sevsin, sarsın diye.'' derken; kadın, kendi yarattığı erkek hegemonyasının üstüne çıkmaya kalktığında gördüğü tek şey, daha fazla bulaşık oldu.
peki ne olacak?
eğer kainatın yönlendirmesiyle kadının kendisine biçtiği bu rol değişecekse, kadın bunu yine kendisi yapacak. ama ''biz feministiz yehuuu'' diye slogan atarak değil, kız evlatlarını kendi ayakları üstünde duracak şekilde, erkeğe muhtaç olmadan yetiştirmeye çalışarak;
varoluştan bu yana gelen genlerle oynayarak yapacak...
hatta mümkünse saçından sürüklenen kadın ayaklanıp, mağara adamına şamarı basacak.
ilk çağlara, ilk insanlara döndüğümüzde ise bugün yaşayan kadınların bilinç temellerinin, o devirden bu zamana kadar uzandığını görebiliriz. mağara adamları diye tabir ettiğimiz ilk insanların yaşam şekilleri günümüze kadar ulaşmış, bizden sonraki nesillerin de ''standardı'' olmaya devam etmiş.
özetle ayşe hanımın bugün hem çocuğuyla ilgilenmesi, hem ev işleriyle alakadar olması, kocası eve gelince sofranın hazır bulundurulması; bir mağara adamının bir mağara kadınını saçından tutarak onu yerde sürüklemesi ile başladı...
avcı erkek, zor doğa şartları altında güvenli mağaralarından çıkıp elinde mümkün mertebe bir mızrak ile ''belki bir yaban domuzu bulurum. yahut bir tavşan... biraz şanslıysam bir geyik ile bile mağarama dönebilirim. ama lütfen t-rex buralarda olmasın...'' diye söylene söylene maceralara atılıp karın tokluğuna çalışırken, kadının başına gelebilecek en büyük tehlike yakacak odun toplamak için kafasını mağaradan dışarı çıkarttığında bir kurbağa tarafından kovalanmak olabilirdi.
bu yüzden erkek gelişime açık, av olması gereken korkunç düşman karşısında sürekli yeni silah ve malzeme arayışına girmiş, çoluk çocuğunun karnı tok sırtı pek uyuyabilmesi için canını dişine takmış halde dünyayı keşfederken kadının en büyük görevi ''baba kızar'' diye veletleri mağaradan dışarı çıkarmamak olabilirdi. yahut biraz ilkelliklerini üstlerinden atmış iseler, topraktan çömlek yapıp yemesi zor çiğ eti yumuşatma deneyleri peşinde koşabilirdi.
o devirlerde kadına biçilen bu rol ise tamamen fiziksel özellikler ile alakalıydı. kadın narin, kadın zayıf, kadın ince... erkek haşin, erkek güçlü, erkek dayanıklı... o yüzden kadın, erkeğin yaşamını düzene sokma görevine atandı; atandırıldı. bu durumu da en güzel kendi teknikleriyle, mağaralara yaptıkları resimlerle açıklamışlar.
kadına biçilen bu rol, nesillere yansıdı elbette.
sonraki evrede kadınlar, erkek hegemonyasının kuvvetlenmesi ve devamlılığı için kullanıldılar. krallar, kendi hükümdarlıklarını güçlendirmek ve topraklarını genişletmek için, diğer kralların kızlarıyla evlendiler. o vakitlerde kadınlara dikta edilen ve (i:''mutluluğun'') o olduğuna ikna ettiren fikir bir prens ile evlenip, onun çocuklarını doğurmak idi. şimdiki kadınların ''beyaz atlı prens'' takıntısı da bu mottodan gelir...
dünyayı çizen ve yöneten erkeklerin süregelen döneminde kadınların nadir çırpınışları da olmadı değil.
yakın dönemde tvlerde izlenme rekorları kıran muhteşem yüzyıl dizisinin bize ilettiğine göre üç kıtaya hükmeden cihan padişahı muhteşem süleyman, hayatının son 30 yılını kaba tabirle karı-kız mevzularını çözmeye harcamış. kendi aklını başından alan hürrem sultan, ''sülüman da sülüman'' diye diye koca padişahın tırlatmasına neden olmuş, kendi oğlanlarının eşlerinin fişteklemeleri ile kardeşler arasında savaşlar çıkarmış, haremin favorisi olmak adına kadınlar birbirlerini boğdurmuş, şehzadelere sunulmak üzere birbirleriyle yarışa girmiş bir neslin küslük ve düşmanlıklarına çözüm aramak zorunda kalmış sultan süleyman... gösterilen, aşılanan bu.
daha öncesinde asya kıtasına hükmeden hun devleti, çinli prenses almaya başladıktan sonra yıkılma sürecine girmiş mesela... hun devleti ile çin imparatorluğu'nun barış sürecinde, hun yiğitler bol bol çinli prenses taşımış otlaklarına... sonuç ise malum, kavimler göçü ile başka bir erkek iktidarının temelleri atılmış.
asırlar arasında bu silinip giden nadir çırpınışlar dışında kadın, mağara adamının kendisine biçtiği rolü oynamaya devam etmiş.
-eve bak, evi düzenle, çocuklara bak, çocuk doğur, benimle ilgilen, erkeğinle ilgilen...
+neden?
-ben güçlüyüm, ben erkeğim, ben sana bakarım, ben seni korurum.
günümüzde bile kız çocuklarının yetiştirilme tarzına bakarsanız, bu gerçeği çok rahatlıkla görmek mümkün. küçük yaştan itibaren anne tarafından narinliğe zorlanan, çıtı pıtı olmak zorunda bırakılan, pembiş kıyafetler giydirilip oyuncak bebekleri süslemeye yönlendirilen kız, ileriki yaşlarda kendi ayakları üstünde duramayan, ağlak, zayıf ve çıtkırıldım bir karakter takınıp bir erkeğin himayesinde kendini güvene alma ihtiyacı hisseder.
halbuki o kız çocuğu, ilkokul sıralarında saçını çekiştiren yaşıtı erkeğe ''seni abime dövdürücem böhüüü'' diye haykırmak yerine sağlam bir tokat yapıştırsaydı kendisi, ne bir ağabeye ihtiyaç duyacaktı, ne de bir boyundurlukta yaşamak zorunda kalacaktı.
şimdiki çalışan kadınlar bile mesai bitiminde koştura koştura eve gelip, yemek hazırlayıp, çocuklara ders çalıştırıp, bebekleri pudralayıp, bulaşıkları makineye tıkıştırdıktan sonra anca dinlenme moduna girebiliyorlar. o da çat kapı gelen misafir olmazsa tabi...
bu süregelen düzen için, dünya bize şahane kılıflar da hazırlamamış değil. sözler söylenmiş mesela...
''yuvayı dişi kuş yapar.'' gibi... erkek de bunları kullanmasını iyi bilmiş. daha doğrusu, kadın, erkeğin bunları kullanmasına göz yummuş. rolünü kabullenmiş ve var olmaya devam etmiş.
ilk çağlardan beridir süregelen bu durum ise kadının evriminin temel taşı olmuş haliyle. hatta bir sonraki aşamaya geçip, genlerine işlemiş.
bir kadının mağara adamına saçından tutup sürüklemesine izin vermesi, tiki bir kızın kendisine zengin koca arama ihtiyacı hissetmesine neden olmuş.
ve kadınlar, kendi yarattıkları bu düzeni daha da güçlü kılmak adına feminizm diye bir akım yarattılar. slogan ne peki? ''erkeğin gölgesi altında yaşamamak...'' aslında bunu dillendirmek, kadın ve erkeklerin eşit olduğunu düşünen erkeğin kafasının karışmasına ve hatta ''yahu ben üstünmüşüm demek ki kadınlardan, yoksa bunlar niye böyle ayaklansın, en iyisi ben bunları biraz susturayım!'' diye düşünmesine bile neden oldu.
zira dinler bile, ''kadını erkeğin kafatası kemiğinden yaratmadık, kendisini erkeğin üstünde görmesin diye; erkeğin ayak kemiklerinden de yaratmadık, erkek onu ezmesin diye; biz kadını, erkeğin göğüs hizasındaki kemikten yarattık, onu kendisi gibi bilip sevsin, sarsın diye.'' derken; kadın, kendi yarattığı erkek hegemonyasının üstüne çıkmaya kalktığında gördüğü tek şey, daha fazla bulaşık oldu.
peki ne olacak?
eğer kainatın yönlendirmesiyle kadının kendisine biçtiği bu rol değişecekse, kadın bunu yine kendisi yapacak. ama ''biz feministiz yehuuu'' diye slogan atarak değil, kız evlatlarını kendi ayakları üstünde duracak şekilde, erkeğe muhtaç olmadan yetiştirmeye çalışarak;
varoluştan bu yana gelen genlerle oynayarak yapacak...
hatta mümkünse saçından sürüklenen kadın ayaklanıp, mağara adamına şamarı basacak.
devamını gör...
uçurtma avcısı
hem hungur hungur agladim , hem okudum. ucurtma yarismasi gununde yasananlardan sonra ozellikle, genellikle bu duygu karmasasini bende yasadim. hasan'in dostluguna hayran kaldim birde...
devamını gör...
tercih edilmiş yalnızlık
nasıl değerlendireceğini bilen birinin gelişimi için yaratabileceği en büyük fırsatlardan biridir.
devamını gör...

