merhaba sözlük!
bu arkadaşların ikisini (kara ve kokarca) 14 dönüm bir arazi içine türkiye'ye göçmüş almancı bir aileye sahiplendirdim. bağsız bir şekilde, 14 dönümü savunarak hayatlarına devam edecekler.
elbet sahiplendikten sonra sokağa salanlar da var ama ben de uzun süredir köpek sahiplendiriyorum, artık kimin ne yapacağını tahmin edebiliyor ve ona göre önlemler alıyorum. zaten verdiğim herkese bakamayacak olursanız bana haber verin diyorum. kalbinizi temiz ve ferah tutun. her şeyden önce daha sağlıklı. ayrıca ben de şehir dışına atılmış bir çok köpeği şehirde güzel bölgelere bıraktığım oldu fakat son zamanlarda köpeklere karşı bir nefret, bilinçli olarak yaratılıyor. bunun getirisi olarak da insanlar ve bazı belediyeler sokakta buldukları köpekleri rahatlıkla ölebilecekleri! yerlere bırakıyorlar. o yüzden bu yavruları şehire bırakmak istemedim. bir çok şeyi, bir çok açıdan düşünecek kadar deneyim sahibi oldum bu konuda. o yüzden lütfen bu çocuklara yuva bulmada destek olun, olmuyorsanız köstek olmayın.
kaldı 4!
devamını gör...

bu dizeden sonra ağlamışımdır efendim; seni unutmaya çalışmak da varmış.

- çatı katı
devamını gör...

gitmek,gidebilmek en zor şey aslında.ona karar verene kadar ne sular aktı kim bilir o köprünün altından.neler oldu da kişi gitmeye,vazgeçmeye karar verdi.

kimi zaman cesur olmayan, yıpratan insandan gitmek... kimi zaman da rahatsız hissedilen yerden gitmek..

hiçbir şeyin yarım kalmaması, hiçbir yerden ve kimseden gitmeye mecbur kalmamanız dileği ile...
devamını gör...

birkaç yıldır trend olmuş olan yani en azla yetinmek ve israftan kaçınmak. bu tarzı benimseyen yeni kuşak israfa karşı ve gardırobunda kıyafete çok yer vermiyor.
devamını gör...

ben sadece sözlük nedir ne yazılır nasıl kullanılır nasıl faydalanılır bilmeyen velet topluluğu görüyorum. keşke gerçekten+30 yaş bir oluşum olsaydı diyorum ki okuduğum şeyler şevkimi kaçırmasa sinirlerimi germese.
devamını gör...

fal bakan sözlük yazarlarından çok fal baktırmak isteyen sözlük yazarlarını bir araya toplayan başlık.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
daire içine aldığım yerde raphael hayatına aşkı ve merhameti yeniden sunmak için adeta diz çökmüş.bu erkek melek omzunda taşıdığın tüm yükleri almak için sabırsızlanıyor.
hayatına çektiğin setler (seni ne kadar kötülüklerden uzak tutmak için çekilmiş görünse de) güzel şeylerin akıp gelmesini engellemiş.şubat ayının son haftasına kadar alman gereken kararları sakin ve inanarak almalısın.acaba mı dediğin şeylere bir şans vermen gerekiyor. (bkz: birazsiyahbeyaz)
devamını gör...

kardeş kardeşinin ondan daha iyi yere gelmesini istemez onu kıskanır ama ölmesini de istemez ona kıyamaz anlamında atasözü.
devamını gör...

yaş aldıkça içimden sormak gelen iki sorudan biridir. diğeri de ikindi okundu mu sorusudur.

akşam ezanı okunduğunda eve girmek zorunda olan bir neslin üyelerinden biri olduğum içindir ki akşam ezanı önemlidir benim için.

akşam ezanı günün bitişini temsil eder zihnimin minberinde. haddinden fazla yaşlı olduğum ve öyle de hissettiğim için akşam ezanı okunduğunda bir ağırlık çöker üstüme. ajansı izleyip erkenden yatıp uyumak gelir içimden.

bu belki doğal bir durum olabilir ama benim gibi namaz kılmak konusunda idmansız olan birinin durup dururken ikindi okundu mu ya da akşam okundu mu diye sorması çok manasız kaçmaktadır ortamlarda.

bu soruları takip eden diğer eylemlere de girişince işler içinden çıkılmaz bir hal aldı benim için. sıratta tökezlemiş hacı gibi bir tedirginlik hissediyorum her soruşumda.

zaten okunduysa ne yapacağımı da bilmiyorum. ama soruyu sormanın akabinde bacaklarımı sıvazlayarak bir sandalyeye çöküp la havleler eşliğinde etrafı izlemeye de başladım. durup durup süleyman demirel’den bahsetmek, genç insanlara yeğenim diye hitap etmek, gazetelerde beş kupon yerine geçen altın kupon aramak ve beyoğlu’nda kravatla dolaştığım anları anlatmak istiyorum insanlara.

maltepe sigaramı dudağımın kenarında unutup kıbrıs barış harekatı zamanlarında yaşadığım zorluklardan bahsetmeye başlayacağım günleri de iple çekiyorum.

sanırım bir ses geldi kulağıma. müziği kısın. akşam okundu mu?
devamını gör...

'the bro code'- barney stinson
ı have ony one rule... diye başlayıp giden replikler serisi lvkfhşlg. bu arada the bro code diye kitap var cidden. ilgililere duyurulur.
madde 38: ''bir kanka ölümüne bir kavgada bile bir kankasının kasığına vurmaz. asla.''
madde 4: '' bir kanka, bir kadına kanka kuralları'ndan asla bahsetmez. kanka kuralları, hiçbir nedenle kadınlarla paylaşılamayacak, kutsal bir belgedir... hayır, o nedenle bile olmaz'' lkjlfksg
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

pop, rock ve soul müzik türü ile sanat icra eden amerikalı bir gruptur.

grup ilk defa 1994 yılında, üyeleri henüz lisede öğrenciyken, kara’s flowers adı altında biraraya gelmiştir.o dönemde grup adam levine,jesse carmichael, mickey madden ve ryan dussick ‘den oluşmaktadır.2001 yılında gruba yeni bir kan olarak james valentine’ın dahili ile grubun hem tarzı hem de maroon 5 olarak ismi değişmiştir.2006 yılında omzundan ve bileğinden sakatlanan ryan dussick gruptan ayrılmak zorunda kalmış , bu kayıp üzerine de matt flyn gruba dahil olmuştur.2012 yılında gruba veda eden jesse carmichael yerine de grup pj morton ile yoluna devam etmiş ,2 sene sonra jesse carmichael artı bir değer olarak yuvaya geri dönmüştür.son olarak sam farrar bu ekibe dahil olurken ne yazık ki 2020’de ise mickey madden gruptan ayrılmış ve grup bugünkü bu son güncel haline kavuşmuştur.

grup grammy,amerikan müzik ödülleri, en iyi yeni grup gibi birçok ödüle layık görülmüştür.

grubun en çok sevilen bazı şarkıları şunlardır:

bir dargın bir barışık problemli bir aşkın konu edildiği şarkıları:
this love



her düştüğünde elinden tutmak için onu bekleyen bir prense sahip, 18 lik kraliçeyi tasvir ettikleri şarkıları:
she will be loved



tatlı bir biçimde mick jagger’a laf attıkları şarkıları:
moves like jagger


daha önce milyon kere de söylenmiş olsa bu seferkinin gerçekten son geceleri olması gerektiğini iddia ettikleri şarkıları:
one more night



girls like you



kaynak:
tr.m.wikipedia.org/wiki/Mar...
devamını gör...

hüsrev ile şirin aşk hikayesindeki ferhad. yani bildiğiniz ferhad ile şirin hikayesindeki ferhad. durumlar çok karışık. hüsrev gerçekten yaşamıştır, hz. muhammed döneminde. sasani imparatorudur. (bkz: ii. hüsrev perviz) ki şirin de gerçekten yaşamıştır, ii. hüsrev'in karısıdır. yani gerçekte ferhad ile şirin'deki şirin'in, ferhad ile hiçbir alakası yoktur. kocası hüsrev'dir. hatta hz. muhammed, islami tarih kitaplarına göre, hüsrev'e mektup göndererek islam dinine davet etmiştir. hüsrev kabul etmemiştir ve üstelik hz. muhammed'in mektubunu küstahça yırtmıştır. hz. muhammed ona beddua etmiştir. ki hüsrev saltanat uğruna oğlu tarafından öldürülmüştür. zaten klasik tarih kaynakları da hüsrev'in suikaste kurban gittiğini yazar, ama kimin yaptığını yazmaz. işte bu hüsrev, hüsrev ile şirin aşk hikayesindeki hüsrev'dir. şirin de bunun karısıdır.

tabii konu ferhad. ferhad, hüsrev ve şirin gibi gerçek biri mi o bilinmiyor. ferhad'ın gerçekten yaşayıp yaşamadığı konusu meçhul.

dağ delme hikayesine gelelim. bu arada bu hüsrev ile şirin'in aşk hikayesi dolayısıyla ferhad'ın dağı falan delmesi konusu bence gerçek değildir. ama bu hikayenin, hüsrev'in hayatından alındığı söylenmiş ayrıca hikayenin bir kaynağı, yani bir aslı olduğu da bazıları tarafıından ileri sürülmüştür.

şirin, ferhad'a değil, hüsrev'e aşıktır. ki hüsrev de şirin'e aşıktır. fakat şirin, hüsrev'in kalbini kırınca hüsrev gidip başkasıyla evleniyor. şirin de, hizmetçisine yol açıp sarayına doğru süt akıtacak birini tutmasını söylüyor. çünkü şirin otlak bir arazide yaşamamaktadır. adam da, çin'den tanıdığı ferhad'ı bu iş için görevlendirir. ferhad işini yapar ama ilk görüşte şirin'e aşık olur.

hüsrev kıskanır ve ferhad'a kendisine mücevherler vereceğini ama şirin'in peşini bırakmasını söyler. ferhad reddeder. hüsrev de kendisine falanca büyük dağı delmesini, eğer yapabilirse şirin'i bırakacağını söyler. ferhad öyle bir şekilde aşık olmuştur ki şirin'e, hızla işi yapmaya koyulur. ve dağa şirin ve atının resmini yapar. bu olay dillere destan olur. şirin de atıyla birlikte bu manzarayı merak edip izlemeye gelir. fakat atı yaralanır ve şirin düşer, ferhad onu havada yakalar ve evine götürür.

ferhad nerdeyse dağı delmiştir, hüsrev endişelenir ve ferhad'ı ortadan kaldırmanın yolunu arar. sonra ferhad'a şirin'in öldüğüyle ilgili bir mektup gönderir. ferhad bu mektubu okur ve derhal can verir. hüsrev de şirin ile evlenir.

(bkz: hüsrev ve şirin)

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şükür ki hiç kullanmadığım bir uygulamadır.

ben 'aşk radyosu' gibi bir şey zannederdim.
devamını gör...

çocukluğumda aksini düşündüğüm eylemidir.

adı burcu'ydu. annesi oturduğumuz sitenin çocuk parkına getirir salıncakta sallardı. zihinsel engelliydi ve çok farklı bir enerjisi vardı. burcu ve annesiyle karşılaştığımda sokakta top oynuyorsam eğer soluklanma bahanesine durup onu seyrederdim. evdeysem, kimi zaman camdan sarkıp kimi zaman da gizliden gizliye perdenin kenarından onu izlerdim.

çok güzeldi, zihinsel engelini kavrayacak yaştaydım ama sallanırken savrulan saçları, öylesine saf kahkahaları ve inci gibi parlayan dişleriyle büyüsüne kapılıp giderdim. adını öğrendiğim gibi zamanla oturduğu apartmanı bile buldum. tesadüfen de olsa ona sitenin sınırları dışında denk gelmek beni çok sevindirmişti. çünkü her hafta annemle çıktığım pazartesi pazarının kurulduğu cadde üzerinde oturuyorlardı.

annesinin elinden tutup bizim parka sallanmaya geldiğinde, çok sefer deli divane olduğum topun peşinde koşmayı bıraktığımı hatırlıyorum. çünkü onun salıncakta sallanırken mutluluğunu görmek beni herşeyden alıkoyuyordu. balkondan annem seslense ve sevdiğim yemeği pişirdiğini söyleyip beni eve girmem için ikna etmeye çalışsa bile dönüp bakmazdım. güzel yüzlü burcu ve en büyük eğlencesi olan salıncakta sallanmasını izleyip onun mutluluğuna ortak olmak, herkesten gizlediğim tutkum haline gelmişti.

o zamanlar aklım evlilik mevzularına çok etmese de onunla bir hayat kurduğumu hayal ederdim. hayalimde hep mutluydu, gülüyordu ve ben de onun güzel yüzünü görüp huzurla doluyordum. çocuk aklımla bile acaba onu hayatım boyunca böyle güldürebilir miyim diye düşündüğüm, kendimce hayallere daldığım çok olurdu.

aradan çok uzun zaman geçti. aynı muhitte oturmama rağmen çocukluğuma dair unutmadığım bir karakter olan burcu'yu yıllar sonra tekrar gördüm. o ana kadar hiçbir şekilde karşıma çıkmamıştı. onu gördüğüm zaman bir koşu yanına gidip sarılmak istedim ama onun için yabancının tekiydim, hatta yanındaki annesi için de. içimden geldiği gibi ona asla sarılamayacağımı bilmek canımı çok yakmıştı.

askere gitmeden önce, birliğime katılmama 15, 20 gün varken zaman geçsin diye oturduğumuz yere yakın bir kafede garsonluk yaptım. burcu ve annesini en son orada gördüm. sanki onları ilk defa görüyorumuşcasına karşıladım, siparişlerini aldım ve servislerini açtım. annesi pizza istedi. ben de pizzayı çok severim.

belki de 15 yıl geçmişti anne ve kızı ilk gördüğüm günden beri. zaman onu değiştirmişti sanki. çocukluğumda göründüğünden daha durgun, belki biraz daha tedirgin ve huzursuz gibiydi. ya ben? ben de çocukluğumdaki gibi hayat dolu görünüyor muydum acaba dışarıdan? birazdan çok severek yiyeceği pizzasını ona götürürken hissiz gibi olduğumu hatırlıyorum. buz gibi.

ah be burcu. seni son gördüğümde ne hissedeceğimi bilemesem de bir zamanlar seni çok sevdiğimi söylemek isterdim. çocuk aklı mı derler yoksa çocuk kalbi mi bilmem. salıncakta sallanırkenki mutluluğunu her zaman olmasa da hep hatırlayacağım. bir sonraki yaşamda beraber sallanacağımızdan o kadar eminim ki. hem de en güneşli günlerde yine bizim sitenin parkında. umarım hayat senin için hep mutlu olduğun şekilde, annen için de biraz daha kolay geçmiştir.
devamını gör...

diğer adıyla berlin mavisi.
alman boya imalatçısı johan jacob diesbach yeni bir kırmızı renk bulmak üzere çalıştığı esnada malzemelerde kullandığı kalya taşı hayvan kanına bulaşıyor. sonuç olarak daha kırmızı değil, daha mavi renk ortaya çıktı. siyaha yakın mavi renk diyebiliriz.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

devamını gör...

taylandlı ekkachai ve laksana tiranarat'a ait rekor.

58 saat 35 dakika 58 saniye öpüşerek tarihe geçmişler. bir çift, bir önceki bu garip rekor denemesinde oksijen yetersizliği nedeniyle hastaneye kaldırılmış.
devamını gör...

yanlış olduğunu düşündüğüm tespittir.

aslında varlar fakat eskisi gibi 'farklılıkları' göze çarpmıyor çünkü istanbul'da ciddi anlamda yabancı nüfusu artmış durumda. burada biraz örtük ırkçılık yapacağım beni affedin ama artık farklı olan taraf 'biz' olduk gibi istanbul'da.*
devamını gör...

engin akyürek, 'türkiye'nin yıldızları' yarışmasında iki favorimden biriydi. yıllar evvel oturur onu ve beren saat'i izlerdim. ehh ben de iyi oyuncudan anlarım dememe gerek yok sanırsam.
tolga sarıtaş için fena değil, hatta iyi demekte sakınca görmüyorum.
başrolleri bu iki oyuncunun paylaştığı filmi, hakkında tek satır okumadan tesadüfen görüp izlemeye başladım.
mehmet ada öztekin duygusal filmleri yönetmeyi seviyor anladığım. dram üstü dram bir vizörden bakıyor.
güneydoğu'daki çatışmada bacağını bırakan yüzbaşı salih ve asteğmen kerim'in yolculuk hikayesi en kısa anlatımla.
salih'in ve kerim'in, flashbackler vasıtasıyla, geçmişlerine tanıklık ediyoruz bir yandan. yolculukları süresince değişik metaforlarla hikayenin hüzünlü yanlarına dair ipuçları da veriliyor.
spoiler vermek istemediğim için bundan sonrasına değinmeyeceğim. sadece şunu söylemeden geçemeyeceğim, senaryonun en önemli noktasını baştan da anlayabilirsiniz, sonunda hayretle de karşılayabilirsiniz.
film iki saat sürüyor, rahatlıkla 90 dakikalık bir film olabilirmiş. filmin ağır aktığını söylemekte sakınca yok ama merakla sonuna kadar izliyorsunuz.

asteğmenin zeybek oynadığı sahneye bayıldım. onca hüznün içinde en içimi açan sahne buydu.

şehitler ve gazilere dair haberler son 30 yılımızda hayatımızın içinde kanıksadığımız ama aslında hiç alışmamamız gereken haberlerdi. geride kalanların yaşamlarına dair ise pek bir şey bilmiyoruz. işte film bu bilmediğimiz yere dokunuyor.
bir hüzün bulutunun içinden öylece geçip gidecek iki saatiniz varsa, bu iki saati filmi izleyerek geçirin.
bir de duygu var filmde, salih'in karısı ve aslında iyi ki duygu gibi kadınlar var. taş gibi, duvar gibi sevdiklerinin arkasında duran kocaman yürekli kadınların hepsinin önünde saygı ile eğiliyorum.
bu bir yol hikayesi, bu bir geride kalanların dramı, bu bir türkiye gerçeği aynı zamanda. film diye öylesine bakıp geçmeyin, 30 yıldır, binlerce hatta onbinlerce kişinin trajedisi bunlar.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim