hyppytyynytyydytys
diğer dillerde karşılığı olmayan fince bir kelime.
pufidik, yumuşacık bir mindere (u:yastığa belki uygun bir koltuğa)oturulduğu andaki hazzı, memnuniyeti ifade eder. *
hani bu minder böyle yumuşaklığı ile insanı sarar, hafifçe içine gömülünür ve ister istemez bu konfor bir mutluluk, bir rahatlama hissi getirir . işte tam olarak bu his.
*
pufidik, yumuşacık bir mindere (u:yastığa belki uygun bir koltuğa)oturulduğu andaki hazzı, memnuniyeti ifade eder. *
hani bu minder böyle yumuşaklığı ile insanı sarar, hafifçe içine gömülünür ve ister istemez bu konfor bir mutluluk, bir rahatlama hissi getirir . işte tam olarak bu his.
*
devamını gör...
şahsiyet
kurgu olmasına çok sevindiğim bir konuyu ele alıyor dizi. son bölümünde içim çekildi resmen. bir kız çocuğunun dünyası yerle bir olurken insanların nefes alabilmeye devam etmesi midemi bulandırdı.
--- alıntı ---
eğer bir suç işlemek istiyorsan ama suçlanmak istemiyorsan, tek yapman gereken etrafına bir kalabalık toplamak. çünkü bir suçu yeterince büyük bir kalabalıkla birlikte işlersen, o artık suç değildir.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
eğer bir suç işlemek istiyorsan ama suçlanmak istemiyorsan, tek yapman gereken etrafına bir kalabalık toplamak. çünkü bir suçu yeterince büyük bir kalabalıkla birlikte işlersen, o artık suç değildir.
--- alıntı ---
devamını gör...
ülkeler sözlük yazarı olsaydı alacakları nickler
almanya: henüz üç yaşında bir kardeşim var seni ondan bile kıskanıyorum.
devamını gör...
ivanmilinski
bir an kaos sandim korkarak girdim.. dogum gunu kutlu olsun yazari. sanirim kaosun icinde gormek istedigim son yazardir kendisi. nice saglikli mutlu yillara.
devamını gör...
bir insanın kendisine yapabileceği en büyük kötülük
bütün bir yaşamını insanların düşüncelerine göre şekillendirip,korkarak ve bahaneler üreterek boşa harcamaktır bence.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
kardeşiyle sokaklarda hep
bir örnek giydirilen sen
nasıl sevmezsin eşitliği
yürürken düşen çoraplarını
aynı hizaya getirmek için
annen değil miydi önünde diz çöken
bir örnek giydirilen sen
nasıl sevmezsin eşitliği
yürürken düşen çoraplarını
aynı hizaya getirmek için
annen değil miydi önünde diz çöken
devamını gör...
elde sprey boya olsa duvara yazılacak şey
"duvara yazı yazmak yasaktır" yazardım, al sana mis gibi paradoks
devamını gör...
connecticut
eyaletin ismi kızılderili algonkin dilinde, gelgitli uzun nehrin dışında anlamındaki quinnehtukqut kelimesinden geliyor.
devamını gör...
sözlüğün en sevilen yazarı
yuh be. ayıp be. bir kişi de yazmaz mı beni be. şu an hepinize çok kırıldım. başımı alıp gidiyorum. kimseye inancım kalmadı. soran olursa ağlıyor deyin.
hayın insanlar
edit: ben bunu yazdıktan sonra biri sırf gönlümü almak için beni yazar sandım. harbiden püü.
hayın insanlar
edit: ben bunu yazdıktan sonra biri sırf gönlümü almak için beni yazar sandım. harbiden püü.
devamını gör...
boris pasternak
rus şair hatta şairlerin şairi boris pasternak veya tam adıyla boris leonidoviç pasternak yalnızca şair olarak anılmaması gereken bir isim. rainer maria rilke, paul verlaine ve william shakespeare gibi edebiyatın önemli isimlerinin eserlerini rusçaya çevirmiştir şairliğinin yanı sıra. pasternak sanatın içine doğmuştur ve çağdaşlarının aksine görece rahat bir hayata gözlerini açmıştır. belki biraz bu durumdan ötürü belki de birinci dünya savaşına katılamayacak durumda olmasından eserlerinde savaşın tahribatı görülmez, daha çok doğa ile iç içe ve aşk üzerine yazmıştır ama döneminin şartları gereği toplumdan da tam olarak kopması mümkün olmamış bu yüzden kendi şiir anlayışının içine yedirmiştir bu durumu. hayatı boyunca çoğu kez eserleri sansüre uğramış, yasaklanmış ve hatta hayatının sonlarına doğru kanser ile mücadele ederken ülkesinden sürülme ihtimali ile karşı karşıya kalmıştır ve zaten en sonunda da kansere yenik düşmüştür. erken dönem eserlerine bakıp kendisine sembolist demek ne kadar doğru olur bilmiyorum bana kalırsa pasternak sınırlandırılabilecek bir isim olmamıştır zaten hiç. 50 yaşlarının ortalarındayken olga ivinskaya ile tanışmış ve daha sonra şiirlerinde onun izleri de görülmüştür.
cemal süreya çevirisi ile öyledir öyle başlar şiiri:
insan iki yaşında da öyle başlar işte
ezgilerin karanlığına sıyrılır kucaklardan,
cıvıl cıvıl cıvıldar, mırıldar bir süre,
derken, üçüne doğru, sözler dökülür ağzından.
öyledir işte, yavaşça başlarsın anlamaya,
kapılıp bir türbinin büyük gürültüsüne,
sen misin bu, bir başkası mı yoksa,
yabancılaşmıştır evin, bir gölgedir annen de
bu zalim leylâk parıltısının nedir derdi?
bu dökülen, bu inen bir park kanepesine,
nedir? çocukları kaçırmak gibi bir şey mi?
öyledir işte, kuşlar öyle doluşur içine.
arttıkça artan kıvamını bulan acılardan:
yüreğinde ulaşılamayanın özlemi, uzak yıldızlar,
faust gibi olduğun, kafan bulandığı zaman
öyledir, öyle başlar çingene çalgıcılar.
uçaraktan yüce yüce gök katlarından
çevrili alanlar görürsün, evsiz topraklar,
ve denizler bir iççekiş kadar ansızın,
işte tıpkı öyle doğar heceler ve uyaklar.
yulafların üstünde, sırtüstü,yaz geceleri,
yakarır durur: her şey yerini alsın diye,
sakınarak gözünden şafağı ve evreni
öyle olacaktır, öyledir dalaşımız güneşle.
öyledir, öyle başlar yaşamak, dizelerle.
cemal süreya çevirisi ile öyledir öyle başlar şiiri:
insan iki yaşında da öyle başlar işte
ezgilerin karanlığına sıyrılır kucaklardan,
cıvıl cıvıl cıvıldar, mırıldar bir süre,
derken, üçüne doğru, sözler dökülür ağzından.
öyledir işte, yavaşça başlarsın anlamaya,
kapılıp bir türbinin büyük gürültüsüne,
sen misin bu, bir başkası mı yoksa,
yabancılaşmıştır evin, bir gölgedir annen de
bu zalim leylâk parıltısının nedir derdi?
bu dökülen, bu inen bir park kanepesine,
nedir? çocukları kaçırmak gibi bir şey mi?
öyledir işte, kuşlar öyle doluşur içine.
arttıkça artan kıvamını bulan acılardan:
yüreğinde ulaşılamayanın özlemi, uzak yıldızlar,
faust gibi olduğun, kafan bulandığı zaman
öyledir, öyle başlar çingene çalgıcılar.
uçaraktan yüce yüce gök katlarından
çevrili alanlar görürsün, evsiz topraklar,
ve denizler bir iççekiş kadar ansızın,
işte tıpkı öyle doğar heceler ve uyaklar.
yulafların üstünde, sırtüstü,yaz geceleri,
yakarır durur: her şey yerini alsın diye,
sakınarak gözünden şafağı ve evreni
öyle olacaktır, öyledir dalaşımız güneşle.
öyledir, öyle başlar yaşamak, dizelerle.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği çileler
bi' küçük çilemden bahsedeyim size...
daha önce belirtmiştim fakat denk gelmeyenler için hatırlatmakta fayda görüyorum; ben laz'ım ve evet, genellikle günün bazı saatlerinde kafamın durduğu doğrudur.
bundan yaklaşık 14 sene önce, rahmetli dedemden kalan aile apartmanının çatı katına, benim gibi laz olan babam, kat çıkma kararı aldı. gerekli izinler hem aile büyüğü rahmetli babaannemden hem de belediyeden alındı ve işe koyulduk.
benim, benim gibi laz olan yılların usta marangozu babam, inşaat işlerinde kendisine yardımcı olması için yine bizim gibi laz olan kendi amcasının oğlunu çalışma programına dahil etti.
gerekli yıkım-söküm-zıkkım gibi benim anlamadığım işler hususunda yine laz usulü bir program yapıldı, programa uygun olarak ilk önce bacanın yıkılması ve bu gibi işlerden hiç anlamadığım için amcaoğlunun ayak işlerini benim yapmam kararlaştırıldı.
babamın, babam ve benim gibi laz olan amcasının oğlu 4 katlı binamızın çatısına çıkıp bacaya gerekli müdahaleyi yapmaya başladığı esnada, 4. kattan zemine kadar tek bir beton blok halinde inen baca, binadan tehlikeli bir biçimde tek parça olarak ayrılmaya başladı...
gerçekleşmekte olan şeyi farkeden, babam ve benim gibi laz olan bu amcaoğlu, elinde urgandan hallice bir iple 4.katta bulunan evimize teşrif etti, tek parça beton blok halindeki bacaya ipi, mutfak camından dışarı sarkarak geçirdi ve yine aynı ipi benim elime tutuşturup ''tut'' dedi...
babam ve amcasının oğlu gibi laz olan ben, talimatı kat'i suretle anlayıp ipi, çölde günlerce susuz kalmış bedevinin 1.5 lt erikli su şişesine sarılması gibi tutmuş, yetmezmiş gibi bir de bir kaç tur koluma dolamıştım...
babam ve benim gibi laz olan amcaoğlu, ipi benim elime tutuşturduktan sonra çatıya çıkıp, bacayı kırmak için gerekli müdahalelere başladıktan takribi 2-3 dakika sonra, o koca beton bloğun tek parça halinde yavaşça binadan ayrılışını derbide atılmış jenerik bir golün defalarca verilmesi gibi ağır çekimde izledim. izledim ve ipe, bu ülkede parti başkanlarının genel başkanlık koltuğuna tutunduğu gibi sıkı sıkı tutunarak birazdan olacaklara kendimi hazırladım.
kendimi hazırladığım son gerçekleşmedi elbette. çünkü ben ve babam gibi laz olan amcaoğlu'nu, 17 yaşında bir körpe delikanlı olarak, o koca beton bloğu tek başıma tutabileceğime inandıracak ne mucize gösterdiğimi bilmeden buna inandırmış olduğumdan; bir anda ipin beni çekmesiyle ayaklarım yerden kesilmiş; ipin peşine 4.kattaki mutfak camından dışarı doğru havada süzülürken, son anda aydınlanmamla beraber (istanbul'un havasını teneffüs edip suyunu içtiğimden sanırım son anda aydınlandım) belime kadar camdan dışarı çıktığımda kurtulabilmiştim ancak koluma doladığım o ipten...
tüm bu bir kaç saniyede gerçekleşen olay sonucu ipin kolumdan sıyrılırken ki bıraktığı iz, haftalarca 'nike' amblemini hatırlattı her baktığımda bana. bi'de gerçekten ne kadar fazlaca laz olduğumuzu...
sonradan gelen edit: yaşımla çeliştim 9 değil, 14 sene... al, bak.. laz'ım işte...
daha önce belirtmiştim fakat denk gelmeyenler için hatırlatmakta fayda görüyorum; ben laz'ım ve evet, genellikle günün bazı saatlerinde kafamın durduğu doğrudur.
bundan yaklaşık 14 sene önce, rahmetli dedemden kalan aile apartmanının çatı katına, benim gibi laz olan babam, kat çıkma kararı aldı. gerekli izinler hem aile büyüğü rahmetli babaannemden hem de belediyeden alındı ve işe koyulduk.
benim, benim gibi laz olan yılların usta marangozu babam, inşaat işlerinde kendisine yardımcı olması için yine bizim gibi laz olan kendi amcasının oğlunu çalışma programına dahil etti.
gerekli yıkım-söküm-zıkkım gibi benim anlamadığım işler hususunda yine laz usulü bir program yapıldı, programa uygun olarak ilk önce bacanın yıkılması ve bu gibi işlerden hiç anlamadığım için amcaoğlunun ayak işlerini benim yapmam kararlaştırıldı.
babamın, babam ve benim gibi laz olan amcasının oğlu 4 katlı binamızın çatısına çıkıp bacaya gerekli müdahaleyi yapmaya başladığı esnada, 4. kattan zemine kadar tek bir beton blok halinde inen baca, binadan tehlikeli bir biçimde tek parça olarak ayrılmaya başladı...
gerçekleşmekte olan şeyi farkeden, babam ve benim gibi laz olan bu amcaoğlu, elinde urgandan hallice bir iple 4.katta bulunan evimize teşrif etti, tek parça beton blok halindeki bacaya ipi, mutfak camından dışarı sarkarak geçirdi ve yine aynı ipi benim elime tutuşturup ''tut'' dedi...
babam ve amcasının oğlu gibi laz olan ben, talimatı kat'i suretle anlayıp ipi, çölde günlerce susuz kalmış bedevinin 1.5 lt erikli su şişesine sarılması gibi tutmuş, yetmezmiş gibi bir de bir kaç tur koluma dolamıştım...
babam ve benim gibi laz olan amcaoğlu, ipi benim elime tutuşturduktan sonra çatıya çıkıp, bacayı kırmak için gerekli müdahalelere başladıktan takribi 2-3 dakika sonra, o koca beton bloğun tek parça halinde yavaşça binadan ayrılışını derbide atılmış jenerik bir golün defalarca verilmesi gibi ağır çekimde izledim. izledim ve ipe, bu ülkede parti başkanlarının genel başkanlık koltuğuna tutunduğu gibi sıkı sıkı tutunarak birazdan olacaklara kendimi hazırladım.
kendimi hazırladığım son gerçekleşmedi elbette. çünkü ben ve babam gibi laz olan amcaoğlu'nu, 17 yaşında bir körpe delikanlı olarak, o koca beton bloğu tek başıma tutabileceğime inandıracak ne mucize gösterdiğimi bilmeden buna inandırmış olduğumdan; bir anda ipin beni çekmesiyle ayaklarım yerden kesilmiş; ipin peşine 4.kattaki mutfak camından dışarı doğru havada süzülürken, son anda aydınlanmamla beraber (istanbul'un havasını teneffüs edip suyunu içtiğimden sanırım son anda aydınlandım) belime kadar camdan dışarı çıktığımda kurtulabilmiştim ancak koluma doladığım o ipten...
tüm bu bir kaç saniyede gerçekleşen olay sonucu ipin kolumdan sıyrılırken ki bıraktığı iz, haftalarca 'nike' amblemini hatırlattı her baktığımda bana. bi'de gerçekten ne kadar fazlaca laz olduğumuzu...
sonradan gelen edit: yaşımla çeliştim 9 değil, 14 sene... al, bak.. laz'ım işte...
devamını gör...
çocukken yaşanan hayal kırıklıkları
yaşadığım bir sağlık problemi nedeni ile ayak parmağım ampüte edilmişti. ailem de sağolsun "üzülme allah büyüktür eğer allah isterse kesilen parmağın yeniden çıkar, onun her şeye gücü yeter" vesaire diyerek beni teselli ediyorlardı. ben de bir gün parmağımın çıkacağına inandım daha doğrusu inandırıldım... tabi ki parmağım yeniden yerine gelmedi ve bu durum bende çok derin bir hayal kırıklığına yol açtı.
ebeveynler; lütfen çocuklarınıza onları teselli etmek için bile olsa gerçekleşmesi mümkün olmayan mantıksız şeyler söylemeyin...
ebeveynler; lütfen çocuklarınıza onları teselli etmek için bile olsa gerçekleşmesi mümkün olmayan mantıksız şeyler söylemeyin...
devamını gör...
mercimek çorbasını bir üst noktaya taşıyan detaylar
standart mercimek çorbasının lezzetini arttıracak detaylardır. mesela kemik suyuyla yapıp üzerine yağda yakılmış pul biber gezdirilmesi çorbayı kesinlikle bir üst noktaya çıkaracaktır.
devamını gör...
birey olmak
diğer insanlardan bağımsız olarak karar verebilmek, verdiği kararların sorumluluğunu üstlenebilme ve bunların sonucunda toplum içerisinde konumunu belirleyerek toplumdaki insanlardan bağımsız bir şekilde ayakta kalabilme olgunluğuna erişebilme olarak tanımlayabiliriz.
devamını gör...
türkiye'de seks köleliği
türkiye özellikle son yıllarda insan kaçakçılığı ve köleliğinin hızla yükseldiği ülkeler arasında. genel anlamda insan kaçakçılığı ve köleleğine dair raporlar bulunmakla birlikte seks köleliği konusunda yapılan araştırma sayısı daha az.
türkiye'de 2013 yılı itibariyle 3000 genelevde toplam 15 bin kayıtlı kadın seks işçisi çalışırken, kayıtlı olmayan kadın seks işçilerinin sayımsı 100.000'in üzerinde olduğu ve bunların yarısından fazlasının çocuk olduğu belirtilmekte.
erkek seks işçileri ve seks köleliği konusundaya detaylı çalışma yok. genelevlerde seks işçisi olarak çalışamayan erkek seks işçilerinin tamamı tıpkı 100bin kadın ve kız çocuğu seks işçileri gibi sokakta mafyanın elinde köle olarak çalışmakta. yine erkek seks işçilerinin yarısına yakınının çocuk olduğu belirtilmekte.
türkiye'de seks kölelerinin büyük bölümü doğu ve güneydoğudaki öksüzler, baltık cumhuriyetlerinden getirilen çocuklar ve son yıllarda suriyeli göçmen çocuklar.
2016 yılı insan kaçakçılığı raporlarına göre türkiye'de köle olarak bulunan kişi sayısı 480.000 ve bu kişiler kimi zaman tarım işçisi, sanayi işçisi, temizlikçi vb olarak zorla parasız köle olarak çalıştırıldıkları gibi özellikle 18 yaş altındaki kız ve erkek çocukları parasız seks kölesi olarak çalıştırılmakta.
türkiye'de köleliğe dair haberlerden bir kısmı için : buradan
türkiye'de 2013 yılı itibariyle 3000 genelevde toplam 15 bin kayıtlı kadın seks işçisi çalışırken, kayıtlı olmayan kadın seks işçilerinin sayımsı 100.000'in üzerinde olduğu ve bunların yarısından fazlasının çocuk olduğu belirtilmekte.
erkek seks işçileri ve seks köleliği konusundaya detaylı çalışma yok. genelevlerde seks işçisi olarak çalışamayan erkek seks işçilerinin tamamı tıpkı 100bin kadın ve kız çocuğu seks işçileri gibi sokakta mafyanın elinde köle olarak çalışmakta. yine erkek seks işçilerinin yarısına yakınının çocuk olduğu belirtilmekte.
türkiye'de seks kölelerinin büyük bölümü doğu ve güneydoğudaki öksüzler, baltık cumhuriyetlerinden getirilen çocuklar ve son yıllarda suriyeli göçmen çocuklar.
2016 yılı insan kaçakçılığı raporlarına göre türkiye'de köle olarak bulunan kişi sayısı 480.000 ve bu kişiler kimi zaman tarım işçisi, sanayi işçisi, temizlikçi vb olarak zorla parasız köle olarak çalıştırıldıkları gibi özellikle 18 yaş altındaki kız ve erkek çocukları parasız seks kölesi olarak çalıştırılmakta.
türkiye'de köleliğe dair haberlerden bir kısmı için : buradan
devamını gör...
edebiyatçıların ilginç ölümleri
bir örnek de oğuz atay'dan verilebilir.
söylentiye göre oğuzcuğum atay, altay gündüz'ün evinde bir dost meclisinde iken tuvalete gider ve uzun süre çıkmaz. telaşlanırlar, seslenirler en sonunda. ve "sevinmeyin, daha ölmedim." cevabını alırlar. ev halkı o anda bu cevap üzerine gülüp eğlenir ama aslında bunlar oğuz atay'ın son sözleri olacaktır.
söylentiye göre oğuzcuğum atay, altay gündüz'ün evinde bir dost meclisinde iken tuvalete gider ve uzun süre çıkmaz. telaşlanırlar, seslenirler en sonunda. ve "sevinmeyin, daha ölmedim." cevabını alırlar. ev halkı o anda bu cevap üzerine gülüp eğlenir ama aslında bunlar oğuz atay'ın son sözleri olacaktır.
devamını gör...



