aşık olunası film karakteri
devamını gör...
sevim tanürek
11 mayıs 1998'de yayalar için yeşil ışık yandığı sırada yaya geçidinden karşıdan karşıya geçerken dönemin istanbul büyükşehir belediye başkanı recep tayyip erdoğan'ın oğlu ahmet burak erdoğan'ın kullandığı 34 abr 93 plakalı opel marka otomobilin çarpması sonucu hayatını kaybeden klasik türk müziği sanatçısı.
kazadan (!) hemen sonra, istanbul büyükşehir belediyesi'ne ait arazözler, kazanın yapıldığı caddeyi baştan aşağı deterjanlı sularla yıkadılar. böylece delil niteliğindeki 35 metrelik fren izleri ortadan kaldırıldı.
kaza (!) sonucu hayatını kaybeden sevim tanürek 8'de 8 kusurlu bulundu. ahmet burak erdoğan ise kusursuz bulundu. ahmet burak erdoğan'ın, olay tarihi itibarı ile ehliyetsiz olduğu iddia edildi. ahmet burak erdoğan hakkında kusursuzluk raporu veren adli tıp kurumu ihtisas dairesi'nin başındaki eyüp çakmak, türkiye denizcilik işletmeleri a.ş.'ye genel müdür oldu.
sevim tanürek'in eşi yaşananları şu sözlerle anlatıyor:
"tayyip'in oğlu kırmızı ışıkta hızla geçiyor. peşine siren çalarak ekip takılıyor. kaçarken, yaya geçidine 5 metre kala eşime çarpıyor. 30 metre sürüklüyor. eşim 6 gün sonra vefat etti. yakalandığında polislere tayyip'in oğlu olduğunu söylüyor. zaten o andan itibaren her şey değişti. karakola gittik, çocuğun ehliyetini sormuyorlar. polislere bunu hatırlattığımızda "siz ukalalık etmeyin, biz ne yapacağımızı biliriz" dediler. kazadan hemen sonra caddemize belediye arazözleri geldi. tarihte ilk kez, caddemiz baştan aşağı yıkandı. 35 metre fren izi vardı ve her şeyi bir anda yok ettiler. çocuğun ehliyeti yoktu. kazadan sonra, üç ay önce verilmiş gibi ehliyet düzenlediler. mahkeme başladı, çocuk bir kez olsun gelmedi. babası tarafından yurtdışına gönderilmişti! ama tayyip'in adamları hep oradaydı. karımın hakkını ararken bir şey söylediğimizde dirsek yedik, tehdit edildik, tacize uğradık.
hakime çocuğun ehliyeti olmadığını, kazadan sonra babasının forsuyla düzmece ehliyet verildiğini söylediğimizde "ne demek yani, siz koskoca belediye başkanını sahtecilikle mi suçluyorsunuz" diye azar işittik. sakin bir insanımdır ama o anda elimde bir şey olsaydı kafasına fırlatırdım.
olayın oluşunu gören tanıkların hepsi tehdit edildi ve korkutuldu. buna bir yakınımız dahildir. sadece bir tek genç kız tanıklık yapmakta direndi. fakat işin rengi değişmişti. başına iş gelmemesi için ona da tanıklık yaptırmadık. şişli karakolunda çocuğun ehliyetini sormayan polislerin ve sahte ehliyet veren trafikçilerin aileleri dava görülürken defalarca gelip yalvardılar, işin üzerine gidersek kocalarının görevine son verileceğini, aç kalacaklarını söylediler. onlardan da şikayetçi olmadık!
kapımızda her gün belediye araçları durur, tayyip'in adamları önümüze çıkardı. tanıklara olduğu gibi, bize de, uğraşmayalım diye en az 20 "ricacı" geldi. tayyip belediye başkanıydı. o zaman anladık ki, karşımızda bir "dev" vardır ve onunla baş etmek mümkün olmayacaktır. biz bu durumda aile meclisi olarak toplandık ve işin ucunu bırakmaya karar verdik... çünkü bir sonuç çıkmayacaktı. onlar çok güçlüydü. sonuçta efendim, mahkeme kararını verdi! 8'de 4 kusurlu olan çocuk 3 ay hapis cezası aldı. bu da paraya çevrildi…"
(bkz: ahmet burak erdoğan)
kazadan (!) hemen sonra, istanbul büyükşehir belediyesi'ne ait arazözler, kazanın yapıldığı caddeyi baştan aşağı deterjanlı sularla yıkadılar. böylece delil niteliğindeki 35 metrelik fren izleri ortadan kaldırıldı.
kaza (!) sonucu hayatını kaybeden sevim tanürek 8'de 8 kusurlu bulundu. ahmet burak erdoğan ise kusursuz bulundu. ahmet burak erdoğan'ın, olay tarihi itibarı ile ehliyetsiz olduğu iddia edildi. ahmet burak erdoğan hakkında kusursuzluk raporu veren adli tıp kurumu ihtisas dairesi'nin başındaki eyüp çakmak, türkiye denizcilik işletmeleri a.ş.'ye genel müdür oldu.
sevim tanürek'in eşi yaşananları şu sözlerle anlatıyor:
"tayyip'in oğlu kırmızı ışıkta hızla geçiyor. peşine siren çalarak ekip takılıyor. kaçarken, yaya geçidine 5 metre kala eşime çarpıyor. 30 metre sürüklüyor. eşim 6 gün sonra vefat etti. yakalandığında polislere tayyip'in oğlu olduğunu söylüyor. zaten o andan itibaren her şey değişti. karakola gittik, çocuğun ehliyetini sormuyorlar. polislere bunu hatırlattığımızda "siz ukalalık etmeyin, biz ne yapacağımızı biliriz" dediler. kazadan hemen sonra caddemize belediye arazözleri geldi. tarihte ilk kez, caddemiz baştan aşağı yıkandı. 35 metre fren izi vardı ve her şeyi bir anda yok ettiler. çocuğun ehliyeti yoktu. kazadan sonra, üç ay önce verilmiş gibi ehliyet düzenlediler. mahkeme başladı, çocuk bir kez olsun gelmedi. babası tarafından yurtdışına gönderilmişti! ama tayyip'in adamları hep oradaydı. karımın hakkını ararken bir şey söylediğimizde dirsek yedik, tehdit edildik, tacize uğradık.
hakime çocuğun ehliyeti olmadığını, kazadan sonra babasının forsuyla düzmece ehliyet verildiğini söylediğimizde "ne demek yani, siz koskoca belediye başkanını sahtecilikle mi suçluyorsunuz" diye azar işittik. sakin bir insanımdır ama o anda elimde bir şey olsaydı kafasına fırlatırdım.
olayın oluşunu gören tanıkların hepsi tehdit edildi ve korkutuldu. buna bir yakınımız dahildir. sadece bir tek genç kız tanıklık yapmakta direndi. fakat işin rengi değişmişti. başına iş gelmemesi için ona da tanıklık yaptırmadık. şişli karakolunda çocuğun ehliyetini sormayan polislerin ve sahte ehliyet veren trafikçilerin aileleri dava görülürken defalarca gelip yalvardılar, işin üzerine gidersek kocalarının görevine son verileceğini, aç kalacaklarını söylediler. onlardan da şikayetçi olmadık!
kapımızda her gün belediye araçları durur, tayyip'in adamları önümüze çıkardı. tanıklara olduğu gibi, bize de, uğraşmayalım diye en az 20 "ricacı" geldi. tayyip belediye başkanıydı. o zaman anladık ki, karşımızda bir "dev" vardır ve onunla baş etmek mümkün olmayacaktır. biz bu durumda aile meclisi olarak toplandık ve işin ucunu bırakmaya karar verdik... çünkü bir sonuç çıkmayacaktı. onlar çok güçlüydü. sonuçta efendim, mahkeme kararını verdi! 8'de 4 kusurlu olan çocuk 3 ay hapis cezası aldı. bu da paraya çevrildi…"
(bkz: ahmet burak erdoğan)
devamını gör...
erkeklerin kaslarıyla övünmesi sorunsalı
devamını gör...
yazarların sosyal medyadaki en ilginç takipçileri
twitter’da beni ingiltere’de bulunan bir havalimanı takip ediyor.
devamını gör...
yayık han
türk mitolojisi'nde ırmak tanrısıdır. yayık han, 17 ırmağın kavuştuğu yerde yaşar ve ırmaklardan sorumludur. yayık han'ın kamçısı şimşek olup; ırmaklara ve rüzgarlara hükmeder. göğün üçüncü katında oturmaktadır. mitolojik bir varlık olarak kocaman bir ejderha görünümündedir.
devamını gör...
geceye acı ama gerçek bir cümle bırak
konservatuvar mezunları işsiz, zerre sanattan anlamayan tipler iş sahibi ¿ *
devamını gör...
çinhindi bölgesi
asya’nın güneydoğusunda yer alan yarımadaya verilen isimdir. fransızların sömürgesi altında bulunan bölge, ıı. dünya savaşından sonra fransızların sömürgesinden çıkarak laos, vietnam, kamboçya ve tayland devletleri kurulmuştur. bununla birlikte vietnam savaşı da bu bölgede yaşanmıştır.
devamını gör...
break my baby
devamını gör...
pornografi
bir witold gombrowicz kitabıdır.
okuduğum en etkili kitaplardan biridir. okurken müthiş keyif aldım. müthiş keyif aldım. witold gombrowicz hayranlığım bir kat daha arttı bu kitapla. muhteşem bir bakış açısı, zihni allak bullak eden bir anlatım, düşüncelerini izlemek inanılmaz bir keyifti yazarın. inanılmaz bir keyifti.
pornografiyi insan çıplaklığının saçma bir kurgu içinde aşırıya kaçılarak sınırsızca sergilemekten bahsetmiyor yazar bu romanda. daha derin bir pornografi bu. daha derin bir pornografi.
bir solucan düşünün ki ben kitap boyunca o solucanı düşündüm. gencecik iki insanın aralarında oluşan cinsel çekimi bu solucan aracılığıyla etraflarındaki yaşça daha büyük insanlara sergilemekten aldıkları keyifi düşünün.
bir insan bunu nasıl yapabilir diye düşündüm sürekli. bir yazar bunu nasıl bu kadar büyüleyici bir şekilde anlatabilir.
gençlerden biri solucanın üzerine basar. solucanın üzerine basılan ayağın dışında kalan kısmı hala kıvranmaktadır. genç ne yaptığının ve yaptığı şeyin günah olduğunun farkındadır. sonra genç kız solucanın üzerine basar. hala kıvranmakta olan solucanın üzerinde bu sefer günaha ortak olan kızın ayağı vardır. kızın ayağı vardır.
günahta ve ölümde cinsel bir çekime kapılarak buluşmak kadar derin ve etkileyici bir pornografi olamaz. bu sadece bir örnek ama en etkileyici olanı. en etkileyici olanı.
ölüm, cinayet, cinsel çekim, genç bedenlere dikilmiş yorgun gözler, hayal gücünün çarpıcı baştan çıkarıcılığı, hükmetmenin ve hükmedilen olmanın dayanılmaz hafifliği. her şey kitabı içinde ölmekte olan bir solucan gibi kıvranmakta. bir solucan gibi kıvranmakta.
okuduğum en etkili kitaplardan biridir. okurken müthiş keyif aldım. müthiş keyif aldım. witold gombrowicz hayranlığım bir kat daha arttı bu kitapla. muhteşem bir bakış açısı, zihni allak bullak eden bir anlatım, düşüncelerini izlemek inanılmaz bir keyifti yazarın. inanılmaz bir keyifti.
pornografiyi insan çıplaklığının saçma bir kurgu içinde aşırıya kaçılarak sınırsızca sergilemekten bahsetmiyor yazar bu romanda. daha derin bir pornografi bu. daha derin bir pornografi.
bir solucan düşünün ki ben kitap boyunca o solucanı düşündüm. gencecik iki insanın aralarında oluşan cinsel çekimi bu solucan aracılığıyla etraflarındaki yaşça daha büyük insanlara sergilemekten aldıkları keyifi düşünün.
bir insan bunu nasıl yapabilir diye düşündüm sürekli. bir yazar bunu nasıl bu kadar büyüleyici bir şekilde anlatabilir.
gençlerden biri solucanın üzerine basar. solucanın üzerine basılan ayağın dışında kalan kısmı hala kıvranmaktadır. genç ne yaptığının ve yaptığı şeyin günah olduğunun farkındadır. sonra genç kız solucanın üzerine basar. hala kıvranmakta olan solucanın üzerinde bu sefer günaha ortak olan kızın ayağı vardır. kızın ayağı vardır.
günahta ve ölümde cinsel bir çekime kapılarak buluşmak kadar derin ve etkileyici bir pornografi olamaz. bu sadece bir örnek ama en etkileyici olanı. en etkileyici olanı.
ölüm, cinayet, cinsel çekim, genç bedenlere dikilmiş yorgun gözler, hayal gücünün çarpıcı baştan çıkarıcılığı, hükmetmenin ve hükmedilen olmanın dayanılmaz hafifliği. her şey kitabı içinde ölmekte olan bir solucan gibi kıvranmakta. bir solucan gibi kıvranmakta.
devamını gör...
üniter devlet
üniter (merkezi devlet), bir devletin tek yerden ve tek merkezden yönetilmesini savunan devlet modelidir.
eyalet sisteminin uygulandığı federal devletin zıttı olan bir yönetim biçimidir. örneğin; türkiye cumhuriyeti ankara’dan yönetildiği için üniter bir devlettir.
eyalet sisteminin uygulandığı federal devletin zıttı olan bir yönetim biçimidir. örneğin; türkiye cumhuriyeti ankara’dan yönetildiği için üniter bir devlettir.
devamını gör...
kadınların tartışmalarda mantıklı argümanlar sunmaması
bugün de genellendik çok şükür.
o alıntı olarak verilen yorumları sadece kadınlar yapmıyor, erkekler de yapıyor. ama ne hikmetse kadınların demesi batıyor.
adamın zaten dikilmiş psikolojisini iyice dikiyor.
şu cümle aslında türkiye'nin bu konudaki özeti niteliğinde. erkek sinirlenebilir, o sinirliyken kadın susacak, alttan alacak, yorum yapmayacak. susmazsa erkek daha çok sinirlenir ve sonra olacaklardan erkek değil kadın sorumludur.
bu başlığın ve ilk entrydeki yorumun alt fikri budur.
şu ülkede kadınların yaşadığı psikolojik şiddetin haddi hesabı yok. giyimi, saçı başı, makyajı, örtüsü, eteği, taytı, kahkahası, çalışması, anneliği ya da anne olmayışı, konuşması, saat kaçta dışarıda olup olmayacağı gibi gibi normal! insan durumları dahil erkeklerin ağzında sakızken bir de burada yazdığı yorumlar eleştiri konusu olmuş. yazık.
iş bu entry cinsiyetçilik yada aşağılayıcılık içermiyor olup gözlemlere dayalı tespit niteliğindedir.
sağ ol ya, yapmamış halin bu, bir de yapsan ne olurdu acaba?
küfür etmeyince aşağılamamış olduğunuzu düşünüyorsunuz ya, üzüldüm size. ben de küfür etmeden sadece yorum yapayım madem. kadınlar konusunda başarısızlıklarınızın sebebi sizsiniz. bu başarısızlıklar, sanal ortamda kadınlar hakkında bunları yazınca düzelmez. tavsiye; kendinizi geliştiriniz.
o alıntı olarak verilen yorumları sadece kadınlar yapmıyor, erkekler de yapıyor. ama ne hikmetse kadınların demesi batıyor.
adamın zaten dikilmiş psikolojisini iyice dikiyor.
şu cümle aslında türkiye'nin bu konudaki özeti niteliğinde. erkek sinirlenebilir, o sinirliyken kadın susacak, alttan alacak, yorum yapmayacak. susmazsa erkek daha çok sinirlenir ve sonra olacaklardan erkek değil kadın sorumludur.
bu başlığın ve ilk entrydeki yorumun alt fikri budur.
şu ülkede kadınların yaşadığı psikolojik şiddetin haddi hesabı yok. giyimi, saçı başı, makyajı, örtüsü, eteği, taytı, kahkahası, çalışması, anneliği ya da anne olmayışı, konuşması, saat kaçta dışarıda olup olmayacağı gibi gibi normal! insan durumları dahil erkeklerin ağzında sakızken bir de burada yazdığı yorumlar eleştiri konusu olmuş. yazık.
iş bu entry cinsiyetçilik yada aşağılayıcılık içermiyor olup gözlemlere dayalı tespit niteliğindedir.
sağ ol ya, yapmamış halin bu, bir de yapsan ne olurdu acaba?
küfür etmeyince aşağılamamış olduğunuzu düşünüyorsunuz ya, üzüldüm size. ben de küfür etmeden sadece yorum yapayım madem. kadınlar konusunda başarısızlıklarınızın sebebi sizsiniz. bu başarısızlıklar, sanal ortamda kadınlar hakkında bunları yazınca düzelmez. tavsiye; kendinizi geliştiriniz.
devamını gör...
simit vs gevrek
eskişehir menşeli öğrenci bebesi olarak oyumu hatta kalıbımı simide basmaya* geldiğim başlık.*
ayrıca 5 yıl izmir'de yaşayıp gevrek olan gevreğe denk gelmediğimi belirterek olay mahallinden topukluyorum.**
ayrıca 5 yıl izmir'de yaşayıp gevrek olan gevreğe denk gelmediğimi belirterek olay mahallinden topukluyorum.**
devamını gör...
sözlükte tek tabanca takılmak
bireysel silahlanmaya karşıyım
devamını gör...
yee naaldlooshiit
navajo yerlilerinin inanışında, lanetlenmiş kötücül bir yaratık. açgözlülük ve zengin olma hırsı ile yaşayan yerlilerin bir yerden sonra bu yaratığa dönüşeceğine inanılır. yaratığın belden aşağısı çakaldır. elleri de çakal pençesi gibi tasvir edilmektedir. aynı zamanda kara şamanların, büyü yolu ile de insanları bu yaratığa dönüştürebileceğinden bahsedilir. yaratığın gece yarısı ortaya çıktığı ve insanların can ve mallarına kast ettiği anlatılır.
navajolar bu büyüye maruz kalmamak için tork adı verilen kolyeler takarlar. bu kolyeler ay şeklindedir. ve tılsımlı olduğuna inanılır. gecenin ve yaratığın gazabından korunmak için takılır. bazılarının ortasında ise yıldız bulunur. her ne olursa olsun etki icra edebilmesi için şamanın bu tılsıma elinin değmiş olması gerekir.
vakti zamanında navajo yerlileriyle teşrik-i mesaim olmuştu. güzel dostluklar kurdum. bu tarz hikayeleri onların ağzından dinlemek keyifli oluyor. hele geceyse ve size sadece ateş ve doğanın sesleri eşlik ediyorsa, tabiri caizse tadından yenmiyor. yıllar boyu dilden dile ve nesilden nesil 'e aktardıkları hikayeler gerçekten insanın bazen tüylerini diken diken edebiliyor. tork' unu kaybeden bir çocuğun hikayesini anlatmışlardı böyle bir ortamda bana. uzun zaman oldu çocuğun ismini hatırlamıyorum. ormana giriyor ve kayboluyor. günler sonra çocuğun tılsımlı kolyesi bulunuyor. sonra bölgede kayıplar ve ölümler artıyor. kabilenin yaşlılarından bir tanesi çocuğu gördüğünü ve çocuğun dönüştüğünü söylüyor. bebek çakal lakabı takılıyor bu yee naaldlooshiit'e.
tabi hikâyenin bütün ayrıntılarını hatırlayamıyorum. bu sebeple biraz kabaca anlatmış oldum. ortam, anlatım tarzı, mistik ögelerin havada uçuşması falan insanı çok temiz geriyor. ha birde o arada cayote sesleri falan duyuyorsunuz üzerine mis gibi sos oluyor. * neyse işte öyle! siz, siz olun öyle kafanıza göre ormanlara gece vakti dalmayın. *
navajolar bu büyüye maruz kalmamak için tork adı verilen kolyeler takarlar. bu kolyeler ay şeklindedir. ve tılsımlı olduğuna inanılır. gecenin ve yaratığın gazabından korunmak için takılır. bazılarının ortasında ise yıldız bulunur. her ne olursa olsun etki icra edebilmesi için şamanın bu tılsıma elinin değmiş olması gerekir.
vakti zamanında navajo yerlileriyle teşrik-i mesaim olmuştu. güzel dostluklar kurdum. bu tarz hikayeleri onların ağzından dinlemek keyifli oluyor. hele geceyse ve size sadece ateş ve doğanın sesleri eşlik ediyorsa, tabiri caizse tadından yenmiyor. yıllar boyu dilden dile ve nesilden nesil 'e aktardıkları hikayeler gerçekten insanın bazen tüylerini diken diken edebiliyor. tork' unu kaybeden bir çocuğun hikayesini anlatmışlardı böyle bir ortamda bana. uzun zaman oldu çocuğun ismini hatırlamıyorum. ormana giriyor ve kayboluyor. günler sonra çocuğun tılsımlı kolyesi bulunuyor. sonra bölgede kayıplar ve ölümler artıyor. kabilenin yaşlılarından bir tanesi çocuğu gördüğünü ve çocuğun dönüştüğünü söylüyor. bebek çakal lakabı takılıyor bu yee naaldlooshiit'e.
tabi hikâyenin bütün ayrıntılarını hatırlayamıyorum. bu sebeple biraz kabaca anlatmış oldum. ortam, anlatım tarzı, mistik ögelerin havada uçuşması falan insanı çok temiz geriyor. ha birde o arada cayote sesleri falan duyuyorsunuz üzerine mis gibi sos oluyor. * neyse işte öyle! siz, siz olun öyle kafanıza göre ormanlara gece vakti dalmayın. *
devamını gör...
yunanistan'ın 42 göçmeni soyup döverek türkiye'ye göndermesi
keşke aynı vatan savunmasını bizim aşırı uber milli savunma bakanlığı da yapabilseydi de sınırlarımız dust 2 ye dönmemiş olsaydı. helal size aslan yürekli leonidasın torunları.
devamını gör...
türkiye'nin en güzel kadını
o kendini biliyor!
devamını gör...
trollizm
dahi anlamındaki "de" ve "da" yı ayrı yazmışlarsa çok önemsemediğim felsefedir. tek düşünce yapısında olmak sıkıcıdır. biraz farklılık, renklilik iyidir. belki de onlar beni trol olarak görüyordur, anlamaya çalışıyorum. bu arada hugo da bir trolmüş. onun dışında doksanlarda yaşayanlar bilir * o zamanlarda troll bebekler vardı böyle esmer tenli, rengarenk saçları olan. ne alaka bilmiyorum ama onları severdik. belki bunları da anlamaya çalışmalıyız...*
devamını gör...
selvi boylum al yazmalım
kıymetli cengiz aytmatov'un 1970 yılında kaleme aldığı romanı. aynı isimle türk sinemasına da uyarlanmıştır.
cengiz aytmatov romanında iki zıt karakter olan ilyas ve baytemir'i büyük bir ustalıkla işlemiş. öyle iki karakter ki, hem güçlü benzerlikleri hem de onları birbirinden ayıran güçlü farklılıkları var. zaten filmden de bildiğimiz üzere asya'nın filmin sonunda yaptığı seçimin nedeni de bu farklılık. küçükken filmi izlerken hep cemşit'in (kitapta baytemir) tarafını tutardım. kitabı okurken ilyas'ın duygularını daha iyi anlayabildiğimi düşünüyorum fakat ben yine baytemir'in tarafındayım. gerçek sevgiyi gösteren kişi oydu çünkü. eğer hayatta sevgi denen duygu/ his gerçekten varsa, baytemir'in sahip olduğu şeydi bu. çünkü sevgi neydi? sevgi; iyilikti, dostluktu. sevgi, emekti.
film'i de güzel elbet, hatta türk sinemasında türkan şoray, kadir inanır ve ahmet mekin gibi oyunculardan dolayı ölümsüz bir yere sahip lakin bazı duyguları daha iyi anlayabilmek için kitap filmden emin olun daha önemli. gerçi ben ikisini de çok seviyorum ve birbirinden ayrı düşünemem.
cengiz aytmatov romanında iki zıt karakter olan ilyas ve baytemir'i büyük bir ustalıkla işlemiş. öyle iki karakter ki, hem güçlü benzerlikleri hem de onları birbirinden ayıran güçlü farklılıkları var. zaten filmden de bildiğimiz üzere asya'nın filmin sonunda yaptığı seçimin nedeni de bu farklılık. küçükken filmi izlerken hep cemşit'in (kitapta baytemir) tarafını tutardım. kitabı okurken ilyas'ın duygularını daha iyi anlayabildiğimi düşünüyorum fakat ben yine baytemir'in tarafındayım. gerçek sevgiyi gösteren kişi oydu çünkü. eğer hayatta sevgi denen duygu/ his gerçekten varsa, baytemir'in sahip olduğu şeydi bu. çünkü sevgi neydi? sevgi; iyilikti, dostluktu. sevgi, emekti.
film'i de güzel elbet, hatta türk sinemasında türkan şoray, kadir inanır ve ahmet mekin gibi oyunculardan dolayı ölümsüz bir yere sahip lakin bazı duyguları daha iyi anlayabilmek için kitap filmden emin olun daha önemli. gerçi ben ikisini de çok seviyorum ve birbirinden ayrı düşünemem.
devamını gör...
ilk defa alkol kullanmak
ikinci ve daha sonraki deneyimlere göre tadı ve yaşattığı kafa hep farklı ve eşsiz olacak olandır.
devamını gör...

