ikinci dünya savaşı
almanların gücünün herkesin bildiği üzere hızlı zırhlı saldırılarıyla düşman hatlarını yarmak* olduğu, dünyanın en kanlı savaşı. almanların hesap edemediği şudur ki tek deparda dünyanın sonuna kadar koşulmaz. taarruz gücü bir yerde tükenecek. fallschirmjägerlerin ile girit'i iki haftada işgal edersin ama rusya ana deparlaya deparlaya bitmez. taarruz gücün tükendiğinde de karşında soğuğun ayazın bağrından kopup gelmiş sovyet ordusunu bulacaksın.
devamını gör...
sarhoşken yapılan saçmalıklar
sokaktaki dubaları ve kapalı olan manavın meyve sebze kasalarını eve götürmüştük.
devamını gör...
quercetin
elma kabuğunda, kırmızı soğanda ve kaparide fazla miktar bulunan ve covid-19'a karşı koruyucu etkisi olduğu öne sürülen madde.
devamını gör...
yazarların duyduğu en ilginç lakap
t: kulağa ilginç gelen lakaplar.
bir tatil köyünde mehmet diye bir adamı arıyorduk muhtar kahvededir oraya gidin şerefsiz mehmet kim diye sorsanız herkes gösterir dedi. kahveye girdim. ama şerefsiz mehmet demeye dilim varmadı mehmet abi kim diye sordum birisi burda herkes mehmet yoksa sen şerefsiz mehmet i mi arıyorsun dedi bende evet dedim. he o benim dedi çıktı geldi adam. ismiyle o kadar bağtaştırmışki bir yabancının bile ona böyle seslenmesine aldırış etmiyor. o an çok duygulandım benimde böyle ismimle bağdaşan bir lakabım olsun isterim.
bir tatil köyünde mehmet diye bir adamı arıyorduk muhtar kahvededir oraya gidin şerefsiz mehmet kim diye sorsanız herkes gösterir dedi. kahveye girdim. ama şerefsiz mehmet demeye dilim varmadı mehmet abi kim diye sordum birisi burda herkes mehmet yoksa sen şerefsiz mehmet i mi arıyorsun dedi bende evet dedim. he o benim dedi çıktı geldi adam. ismiyle o kadar bağtaştırmışki bir yabancının bile ona böyle seslenmesine aldırış etmiyor. o an çok duygulandım benimde böyle ismimle bağdaşan bir lakabım olsun isterim.
devamını gör...
yazarların mahlaslarının bir üst seviyesi
%80
devamını gör...
en zevkli kimya konusu
avogadro sayısı'nın olduğu konular.
devamını gör...
türkiye'nin en iyi dizisi
behzat ç.
devamını gör...
faruk nafiz çamlıbel
bir dönem milletvekilliği de yapmış olan beş hececi şair.
benim kafamda her zaman bir ortaokul anımla birlikte yer etmiştir. türkçe hocamız, nedendir bilinmez, çamlıbel'in han duvarları isimli şiirini "bakalım ezberleyip güzel okuyabilen olacak mı?" gazıyla bazılarımızın ezberlemesine neden olmuştu. o zamanlar benim hafıza zehir tabi... birkaç gün içinde ezberledim ve ilginçtir ki hâlâ aklımdadır şiirin tamamı.
öyle "şiir ezberlemekte ne var ki?" demeyin. şiirin uzunluğu işte bu kadar:
--- alıntı ---
yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
bir dakika araba yerinde durakladı.
neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
ulukışla yolundan orta anadolu'ya.
ilk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
arkada zincirlenen yüksek toros dağları,
önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...
ellerim takılırken rüzgârların saçına
asıldı arabamız bir dağın yamacına.
her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine.
ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
sonun ademdir diyor insana yolun hali,
ara sıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
bozuk düzen taşların üstünde tıkırdayan
tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
uzanmışım kalmışım yaylının şiltesine.
bir sarsıntı... uyandım uzun süren uykudan;
geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
karşıda hisar gibi niğde yükseliyordu,
sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
bir parıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
her yüze çiziyordu bir hüzün kırışığı.
gitgide birer ayet gibi derinleştiler
yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler...
yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.
ben garip çizgilere uğraşırken baş başa
rastlamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
"on yıl var ayrıyım kınadağı'ndan
baba ocağından yar kucağından
bir çiçek dermeden sevgi bağından
huduttan hududa atılmışım ben"
altında da bir tarih: sekiz mart otuz yedi...
gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
araya gitti diye içlenme baharına,
huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!...
ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
soğuk bir mart sabahı... buz tutuyor her soluk.
ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
iki dağ ortasında boğulan bir geçide.
sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
önümdeki arazi örtülü şimdi karla.
bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
burada son fırtına son dalı kırıyordu...
yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
gönlümde can verirken köye varmak emeli
arabacı haykırdı "işte araplı beli!"
tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
biz menzile vararak atları çektik hana.
bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...
gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;
"gönlümü çekse de yârin hayali
aşmaya kudretim yetmez cibali
yolcuyum bir kuru yaprak misali
rüzgârın önüne katılmışım ben"
sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...
bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
uzun bir yolculuktan sonra incesu'daydık,
bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!
"garibim namıma kerem diyorlar
aslı'mı el almış haram diyorlar
hastayım derdime verem diyorlar
maraşlı şeyhoğlu satılmış'ım ben"
bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
ey maraşlı şeyhoğlu, evliyalar adağı!
bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
post verenler yabanın hayduduna kurduna!..
arabamız tutarken erciyes'in yolunu:
"hancı dedim, bildin mi maraşlı şeyhoğlu'nu?"
gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
dedi:
"hana sağ indi, ölü çıktı geçende!"
yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
bizim garip şeyhoğlu buradan geçmemişti...
gönlümü maraşlı'nın yaktı kara haberi.
aradan yıllar geçti işte o günden beri
ne zaman yolda bir hana rastlasam irkilirim,
çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar,
dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..
--- alıntı ---
benim kafamda her zaman bir ortaokul anımla birlikte yer etmiştir. türkçe hocamız, nedendir bilinmez, çamlıbel'in han duvarları isimli şiirini "bakalım ezberleyip güzel okuyabilen olacak mı?" gazıyla bazılarımızın ezberlemesine neden olmuştu. o zamanlar benim hafıza zehir tabi... birkaç gün içinde ezberledim ve ilginçtir ki hâlâ aklımdadır şiirin tamamı.
öyle "şiir ezberlemekte ne var ki?" demeyin. şiirin uzunluğu işte bu kadar:
--- alıntı ---
yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
bir dakika araba yerinde durakladı.
neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
ulukışla yolundan orta anadolu'ya.
ilk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
arkada zincirlenen yüksek toros dağları,
önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...
ellerim takılırken rüzgârların saçına
asıldı arabamız bir dağın yamacına.
her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine.
ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
sonun ademdir diyor insana yolun hali,
ara sıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
bozuk düzen taşların üstünde tıkırdayan
tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
uzanmışım kalmışım yaylının şiltesine.
bir sarsıntı... uyandım uzun süren uykudan;
geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
karşıda hisar gibi niğde yükseliyordu,
sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
bir parıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
her yüze çiziyordu bir hüzün kırışığı.
gitgide birer ayet gibi derinleştiler
yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler...
yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.
ben garip çizgilere uğraşırken baş başa
rastlamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
"on yıl var ayrıyım kınadağı'ndan
baba ocağından yar kucağından
bir çiçek dermeden sevgi bağından
huduttan hududa atılmışım ben"
altında da bir tarih: sekiz mart otuz yedi...
gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
araya gitti diye içlenme baharına,
huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!...
ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
soğuk bir mart sabahı... buz tutuyor her soluk.
ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
iki dağ ortasında boğulan bir geçide.
sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
önümdeki arazi örtülü şimdi karla.
bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
burada son fırtına son dalı kırıyordu...
yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
gönlümde can verirken köye varmak emeli
arabacı haykırdı "işte araplı beli!"
tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
biz menzile vararak atları çektik hana.
bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...
gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;
"gönlümü çekse de yârin hayali
aşmaya kudretim yetmez cibali
yolcuyum bir kuru yaprak misali
rüzgârın önüne katılmışım ben"
sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...
bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
uzun bir yolculuktan sonra incesu'daydık,
bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!
"garibim namıma kerem diyorlar
aslı'mı el almış haram diyorlar
hastayım derdime verem diyorlar
maraşlı şeyhoğlu satılmış'ım ben"
bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
ey maraşlı şeyhoğlu, evliyalar adağı!
bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
post verenler yabanın hayduduna kurduna!..
arabamız tutarken erciyes'in yolunu:
"hancı dedim, bildin mi maraşlı şeyhoğlu'nu?"
gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
dedi:
"hana sağ indi, ölü çıktı geçende!"
yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
bizim garip şeyhoğlu buradan geçmemişti...
gönlümü maraşlı'nın yaktı kara haberi.
aradan yıllar geçti işte o günden beri
ne zaman yolda bir hana rastlasam irkilirim,
çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar,
dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..
--- alıntı ---
devamını gör...
mabel matiz
devamını gör...
erkek adam ev işi yapar mı sorunsalı
ev işi yapmak cinsiyetten bağımsız olarak kişinin kendi yeterliliğiyle alakalı olduğu için tabii ki evet olarak cevaplandırılması gereken sorunsal. bir gün önlerine bir kap yemek koyacak ya da kıyafetlerini yıkayacak birileri olmadığında o zaman yapmasınlar da göreyim. insanlara muhtaç olur, kendinizi komik duruma düşürürsünüz; lütfen bırakın artık bu tarz düşünceleri.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
uyumadan önce dinlediğim...
devamını gör...
merdumgiriz_
bazen yaşlanıyorum* bunu bugün farkettim.
böyle tatlı, böyle samimi bir yazara, ben kaç zamandır ona özel bir şeyler yazmamışsam bunun başka bir açıklaması olamaz.
anlamlı samimi yazılarınla, yaşa varol yazar kız kardeş seviliyorsun.
böyle tatlı, böyle samimi bir yazara, ben kaç zamandır ona özel bir şeyler yazmamışsam bunun başka bir açıklaması olamaz.
anlamlı samimi yazılarınla, yaşa varol yazar kız kardeş seviliyorsun.
devamını gör...
barok müziği
üst başlık: (bkz: merdivenaltı_müzisyen ile ufak tefek müzikoloji)
johann sebastian bach, mozart, vivaldi, george frideric handel gibi bestecilerin öne çıktığı dönemin müziğidir. fugue türünün zirvesidir. zengin bir polifonisi vardır. ufak ansambllardan orkestrasallaşmaya doğru gidilen yoldur. basso continuo yaygındır. günümüz enstrümanlarının yavaş yavaş şekillerinin çıkması bu döneme denk gelr. daha önce duyulan, ismi bilinmeyen ve "klasik müzik" diye geçen çok fazla eser aslında bu dönemden gelmiştir.
johann sebastian bach, mozart, vivaldi, george frideric handel gibi bestecilerin öne çıktığı dönemin müziğidir. fugue türünün zirvesidir. zengin bir polifonisi vardır. ufak ansambllardan orkestrasallaşmaya doğru gidilen yoldur. basso continuo yaygındır. günümüz enstrümanlarının yavaş yavaş şekillerinin çıkması bu döneme denk gelr. daha önce duyulan, ismi bilinmeyen ve "klasik müzik" diye geçen çok fazla eser aslında bu dönemden gelmiştir.
devamını gör...
seninki de dert mi
söyleyenin ağzının ortasına iki tane çakılası laf. insanların sürekli dert yarıştırmasından doğmuştur, neden bundan bu kadar zevk alındığı ise bir muammadır. özür dilerim senden daha beter olamadım, elimden bu kadarı geldi diye cevap verilmelidir.
devamını gör...
insan sever bir kere
muhteşem bir ezginin günlüğü şarkısı. dinlerken tek sigarayla başlayıp paketi yarılayabilirsiniz, o derece içinize işler.
gittim gidilmez yere düştüm dilden dillere
bin kere tekrarı olmaz insan sever bir kere
madem beni bırakıp gittin yazsınlar adımı bir mermere
bin kere tekrarı olmaz insan sever bir kere
buradan
gittim gidilmez yere düştüm dilden dillere
bin kere tekrarı olmaz insan sever bir kere
madem beni bırakıp gittin yazsınlar adımı bir mermere
bin kere tekrarı olmaz insan sever bir kere
buradan
devamını gör...
örümcek ağı
örümceğin hem barınmak hem de avını yakalamak için karın kısmındaki ağ bezlerinden salgıladığı kuru ya da yapışkan ipliklerle oluşturduğu örgü. bir anlamda örümceğin ipeği sayılan biyolojik polimer bir elyaftır.
her örümcek cinsinin ağ biçimi farklı olur. bazıları kusursuz ve esnek iken, bazıları da karmaşık ve düzensiz görünümlüdür. düzensiz olan ağı örümcek her gün örmek zorunda kalırken, düzenli ve sağlam olanı da uzun süre dayanıklı kalır.
örümcek, avını doğrudan avlamayıp kurduğu bu düzen sayesinde yakalar. ördüğü bu ağ, teknik çalışması sonucu rüzgara dayanacak şekilde sağlamdır. böylelikle ağına düşen böcekleri, sonradan yemek üzere canlı şekilde sarıp sarmalayarak depolar.
bazen ürkünç gelse de, hayran olunası estetik bir yapı harikasıdır. kendi çapında dayanıklı ve esnektirler. bizim görüş açımıza göre sadece yuva ve beslenme amaçlı bir örümcek işi olarak görünse de, onu yapan örümcek açısından da dış dünyayı algılamak için bir araçtır. aslında örümceklerin görme duyusu zayıf olduğundan dış dünyayı ağındaki titreşimler ile algılayarak haberdar olurlar.
her örümcek cinsinin ağ biçimi farklı olur. bazıları kusursuz ve esnek iken, bazıları da karmaşık ve düzensiz görünümlüdür. düzensiz olan ağı örümcek her gün örmek zorunda kalırken, düzenli ve sağlam olanı da uzun süre dayanıklı kalır.
örümcek, avını doğrudan avlamayıp kurduğu bu düzen sayesinde yakalar. ördüğü bu ağ, teknik çalışması sonucu rüzgara dayanacak şekilde sağlamdır. böylelikle ağına düşen böcekleri, sonradan yemek üzere canlı şekilde sarıp sarmalayarak depolar.
bazen ürkünç gelse de, hayran olunası estetik bir yapı harikasıdır. kendi çapında dayanıklı ve esnektirler. bizim görüş açımıza göre sadece yuva ve beslenme amaçlı bir örümcek işi olarak görünse de, onu yapan örümcek açısından da dış dünyayı algılamak için bir araçtır. aslında örümceklerin görme duyusu zayıf olduğundan dış dünyayı ağındaki titreşimler ile algılayarak haberdar olurlar.
devamını gör...
elit olduğunu sanan insan
parası olduğu için kendisini elit sanan ve fakirlerden üstün gören kişilerin içine düştüğü sanrı.
devamını gör...
ilk buluşmada yapılmaması gerekenler
devamını gör...
duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini
duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini
yazık olmuş o gözlerden sana akan yaşlara
bir zamanlar sevginle ateşlenen başımı
dizlerinin yerine dayasaydım taşlara
hani bendim yedi renk hani tende can idim
hani gündüz hayalin geceler rüyan idim
demek ki senin için aşk değil yalan idim
acırım heder olan o en güzel yıllara
yazık olmuş o gözlerden sana akan yaşlara
bir zamanlar sevginle ateşlenen başımı
dizlerinin yerine dayasaydım taşlara
hani bendim yedi renk hani tende can idim
hani gündüz hayalin geceler rüyan idim
demek ki senin için aşk değil yalan idim
acırım heder olan o en güzel yıllara
devamını gör...
