misafirliğe gidilir herkes oturur ev sahibi ikramlık hazırlamak için mutfağa yönelir ve anne bakışlarının kaldırma kuvveti ile kızı kaldırıp peşinden yollar.
devamını gör...

gözün saydam tabakasında travmadan veya yaralardan ileri gelen kalıcı beyaz leke.
devamını gör...

gerçek, benim ona dair fikrime bağlı olmayan şeydir.
-jacques lacan
bunu biraz açmak lazım çünkü lacan'ın gerçek(reel) dediği şey ile günlük hayattaki gerçek farklı mefhumlar. lacan'a göre anlamlandırma tamamen dil ile alakalı. yani insanı insan yapan şey konuşabilme yetisidir. hatta bundandır ki daha az kelime bilen insan daha az düşünür. bunu günlük hayattaki gözlemlerinizden de çıkarabilrisiniz. fakat gerçeklik denilen şey dilin sınırları dışındadır. o orada öylece durmaktadır. anlamın ne olduğunun bile önemi yoktur gerçeklik için, varlığını ya da yokluğunu bizim ona dair üreteceğimiz fikirlere dayandırmaz.

dünya benim tasarımımdır.
-arthur schopenhauer
yani hayatı anlamlandırmalarımız tamamen tasarımsal bir inşadır. dolayısıyla gerçeklikle ilişkisellikten öte ilişkilenemeyecek de bir şeydir aynı zamanda.

gerçek nasıl ki onu tasarlayamayacağımız bir vaziyette a priori bir şekilde varlığını sürdürüyor olsa da gerçeklikle karşılaşabilirliğimiz vardır ve zaman zaman da yaşarız bunu. gerçeklik kelimelerimiz bittiğinde başlar. dilin sınır kapısını geçtiğimizde bizi karşılayan fakat vicdansız bir soğuklukla öylece karşımızda duran şeydir gerçeklik. sevdiğimiz biri ölür sözgelimi. kelimeler biter, şok edici bir gerçeklik öylece karşımızda durmaktadır. deli birini görürüz, bir şeyler söyler fakat yeterince uzun süre dinlersek kelimelere anlam vermediğini, onların yalnızca bir uğultu olduğunu fark ederiz. işte burada gerçeklik kendini gösterir. bir deli mutlak suretle gerçekliğe 'hapsolmuştur'.
devamını gör...

o birisinden değil de kendi kafanızda kurduğunuz bir kişilikten hoşlandığınız anlamına gelir.
devamını gör...

tenhada yakalanan kediyi zorla sevmek. sevdirmiyor kendini essek sipasi ama yakaladim mi affetmem o patiden operim.
devamını gör...

genellikle şiirsel ve edebi girdileri ile sözlüğe farklı bir soluk getiren sevdiğimiz bir yazar arkadaş.
devamını gör...

böyle bir kültür yoktur. çünkü insanlar anlamak için değil, cevap vermek için dinler. sonuç: iki tarafında birbirini anlamadan yaptığı savunmalar üzerine kurulur.
devamını gör...

sonsuza kadar derin aşk - dumlupınar denizaltısı

delikanlı askeri deniz lisesini kazanır ve heybeliada da okula başlar. bu arada tanıştığı o çanakkaleli kıza aşık olmuştur. okulla beraber aşkını büyüterek geliştirir. arada mektuplaşmalar yazışmalar ve gün gelir okul biter. deniz harp okulunu da bitiren delikanlı artık teğmen olmuştur.
yine her zaman buluştukları kır kahvesinde buluşmak için randevulaşırlar. önce delikanlı gelir sonra da genç kız. genç kız geldiğinde delikanlının yüzü düşmüş suratı asık onu beklemektedir. genç kız bu suratı hiç beğenmemiştir. ayrılık vakti geldi diye düşünerek hazırlamıştır kendini. önceki buluşmalarda ki o heyecan o sevinç artık yoktur delikanlıda. usulca yanına yaklaşır ve "hoş geldin" der. kuru bir "sen de hoş geldin" diye aldığı cevap iyice hüzne boğmuştur genç kızı. artık bu aşkın sonuna geldiğini düşünerek sorar;
- senin bir sıkıntın mı var?
- evet!
- hadi söyle o zaman, her şeye hazırlıklıyım.
- yaa beni bir denizaltıya verdiler. dedi kızgınca.
genç kız artık rahatlamıştır. sorunun kendisi değil denizaltı olduğunu duyunca içinden bir ohh çeker.
- ne var bunda? diye sorar genç kız.
- yaa öyle deme, biz denizciler gemideyken sevdiklerimizle haberleşemiyoruz denizaltıdan nasıl haberleşeceğiz? delikanlı üzgün bir sesle sorar genç kıza;
- istersen ayrılalım!
- hayır asla. ben seni bırakmam . diye cevaplar genç kız.
delikanlı beklediği bu cevabı alır almaz heyecanlanır ve elinde tuttuğu paketi kıza uzatır.
- sana armağan getirdim al.
kızın kalbi hızla atmaya başlar. neredeyse duracak gibi olur ve içinde yüzük olduğunu tahmin ettiği paketi heyecanla açar ama şaşkınlıktan duraklar. paketin içinde bir fener ve mors kitabı bulunmaktadır. kız şaşkınlıkla yine sorar.
- bunlar da ne?
- yaa biz çanakkale boğazından denizaltı ile çok geçeceğiz ve geçişlerimiz hep satıhtan olur. sen de fenerle mors alfabesini kullanarak sana haber verdiğim zamanlarda yazışırız. olmaz mı?
- bunlarla mı yazışacağız? diye sorar genç kız yeniden.
- istemiyorsan ayrılalım. der delikanlı.
- yok hayır. der gençkız. ayrılık yok yaşasın mors. diye yineler delikanlıya.
genç kız mors alfabesi üzerinde çalışmaya başlar. tüm detayıyla öğrenir ve kullanabilir hale gelir artık. bir kaç gün sonra haber gelir delikanlıdan. gelen mesaja göre 5 gün sonra gece saat 01:00 de geçeceğini ve kendisine mesaj yazmasını kendisinin de ona mesaj yazacağını iletir. gençkız söylenen zaman ve saatte pencerede hazır bekler. gelibolu da denizaltı denizden süzülerek geçerken çevrenin zifiri karanlığında uzaklardan bir yerden yanan ışık pırıltılarını fark eder güvertedeki komutan ve diğer subaylar. içlerinden birisi,

- bakın bakın ilerden bir yerden ışık yanıp sönüyor. diye dikkat çeker.
- çabuk okuyun bakalım ne diyorlarmış. diye emir verir komutan. subaylardan biri heceleyerek okur;
- se ni se vi yo rum.
- bu ne lan. der komutan.
hemen yanında duran delikanlı teğmen,
- efendim, o benim sevgilim. der en lirin haliyle.
- ne iş oğlum bu?
- efendim mors alfabesi hediye etmiştim ve ben geçince bana yazarsın demiştim işte o. diye cevaplar delikanlı teğmen.
- vayy be aferin lan! desene biz bunca zaman boğazları hep boş geçmişiz.
- izin verir misiniz komutanım ben de bir mesaj yazayım.
- neyle?
- cep fenerim var komutanım. der delikanlı teğmen.
- lan ne feneri aç projektörü geç başına ver mesajını. der komutanı teğmenine.
projektörü açan teğmen yanıp söndürürken sanki gelibolu'yu yakıp tutuşturuyordu aşkından. ilk kez böyle bir şeyle karşılaşan gelibolu sanki uzaylılar istila etmiş gibi heyecan yapmışlardı teğmen ile gençkızın aşkından.
gelen mesajları heceleyerek kağıda dökmeye çalışan gençkız denizaltı geçtikten sonra elindeki kağıdı okudu. "sonsuza kadar" yazılıydı delikanlıdan gelen mesajda.
bu olay tüm denizaltıcılar arasında duyulmuştu. artık herkes delikanlı teğmen ile gençkızın aşkını anlatıyordu.
birkaç gün sonra bir haber daha gelir. " bir hafta sonra gece saat 02:45 de pencerede ol ben geçiyorum bana mesaj yaz. ama dikkat et konvoy halinde geliyoruz ve ilk denizaltıda ben varım sakın sırayı şaşırma. "
gençkız yine söylenen saatte pencerede bekler. gecenin karanlığında ege denizinden çanakkale boğazına giren denizaltılar süzülerek ilerliyorlardı. genç kız fenerini yakıp söndürerek mesajını vermeye başladı. denizaltıdaki mesajı gören denizciler;
- bakın bakın ışık yanıp sönüyor okuyun; "se ni se vi yo rum"
- vay be, duyduğumuz doğruymuş böyle bir aşk varmış. der denizaltının kaptanı bahri kunt.
- iyi de bu kızın sevgilisinin denizaltısı öndeydi niye bize mesaj yazdı ki? diye kendine sormadan sormadan edemez kaptan.
- efendim herhalde uyuyakaldı ya da sırayı şaşırmıştır. diye cevaplar subaylardan biri.
- yahu geçip gideceğiz şimdi kız haber almazsa yanlış anlayacak rahat uyuyamaz. nasılsa gecenin karanlığı kimse anlamaz açın şu projektörü. emrini verir kaptan bahri kunt.

ve mesajı gönderir "sonsuza kadar"

tarih 04/04/1953 o konvoyun 1. gemisi dumlupınar çanakkale nara burnu açıklarında isveç bandıralı ve buzkıran donanımlı bir geminin çarpması sonucu boğazın derin sularına gömülmüştü. 2. gemi bunu hiç fark etmeden devam etmiş ve boğazdan ilk geçen gemi olmuştu. 81 denizcimiz ile beraber o delikanlı sonsuza kadar sürecek olan son uykularına dalıyorlardı.

-sunay akın

aziz hatıralarına saygıyla, ruhları şad olsun..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

serçe ukdesi.

yaz günlerinde içimi oldukça keyif veren, buz dolu bardağa doldurularak soğutulmuş ya da soğuk demlenmiş kahvedir.

ice americano favorimdir. eğer antrenmana gireceksem yüksek kafeinden ötürü soğuk demlenmiş cold brew tercih ederim.*
devamını gör...

ruhumun sırtladığı bütün yükü versem rahatlarım . ama başka birine verip bu yükle ezilmesini istemem .dağa taşa da vermek istemem dünyanın bütün dertlerini onlar sırtlıyor zaten .uzayın boşluklarına kaybolsa dertlerim. kimseye dokunmadan geçip gitse
devamını gör...

önemlidir,bilgilendirir fakat bazen hayal kırıklığına neden olur.aksine,sade ve üstü kapalı hazırlanmasına karşın kitabı soluksuz okursunuz.
devamını gör...

bazen, hiç okumamışsın gibi, yazmamışsın gibi, hiç var olmamış gibi. sen şizofrenmişsin gibi.
devamını gör...

aynalardan korkmadır.
devamını gör...

bir zamanlar koşarak uzaklaşıyordum, şimdi ise biraz durup bakıyorum. okumayı bilmezken annemin salonda tekli koltuğa yerleşip kitap okumasını kıskanırdım; bu kadar dikkatini çeken, onu bizden çalan ne diye. sonra yaşın geldi diye okula çağırdılar da kıskançlıktan çatlamadım, yataklara düşüp ince hastalığa tutulmadım. öğretmen harfleri verince okumayı söktüğüm gibi kitaplara koştum, bunda bir sıkıntı yok. birazcık büyüyünce hayatımı okuyarak ve yazarak kazanmaya karar verdim. arkadaşlar, itiraf ediyorum, bir ara okumaktan tiksindim. kısa bir ara. çünkü istediğimi değil okumak zorunda olduğumu okudum. çevremdeki herkes ve ben deli gibi okumak zorundayız ve ana konuşmalarımız bu temel üzerinde. hayatımdaki insan okumasa da olur, kitaplardan değil, başka şeylerden konuşalım lütfen.
devamını gör...

hayır, insan sade ölürken ayrılmıyor, arkada bırakmıyordu. belki bütün ömrünce her an birçok şeyler onu arkada bırakıyordu. sonra olduğu yerde birdenbire kabuklaşıyor, çok ince, görünmez bir şeyle o anda etrafında olanlardan ayrılıyordu, "biz mi gidiyoruz, onlar mı?" sual buydu...

huzur - ahmet hamdi tanpınar
devamını gör...

en sevdiğim çocuk tipi. misafirliğe gidip oradaki tek çocuk olmak, büyükler tarafından ciddiye alınmamak çok kötü. bıkmadan, usanmadan konuşurum. sorduğu soruları cevapsız bırakmamaya çalışırım. çocuklarla iletişim kurmak sanıldığı kadar zor ve sıkıcı değil. sizi güldürmenin bir yolunu mutlaka buluyorlar.
devamını gör...

bu ülkeden gitmek isteyenin de yolunu yapsalardı o zaman takdiri sonuna kadar hakederlerdi.
devamını gör...

(bkz: tutunamayanlar)
(bkz: masumiyet müzesi)
(bkz: ilyada)
(bkz: ulysses)
devamını gör...

ee ben de size soruyorum, ne yapicam?
devamını gör...

fazla empati sonucu kendinden ödün vermek.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim