you shall not pass
gandalf'ın öncesinde söylediklerini bildiğiniz zaman daha destansı olan replik.
"i am a servant of the secret fire, wielder of the flame of anor! the dark fire will not avail you, flame of udun! go back to the shadow."
"i am a servant of the secret fire, wielder of the flame of anor! the dark fire will not avail you, flame of udun! go back to the shadow."
devamını gör...
gölgede ve güneşte futbol
futbolun hikayelerini sevenler için biçilmiş kaftandır bu kitap. benim için tabi daha da özel bir durumu var zira biz doğuştan uruguaylıyız. henüz ortalıkta brezilya, almanya, italya, arjantin yokken biz vardık. gelene geçene futbol dersi veriyorduk. bu kitapta buna dair anekdotlarda bulabilirsiniz ve şanlı uruguay'ımızın büyüklüğünü sizlerde daha iyi anlayabilir ve saflarımıza katılabilirsiniz.
eduardo galeano iyi bir hikâye anlatıcısı ve aslında kitap sadece dünya kupalarını anlatmıyor. bazı yerlerde futbolun politiğini öyle güzel veriyor ki, ''futbol ne ya! sizi gidi vandallar!'' diye böğüren fularlı kitleye mesajı da tak tak tak çakıyor. futbolun toplumsal ve siyasi boyutlarını anlamak konusunda beyinleri sürekli mavi ekran veren fularlı zevatın da bu kitabı okuması lazım. ha kitaptan bir şeyler kaparlar mı? orasını bilemem zira futbol severleri aşağılamak için kullandıkları artık eskimiş ve kalıplaşmış sloganlarına o kadar sıkı sarılıyorlar ki, o yüzden beyinlerine ördükleri duvarları aşmaları zor gibi görünüyor. kitapta cidden çok hoş hikayeler var. ipucu olmaması için onların üzerinde durmayacağım. artı bugün hastası olduğunuz bazı hareketleri kim bulmuş ve ilk olarak kim uygulamış onları da bonus olarak öğrenmiş oluyorsunuz. ipucu vermiyorum ama size yine de bir güzellik yapacağım. bazılarını benim anılarımın oluşturduğu birkaç hikâyenin linkini vereceğim. * kitapla alakası olmasa da bu tarz hikayelerden keyif alıyorsanız, bu kitabı muhakkak okumanız gerekir diye düşünüyorum. ha okumazsanız ne kaybedersiniz? fularlarınızdan başka kaybedeceğiniz bir şey yok zaten, okuyun işte! *
(bkz: 1950 dünya kupası finali)
(bkz: moacir barbosa)
(bkz: manoel francisco dos santos)
(bkz: geoff hurst)
eduardo galeano iyi bir hikâye anlatıcısı ve aslında kitap sadece dünya kupalarını anlatmıyor. bazı yerlerde futbolun politiğini öyle güzel veriyor ki, ''futbol ne ya! sizi gidi vandallar!'' diye böğüren fularlı kitleye mesajı da tak tak tak çakıyor. futbolun toplumsal ve siyasi boyutlarını anlamak konusunda beyinleri sürekli mavi ekran veren fularlı zevatın da bu kitabı okuması lazım. ha kitaptan bir şeyler kaparlar mı? orasını bilemem zira futbol severleri aşağılamak için kullandıkları artık eskimiş ve kalıplaşmış sloganlarına o kadar sıkı sarılıyorlar ki, o yüzden beyinlerine ördükleri duvarları aşmaları zor gibi görünüyor. kitapta cidden çok hoş hikayeler var. ipucu olmaması için onların üzerinde durmayacağım. artı bugün hastası olduğunuz bazı hareketleri kim bulmuş ve ilk olarak kim uygulamış onları da bonus olarak öğrenmiş oluyorsunuz. ipucu vermiyorum ama size yine de bir güzellik yapacağım. bazılarını benim anılarımın oluşturduğu birkaç hikâyenin linkini vereceğim. * kitapla alakası olmasa da bu tarz hikayelerden keyif alıyorsanız, bu kitabı muhakkak okumanız gerekir diye düşünüyorum. ha okumazsanız ne kaybedersiniz? fularlarınızdan başka kaybedeceğiniz bir şey yok zaten, okuyun işte! *
(bkz: 1950 dünya kupası finali)
(bkz: moacir barbosa)
(bkz: manoel francisco dos santos)
(bkz: geoff hurst)
devamını gör...
bts'in gelmiş geçmiş en iyi grup olması
5. sınıfa giden kuzenim de aynı şeyi düşünüyor.
devamını gör...
seni seviyorum ile seviyorum seni arasındaki fark
benim için farkı olmayan söylemdir.
devamını gör...
kendimizi hafiflemiş hissetmemizi sağlayan şeyler
evi temizledikten sonra duş alıp steril steril dizi izlemek.
devamını gör...
insanın yaşlandığını anladığı anlar
gençlikteki muhabbetlerini anımsadığı andır.
benim için bir kaç sene önceye tekabül eder.
avrupa ve asya'nın en güzide otellerinden birinde çalışıyorum... otelin personel kantinine hiç uğramadığımı farkettim. "ne yoz adammış" demesinler diye gençlerin oturduğu masaya oturdum. ooo abi hoşgeldin, beş gittin muhabbetinden sonra gençler, sohbetlerine kaldıkları yerden devam etmeye başladılar. hani diyorum "sorular bildiğim yerden gelse de ben de muhabbet etsem" . ama sorular hep bilmediğim yerlerden geliyor. "fenomen olmak, takipçi kasmak, organik fallower"... herhalde 45 dakika oturdum ama muhabbete hiç katılamadım. iki çaylarını içip ortamdan uzaklaştım. bilmediğim bir dil konuşuluyordu. hepsi de pırıl pırıl, zeki, güzel, seçmece çocuklar.
dimdik yürüyen benim, başım önüme düştü.
ırahmetli babaannem, anneannem, dedemle yaptığım muhabbetler aklıma geldi. atatürk'ün öldüğü gün nasıl ağlaştıklarını, dedemin savaş anılarını dinleyişimi anımsadım. hepsinin kemiği çoktan toz olmuştu.
lisede, üniversitede yaşıtlarımla yaptığım sohbetleri hatırladım. ne internet vardı o zamanlar ne facebook. inanır mısınız; lisedeyken fikirleri, felsefeyi tartışır, uzayan konular için birimizin evinde açık oturum tarzı toplantılar düzenlerdik. koministi, liberali, muhafazakarı saygıyla söz sırası beklerdik. "la gomünist, hooop mürteci, kafatasçı! eyyy liboş" gibi kelimelerle birbirimizi ünlesek bile kimsenin kalbi kırılmazdı. mine urgan, didem madak, ipek ongun okuyan kızlarla dalga geçerdik.*
okumak öyle mutat bir şeydi ki o zamanlar internet olsa bile o konudan bahsedilmez, kitap fotoğrafı çekilmezdi. (kitabın fotoğrafını çekmek istesek bile 24lük veya 36lık pozun dolmasını ve tab edilmesini beklemek lazımdı.
yaşım 140 falan değil gençler. 39-40 yaşındayım. aramızda çok fark yok. eskiden yüzyıllar süren kuşak farkı artık bir kaç yıla indi. tuvaletteki sifonu lüks olarak gören ben, bugün elimde akıllı telefonla entry giriyorum.
ama kabul ediyorum... (gbkz: yaşlandım)
benim için bir kaç sene önceye tekabül eder.
avrupa ve asya'nın en güzide otellerinden birinde çalışıyorum... otelin personel kantinine hiç uğramadığımı farkettim. "ne yoz adammış" demesinler diye gençlerin oturduğu masaya oturdum. ooo abi hoşgeldin, beş gittin muhabbetinden sonra gençler, sohbetlerine kaldıkları yerden devam etmeye başladılar. hani diyorum "sorular bildiğim yerden gelse de ben de muhabbet etsem" . ama sorular hep bilmediğim yerlerden geliyor. "fenomen olmak, takipçi kasmak, organik fallower"... herhalde 45 dakika oturdum ama muhabbete hiç katılamadım. iki çaylarını içip ortamdan uzaklaştım. bilmediğim bir dil konuşuluyordu. hepsi de pırıl pırıl, zeki, güzel, seçmece çocuklar.
dimdik yürüyen benim, başım önüme düştü.
ırahmetli babaannem, anneannem, dedemle yaptığım muhabbetler aklıma geldi. atatürk'ün öldüğü gün nasıl ağlaştıklarını, dedemin savaş anılarını dinleyişimi anımsadım. hepsinin kemiği çoktan toz olmuştu.
lisede, üniversitede yaşıtlarımla yaptığım sohbetleri hatırladım. ne internet vardı o zamanlar ne facebook. inanır mısınız; lisedeyken fikirleri, felsefeyi tartışır, uzayan konular için birimizin evinde açık oturum tarzı toplantılar düzenlerdik. koministi, liberali, muhafazakarı saygıyla söz sırası beklerdik. "la gomünist, hooop mürteci, kafatasçı! eyyy liboş" gibi kelimelerle birbirimizi ünlesek bile kimsenin kalbi kırılmazdı. mine urgan, didem madak, ipek ongun okuyan kızlarla dalga geçerdik.*
okumak öyle mutat bir şeydi ki o zamanlar internet olsa bile o konudan bahsedilmez, kitap fotoğrafı çekilmezdi. (kitabın fotoğrafını çekmek istesek bile 24lük veya 36lık pozun dolmasını ve tab edilmesini beklemek lazımdı.
yaşım 140 falan değil gençler. 39-40 yaşındayım. aramızda çok fark yok. eskiden yüzyıllar süren kuşak farkı artık bir kaç yıla indi. tuvaletteki sifonu lüks olarak gören ben, bugün elimde akıllı telefonla entry giriyorum.
ama kabul ediyorum... (gbkz: yaşlandım)
devamını gör...
#20liyaşlarchallenge
geçen sene de evdeydim şuan da evdeyim, challenge muhabbetinin en sıkıcı 20 yaşı. ben 2019'da dondum ve sadece bilincim açık gibi hissediyorum.
devamını gör...
para mutluluk getirmez muhabbeti
sebebinin "para yönetimi" kavramında gizli olduğu muhabbet.
para yönetimi her zaman stresli bir iştir; magazinden tut, siyaset, sanat, sosyal politika vs her şeyden biraz anlamak gerektirir. falcı gibi geleceği öngörerek hareket etmek esastır.
öyle ki; şirketlerde en çok "finans müdürleri" yaşlanır, saçı da seyrelir. 1 senede gözlüğü takar ve ya görevine son verilir, ya da başka bir şirket tarafından kapılır.
para bu sebeple mutluluk getirmez. nereye veya nasıl harcandığı için değil; nasıl muhafaza edilip, nasıl arttırılması gerektiği konusu yüzünden.
ve tabi ne kadar çok meblağ, o kadar çok derttir. atalarımızın da dediği gibi, "büyük başın ağrısı büyük olur."
para yönetimi her zaman stresli bir iştir; magazinden tut, siyaset, sanat, sosyal politika vs her şeyden biraz anlamak gerektirir. falcı gibi geleceği öngörerek hareket etmek esastır.
öyle ki; şirketlerde en çok "finans müdürleri" yaşlanır, saçı da seyrelir. 1 senede gözlüğü takar ve ya görevine son verilir, ya da başka bir şirket tarafından kapılır.
para bu sebeple mutluluk getirmez. nereye veya nasıl harcandığı için değil; nasıl muhafaza edilip, nasıl arttırılması gerektiği konusu yüzünden.
ve tabi ne kadar çok meblağ, o kadar çok derttir. atalarımızın da dediği gibi, "büyük başın ağrısı büyük olur."
devamını gör...
kısıtlamada otel terasında doğum günü partisi
bizler evde aynı havayı solumaktan ciğerimiz çıkmış, pijamalarımız diz yapmış adamlar hayatlarını yaşıyor. ne diyebilirim ki bencilsiniz. kaynak

sayfa beyoğlu'nda bir grup otelin teras katında korona virüs tedbirlerini hiçe sayarak meşaleli doğum günü partisi düzenledi. maske bile takmayan grubun içe içe eğlendiği, şampanya patlatılıp alkol, nargile ve sigara kullandığı anlar kameralara yansırken, beyoğlu asayiş büro amirliği ekipleri tarafından baskın yapılan terastaki çok sayıda kişiye cezai işlem uygulandı.
alkol, sigara ve nargilenin de kullanıldığı ve şampanyanın patlatıldığı görülen mekan yapılan işlemlerin ardından boşaltıldı. grubun eğlendiği anlar ise kameralara yansıdı.

sayfa beyoğlu'nda bir grup otelin teras katında korona virüs tedbirlerini hiçe sayarak meşaleli doğum günü partisi düzenledi. maske bile takmayan grubun içe içe eğlendiği, şampanya patlatılıp alkol, nargile ve sigara kullandığı anlar kameralara yansırken, beyoğlu asayiş büro amirliği ekipleri tarafından baskın yapılan terastaki çok sayıda kişiye cezai işlem uygulandı.
alkol, sigara ve nargilenin de kullanıldığı ve şampanyanın patlatıldığı görülen mekan yapılan işlemlerin ardından boşaltıldı. grubun eğlendiği anlar ise kameralara yansıdı.
devamını gör...
swastika night
ingiliz yazar katharine burdekin'in 1937 yılında yazmış olduğu anti-faşist distopya. yazarın eseri yazdığı tarih büyük bir önem teşkil ediyor çünkü kitabın konusu; hitler'in nazi faşizmini tüm dünyaya yaymış olduğu alternatif bir tarihte geçiyor. kadınların gördüğü ikinci sınıf muamele, toplumların inançları ve kültürlerinin yıkılıp yeniden inşaa edilmesi gibi detaylar önem arz etse bile, beni asıl sarsan şey tarihi kazananların yazdığı gerçeği ile yeniden yüzleşmek oldu. burdekin, faşizm'in beslendiği zaman ne denli büyük ve korkunç bir canavara dönüştüğünü oldukça iyi aktarmış. dilimize swastika geceleri olarak çevrilmiştir , burdekin kendi ismini kullanmadığı için kitabı murray constantine ismi ile bulma şansınız daha yüksek.mehtap gün ayral çevirisi okunabilir düzeyde diyebilirim.
--- alıntı ---
“they wanted to forget that there ever had been, in europe, any other civilization at all. there was so much beauty they had not made, so many books they had not written, so many records of wars in which they had not fought, and so many ideas of human behavior which were anathema to them.”
--- alıntı ---
--- alıntı ---
“they wanted to forget that there ever had been, in europe, any other civilization at all. there was so much beauty they had not made, so many books they had not written, so many records of wars in which they had not fought, and so many ideas of human behavior which were anathema to them.”
--- alıntı ---
devamını gör...
beşiktaş'ta arkeoloji üssü kurulması
beşiktaş metro istasyonu olacak alanda istanbul arkeoloji müzeleri tarafından yürütülen kazılarda, m.ö 3500-3000 yılları arasında tarihlenen kurgan tipi mezarlar bulundu.
kabataş-beşiktaş-mecidiyeköy-mahmutbey metro hattının beşiktaş istasyonu olacak alanda, istanbul arkeoloji müzeleri tarafından 2016'dan bu yana arkeolojik kazılar yapılıyor.
tüm hızıyla devam eden kazıları sekteye uğratacak hava olaylarından alanın korunması için, dev bir iskele kuruldu ve üzerine branda serildi.
yapılan çalışmalarda 1910 yılında yapılmış tramvay hattı ve depolarına ait kalıntıların yanı sıra geç osmanlı dönemi ve ardından orta ve geç bizans dönemi kalıntılarına rastlandı.
bu katmandan hemen sonra ise, boğaz hattı için çok önemli olan helenistik ve roma dönemine ait küçük buluntular ortaya çıkarıldı. ancak beşiktaş'taki kazılarda arkeologları en çok heyecanlandıran buluntularla, bu katmanlardan sonra karşılaşıldı.
günümüz deniz seviyesinden 1 buçuk metre derinlikte, dairesel plan veren taş dizileri görüldü. çalışmalar ilerledikçe bu yapıların, kurgan tipi mezarlar olduğu ortaya çıktı.
türkiye'de bulunmuş en eski kurgan tipi mezarların, ilk tunç çağına ait olanların hepsi 'kremasyon' yani yakılarak gömüldüğü için, kemikler çatlamış ve ufalanmış durumda. o nedenle alandaki arkeologlar çalışmalarını, dişçi aletleriyle ve titizlikle sürdürüyor. çok ince bir çalışma yapılarak tüm mezarlar açılıyor ve belgeleniyor.
buradan
devamını gör...
bir hadise var
uzun yıllar müzikle uğraşmasına, ilk 45'liğini 1978 yılında çıkarmasına rağmen, nazan öncel'in beklediği başarıyı yakaladığı kasedinin ismi.
aynı ismi taşıyan da şarkısı vardır.
aynı ismi taşıyan da şarkısı vardır.
devamını gör...
atlantik
yazılarını keyifle okuduğum ve bugün tanışma şerefine eriştiğim dünyalar tatlısı yazardır kendileri.
devamını gör...
bir erkekten alınan en güzel iltifat
babamdan aldigim en guzel iltifattir.
“keske her babanin senin gibi bir kizi olsa”
daha kimse bu iltifatin ustune cikamadi.
“keske her babanin senin gibi bir kizi olsa”
daha kimse bu iltifatin ustune cikamadi.
devamını gör...
kız çocuklarını üniversiteye gönderen babalar cehennemliksiniz
bu sözü söyleyen kişiye allah'ın kitabından 3 ayetle cevap verelim:
kalem suresi, 36-39: "size ne oluyor? ne biçim hüküm veriyorsunuz? yoksa elinizde okuduğunuz bir kitap var da orada dilediğinizin sizin olacağı mı yazılı? yoksa, "neye hüküm verirseniz o mutlaka sizindir" diye tarafımızdan lehinize verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?"
kalem suresi, 36-39: "size ne oluyor? ne biçim hüküm veriyorsunuz? yoksa elinizde okuduğunuz bir kitap var da orada dilediğinizin sizin olacağı mı yazılı? yoksa, "neye hüküm verirseniz o mutlaka sizindir" diye tarafımızdan lehinize verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?"
devamını gör...
kafa sözlük
eser adları orijinal isimleriyle açılsa daha da güzel olabilecek sözlük.
"biz senin gibi 89789798 tane dil bilmiyoruz sayın mingxiao" diyebilirsiniz elbette. ama mesela türkçe çevirisinin başlığının altına bir bakınızla halledilebilir gibi.
tabii asya dilleri, arapça gibi romanizasyonu zor dillerde biraz meşakkatli olabilir bu yöntem.
profesyonel bir çevirmen olarak mandarin çincesi romanizasyonu ve japonca romanizasyonu konularında elimden geldiğince yardım etmeye çalışırım. ama diğer dillere bir şey diyemeyeceğim.
"biz senin gibi 89789798 tane dil bilmiyoruz sayın mingxiao" diyebilirsiniz elbette. ama mesela türkçe çevirisinin başlığının altına bir bakınızla halledilebilir gibi.
tabii asya dilleri, arapça gibi romanizasyonu zor dillerde biraz meşakkatli olabilir bu yöntem.
profesyonel bir çevirmen olarak mandarin çincesi romanizasyonu ve japonca romanizasyonu konularında elimden geldiğince yardım etmeye çalışırım. ama diğer dillere bir şey diyemeyeceğim.
devamını gör...
kadın yazarların nickaltı
kedinin uzanamadığı ciğer için "ya ben zaten veganım kanki" yorumunu yapması gibi bir başlık tam olarak. bende burdan diyorum ki: gıpta etme ne olur, çalış seninde olur.
devamını gör...
durduk yere insanın aklına gelen replikler
aman ali rıza bey, ağzımızın tadı kaçmasın!
devamını gör...

