selahattin demirtaş'ın pkk ile bağımız yok açıklaması

(bkz: tabi lannnn manyak mısın)
bünyemi zorlarsam şahsi olarak belki inanabileceğim açıklamalar. yalnız; 13 kasım 2012 günü apo itinin belirterek "heykelini dikeceğiz" sözlerini ne yapalım? ya da 7 kasım 2015'te bir gazeteciye verdiği demeçte "pkk’lı cenazesine katılmayan vekile soruşturma açarım" sözleri peki?
devamını gör...
en iyi haber kanalı ödülünü a haber'in kazanması
trajikomik bir olaydır.
devamını gör...
seni anlayan kimsenin olmaması
üst edit: tanımı yazarken radyo programının konusu olduğunu bilmiyordum, dolayısıyla formata pek uygun bir tanım olmayabilir.
bu bizim çok karmaşık ruh halimizden mi kaynaklanıyor? çevremizdeki insanların vurdumduymazlığından mı? anlaşılmasını istediğimiz meselelerin çetrefilliğinden mi? şahsen insanların beni anlamadıklarına ilişkin sarsıntılar hissettiğim bir leveli anımsamıyorum kendi hayatımda.
anlatmak istemediğim çok oldu. anlaşılmak istemediğim de çok oldu. ama böylesini pek tecrübe etmedim. hep orda bir yerde anlayan birisi vardı, bir mevzuyu biri anlardı ötekini diğeri. bazen orada öyle durmasıyla ortada anlaşılması gereken mevzular bırakmayan insanlar da girdi hayatıma.*
insanın çevresinin insanın aynası olduğu, arkadaşını söylediğinde sana kim olduğunu söyleyecek öğretileri bir yana bırakarak düşünüyorum. bizle benzer hislere, benzer bilinç düzeyine, benzer önceliklere, benzer hassasiyetlere sahip insanlarla iletişim kuruyoruz çoğunlukla. yahut en yakınımızda bulunan insanlar çoğunlukla bir şekilde belirli ortak noktalara sahip olduğumuz kimseler.* aslında ister istemez bizi en çok anlayacak insanları toplayıp getiriyoruz kıyımıza köşemize ve onlara yakın çevremiz falan diyoruz. peki insan buna rağmen neden anlaşılmadığını hisseder? bence bu insanın kendini beğenmemesi, kimsenin kendisini sevmediğini düşünmesi gibi zaman zaman gelen bir his. veya bazen hiçbir şey yapmak istemediğimiz, hiçbir şeyin bize keyif vermediği anlar gibi ansızın kafamıza çöreklenen bir düşünce.
burada kendi tercihi veya farklı sebeplerle sınırlı bir çevreye sahip olan insanları hariç tutuyorum. sahiden çevresinde böyle bir insana sahip olmayan kimseler olabilir. kaldı ki belki bu meselenin çevremizde sahip olduğumuz insanlarla da bir alakası olmayabilir ve ben yine tamamen üfürüyor olabilirim. ancak anlatılamayan/anlatılması mümkün olmayan hisler olduğu gibi bazen anlaşılması güç hisler de yaşayabiliriz. bence bu kimsenin bizi anlamadığı anlamına gelmemeli.
bu bizim çok karmaşık ruh halimizden mi kaynaklanıyor? çevremizdeki insanların vurdumduymazlığından mı? anlaşılmasını istediğimiz meselelerin çetrefilliğinden mi? şahsen insanların beni anlamadıklarına ilişkin sarsıntılar hissettiğim bir leveli anımsamıyorum kendi hayatımda.
anlatmak istemediğim çok oldu. anlaşılmak istemediğim de çok oldu. ama böylesini pek tecrübe etmedim. hep orda bir yerde anlayan birisi vardı, bir mevzuyu biri anlardı ötekini diğeri. bazen orada öyle durmasıyla ortada anlaşılması gereken mevzular bırakmayan insanlar da girdi hayatıma.*
insanın çevresinin insanın aynası olduğu, arkadaşını söylediğinde sana kim olduğunu söyleyecek öğretileri bir yana bırakarak düşünüyorum. bizle benzer hislere, benzer bilinç düzeyine, benzer önceliklere, benzer hassasiyetlere sahip insanlarla iletişim kuruyoruz çoğunlukla. yahut en yakınımızda bulunan insanlar çoğunlukla bir şekilde belirli ortak noktalara sahip olduğumuz kimseler.* aslında ister istemez bizi en çok anlayacak insanları toplayıp getiriyoruz kıyımıza köşemize ve onlara yakın çevremiz falan diyoruz. peki insan buna rağmen neden anlaşılmadığını hisseder? bence bu insanın kendini beğenmemesi, kimsenin kendisini sevmediğini düşünmesi gibi zaman zaman gelen bir his. veya bazen hiçbir şey yapmak istemediğimiz, hiçbir şeyin bize keyif vermediği anlar gibi ansızın kafamıza çöreklenen bir düşünce.
burada kendi tercihi veya farklı sebeplerle sınırlı bir çevreye sahip olan insanları hariç tutuyorum. sahiden çevresinde böyle bir insana sahip olmayan kimseler olabilir. kaldı ki belki bu meselenin çevremizde sahip olduğumuz insanlarla da bir alakası olmayabilir ve ben yine tamamen üfürüyor olabilirim. ancak anlatılamayan/anlatılması mümkün olmayan hisler olduğu gibi bazen anlaşılması güç hisler de yaşayabiliriz. bence bu kimsenin bizi anlamadığı anlamına gelmemeli.
devamını gör...
birleşik krallık askerlerinin uzaylılara karşı eğitim alması
tahminen kendimize benzeyen herhangi bir canlı ile karşılaşmamız durumunda verilebilecek tepkiler nedeniyle alındığını düşündüğüm eğitime konu olan haber. plazma silahıyla saldıracak bir yaratığa karşı işe yaramayacağını sizin kadar onlar da biliyordur sanırım.
bu arada biz böyle şeylere komik deyip geçerken birilerinin, kendince ve basit de olsa önlemler alıyor olması takdire şayan bence. yani biz her zaman her işin dalgasında olup hiçbir şeyi beğenmezken, bir şeyler olup bittiğinde çareyi başkasından beklemeye de alıştık iyice. bakınız aşı mevzusu... bu kadar basit bir konuda bile böyleysek, daha büyük bir sorun karşısında ne yapardık acaba.
kendi adıma, dünyayı başka yaratıkların istilâ edeceğini düşünmüyorum. birileri bir tiyatro çevirip bunu tüm dünyaya bir güzel yutturabilir, o başka konu. doğal olanının gerçekleşeceğini pek düşünmüyorum ama yine kendi adıma konuşayım, ihtimaller için bile önlem almak iyidir. sonradan ağlamaktansa...
bu arada biz böyle şeylere komik deyip geçerken birilerinin, kendince ve basit de olsa önlemler alıyor olması takdire şayan bence. yani biz her zaman her işin dalgasında olup hiçbir şeyi beğenmezken, bir şeyler olup bittiğinde çareyi başkasından beklemeye de alıştık iyice. bakınız aşı mevzusu... bu kadar basit bir konuda bile böyleysek, daha büyük bir sorun karşısında ne yapardık acaba.
kendi adıma, dünyayı başka yaratıkların istilâ edeceğini düşünmüyorum. birileri bir tiyatro çevirip bunu tüm dünyaya bir güzel yutturabilir, o başka konu. doğal olanının gerçekleşeceğini pek düşünmüyorum ama yine kendi adıma konuşayım, ihtimaller için bile önlem almak iyidir. sonradan ağlamaktansa...
devamını gör...
cemil meriç
odamında duvarında asılı bulunan " beni kitaplara kaçıran ne çok insan var" sözünün sahibi yazardır.
devamını gör...
arabesk yavşaklığı
#1481512
düşük profilli ve yavşak olduğumu az önce öğrendiğim başlıktır.
kim tarafından?
benden taş çatlasın üç kere daha fazla chopin nocturne no:20 c-sharp minör dinleyen bir şahıs tarafından hem de...
ne için peki?
onun sevmediği yahut hoşuna gitmediği bir şeylere yöneldim ve bundan keyif aldım diye...
çok üzgünüm ama asıl ruh hastası sizsiniz...
biz öyle ya da böyle ruhlarımızı tedavi ediyoruz edebildiğimiz kadarıyla.
bence siz dinlediğinizi iddia ettiğiniz şeyleri dinlemeyi bırakabilirsiniz. zira sizi -alt metinde ima ettiğiniz üzere- daha elit, daha iyi bir insan yapmak yerine daha saldırgan, daha sabit fikirli bir insan yapmış, bunu gözlemliyorum...
hayır susayım, söz söylemeyeyim, karışmayayım diyorum ama bu düpedüz hadsizlik, başka bir şey değil...
bugün bunu iddia eden, yarın galatasaray'lıyım diye futboldan anlamadığımı iddia edecek.
öbür gün sırf kendisi bayıla bayıla okuyor diye; orhan veli sevmeyeni şiirden anlamamakla itham edecek...
sağ yahut sol görüşlü diye siyasetten anlamadığını iddia edecek...
yani kendi sevmediği, beğenmediği, hoşlanmadığı ne varsa boklama haddini kendinizde ne cüretle görüyorsunuz hayret ediyorum...
lütfen tedavi olunuz...
düşük profilli ve yavşak olduğumu az önce öğrendiğim başlıktır.
kim tarafından?
benden taş çatlasın üç kere daha fazla chopin nocturne no:20 c-sharp minör dinleyen bir şahıs tarafından hem de...
ne için peki?
onun sevmediği yahut hoşuna gitmediği bir şeylere yöneldim ve bundan keyif aldım diye...
çok üzgünüm ama asıl ruh hastası sizsiniz...
biz öyle ya da böyle ruhlarımızı tedavi ediyoruz edebildiğimiz kadarıyla.
bence siz dinlediğinizi iddia ettiğiniz şeyleri dinlemeyi bırakabilirsiniz. zira sizi -alt metinde ima ettiğiniz üzere- daha elit, daha iyi bir insan yapmak yerine daha saldırgan, daha sabit fikirli bir insan yapmış, bunu gözlemliyorum...
hayır susayım, söz söylemeyeyim, karışmayayım diyorum ama bu düpedüz hadsizlik, başka bir şey değil...
bugün bunu iddia eden, yarın galatasaray'lıyım diye futboldan anlamadığımı iddia edecek.
öbür gün sırf kendisi bayıla bayıla okuyor diye; orhan veli sevmeyeni şiirden anlamamakla itham edecek...
sağ yahut sol görüşlü diye siyasetten anlamadığını iddia edecek...
yani kendi sevmediği, beğenmediği, hoşlanmadığı ne varsa boklama haddini kendinizde ne cüretle görüyorsunuz hayret ediyorum...
lütfen tedavi olunuz...
devamını gör...
hayat nasıl yaşanmalı sorunsalı
hayat görüşümüze ve cesaretimize göre şekillendirdiğimiz bir eylem muhteviyatı.
şimdiye kadar yaşadıklarımızdan eğer memnun değilsek aynı olmamalı. eksikse tamamlanmalı. yoksa bir oluşum başlatmalı.
harekete geçilmeli.
şimdiye kadar yaşadıklarımızdan eğer memnun değilsek aynı olmamalı. eksikse tamamlanmalı. yoksa bir oluşum başlatmalı.
harekete geçilmeli.
devamını gör...
şarkılarda sorulan en zor soru
devamını gör...
cahil insanların ortak özellikleri
hiç kimsenin her konuda bilgi sahibi olması mümkün değildir. herkesin cahil olduğu konu vardır. bir insanı cahil yapan şey şu bence. bizim bildiğimiz bir konu hakkında bilgisi yok mu? o zaman cahildir.
benim coğrafya ve tarih konusunda doğal bir yeteneksizliğim var. bazen biri çıkıyor, bir anlatıyor, vay arkadaş diyorum. sıfır bilgimin olduğu bir konuda böyle üstün bilgilere sahip olmasını fazlaca etkileyici buluyorum. rahatsız olmuyor ve kendimi ezilmiş hissetmiyorum.
bir ihtimal şunu tartışabiliriz. bazı insanlar neden bilmediği konularda çok biliyor gibi yorum yapıyor ya da bilmediği konuların konuşulduğu ortamlarda neden eziliyor? bunun muhtemel psikolojik bir tanımı yapılabilir .
ancak şunu yine tartışmalıyız. biz de bilmiyorsak neden bilmeyen başkalarını eziyoruz?
bilemüyürüm. tartışmak gerek.
benim coğrafya ve tarih konusunda doğal bir yeteneksizliğim var. bazen biri çıkıyor, bir anlatıyor, vay arkadaş diyorum. sıfır bilgimin olduğu bir konuda böyle üstün bilgilere sahip olmasını fazlaca etkileyici buluyorum. rahatsız olmuyor ve kendimi ezilmiş hissetmiyorum.
bir ihtimal şunu tartışabiliriz. bazı insanlar neden bilmediği konularda çok biliyor gibi yorum yapıyor ya da bilmediği konuların konuşulduğu ortamlarda neden eziliyor? bunun muhtemel psikolojik bir tanımı yapılabilir .
ancak şunu yine tartışmalıyız. biz de bilmiyorsak neden bilmeyen başkalarını eziyoruz?
bilemüyürüm. tartışmak gerek.
devamını gör...
yazarların koleksiyonunu yaptığı şeyler
deniz kabuğu. konum ağrı. koleksiyonun ne kadar değerli olduğunu siz düşünün işte.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
ne güzel olmuş buralar yeni isimler gelmiş
kimi aşıklığı bilmiş kimi içine sindirememiş
aşık hıyari yanan içini yazarmış çoğu zaman
bilinmez onun içi belki de çoktan küllenmiş
kimi aşıklığı bilmiş kimi içine sindirememiş
aşık hıyari yanan içini yazarmış çoğu zaman
bilinmez onun içi belki de çoktan küllenmiş
devamını gör...
gaspar noe
az ama öz filmler ortaya çıkarmış olan sayko yönetmen. bana marquis de sade'i anımsatır. kendini biraz tanımak ve climax adlı filmi hakkında minik eleştiriler içeren şu videoyu izlemenizi tavsiye ederim.
devamını gör...
saba krallığı
islamiyet öncesi arap yarımadası pre-historyasını araştırmaya başladım. arşivi siz değerli yurttaşlara açıyorum.
arap yarımadası’nın güneybatı kesiminde antik saba krallığı bulunuyordu. incil 'de onlardan sheba olarak bahsedilir. ingilizce kaynaklardan okumak isteyenler "sabaeans" olarak araştırabilir.

saba halkının kökeni, arap yarımadası’nın kuzey’inden orta kesimlere doğru göç eden sami bir halktı. yemen ’de yapılan kazılar sabaların bölgeye yerleşiminin mö 10uncu - 12inci yüzyıllara kadar dayandığını gösterir. aa’sib ve sirwah kentlerinde inşaat faaliyetlerinin yoğunluğu dikkat çeker. özellikle başkent ma’rib kentinde tarım alanlarının sulanması için bir baraj inşa edilmişti. sabaların bir hidrolik kültür oldukları çok açıktır. su kanallarıyla birlikte arkeolojik kazılarda çeşitli tapınak ve anıtlar da ortaya çıkarıldı. bulunan bronz figürinler, sabaların bakır işçiliğinde ileri düzeyde olduklarını gösteriyor [1].
mö 5inci - 6ncı yüzyıla tarihlenen bronze hawtar'athat heykeli : 140 cm boyunda


mö 2. yüzyıla tarihlenen bronz kadın kafası

mö 100 - ms 100 arasındaki döneme tarihlenen bir sığır figürü : sığır tasvirine bakıldığında cidago düşük, sağrı yüksek, kalın-kısa-düz boynuzlu bir boğa olduğu anlaşılıyor. heybetli bir görünüm vermek için cidagosu gerçeği yansıtmayacak şekilde değiştirilmiş. bence anavatanı mısır olan ve nil nehri civarında evcilleştirilen ankole sığırına çok benziyor.

sabalar ile güney batı arabistan’daki diğer kent devletleri arasında ittifaklar ve savaşlar oluyordu. güney batı arabistan’daki en önemli krallıklar qataban ve hadramawt idi. bir dizi küçük ama bağımsız kent devletleri de vardı. (bkz: hadramut krallığı) (bkz: himyar krallığı) (bkz: kataban krallığı)
mö 7inci - 5inci yüzyıllarda ise sabaların “mukarrib” dediği dini monarşik bir otoriteden söz edebiliriz. mukarrib sözcüğü rahip-kral demektir. ilerleyen tarihlerde arap yarımadası’nda krallara melik denecektir. antik toplumlarda kralların hepsi soyunu tanrılara dayandırarak yönetim toplumları yönetme hakkının onlarda olduklarını iddia ederdi. (bkz: göklerden gelen bir karar vardır)
stuart munro-hay (2002) “ethiopia, the unknown land: a cultural historical guide” adlı kitabında mukarrib ünvanını güney arabistan’da bir ahitle birbirine bağlı farklı etnik grupların siyasi lideri olarak tanımladı. mö 1. bin yılda güney arabistan’da kralların sayısı daha çok olmakla birlikte mukarribler de vardı.
mccorriston (2011), “pilgrimage and household in the ancient near east” adlı kitabında arap yarımadası’nda erken dönemde (mö 800-400) mukarribin, kabile şeflerinin veya meliklerin oluşturduğu bir konseyde seçildiğini yazdı. mukarrib, kabile şeflerinden oluşan konseyin fermanını uygulamakla ve ayrıca kentin genişlemesi ve gelişmesi için yapı-inşaat projelerine, ritüel avlara, ve kurban törenlerine başkanlık etmekle görevliydi.
mukarriblerin fetihlerini kayıt eden yazıtlarda mukarrbilerin düzenledikleri hac ayini ( jabal al-lawdh) aracılığıyla çeşitli kabileleri bir araya getirerek onların aralarında sosyal yakınlaşmayı temin ederek militer kuvvetler oluştururdu. günümüzde yemen’de bulunan jabal al-lawdh (badem dağı) hac ayini için kullanılırdı. incil’deki sina dağı’nın tartışmalı konumu sebebiyle jabal al-lawdh dağı’nın gerçek sina dağı olduğu tartışılmaktadır. james karl hoffmeier (antik yakın doğu tarihiçisi ve arkeolog), bu iddiaları reddeddi.
jabal al-lawdh, deniz seviyesinden 2580 m yükseliktedir. ghazanfar ve fisher (2013) yaptıkları çalışmada 1300 ile 2200 m aralığında finike ardıç ağacı (juniper phoenicea) ormanının altında sarı civanperçemi (achillea santolinoides), artemisia sieberi ve geven (astracantha echinus subsp. arabica) olmak üzere akdeniz ormanı bulunur.
antik dünya’nın en değerli ürünlerin bitkisel kaynakları olan buhur ağacı (boswellia sacra) ve mür ağacı (commiphora sp.) günümüzde yemen ve umman olarak bilinen güney arabistan kıyılarında yetişmektedir. bu bitkilerin ticari değeri günümüzde dahi çok yüksektir. buhur ve mür üretimi üzerinde kontrolleri olan güney arabistan kent devletleri ticaretle zenginleşmişti. güney asya’dan çeşitli baharatlar ve afrika’dan devekuşu tüyü ve fildişi gibi lüks ticari mallar güney arabistan’a geliyordu. dönemin en zengin krallıkları minaean, saba ve himyar (homeritae by the romans) idi. bu üç krallığın yükseliş dönemleri birbiriyle örtüşür, kabaca mö 1200 – ms 525.
baharat ve tarım ürünleri bakımından zengin olan bu coğrafyada sabalar kervanlarla ipek yolu güzergahında ve kızıl deniz yoluyla ticaret yapıyorlardı. özellikle buhur ağacı (boswellia sp.) ve mür ağacı (commiphora sp.) çok kıymetli ticari ürünlerdi. sabalar, yüzyıllar boyunca kızıldeniz’i aden körfezine bağlayan bab el-mendeb boğazını kontrol ettiler ve afrika kıyılarında koloniler kurdular. dilbilim antropolojisi literatüründe habeşistan halkının (etiyopya) güney arabistan’dan geldikleri kabul edilen bir görüştür. ancak sabai dili ile (bkz: etiyopya) dili arasındaki fark o kadar büyüktür ki habeş halkının yabancı etkilere çok uzun yıllar maruz kaldığı ve yüzyıllarca süren ayrılıkların olduğu düşünülür.
(bkz: afrika) kıyılarının bazı kısımları mö 1. yüzyıla kadar saba krallığı’nın egemenliği altındaydı. ms 3. yüzyılın sonlarına doğru shamir yuhar’ish (tesadüfen adı islamik gelenekler içinde günümüze ulaşan ilk gerçek tarihi kişilik) “saba kralı” ünvanını ve hadramawt kralı ve yamanat kralı ünvanlarını üstlendi. bu zamana kadar hadramawt bağımsız bir kent devletiyken saba krallığı’nın egemenliği altına girmişti.
ms 4. yüzyılın ortalarında doğu afrika kıyılarındaki aksum kralı tarafından “saba krallığı ve dhū raydān krallığı” üzerinde hak iddia ettiğinde bir güneş tutulması yaşanmıştı. ms 4. yüzyılın sonunda güney arabistan yeniden saba, dhū raydān, hadramawt ve yamanat kralı altında bağımsız devletlerdi. ancak iki yüzyıl içinde pers maceracılar ve daha sonra müslüman araplar tarafından işgal edilerek saba krallığı tarihten silindi.
ms 1. yüzyılda romalılar kızıl deniz ’e doğru ilerlediler. güney arabistan’daki tüccarlardan lüks malların asıl kaynağını ve muson rüzgarlarını kullanarak kızl deniz’de filoların nasıl hareket ettirileceğini öğrendiler. güney asya ve doğu afrika’daki limanlardan gelen lüks mallar romalıları cezbetti. romalılar bu limanlarda kontrolü ele geçirdiklerinde saba krallığı ticari üstünlüğünü kaybetti. bunun en büyük kanıtı başkent ma’rib ‘deki büyük baraj’ın bakımının yapılamaması sonucunda ms 6. yüzyılda yıkılmasıdır. bu olay yemeni ticaret krallıkları döneminin sembolik sonunu teşkil ediyor.
ms. 6. yüzyıl dolaylarında son himyar kralı dhū nuwās (yūsuf ashʿar) hristiyanlıktan museviliğe dönmüş bir kraldı. krallıktaki hristiyan halkı katletti. hayatta kalan hristiyanlar aksum krallığı ’na sığındı. aksum kralı, musevi tehdidine karşı roma’dan yardım istedi. aksum seferine romalı abraha (islami kaynaklarda ebrehe) liderlik etti. himyar kralı dhū nuwās tahttan indirildikten sonra romalı abraha, himyar’da kaldı. himyar krallığı’ndaki musevi halkı katletti. romalı abraha daha sonra hicaz bölgesi’ne (arap yarımadası’nın batı kıyıları) sefer düzenledi. mekke’yi kuşattı ancak işgal edemedi. romalı abraha’nın mekke’yi kuşatması kuran’da fil suresi’nde anlatılmaktadır.
romalı abraha, arap yarımadası’nda hristiyanlığı yaymak için bir kilisie inşa ettirdi. arapların bu kiliseyi hac merkezi olarak benimsemelerini istiyordu. ancak kabe ayakta kaldığı sürece araplar’ın din değiştirmeyeceğini düşünerek mekke’ye doğru roma ve aksum ordusuyla ilerledi. taif halkından mes’ud bin maatteb romalı abraham’a bağlılığını sundu ve taif’teki lat putuna dokunulmadı. mekke’ye ilerleyen roma ordusu mekke’ye gelen kervanlara el koydu. bu kervanların arasında muhammed’in dedesi abdulmuttalip’in de develeri de vardı. kuran’da anlatılana göre romalı abraham mekke’ye fillerle saldırmak istiyordu ancak filler hareket etmiyordu. en sonunda da mekkelilere ebabil kuşları havadan taş atarak yardım ediyor ve roma ordusunu mağlup ediliyor. inanışa göre muhammed bu savaşın olduğu yıl doğuyor. arap milli tarihi için çok önemli bir olay olan romalı abraham’ın mekkeyi işgali fil vakıası olarak da bilinir.
bu olaya tarihsel gerçeklikle ele alan en makul kaynak hamiduddin ferahi ve emin ahsen ıslahi’nin tefsirlerinde kureyş'in elinde geleni yaptığını, taktiksel olarak dağlara çekilip taşlarla dağdan aşağıdaki orduya saldırdığını bu sırada da bir kum fırtınasının savaştaki dengeyi alt üst ederek ebrehe ordusunun dağılmasına sebep olduğunu belirtmişlerdir. onlar fırtınada dağılan ve yenilen askerlerin vahşi kuşlara yem olduklarını da eklerler [2].
henüz tarihsel bir kanıta rastlanmasa da tevrat, incil ve kuran’da adı geçen bir kadın hükümdar vardır. dördüncü israil kralı hz süleyman ile kraliçe sheba hakkındaki bu hikaye mö 8inci – 5inci yüzyıl arasında asurlu, yunanlı ve romalı yazarlar tarafından çeşitli şekillerde anlatılır. osmanlı divan edebiyatında da hz. süleyman ve saba melikesi olarak bu motif işlenir.
“hz süleyman bir gün emrindeki kuşlardan hüdhüd ’ü etrafında göremeyip hiddetlenmiş ancak birazdan gelen hüdhüd saba ülkesinde bir kraliçenin yaşadığını ve halkının güneşe taptığını söylemiş, bunun üzerine hz. süleyman bu kraliçeyi tek tanrı dinine davet eden bir mektup yazarak kuşla geri yollamıştır (neml 20-29). bu güçlü hükümdardan mektup alan saba melikesi belkıs danışmanları ile görüşerek bu hükümdarla iyi geçinmek gerektiğine inanarak ona kıymetli hediyeler yollar. ancak bunları dünya işi değersiz şeyler olarak gören süleyman, hediyeleri reddederek saba melikesini sarayına davet eder. belkıs davet icabı yola çıkmak üzere iken hz. süleyman, yanındaki bilge bir kişi aracılığı ile belkıs’ın sarayındaki tahtını kendi sarayına getirtir ve melike belkıs, süleyman’ın makamına ulaşınca orada durmakta olan kendi tahtını tanır ve hayretler içinde kalır. belkıs bir şaşkınlık da, cilalanmış camdan yapılmış olan hz. süleyman’ın sarayının yer döşemesi görünce su zannedip ıslanmamak için eteklerini toplarken yaşamış ve bundan böyle süleyman’la birlikte allah’a teslim olduğunu söylemiş (neml s.29- 44).”
“kudüs'e geldi "çok büyük bir maiyeti ile, develer taşıyan baharat ve çok altın ve değerli taşlarla" ( i krallar 10: 2). süleyman'a verdiği baharatlar gibi "bir daha asla bu kadar bol baharat gelmedi" (10:10; ii tarih 9:1–9). süleyman'ın memnuniyetle yanıtladığı "onu zor sorularla kanıtlamaya" geldi. hediye alışverişinde bulundular, ardından ülkesine döndü. ”
musevi inancı kadını adet gördüğü için kirli sayar. hristiyan inancında da kadına çok anlam yüklenmez. bi bakire meryem vardır işte. islam inancında da kadının yeri farklı değildir. dört mevsim için dört kadınla evlenilir falan. saba krallığı o dönemde öyle büyük bir zenginliğe sahipmiş ki koskoca israil kralı süleyman bile "bu bir kadın ben bunla görüşmem" diyememiş.
tevrat, incil ve kuran'da bahsedilen saba kraliçesi tek güçlü kadın imajına sahip tarihi kişiliktir. tarihçilere göre sheba kraliçesi, israil kralı süleyman ile ticari anlaşmalar yapmak için onunla görüştü. bu yolla saba krallığı'nda yahudiler misyonerlik yaparak krallığı içerden oydular. ilerleyen yıllarda romalıların aden körfezinin ve afrika limanlarının stratejik önemini keşfetmesi ve ticaret yollarını ele geçirmesiyle saba krallığı maddi yönden zayıfladı. barajın bakımı için gereken maddi kaynağı temin edemedikleri için tarımsal ekonomi çöktü. fakirleşen halk din değiştirdi. çünkü din değiştirerek hem yeni networkler elde ediyordunuz hem de vergilerden muaf oluyordunuz (bence böyle olabilir, kişisel fikrimdir. yatırım tavsiyesi değildir).
mö 6ıncı – 8inci yüzyıla tarihlenen arap yarımadası’nın 13.000 yıllık tarihine ışık tutan anıtsal yazıtlar ortaya çıkarıldı. bu yazıtların tercüme edilmesiyle arap yarımadası'nda islam öncesi dönemin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. bu bağlamda belki gelecek yüz yılda orta doğu'da ve afrika'da başka bir etnik diriliş olabilir. çünkü saba krallığı'nın halkı afrika kıyılarında koloniler kurmuş. belki evlilik yoluyla asya ve afrikada'ki büyük hanedanlıklarla akrabalıkları dahi olabilir.
notlarım:
taif'in islam öncesi tarihi islam tarihi açısından çok önemlidir. klasik arap şiirinin ünlü şairi imrul kays taiflidir ve kindah sülalesi 'nin veliaht kralıdır ancak bu işleri bırakıp diyar diyar gezmiştir. kindah sülalesi, arap yarımadası'ndaki bütün arap kabilelerini birleştirmek için cihat çağrısı yapan ilk monarşidir. ilerleyen dönemlerde kureyş sülalesi bu misyonu üstlenecek ve islam çağrısıyla tüm arap kabilelerini tek bir sancak altında toplayacaktır.
herkesi müslüman yapmaya kafayı takmış biri vardır ki o da taiflidir. emevi devleti ’nin hicaz valisi haccac bin yusuf es-sekafi 'dir. biz türkler onu talkan ve curcan katliamları olayından biliyoruz. asya seferinde yalnızca türklere değil müslüman olmayan bütün halkların erkeklerini katletmiş kadınları ve çocukları köle yapmıştır. bu yüzden haccac-ı zalim lakabıyla bilinir. ancak araplar için haccac bin yusuf devrimci bir kahramandır. arap dilini nokta ve hareke sistemiyle geliştirmiştir, kuran'ı halkın rahatlıkla anlayabileceği sade bir dille yazdırmıştır. haccac bin yusuf, emevi soyuna öyle hayrandı ki beşinci halife abdülmelik bin mervan ’ın emriyle emevilere isyan eden arapları kılıçtan geçirdi.
sakif kabilesinden abdullah bin zübeyr, hicaz’da halifeliğini ilan edince haccac bin yusuf komutasındaki emevi ordusu isyanı bastırmaya hicaz seferine çıktı. sakif kabilesi taif kentinde çoğunluktu. islam öncesi dönem’de taif kenti lat adındaki bereket, kader tanrıçasına adanmıştı. buradaki dört köşeli beyaz bir taş tanrıça lat'ı sembolize ediyordu. kureyş kabilesi ise mekke’de kırmızı taşla sembolize edilen hubal adındaki ay tanrısına baş tanrıya tapınıyordu. hilal biçiminin islam sancaklarında yer alması boşuna değildir. çünkü ay tanrısı hubal 'ın üç kızı vardır : lat, manat, uzza. tanrı hubal'ın asurlulardaki tanrı baal 'ın dengi olduğu düşünülüyor.
siyah bir taşla (hacer-i esved) sembolize edilen başka bir tanrı daha vardır (bknz. lapis niger).
islam ile birlikte toplumdaki kadınları sembolize eden tanrıçalar kırılıyor ve tek bir eril tanrı'ya tapınma başlıyor. yani araplar 1. semiyosferden 2. semiyosfere geçiyor.
türkler ne zaman ve nasıl müslüman oluyor? onu başka zaman yazacağım, ilginize teşekkür ederim.
kaynaklar:
ingilizce yayınlardan karşılaştırmalı okumalar yaparak çıkardığım kişisel notlarımdır.
[1] ancientimes.blogspot.com/20...
[2] www.indyturk.com/node/32877...
arap yarımadası’nın güneybatı kesiminde antik saba krallığı bulunuyordu. incil 'de onlardan sheba olarak bahsedilir. ingilizce kaynaklardan okumak isteyenler "sabaeans" olarak araştırabilir.
saba halkının kökeni, arap yarımadası’nın kuzey’inden orta kesimlere doğru göç eden sami bir halktı. yemen ’de yapılan kazılar sabaların bölgeye yerleşiminin mö 10uncu - 12inci yüzyıllara kadar dayandığını gösterir. aa’sib ve sirwah kentlerinde inşaat faaliyetlerinin yoğunluğu dikkat çeker. özellikle başkent ma’rib kentinde tarım alanlarının sulanması için bir baraj inşa edilmişti. sabaların bir hidrolik kültür oldukları çok açıktır. su kanallarıyla birlikte arkeolojik kazılarda çeşitli tapınak ve anıtlar da ortaya çıkarıldı. bulunan bronz figürinler, sabaların bakır işçiliğinde ileri düzeyde olduklarını gösteriyor [1].
mö 5inci - 6ncı yüzyıla tarihlenen bronze hawtar'athat heykeli : 140 cm boyunda

mö 2. yüzyıla tarihlenen bronz kadın kafası

mö 100 - ms 100 arasındaki döneme tarihlenen bir sığır figürü : sığır tasvirine bakıldığında cidago düşük, sağrı yüksek, kalın-kısa-düz boynuzlu bir boğa olduğu anlaşılıyor. heybetli bir görünüm vermek için cidagosu gerçeği yansıtmayacak şekilde değiştirilmiş. bence anavatanı mısır olan ve nil nehri civarında evcilleştirilen ankole sığırına çok benziyor.

sabalar ile güney batı arabistan’daki diğer kent devletleri arasında ittifaklar ve savaşlar oluyordu. güney batı arabistan’daki en önemli krallıklar qataban ve hadramawt idi. bir dizi küçük ama bağımsız kent devletleri de vardı. (bkz: hadramut krallığı) (bkz: himyar krallığı) (bkz: kataban krallığı)
mö 7inci - 5inci yüzyıllarda ise sabaların “mukarrib” dediği dini monarşik bir otoriteden söz edebiliriz. mukarrib sözcüğü rahip-kral demektir. ilerleyen tarihlerde arap yarımadası’nda krallara melik denecektir. antik toplumlarda kralların hepsi soyunu tanrılara dayandırarak yönetim toplumları yönetme hakkının onlarda olduklarını iddia ederdi. (bkz: göklerden gelen bir karar vardır)
stuart munro-hay (2002) “ethiopia, the unknown land: a cultural historical guide” adlı kitabında mukarrib ünvanını güney arabistan’da bir ahitle birbirine bağlı farklı etnik grupların siyasi lideri olarak tanımladı. mö 1. bin yılda güney arabistan’da kralların sayısı daha çok olmakla birlikte mukarribler de vardı.
mccorriston (2011), “pilgrimage and household in the ancient near east” adlı kitabında arap yarımadası’nda erken dönemde (mö 800-400) mukarribin, kabile şeflerinin veya meliklerin oluşturduğu bir konseyde seçildiğini yazdı. mukarrib, kabile şeflerinden oluşan konseyin fermanını uygulamakla ve ayrıca kentin genişlemesi ve gelişmesi için yapı-inşaat projelerine, ritüel avlara, ve kurban törenlerine başkanlık etmekle görevliydi.
mukarriblerin fetihlerini kayıt eden yazıtlarda mukarrbilerin düzenledikleri hac ayini ( jabal al-lawdh) aracılığıyla çeşitli kabileleri bir araya getirerek onların aralarında sosyal yakınlaşmayı temin ederek militer kuvvetler oluştururdu. günümüzde yemen’de bulunan jabal al-lawdh (badem dağı) hac ayini için kullanılırdı. incil’deki sina dağı’nın tartışmalı konumu sebebiyle jabal al-lawdh dağı’nın gerçek sina dağı olduğu tartışılmaktadır. james karl hoffmeier (antik yakın doğu tarihiçisi ve arkeolog), bu iddiaları reddeddi.
jabal al-lawdh, deniz seviyesinden 2580 m yükseliktedir. ghazanfar ve fisher (2013) yaptıkları çalışmada 1300 ile 2200 m aralığında finike ardıç ağacı (juniper phoenicea) ormanının altında sarı civanperçemi (achillea santolinoides), artemisia sieberi ve geven (astracantha echinus subsp. arabica) olmak üzere akdeniz ormanı bulunur.
antik dünya’nın en değerli ürünlerin bitkisel kaynakları olan buhur ağacı (boswellia sacra) ve mür ağacı (commiphora sp.) günümüzde yemen ve umman olarak bilinen güney arabistan kıyılarında yetişmektedir. bu bitkilerin ticari değeri günümüzde dahi çok yüksektir. buhur ve mür üretimi üzerinde kontrolleri olan güney arabistan kent devletleri ticaretle zenginleşmişti. güney asya’dan çeşitli baharatlar ve afrika’dan devekuşu tüyü ve fildişi gibi lüks ticari mallar güney arabistan’a geliyordu. dönemin en zengin krallıkları minaean, saba ve himyar (homeritae by the romans) idi. bu üç krallığın yükseliş dönemleri birbiriyle örtüşür, kabaca mö 1200 – ms 525.
baharat ve tarım ürünleri bakımından zengin olan bu coğrafyada sabalar kervanlarla ipek yolu güzergahında ve kızıl deniz yoluyla ticaret yapıyorlardı. özellikle buhur ağacı (boswellia sp.) ve mür ağacı (commiphora sp.) çok kıymetli ticari ürünlerdi. sabalar, yüzyıllar boyunca kızıldeniz’i aden körfezine bağlayan bab el-mendeb boğazını kontrol ettiler ve afrika kıyılarında koloniler kurdular. dilbilim antropolojisi literatüründe habeşistan halkının (etiyopya) güney arabistan’dan geldikleri kabul edilen bir görüştür. ancak sabai dili ile (bkz: etiyopya) dili arasındaki fark o kadar büyüktür ki habeş halkının yabancı etkilere çok uzun yıllar maruz kaldığı ve yüzyıllarca süren ayrılıkların olduğu düşünülür.
(bkz: afrika) kıyılarının bazı kısımları mö 1. yüzyıla kadar saba krallığı’nın egemenliği altındaydı. ms 3. yüzyılın sonlarına doğru shamir yuhar’ish (tesadüfen adı islamik gelenekler içinde günümüze ulaşan ilk gerçek tarihi kişilik) “saba kralı” ünvanını ve hadramawt kralı ve yamanat kralı ünvanlarını üstlendi. bu zamana kadar hadramawt bağımsız bir kent devletiyken saba krallığı’nın egemenliği altına girmişti.
ms 4. yüzyılın ortalarında doğu afrika kıyılarındaki aksum kralı tarafından “saba krallığı ve dhū raydān krallığı” üzerinde hak iddia ettiğinde bir güneş tutulması yaşanmıştı. ms 4. yüzyılın sonunda güney arabistan yeniden saba, dhū raydān, hadramawt ve yamanat kralı altında bağımsız devletlerdi. ancak iki yüzyıl içinde pers maceracılar ve daha sonra müslüman araplar tarafından işgal edilerek saba krallığı tarihten silindi.
ms 1. yüzyılda romalılar kızıl deniz ’e doğru ilerlediler. güney arabistan’daki tüccarlardan lüks malların asıl kaynağını ve muson rüzgarlarını kullanarak kızl deniz’de filoların nasıl hareket ettirileceğini öğrendiler. güney asya ve doğu afrika’daki limanlardan gelen lüks mallar romalıları cezbetti. romalılar bu limanlarda kontrolü ele geçirdiklerinde saba krallığı ticari üstünlüğünü kaybetti. bunun en büyük kanıtı başkent ma’rib ‘deki büyük baraj’ın bakımının yapılamaması sonucunda ms 6. yüzyılda yıkılmasıdır. bu olay yemeni ticaret krallıkları döneminin sembolik sonunu teşkil ediyor.
ms. 6. yüzyıl dolaylarında son himyar kralı dhū nuwās (yūsuf ashʿar) hristiyanlıktan museviliğe dönmüş bir kraldı. krallıktaki hristiyan halkı katletti. hayatta kalan hristiyanlar aksum krallığı ’na sığındı. aksum kralı, musevi tehdidine karşı roma’dan yardım istedi. aksum seferine romalı abraha (islami kaynaklarda ebrehe) liderlik etti. himyar kralı dhū nuwās tahttan indirildikten sonra romalı abraha, himyar’da kaldı. himyar krallığı’ndaki musevi halkı katletti. romalı abraha daha sonra hicaz bölgesi’ne (arap yarımadası’nın batı kıyıları) sefer düzenledi. mekke’yi kuşattı ancak işgal edemedi. romalı abraha’nın mekke’yi kuşatması kuran’da fil suresi’nde anlatılmaktadır.
romalı abraha, arap yarımadası’nda hristiyanlığı yaymak için bir kilisie inşa ettirdi. arapların bu kiliseyi hac merkezi olarak benimsemelerini istiyordu. ancak kabe ayakta kaldığı sürece araplar’ın din değiştirmeyeceğini düşünerek mekke’ye doğru roma ve aksum ordusuyla ilerledi. taif halkından mes’ud bin maatteb romalı abraham’a bağlılığını sundu ve taif’teki lat putuna dokunulmadı. mekke’ye ilerleyen roma ordusu mekke’ye gelen kervanlara el koydu. bu kervanların arasında muhammed’in dedesi abdulmuttalip’in de develeri de vardı. kuran’da anlatılana göre romalı abraham mekke’ye fillerle saldırmak istiyordu ancak filler hareket etmiyordu. en sonunda da mekkelilere ebabil kuşları havadan taş atarak yardım ediyor ve roma ordusunu mağlup ediliyor. inanışa göre muhammed bu savaşın olduğu yıl doğuyor. arap milli tarihi için çok önemli bir olay olan romalı abraham’ın mekkeyi işgali fil vakıası olarak da bilinir.
bu olaya tarihsel gerçeklikle ele alan en makul kaynak hamiduddin ferahi ve emin ahsen ıslahi’nin tefsirlerinde kureyş'in elinde geleni yaptığını, taktiksel olarak dağlara çekilip taşlarla dağdan aşağıdaki orduya saldırdığını bu sırada da bir kum fırtınasının savaştaki dengeyi alt üst ederek ebrehe ordusunun dağılmasına sebep olduğunu belirtmişlerdir. onlar fırtınada dağılan ve yenilen askerlerin vahşi kuşlara yem olduklarını da eklerler [2].
henüz tarihsel bir kanıta rastlanmasa da tevrat, incil ve kuran’da adı geçen bir kadın hükümdar vardır. dördüncü israil kralı hz süleyman ile kraliçe sheba hakkındaki bu hikaye mö 8inci – 5inci yüzyıl arasında asurlu, yunanlı ve romalı yazarlar tarafından çeşitli şekillerde anlatılır. osmanlı divan edebiyatında da hz. süleyman ve saba melikesi olarak bu motif işlenir.
“hz süleyman bir gün emrindeki kuşlardan hüdhüd ’ü etrafında göremeyip hiddetlenmiş ancak birazdan gelen hüdhüd saba ülkesinde bir kraliçenin yaşadığını ve halkının güneşe taptığını söylemiş, bunun üzerine hz. süleyman bu kraliçeyi tek tanrı dinine davet eden bir mektup yazarak kuşla geri yollamıştır (neml 20-29). bu güçlü hükümdardan mektup alan saba melikesi belkıs danışmanları ile görüşerek bu hükümdarla iyi geçinmek gerektiğine inanarak ona kıymetli hediyeler yollar. ancak bunları dünya işi değersiz şeyler olarak gören süleyman, hediyeleri reddederek saba melikesini sarayına davet eder. belkıs davet icabı yola çıkmak üzere iken hz. süleyman, yanındaki bilge bir kişi aracılığı ile belkıs’ın sarayındaki tahtını kendi sarayına getirtir ve melike belkıs, süleyman’ın makamına ulaşınca orada durmakta olan kendi tahtını tanır ve hayretler içinde kalır. belkıs bir şaşkınlık da, cilalanmış camdan yapılmış olan hz. süleyman’ın sarayının yer döşemesi görünce su zannedip ıslanmamak için eteklerini toplarken yaşamış ve bundan böyle süleyman’la birlikte allah’a teslim olduğunu söylemiş (neml s.29- 44).”
“kudüs'e geldi "çok büyük bir maiyeti ile, develer taşıyan baharat ve çok altın ve değerli taşlarla" ( i krallar 10: 2). süleyman'a verdiği baharatlar gibi "bir daha asla bu kadar bol baharat gelmedi" (10:10; ii tarih 9:1–9). süleyman'ın memnuniyetle yanıtladığı "onu zor sorularla kanıtlamaya" geldi. hediye alışverişinde bulundular, ardından ülkesine döndü. ”
musevi inancı kadını adet gördüğü için kirli sayar. hristiyan inancında da kadına çok anlam yüklenmez. bi bakire meryem vardır işte. islam inancında da kadının yeri farklı değildir. dört mevsim için dört kadınla evlenilir falan. saba krallığı o dönemde öyle büyük bir zenginliğe sahipmiş ki koskoca israil kralı süleyman bile "bu bir kadın ben bunla görüşmem" diyememiş.
tevrat, incil ve kuran'da bahsedilen saba kraliçesi tek güçlü kadın imajına sahip tarihi kişiliktir. tarihçilere göre sheba kraliçesi, israil kralı süleyman ile ticari anlaşmalar yapmak için onunla görüştü. bu yolla saba krallığı'nda yahudiler misyonerlik yaparak krallığı içerden oydular. ilerleyen yıllarda romalıların aden körfezinin ve afrika limanlarının stratejik önemini keşfetmesi ve ticaret yollarını ele geçirmesiyle saba krallığı maddi yönden zayıfladı. barajın bakımı için gereken maddi kaynağı temin edemedikleri için tarımsal ekonomi çöktü. fakirleşen halk din değiştirdi. çünkü din değiştirerek hem yeni networkler elde ediyordunuz hem de vergilerden muaf oluyordunuz (bence böyle olabilir, kişisel fikrimdir. yatırım tavsiyesi değildir).
mö 6ıncı – 8inci yüzyıla tarihlenen arap yarımadası’nın 13.000 yıllık tarihine ışık tutan anıtsal yazıtlar ortaya çıkarıldı. bu yazıtların tercüme edilmesiyle arap yarımadası'nda islam öncesi dönemin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. bu bağlamda belki gelecek yüz yılda orta doğu'da ve afrika'da başka bir etnik diriliş olabilir. çünkü saba krallığı'nın halkı afrika kıyılarında koloniler kurmuş. belki evlilik yoluyla asya ve afrikada'ki büyük hanedanlıklarla akrabalıkları dahi olabilir.
notlarım:
taif'in islam öncesi tarihi islam tarihi açısından çok önemlidir. klasik arap şiirinin ünlü şairi imrul kays taiflidir ve kindah sülalesi 'nin veliaht kralıdır ancak bu işleri bırakıp diyar diyar gezmiştir. kindah sülalesi, arap yarımadası'ndaki bütün arap kabilelerini birleştirmek için cihat çağrısı yapan ilk monarşidir. ilerleyen dönemlerde kureyş sülalesi bu misyonu üstlenecek ve islam çağrısıyla tüm arap kabilelerini tek bir sancak altında toplayacaktır.
herkesi müslüman yapmaya kafayı takmış biri vardır ki o da taiflidir. emevi devleti ’nin hicaz valisi haccac bin yusuf es-sekafi 'dir. biz türkler onu talkan ve curcan katliamları olayından biliyoruz. asya seferinde yalnızca türklere değil müslüman olmayan bütün halkların erkeklerini katletmiş kadınları ve çocukları köle yapmıştır. bu yüzden haccac-ı zalim lakabıyla bilinir. ancak araplar için haccac bin yusuf devrimci bir kahramandır. arap dilini nokta ve hareke sistemiyle geliştirmiştir, kuran'ı halkın rahatlıkla anlayabileceği sade bir dille yazdırmıştır. haccac bin yusuf, emevi soyuna öyle hayrandı ki beşinci halife abdülmelik bin mervan ’ın emriyle emevilere isyan eden arapları kılıçtan geçirdi.
sakif kabilesinden abdullah bin zübeyr, hicaz’da halifeliğini ilan edince haccac bin yusuf komutasındaki emevi ordusu isyanı bastırmaya hicaz seferine çıktı. sakif kabilesi taif kentinde çoğunluktu. islam öncesi dönem’de taif kenti lat adındaki bereket, kader tanrıçasına adanmıştı. buradaki dört köşeli beyaz bir taş tanrıça lat'ı sembolize ediyordu. kureyş kabilesi ise mekke’de kırmızı taşla sembolize edilen hubal adındaki ay tanrısına baş tanrıya tapınıyordu. hilal biçiminin islam sancaklarında yer alması boşuna değildir. çünkü ay tanrısı hubal 'ın üç kızı vardır : lat, manat, uzza. tanrı hubal'ın asurlulardaki tanrı baal 'ın dengi olduğu düşünülüyor.
siyah bir taşla (hacer-i esved) sembolize edilen başka bir tanrı daha vardır (bknz. lapis niger).
islam ile birlikte toplumdaki kadınları sembolize eden tanrıçalar kırılıyor ve tek bir eril tanrı'ya tapınma başlıyor. yani araplar 1. semiyosferden 2. semiyosfere geçiyor.
türkler ne zaman ve nasıl müslüman oluyor? onu başka zaman yazacağım, ilginize teşekkür ederim.
kaynaklar:
ingilizce yayınlardan karşılaştırmalı okumalar yaparak çıkardığım kişisel notlarımdır.
[1] ancientimes.blogspot.com/20...
[2] www.indyturk.com/node/32877...
devamını gör...
direk dansı
bir keresinde metrobüste ters ayakta kalmam sebebiyle başıma gelen durum. bi elimde çantayla metrobüs keskin virajı dönerken duruşumu ayarlayamam ve akabinde tutunduğum direğin etrafında gerçekleştirdiğim erotik dönüşle izleyenlere keyifli anlar yaşatmıştım.
edit: soranlar olmuş arkadaşlar artık ücretsiz dönmüyorum ücretsiz dönüş isteyen gitsin semazen izlesin hayvanlığın alemi yok sevgiler herkese..
edit: soranlar olmuş arkadaşlar artık ücretsiz dönmüyorum ücretsiz dönüş isteyen gitsin semazen izlesin hayvanlığın alemi yok sevgiler herkese..
devamını gör...
domestic hıyar
acaba doğru mu gördüm yazarı.
edit: hoşgeldin aga.
edit: hoşgeldin aga.
devamını gör...
vajinismus
ülkemizde öğretmen,eczacı,avukat gibi eğitimli meslek guruplarında bile görülen durum.bilinenden çok daha fazla yaygın ve büyük bir sorun.
devamını gör...
ilkokulda birinden hoşlanınca yapılan saçmalıklar
ben hep onu yakalamaya çalışır, saklandıysa onu bulmaya çalışır veya topu ona atardım, benim peşimden koştuğunda da heyecandan düşerdim.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının nicklerinin hikayesi
3 saniye falan düşündüm zaten beynimin bir köşesinde hazırmış
devamını gör...
sivas katliamı
başlığın değiştirilmesini öneriyorum. yangın değil az çok vicdanı olan biri için katliamdır, cumhuriyet tarihinin en büyük yaralarından biridir. ve ne üzücüdür ki devlet bu katliama göz yummuş ve unutturmaya çalışmıştır. unutmuyoruz unutmayacağız.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının lakapları
(bkz: minik kedi)
ayrıca kutup ayısı olmamıza karşın ortamlarda teddy diye biliniriz. sgdhcjhkvjvkvjcjbkd.
na böyle:

tanım: son derece minnoş lakaplardır.*
ayrıca kutup ayısı olmamıza karşın ortamlarda teddy diye biliniriz. sgdhcjhkvjvkvjcjbkd.
na böyle:

tanım: son derece minnoş lakaplardır.*
devamını gör...