1.
kelime anlamı, bir varlığa duyulan derin bir sevgi anlamına gelen ve bilinç haline gelmiş evrendeki temel bir güç olarak kabul edilen aşkın nörobiyolojik mekanizmasını kısaca açıklayan başlıktır.*
ehe, şimdi çok biliyormuşçasına ahkam keseceğim aşk hakkında.*
aşka nörobilimsel olarak baktığımızda, bir hormon kokteylidir diyebiliriz kolaylıkla. nitekim bir ödül sistemi gibi de çalışır aynı zamanda. ödül sistemi dediğimizde direkt olarak dopaminden bahsedebiliriz. dopamin, romantik bir aşk ile ilişkilidir. bir miktar bağımlık hali gibidir. aşık olduğumuzda bu ödül sistemiyle ilişkili tüm nörokimyasallar beyne akmaya başlar ve çeşitli belirteçler ortaya çıkar.* ve vücut strese girer. bir kriz ortamında hisseder kendini. kortizol* artmaya; serotonin* azalmaya başlar. böylece, tutku denilen, aşkın o ilk evrelerinin takıntılı hali başlıyor. aynı zamanda bu sırada yüksek dopamin de salgılandığı için aşşşırı bir heyecan halindeyiz. hislerin karmaşasını yaşıyoruz yani. tam bir savaş ortamı var beynimizde..*
aynı zamanda aşk ile birlilkte oksitosin ve vazopresin denilen bağlanma hormonları salgılanmaya başlıyor. özellikle ten teması ile artan oksitosin aşırı salgılanıyor. bu da bizim memnuniyet ve sükunet gibi hisler hissetmemizi sağlıyor. vazopresin ise, ilişkinin ne kadar süreceğine karar veriyor. çünkü uzun süreli ilişkilerin sebebi vazopresin olarak gösterilmiştir ve vazopresin salgılanması tek eşlilik durumu gibi sağlıklı bir durumu da ortaya çıkarmaktadır.
ve aşk bitmiyor sevgili yazarlar... sadece ilk bahsettiğimiz o his karmaşası bitiyor, hormonlar duruluyor. kaygı azalıyor. takıntı azalıyor. endişe azalıyor ve yerini sakin bir sevgiye bırakıyor.*
ha, derseniz ki kim karar veriyor bu hormonların delirmesine? orasını hala bilmiyoruz. aşk hakkında yapılan binlerce bilimsel çalışma olmasına rağmen hala gizemini koruyor..
aşk olmasaydı eğer, hakkında yazılan ve çizilen binlerce eser olmayacaktı. aşk, belki de hayatın bir rengiydi, gizemli bir rengi... ve bizler, belki de o rengin nasıl bir renk olduğunu hiçbir zaman çözemeyeceğiz..
ehe, şimdi çok biliyormuşçasına ahkam keseceğim aşk hakkında.*
aşka nörobilimsel olarak baktığımızda, bir hormon kokteylidir diyebiliriz kolaylıkla. nitekim bir ödül sistemi gibi de çalışır aynı zamanda. ödül sistemi dediğimizde direkt olarak dopaminden bahsedebiliriz. dopamin, romantik bir aşk ile ilişkilidir. bir miktar bağımlık hali gibidir. aşık olduğumuzda bu ödül sistemiyle ilişkili tüm nörokimyasallar beyne akmaya başlar ve çeşitli belirteçler ortaya çıkar.* ve vücut strese girer. bir kriz ortamında hisseder kendini. kortizol* artmaya; serotonin* azalmaya başlar. böylece, tutku denilen, aşkın o ilk evrelerinin takıntılı hali başlıyor. aynı zamanda bu sırada yüksek dopamin de salgılandığı için aşşşırı bir heyecan halindeyiz. hislerin karmaşasını yaşıyoruz yani. tam bir savaş ortamı var beynimizde..*
aynı zamanda aşk ile birlilkte oksitosin ve vazopresin denilen bağlanma hormonları salgılanmaya başlıyor. özellikle ten teması ile artan oksitosin aşırı salgılanıyor. bu da bizim memnuniyet ve sükunet gibi hisler hissetmemizi sağlıyor. vazopresin ise, ilişkinin ne kadar süreceğine karar veriyor. çünkü uzun süreli ilişkilerin sebebi vazopresin olarak gösterilmiştir ve vazopresin salgılanması tek eşlilik durumu gibi sağlıklı bir durumu da ortaya çıkarmaktadır.
ve aşk bitmiyor sevgili yazarlar... sadece ilk bahsettiğimiz o his karmaşası bitiyor, hormonlar duruluyor. kaygı azalıyor. takıntı azalıyor. endişe azalıyor ve yerini sakin bir sevgiye bırakıyor.*
ha, derseniz ki kim karar veriyor bu hormonların delirmesine? orasını hala bilmiyoruz. aşk hakkında yapılan binlerce bilimsel çalışma olmasına rağmen hala gizemini koruyor..
aşk olmasaydı eğer, hakkında yazılan ve çizilen binlerce eser olmayacaktı. aşk, belki de hayatın bir rengiydi, gizemli bir rengi... ve bizler, belki de o rengin nasıl bir renk olduğunu hiçbir zaman çözemeyeceğiz..
devamını gör...
"aşkın nörobiyolojisi" ile benzer başlıklar
aşkın tarifi
65