islâm'a çamur bulaştırmak için ordan burdan kim ne derse alınıp gündem yapılıp bolca entry girilip,kutsal değerleri de ortak alıp saldırarak içlerini rahatlatan ve ne düşünüyorsa onu yazmaktan çekinmeyenlerin toplaştığı başlık.bulaştırmaya çalıştığınız çamurun önce kendi elinize bulaştığını görmeye çalışın.
devamını gör...

zaman yolculuğu konulu bilim kurgu dizisi.
klişeleşmiş zaman yolcuğu dizilerinden/filmlerinden değil ve izlerken beyin yakan türden dediğimiz bir dizi.olay örgülerini beyninizde oturtmaya çalışırken,kim kimin neyi kim kimin hangi zamandaki hali diye düşüne dururken dizi akıp gitmekte ve kendinizi izlemekten alıkoyamıyorsunuz.
dizide solucan deliği baz alınarak döngüsel bir zaman yolculuğu işlenmiş.

"solucan deliği, uzay zamandaki farklı noktaları birbirine bağlayan spekülatif bir yapıdır."(bkz: einstein genel görelilik kuramı)
bu şekilde anlatılan döngü ile dizide bir karakterin geçmiş şimdiki ve gelecekteki hali ile karşılaşıyorsunuz.kafa karıştırıcı kısım da burada başlamakta.
bir karakter bir dilimde başka birinin babası ise bir diğerinde o karakter o kişinin oğlu çıkabiliyor.bu ve buna benzer aile ilişkileri etrafında dönmekte.
ve bu döngüler sayısız şekilde tekrar edebiliyor.hatta bu durum bir çok karakter üzerine geçmiş şimdi gelecek şeklinde sürdüğü için başta anlamakta zorluk çekebilirsiniz.

solucan deliği tam da burada devreye giriyor aslında,burada delikten kasıt geçitler ve dizide bu geçitler bir üçgen sembolü şeklinde gösteriliyor.üç geçit de farklı zamanlarda farklı mekanlarda yer almakta.
üçgendeki döngünün 1953-1986-2019 yılları arasında geçtiğini görüyoruz.
zamanın döngüsel şekilde sürdüğü, geçmişin geleceği geleceğin şimdiyi şimdinin de geleceği etkilediği anlatılıyor yani bu üç zaman kavramının birbirini şekillendirdiğine vurgu yapıldığını anlıyoruz.

dizide sorgulamanıza sebep olacak bir diğer şey de insanlığın nasıl varolduğu,kader kavramı nedir tam olarak ve özgür bir iradeye sahip miyiz soruları.
çünkü diğer sezona ilerledikçe olaylar bir hayli karmaşıklaşıyor.
dizi,en başından beri insanlığın varoluşuna ve gidişatına ilişkin temel sorular yöneltiyor.ve şu mesaj verilmekte.
"özgür iradeye sahip olmamız bir yanılgıdan ibaret ve aslında tercihlerimizde düşündüğümüz gibi hür olamayız, kaderimiz başka bir güç tarafından önceden çizilmiştir."

sonraki sezonlarda da bir anda kendinizi 2052 yılında buluyorsunuz.
ilginizi çekecek bir diğer tarafı da şu, son sezonda baş karakterlerden olan jonas ve martha'nın diğer adlarının havva ve adem olması.
bu da dizinin sorgulatıcı taraflarından.
bunu bilerek mi yapmışlar o kısmi henüz ben de çözemedim.dedim ya çok kafa karıştırıcı bir dizi diye.

sonuç olarak dark ,bilim kurgu severlerin çok seveceği türden bir yapım ve gerçekten çok zekice kurgulanmış.izlerken hayran kalınacak bir dizi.iyi seyirler.
devamını gör...

yazması ve okuması zor, slovenya'nın başkentidir.
devamını gör...

her gün sadece the office izleyen biri olarak bünyeme çok iyi geleceğini düşündüğüm, yeni bir çok fikri olan ve katılmak isteyenleri sabırsızlıkla bekleyen kulüp.
devamını gör...

özellikle sosyal medya kullanımının artmasıyla kronikleşmiş bir durumdur.
insanların normalden çok daha fazla abartılı görüntüler paylaşması ile birlikte bunu gören diğer kişilerin ben neden böyle değilim düşüncesini ister istemez sordurmasıyla başlar.
burada düşünülmesi gereken en doğru düşünce ise herkesin her zaman mutlu olamayacağı, hayatın inişleri ve çıkışlarının normal olduğu fikridir.
bir de bunun için mümkün olduğunca sosyal medyadan uzak durmak insanı dinginleştirebilir.
devamını gör...

şizofreni ve bipolar bozukluk hastalıkları dışında lsd, meskalin, kokain ve halüsinojen mantarlarda bulunan psilosibin ve psilosin gibi maddelerin alınması halinde yaşanan durumdur. hastalık değildir; sadece genel bir psikiyatrik durum terimidir.
devamını gör...

düğünler .hadi inşallah.
devamını gör...

müslüman, islâmı öyle sağ ve diri, canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin. sezai karakoç
içerisinde bulunduğum gruptur. dini inancını hayatına yansıtaların doğal bir durumdur. başörtümle daha mutluyum. böyle daha özgür olduğumu düşünüyorum. çünkü erkeklerin saçlarıma ve vücuduma bakıp laf atmaları beni aşırı derecede rahatsız ediyordu. tabii hâlâ da bu iğrençliği benim dışımda da başörtülü olmayan arkadaşlara da yapanlar var. bazı belhûm adal kategorisindeki varlıklar için bu durum sadece kadın olarak yeterli oluyor. laik bir ülkede herkes dini vecibelerini hayatına özgürce yansıtabilir. tabii ki niçin tesettüre girdiğini bilmeyenleri burda eleştirip makyaj yapın yapmayın böyle giyin falan diyerek hayatlarına müdahale etmek haddime değil. onların islamı anlamamış olmaları, tüm başörtülülerin amacını kötü bilip düzgün tesettürlüleri de yaftalamak genellemelerin en arsızıdır. kininizde boğulun diye bir söz vardır. sen istediğini giyip ya da giymemekte özgürsün de benim tercihim söz konusu olunca ben özgür değil miyim? ister beğen ister beğenme bu din konusunun yanında insanların tercihidir de.
devamını gör...

gitarı filan olsa satılırdı yine en az bir milyona ama saçını bilemiyorum.
devamını gör...

kesinlikle inkar edilemeyen bereketi. harbiden bir bolluk geliyor ramazan ayında.
devamını gör...


asla tatmin olamayan bir kadın portresi çizilmiştir bovary ile. arzuları uğruna hayatındaki herşeyi bir kenara atabilecek denli ihtiraslıdır. aptallıkla cesaretin aynı bedende bulunması da onu daha bir tehlikeli kılar. yaşadığı zamanın eğitimi,hangi ortamlarda büyüdüğü düşünülürse aslında mazur görülebilecek, yaşamı insanın içini burkan, bir roman kahramanıdır. yine de küçük kızını bakılması için bıraktığı eve gidip de evin pisliği karşısında sokağa çıkmadan önce ayakkabılarını paspasa silmesi bütün kitap boyunca aklımdan çıkmayan, bovary'nin vurdumduymazlığı ve bencilliği üzerine ilginç bir ayrıntı olarak aklımda yer etmiştir.



doktor charles parası var diye bir dulla evlenir. dul kıskançlık krizlerinde doktoru sever. o sırada doktor mademe bovary'in ailesi ile tanışır. eşinin vefatından kısa bir süre sonra da bovary'i ile evlenir. evlilik madame bovary'i mutlu etmez. okuduğu kitaplara uymayacak kadar pısırık ve vasat bir kocası vardır. o kitaplardaki lükslere güçlü erkeklere kendini yakistirir. bulunduğu kasabanın en zengini ile kocasını aldatır. kocasının nefretinden adama daha çok bağlanır ancak adam ilişkin metres boyutundan çıktığını ciddileştigini görünce kadını terk eder. madame bovary bu seferde kendinden daha genç ancak fakir biriyle birlikte olur. ona para yedirir. otel odalarında buluşurlar. bu giderleri karşılamak için senetler imzalar. eve icra gelince eski ve yeni sevgilisi ona yardım etmez. hayat boyunca hiç mutlu olmadın zaten bohemi ile intihar eder. daha sonrasında kocası charles evde eski sevgililerine ait mektupları bulur. bu olayı kaldıramaz ve o da ölür.
devamını gör...

geçen sezon beşiktaş'ta kariyer sezonunu oynamıştır. kendisi için özel bir sezondu ve hangi takıma giderse gitsin böyle bir sezon daha geçirebileceğini tahmin etmiyorum. adam tepe noktasına ulaştı. bundan sonra beşiktaş'ta kalsa dahi aynı performansı göstermesi bana kalırsa mucize olur. kaldı ki, o performansın da bazı etkenleri var. misal rosier faktörü. adam rosier sayesinde kafası rahat oynadı. kendi dilinden anlayan bir bekle oynamak ve anlaşabilmek onun adına işleri kolayladı ve geriye dönüşlerde de sıkıntı yaşamadı. atiba ve joseph ahtapotları ziyadesiyle kendisine yardımcı oldu. tabiri caizse kafası rahat oynadı. misal aynı ghezzal ligin ilk yarısında bu kadar ön plana da çıkmamıştı. artı sergen hoca faktörü var ghezzal'ı gerçekten kendi taktik şablonu içerisinde çok iyi kullandı. bu liste uzar gider. abou'nun yıpratıcılığı, larin'in koşuları derken adam resmen cennete düşmüş gibi sadece yeteneklerine odaklanarak ligin fişini çekti. artı bizim ligimizde çok da tanınmıyordu. tüm bu artılar ghezzal'ı ön plana çıkardı. ha oyun ahlakı ve disiplinine kimse laf söyleyemez. açıkçası ben bu saatten sonra beşiktaş'ta kalmasını pek istemiyorum. söylediğim gibi verim alınacağını çok düşünmüyorum.

birde son günlerde komik bir tayfa türedi ortada. yönetim üç beş kuruşun hesabını yapıyor diye abidik gubidik konuşuyorlar. arkadaş siz hangi ülkede yaşıyorsunuz? bu ülkede asgari ücret 2 bin 825 lira. yıllık 400 bin euro fark küçük bir farkmış, basıp parayı almamız lazımmış. nasıl bir kafa bu yahu? hayır beyni kiraya veriyorsunuz anladık da, o arada keşke dilinizi de kiraya verseydiniz, kurtulsaydık şu saçmalıklarınızdan. bunlar konuşulan paraları lolipop parası zannediyor. şaka gibi cidden. neyse umarım ghezzal galatasaray'a gider, bir de orada görürüz kendisini. hem yarış bu sayede daha güzel olur. bir de fatih hocanın elinde görelim ghezzal'ı *

tanım: beşiktaş'ta kariyer sezonunu oynamış ve lige damga vurmuş kanat oyuncusu.
devamını gör...

işin aslına bakarsanız bu tarz mevzulara çok takılmamak lazım. özellikle sosyal medya egemenliğinin her geçen gün arttığı internet ortamında, bu tarz hareketler davranış biçimi haline gelmiş durumda.

insanlardaki kendini görünür kılma çabası, beğenilme ve onaylanma isteği had safhada, karşınızda gürül gürül akan bir coşku seli var. bunun önüne yasaklarla geçebilmeniz mümkün değil. zira bunun başka sonuçları olacaktır.

şöyle ki; insanların yoğun olarak bir arada bulunduğu mecralarda, herkes kendine yakın olana doğru meyleder. küçük gruplaşmalar başlar. bu gruplaşmalar bir çembere dönüşür ve bu bağlamda kimse o çemberin dışına çıkmak istemez. kendinize yakın olanı ileti kalitesi çok da önemli olmadan beğenmeye başlarsınız. mevzu zaten al gülüm ver gülüm olayına dönmüştür.

sözlüklerde durum böyledir ve ne yazık ki, siz ne kadar kendinizi parçalasanız da bu durum değişmeyecektir. bu mevcut gerçekliğe yasaklama ve sınırlama getirdiğinizde, ilk tercih her zaman çemberin içerisine olacaktır ve sonrasında limit dolduğunda, sizin ya da başkalarının değerli gördüğü iletilerin bırakın oylanmasını, okunması durumu bile ortadan kalkacaktır. ki bu daha kötü

ayrıca bu tarz ortamlarda sözlüğün kalitesini düşürecek, insanları kin ve düşmanlığa sevk edecek ayrıştırıcı hareketler dışında, insanların ne yaptığı çokta umurunuzda olmasın derim. zira herkes kendi meşrebince bir şeyler yazıyor, çiziyor. seri artı almak sizin benim, onun, bunun hoşuna gitmiyor olsa da, bundan hoşlanan ve keyif alan insanlar var. bırakınız yapsınlar, bırakınız butonlara bassınlar.

asıl önemli olan sizin kendi tavrınızdır. durduğunuz yerdir. kendi paylaşımlarınızı kimsenin paylaşımları ile kıyaslamanıza lüzum yoktur. neyi nasıl yaptığınızı zaten biliyorsunuzdur. sizin emeğinizin hakkını verenler var olduğu müddetçe de, diğer tarafta akan gürül gürül coşku selinin umurunuzda olmaması gerekir.

serzenişinizde sonuna kadar haklı olsanız dahi bunları göz önünde bulundurun derim. okumak isteyen, keyifli ve bilgilendirici iletilere ulaşmak isteyen bir şekilde bunu başarıyor. kendi adıma söyleyeyim, her gün keyifli ve kaliteli iletileri olan yazarları bulup, yazılarının inciğini cıncığını çıkarıyorum. okuyorum ve hak ettikleri beğeniyi, o iletileri cidden beğendiğim için bırakıp ortadan kayboluyorum. bundan mahrum kalıp, iletileri okumayıp, seri artılama çılgınlığına kapılanlar aslında kendileri kaybediyorlar. çünkü sözlükte cidden kaliteli pek çok paylaşım var. bundan mahrum kalmak, onlara odaklanmamak sizin/bizim sorunumuz değil. bizatihi onların sorunu.

o yüzden bu sorunu onlara bırakalım, isterlerse kendileri çözsünler...
devamını gör...


"beni anlamıyorlar.
ben, bu kulaklara göre ağız değilim."
devamını gör...

popüler whatsapp böyle olmamalıydı. kaybetmeye mahkumken son dakika da dönüş bu olsa gerek.
devamını gör...

günün anlam ve öneminden midir nedir daft punk'a ırkçılık yapılması olarak okuduğum başlıktır.
devamını gör...

kimi zaman suçlama kimi zaman teselli amacı ile yazılan notlar. lautréamont, 'sans autres renseignements.' yazarak zirveye çıkarmıştır işi. muhtemelen ben de uyduruk bir kağıda 'daha fazla bilgi yok' yazar ve çenemin altına dayadığım bir 38'lik ile veda ederdim. suçlanacak veya teselli edilecek kimse yoktur bazen, yalnızca kendin olmaya tahammül edemezsin belki de hayatın kendisine.
devamını gör...

nedeni şu; (bkz: diyanet'in 100 milyon liraya saray yaptırması)

çünkü z kuşağı bu olaylara tepki gösteriyor. bu olayların din sömürüsü ile normalleşmesini yemiyorlar. tek dertleri bu.
devamını gör...

bu şarkı jim morrison'un kaydettiği son albüm olan l.a. woman'ın kapanış şarkısıdır. albümü kaydettikten sonra morrison fransa'ya gider ve pariste aşırı dozdan hayata veda eder. adeta dünyaya veda şarkısıdır.

kendi yazdığı sözlerden killer on the road; morrison'ın cinayet işleyecek olan bir otostopçu rolünü oynayacağı the hitchhiker (an american pastoral) senaryosuna bir göndermedir.

girl you gotta love your man derken uzun süredir sevgilisi olan pamela courson'a umutsuz bir yakarışta bulunur.

devamını gör...

tüik verilerine göre türkiye’de mutsuz olanların sayısı mutlu olanlara göre hâlâ geride olsa da geçen yıla kıyasla mutsuzların sayısı artışta. ankete göre evliler evli olmayanlara, kadınlar erkeklere, eğitimsizler eğitimlilere oranla daha mutlu. pandemi süreci ankete de yansıdı. 2020’de bireyleri en mutlu eden durum ‘sağlıklı olmak’ oldu.
www.hurriyet.com.tr/amp/yaz...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim