farmakoloji
yorar da yorar, meslek hayatında görmediğin,kullanmayacağın, hatta türkiye'de olmayan bilmem kaç tane ilaç ve etki mekanizması ezberlersin.
devamını gör...
ottowa antlaşması
dünya geneli, mayınların yasaklanmasına ve imhasına dair, 1997’de kanada’da imzalanmış bir sözleşmedir. 1999’da yürürlüğe giren sözleşme, türkiye’de 2004'te yürürlüğe girdi.
devamını gör...
şiir yazan insana ilham nereden geliyor
acıdan.
devamını gör...
yürümeyen ilişkiyi itmek
ilişki bittikten sonra elimden geleni yaptım demenin iç huzuruyla ilişkiyi bitirebilecek eylemdir. bir noktadan sonra ilişkiyi sürdürmek amacıyla değil bu iç huzurla ilişkiyi içinde bitirebilmek için yapılır. yoksa uzun bir süre şunu da yapsaydım devam eder miydi acaba sorularıyla ilişkiden kopamamanıza neden olur. *
devamını gör...
normal sözlük yazar kalitesi
iyidir tabiki. sözlüğün temel kuralı olan '' küfürsüz sözlük '' sayesinde bence gayet de iyidir. bundan daha iyi de olacaktır.
bakın hiç bir kuruluş hemen kalitesinde standardı yakalayamaz, bu süre alır.
bizler de hep beraber bu süreye kadar elimizden geldiğince seviyemizi koruyacağız.
insanlar telkinle, öneriyle bir yere, bir topluluğa katılmaz. katılanların da ömrü kısa olur zaten.
dolayısıyla biz özendireceğiz, burasının gerçekten farklı olduğunu hissettireceğiz.
işte o zaman gerçekten buraya katkı vermek isteyenler katılacaktır.
bir şey başarılacaksa hep beraber arkadaşlar, ne 1 eksik ne 1 fazla. *
bakın hiç bir kuruluş hemen kalitesinde standardı yakalayamaz, bu süre alır.
bizler de hep beraber bu süreye kadar elimizden geldiğince seviyemizi koruyacağız.
insanlar telkinle, öneriyle bir yere, bir topluluğa katılmaz. katılanların da ömrü kısa olur zaten.
dolayısıyla biz özendireceğiz, burasının gerçekten farklı olduğunu hissettireceğiz.
işte o zaman gerçekten buraya katkı vermek isteyenler katılacaktır.
bir şey başarılacaksa hep beraber arkadaşlar, ne 1 eksik ne 1 fazla. *
devamını gör...
bir evin huzurlu olduğunu gösteren detay
o evin dağınık olmasıdır.
kahvaltı hala masada duruyorken gider gider battaniyenin altına girer saçma saçma tv programları izlersin.
kahvaltı hala masada duruyorken gider gider battaniyenin altına girer saçma saçma tv programları izlersin.
devamını gör...
unutulmaz kült cümleler
devamını gör...
güne bir fotoğraf bırak
ve aşk; karışmaktı birbirine...
1. edit: bir yazar “eymir’in güzeli” (bkz: thedansözkiller) bu görsele “bütünleşmek” dedi. bu söze kayıtsız kalamazdım.
2. edit: sözlüğün “sarrafı” madalya canavarı (bkz: ateist kaplumbağa) bu görsel için “tutku” dedi. ne de güzel dedi.
3.edit: sözlüğün felsefecisi, kelimelere dans ettiren yazarı (bkz: kuzguncuktaki vişne) bu görsel için “paylaşmak” dedi. ekleyip paylaşıyorum.
4. edit: sözlüğümüzün editörü, benim kılavuz kaptanım (bkz: evernevergreen) bu görsel için “körü körüne” dedi. kör oldum!
5. edit: sözlüğe bahar getiren yazar, eski bir dost (bkz: bahargözlükız) bu görsele “bir iken biz olmak” dedi. bana eklemek düştü.
6. edit: sözlüğün piri, kelimelere rövaşata çakan yazarı (bkz: domestic hıyar) bu görsel için “birlikte yanmak” dedi. yine yaktı beni!
7. edit: sözlüğün şiir dilli yazarı, kafa’mızın demi (bkz: yedinci dem) bu görsel için “sonsuz” dedi. aşkı tarif etti.
8. edit: sözlüğün gizemli yazarı (bkz: evcil cadi maki civcivi) bu görsel için “”efsunkâr” dedi. yine efsunladı bizi.
9. edit: sözlüğün romantik yazarı, kelime avcısı (bkz: rimbaud) bu görsel için “esaret” dedi. yine nokta atışı yaptı.
10. edit: ve sözlüğün güler yüzlü moderatörü (bkz: eyluling) bu görsel için “bir olmak” dedi. yine tüm yazarları bir’leştirdi.
11. edit: sözlüğün asi ve zeki yazarı (bkz: aidenjude) bu görsel için “gözü kapalı sevmek” dedi. gözüm kapalı ekledim.
12. edit: sözlüğün en yaratıcı nickli yazarı (bkz: belki üstümüzden bir tır geçer) bu görsel için “özlem” dedi. hasreti anlattı.
13. edit: sözlüğün format kraliçesi, tanımların özü, sözü yazarı (bkz: mahlassızım) bu görsel için “var olmak” dedi. katkısıyla bu entry var oldu.
not: katkı veren tüm dostlara teşekkür ediyorum. birlikte bir entry içinde 15 tanım yaparak sanırım bir ilki başardık. ilk sözü ben söylemiştim, kapanışı yine ben yapayım. bu görsel bana o güzel şarkıyı hatırlatmıştır. “nefesim nefesine”
“bütünleşmek” “tutku” “paylaşmak” “körü körüne” “biz olmak” “birlikte yanmak” “sonsuz” “efsunkâr” “esaret” “bir olmak” “gözü kapalı sevmek” “özlem” “var olmak” “nefesim nefesine”
1. edit: bir yazar “eymir’in güzeli” (bkz: thedansözkiller) bu görsele “bütünleşmek” dedi. bu söze kayıtsız kalamazdım.
2. edit: sözlüğün “sarrafı” madalya canavarı (bkz: ateist kaplumbağa) bu görsel için “tutku” dedi. ne de güzel dedi.
3.edit: sözlüğün felsefecisi, kelimelere dans ettiren yazarı (bkz: kuzguncuktaki vişne) bu görsel için “paylaşmak” dedi. ekleyip paylaşıyorum.
4. edit: sözlüğümüzün editörü, benim kılavuz kaptanım (bkz: evernevergreen) bu görsel için “körü körüne” dedi. kör oldum!
5. edit: sözlüğe bahar getiren yazar, eski bir dost (bkz: bahargözlükız) bu görsele “bir iken biz olmak” dedi. bana eklemek düştü.
6. edit: sözlüğün piri, kelimelere rövaşata çakan yazarı (bkz: domestic hıyar) bu görsel için “birlikte yanmak” dedi. yine yaktı beni!
7. edit: sözlüğün şiir dilli yazarı, kafa’mızın demi (bkz: yedinci dem) bu görsel için “sonsuz” dedi. aşkı tarif etti.
8. edit: sözlüğün gizemli yazarı (bkz: evcil cadi maki civcivi) bu görsel için “”efsunkâr” dedi. yine efsunladı bizi.
9. edit: sözlüğün romantik yazarı, kelime avcısı (bkz: rimbaud) bu görsel için “esaret” dedi. yine nokta atışı yaptı.
10. edit: ve sözlüğün güler yüzlü moderatörü (bkz: eyluling) bu görsel için “bir olmak” dedi. yine tüm yazarları bir’leştirdi.
11. edit: sözlüğün asi ve zeki yazarı (bkz: aidenjude) bu görsel için “gözü kapalı sevmek” dedi. gözüm kapalı ekledim.
12. edit: sözlüğün en yaratıcı nickli yazarı (bkz: belki üstümüzden bir tır geçer) bu görsel için “özlem” dedi. hasreti anlattı.
13. edit: sözlüğün format kraliçesi, tanımların özü, sözü yazarı (bkz: mahlassızım) bu görsel için “var olmak” dedi. katkısıyla bu entry var oldu.
not: katkı veren tüm dostlara teşekkür ediyorum. birlikte bir entry içinde 15 tanım yaparak sanırım bir ilki başardık. ilk sözü ben söylemiştim, kapanışı yine ben yapayım. bu görsel bana o güzel şarkıyı hatırlatmıştır. “nefesim nefesine”
“bütünleşmek” “tutku” “paylaşmak” “körü körüne” “biz olmak” “birlikte yanmak” “sonsuz” “efsunkâr” “esaret” “bir olmak” “gözü kapalı sevmek” “özlem” “var olmak” “nefesim nefesine”
devamını gör...
bir yazar ya da şair neden yazma ihtiyacı duyar sorunsalı
bir kiraz ağacına "sen neden/nasıl kiraz veriyorsun?" diye sormak ile aynı cevaba çıkacak sorunsal.
sadece kirazı yemeli, tadını çıkarmalıdır.
sadece kirazı yemeli, tadını çıkarmalıdır.
devamını gör...
degradasyon
ayrışma ve çözünme anlamına gelmektedir. özellikle jeoloji alanında kayaçların fiziksel, kimyasal ve organik yolla ayrışması için de kullanılan bir kelimedir.
kayaçların ayrışması üzerinde sıcaklık, yağış ve organik canlılar etkili olmaktadır.
kayaçların ayrışması üzerinde sıcaklık, yağış ve organik canlılar etkili olmaktadır.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
ben küçükken madonna ile maradona'yı kardeş sanıyordum, sonradan hayal kırıklığına uğramıştım.
devamını gör...
yazarların mezun olduğu liseler
anadolu kız meslek lisesi.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
devamını gör...
sen kimin çocuğusun diye soran teyze
çocuk gördüğünde ilk ve favori sorusu ''sen kimin çocuğusun'' olan teyzedir. cevap gelmezse çocuğu bir köşeye sıkıştırır bakışlarıyla, tekrar tekrar sorar hatta ipucu bile verir ve o cevabı muhakkak alır. küçükken bana da sorulmuştu da ''annemin'' cevabını vermiş, teyzeleri güldürüp aralarından sıvışmıştım. espritüel kişiliğim çocukluktan kendini gösteriyormuş canım*.
devamını gör...
3 mayıs türkçülük günü
bu güne kutlu olsun deyip geçmek hem günün kutsiyetini gölgede bırakır hem de tarihin kara lekelerinden birinin üstünü kapatmak için yeter de artar. böyle yapmayacağım. biraz uzun olsa da elimden geldiği kadar aktarmaya çalışacağım.
ilk olarak. hiçbir bilinçli türkçü; olmuş, olan ve olacak olay ve gelinen durumları dünyanın geri kalanından kopuk ve sadece memleketin iç mekaniğinin etkisiyle oluşacağını düşünmez ve düşünmemelidir.
ıı. dünya savaşı'nda türkiye'nin konumu her ne kadar gelinen durumun arka planını açıklamamızda bize yardımcı olacaksa da 1944 davasının mahkumları için bu arka plan çok daha eskiden; ı. dünya savaşı'ndan başlamaktaydı. balkan harbi, ı. cihan harbi ve ardından türklerin ölüm kalım savaşı olmuş türk istiklâl harbi sadece okumuş ulema ve asker kesimi değil halkı da körü körüne bir var oluş mücadelesine millet bilincini kazandırmaya itmiştir. osmanlı'nın son döneminde ortaya atılan osmanlıcılık ve islâmcılık fikirleri tebaa da karşılık bulmadığı gibi aksine imparatorluk için çok daha problemleri beraberinde getirir. osmanlı türkçülük fikirleri ile tam anlamıyla çok geç olarak bâbıali baskını ile tanışmış, o günden günümüze türk siyasetini ve siyasasını etkilemeye devam etmiştir. itc*'nin özellikle 1913'den itibaren izlediği ana politika türkçülük olmuş ve batıcılık düşüncesiyle birlikte bir çok değişim devlet içinde palazlandırılmıştı. bu dönemde özellikle cemiyet yetkililerinin almanya ile müttefiklik anlaşması imzalamasına kadar mustafa kemal için de çok büyük bir terslik olmamıştır. ve devamı malumun ilanı. harbin sonunda osmanlının yenilgisi ile itc dağılır ve sevr imzalanır. buradan sonra türk'ün ateşle imtihanı başlar. bir avuç türk'ün cihana karşı savaşı. milli mücadele sırasında bir çok parametrenin (sultancılık, çerkezcilik, kürtçülük, irtica vs.) araya girmesi yanında başta mustafa kemal atatürk olmak üzere yüksek rütbelilerin büyük çoğunluğu itc mensubu veya bir zamanlar mensubu olan kişilerdi. bu kişilerin hemen hemen hepsinin düşüncesi milli bir kurtuluş hareketi oluşturmak ve silahlı bir milli mücadeleye girişmek olmuştur. mustafa kemal atatürk'ün de liderliğinde bu düşünce gerçekleşmiş ve milletin kurtuşu bu yolla gerçekleşmiş olmuştu. işte türkçülük düşüncesi bu badirenin arkasından da toplumun dimağından atılmaya çalışılmamış tam aksine atatürk'ün katıksız milliyetçiliği bu düşüncenin batıcılık ile birlikte cumhuriyetin iki ayağından biri olmasına vesile olmuştur. bu anlattıklarım sadece buz dağının görünen yüzü çünkü daha öncesinde fikren bu düşünceyi azerbaycan türkleri ve özellikle kırım tatarları rusya imparatorluğunun dağılmasıyla ortaya atmışlardır. türkçülük pek tabii itc'in iktadarı ile değil ırken değil ruhen de incelikle yaratılmış şairlerin işlemesiyle ortaya çıkmıştır. burada ismini saymamız gereken ama etkilerinden bahsetmeyeceğimiz isimler: yusuf akçura, ismail gaspıralı, sadi maksudi ve özellikle ilk başta yakın arkadaşları tarafından da amacı anlaşılmayan ziya gökalp'tir. nihayetinde cihan harbinin ve çok net olarak milli mücadele'nin acı ve hain izlerini hatıralarında saklayanlar cumhuriyeti kurmuşlar ve çocukları da bu hatıralar ile büyümüş ve yetişmiştir. aslında bu arka planı anlatmam da ki sebep tam olarak budur. bu düşünce bir akşam üzeri çay sohbetinde düşünülmemiş ve düşüncenin savunurları istanbul'un beyoğlu, moda semtlerinde ovardalıkla uğraşanlar tarafından ortaya atılmamıştır. arka plandanda anlaşılacağı gibi türk'ün yediği her darbe, düştüğü her çukur, giriştiği her savaş ve yediği her kurşun bu düşünceyi bir damla kuvvetlendirmiş ve bir çelik dayanıklığında aklında yer ettirmiştir. işte 20. yüzyılın bu sert ve özellikle türkler için acımasız bir hal alan döneminde doğan çocuklar sadece üstü kapalı hicivlerle eleştiri yapmayacak, gerek gördüğünde başbakana açık mektup yazacak kadar ileri gidecek ve bizzati reis-i cumhurun hukuka müdahalesiyle tabutluklara gireceklerdir.
türkçülerin rahatsızlığı aslında inönü dönemiyle başlar. bu rahatsızlık özellikle miğfer devletlerin avrupa'da güç kaybetmeye başlaması ve buna mukabil reis-i cumhur inönü'nün türkçü-turancı yükselişe ve türkçülüğe aleni bir bayrak açmasıyla son haddeye ulaşır. türkiye'de olmayan faşizmin f'sina bile artık geçit yoktur. oysa aynı reis-i cumhur bir kaç sene evvel, 1944'de yargılanacak reha oğuz türkkan'ın "faşizm tehklikedir!" yazısını tehlikeli bulur. inönü, aslında önceliklerini farklı belirler. katı bir mantıkçı olan bu lider, koruması gereken ülkeyi önceliğine alarak düşünse de türklük şuuruyla ortaya çıkmış milli mücadele ve cumhuriyeti de göz ardı etmiş ve türkçü aydın kesimin yönetime karşı ikazlarını dikkate almamıştır. tüm bunların yanında sözde müttefik sscb'ye şirin gözükme çabaları ve devlet kurumlarında yoğunlaşan sol ve materyalist kadrolaşma ülkeyi farklı boyutlara götürebilecek bir boyut ve hız kazanmıştır. bunu elbet inönü'nün ıı. dünya savaşı döneminde uyguladığı dış politikanın bir iç diyeti olarak görebiliriz. ama mesela boraltan olayı gibi tarihin kara lekelerini böyle bir politikanın diyeti olarak kabul etmek kendine türk diyen şüphesiz herkes için imkansızdır. tüm bunlarla birlikte böyle bir dönemde denge politikasının tezahürü olarak iç siyasette oynak bir haldeydi. gazeteler bir gün hitler'in vecizelerini sıralarken öteki gün inönü ile stalin'in fotoğralarını boydan veriyor ve halkı salak yerine koymaya devam ediyordu. işte böyle bir dönem de başbakan saraçoğlu tbmm'de bir söylevinde şöyle dedi:
"biz türk'üz, türkçüyüz ve daima türkçü kalacağız. bizim için türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. biz azalan veya azaltan türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan türkçüyüz. ve her vakit bu istikamette çalışacağız."
tabii bu sözlere pek itibar etmeyen türkçü cenahtan atsız, dönemin başbakanı şükrü saracoğlu'na orhun dergisinde 1 mart 1944'te ve gene bir ay sonra 1 nisan 1944'te olmak üzere iki açık mektup kaleme aldı. mektup tüm devlet kademelerinde büyük etki uyandırdı. türkçüler adeta "ırkçıyım" diyen bir başbakana açık mektup yazma cesareti gösteriyorlar ve bunu açık ve aleni yapıyorlardı. atsız, açık uyarısında sabahattin ali ve hasan âli yücel gibi solcu, komünist bir çok ismi de zikreder. derhal görevlerinden alınmalarını ve haklarında soruşturma açılmasını salık verir. sabahattin ali atsız'ın mektubuna mektupla karşılık verme cesareti göstermez ve hakkındaki hakaretleri mahkemeye taşır. 26 nisan 1944'te ankara'da başlayan ilk mahkeme, genç seline uğrar. mahkeme özüme kavuşmaz ve hakim mahkemeyi 3 mayıs 1944'e erteler.
nihayet o, 3 mayıs 1944 tarihi gelip çatmıştı.
bu sefer sayı daha da artmıştı. binlerce üniversiteli genç ankara sokaklarındaydı. inönü ve tek parti iktidarı ne yapacağını şaşırmıştı. yıllardır tek parti iktidarından rahatsız olan halk ve gençler bu rahatsızlıklarını açığa vurma fırsatı bulmasında bu kalabalığın oluşmasında sebebi büyüktü. iktidara halkın ve gençliğin gücünü göstermek için bundan daha iyi bir fırsat olamazdı.
gençlerin duruşma salonuna alınmamaları bardağı taşıran son damla olmuştu. polislerin de tavrı birden değişmişti. coplarına sarılan polisler acımasızca gençleri dövmeye başladılar. kafaları yarılan ve kan içinde kalan gençler neye uğradıklarını anlamamışlardı. 3 mayıs günü başbakan saraçoğlu ile görüşmek isteyen öğrencilerin bu isteği kabul edilmemiş; bu gençlerden 165'i gözaltına alınmış daha sonra serbest bırakılmıştır.
mahkeme duruşmayı 9 mayıs tarihine ertelemişti. oteline dönen ve mahkemenin tutuklamadığı atsız'ı polisler göz altına aldı. aynı saatlerde atsız'ın istanbul'daki evi didik didik aranıyordu.olayların boyutu gittikçe büyüyordu. türkçü olduğunu iddia eden hükümet 18 mayıs 1944 günü yayınladığı bir bildiri ile atsız ve arkadaşların "ırkçılık ve turancılıkla ve hükümeti devirmeye çalışmakla" suçluyordu. ilk anda 14 asteğmen tutuklanmış ve 250 harbiyeli hakkında soruşturma açılmıştı.
9 mayıs'ta yapılan duruşmada atsız, 6 aya mahkûm edilmiş, ağır tahrik nedeniyle ceza 4 aya indirilip tecil edilmişti. atsız buna rağmen serbest bırakılmamıştı.
19 mayıs gelip çatmıştı, herkes inönü’den bayram konuşması yapmasını beklerken o devleti kuran irade ve fikri suçlayan bir konuşma yaparak güya gençlik ve spor bayramını kutluyordu. milli şef henüz soruşturması bile başlamayan bir davada türk milliyetçilerini ağır şekilde suçladı:
"turancılar, türk milleti'ni bütün komşularıyla onarılmaz bir surette düşman yapmak için bire bir tılsım bulmuşlardır. bu kadar şuursuz ve vicdansız fesatçıların tezvirlerine, türk milletini teslim etmemek için elbette cumhuriyetin bütün tedbirlerini kullanacağız."
inönü'nün konuşmasını bir talimat olarak emir gibi algılayan savcılar, istanbul ve ankara'da milliyetçi avını başlattılar dönemin önde gelen türkçü aydınları nezarete alınıp istanbul’a götürüldüler ve tutuklandılar. tutuklanan türkçü aydınlar, istanbul emniyet müdürlüğü'nün adına "tabutluk" denilen ünlü betondan ve tabuta benzeyen hücrelerinde savcının istediği şekilde ifade vermeleri için işkenceye tabi tutulmuşlardır. tabutluklar dikine konulmuş ve ancak bir tabut genişliğinde beton oyuklardı. tabutluğa konulanların üstünde beş yüzer voltluk üçer adet lamba yanıyordu.
tutuklular nihayet 7 eylül 1944 günü, istanbul 1 nolu sıkıyönetim mahkemesinde; hükümete karşı gizli örgüt kurmak, düzen düşmanlığı yapmak, hükümeti düşürmeye çalışmak ve ırkçılık, turancılık yapmakla suçlanırlar. askeri savcı kazım alöç, sanıkların idamla yargılanmasını istemektedir. ırkçılık-turancılık davası 7 eylül 1944'te başlar ve haftada üç gün süren oturumlarla 65 oturum sürer. atsız, altı buçuk yıla arkadaşları da çeşitli cezalara çarptırılırlar. temyize başvurulması üzerine askeri yargıtay davayı esastan bozar.
sanıkları tutuksuz yargılayan 2 no’lu sıkı yönetim mahkemesi kararını açıklar:
-"sanıklar suçsuzdur, beraatlerine..."-
inönü ve çevresindekiler bu mahkeme kararı ile büyük bir şoka uğrarlar ve kararı temyiz ederler. askeri yargıtay temyiz başvurusunu inceler ve mahkemenin verdiği beraat kararını onaylar. türk milliyetçiliğine husumeti, varlık sebebi gibi gören çevreler ısrarlıdırlar: bu defa yargıtay başsavcısı münif kocaçıtak mahkemenin tekrar görüşülmesini ister. askeri yargıtay bunu da red eder. böylece "türkçülük-turancılık" davası türk milliyetçilerini zaferi ile neticelenmiş olur.
bu günün en büyük kazanımı bugün de durmadan yükselen türkçülüğün bir hareket olmasıdır. gerisini atsız beğ tamamlasın.
“3 mayıs 1944… 3 mayıs türkçülüğün tarihinde bir dönüm noktası oldu. o, zamana kadar yalnız duygu ve düşünce olan, ebedî ve ilmî sınırları pek de aşmayan türkçülük, 1944 yılının 3 mayıs’ında birden bire hareket oluverdi.
ali suaviler, süleyman paşalar, mehmet eminler, ziya gökalplar, rıza nurlar yalnız duygu, düşünce, iş türkçüsü idiler. hareket türkçüsü olmamışlardı. çırağan baskını türkçü ali suavi’nin siyasî bir hareketiydi. bunun türkçülükle ilgisi yoktu. sıhhiye vekili (sağlık bakanı) olduğu zaman gayrî türkleri atarak yerine türkleri yerleştiren rıza nur, fiilî türkçülük yapıyordu. fakat bu da hareket değildi.
türkçülükte ilk hareketi, 3 mayıs 1944 çarşamba günü, ankara’daki birkaç bin meçhul türk genci yaptı. bu bakımdan türkçülük tarihinde onların hususî bir şerefi vardır.
bundan sonra 3 mayıs türkçülerin günüdür. o’na bir bayram diyemeyeceğiz. çünkü yıllarla süren büyük ızdırabımız o gün başlamıştır. o’na bir matem demek de kabil değildir. çünkü bunca sıkıntıların arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydanında denemek, yahşı ile yamanı ayırmak fırsatını vermiştir. o güne kadar tehlikelerden gafil bir çocuk toyluğu ile yürüyen türkçülük 3 mayıs’ta gafletten ayılmış, maskelerin arkasındaki iğrenç yüzleri görmüş, can düşmanlarını tanımış, dost sandığı hainleri ayırt etmiş, hayalin yumuşak bulutlarından gerçeğin sert topraklarına düşmüştür.
böyle sağlam bir sonuca varmak için çekilen bunca sıkıntılar boşa gitmiş sayılmaz. bundan dolayı biz 3 mayıs’a “türkçüler günü “deyip çıkıyoruz.
hoşlanmayanlar onu benimsemesin. yalnız kendilerine benzeyenler, yani türk’e benzemeyenler onu yadırgasın. biz 3 mayıs’ı sevmekte devam edeceğiz. türkçülük, tek sandığı düşmanına karşı 3 mayıs hareketini yaparken onun çift olduğunu acı bir deneme ile öğrendi.
bu millî hareketin zaferinden korkan türkçülük düşmanları, türkçüler ortaçağı andıran vahşetlerle hapse atılır ve aleyhlerinde türlü yayınlar yapılırken, onları tartışmaya çağırmak garabetini de gösterdiler. tarih bunu bağışlamayacak ve türkçülerin günü olan 3 mayıs, bir gün türklerin günü olunca onlar tarihin büyük mahkemesinde lâyık oldukları akıbete uğrayacaklardır.
türkçüler! toplu veya yalnız, her yerde 3 mayıs’ı analım. anlatalım ve kürşad’ın hâtırasını yüceltelim...
ne mümkün zulm ile bîdâd ile imhayı hürriyet,
çalış, idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten! ”
hüseyin nihal atsız (kürşad dergisi,1964, sayı.2)
davada 23 sanık yargılanmıştır:
1-hasan ferit cansever, dr. yüzbaşı
2-fethi tevetoğlu, dr. üsteğmen
3-alparslan türkeş, piyade üsteğmen
4-nurullah barıman, piyade teğmen
5-zeki özgür sofuoğlu , topçu asteğmen,
6-fazıl hisarcıklı, ulaştırma asteğmen
7-hüseyin nihal atsız, edebiyat öğretmeni
8-hüseyin namık orkun, tarih öğretmeni
9-nejdet sancar, balıkesir lisesi edebiyat öğretmeni
10-saim bayrak, temyiz mahkemesi evrak memuru
11-ismet rasin tümtürk, istanbul belediyesi murakıbı
12-cihat savaşfer, y. mühendis mektebi öğrencisi
13-muzaffer eriş, y. mühendis mektebi öğrencisi
14-fehiman altan, y. mühendis mektebi öğrencisi
15-yusuf kadıgil, lise öğrencisi
16-cebbar şenel, adana adliyesi'nde hakim adayı
17-zeki velidi togan, türk tarihi profesörü
18-orhan şaik gökyay, ankara konservatuarı direktörü
19-hikmet tanyu, içişleri bakanlığında memur
20-reha oğuz türkkan, istanbul üniversitesi doktora öğrencisi
21-hamza sadi özbek, aydın maliye tahsilat şefi
22-cemal oğuz öcal, gazi eğitim enstitüsü öğrencisi
23-said bilgiç, ankara adliyesi'nde hakim adayı
aynı davadan sanık olarak mehmet külahlıoğlu ve osman yüksel serdengeçti de bir süre tutuklu kalmışlardır
şimdi... kutlu olsun.
ilk olarak. hiçbir bilinçli türkçü; olmuş, olan ve olacak olay ve gelinen durumları dünyanın geri kalanından kopuk ve sadece memleketin iç mekaniğinin etkisiyle oluşacağını düşünmez ve düşünmemelidir.
ıı. dünya savaşı'nda türkiye'nin konumu her ne kadar gelinen durumun arka planını açıklamamızda bize yardımcı olacaksa da 1944 davasının mahkumları için bu arka plan çok daha eskiden; ı. dünya savaşı'ndan başlamaktaydı. balkan harbi, ı. cihan harbi ve ardından türklerin ölüm kalım savaşı olmuş türk istiklâl harbi sadece okumuş ulema ve asker kesimi değil halkı da körü körüne bir var oluş mücadelesine millet bilincini kazandırmaya itmiştir. osmanlı'nın son döneminde ortaya atılan osmanlıcılık ve islâmcılık fikirleri tebaa da karşılık bulmadığı gibi aksine imparatorluk için çok daha problemleri beraberinde getirir. osmanlı türkçülük fikirleri ile tam anlamıyla çok geç olarak bâbıali baskını ile tanışmış, o günden günümüze türk siyasetini ve siyasasını etkilemeye devam etmiştir. itc*'nin özellikle 1913'den itibaren izlediği ana politika türkçülük olmuş ve batıcılık düşüncesiyle birlikte bir çok değişim devlet içinde palazlandırılmıştı. bu dönemde özellikle cemiyet yetkililerinin almanya ile müttefiklik anlaşması imzalamasına kadar mustafa kemal için de çok büyük bir terslik olmamıştır. ve devamı malumun ilanı. harbin sonunda osmanlının yenilgisi ile itc dağılır ve sevr imzalanır. buradan sonra türk'ün ateşle imtihanı başlar. bir avuç türk'ün cihana karşı savaşı. milli mücadele sırasında bir çok parametrenin (sultancılık, çerkezcilik, kürtçülük, irtica vs.) araya girmesi yanında başta mustafa kemal atatürk olmak üzere yüksek rütbelilerin büyük çoğunluğu itc mensubu veya bir zamanlar mensubu olan kişilerdi. bu kişilerin hemen hemen hepsinin düşüncesi milli bir kurtuluş hareketi oluşturmak ve silahlı bir milli mücadeleye girişmek olmuştur. mustafa kemal atatürk'ün de liderliğinde bu düşünce gerçekleşmiş ve milletin kurtuşu bu yolla gerçekleşmiş olmuştu. işte türkçülük düşüncesi bu badirenin arkasından da toplumun dimağından atılmaya çalışılmamış tam aksine atatürk'ün katıksız milliyetçiliği bu düşüncenin batıcılık ile birlikte cumhuriyetin iki ayağından biri olmasına vesile olmuştur. bu anlattıklarım sadece buz dağının görünen yüzü çünkü daha öncesinde fikren bu düşünceyi azerbaycan türkleri ve özellikle kırım tatarları rusya imparatorluğunun dağılmasıyla ortaya atmışlardır. türkçülük pek tabii itc'in iktadarı ile değil ırken değil ruhen de incelikle yaratılmış şairlerin işlemesiyle ortaya çıkmıştır. burada ismini saymamız gereken ama etkilerinden bahsetmeyeceğimiz isimler: yusuf akçura, ismail gaspıralı, sadi maksudi ve özellikle ilk başta yakın arkadaşları tarafından da amacı anlaşılmayan ziya gökalp'tir. nihayetinde cihan harbinin ve çok net olarak milli mücadele'nin acı ve hain izlerini hatıralarında saklayanlar cumhuriyeti kurmuşlar ve çocukları da bu hatıralar ile büyümüş ve yetişmiştir. aslında bu arka planı anlatmam da ki sebep tam olarak budur. bu düşünce bir akşam üzeri çay sohbetinde düşünülmemiş ve düşüncenin savunurları istanbul'un beyoğlu, moda semtlerinde ovardalıkla uğraşanlar tarafından ortaya atılmamıştır. arka plandanda anlaşılacağı gibi türk'ün yediği her darbe, düştüğü her çukur, giriştiği her savaş ve yediği her kurşun bu düşünceyi bir damla kuvvetlendirmiş ve bir çelik dayanıklığında aklında yer ettirmiştir. işte 20. yüzyılın bu sert ve özellikle türkler için acımasız bir hal alan döneminde doğan çocuklar sadece üstü kapalı hicivlerle eleştiri yapmayacak, gerek gördüğünde başbakana açık mektup yazacak kadar ileri gidecek ve bizzati reis-i cumhurun hukuka müdahalesiyle tabutluklara gireceklerdir.
türkçülerin rahatsızlığı aslında inönü dönemiyle başlar. bu rahatsızlık özellikle miğfer devletlerin avrupa'da güç kaybetmeye başlaması ve buna mukabil reis-i cumhur inönü'nün türkçü-turancı yükselişe ve türkçülüğe aleni bir bayrak açmasıyla son haddeye ulaşır. türkiye'de olmayan faşizmin f'sina bile artık geçit yoktur. oysa aynı reis-i cumhur bir kaç sene evvel, 1944'de yargılanacak reha oğuz türkkan'ın "faşizm tehklikedir!" yazısını tehlikeli bulur. inönü, aslında önceliklerini farklı belirler. katı bir mantıkçı olan bu lider, koruması gereken ülkeyi önceliğine alarak düşünse de türklük şuuruyla ortaya çıkmış milli mücadele ve cumhuriyeti de göz ardı etmiş ve türkçü aydın kesimin yönetime karşı ikazlarını dikkate almamıştır. tüm bunların yanında sözde müttefik sscb'ye şirin gözükme çabaları ve devlet kurumlarında yoğunlaşan sol ve materyalist kadrolaşma ülkeyi farklı boyutlara götürebilecek bir boyut ve hız kazanmıştır. bunu elbet inönü'nün ıı. dünya savaşı döneminde uyguladığı dış politikanın bir iç diyeti olarak görebiliriz. ama mesela boraltan olayı gibi tarihin kara lekelerini böyle bir politikanın diyeti olarak kabul etmek kendine türk diyen şüphesiz herkes için imkansızdır. tüm bunlarla birlikte böyle bir dönemde denge politikasının tezahürü olarak iç siyasette oynak bir haldeydi. gazeteler bir gün hitler'in vecizelerini sıralarken öteki gün inönü ile stalin'in fotoğralarını boydan veriyor ve halkı salak yerine koymaya devam ediyordu. işte böyle bir dönem de başbakan saraçoğlu tbmm'de bir söylevinde şöyle dedi:
"biz türk'üz, türkçüyüz ve daima türkçü kalacağız. bizim için türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. biz azalan veya azaltan türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan türkçüyüz. ve her vakit bu istikamette çalışacağız."
tabii bu sözlere pek itibar etmeyen türkçü cenahtan atsız, dönemin başbakanı şükrü saracoğlu'na orhun dergisinde 1 mart 1944'te ve gene bir ay sonra 1 nisan 1944'te olmak üzere iki açık mektup kaleme aldı. mektup tüm devlet kademelerinde büyük etki uyandırdı. türkçüler adeta "ırkçıyım" diyen bir başbakana açık mektup yazma cesareti gösteriyorlar ve bunu açık ve aleni yapıyorlardı. atsız, açık uyarısında sabahattin ali ve hasan âli yücel gibi solcu, komünist bir çok ismi de zikreder. derhal görevlerinden alınmalarını ve haklarında soruşturma açılmasını salık verir. sabahattin ali atsız'ın mektubuna mektupla karşılık verme cesareti göstermez ve hakkındaki hakaretleri mahkemeye taşır. 26 nisan 1944'te ankara'da başlayan ilk mahkeme, genç seline uğrar. mahkeme özüme kavuşmaz ve hakim mahkemeyi 3 mayıs 1944'e erteler.
nihayet o, 3 mayıs 1944 tarihi gelip çatmıştı.
bu sefer sayı daha da artmıştı. binlerce üniversiteli genç ankara sokaklarındaydı. inönü ve tek parti iktidarı ne yapacağını şaşırmıştı. yıllardır tek parti iktidarından rahatsız olan halk ve gençler bu rahatsızlıklarını açığa vurma fırsatı bulmasında bu kalabalığın oluşmasında sebebi büyüktü. iktidara halkın ve gençliğin gücünü göstermek için bundan daha iyi bir fırsat olamazdı.
gençlerin duruşma salonuna alınmamaları bardağı taşıran son damla olmuştu. polislerin de tavrı birden değişmişti. coplarına sarılan polisler acımasızca gençleri dövmeye başladılar. kafaları yarılan ve kan içinde kalan gençler neye uğradıklarını anlamamışlardı. 3 mayıs günü başbakan saraçoğlu ile görüşmek isteyen öğrencilerin bu isteği kabul edilmemiş; bu gençlerden 165'i gözaltına alınmış daha sonra serbest bırakılmıştır.
mahkeme duruşmayı 9 mayıs tarihine ertelemişti. oteline dönen ve mahkemenin tutuklamadığı atsız'ı polisler göz altına aldı. aynı saatlerde atsız'ın istanbul'daki evi didik didik aranıyordu.olayların boyutu gittikçe büyüyordu. türkçü olduğunu iddia eden hükümet 18 mayıs 1944 günü yayınladığı bir bildiri ile atsız ve arkadaşların "ırkçılık ve turancılıkla ve hükümeti devirmeye çalışmakla" suçluyordu. ilk anda 14 asteğmen tutuklanmış ve 250 harbiyeli hakkında soruşturma açılmıştı.
9 mayıs'ta yapılan duruşmada atsız, 6 aya mahkûm edilmiş, ağır tahrik nedeniyle ceza 4 aya indirilip tecil edilmişti. atsız buna rağmen serbest bırakılmamıştı.
19 mayıs gelip çatmıştı, herkes inönü’den bayram konuşması yapmasını beklerken o devleti kuran irade ve fikri suçlayan bir konuşma yaparak güya gençlik ve spor bayramını kutluyordu. milli şef henüz soruşturması bile başlamayan bir davada türk milliyetçilerini ağır şekilde suçladı:
"turancılar, türk milleti'ni bütün komşularıyla onarılmaz bir surette düşman yapmak için bire bir tılsım bulmuşlardır. bu kadar şuursuz ve vicdansız fesatçıların tezvirlerine, türk milletini teslim etmemek için elbette cumhuriyetin bütün tedbirlerini kullanacağız."
inönü'nün konuşmasını bir talimat olarak emir gibi algılayan savcılar, istanbul ve ankara'da milliyetçi avını başlattılar dönemin önde gelen türkçü aydınları nezarete alınıp istanbul’a götürüldüler ve tutuklandılar. tutuklanan türkçü aydınlar, istanbul emniyet müdürlüğü'nün adına "tabutluk" denilen ünlü betondan ve tabuta benzeyen hücrelerinde savcının istediği şekilde ifade vermeleri için işkenceye tabi tutulmuşlardır. tabutluklar dikine konulmuş ve ancak bir tabut genişliğinde beton oyuklardı. tabutluğa konulanların üstünde beş yüzer voltluk üçer adet lamba yanıyordu.
tutuklular nihayet 7 eylül 1944 günü, istanbul 1 nolu sıkıyönetim mahkemesinde; hükümete karşı gizli örgüt kurmak, düzen düşmanlığı yapmak, hükümeti düşürmeye çalışmak ve ırkçılık, turancılık yapmakla suçlanırlar. askeri savcı kazım alöç, sanıkların idamla yargılanmasını istemektedir. ırkçılık-turancılık davası 7 eylül 1944'te başlar ve haftada üç gün süren oturumlarla 65 oturum sürer. atsız, altı buçuk yıla arkadaşları da çeşitli cezalara çarptırılırlar. temyize başvurulması üzerine askeri yargıtay davayı esastan bozar.
sanıkları tutuksuz yargılayan 2 no’lu sıkı yönetim mahkemesi kararını açıklar:
-"sanıklar suçsuzdur, beraatlerine..."-
inönü ve çevresindekiler bu mahkeme kararı ile büyük bir şoka uğrarlar ve kararı temyiz ederler. askeri yargıtay temyiz başvurusunu inceler ve mahkemenin verdiği beraat kararını onaylar. türk milliyetçiliğine husumeti, varlık sebebi gibi gören çevreler ısrarlıdırlar: bu defa yargıtay başsavcısı münif kocaçıtak mahkemenin tekrar görüşülmesini ister. askeri yargıtay bunu da red eder. böylece "türkçülük-turancılık" davası türk milliyetçilerini zaferi ile neticelenmiş olur.
bu günün en büyük kazanımı bugün de durmadan yükselen türkçülüğün bir hareket olmasıdır. gerisini atsız beğ tamamlasın.
“3 mayıs 1944… 3 mayıs türkçülüğün tarihinde bir dönüm noktası oldu. o, zamana kadar yalnız duygu ve düşünce olan, ebedî ve ilmî sınırları pek de aşmayan türkçülük, 1944 yılının 3 mayıs’ında birden bire hareket oluverdi.
ali suaviler, süleyman paşalar, mehmet eminler, ziya gökalplar, rıza nurlar yalnız duygu, düşünce, iş türkçüsü idiler. hareket türkçüsü olmamışlardı. çırağan baskını türkçü ali suavi’nin siyasî bir hareketiydi. bunun türkçülükle ilgisi yoktu. sıhhiye vekili (sağlık bakanı) olduğu zaman gayrî türkleri atarak yerine türkleri yerleştiren rıza nur, fiilî türkçülük yapıyordu. fakat bu da hareket değildi.
türkçülükte ilk hareketi, 3 mayıs 1944 çarşamba günü, ankara’daki birkaç bin meçhul türk genci yaptı. bu bakımdan türkçülük tarihinde onların hususî bir şerefi vardır.
bundan sonra 3 mayıs türkçülerin günüdür. o’na bir bayram diyemeyeceğiz. çünkü yıllarla süren büyük ızdırabımız o gün başlamıştır. o’na bir matem demek de kabil değildir. çünkü bunca sıkıntıların arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydanında denemek, yahşı ile yamanı ayırmak fırsatını vermiştir. o güne kadar tehlikelerden gafil bir çocuk toyluğu ile yürüyen türkçülük 3 mayıs’ta gafletten ayılmış, maskelerin arkasındaki iğrenç yüzleri görmüş, can düşmanlarını tanımış, dost sandığı hainleri ayırt etmiş, hayalin yumuşak bulutlarından gerçeğin sert topraklarına düşmüştür.
böyle sağlam bir sonuca varmak için çekilen bunca sıkıntılar boşa gitmiş sayılmaz. bundan dolayı biz 3 mayıs’a “türkçüler günü “deyip çıkıyoruz.
hoşlanmayanlar onu benimsemesin. yalnız kendilerine benzeyenler, yani türk’e benzemeyenler onu yadırgasın. biz 3 mayıs’ı sevmekte devam edeceğiz. türkçülük, tek sandığı düşmanına karşı 3 mayıs hareketini yaparken onun çift olduğunu acı bir deneme ile öğrendi.
bu millî hareketin zaferinden korkan türkçülük düşmanları, türkçüler ortaçağı andıran vahşetlerle hapse atılır ve aleyhlerinde türlü yayınlar yapılırken, onları tartışmaya çağırmak garabetini de gösterdiler. tarih bunu bağışlamayacak ve türkçülerin günü olan 3 mayıs, bir gün türklerin günü olunca onlar tarihin büyük mahkemesinde lâyık oldukları akıbete uğrayacaklardır.
türkçüler! toplu veya yalnız, her yerde 3 mayıs’ı analım. anlatalım ve kürşad’ın hâtırasını yüceltelim...
ne mümkün zulm ile bîdâd ile imhayı hürriyet,
çalış, idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten! ”
hüseyin nihal atsız (kürşad dergisi,1964, sayı.2)
davada 23 sanık yargılanmıştır:
1-hasan ferit cansever, dr. yüzbaşı
2-fethi tevetoğlu, dr. üsteğmen
3-alparslan türkeş, piyade üsteğmen
4-nurullah barıman, piyade teğmen
5-zeki özgür sofuoğlu , topçu asteğmen,
6-fazıl hisarcıklı, ulaştırma asteğmen
7-hüseyin nihal atsız, edebiyat öğretmeni
8-hüseyin namık orkun, tarih öğretmeni
9-nejdet sancar, balıkesir lisesi edebiyat öğretmeni
10-saim bayrak, temyiz mahkemesi evrak memuru
11-ismet rasin tümtürk, istanbul belediyesi murakıbı
12-cihat savaşfer, y. mühendis mektebi öğrencisi
13-muzaffer eriş, y. mühendis mektebi öğrencisi
14-fehiman altan, y. mühendis mektebi öğrencisi
15-yusuf kadıgil, lise öğrencisi
16-cebbar şenel, adana adliyesi'nde hakim adayı
17-zeki velidi togan, türk tarihi profesörü
18-orhan şaik gökyay, ankara konservatuarı direktörü
19-hikmet tanyu, içişleri bakanlığında memur
20-reha oğuz türkkan, istanbul üniversitesi doktora öğrencisi
21-hamza sadi özbek, aydın maliye tahsilat şefi
22-cemal oğuz öcal, gazi eğitim enstitüsü öğrencisi
23-said bilgiç, ankara adliyesi'nde hakim adayı
aynı davadan sanık olarak mehmet külahlıoğlu ve osman yüksel serdengeçti de bir süre tutuklu kalmışlardır
şimdi... kutlu olsun.
devamını gör...
kürtajın yasaklanması gerekliliği
kürtaj bir haktır. ayrıca bu konuda herhangi bir erkeğin yorum yapması kadar saçma bi şey yok.
devamını gör...
gül beyaz gül
devamını gör...
morrigan
#1218806 hayır sevgili yazar, ebeveynlerim doktor değil, olmasını isterdim gerçi bir sağlık çalışanı adayı olarak yardım almak fena olmazdı. lakin sizin acilen bir yardım almanız gerektiğini düşünmekteyim*, hayatımda ilk defa hiç tanımadığım bir insan tarafından söylediğim her şey çarpıtıldı ama geceme keyif kattınız. çocuk gibi nickaltımda böyle bir mesaj görmek baya güldürdü beni.
devamını gör...


