asla emanet etmem dediğin şey
kitaplarımdır. kitaplarımı okuması için insanlara verdiğimde ya yazıların altı çizilmiş oluyor ya da kitabın kapağını mahvederek getiriyorlar. birkaç kez yaptım bu hatayı bir daha asla yapmam.
devamını gör...
sumağın en çok yakıştığı yemekler
ezme salata.
devamını gör...
şahan gökbakar'ın türk komedi filmlerin mihenk taşı olması
hristiyanismail sandım hiç sevmiyorum böyle ters köşeleri..
devamını gör...
fallout
"war.
war never changes."
1997 yılında interpay tarafından piyasaya sürülmüş post-apokaliptik dönemde geçen rol yapma oyunu. türünün wasteland'den sonra gelen ilk örneğidir. günümüzde hala devam etmekte ve büyük kitlelere hitap etmekte olan başyapıtın kronolojik sırası şu şekildedir;
fallout
fallout 2
fallout tactics: brotherhood of steel
fallout: brotherhood of steel
fallout 3
fallout: new vegas
fallout 4
fallout 76
oyun, nükleer savaş sonrası yaşanan kıyametin ardından insan ırkının devamını anlatır. yaşanan olaylardan arda kalan çorak arazi "wasteland" olarak adlandırılmaya başlamıştır. işte bu çorak topraklarda, yeniden oluşan sistematik yapılar, yerel yönetimler, yer yer anarşinin hakim olduğu alanlar, radyoaktif canlılar ve diğer birçok unsur sizleri beklemektedir. oyun serisi 22. yüzyılda geçmekte, bu konuyu spoiler vermemek adına fazla detaylandırmıyorum.
karakter yaratımı beceri ve özellik bakımından oldukça detaylı, oynayış kısmı ise büyük oranda okumaya dayalı. oyuncunun elinde büyük bir özgürlük var. her durum için farklı diyaloglar ve seçenekler, farklı işleyiş sıraları, kararından vazgeçme hatta komple lore'u boşverip açık dünya rol yapma oyunu şeklinde hayatını sürdürmek tamamıyla oyuncunun elinde.
savaş sistemi tur bazlı gerçekleşiyor. belli bir puanınız var ve bu puan dahilinde aksiyonlarınızı gerçekleştiriyorsunuz. ardından tur düşmana/düşmanlarınıza geçiyor ve onlar da aynı şekilde turlarını gerçekleştiriyor.
özellikler demiştim. s.p.e.c.i.a.l olarak geçen, strength, perception, endurance, charisma, intelligence, agility, luck şeklinde yedi temel özellik, bu özelliklere bağlı birçok yetenek var. bu yüzden çok farklı karakterler, çok farklı senaryolar görmek mümkün.
oynanış notları *spoiler içerir*
fallout 1 ve 2 için geçerli bir durum, diğerlerini bilmiyorum. zekanız 4 puanın altındaysa karakteriniz sağlıklı diyaloglar kuramayabiliyor. size bulunduğunuz yerdeki insanların kurtuluşu olan çipin yeri ya da bir nükleer santralin radyoaktif sızıntısını engellemek için gereken kombinasyon sorulduğunda "hö?" deme imkanınız var. bazen de normal şartlarda girilmesi neredeyse imkansız yerlere zararsız bu diyerek geçiş izni kazanabiliyorsunuz. bazı görevler düşük zekanız olduğu için size verilmiyor vs.
fallout 2'de vault citizen olmak için inteligence, charisma ve luck statlarınızın 9 olması gerekiyor. öbür türlü denemeyin boşuna.
not: buffout, mentat ve gözlük işe yarıyor. duruma göre ayarlamasını yaparsınız artık.
fallout 2'de, cafe of broken dreams diye bir special encounter var. haritada güney bölgesinde seyahat ederken çıkıyordu yanlış hatırlamıyorsam. burada, fallout 1'de başarısız olmuş olan oyuncu karakterleri, oyuncularını eleştiren şeyler söylüyor. bu bölgenin ismi aynı zamanda "boulevard of broken dreams" tablosuna selam çakmakta.
fallout 2de oyun başında önce san francisco'ya gidip brotherhood of steel'la görüşür; sonra navarro'ya giderseniz anında 7. seviyeye gelecek kadar tecrübe puanı kazanır ve power armorla oyuna devam edersiniz. ama yapmayın öyle şeyler, hikayenin tadını çıkarın.
şununla da bitirmiş olayım.
war never changes."
1997 yılında interpay tarafından piyasaya sürülmüş post-apokaliptik dönemde geçen rol yapma oyunu. türünün wasteland'den sonra gelen ilk örneğidir. günümüzde hala devam etmekte ve büyük kitlelere hitap etmekte olan başyapıtın kronolojik sırası şu şekildedir;
fallout
fallout 2
fallout tactics: brotherhood of steel
fallout: brotherhood of steel
fallout 3
fallout: new vegas
fallout 4
fallout 76
oyun, nükleer savaş sonrası yaşanan kıyametin ardından insan ırkının devamını anlatır. yaşanan olaylardan arda kalan çorak arazi "wasteland" olarak adlandırılmaya başlamıştır. işte bu çorak topraklarda, yeniden oluşan sistematik yapılar, yerel yönetimler, yer yer anarşinin hakim olduğu alanlar, radyoaktif canlılar ve diğer birçok unsur sizleri beklemektedir. oyun serisi 22. yüzyılda geçmekte, bu konuyu spoiler vermemek adına fazla detaylandırmıyorum.
karakter yaratımı beceri ve özellik bakımından oldukça detaylı, oynayış kısmı ise büyük oranda okumaya dayalı. oyuncunun elinde büyük bir özgürlük var. her durum için farklı diyaloglar ve seçenekler, farklı işleyiş sıraları, kararından vazgeçme hatta komple lore'u boşverip açık dünya rol yapma oyunu şeklinde hayatını sürdürmek tamamıyla oyuncunun elinde.
savaş sistemi tur bazlı gerçekleşiyor. belli bir puanınız var ve bu puan dahilinde aksiyonlarınızı gerçekleştiriyorsunuz. ardından tur düşmana/düşmanlarınıza geçiyor ve onlar da aynı şekilde turlarını gerçekleştiriyor.
özellikler demiştim. s.p.e.c.i.a.l olarak geçen, strength, perception, endurance, charisma, intelligence, agility, luck şeklinde yedi temel özellik, bu özelliklere bağlı birçok yetenek var. bu yüzden çok farklı karakterler, çok farklı senaryolar görmek mümkün.
oynanış notları *spoiler içerir*
fallout 1 ve 2 için geçerli bir durum, diğerlerini bilmiyorum. zekanız 4 puanın altındaysa karakteriniz sağlıklı diyaloglar kuramayabiliyor. size bulunduğunuz yerdeki insanların kurtuluşu olan çipin yeri ya da bir nükleer santralin radyoaktif sızıntısını engellemek için gereken kombinasyon sorulduğunda "hö?" deme imkanınız var. bazen de normal şartlarda girilmesi neredeyse imkansız yerlere zararsız bu diyerek geçiş izni kazanabiliyorsunuz. bazı görevler düşük zekanız olduğu için size verilmiyor vs.
fallout 2'de vault citizen olmak için inteligence, charisma ve luck statlarınızın 9 olması gerekiyor. öbür türlü denemeyin boşuna.
not: buffout, mentat ve gözlük işe yarıyor. duruma göre ayarlamasını yaparsınız artık.
fallout 2'de, cafe of broken dreams diye bir special encounter var. haritada güney bölgesinde seyahat ederken çıkıyordu yanlış hatırlamıyorsam. burada, fallout 1'de başarısız olmuş olan oyuncu karakterleri, oyuncularını eleştiren şeyler söylüyor. bu bölgenin ismi aynı zamanda "boulevard of broken dreams" tablosuna selam çakmakta.
fallout 2de oyun başında önce san francisco'ya gidip brotherhood of steel'la görüşür; sonra navarro'ya giderseniz anında 7. seviyeye gelecek kadar tecrübe puanı kazanır ve power armorla oyuna devam edersiniz. ama yapmayın öyle şeyler, hikayenin tadını çıkarın.
şununla da bitirmiş olayım.
devamını gör...
emboli
herhangi bir maddenin kan akımına karışıp bir yerde kan damarını tam ya da kısmı olarak tıkaması durumu. beyinde emboli olgusu felce sebep olabilirken vücut uzuvlarındaki emboli olgusu, kangrene sebep olabilip uzvun amputasyonla alınmasına kadar gidebilir.
trombozun yarattığı trombüs kitlesinin parçaları, amnion sıvısı, yağlar vs. emboliye sebep olabilir.
bir de gaz embolisi var, sanırım vurgun olayında meydana geliyor.
trombozun yarattığı trombüs kitlesinin parçaları, amnion sıvısı, yağlar vs. emboliye sebep olabilir.
bir de gaz embolisi var, sanırım vurgun olayında meydana geliyor.
devamını gör...
şükrü erbaş
canı cehenneme gibi şiirleriyle politik ve protest duruşunu da gösteren büyük şairdir.
birçok şiiri pek güzel bestelenmiştir. *
birçok şiiri pek güzel bestelenmiştir. *
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
sene 2015, sonbaharın en sıkıcı günlerinde, tüyap kitap fuarı başladı. ben de üniversiteme ilk başladığım dönemde olduğum için bu fuarı kaçırmamak adına izin alıp geldim ama cebimde 1 lira bile para yok, zaten aileme çok yük olduğum için isteyemiyorum. o zamanlar en yakın dostum ile bunu konuşuyoruz, "bende para var, kalk gidelim alalım" diyor, ertesi güne sözleşiyoruz.
ertesi gün oluyor, o güne kadar makyaj yaptığına denk gelmediğim dostum, öyle bir makyaj ile geliyor ki şaşırıp kalıyorum. "bir randevun mu var?" diye soruyorum, "yok, bugün şerefsizlik günüm." diye cevap veriyor. bi terslik var bu kızda diye düşünüyorum, ama hayırlısı diyerek geçiştiriyorum.
içeriye bi havayla giriyoruz, ben tir tir titrerken o yuvarlak çerçeveli güneş gözlüğünü rüyaymis stiliyle başının üstüne oturtuyor,
"en çok okumak istediğin seri?" diye soruyor, "ejderha dövmeli kız serisi ilk kiitabını okumuştum, gerisini çok merak ediyorum..." diye cevap veriyorum.
pegasus'un bulunduğu standa yaklaşıyor, bana bakıyor. böyle şeytan bi gülümseme yerleşiyor suratına, seti eline alıyor, bana doğru para ödemeden yaklaşıyor, sonra karşı standa gidip "özür dilerim, poşetim yırtıldı, bir poşet alabilir miyim sizden?" diye soruyor, karşıdan da bir poşet alıyor içine koymak için, bana uzatıyor.
şaşırıyorum, kalıyorum. "sıra sende..." diyor bana, hayır ben o zamana kadar hayatımın hiçbir döneminde hiçbir şey çalmamış temiz aile çocuğuyum ama bir anda başım dönüyor, en çok okumak istediğim kitaplar hemen önümde ve hepsini öylesine merak ediyorum ki...
"seyret abini..." diyorum, hayır o lafı diyen ben miydim daha önce diye düşünüyorum standa giderken, yanılmıyorsam ithaki'ye bakıyorum. kitap hırsızını görüyorum. "kitap hırsızını çalan kitap hırsızı olacağım eheuheue" diye düşünüyorum, bir anda çalıyorum ve sanki satın almış gibi bir de adamlara "şu kitap elinizde var mı, simon beckett serisi var mı abi" falan diye uzun uzun konuşmaya çalışıyorum. göz teması falan kuruyorum...
sonra çıkıyorum oradan, ben onu halledene kadar arkadaşım benim için grange'dan eco'ya kadar *ç*almış beni bekliyor ama korktuğum tek kısım ya dışarıya çıkarken öter ise??????
korkuyorum, çıkışa ilerler iken arkadaşıma bahsediyorum bundan, "boşuna mı makyaj yaptım ben, seyret ablanı.." diyor. polislerin yanına gidiyor, "arkadaşımla çok sıkıştık, acaba kitaplarımızı bir dakika tutar mısınız?" diye rica ediyor. yalandan tuvaletlere gidiyoruz, çıkıyoruz, polis tekrar elimize kitapları verirken, dostum "off üç kişi gelmemiz gerekir idi çok ağır oldu..." diyor, yüzünü buruşturuyor ve polis "otobüse kadar taşıyalım istersen ablacım..." diyor. "çok teşekkür ederim sizi yoracağız biraz ama..." diye cevap veriyor bizimkisi...
otobüse kadar polisin birisi taşıyor tüm çalıntı kitaplarımızı, sonrası mı? bir daha arkadaşımla alışverişe gitmiyorum.
ertesi gün oluyor, o güne kadar makyaj yaptığına denk gelmediğim dostum, öyle bir makyaj ile geliyor ki şaşırıp kalıyorum. "bir randevun mu var?" diye soruyorum, "yok, bugün şerefsizlik günüm." diye cevap veriyor. bi terslik var bu kızda diye düşünüyorum, ama hayırlısı diyerek geçiştiriyorum.
içeriye bi havayla giriyoruz, ben tir tir titrerken o yuvarlak çerçeveli güneş gözlüğünü rüyaymis stiliyle başının üstüne oturtuyor,
"en çok okumak istediğin seri?" diye soruyor, "ejderha dövmeli kız serisi ilk kiitabını okumuştum, gerisini çok merak ediyorum..." diye cevap veriyorum.
pegasus'un bulunduğu standa yaklaşıyor, bana bakıyor. böyle şeytan bi gülümseme yerleşiyor suratına, seti eline alıyor, bana doğru para ödemeden yaklaşıyor, sonra karşı standa gidip "özür dilerim, poşetim yırtıldı, bir poşet alabilir miyim sizden?" diye soruyor, karşıdan da bir poşet alıyor içine koymak için, bana uzatıyor.
şaşırıyorum, kalıyorum. "sıra sende..." diyor bana, hayır ben o zamana kadar hayatımın hiçbir döneminde hiçbir şey çalmamış temiz aile çocuğuyum ama bir anda başım dönüyor, en çok okumak istediğim kitaplar hemen önümde ve hepsini öylesine merak ediyorum ki...
"seyret abini..." diyorum, hayır o lafı diyen ben miydim daha önce diye düşünüyorum standa giderken, yanılmıyorsam ithaki'ye bakıyorum. kitap hırsızını görüyorum. "kitap hırsızını çalan kitap hırsızı olacağım eheuheue" diye düşünüyorum, bir anda çalıyorum ve sanki satın almış gibi bir de adamlara "şu kitap elinizde var mı, simon beckett serisi var mı abi" falan diye uzun uzun konuşmaya çalışıyorum. göz teması falan kuruyorum...
sonra çıkıyorum oradan, ben onu halledene kadar arkadaşım benim için grange'dan eco'ya kadar *ç*almış beni bekliyor ama korktuğum tek kısım ya dışarıya çıkarken öter ise??????
korkuyorum, çıkışa ilerler iken arkadaşıma bahsediyorum bundan, "boşuna mı makyaj yaptım ben, seyret ablanı.." diyor. polislerin yanına gidiyor, "arkadaşımla çok sıkıştık, acaba kitaplarımızı bir dakika tutar mısınız?" diye rica ediyor. yalandan tuvaletlere gidiyoruz, çıkıyoruz, polis tekrar elimize kitapları verirken, dostum "off üç kişi gelmemiz gerekir idi çok ağır oldu..." diyor, yüzünü buruşturuyor ve polis "otobüse kadar taşıyalım istersen ablacım..." diyor. "çok teşekkür ederim sizi yoracağız biraz ama..." diye cevap veriyor bizimkisi...
otobüse kadar polisin birisi taşıyor tüm çalıntı kitaplarımızı, sonrası mı? bir daha arkadaşımla alışverişe gitmiyorum.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
merhabalar sevgili portakallar,
yine, yeni, yeniden aklımda bambaşka bir konsept varken dış minnakların bengaripsengüzeldünyaumutlu'nun hüzne gark eden yayınları isyanına maruz kalarak değiştirdiğim konseptimizi duyurmaya geldim.
yayınlarımızın ciğer bırakmadığını söyleyerek isyan eden canım portakalları kıramadım ve yeni yayınımızın konseptini "neşeli şarkılar" olarak belirledim. "3 haftadır yanan ciğerimizi bir nebze de olsa birlikte söndürelim" diyorsanız sizler de neşeli bir şarkıyı anons ettiğiniz ses kaydınızı yollayabilirsiniz.
konseptimizde müzik türü ve dili önemli olmayıp istediğiniz türde müzik göndermeniz mümkündür; yeter ki neşeli olsun. peki o zaman ne yapıyoruz?
çok basit! neşeli şarkılar konseptinden seçtiğiniz bir şarkıyı anons ederek ses kaydınızı discord ya da mail ile bana ulaştırıyorsunuz. hepsi bu kadar. hala mail ya da discord adresim olmayan yazarımız varsa mesaj attığında seve seve paylaşırım.
ps: kayıt göndermek için son günümüz çarşambadır, daha geç gelen kayıtları akışa koyamamaktayım, sevgiler.
o halde, en az adı kadar neşeli olan afişimiz gelmesin mi?

ps: bu kez ben demeden afişi hazırlayan ve başının etini yeme seanslarımdan beni mahrum bırakan sevgili gomercan'a aşırılı çoklu teşekkürler efendim.
yine, yeni, yeniden aklımda bambaşka bir konsept varken dış minnakların bengaripsengüzeldünyaumutlu'nun hüzne gark eden yayınları isyanına maruz kalarak değiştirdiğim konseptimizi duyurmaya geldim.
yayınlarımızın ciğer bırakmadığını söyleyerek isyan eden canım portakalları kıramadım ve yeni yayınımızın konseptini "neşeli şarkılar" olarak belirledim. "3 haftadır yanan ciğerimizi bir nebze de olsa birlikte söndürelim" diyorsanız sizler de neşeli bir şarkıyı anons ettiğiniz ses kaydınızı yollayabilirsiniz.
konseptimizde müzik türü ve dili önemli olmayıp istediğiniz türde müzik göndermeniz mümkündür; yeter ki neşeli olsun. peki o zaman ne yapıyoruz?
çok basit! neşeli şarkılar konseptinden seçtiğiniz bir şarkıyı anons ederek ses kaydınızı discord ya da mail ile bana ulaştırıyorsunuz. hepsi bu kadar. hala mail ya da discord adresim olmayan yazarımız varsa mesaj attığında seve seve paylaşırım.
ps: kayıt göndermek için son günümüz çarşambadır, daha geç gelen kayıtları akışa koyamamaktayım, sevgiler.
o halde, en az adı kadar neşeli olan afişimiz gelmesin mi?

ps: bu kez ben demeden afişi hazırlayan ve başının etini yeme seanslarımdan beni mahrum bırakan sevgili gomercan'a aşırılı çoklu teşekkürler efendim.
devamını gör...
normal sözlük'teki karma puanlarını vasiyetinde eşit dağıtmayan baba
bir çaylak arkadaşımızın ricası üzerine belirtmek istediğim duyurudur.
merhabalar. bu başlığı gündeme taşırsanız sevinirim. öncelikle 16 mayıs 2034 yılında başımızdan sıkıntılı bir olay geçti. rahmetli babam normalde annem, teyzem ve dayımı asla ayırmaz, hepsini eşit olarak severdi. biraz mal varlığı, anneannemin ziynet eşyaları, bankada birikmişi, bitcoini ve kafa sözlük'teki karma puanlarını yazığı kağıtta vasiyet etmiş. ancak dayım olacak kişi de kafa sözlük hesabının yazdığı belgeyi katakulliye getirip kafasını karıştırarak dedeme imzalatmış. dedemin son zamanlarda durumu yerinde değildi ve bu da fırsatı kullandı. diğerleri değil de, en çok dedemin o kadar entry girip attığı favlar ile kendi alın teri ve sözlük birikimiyle kazandığı kafa puanını da üç kardeşe eşit olarak dağıtmak istemesi üzüyor beni. dayım olacak kişi şu anda dedemin 3000 karma puanına sahip olmuş durumda. halbuki dedem tam bir pearl jam hayranıydı, rozetine sahip olamadan göçüp gitti dünyadan. onun uktesiydi ve yerine getirmek istiyordum. ancak hesap şu anlık dayımın elinde. sözlüğe kaydolup yoldaş 3. benjamin'e mesaj attım, bu konu ile yakından ilgileneceklerini söyledi. ayrıca hukuksal olarak ne yapabiliriz bilmiyorum. burada müşkül bir duruma düştük. sözlükteki duyarlı yazarlarımızın bizi desteklemesini istiyoruz. umarız kimsenin başıma gelmez böyle bir şey.
merhabalar. bu başlığı gündeme taşırsanız sevinirim. öncelikle 16 mayıs 2034 yılında başımızdan sıkıntılı bir olay geçti. rahmetli babam normalde annem, teyzem ve dayımı asla ayırmaz, hepsini eşit olarak severdi. biraz mal varlığı, anneannemin ziynet eşyaları, bankada birikmişi, bitcoini ve kafa sözlük'teki karma puanlarını yazığı kağıtta vasiyet etmiş. ancak dayım olacak kişi de kafa sözlük hesabının yazdığı belgeyi katakulliye getirip kafasını karıştırarak dedeme imzalatmış. dedemin son zamanlarda durumu yerinde değildi ve bu da fırsatı kullandı. diğerleri değil de, en çok dedemin o kadar entry girip attığı favlar ile kendi alın teri ve sözlük birikimiyle kazandığı kafa puanını da üç kardeşe eşit olarak dağıtmak istemesi üzüyor beni. dayım olacak kişi şu anda dedemin 3000 karma puanına sahip olmuş durumda. halbuki dedem tam bir pearl jam hayranıydı, rozetine sahip olamadan göçüp gitti dünyadan. onun uktesiydi ve yerine getirmek istiyordum. ancak hesap şu anlık dayımın elinde. sözlüğe kaydolup yoldaş 3. benjamin'e mesaj attım, bu konu ile yakından ilgileneceklerini söyledi. ayrıca hukuksal olarak ne yapabiliriz bilmiyorum. burada müşkül bir duruma düştük. sözlükteki duyarlı yazarlarımızın bizi desteklemesini istiyoruz. umarız kimsenin başıma gelmez böyle bir şey.
devamını gör...
el alem ne der terör örgütü
--- alıntı ---
nasrettin hocanın meşhur bir hikayesi vardır, hikaye aynen şöyle gelişiyor;
nasrettin hoca bir gün köyden şehre eşekle gitmektedir. eşeğe oğlunu bindirmiş, kendisi eşeğin yularından tutmuş yürüyor, biraz gittikten sonra yolda iki kişi bunlara bakıp gülüyor, baksanıza koca genç delikanlı eşeğe binmiş yaşlı adam yürüyor bu olacak iş mi diyorlar, bunun üzerine nasrettin hoca oğlunu eşekten indirip kendisi biniyor, biraz daha gittikten sonra bu sefer karşılarına çıkan biri yuh olsun be bacak kadar oğlan yürüyor kazık kadar adam eşeğe binmiş, insan sakalından utanır demiş ve bunun üzerine nasrettin hoca eşekten iniyor ve yürümeye devam ediyorlar.
biraz daha geçtikten sonra yine köylünün biri bunlarda da akıl var mı, insanlar eşeği yanlarına ne için almışlar acaba? koca iki adam yürüyor eşek boşta anlamadım gitti demiş, ve bunun üzerine nasrettin hoca oğluyla beraber eşeğe binmiş, az zaman geçtikten sonra yan kahvehanelerden birinden şu ses yükselmiş; şu zalimlere bakın zavallı hayvana iki kişi biner mi? bunlar ne biçim insan…, ve bunun üzerine nasrettin hoca bir la havle çekip oğlum gördün mü insanların ağzı torba değil ki bağlayasın herkes istediğini söyler biz en iyisi bildiğimiz gibi yapalım.
--- alıntı ---
ve maalesef çoğu insan bu örgütün doğal üyesi olduğundan ne yöne baksanız oracıkta itham ederler sizi. en iyisi kayda değer bir şeyler söylüyor mu acaba diye birazcık kulak kabartıp yoluna devam etmek olabilir. ya da hiç bakmamak, görmemek, dinlememek. bilemedim. bu da örgütün gizi gücü olsa gerek. ya ciddi ve yapıcı bir şey söyleyecekse.
nasrettin hocanın meşhur bir hikayesi vardır, hikaye aynen şöyle gelişiyor;
nasrettin hoca bir gün köyden şehre eşekle gitmektedir. eşeğe oğlunu bindirmiş, kendisi eşeğin yularından tutmuş yürüyor, biraz gittikten sonra yolda iki kişi bunlara bakıp gülüyor, baksanıza koca genç delikanlı eşeğe binmiş yaşlı adam yürüyor bu olacak iş mi diyorlar, bunun üzerine nasrettin hoca oğlunu eşekten indirip kendisi biniyor, biraz daha gittikten sonra bu sefer karşılarına çıkan biri yuh olsun be bacak kadar oğlan yürüyor kazık kadar adam eşeğe binmiş, insan sakalından utanır demiş ve bunun üzerine nasrettin hoca eşekten iniyor ve yürümeye devam ediyorlar.
biraz daha geçtikten sonra yine köylünün biri bunlarda da akıl var mı, insanlar eşeği yanlarına ne için almışlar acaba? koca iki adam yürüyor eşek boşta anlamadım gitti demiş, ve bunun üzerine nasrettin hoca oğluyla beraber eşeğe binmiş, az zaman geçtikten sonra yan kahvehanelerden birinden şu ses yükselmiş; şu zalimlere bakın zavallı hayvana iki kişi biner mi? bunlar ne biçim insan…, ve bunun üzerine nasrettin hoca bir la havle çekip oğlum gördün mü insanların ağzı torba değil ki bağlayasın herkes istediğini söyler biz en iyisi bildiğimiz gibi yapalım.
--- alıntı ---
ve maalesef çoğu insan bu örgütün doğal üyesi olduğundan ne yöne baksanız oracıkta itham ederler sizi. en iyisi kayda değer bir şeyler söylüyor mu acaba diye birazcık kulak kabartıp yoluna devam etmek olabilir. ya da hiç bakmamak, görmemek, dinlememek. bilemedim. bu da örgütün gizi gücü olsa gerek. ya ciddi ve yapıcı bir şey söyleyecekse.
devamını gör...
normal sözlük'e saldırı yapılması
devamını gör...
tom bombadil
j.r.r tolkien'in oluşturduğu kurgusal evren olan "orta dünya"dan bir karakter. çoğu kişi, orta dünya'nın ilk canlısı olduğunu savunuyor.
not:
kendi bölgesinde tanrı diyebileceğimiz kadar güçlüdür.
not:
kendi bölgesinde tanrı diyebileceğimiz kadar güçlüdür.
devamını gör...
normal sözlük'ün elitleri
devamını gör...
pül-i şikeşte meydan muharebesi
17. yüzyılın ilk çeyreğinde osmanlılar ve safeviler arasında yaşanmış, osmanlı ordusunun bozgunu ile sonuçlanmış olan savaştır.
sadrazam damat halil paşa yeni sadrazam olup iran üzerine sefer için görevlendirildiğinde tarih 10 haziran 1617'yi gösteriyordu. halil paşa, van yakınlarında kırım hanı 2.canibey ile birleşerek, 16 mayıs günü diyarbakır üzerinden iran seferini başlattı.
bu sıralarda kırım prenslerinden şahin giray, bir çatışmada safevilere sir düşmüş ve bir müddet şah abbas'ın yanında yaşamıştı. şah osmanlılar'a karşı sulh isteğinde bulunmak için şahin giray'ı serbest bıraktı. şahin giray veda etmek için şah'ın huzuruna çıktığı zaman, şah abbas, osmanlılar bir daha kendisini kumandan olarak iran'a gönderirse sefavilere kılıç çekip çekmeyeceğini sordu. şahin giray hiç tereddüt etmeden, ilk fırsatta safevilerle savaşacağını söyledi. kan dökmekten zerre kadar tereddüt etmeyen iran şahı, bir süre düşündükten sonra şahin giray'ı uğurladı.
halil paşa ile kırım hanı, güney azarbaycan'a girdiler ve hazar denizi kıyılarına, safevilerin kutsal şehri olan erdebil'e kadar sokuldular. erdebil yakınlarında ki pül-i şikeşte, bir diğer adıyla kırıkköprü mevkiinde, osmanlı ve safevi orduları karşı karşıya geldiler. tebriz'i ihtiyaten boşaltan safevi ordusuna, azerbaycan beylerbeyi karaçay han kumanda ediyordu. şah tebriz'e gelmiş fakat osmanlıların yaklaştığını duyuncu geri çekilmişti. iki taraf arasında birkaç defa elçiler gidip geldiyse de , sulh şartları üzerinde bir anlaşmaya varamadılar.
osmanlılar ve kırımlılar azarbaycan üzerinden gelirken yaptıkları yağmalarda epey ganimet almışlardı ve bütün dertleri bu ganimetleri korumaktı. karaçay han 10 eylül 1618 günü, sürpriz bir baskın şeklinde taarruza geçti. 15000 civarı şehit ve 500 kadar esir veren osmanlı ordusu'nun tüm düzeni bozuldu. halil paşa geri çekildi. şehid olanların arasında 3, esir olanların arasında 2 beylebeyide bulunuyordu.
halil paşa biraz uzaklaştıktan sonra ordusuna tekrar bir düzen vermeyi başardı. bu şekilde payitaht'a dönerse, hem safevilerle sulh ümidi'nin kalmayacağını hem de kellesini kaybedeceğini düşündü. safevilerin gururuna müthiş bir darbe indirmek amacıyla, kutsal kabul ettikleri şehir olan erdebil'i tahrip etmeye karar verdi.
ancak erdebil'e çok az bir mesafe kalmışken, şah abbas'ın sulh isteyen elçileri geldi. şah, 800 katar deve yükü erzak göndererek(1 katar 7 hayvan ediyor) osmanlıların'ın azerbaycandan geçerken tahribat yapmalarını da önlemek istemiş ve halil paşaya ağır hediyeler göndermişti. taraflar barış antlaşması imzalamak üzere anlaştı.
sadrazam damat halil paşa yeni sadrazam olup iran üzerine sefer için görevlendirildiğinde tarih 10 haziran 1617'yi gösteriyordu. halil paşa, van yakınlarında kırım hanı 2.canibey ile birleşerek, 16 mayıs günü diyarbakır üzerinden iran seferini başlattı.
bu sıralarda kırım prenslerinden şahin giray, bir çatışmada safevilere sir düşmüş ve bir müddet şah abbas'ın yanında yaşamıştı. şah osmanlılar'a karşı sulh isteğinde bulunmak için şahin giray'ı serbest bıraktı. şahin giray veda etmek için şah'ın huzuruna çıktığı zaman, şah abbas, osmanlılar bir daha kendisini kumandan olarak iran'a gönderirse sefavilere kılıç çekip çekmeyeceğini sordu. şahin giray hiç tereddüt etmeden, ilk fırsatta safevilerle savaşacağını söyledi. kan dökmekten zerre kadar tereddüt etmeyen iran şahı, bir süre düşündükten sonra şahin giray'ı uğurladı.
halil paşa ile kırım hanı, güney azarbaycan'a girdiler ve hazar denizi kıyılarına, safevilerin kutsal şehri olan erdebil'e kadar sokuldular. erdebil yakınlarında ki pül-i şikeşte, bir diğer adıyla kırıkköprü mevkiinde, osmanlı ve safevi orduları karşı karşıya geldiler. tebriz'i ihtiyaten boşaltan safevi ordusuna, azerbaycan beylerbeyi karaçay han kumanda ediyordu. şah tebriz'e gelmiş fakat osmanlıların yaklaştığını duyuncu geri çekilmişti. iki taraf arasında birkaç defa elçiler gidip geldiyse de , sulh şartları üzerinde bir anlaşmaya varamadılar.
osmanlılar ve kırımlılar azarbaycan üzerinden gelirken yaptıkları yağmalarda epey ganimet almışlardı ve bütün dertleri bu ganimetleri korumaktı. karaçay han 10 eylül 1618 günü, sürpriz bir baskın şeklinde taarruza geçti. 15000 civarı şehit ve 500 kadar esir veren osmanlı ordusu'nun tüm düzeni bozuldu. halil paşa geri çekildi. şehid olanların arasında 3, esir olanların arasında 2 beylebeyide bulunuyordu.
halil paşa biraz uzaklaştıktan sonra ordusuna tekrar bir düzen vermeyi başardı. bu şekilde payitaht'a dönerse, hem safevilerle sulh ümidi'nin kalmayacağını hem de kellesini kaybedeceğini düşündü. safevilerin gururuna müthiş bir darbe indirmek amacıyla, kutsal kabul ettikleri şehir olan erdebil'i tahrip etmeye karar verdi.
ancak erdebil'e çok az bir mesafe kalmışken, şah abbas'ın sulh isteyen elçileri geldi. şah, 800 katar deve yükü erzak göndererek(1 katar 7 hayvan ediyor) osmanlıların'ın azerbaycandan geçerken tahribat yapmalarını da önlemek istemiş ve halil paşaya ağır hediyeler göndermişti. taraflar barış antlaşması imzalamak üzere anlaştı.
devamını gör...
the expanse
sıfır beklentiyle başladığım, zamanla izlediğim en iyi bilimkurgu yapımları arasına giren, hali hazırda amazon prime bünyesinde bulunan daniel abraham'ın romanından uyarlanan top-tier kalite bilimkurgu dizisi. biraz delirirsem battlestar galactica ve startrek ile bile kıyaslayabilirim. belki de daha iyidir kim bilir?
yapımın merkezinde 24.yy'a gelinmesine rağmen insanların hâlâ aynı açgözlülük ve sömürüyle, ellerinin ulaştığı her türlü yaşam kaynağını somürmeye odaklı üç evrensel güç arasındaki kaynak mücadelesi yatıyor. nihayet marsı kolonileştirmeyi başaran insanlık, jupiter ve satürnden dünyaya su kaynaģı için buz taşıyan, uçsuz bucaksız boşlukta mekik dökuyan uzay gemileri, tüm bu sömürünün ortasından kalmış köprü görevi gören, aşağılanmış, kenara atılmış the belt ve kibirli bürokrasisiyle kendini hâlâ evrenin merkezinde sanan dünya, dünyadışı varlıkların izini bulunduran protomolecule adlı madde, kapsamlı bir kaos ve savaş dizide süregelmekte. izlediğiniz çoğu şeyden farklı, fazlasıyla özgün bir yapım.
açıkçası izlerken işleyişine hayran kaldım. karakter gelişimleri, dizinin oluşturduğu atmosfer, oyuncu kadrosunun ortaya koyduğu performans, zaman zaman kötü kararlar vermesine rağmen sağlam bir senaryo yazarı, beni diziyi izlemek için ayırdığım bir dakika için bile pişman etmedi. bilimkurgu delisi uslanmaz bir insansanız izleyin efendim. eğer protomolecule sizle de iletişime geçerse şimdiden geçmiş olsun.
yapımın merkezinde 24.yy'a gelinmesine rağmen insanların hâlâ aynı açgözlülük ve sömürüyle, ellerinin ulaştığı her türlü yaşam kaynağını somürmeye odaklı üç evrensel güç arasındaki kaynak mücadelesi yatıyor. nihayet marsı kolonileştirmeyi başaran insanlık, jupiter ve satürnden dünyaya su kaynaģı için buz taşıyan, uçsuz bucaksız boşlukta mekik dökuyan uzay gemileri, tüm bu sömürünün ortasından kalmış köprü görevi gören, aşağılanmış, kenara atılmış the belt ve kibirli bürokrasisiyle kendini hâlâ evrenin merkezinde sanan dünya, dünyadışı varlıkların izini bulunduran protomolecule adlı madde, kapsamlı bir kaos ve savaş dizide süregelmekte. izlediğiniz çoğu şeyden farklı, fazlasıyla özgün bir yapım.
açıkçası izlerken işleyişine hayran kaldım. karakter gelişimleri, dizinin oluşturduğu atmosfer, oyuncu kadrosunun ortaya koyduğu performans, zaman zaman kötü kararlar vermesine rağmen sağlam bir senaryo yazarı, beni diziyi izlemek için ayırdığım bir dakika için bile pişman etmedi. bilimkurgu delisi uslanmaz bir insansanız izleyin efendim. eğer protomolecule sizle de iletişime geçerse şimdiden geçmiş olsun.
devamını gör...
normal sözlük yazarlık rütbeleri
son 1000 karmam kaldı. ha gayret bana ne yazacaklar çok merak ediyorum.
devamını gör...



