misvak'ın közcü gazetesi yok mu karikatürü
devamını gör...
simone de beauvoir
iyi bir kitap kadar insanı kendinden uzaklaştıran hiçbir şey yoktur.söz'ünün sahibidir.
devamını gör...
fatma
başrollerini (bkz: burcu biricik) ile (bkz: uğur yücel)'in üstlendiği türk yapımı tek sezonluk 6 bölümlük netflix dizisi.
konu temelinde kayıp koca zafer'in üzerinde durulsa da deştikçe ve izledikçe bambaşka konulara ve karekterlere değiniyor ve ilk bölümde sizi etkisi altına alıyor.
burcu biricik rolünü çok iyi oynamış ve yansıtmış fakat yukarıdaki yazarların da dediği gibi dizide bazı mantık hataları var. fatma'nın gereksiz bir hızda ortadan kaybolması, kamera kayıtları neden kadını sadece arkası dönükken çekiyor? onca delil vs, kurgu hataları, bazı yan rollerin oynamasaydık da olurmuş tavırları...
diziyi ilk açtığımda evet whis bittin sen,çok ağlayacaksın, ağır drama geçiş yaptın demiştim. fakat milim gözümden yaş gelmedi. bunu dizinin yorumlarını okurken farkettim. herkes ağlamış nedense, bi bana etki etmedi herhalde. neyse arkamdan biri falan itekler susayım en iyisi *
bir daha izleyecek olsam izler miyim? evet hem de sonuna kadar. yukarı da ne anlattın o zaman kızım saatlerce de diyeceksiniz. olumluya olumlu, olumsuza da olumsuz derim ben. sırf burcu biricik'in (fatmanın) oyunculuğu için bile izlenir. izlerken bu kadar da olmaz denilen her şeyin olduğunu göreceksiniz.
dizi de insanın içini sızlatan bazı replikler de var;
günah bende değildi, günah bilipte susandaydı, görüpte ses etmeyendeydi 5.bölüm
en zor olanı ne biliyor musun fatma? insanın kendi hikayesini anlatması.
aslında hikayeler bambaşka olsa da insan, kendini ikna edebilecek kısmı alıyor, onu hatırlıyor 6. bölüm
fatma karakteri için h.g wells'in görünmez adam kitabında geçen şu sözleri söylesek sırıtmaz.
"görünmez biriydim ve görünmezliğin bana verdiği olağanüstü avantajları daha yeni yeni fark etmeye başlıyordum.şimdiden kafamın içi artık özgürce yapabileceğim tüm o çılgınca ve müthiş şeyleri planlarıyla doluydu"
konu temelinde kayıp koca zafer'in üzerinde durulsa da deştikçe ve izledikçe bambaşka konulara ve karekterlere değiniyor ve ilk bölümde sizi etkisi altına alıyor.
burcu biricik rolünü çok iyi oynamış ve yansıtmış fakat yukarıdaki yazarların da dediği gibi dizide bazı mantık hataları var. fatma'nın gereksiz bir hızda ortadan kaybolması, kamera kayıtları neden kadını sadece arkası dönükken çekiyor? onca delil vs, kurgu hataları, bazı yan rollerin oynamasaydık da olurmuş tavırları...
diziyi ilk açtığımda evet whis bittin sen,çok ağlayacaksın, ağır drama geçiş yaptın demiştim. fakat milim gözümden yaş gelmedi. bunu dizinin yorumlarını okurken farkettim. herkes ağlamış nedense, bi bana etki etmedi herhalde. neyse arkamdan biri falan itekler susayım en iyisi *
bir daha izleyecek olsam izler miyim? evet hem de sonuna kadar. yukarı da ne anlattın o zaman kızım saatlerce de diyeceksiniz. olumluya olumlu, olumsuza da olumsuz derim ben. sırf burcu biricik'in (fatmanın) oyunculuğu için bile izlenir. izlerken bu kadar da olmaz denilen her şeyin olduğunu göreceksiniz.
dizi de insanın içini sızlatan bazı replikler de var;
günah bende değildi, günah bilipte susandaydı, görüpte ses etmeyendeydi 5.bölüm
en zor olanı ne biliyor musun fatma? insanın kendi hikayesini anlatması.
aslında hikayeler bambaşka olsa da insan, kendini ikna edebilecek kısmı alıyor, onu hatırlıyor 6. bölüm
fatma karakteri için h.g wells'in görünmez adam kitabında geçen şu sözleri söylesek sırıtmaz.
"görünmez biriydim ve görünmezliğin bana verdiği olağanüstü avantajları daha yeni yeni fark etmeye başlıyordum.şimdiden kafamın içi artık özgürce yapabileceğim tüm o çılgınca ve müthiş şeyleri planlarıyla doluydu"
devamını gör...
eşine 12 lira bırakarak canına kıyan genç
siyasilerin umurunda olmayacak, çaresizlik yüzünden hayatına kıymış gençtir. insanlar bile bile çaresiz bırakılmak isteniyor, verecekleri bir paket makarnaya muhtaç milyonlar olsun isteniyor. bu durumu umursayan insanlar ne yazık ki yine aynı ya da benzer durumda olan insanlar. ve kimsenin bir şeyleri değiştirecek gücü yok.
bu kişinin kendisine tek kızdığım nokta 3 çocuk sahibi olması. bu da aslında kişinin değil toplumun sorunu. çok fazla yerde insanlar evlenip çocuk yapmayan kişilere eksik gözüyle bakıyor. biraz kalıpların dışına çıkmak istemeyenler de bunun üstüne düşünmüyor, kendilerine ne öğretildiyse onu yapıyorlar. sonuç olarak da fakir daha fazla fakire sebep oluyor, çaresizlik daha fazla kişiye bulaşıyor.
ülke olarak siyasi, ekonomik, kültürel, toplumsal o kadar çok sorunumuz var ki. nereden, nasıl başlayacağız, neyi nasıl çözeceğiz bilmiyorum. gittikçe dibe batıyoruz. ve ne yazık ki bu genç, çaresizlikten dolayı canına kıyan tek genç olmayacak.
bu kişinin kendisine tek kızdığım nokta 3 çocuk sahibi olması. bu da aslında kişinin değil toplumun sorunu. çok fazla yerde insanlar evlenip çocuk yapmayan kişilere eksik gözüyle bakıyor. biraz kalıpların dışına çıkmak istemeyenler de bunun üstüne düşünmüyor, kendilerine ne öğretildiyse onu yapıyorlar. sonuç olarak da fakir daha fazla fakire sebep oluyor, çaresizlik daha fazla kişiye bulaşıyor.
ülke olarak siyasi, ekonomik, kültürel, toplumsal o kadar çok sorunumuz var ki. nereden, nasıl başlayacağız, neyi nasıl çözeceğiz bilmiyorum. gittikçe dibe batıyoruz. ve ne yazık ki bu genç, çaresizlikten dolayı canına kıyan tek genç olmayacak.
devamını gör...
bim haftanın fantezi ürünleri kataloğu
bu kadar basit fantazilerimiz yok sayın bim. eşim 2 saattir gülüyor, kendisine gelsin diye ufak bir silkeledim ama kendine gelemedi.
biz yine fenerbahçeli, mickey fareli pijamalara devam.
biz yine fenerbahçeli, mickey fareli pijamalara devam.
devamını gör...
kısa şiirler
geçmeden dünyadan
geç dünyadan gülümseyerek.
geç dünyadan gülümseyerek.
devamını gör...
elalem ne der korkusuyla hayallerinden vazgeçen insan
çocukluğunda bunun temeli maalesef yetişkinler tarafından sağlam bir şekilde atılmış bir kişidir. şunu yapma, bunu deme, bunu giyme, büyüklerinin yanında konuşma vb. uyarılarla büyüyen kişi elbette yetişkin olduğunda çevresi ne der diye düşünür. örnek vereyim: güzel bir kıyafet alır, yakışmıştır da ancak hücrelerine işleyen uyarılar onu o kıyafeti giymekten alıkoyar.
hayalleri de öyle şekillenir. kendi istediklerini değil küçükken, ergen iken ondan istenenleri yapmaya programlanmıştır çünkü. kafasındakini hayata geçirmek ona sanki suç işliyormuş gibi gelebilir. bu yüzden devamında da verimsiz olabilir giriştiği her ne ise. velhasılı kelam kendi temelin sağlam olmazsa bina da yıkılır, hayaller de.
au revoir.
hayalleri de öyle şekillenir. kendi istediklerini değil küçükken, ergen iken ondan istenenleri yapmaya programlanmıştır çünkü. kafasındakini hayata geçirmek ona sanki suç işliyormuş gibi gelebilir. bu yüzden devamında da verimsiz olabilir giriştiği her ne ise. velhasılı kelam kendi temelin sağlam olmazsa bina da yıkılır, hayaller de.
au revoir.
devamını gör...
kız istemenin kadınları aşağılaması
kız istemek gelenek ve örf adetlerimizde vardır aşağılayıcı bir yanı yoktur nasıl baktığınıza bağlıdır. burada ki "istemek" kavramını pazardan karpuz almak gibi görürseniz kadınları aşağılayan siz olursunuz. kız istemek demek,annesinin babasının rızasını almaktır. ailelerin bir araya gelip neticeye varması demektir.
devamını gör...
geri gelen mektup
ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.
gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...
ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
gözler ki birer parçasıdır sende ilahın,
gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
dinmez! gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
dinmez! ebedi özleyişin bestesidir bu!
hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.
dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
tek bendeki volkanları söndürse denizler!
hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'kaabil'
imkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.
mehtaplı yüzün tanrı'yı kıskandırıyordur.
en hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...
(bkz: hüseyin nihal atsız)
bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.
gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...
ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
gözler ki birer parçasıdır sende ilahın,
gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
dinmez! gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
dinmez! ebedi özleyişin bestesidir bu!
hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.
dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
tek bendeki volkanları söndürse denizler!
hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'kaabil'
imkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.
mehtaplı yüzün tanrı'yı kıskandırıyordur.
en hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...
(bkz: hüseyin nihal atsız)
devamını gör...
dyatlov geçidi vakası
9 rus dağcının ural dağları'nda tahminen 2 şubat 1959 gecesinde korkunç ve gizemli bir şekilde öldüğü olaydır. olayı aydınlatmak için yüzden fazla teori uzmanlar tarafından incelense de hala bir sonuca varılamamıştır.
ural teknik üniversitesi'nden 9 öğrenci 28 ocak 1959'da ural dağları'nda iki haftaya yakın sürecek bir gezi için yola çıkarlar. planladıkları rota dağcılık literatürünün en zor sınıfındaydı fakat liderleri igor dyatlov başta olmak üzere tüm ekibin hem kayak hem de tırmanış tecrübeleri olduğu için bu zorluk onlara heyecan veriyordu.
deneyimlerinin ateşi hepsini ısıtmış, korkusuzca yola çıkmışlardı. planlanan gezi 12 şubat'a dek sürecekti. günler geçti, 12 şubat'a gelindi. gezinin son günüydü ve rotadaki son durak olan vizhai'ye ulaşacak olan ekibin spor kulüplerine telgraf çekmeleri gerekiyordu. grup lideri igor dyatlov tarafından kulübe ne bir haber gitti ne de bir telgraf çekildi. bir süre bekledikten sonra işin ciddiyetini kavrayan ekipler arama faaliyetlerine başlama kararı aldı. sadece dağcılar değil, güvenlik güçleri de bu arama için uçaklar ve helikopterlerle görev başındaydı. tamı tamına 6 gün sürdü umut dolu arama macerası.
arama çalışmaları sonucunda hedeflenen varış noktalarından tam 10 kilometre ötede tahrip edilmiş bir çadır bulundu. biraz ilerlediklerinde de kamp ateşinin yanında sadece iç çamaşırları olan iki cansız bedenle karşılaştılar. aramalar bu bölgede detaylandırıldığında çadırlar ve kamp ateşi arasında üç cansız beden daha bulundu. -30 derecede iç çamaşırlarıyla bulunan dağcıların tüm kıyafetleri, içten yarılarak parçalanmış çadırın içerisinde sapasağlam durmaktaydı. çadırdan normal bir şekilde çıkmamışlardı.
grubun diğer 4 üyesi halen kayıptı, 2 ay boyunca aramalar devam etti. umutlar tükendiği sırada onları da benzer şekilde buldular. ilk cesetlerden ortalama 75 metre uzaklıkta bulunan 4 dağcının cesetleri ise diğerlerine nazaran iyi giyimliydi. ilginç olan şu ki dağcılar kendi kıyafetlerini değil, birbirlerinin kıyafetlerini giymişti. bu da dağcıların büyük bir panikle ne yaptıklarını bilmez halde oldukları kanısını pekiştirdi.
ölüm sebepleri ilk başta hipotermi olarak belirlense de neden bu durumda kaldıkları çözülemedi. cesetlerde bazı darbe izleriyle karşılaşılsa da hiçbiri iz bırakmamış ve daha önemlisi hayati etki yaratacak cinsten değildi. bazılarının ise gözleri ve dili yerinde olmamasına rağmen hiçbirinde yara izi bile yoktu. herhangi bir kazadan ya da bir saldırıdan söz etmek mümkün değildi fakat yapılan incelemeler hepsinde bir çeşit travma olduğunu kesinleştirir. onları böylesine korkutan şey neydi?
tüm cesetlerin rengi kahverengi ve siyah tonları arasında bir renkteydi. cesetlerde görünen hasarın bir insan tarafından verilemeyeceği düşünüldü ve kgb araştırmalara başladı. kıyafetlerde rastlanan radyoaktif kalıntılar işleri iyice karmaşık bir noktaya getirdi; çünkü alanda, yakın çevresinde ve uzak çevresinde onlardan başka insan izine rastlanmamıştı.
1959'da kgb dosyayı olayın bilinmeyen bir sebeple gerçekleştiği gerekçesiyle apar topar arşive kaldırdı ve yeni araştırmaların önünü kapattı.
üzerine onlarca kitaplar yazıldı. sovyet yönetiminin gizli bir nükleer silah denemesi olduğu söylentisi bile ortaya atıldı. hatta bazı komplo teorileri dünya dışı varlıkları bile her ne kadar inanması zor olsa da bu olaya dahil etti. olayın gerçekleştiği bölgeye yakın bir yerleşim yerinde yaşayan mansi isimli yerel halktan da şüphelenildi. ancak yapılan araştırmalar ve uzun süren mahkemeler sonucunda mansi halkı hiçbir kuşkuya sebep vermeyecek şekilde aklandı. devlet mansi halkından özür diledi.
her ne olursa olsun aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen hala bir sonuca varılamadı. dyatlov geçidi vakası, olaydaki bütün sebep-sonuçların bulunan hiçbir kanıtla uyuşmadığı gizem dolu bir vaka olarak günümüzde merak edilmeye devam ediyor.
ural teknik üniversitesi'nden 9 öğrenci 28 ocak 1959'da ural dağları'nda iki haftaya yakın sürecek bir gezi için yola çıkarlar. planladıkları rota dağcılık literatürünün en zor sınıfındaydı fakat liderleri igor dyatlov başta olmak üzere tüm ekibin hem kayak hem de tırmanış tecrübeleri olduğu için bu zorluk onlara heyecan veriyordu.
deneyimlerinin ateşi hepsini ısıtmış, korkusuzca yola çıkmışlardı. planlanan gezi 12 şubat'a dek sürecekti. günler geçti, 12 şubat'a gelindi. gezinin son günüydü ve rotadaki son durak olan vizhai'ye ulaşacak olan ekibin spor kulüplerine telgraf çekmeleri gerekiyordu. grup lideri igor dyatlov tarafından kulübe ne bir haber gitti ne de bir telgraf çekildi. bir süre bekledikten sonra işin ciddiyetini kavrayan ekipler arama faaliyetlerine başlama kararı aldı. sadece dağcılar değil, güvenlik güçleri de bu arama için uçaklar ve helikopterlerle görev başındaydı. tamı tamına 6 gün sürdü umut dolu arama macerası.
arama çalışmaları sonucunda hedeflenen varış noktalarından tam 10 kilometre ötede tahrip edilmiş bir çadır bulundu. biraz ilerlediklerinde de kamp ateşinin yanında sadece iç çamaşırları olan iki cansız bedenle karşılaştılar. aramalar bu bölgede detaylandırıldığında çadırlar ve kamp ateşi arasında üç cansız beden daha bulundu. -30 derecede iç çamaşırlarıyla bulunan dağcıların tüm kıyafetleri, içten yarılarak parçalanmış çadırın içerisinde sapasağlam durmaktaydı. çadırdan normal bir şekilde çıkmamışlardı.
grubun diğer 4 üyesi halen kayıptı, 2 ay boyunca aramalar devam etti. umutlar tükendiği sırada onları da benzer şekilde buldular. ilk cesetlerden ortalama 75 metre uzaklıkta bulunan 4 dağcının cesetleri ise diğerlerine nazaran iyi giyimliydi. ilginç olan şu ki dağcılar kendi kıyafetlerini değil, birbirlerinin kıyafetlerini giymişti. bu da dağcıların büyük bir panikle ne yaptıklarını bilmez halde oldukları kanısını pekiştirdi.
ölüm sebepleri ilk başta hipotermi olarak belirlense de neden bu durumda kaldıkları çözülemedi. cesetlerde bazı darbe izleriyle karşılaşılsa da hiçbiri iz bırakmamış ve daha önemlisi hayati etki yaratacak cinsten değildi. bazılarının ise gözleri ve dili yerinde olmamasına rağmen hiçbirinde yara izi bile yoktu. herhangi bir kazadan ya da bir saldırıdan söz etmek mümkün değildi fakat yapılan incelemeler hepsinde bir çeşit travma olduğunu kesinleştirir. onları böylesine korkutan şey neydi?
tüm cesetlerin rengi kahverengi ve siyah tonları arasında bir renkteydi. cesetlerde görünen hasarın bir insan tarafından verilemeyeceği düşünüldü ve kgb araştırmalara başladı. kıyafetlerde rastlanan radyoaktif kalıntılar işleri iyice karmaşık bir noktaya getirdi; çünkü alanda, yakın çevresinde ve uzak çevresinde onlardan başka insan izine rastlanmamıştı.
1959'da kgb dosyayı olayın bilinmeyen bir sebeple gerçekleştiği gerekçesiyle apar topar arşive kaldırdı ve yeni araştırmaların önünü kapattı.
üzerine onlarca kitaplar yazıldı. sovyet yönetiminin gizli bir nükleer silah denemesi olduğu söylentisi bile ortaya atıldı. hatta bazı komplo teorileri dünya dışı varlıkları bile her ne kadar inanması zor olsa da bu olaya dahil etti. olayın gerçekleştiği bölgeye yakın bir yerleşim yerinde yaşayan mansi isimli yerel halktan da şüphelenildi. ancak yapılan araştırmalar ve uzun süren mahkemeler sonucunda mansi halkı hiçbir kuşkuya sebep vermeyecek şekilde aklandı. devlet mansi halkından özür diledi.
her ne olursa olsun aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen hala bir sonuca varılamadı. dyatlov geçidi vakası, olaydaki bütün sebep-sonuçların bulunan hiçbir kanıtla uyuşmadığı gizem dolu bir vaka olarak günümüzde merak edilmeye devam ediyor.
devamını gör...
cinsellik
meme emmekten doyuma ulaşmış bir bebeğin iyice pembeleşmiş yanaklarını, yüzünde keyifli bir sırıtışla uykuya dalışını gören bir kimse, bu görüntünün yetişkin cinselliğinin prototipi olduğunu yadırgamaz.
sigmund freud
sigmund freud
devamını gör...
zeydilik
kurucusu zeyd ibn ali olan mezhep.
zeyd ibn ali, 4.ehlibeyt imamı ali ibn hüseyin(as) in (zeynel abidin) oğludur.
ali ibn hüseyin(as); ehlibeyt in kerbela da tek kurtulan erkek bireyidir. şam' da yezid in sarayında yezid i bütün komutanlarının gözü önünde rezil etmiştir. yezid belli bir süre o nu ve ehlibeyt in diğer esirlerini rehin tuttuktan sonra, halkın çığ gibi büyüyen tepkisinden dolayı, esirleri medine ye göndermek zorunda kalmıştır.
ali ibn hüseyin, şehid edildikten sonra şii müslümanlar, oğlu muhammed bakır(as) ın etrafında toplanmıştır. zeyd yaş itibarı ile abisinin oğlu cafer i sadık(as) ile yaşıttır. abisinin himayesinde yeğeni ile beraber büyümüştür.
muhammed bakır(as) şehid edilince, şii müslümanlar iki gruba ayrılmıştır. zeyd ibn ali (as) yi takip edenler (zeydiler) ve cafer ibn muhammed (as) i takip edenler (caferiler).
zeydiler zamanın tağuti gücüne teslim olmayı onların boyunduruğu altında yaşamayı haram saymış ve kıyam hareketi başlatmıştır.
bu kıyamda hanifi mezhebinin imamı ebu hanife, maddi olarak büyük fedakarlıklar yapmıştır. (zaten zehirlenerek şehid edilmesinin nedeni de, bu fedakarlıklarıdır.)
bu kıyam, kufe halkının dedesi ali(as) ve hüseyin (as) e ettikleri gibi, bir ihanet sonucu bastırılmıştır. 15bin kişilik bir ordu beklerken, 300 kişilik bir ordu eşliğinde kufe de başlattığı kıyam çok feci bir şekilde sonuçlanmıştır. vücudu parçalara ayrılmış ve her bir parçası emevi hükümetinin valiliklerince dört bir yanda, dar ağaçlarında sallandırılmıştır.
dönemin emevi halifesi hişam ibn abdulmelik, zeyd in kesilen başını medine de peygamber in mezarı başında sallandırmış, halkın ayaklanmasından korktuğu için 2 gün sonra mısıra göndermiştir. kesik baş hişam ölünceye kadar darağacında sallandırılmıştır. (yaklaşık 4 yıl)
zeydileri şii caferilerden ayıran en büyük fark, imamet anlayışıdır. onlar imamet in kıyam ve cihad hükmü ile birlikte olması gerektiği savını benimser. (yani imam, masum (ismet) sıfatını taşıma yükümlülüğü olmayan, zulüm ve zalimin karşısında her halükarda hareket eden liderdir.)
namazda hanefi fıkhını taklit ederler. günümüzde yemen topraklarında yaşarlar.
bugün, yemen de suudi rejimine karşı mücadele eden müslümanlar, zeydi müslümanlardır. tıpkı imamları zeyd gibi ne koşulda olsalar da zalime başkaldırmak dini bir vecibedir onlar için.
dönemin yezidi suudi rejimi, savaş başladıktan bu yana, 5 yaşından küçük doksan bin çocuğun açlık ve susuzluktan ölmesine neden olmuş, verdiği rüşvetlerle bu zulmünü gizlemeye çalışıyor. diğer taraftan masum sivillere bomba yağdırırken, hastaneleri yıkarken evleri yerle bir ederken hiç bir islam ülkesinin ses çıkarmaması başka türlü açıklanamaz.
yemen günümüz kerbela'sıdır.
zeyd ibn ali, 4.ehlibeyt imamı ali ibn hüseyin(as) in (zeynel abidin) oğludur.
ali ibn hüseyin(as); ehlibeyt in kerbela da tek kurtulan erkek bireyidir. şam' da yezid in sarayında yezid i bütün komutanlarının gözü önünde rezil etmiştir. yezid belli bir süre o nu ve ehlibeyt in diğer esirlerini rehin tuttuktan sonra, halkın çığ gibi büyüyen tepkisinden dolayı, esirleri medine ye göndermek zorunda kalmıştır.
ali ibn hüseyin, şehid edildikten sonra şii müslümanlar, oğlu muhammed bakır(as) ın etrafında toplanmıştır. zeyd yaş itibarı ile abisinin oğlu cafer i sadık(as) ile yaşıttır. abisinin himayesinde yeğeni ile beraber büyümüştür.
muhammed bakır(as) şehid edilince, şii müslümanlar iki gruba ayrılmıştır. zeyd ibn ali (as) yi takip edenler (zeydiler) ve cafer ibn muhammed (as) i takip edenler (caferiler).
zeydiler zamanın tağuti gücüne teslim olmayı onların boyunduruğu altında yaşamayı haram saymış ve kıyam hareketi başlatmıştır.
bu kıyamda hanifi mezhebinin imamı ebu hanife, maddi olarak büyük fedakarlıklar yapmıştır. (zaten zehirlenerek şehid edilmesinin nedeni de, bu fedakarlıklarıdır.)
bu kıyam, kufe halkının dedesi ali(as) ve hüseyin (as) e ettikleri gibi, bir ihanet sonucu bastırılmıştır. 15bin kişilik bir ordu beklerken, 300 kişilik bir ordu eşliğinde kufe de başlattığı kıyam çok feci bir şekilde sonuçlanmıştır. vücudu parçalara ayrılmış ve her bir parçası emevi hükümetinin valiliklerince dört bir yanda, dar ağaçlarında sallandırılmıştır.
dönemin emevi halifesi hişam ibn abdulmelik, zeyd in kesilen başını medine de peygamber in mezarı başında sallandırmış, halkın ayaklanmasından korktuğu için 2 gün sonra mısıra göndermiştir. kesik baş hişam ölünceye kadar darağacında sallandırılmıştır. (yaklaşık 4 yıl)
zeydileri şii caferilerden ayıran en büyük fark, imamet anlayışıdır. onlar imamet in kıyam ve cihad hükmü ile birlikte olması gerektiği savını benimser. (yani imam, masum (ismet) sıfatını taşıma yükümlülüğü olmayan, zulüm ve zalimin karşısında her halükarda hareket eden liderdir.)
namazda hanefi fıkhını taklit ederler. günümüzde yemen topraklarında yaşarlar.
bugün, yemen de suudi rejimine karşı mücadele eden müslümanlar, zeydi müslümanlardır. tıpkı imamları zeyd gibi ne koşulda olsalar da zalime başkaldırmak dini bir vecibedir onlar için.
dönemin yezidi suudi rejimi, savaş başladıktan bu yana, 5 yaşından küçük doksan bin çocuğun açlık ve susuzluktan ölmesine neden olmuş, verdiği rüşvetlerle bu zulmünü gizlemeye çalışıyor. diğer taraftan masum sivillere bomba yağdırırken, hastaneleri yıkarken evleri yerle bir ederken hiç bir islam ülkesinin ses çıkarmaması başka türlü açıklanamaz.
yemen günümüz kerbela'sıdır.
devamını gör...
telegram'ın abartılmış bir balon olması
kpss gruplarındaki pdf dosyaları açısından fazlaca faydasını gördüğüm uygulamadır.
devamını gör...
normal sözlük’te tanımlarını sevdiğiniz yazarlar
(bkz: kuzguncuktaki vişne)
devamını gör...
logaritma
logaritma matematikte bir konudur. nasıl ki çarpmanın tersi bölme, toplamanın tersi çıkarma ise üstel fonksiyonların tersi de logaritmadır.bir denklem çözerken eşitliğin bir tarafında x bilinmeyeni üs olarak kullanılmışsa onun değerini bulmak için altındaki sayıyı diğer tarafa logaritma olarak göndeririz.
devamını gör...
konu neydi radyo yayını
dinlediğim en eğlenceli podcast olma yolunda ilerliyor, harika.
t: konunun ne olduğu belli olmayan kafa sözlük radyosunda yayımlanan podcast.
t: konunun ne olduğu belli olmayan kafa sözlük radyosunda yayımlanan podcast.
devamını gör...
korona testlerinin yıkanıp tekrar kullanılması
test olurken ikinci kere düşünmeye sebebiyet verebilecek haberdir*.
endonezya'da yaşanan koronavirüs skandalı dünya gündemine bomba gibi düştü. bir tıbbı ürün firmasının korona testleri için kullanılan nazal çubukları yıkayıp yeniden sattığı ortaya çıktı. havaalanındaki testler için kullanıldığı açıklanan bu çubukların 9 binden fazla yolcunun testinde kullanıldığı öğrenilirken, endonezya polisi skandalın geçtiğimiz aralık ayından beri devam ettiğini ve firma yetkilisi dahil 5 kişinin tutuklandığını açıkladı.
buradan
endonezya'da yaşanan koronavirüs skandalı dünya gündemine bomba gibi düştü. bir tıbbı ürün firmasının korona testleri için kullanılan nazal çubukları yıkayıp yeniden sattığı ortaya çıktı. havaalanındaki testler için kullanıldığı açıklanan bu çubukların 9 binden fazla yolcunun testinde kullanıldığı öğrenilirken, endonezya polisi skandalın geçtiğimiz aralık ayından beri devam ettiğini ve firma yetkilisi dahil 5 kişinin tutuklandığını açıkladı.
buradan
devamını gör...
metalci gençliğin tarihe karışması
#155880 ile buradayım. belki artık genç değilim ama hala dinliyorum. müziğin hasıdır. enstrüman çalmaya başlayan gençlerin birinci tercihidir. (gitar çalmaya başlayan çocuk drake şarkısı mı çalacak, müzik hep elektronik, cuppa cuppa tarzı oldu.)
devamını gör...
la bu islam ne etti size
bu ülkede yaşayıp, bana bir şey yapmadı diyen net iki yüzlüdür. mahallede, evde, okulda şurda burda inançsızlar düşüncelerini bastırmak zorunda kaldı ve bu hala devam ediyor. yalansa yalan diyin
devamını gör...
