üni yeni bitmiş, staj yaptığım yerden iş teklifi almışım keyifler yerindeydi. aldığım avansla darbe girişiminden 5 gün önce otostopla önce erikli’ye oradan gökçetepe’ye ordan da gelibolu’ya oradan da çanakkale’ye gitmiştim. darbe günü çanakkale’den çıkıp yine otostopla edremit körfezine gitmek için beni bir emekli polis almıştı. izmir’e gidiyordu. nerde ineceğimi sordu bende bilmiyorum yol nereye ben oraya demiştim akşama doğru 5 gibi akçay’a varmıştım. yorgundum. çadırı kuracak bir yer ararken sahilde bir kır düğünü yapılan bir yerin yanı yanındaki ağaçlık alana çadırımı kurmuştum. ben kurduktan yarım saat sonra bir kaç kişi daha gelip kurdu üstümü değiştirip denize koştum, soğuk suyla duş almıştım. geldiğimde neredeyse 15 çaldır kurulmuştu. bir iki kişi gelip sohbet etmişlerdi ekipmanı eksik olanlara yardımcısı olmuştum. karanlık çökmesiyle birlikte üstümü değiştirip kordon denilen sahil kenarı yere gitmiştim. oturduğum pubda tv yoktu herkesin keyfi yerindeydi bir yaz akşamı mutluğu vardı. saat 11 doğru durduğum yerden çıkıp orada sohbet ettiğim serapla başka bir yere geçmeye karar verdik. kalabalık bir caddeden geçerken o zaman ki başbakan binali yıldırım’ın konuşmasını duyduk serapla. ben inanmadım keyfimize bakalım dedim. o da eşlik etti. 5 dakika geçmemişti ki serap’ın ailesi aradı o telefonu açtı. bizimkiler de arkasından aradı. ya boşverin sıkıntı yok dedim. bakın keyfinize dedim. iyiyim felan dedim. tekrar tekrar aradılar. sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş eve gelmelisin dediler. bende temam deyip yarin sabah geleceğim dedim. serap eve gideceğini söyledi ve ayrıldık. herkesi bir telaş sarmıştı. insanların yüzündeki korkuyu gördüm. alkolün etkisi miydi bilmiyorum ama gülüyordum. herkes oturduğu yerden kalkıp bir yere gitmeye çalışıyordu. bende çaldıra geldim. geldiğimde benim çadır dışında iki kişi kurulu çadırlarını topluyordu. orda korktum arka arkaya arayan aile üyelerimin korkusunu hissettim. bende çadırımı ekipmanımı toplayıp sırtıma atıp bir taksi aramaya kordona tekrar indim saat on iki buçuktu. otogara giderkene yol kenarında gördüğüm atm kuyruğu ve insanların tatil beldelerini terk edilişlerini, korkularını unutamıyorum.
o geceyi unutamıyorum. kötü bir geceydi. araba bulamayıp orda tekrar karşılaştığım camp yerindeki çocuklarla bir otobüs tutup balıkesir merkeze ancak geldik. balıkesir e geldiğimizden saat üç civarıydı. sırtımızda bir hayatla otogara yürürken karşılaştığım insan seline, atılan sloganlar beni hayret etmişti. şarjım bitttiği için kimseden haberim yoktu. ertesi gün öğlen eve gelmiştim. ondan sonra üç yıl boyunca hiç istanbul’dan ayrılmadım.
devamını gör...

yaşamın için bir erkeğe ihtiyacın yok. senin kendi başına herşeye gücün yeter. yeterki kendi değerini bil.
devamını gör...

üretiminde süt, nişasta ve gül şurubu kullanılan antakya tatlısıdır. oldukça tatlı bir görünüme sahiptir. ben gül suyunun tadını fazlasıyla almıştım. bana çok hitap ettiğini söyleyemeyeceğim ancak farklı bir lezzet olduğu için denenmeli.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


haytalı ismi bu tatlıyı yaratan köyün adından gelmektedir. anlatıldığına göre köyün fakir bir köy oluşundan tatlı olarak mısır unu ve sütün karışımından yapılan muhallebiyi gerçek bir gül suyu üzerine koyularak ikram edilerek ortaya çıkmıştır.



buradan
devamını gör...

katılmadığım başlık. ben biriyle yola çıktıysam, o yoldan başka yollara sapmam. genellemelere de karşıyım. cinsiyetçi ifadelere ekstra karşıyım.

son olarak ya adam gibi sevin ya da sevmeyin. neşet ertaş'ın şu sözleri ile sözlerime son veriyorum:
ağarsa saçların belin bükülse,
birer birer hep dişlerin dökülse, canım dökülse
kurusa vücudun, kanın çekilse
yine şu gönlümün yarisin benim.


edit: cinsiyetçi ifadelere karşıyım deyip adam gibi sevmek diyorsun, bu cinsiyetçi ifade değil mi diyenler olacaktır. demeden açıklama yapayım. ben adamlığı cinsiyetçi ifade olarak görmüyorum. tamamen karakterle alakalı bir kelime.
devamını gör...

doğrusunun "sus küçüğüm, söz büyüğün" olduğu söylenen ve kafası karışık birinin "su küçüğün söz büyüğün" diye değiştirdiği bir türk atasözüdür.

atasözü kökünün oğuzlara dayandığı söylenir.
devamını gör...

o kadar konuşmuşuz, bi şiiri paylaşmamışız. şiir, çokça nazım'dan bahsetse de orhan kemal'in ölümü üzerine yazılmış ya da en azından bu olay üzerine kaleme alınmaya başlanmıştır. haziranda ölmek zor deyip oğlunun adını bundan dolayı mı temmuz koymak istemiştir şair, sanırım. (bkz: bir oğlum olacak adı temmuz)

ha, biri 2 haziranda, diğeri 3 haziranda vefat eden bu iki edebiyatçının yanında yine 2 haziranda kaybettiğimiz ahmed arif de var ancak şiirin onunla bir ilgisi yok, acı bir tesadüf. her neyse, şiir ektedir.

~


orhan kemal'in güzel anısına

işten çıktım
sokaktayım
elim yüzüm üstümbaşım gazete

sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sokakta tomson
sokağa çıkmak yasak

sokaktayım
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
yaralı bir şahin olmuş yüreğim
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

havada tüy
havada kuş
havada kuş soluğu kokusu
hava leylâk
ve tomurcuk kokuyor
ne anlar acılardan/güzel haziran
ne anlar güzel bahar!
kopuk bir kol sokakta
çırpınıp durur

çalışmışım onbeş saat
tükenmişim onbeş saat
acıkmışım yorulmuşum uykusamışım
anama sövmüş patron
ter döktüğüm gazetede
sıkmışım dişlerimi
ıslıkla söylemişim umutlarımı
susarak söylemişim
sıcak bir ev özlemişim
sıcak bir yemek
ve sıcacık bir yatakta
unutturan öpücükler
çıkmışım bir kavgadan
vurmuşum sokaklara

sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sarı sarı yapraklarla birlikte sanki
dallarda insan iskeletleri

asacaklar aydemir'i
asacaklar gürcan
belki başkalarını
pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim
dökülüyor etlerim
sarı yapraklar gibi

asmak neyi kurtarır
sarı sarı yaprakları kuru dallara?
yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla
ne anlatır bir ağaç
hani rüzgâr
hani kuş
hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?

asılmak sorun değil
asılmamak da değil
kimin kimi astığı
kimin kimi neden niçin astığı
budur işte asıl sorun!

sevdim gelin morunu
sevdim şiir morunu
moru sevdim tomurcukta
moru sevdim memede
ve öptüğüm dudakta
ama sevmedim, hayır
iğrendim insanoğlunun
yağlı ipte sallanan morluğundan!

neden böyle acılıyım
neden böyle ağrılı
neden niçin bu sokaklar böyle boş
niçin neden bu evler böyle dolu?
sokaklarla solur evler
sokaklarla atar nabzı
kentlerin
sokaksız kent
kentsiz ülke
kahkahanın yanıbaşı gözyaşı


işten çıktım
elim yüzüm üstümbaşım gazete
karanlıkta akan bir su
gibi vurdum kendimi caddelere
hava leylâk
ve tomurcuk kokusu
havada köryoluna
havada suçsuz günahsız
gitme korkusu
ah desem
eriyecek demirleri bu korkuluğun
oh desem
tutuşacak soluğum

asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi
yaşatmaktır önemlisi
güzel yaşatmak
abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak


ah yavrum
ah güzelim
canım benim / sevdiceğim
bitanem
kısa sürdü bu yolculuk
n'eylersin ki sonu yok!
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

nerdeyim ben
nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz siz
kimsiniz?
ne söyler bu radyolar
gazeteler ne yazar
kim ölmüş uzaklarda
göçen kim dünyamızdan?

asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi?
yolunmuş yaprakları
ve kırılmış dallarıyla bir ağaç
söyler hangi güzelliği?

kökü burda
yüreğimde
yaprakları uzaklarda bir çınar
ıslık çala çala göçtü bir çınar
göçtü memet diye diye

şafak vakti bir çınar
silkeledi kuşlarını
güneşlerini:
"oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet,
memet!"

gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
üstümbaşım elim yüzüm gazete
vurmuşum sokaklara
vurmuşum karanlığa
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

bu acılar
bu ağrılar
bu yürek
neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar
bu ağaçlar niçin böyle yapraksız
bu geceler niçin böyle insansız
bu insanlar niçin böyle yarınsız
bu niçinler niçin böyle yanıtsız?

kim bu korku
kim bu umut
ne adına
kim için?

"uyarına gelirse
tepemde bir de çınar"
demişti on yıl önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki "manda gönü"
demek ki "şile bezi"
demek ki "yeşil biber"
bir de memet'in yüzü
bir de güzel istanbul
bir de "saman sarısı"
bir de özlem kırmızısı
demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı
geride kalanlara

nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz?

yıllar var ki ter içinde
taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
3 haziran '63'ü

bir kırmızı gül dalı
şimdi uzakta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
yatıyor usta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
okşar yanan alnını
bir kırmızı gül dalı
nâzım ustanın

gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstümbaşım gazete
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
şuramda bir çalıkuşu ötüyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!


------------------------------------------
1963'lerde yaşanılanları ben, ancak böyle dökebildim 1976'larda şiire.
onüç yılda özümsemişim o olayları, onüç yıl sonra damıtabilmişim. o günleri yaşayıp da ozanlığa soyunanlar, elbette ki benden daha iyi yapabileceklerdir bu işi. "el elden üstündür, taa arşa kadar" demiş eskiler.

hasan hüseyin

devamını gör...

devamını gör...

yorulmasın diye kullanmadım.
devamını gör...

ilk dönem albüm ve şarkılarındaki beste - düzenleme kısmında vedat sakman'ın emeğinin çok büyük olduğu sanatçı.

2000 yılından sonra bu bayrağı direktör olarak bülent ortaçgil, aranjör olarak da baki duyarlar ve gürol ağırbaş devralmıştır.
devamını gör...

kafa sözlük isminin değiştirilmesinin sebebini okumadan yorum yaparsanız tabiki haklı olarak beğenilmeyen bir isim olur.
ama nedenlerini tek tek yoldaş yazmış , kısa zamanda başka bir çıkış olmadığını görmüş ve ileride tekrar bir sorun yaşanmasın diye normal sözlükte karar kılınmış, şimdi biz yazarların yapması gereken sözlüğü büyütmek, daha yukarılara taşımak.
hukuki olarak başa dert açmayacak , fırsatçı insanlar ile uğraşma dan yola devam etmek için bu isim de yazmaya devam arkadaşlar.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bedavadan üniversite okumaya çalışan gereksiz tiplerin yersiz serzenişi.

bizim de not tutmadığımız zamanlar oldu ama gidip adam gibi dersimizi dinleyip geçtik sınavları. ha sen önceden not verdiğin ve arkadaşın ihtiyacın olduğunu bildiği halde not vermiyorsa bu gerçekten şerefsizce sayılabilir ama sınavda kağıdını göstermiyor diyen adam muhtemelen üniversiteyle ilgisi olacak en son kişidir. sınavda kağıt göstermek ne lan? sakın gelip de 65 yaş üstü kitle geleceğimizi çalıyor demeyin; siz okul sıralarında başlamışsınız milletin emeğini çalmaya.

ayrıca bugüne kadar kopya verdiğim arkadaşlarımdan bile kopya almadım mq. aslında yapabilirdim. ticari açıdan bakınca geri ödeme almış olacağım sonuçta alt tarafı swh. benim için mesele birinin emeğini çalmayı geçtim; kendim yapamadığım bir şeyi başkasından kopya çekerek yapmanın beni deli etmesi. insanlar bunu nasıl rahatça yapabiliyor anlamış değilim.
devamını gör...

tüm izmirli arkadaşlara geçmiş olsun. bu kötü günleri bir gün hep birlikte atlatacağız umarım.
devamını gör...

türkçe adı büyük kaçış olan 2005 yılında yayımlanmaya başlayan paul scheuring'in kaleme aldığı aksiyon, dram, gerilim türlerinde bir hapishane dizisidir.

başrollerinde,
dominic purcell
wentworth miller
sarah wayne callies
amaury nolasco
wade williams
robert knepper
chris vance
robert wisdom
danay garcia
jodi lyn o'keefe
william fichtner
paul adelstein
peter stormare

lincoln burrows (dominic purcell) işlemediği bir suçtan dolayı hapse atılmış ve idam cezası almıştır. lincoln'un kardeşi michael scofield (wentworth miller) abisini artık oradan yasal yollarla çıkaramayacağını anlayarak zor ve tehlikeli bir yola girer. bir kaçış planı yapar ve bunu adım adım hayata geçirmeye çalışır. michael abisini çıkarmaya çalışırken karşılaştığı zorlukları, hapishanede başına gelen olayları, orada kurduğu bağları ve sonrasında olan tüm olayları konu almıştır dizi.

ben bu diziyi yurtdışındayken izlemiştim. pc'me ne zaman nasıl kaydolduğunu tam olarak bilmediğim film, dizi arşivinde bulmuştum kendilerini. acayip hoşuma gitmiş sabahlara kadar başından ayrılmamıştım. ve bir kaç kez tekrar etmiştim.

yav arkadaş o t-bag (robert knepper) nedir ya? dizi boyu adama ne sinir olmuştum hah. genelde bu türleri izlemem ama bu diziyi çok beğenmiştim. sizlere de tavsiye ederim efem.

iyi seyirler...
devamını gör...

farkındalığımızı arttırmak amacıyla yapılan 4 dakikalık kısa film üzerinden bile prim yapma çabasına giren mağazaların alçaklığıdır. bu üreticilerin amacı daha fazla yayılsın, daha çok insan görsün, hayat hayvanlar için daha yaşanılabilir yer olsun filan değil. eğer öyle olsaydı saçma sapan, basit, ucuz tasarımlarını 69,99₺‘den satmazlardı.

www.gittigidiyor.com/giyim-...
devamını gör...

abd'nin vietnam savaşı için algı çalışmalarını en başarılı şekilde yaptığı filmdir aynı zamanda.
devamını gör...

böyle tatlı böyle cici bir yazara ilk nick altı yazmasının bana nasip olması (bkz: hissikablelvuku) ).
ilk görüşte yakınlık bizimkisi.
yeni bir kız kardeş geldi bana.
iyi yazmalar iyi beğenmeler alice'cim.
devamını gör...

lise zamanında en arka sırada oturuyor telefonuda dizime koymuştum, öndeki arkadaş masasını çekince kopya çektiğim belli olduğunamı yanayım yoksa telefonun çat diye yere düşüp ekranının çatlamasınamı bilemedim.
devamını gör...

rozet boyutları küçültülüp, profile birden fazla rozet ekleme özelliği de gelebilir mi acaba ?
sözlük halkına açık sergi yapmak istiyorum. menümü x lira farkla büyütmek yerine cocuk menusu istiyorum hem de yanında oyuncaklı.

t: kafa store rozetleri hakkında öneridir. profil kısmının daha estetik duracağını düşünüyorum. hem böylelikle kapak fotoğrafının da yarısını kaplamamış olur.
devamını gör...

şimdiye kadar yayınlanmış en iyi dizi.
devamını gör...

birileri bu meselelerden rahatsız oluyor sanırım*.

tamam birkaç gündür bir ukde furyasıdır gidiyor ama bu zanaat öyle sokaklarda bağırarak yapılmaz,herkeşleri ciddiyete davet ediyorum.

kimin ukdesi olduğunu söylememe gerek yoktur umarım.rahatsızlık duyan olmasın.*
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim