kafa sözlük, küçük bir mahalle gibi benim için. düşünün şöyle bir yapıyı...
kendi bakışaçımı göstermek adına; çemberin merkezine kendimi aldığımda dışa doğru sırayla sohbet ettiğim, takip ettiğim, rast geldiğim, kaçındığım ve farkında olmadığım insanların bütünü oluşturuyor burayı.
hoş sohbetleri ile farklı farklı konuları hasbihal ettiğim birçok güzel yazar var öncelikle. sonra hemen her gün profilini takip ettiğim, yazılarını okuduğum, ilgi alanlarım dışında olsa bile okuduklarımdan hoşlandığım yazarlar var. başlıklarda görüp kimi zaman kahkaha attıran, kimi zaman da vay be deyip artıladığım yazarlar var sonrasında. bir de hoşlanmadığım üslupla yazan bir takım var, onlarla selamlaşmadan yürüyüp gidiyorum. en sonda da henüz tanışmadığım, okumadığım bir kısım da var, elbet zamanı ve yeri gelince onlarla da kesişir yolumuz.
ama yorumlara bakınca şaşırıyorum. anlamıyorum. burası kötü, kötü burası... (!) o halde neden buradasınız demek geliyor içimden bu cümleyi kuranlara. hem her yer birbirinden farklı bir dokuda inşa edilmişse ve burası istediğiniz aramoda değilse neden, neden buradasınız ki, diyesim geliyor.
devamını gör...

genelde ekran karşısında yapılır. ancak 15-20 dakika sonra beyne tokluk sinyali gittiğinden dolayı açlık hissi bitmez, yedikçe yenir, hatta ağza yiyecekler tıkıştırılır. yenilen hiçbir şeyin farkına varılmaz. hızlıca kilo almaya yol açar. duyguları bastırmaya yönelik bir davranıştır. farkındalıklı * bir hayata geçiş, öncelikle sadece yemeğe odaklanarak * yavaş yavaş yemekle başlar.
devamını gör...

''eğer kleopatra’nın burnu biraz daha kısa olsaydı tüm dünyanın yüzü değişmiş olacaktı.''
blaise pascal (1623-1662)

bir burun nasıl böyle etkilere sahip olabilir diye düşünmeden önce bilinmesi gerekiyor ki kleopatra'nın burnu büyüktü.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görsel kaynağı: buradan
sadece büstlerde değil kleopatra adına basılan sikkelerde de büyük ve karakteristik burnu vurgulanırdı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görsel kaynağı: buradan

öncelikle kendisinin tam adı cleopatra  thea philopater vıı'tür. kendisi makedonya kökenli bir yunanlıdır. güzel olmadığı ancak çok zeki olduğu ve 9 dil bildiği kayıtlarda geçer. bu bilgi birikimini de iskenderiye kütüphanesine borçludur. döneminin çok etkili bir karakteriydi. hem caesar hem de marcus antonius ile münasebetleri vardı ve her ikisinden de çocukları olmuştu. aynı anda değil elbette, sezar öldükten sonra antoniusla yakınlaşır. kleopatra mısır'ın roma topraklarına geçmesini istiyordu ancak mısır'ın hükümdarı olmak istiyordu. bu uğurda da hem sezar hem de antonius'la yakınlaştı. ancak işler istediği gibi gitmedi önce sezar öldürüldü sonra da antonius actium savaşında yenilgi aldı. esasen antonius roma adına mısır'a gönderilmişti ancak o kleopatra'nın etkisine girerek asıl amacını unuttu. bu durum roma'yı rahatsız etmeye başladı.

peki blaise pascal neden böyle bir laf etti. günümüzde artık böyle bir anlayış az olsa da eskiden büyük ya da belirgin bir burun haşmet, iktidar güç simgesiydi. insanları ihtişamlı burun etkilerdi. dolayısıyla bu bakış açısından dolayı kleopatra'nın karşısındakileri etkilediğini düşünmüş olacak pascal beyimiz. elbette sadece burunla olacak iş değil zira kleopatra'da şeytan tüyü vardı bunu kimse inkar edemez. bu bakış açısıyla pascal'ın sözünü yorumlayacak olursak kleopatra'nın burnu küçük olsaydı etkili olamazdı ve tarihte bu kadar etkili bir karakter olamazdı diyor.
devamını gör...

(bkz: ne istediniz de vermedik) diyen olmadı bize anca ispatla falan filan deniliyor...
birde (bkz: gökten düşen üç elmanın da aynı kişiye düşmesi) sorunsalı var. sen çık elma ağacına düşmeden topla elmaları
kurtlu olmayanı seç, yoldan geçerken göz hakkı diye birilerine ver.kaldı mı zor bela elinde bir elma aman ha onu hemen yeme zor günler için sakla. çok birşey istemedik aslında sen hep yanlış kişilere verdin üstelik fazla fazla. ben sadece bir elma peşinde kendimi ispatlama derdinde...
şimdi sorarım size kim yiyiyor çatır çatur bu elmaları. kaldı mı elma ağacı bırakmadılar bize peki benim elmam nerede?
gökten üç elma düştü; biri bana, biri dinleyenlere, diğeri de bütün iyi insanlara olsun”
devamını gör...

nasıl gidiyor¿
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

fizik ve matematik aslında birbirini tamamlayan bilimler olsa da bana göre fizik kendini tamamlayabilmek için matematiğe ihtiyaç duymaktadır. halk arasında dolaşan bir laf vardır; her fizikçi matematikçidir ancak her matematikçi fizikçi değildir. hatta bazı konuşmalarda muhtemelen hepimiz denk gelmişizdir; hiç bir matematikçinin fizikçi olmadığı dahi söylenmektedir. demek istediğim şu ki; fiziğin kendini ifade edebilmesi için matematiğe ihtiyacı vardır. ama matematiksel ifadeler olmadan da fiziksel kavramlar varlığını sürdürür.

matematik olmasa, örneğin yer çekimi yok olacak diye bir durum söz konusu değildir, sadece onu ifade etmek zorlaşır. yani matematik yardımıyla bu fizik realitesini ifade etmek kolaylaşır, hesaplar yapılabilir.

mesela uzayda göremediğimiz, ancak var olduğunu matematiksel işlemlerle kanıtlayabildiğimiz gök cisimlerinin varlığını, özelliklerini, yerlerini tespit edebiliyoruz.

fiziğin matematiğe ihtiyacı var. ama matematiğin fiziğe ihtiyacı var mıdır, bilemiyorum. o bakımdan matematik; fiziğin kendini ifade etmek için yarattığı dildir demek geliyor içimden. dilimizin zenginliği kadar ifade gücüne sahip oluruz ve matematiğimiz kadar fizik yapabiliriz.

zannımca; fizik sadece baharatlı matematiktir.
devamını gör...

malatyalı yazarlar olarak okudum, ciddiyim de valla.

madalyalar altınmış bu arada, 5 gram ağırlığındaymış yani söyleyeyim de.
devamını gör...

favori içkim. hiç meriç falan demeyin, güzel bir single malt viskinin yerini hiçbir şey tutamaz. amerikan viskileri çöp onları geçiniz. robdöşambr ile falan içmiyorum, bildiğin pijama, şort, t-shirt ile bağdaş kurup içiyorum.

(bkz: talisker)
(bkz: lagavulin)
(bkz: glenlivet)
devamını gör...

bu ne perhiz?
what is this?
aman ismail
can't touch this
devamını gör...

kafa otağ kuruldu
ne güzeldir bu beşir

eller kollar yoruldu
burda yoktur tebeşir

yazar iken güzel yaz
yoksa paklar teneşir

*
devamını gör...

bir gün birini yola itip gideceğim ama inşallah yapmam
devamını gör...

sigara biterken de neyse s. et denilip içeri girilir.
devamını gör...

ing. machine-readable cataloging

kütüphanecilik terminolojisinde bir kaynağın elektronik ortamlarda taranabilir, erişilebilir olmasını sağlamaya yönelik kodlama dilidir marc. kongre kütüphanesi tarafından 20. yy'ın ikinci yarısında geliştirilmiştir. o dönemden beri dünyada kabul görmüş bir standart olarak kütüphanelerarası bilgi alışverişi, kaynakların belirli kodlarla marc dilinde ortak sistemlere kaydedilmesi prensibine bağlı olarak işletilmektedir. daha anlaşılır kılmak için şöyle bir örnek vereyim, bir kaynak, kütüphane sistemine marc standartlarına uygun olarak kaydedilmezse, kurum dışında taranabilir olma özelliği taşıyamaz. kütüphanenin marc dilinde yazılmış her bir katalog kaydı ortak/toplu kataloglarda, kurum z39.50 protokolüne de bağlıysa (iso gibi düşünebilirsiniz bunu, hukuki düzenlemeler, çeşitli imzalar falan işte) görünebilir, erişilebilir, taranabilir ve talep edilebilir ancak. aksi durumda (hep bu örneği veriyorum) örneğin singapur'da yapılmış ve onbinlerce dolara mal olmuş bir deney sonuçlarını içeren bir çalışma, doğru kataloglanıp paylaşılamazsa; dünyanın başka bir yerinde aynı deneyin tekrarlanmasına ve bir başka onbinlerce doların heba olmasına sebep olur. bu da hem bilimsel çalışmaların ilerleme hızını yavaşlatır hem de kaynakların efektif kullanımını zorlaştırır. yaa, buralar hep bilgi çağı.

basit bir basılı kaynak katalog kaydının marc standartlarında sıfırdan oluşturulması ortalama 15 dakikadır. eğer bir elektronik kaynak ya da rapor üzerinde çalışılıyorsa işler biraz karışabiliyor. meslek dışından biriyle tanışmıştım çok seneler evvel. ne iş yaptığımı sorunca cevap verdiğimde "aa ben biliyorum, marc falan var di' mi" demişti de gülmüştüm. kızın hobisiydi farklı iş kollarından teknik detay araştırmak. az önce linkedin'de çeviri yaptığı kitabı tanıttığı bir paylaşım yaptığını gördüm, çocuklar için temel kodlama, yapay zeka anlatan bir kitabı çevirmiş fince'den. merak etmiş basit html, java, css, react araştırmış, öğrenmiş. hiç şaşırmadım. olur ya sizin de böyle alışkanlıklarınız vardır, şuraya oclc marc yardım sayfasını bırakayım.

bir de tabi yeri gelmişken sözlük kütüphanesi'ni hatırlatayım.**
devamını gör...

karne günü herkes serbest kıyafetle gelirken formayla gelen insanla aynı insanın yaptığı.
devamını gör...

bu tür sesler asalak sesler olarak adlandırılır diksiyon ve hitabet kurallarında. sürekli ee ııı hmm gibi sesler insanın dikkatini dağıtır. insan karşısındakini dinlese bile dikkatini veremez. genelde kelime dağarcığı yetersiz olduğu için cümleyi toparlayaman kişilerdir .
devamını gör...

kişinin, daha önce öğrenmediği halde bir yabancı dili konuşmaya başlaması ile kendisini gösteren travmatik tıbbi vaka.

özellikle başına olmak üzere vücudunda bir yere darbe alan ya da zihinsel bir travma yaşayan insanlar, ana dillerini unutma durumuyla karşı karşıya kalabilir. bu durumda beyin, daha önce en çok maruz kalınmış bir dili, kişi onu hiç öğrenmemiş ya da tamamen unutmuş olsa da ana dili gibi konuşmaya başlar. travma atlatıldığında durum düzelebileceği gibi, ana dille birlikte ortaya çıkan bu yeni dil konuşulmaya devam da edilebilir.

bir başka versiyonu da yabancı aksan sendromudur ki bunda da kişinin aksanı değişebilir. örneğin kişi bir ingiliz olduğu halde bir anda ingilizceyi bir çinlinin aksanıyla konuşmaya başlayabilir. bu durum da yine beynin aldığı bir hasar sonucu ortaya çıkar ve kendiliğinden kaybolabilir.
devamını gör...

sevgisiz büyütmesi..
sevgisiz büyüyen biri, hayatı boyunca ne kadar sevilirse sevilsin asla ailesindeki sevgisizliğini yenemiyor.
devamını gör...

akorun normal notasına çözümlenen bir melodide eklenmiş akorsuz bir notadan oluşan bir müzik süsüdür.
ingiliz psikolog john sloboda müzikseverlerden dinledikleri şarkılarda "onları fiziksel reaksiyona sebep olan bölümleri" sordu.
deneklerin listelediği 20 bölüm arasından 18’inde "appoggiatura"ya rastlandı. konuyla ilgili olarak 2007’de araştırma yapan university of british columbia’dan martin guhn da türkçe’de "çarpma" adıyla geçen nota süslemesinin dinleyicide duygusallığa neden olduğunu tespit etti.
akor olmayan tonu güçlü bir tempo üzerine koyarak, bu apoggiatura notasına vurgu yapar ve bu da asıl, beklenen akor notasının görünümünü geciktirip insanı değişik bir moda sokar. örnek olarak...oscar harris ~ alta gracia
devamını gör...

40 yapar (bkz: devlet bahçeli)

na oldupaşinyan (bkz: ilham aliyev)

çatır çutur (bkz: süleyman soylu)
devamını gör...

çünkü eşşeğin çükünden dolayı.*
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim