sevgiliyi aldatmanın en büyük hak olması
"nasıl da güzel geliyor insana, sırtından vurmak insanı."
demiş şair.
o sırtından vurulan sen olunca da böyle konuşabiliyor isen, adil olduğunu düşünürüm. ama hiç bir insan aldatılmayı hak etmez. yol ayrımı olabilir. sevgi bitmiş olabilir. ama sırtından vurmak çok acımasızca. çok adice.
demiş şair.
o sırtından vurulan sen olunca da böyle konuşabiliyor isen, adil olduğunu düşünürüm. ama hiç bir insan aldatılmayı hak etmez. yol ayrımı olabilir. sevgi bitmiş olabilir. ama sırtından vurmak çok acımasızca. çok adice.
devamını gör...
dünyanın en yalnız hayvanı
bu hayvan hiç görülmeyen, yalnızca sesi kaydedilen bir balina ve ismi 52 hertz.
sesi aracılığıyla kendisinden haberdar olduğumuz balinanın, daha doğrusu balinanın sesinin ortaya çıkışı 1989'da pasifik okyanusunda gerçekleşiyor. soğuk savaş döneminde denizaltılarının sesini duyabilmek için okyanusun çeşitli bölgelerine yerleştirilen hydrophone'lar daha sonrasında bilim insanları tarafından okyanusun derinliklerindeki sesleri dinlemek için kullanılıyor.
bir gün, balinaların (kambur ve mavi) alışılan 20 hertz (ve civarı) aralığındaki sesinin dışında 52 hertz frekansında bir ses duyuluyor. daha sonrasında da aynı ses kaydedildiğinden bu sesin aynı, tek balinadan geldiği anlaşılıyor. tahminler arasında fin-mavi veya hibrit bir tür olabileceği bulunuyor.
balinayı yalnız yapan unsur ise, normalde balinalar yön-yiyecek bulmak, birbirleriyle iletişim kurmak, kendilerine eş bulmak için 12-25 hertz aralığında ses çıkarırken 52 hertz dediğimiz balina şarkılar söylese de kimseye sesini duyuramıyor. araştırmacılar başta onun sağır olduğunu düşünüyor fakat anlaşılıyor ki bu balina sağır değil, diğer balinalara sesini duyurabilmek için yüksek frekansta bir ses çıkartıyor fakat bu onu daha da yalnızlaştırıyor. çünkü diğer balinalar 52 hertz aralığındaki sesi duyamıyor.
yani 52 hertz, diğer balinalar için bambaşka bir dil konuşuyor. bambaşka bir frekansta.
52 hertz, birçok kişinin kalbine dokunmuş olsa gerek, kendisi için bazı projeler yapılmış veya yapılması planlanıyor. amerikalı yönetmen joshua zeman ve oyuncu adrian grenier, 'yalnız balinanın arkadaşa ihtiyacı var' adlı bir kampanya başlatıyor ve bunun gelirleriyle bir belgesel çekmeyi planlıyor. belgeselin ismi "the loneliest whale: the search for 52"
diğer bir proje ise bangtan sonyeondan adlı müzik grubu 52 hertz'i metafor alarak bir şarkı yapıyor (whalien 52) buradan dinleyebilirsiniz. bu şarkıda ünlü olmanın getirdiği yalnızlığa değinirken kendini yalnız hisseden balinanın duygularına da değiniyorlar:
denizin mavi olduğunu söyledi annem
ve sesimi duyurabildiğim kadar uzağa duyurmamı
ama ne yapmalıyım burası çok karanlık
çevremde farklı dilde konuşan farklı balinalar var
içimde tutamıyorum artık anne
sizi seviyorum demek istiyorum
kendi başıma söylediğim bir şarkı gibi
bu deniz çok derin
yine de çok şükür ki ağladığımı ben de başkaları da duyamaz.
sesi aracılığıyla kendisinden haberdar olduğumuz balinanın, daha doğrusu balinanın sesinin ortaya çıkışı 1989'da pasifik okyanusunda gerçekleşiyor. soğuk savaş döneminde denizaltılarının sesini duyabilmek için okyanusun çeşitli bölgelerine yerleştirilen hydrophone'lar daha sonrasında bilim insanları tarafından okyanusun derinliklerindeki sesleri dinlemek için kullanılıyor.
bir gün, balinaların (kambur ve mavi) alışılan 20 hertz (ve civarı) aralığındaki sesinin dışında 52 hertz frekansında bir ses duyuluyor. daha sonrasında da aynı ses kaydedildiğinden bu sesin aynı, tek balinadan geldiği anlaşılıyor. tahminler arasında fin-mavi veya hibrit bir tür olabileceği bulunuyor.
balinayı yalnız yapan unsur ise, normalde balinalar yön-yiyecek bulmak, birbirleriyle iletişim kurmak, kendilerine eş bulmak için 12-25 hertz aralığında ses çıkarırken 52 hertz dediğimiz balina şarkılar söylese de kimseye sesini duyuramıyor. araştırmacılar başta onun sağır olduğunu düşünüyor fakat anlaşılıyor ki bu balina sağır değil, diğer balinalara sesini duyurabilmek için yüksek frekansta bir ses çıkartıyor fakat bu onu daha da yalnızlaştırıyor. çünkü diğer balinalar 52 hertz aralığındaki sesi duyamıyor.
yani 52 hertz, diğer balinalar için bambaşka bir dil konuşuyor. bambaşka bir frekansta.
52 hertz, birçok kişinin kalbine dokunmuş olsa gerek, kendisi için bazı projeler yapılmış veya yapılması planlanıyor. amerikalı yönetmen joshua zeman ve oyuncu adrian grenier, 'yalnız balinanın arkadaşa ihtiyacı var' adlı bir kampanya başlatıyor ve bunun gelirleriyle bir belgesel çekmeyi planlıyor. belgeselin ismi "the loneliest whale: the search for 52"
diğer bir proje ise bangtan sonyeondan adlı müzik grubu 52 hertz'i metafor alarak bir şarkı yapıyor (whalien 52) buradan dinleyebilirsiniz. bu şarkıda ünlü olmanın getirdiği yalnızlığa değinirken kendini yalnız hisseden balinanın duygularına da değiniyorlar:
denizin mavi olduğunu söyledi annem
ve sesimi duyurabildiğim kadar uzağa duyurmamı
ama ne yapmalıyım burası çok karanlık
çevremde farklı dilde konuşan farklı balinalar var
içimde tutamıyorum artık anne
sizi seviyorum demek istiyorum
kendi başıma söylediğim bir şarkı gibi
bu deniz çok derin
yine de çok şükür ki ağladığımı ben de başkaları da duyamaz.
devamını gör...
yağmurdan sonraki güneşli gün
karanlıkların aydınlığa çıkacağını anlatır insana. umudun olduğunu. bir fırsatın her zaman çıkabileceğini. içinde bulunan kasvetin dağılacağını. bataklıktan çıkmak için bir elin uzanacağını.
yağmurdan sonraki güneş ne kadar sıcaktır. nasıl ısıtırsa bedeni. düştüğümüz yerden kalktığımızda da öyle bir mutluluk hasıl olacağını gösterir. güzel günlerin yaşama hevesini hissettirir.
ne zaman umutsuz olsam, yağmurdan sonraki güneş gelir aklıma. umudumu yenilerim. doğrulur yerimdem. geçecek bugünler, yaşıyorum ya hala umut vardır derim. sonra bir cigara yakarım. o güneşte ısınırım.
yağmurdan sonraki güneş ısıtsın içimizi yenilesin ruhumuzu
yağmurdan sonraki güneş ne kadar sıcaktır. nasıl ısıtırsa bedeni. düştüğümüz yerden kalktığımızda da öyle bir mutluluk hasıl olacağını gösterir. güzel günlerin yaşama hevesini hissettirir.
ne zaman umutsuz olsam, yağmurdan sonraki güneş gelir aklıma. umudumu yenilerim. doğrulur yerimdem. geçecek bugünler, yaşıyorum ya hala umut vardır derim. sonra bir cigara yakarım. o güneşte ısınırım.
yağmurdan sonraki güneş ısıtsın içimizi yenilesin ruhumuzu
devamını gör...
20 mart 2021 türkiye'nin istanbul sözleşmesi'nden ayrılması
özellikle gecenin bu saatinde yaptınız. umarım bu kararı verenler bu sözleşmeye muhtaç kalır, umarım başınızı duvarlara vura vura parçalarsınız. ok size dönmeyecek sanıyorsunuz ama verdiğiniz kararların en büyük acısını siz çekeceksiniz. bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa bir gün ama o gün gelecek ve zerre vicdan duymayacağım hiçbirinize.
devamını gör...
romanya yetimhaneleri
“doğan her çocuk halkın malıdır”- çavuşesku
amerikalı bir çift, dört yaş civarında olan üç çocuğu evlat edinir. taksiyle yolda giderken çocukların dillerini bilmedikleri için şoföre onların ne konuştuğunu sorarlar.
aldıkları yanıt tuhaftır: konuştukları dil romence değildir, hatta anlaşılır, dünya üzerinde konuşulan herhangi bir dil bile değildir.*
romanya’yı 25 yıl boyunca yöneten nikolay çavuşesku ( 1989 yılında eşi ile beraber kurşuna dizilişi tv’ lerden yayınlanmıştı) 1966 yılında nüfus politikasını açıklamıştı: doğum kontrolü ve kürtaj yasaktı, beşten az çocuğu olanlar vergi ödeyecekti.
bunun sonucu olarak görevlendirdiği jinekologlar devreye girdi: kadınlar düzenli olarak muayene ediliyor, böylece doğurganlıkları da güvence altına alınıyordu, hedef otuz milyonluk bir ülkeydi. rusya boyunduruğundan çıkması için avrupa ülkelerince de ciddi bir ekonomik destek almıştı, bu destek geçen yıllar içinde heba olup gitse de.
romanya’da yoksulluk zaten çok acı boyutlardaydı, bir de buna ,bakamayacak kadar çok çocuk sahibi olan aileler eklenince yetimhaneler doldu taştı.

yıllar geçtikçe toplamda yüz yetmiş bin çocuk öylesine bırakılıverdi bu ‘kurum’ ların kapısına.
yetimhanelerde bakıcıların sayısı ise hiç de fazla değildi: her on beş çocuğa bir tek bakıcı!
evet, karınları tok sırtları pekti yavruların ama gelgelelim ne onlarla bir kelime konuşan vardı, ne de başlarını okşayan.
alışırlar, diye kesin emriyle yasaktı yine, sevmek bu bebekleri. bir sıra oturakta oturtulup ihtiyaçlarını görüyorlar, yemek yiyor ve uyuyorlardı. yemekleri çoğu kez karyoladan biberonla uzatılan sıvı gıdalardı: süt ve yulaf .

başlarda avazı çıktığı kadar yüksek sesli ağlamalar yerini hıçkırıklara ve en son da kayıtsız bir sessizliğe bırakıyordu: alışıyorlardı.

1999 yılında bu yetimhaneyi ziyaret eden amerikalı pediatrik sinirbilimci dr nelson ve ekibi, çocukların ekiptekilere dokunmaya çalıştıklarını, onlara sarıldıklarını ve kucaklarına oturduklarını gözlemlediler. bu davranışlar tipik ‘ayrımsız yakınlık’ tı. yani yakınlık gösterilecek kişi çocuklar tarafından hiçbir şekilde seçilmiyordu.
doğduğu andan itibaren yetimhanede bulunan , 6 ay ile 2.5 yaş arasındaki 136 çocuk bir dizi incelemeye alındı.
dr nelson ve yetimhaneden bir bebek

sonuçlar şaşırtmıyordu, çocukların iq seviyeleri 60-70 arası seyrediyordu, nöral etkinlik ve dil yeteneğinde yaşıtlarından çok çok gerideydiler.
bükreş projesi kapsamında 68 çocuk yurtta aynı şekilde yaşamaya devam ederken diğer 68 çocuk da koruyucu ailelerin yanına yerleştirildi.
koruyucu ailelerin yanında bulunan çocuklar gördükleri ilgiye kayıtsız kalmıyorlardı, beyin gelişimleri de hızlanıyordu:
en sonunda aldığı sonuçlar sevgi dolu ve korumacı bir ortamın gelişmekte olan bir çocuğun beyni için oynadığı önemli rolü vurgular. bu durum ise kimliğimizin biçimlenmesinde bulunduğumuz ortamın derin etkisini gözler önüne serer. çevremizden inanılmaz ölçüde etkilenebilen canlılarız. insan beyninin benimsediği doğaçlama stratejisine bağlı olarak kim olduğumuz büyük ölçüde nerelerden geçtiğimize bağlıdır.
beyin-david eagleman
yetimhanede kalanlar için hayat hala acımasızdı
ek :kontrolden çıkmış çocuklara sterilize edilmemiş iğnelerle yetişkin sakinleştiricileri verilirken, hastalananların çoğuna taranmamış kan nakli yapıldı. hepatit b ve hıv/aıds romanya'daki yetimhaneleri harap etti.
kaynaklar :
david eagleman -beyin
yetimhaneden birisi, izidor
pelin batu
kim bu çavuşesku?
amerikalı bir çift, dört yaş civarında olan üç çocuğu evlat edinir. taksiyle yolda giderken çocukların dillerini bilmedikleri için şoföre onların ne konuştuğunu sorarlar.
aldıkları yanıt tuhaftır: konuştukları dil romence değildir, hatta anlaşılır, dünya üzerinde konuşulan herhangi bir dil bile değildir.*
romanya’yı 25 yıl boyunca yöneten nikolay çavuşesku ( 1989 yılında eşi ile beraber kurşuna dizilişi tv’ lerden yayınlanmıştı) 1966 yılında nüfus politikasını açıklamıştı: doğum kontrolü ve kürtaj yasaktı, beşten az çocuğu olanlar vergi ödeyecekti.
bunun sonucu olarak görevlendirdiği jinekologlar devreye girdi: kadınlar düzenli olarak muayene ediliyor, böylece doğurganlıkları da güvence altına alınıyordu, hedef otuz milyonluk bir ülkeydi. rusya boyunduruğundan çıkması için avrupa ülkelerince de ciddi bir ekonomik destek almıştı, bu destek geçen yıllar içinde heba olup gitse de.
romanya’da yoksulluk zaten çok acı boyutlardaydı, bir de buna ,bakamayacak kadar çok çocuk sahibi olan aileler eklenince yetimhaneler doldu taştı.

yıllar geçtikçe toplamda yüz yetmiş bin çocuk öylesine bırakılıverdi bu ‘kurum’ ların kapısına.
yetimhanelerde bakıcıların sayısı ise hiç de fazla değildi: her on beş çocuğa bir tek bakıcı!
evet, karınları tok sırtları pekti yavruların ama gelgelelim ne onlarla bir kelime konuşan vardı, ne de başlarını okşayan.
alışırlar, diye kesin emriyle yasaktı yine, sevmek bu bebekleri. bir sıra oturakta oturtulup ihtiyaçlarını görüyorlar, yemek yiyor ve uyuyorlardı. yemekleri çoğu kez karyoladan biberonla uzatılan sıvı gıdalardı: süt ve yulaf .

başlarda avazı çıktığı kadar yüksek sesli ağlamalar yerini hıçkırıklara ve en son da kayıtsız bir sessizliğe bırakıyordu: alışıyorlardı.

1999 yılında bu yetimhaneyi ziyaret eden amerikalı pediatrik sinirbilimci dr nelson ve ekibi, çocukların ekiptekilere dokunmaya çalıştıklarını, onlara sarıldıklarını ve kucaklarına oturduklarını gözlemlediler. bu davranışlar tipik ‘ayrımsız yakınlık’ tı. yani yakınlık gösterilecek kişi çocuklar tarafından hiçbir şekilde seçilmiyordu.
doğduğu andan itibaren yetimhanede bulunan , 6 ay ile 2.5 yaş arasındaki 136 çocuk bir dizi incelemeye alındı.
dr nelson ve yetimhaneden bir bebek

sonuçlar şaşırtmıyordu, çocukların iq seviyeleri 60-70 arası seyrediyordu, nöral etkinlik ve dil yeteneğinde yaşıtlarından çok çok gerideydiler.
bükreş projesi kapsamında 68 çocuk yurtta aynı şekilde yaşamaya devam ederken diğer 68 çocuk da koruyucu ailelerin yanına yerleştirildi.
koruyucu ailelerin yanında bulunan çocuklar gördükleri ilgiye kayıtsız kalmıyorlardı, beyin gelişimleri de hızlanıyordu:
en sonunda aldığı sonuçlar sevgi dolu ve korumacı bir ortamın gelişmekte olan bir çocuğun beyni için oynadığı önemli rolü vurgular. bu durum ise kimliğimizin biçimlenmesinde bulunduğumuz ortamın derin etkisini gözler önüne serer. çevremizden inanılmaz ölçüde etkilenebilen canlılarız. insan beyninin benimsediği doğaçlama stratejisine bağlı olarak kim olduğumuz büyük ölçüde nerelerden geçtiğimize bağlıdır.
beyin-david eagleman
yetimhanede kalanlar için hayat hala acımasızdı
ek :kontrolden çıkmış çocuklara sterilize edilmemiş iğnelerle yetişkin sakinleştiricileri verilirken, hastalananların çoğuna taranmamış kan nakli yapıldı. hepatit b ve hıv/aıds romanya'daki yetimhaneleri harap etti.
kaynaklar :
david eagleman -beyin
yetimhaneden birisi, izidor
pelin batu
kim bu çavuşesku?
devamını gör...
insanın zoruna giden şeyler
benden esirgenen sevginin başkasına gani gani verildiğini görmek.
devamını gör...
sorusu olanlar gelen kutuma portakal atabilir
tabii ki atabilir, eğer yardımcı olabileceğim bir konuysa yardımcı olmak isterim.
devamını gör...
naruto uzumaki
en güçlü anime karakteri.
bunu izlediklerimi hesaba katarak söylüyorum. hayır, sandığınızdan daha çok seri izledim ve belki de er meydanında hiç şansının olmadığı karakterleri de biliyorum. ama buna rağmen en güçlü sıfatını ona atfediyorum. çünkü hikayesini ne doğuştan zengin light, ne saitama, ne de goku taşıyamaz.
eğer doğduğunuzda aileniz ve tanıdığınız hiç kimse yoksa ve var olduğunuz dünyada yok sayılan, hor görülen biriyseniz sizin hikayeniz başlamadan biter. eğer tek bir kişi dahi, size elini uzatmıyorsa, hayattan sonsuza dek koparsınız. eğer bunları henüz çocukken yaşıyorsanız cehennemdesiniz demektir. çünkü bunların sebeplerini anlamanız da imkansızdır. sizi bu karanlıktan çıkaracak tek şey önünüze konulan ve sarılmamız gereken bir hedeftir. mesela, ailenizi katleden abinizi öldürmek gibi. ama eğer bir hedefiniz, amacınız, dersiniz de yoksa, bu dünya artık sizin için yaşanmaz olur. daha da fazla dışlanırsınız, düşersiniz ve... ve sonunda herşey biter...
ama naruto,
ayağa kalkar...
gülümser...
meydan okur...

ve belki de çocuk haliyle çevresinden en çok duyduğu hayali, hedefi yapar...
hokage olmak... olur da.
çiçeği küçümseyen, tanrı’yı da küçümser.
-alexandre dumas
işte, naruto bu yüzden en güçlüdür.
bunu izlediklerimi hesaba katarak söylüyorum. hayır, sandığınızdan daha çok seri izledim ve belki de er meydanında hiç şansının olmadığı karakterleri de biliyorum. ama buna rağmen en güçlü sıfatını ona atfediyorum. çünkü hikayesini ne doğuştan zengin light, ne saitama, ne de goku taşıyamaz.
eğer doğduğunuzda aileniz ve tanıdığınız hiç kimse yoksa ve var olduğunuz dünyada yok sayılan, hor görülen biriyseniz sizin hikayeniz başlamadan biter. eğer tek bir kişi dahi, size elini uzatmıyorsa, hayattan sonsuza dek koparsınız. eğer bunları henüz çocukken yaşıyorsanız cehennemdesiniz demektir. çünkü bunların sebeplerini anlamanız da imkansızdır. sizi bu karanlıktan çıkaracak tek şey önünüze konulan ve sarılmamız gereken bir hedeftir. mesela, ailenizi katleden abinizi öldürmek gibi. ama eğer bir hedefiniz, amacınız, dersiniz de yoksa, bu dünya artık sizin için yaşanmaz olur. daha da fazla dışlanırsınız, düşersiniz ve... ve sonunda herşey biter...
ama naruto,
ayağa kalkar...
gülümser...
meydan okur...

ve belki de çocuk haliyle çevresinden en çok duyduğu hayali, hedefi yapar...
hokage olmak... olur da.
çiçeği küçümseyen, tanrı’yı da küçümser.
-alexandre dumas
işte, naruto bu yüzden en güçlüdür.
devamını gör...
güzellik mi aşkı doğurur aşk mı güzelliği sorusu
gönül kimi severse güzel odur. aşk güzelliği doğurur. dünyanın en yakışıklı erkeği benim gözümde sevgi olmayınca sıradanlaşır. benim yarim en güzelidir.
devamını gör...
yılbaşında yetişkin çocuklarıyla beraber rakı içen baba
gayet normal karşılanması gereken bir baba olması gerekirken, toplumun belli bir kesimi tarafından acımasızca eleştirilen babadır.
devamını gör...
demoralize ederek motive etmek
morali bozulduğunda eli ayağı kalkmayan insanlardanım. daha da dibe çakılırım herşey'i mahvedebilirim.çünkü olumsuz cümlelerin kötü enerjisiinden çabuk etkilenirim. böyle motive olan insanlara da çok şaşırıyorum.hırs mı bu yoksa öfkeyle yenme isteği mi anlamıyorum.
siz yine de insanları tatlı tatlı motive edin demoralize etmeyin olur mu?
siz yine de insanları tatlı tatlı motive edin demoralize etmeyin olur mu?
devamını gör...
güne bir söz bırak
seni düşünmeyen, anlamak istemeyen, anlamamazlıktan gelen insanlara yön değil, yol vermelisin.
dostoyevski
dostoyevski
devamını gör...
dostoyevski'nin her şeyi sorun haline getirmesi
başlık sahibi yazarın, gerçek hayatın anlatılmasına "sorun etmesi" demesi skandalıdır.
devamını gör...
hooverphonic
sürekli değişen solistlere sahip belçika harikası grup.
with orchestra live gibi bir albüme imza atmışlardır ki... ah diyorum.
bu albümle dünyaya mad about you, eden gibi süper ötesi performanslar kazandırmışlardır. hepsi baştan sona izlenesi dinlenesidir. birde bunları noemie wolfs'un eşsiz sesiyle, ortamın büyüleyici atmosferiyle dinlediğinizde oturduğunuz yerden bir kuş gibi kanatlanmanızı sağlarlar ki, sorarım kendime hep dünya üzerinde böyle bir asilik var mıdır ki?
(bkz: dünyada olmak istenilen yerler)
with orchestra live gibi bir albüme imza atmışlardır ki... ah diyorum.
bu albümle dünyaya mad about you, eden gibi süper ötesi performanslar kazandırmışlardır. hepsi baştan sona izlenesi dinlenesidir. birde bunları noemie wolfs'un eşsiz sesiyle, ortamın büyüleyici atmosferiyle dinlediğinizde oturduğunuz yerden bir kuş gibi kanatlanmanızı sağlarlar ki, sorarım kendime hep dünya üzerinde böyle bir asilik var mıdır ki?
(bkz: dünyada olmak istenilen yerler)
devamını gör...
tütün
sigaranın ham maddesi. türkiye'de ilk defa milas'ta 1583'te üretildi. 1598'den sonra ingiliz, fransız ve hollandalı tüccarlar tütünü başta istanbul olmak üzere imparatorluğun büyük şehirlere getirmeye başlamalarıyla birlikte tütün ticareti ve tütün tüketimi yayıldı. bu gelişme üzerine tütünle ilgili tartışmalar başladı.
devamını gör...
en rezil olduğunuz an
bir gün bir arkadaşımın doğum günüsüne gittim. güzelce giydim yazlık elbisemi bir de. tabi reglimin yaklaştığından hatta o gün olacağından haberim de yok. gerisini tahmin etmişsinizdir...
devamını gör...



