ülübü.
devamını gör...

bir gündüz vassaf kitabıdır.

gündüz vassaf her seferinde iyi ki okumuşum dediğim yazarlardan biridir. böyle bir yazar ve düşünürün var olması bana dünyanın az da olsa düzelebileceğine dair bir umut veriyor. gerçi bu umut sonra hemen geçiyor ama o geçici rahatlama hissi için bile olsa yazara minnettarım.

ben kendi açımdan baktığımda -ki ben hep kendi açımdan bakarım- totaliter devlet yapısının bütün suçunu bireylerin üzerine gönül rahatlığıyla yıkarım. özgürlük duygusu insanlara çok geliyor. gündüz vassaf, sınırlı özgürlüklerini bir saat bilgisayarla oynamasına izin verilmiş çocuk minnetiyle kabul eden bireylerin totaliterizmden sorumlu olduklarını söylüyor.

mükemmel bir dil ile yazılmış olan bu kitabın etki sahasından çıkmak hiç de kolay değil. diğer tanımlardan birinde bir yazar “dışlanmışlık” hissinden başlamış ve jüpiter isimli yazara sonuna kadar katılıyorum. yazar sanki bir okuru yokmuş gibi yazmış kitabını. sanki kendi kendine konuşan ve fikirlerini derleyip toparlamaya çalışan bir düşünürün masasını kenarına ilişmişim gibi bir hisse kapıldım ben de.

yazarın kitabına söyleyecek tek şeyim var: övgüler olsun sana!
devamını gör...

hiçbir şey için geç değil, şimdi bile o küçük jess'e annelik yapıyorum ki yapmasam delirirdim, içimdeki öfkeyle baş edemezdim, ya kendime ya da beni yaralayanlara zarar verirdim ama ben ona annelik etmeyi seçtim. bunu nasıl mı yaptım? meditatif bir halde onun ellerinden tuttum, gözyaşlarını sildim, anlattıklarını sabırla dinledim, çok ağladı, ben de onunla birlikte ağladım ama günden güne birlikte iyileştik.. özellikle şu meditasyon en büyük şifamız oldu: içindeki çocuğun yaralarını iyileştirme meditasyonu içimdeki o küçük kız çocuğunun yüzü gülene kadar her gün bu meditasyonu yaptım, yaralarım çoktu, en az 21 gün yapılması öneriliyordu ama ben çok daha uzun süreler yaptım ve artık hafif de olsa bana gülümsemeye başladı ama bir gün yüzünü tam olarak güldüreceğim, yılların izini bir çırpıda silmek zor ama imkansız değil, sabırla birlikte vakit geçirmeye devam...
devamını gör...

türkiye ve russel paradoksu:

russel paradoksunu kısaca şu şekilde ifade edebiliriz: “bir şey ne ise o değildir, ne değilse odur.” * bizler de aslında ne isek öyle değiliz ne değilsek oyuz.

biz ile russel paradoksu ilişkisine girmeden önce daha iyi anlaşılması için russel paradoksunu şöyle bir örnekle açıklamak uygun olur:

bir berber düşünün ki sadece kendi sakal tıraşını yapamayan insanları tıraş ediyor. kendini tıraş edenleri berber dükkanına almıyor bile. bu adam “kendini tıraş edemeyenlerin berberi.” şimdi paradoks burda başlıyor. peki bu berber kendini tıraş ediyor mu? eğer etmiyorsa kendini tıraş etmesi lazım çünkü o kendini tıraş etmeyenleri tıraş ediyor. eğer kendini tıraş ediyorsa bu durum hiç olmaz çünkü o kendi kendini traş edenleri traş etmez. sonuç olarak bu adam kendisinin berberiyse kendisinin berberi değil, kendisinin berberi değilse kendisinin berberi.

bu durumun bir örneğini kendi toplum yapımızda; sosyal ve siyasi oluşumumuzda da görüyoruz: osmanlı batılılaşmasının artık kaçınılmaz olduğu dönemde uygulanan iradi baskının doğurduğu netice nur topu gibi bir russel paradoksu dünyaya getirmiştir. esasında batılaşmanın amacı geleneği sürdürmekti. ne var ki batılılaşmak için islami gelenekten biraz olsun ayrılmak gerekirdi. yeni bir düzen istiyorsak yeni bir düzen istemiyorduk, eskiyle devam etmek istiyorsak eski düzeni devam ettirmek istemiyorduk.

bu olgu cumhuriyet dönemine de sirayet etti. türkiye, laik olmak istiyorsa islamlaşmaktan uzaklaşmalıydı. ancak kendi özgün yapısı içinde ayakta kalması için gelenekten kopmaması gerekiyordu. modernleştiği ölçüde islamlaşmaya devam etti. laik olduk ama islamlaştık. bu durumda yine paradoks bizi çağırdı: “türkiye laik bir ülkeyse laik değildir, eğer bir islam ülkesiyse bir islam ülkesi değildir.”*
devamını gör...

latince 'yanan taş' anlamına gelen bu elementi bazı simyacılar 'felsefe taşı' olarakta nitelendirmiştir. periyodik tabloda 's' simgesi ile gösterilir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kabadayı tavırlar, küfür etmeler... tabii ki çok şükür her erkek bunları güzel bulmuyor.
devamını gör...

her yıl paskalya nedeniyle kuzey amerika ve avrupa'da pek çok insan tavşan sahiplenir ya da alır. bu tavşanların büyük bölümü sonunda barınağa getirilir. pek çok kişi tavşan sahiplenmeden ya da almadan önce araştırma yapmaz.
1- tavşanlar sosyal hayvanlardır. tavşanlar tek olarak sahiplenilmez ya da alınmaz. eğer tavşanınızın sağlıklı davranışlara sahip olmasını istiyorsanız en az iki tane tavşan sahiplenmelisiniz. eğer tavşanların biri dişi bir erkek olursa mutlaka kısırlaştırılmalıdır.
2-tavşanlara tuvalet eğitimi verilebilir. tıpkı yavru köpek eğitiminde olduğu gibi bu zaman alır. tavşanlar günde yaklaşık 2-8 kere çiş yapar , 100-200 tane ufak hediye toplarından bırakır, aynı zamanda bir kaç defa yumuşak kaka yapar. bu yetişkin tavşan için geçerli. yavru tavşan için bu rakam çok daha fazla. tuvalet sıklığı kontrolü zorlaştırdığı için eğitim vermek istiyorsanız, tavşan sahiplendiğiniz dönemde daha yeni doğmuş bir bebekle ilgileniyormuş gibi her an takip etmeniz lazımdır. genelde bu yapılmadığından tuvalet eğitimi daha uzun sürer.
tavşanın evde kalacağı güvenli alan, özellikle yavru tavşanın tuvalet eğitimi için crate olmalıdır. tavşanlar için kedi kumu ya da silikon kristallerden kullanılmaz. tavşanların tuvaletini yapması için doğal buğday otu, yulaftan, kağıt peletleri ya da fırında kurutulmuş talaş peletlerinden yapılmış litter kullanılır. litteri koymak içinse kullanılacak plastik bitter kutusunun tavşanın boyuna uygun olması gerekir.
tavşanın idrarı kokar. bu nedenle iyi kalite litter kullanılmalı ve sürekli temizlenmelidir.
3-3-tavşanlar glisemik indeksi yüksek kök meyveleri ve kök sebzeleri yememelidir. havuç, marul gibi yiyecekleri yiyebilirler ancak bu daha ziyade arada bir ödül olarak olabilir. temel beslenmelerine yüksek glisemik seviyeye sahip yiyeceklerden oluşturmak sağlık sorunlarına neden olur. hay grass ( saman - farklı türlerde olanları vardır ) dişlerinin törpülenmesini sağlar ve aynı zamanda temel besin kaynakları arasındadır.  tavşanlar lifli otlar ve yapraklarla beslenirler. piyasada satılan müsli tarzındaki tavşan yemleri oldukça sağlıksızdır. 
4-tavşanınızla aktif olarak ilgilenemediğiniz zamanlarda onun için ayrılan güvenli alana onu koymalısınız.
5- burada tüm sokakların arkası yeşil alan olduğu için bahçesi olmayan biri bile rahatça tavşanlarını gövde tasmasıyla dışarı çıkarabiliyor. türkiye'de yaşıyorsanız bu mümkün olmayacağı için ( trafik, sokak köpekleri, kalabalık vb nedenlerden ) tercihen bahçeli evinizin olması gereklidir.
6-tavşanın erken dönemde sosyalleşmesi çok önemlidir.
7-tavşanınızı süreki olarak dışarı çıkartamayacağınız için onun çevresini oyuncaklar, tüpler vb. ile zenginleştirmek gerekir.
8- montreal'de tavşan konusunda uzman veterinerler bulunmakla birlikte sayı sınırlıdır. türkiye'deyseniz mecburen daha çok kedi ve köpeklerle çalışan veterinere götürmeniz gerekecektir.
9- tavşanlar 8-12 yıl yaşar. eğer uzun dönem sorumluluk alamayacaksanız sahiplenmeyin. sahiplendiğiniz tavşan tekrar doğaya geri dönemez. tavşan sahiplendirmekse oldukça zordur.
10-daha önce benzer bir hayvana bakmadıysanız hamster, fare gibi hayvanları beslemek daha mantıklıdır. deneyim olur. hem eğitim anlamında hem de bakım anlamında . üstelik hamster ve fare eğitimi son derece eğlencelidir.
konuyla ilgili daha fazla bilgi isterseniz edinburgh üniversitesinin bu konuda hazırladığı mooca bakabilirsiniz ya da bana mesaj atabilirsiniz. benim kişisel görüşüm çok az insan gerçekten bir tavşana evcil hayvan düzgün bir şekilde bakabilir. tavşan sahiplerinin %99'u aslında hayvana eziyet ediyorlar, doğasından uzaklaştırıyorlar ve fiziksel ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılamıyorlar. kedi sahiplerini genelde eleştiririm ancak evde bakılan ve eziyet edilen hayvanlar listesinde tavşanlar, sürüngenler ve papağanlar kesinlikle ilk sıradadır. kedilerin durumu bunlara göre güllük gülistanlık bile sayılabilir.
devamını gör...

adına romanlar, şiirler yazılmış, filmler, tablolar yapılmış mitolojik karakter.

'homeros'un 'ilyada'sında, 'sparta' kralı 'meneleos'un karısı. 'akha'ların komutanı 'agamemnon'un hem karısının -clytemnestra- kızkardeşi, hem de erkek kardeşinin karısı.

truvalı (troy) 'paris'in aşkı uğruna, yurdunu, kocasını ve çocuğunu -hermione- bırakarak troy'a gelen ve troy'un 'akha'lar tarafında yakılıp yıkılmasına neden olan güzeller güzeli kadın. hatta öyle ki, troy'da taş üstüne taş kalmazken, helena kurtulur. kocası onun güzelliğine kıyamaz. ve hayatta kalır.

hikaye aslında bir tanrılar tartışmasıyla başlar. paris'in babası priamos'un, eşi hecabe paris'e hamileyken gördüğü bir kabus üzerine, doğan çocuğu 'ida dağı'na bıraktırmasıyla başlar paris'in hikayesi. bir çoban tarafından kurtarılan paris'in kendisi de bir çoban olur. ve üzerinde 'en güzeline' yazılı altın elma onun kaderini belirler. tanrıçalar ona dünyaları vaderken, o, güzellik ve aşk tanrıçası afrodit'in vadettiğini seçer: "dünyanın en güzel kadının aşkı'. bu aşk onun hayatına ve ulusunun yok olmasına yol açsa da.

'helen, helena'; aslında, sparta kraliçesi olan annesi leda'nın, baştanrı zeus'la kaçamağından doğan bir tanrı kızıdır ve bu nedenle daha baştan 'lanet'lidir.

ve 'helen, helena' aslında taa eskilerden gelen ataerkil düzenin olağan suçlusu 'kadın'ın simgesidir ve bu hikaye de ne yazık ki bitimsizdir.

buradan
devamını gör...

senatus populusque romanus, türkçesi roma senatosu ve halkı. roma imparatorluğunda senatoyu temsil ediyordu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bununla ilgili çok kötü bir anım var. lazer ameliyatı bekleme alanında erken yapılan anestezi sonucu her şeyi hissederek ameliyat oldum. ve bunu ne kadar doktora söylesemde hatasını fark edip yinede ameliyata devam etti. benim için çok ağrılı bir süreçti ve bunun sebebiyle gözüm sıfırlanamadı. sizsiz olun buna dikkat edin.
devamını gör...

sims 2 oynamak. yaşımın ve vaktimi öldürdüğümün farkında olsam da seviyorum.
devamını gör...

felsefe ve etik profesörü peter singer'ın 2009 yılında yayınlanan kitabı.
kitap dünyadaki yoksulluğu bitirmek için varlıklı insanların bağış yapması gerektiğini anlatıyor temelde. hem teorik etik felsefesi ile ilgili argümanlar ile bu gerekliliğin boyutlarını tartışıyor, hem de insanların neden olması gerektiği kadar bağış yapmadığını pratik sebepleriyle anlatıyor. ayrıca şiddetli yoksulluk nedeniyle hayatını kaybeden bir insanın hayatını kurtarmak veya bir kişinin hayat kalitesini artırmak için gereken para miktarıyla ilgili birçok araştırmadan örnek veriyor. aklımda kalan birkaç tanesini paylaşayım.

- sıtmanın yaygın olduğu bölgelerde bir çocuğun hayatını kurtarabilecek bir yatak filesi/cibinlik için $10
- katarakt gibi basit bir operasyonla çözülebilecek bir sebeple kör olan bir kişinin tedavisi için $50
- doğum sırasında oluşan fistül nedeniyle hayatını tek başına, insan içerisine çıkamadan yoksulluk içerisinde geçiren bir kadının tedavisi için $400 gerekiyormuş.

kitapla ilgili kendi fikrime gelirsek, her ne kadar singer'in önerdiği yüksek etik standartlara uyabileceğimi düşünmesem de, kitap beni bu konuda düşünmeye ve bir şeyler yapmaya yöneltti, bu nedenle başarılı buldum - yazarın amacı da bir şekilde insanları harekete geçirmek zaten. ayrıca bir felsefe profesöründen beklediğime göre çok daha az teori, çok daha fazla pratik, uygulanabilir düşünce içeriyor, bu da hoşuma gitti.

sonuçta, iş hayatına yeni girmiş biri olarak hafif hafif ama tamamen rastgele bir şekilde yapmaya başladığım yardımları/bağışları belirli bir plana oturtma kararı aldım bu kitapla birlikte. her yıl hangi stk'lara ve ne kadar bağış yapacağımı planladım. ayrıca ne kadar kalıcı olacağını bilmesem de en azından bir süre yapmayı düşündüğüm her lüks/gereksiz harcamada benim buna verebileceğim parayla x çocuğun hayatı kurtulabilirdi diyeceğim gibi görünüyor.

siz de benim gibi bir şeyler yapmak isteyip neyi ne kadar yapacağını bilemeyen biriyseniz okumanızı tavsiye ederim
devamını gör...

komik başlık bu sığ düşüncelere cevap bile vermeye tenezzül etmem. erkeklerin her şeyde nefslerinin arkasına sığınıp tahrik oluyoruz demeleri ahmakça .
devamını gör...

ana vatanı güney afrika olan bilimsel adı hydrochoerus hydrochaeris olan iri bir fare türüdür. otçul beslenme biçimine sahip olan kapibaraların ağırlıkları 35-70 kilo arasında değişir. boyları ortalama 60 cm'dir. dişleri gelişmiştir, ön dişlerinin uzaması hiç durmaz. genelde ot ve su bitkileri ile beslenirler. günde 3 kiloya kadar ot yiyebilirler. kuraklık koşullarında tahıl, kavun ve kabak ta yerler. dişileri genelde erkeklerinden daha iridir. hem suda hem karada yaşayabilen bu hayvanlar su altında 5 dk nefessiz kalabilirler. suda sadece burunlarını çıkararak uyuyubilirler. sosyal hayvanlardır 15 kişilik gruplar halinde yaşayabilirler. çiftleşmeleri de suda olur. bir seferde 2-8 yavru dünyaya getirebilirler. yavrularını 3 ay kadar emzirirler, çok eşlilerdir. guiness rekorlar kitabına dünyanın en büyük faresi olarak girmişlerdir. bilinen en ağır kapibara 91 kg ve dişidir. kalın tüyleri vardır -25 dereceye kadar hayatta kalabilirler. yaşam alanı olarak genelde sulak alanları ve bataklıkları tercih ederler. doğal düşmanları: jaguarlar, anakondalar, oselotlar ve kartallardır. bunun yanında en büyük düşmanları insanlardır çünkü etleri kimi kültürler tarafından lezzetli bulunur ve besin olarak ta tüketilir. bunun haricinde doğada sadece kendi türleri değil diğer hayvanlarla da uyum içinde yaşarlar.
kapibara yemeye çalışan pelikan*
devamını gör...

bir insanın yalnızca türk olarak bir avrata sahip olabileceğini öğrendiğim harika gerçek. teşekkürler! en yakın köle pazarı neredeydi?

orijinali at avrat pusat olan eski türk deyişi. bilmemkaç yüzyıl önce. evet yüzyıl.
devamını gör...

dahil olduğum insan modelidir.

kendim üzerinden örneklerle açıklayacak olursam, bu tarz insanların öfkesi, nefreti saman alevi gibi olur genelde yani bir anda parlarlar ama bir anda da sönerler. tabi o bir an dediğimiz vakitte çok şey yaşanır, kalpler kırılır.

sinirlenince gözleri dolan insanın saman alevine benzemesinin sebebini bir çeşit savunma mekanizması olarak görüyorum. şöyle ki, sinirlenince gözleri dolan bir insansanız tartışmada, kavgada ne söyleyecekseniz hızlı söylemelisiniz aksi takdirde ne kadar beklerseniz o kadar gözleriniz dolmaya, boğazınız yumrulaşmaya, sesiniz ve çeneniz titremeye başlıyor.

karşınızdaki kişiye ağlarken ezik ve acınası görüneceğinizi düşündüğünüz için öfkenizi kontrolsüz bir biçimde yöneltiyorsunuz. yoksa karşınızdaki kişi "ehe ehe eziğe bak ağlıyor ıyy zavallı!" gibi düşünebilir ve bunu kendi lehine kullanabilir.

genelde bu durum sevdiğiniz, değer verdiğiniz insanlar tarafından kalbiniz kırılınca başınıza gelir. özellikle siz de benim gibi insanlara kolay bağlanan ama kolay da vazgeçemeyen biriyseniz bu durum daha tehlikeli bir hal alıyor. karşınızdaki kişiyi o kadar seviyor o kadar değer veriyorsunuz ki onunla asla tartışmayacak olduğunuzu düşünüyorsunuz, tartışma yaşadığınızda da hayallerinizin suya düşmesinin verdiği moral bozukluğu, gerginlik, sinir harbi ile duygusallaşmaya, ağlamaya başlıyorsunuz.

çok sinir bozucu bir durum olmasının yanında tam manasıyla bir çaresinin olduğuna inanmıyorum. genelde sinirlendiğinizde karşınızdaki kişiyi görmezden gelmeniz, o esnada aklınızdan başka şeyleri düşünmeniz, güzel şeyler geçirmeniz önerilir. tabi bunları yapması dile kolay.

ben ağlamaya başlayacağımı hissettiğimde gözlerimi oynatmaya, farklı yerlere bakmaya çalışıyorum buradaki önemli nokta sabit şekilde bir yere odaklanmamanız. sürekli gözlerinizi oynatmalı, odağınızı sabit tutmamalısınız yoksa gözünüzden o yaş illaki akıyor. bu bir nebze fayda sağlasa da boğaza oturan yumru ve ses titremesine bir çözüm kesinlikle yok. susarsanız ağlıyorsunuz zaten tek çare olarak saman alevine bürünüyorsunuz işte. hızlı, etkili, kırıcı şekilde karşınızdakine saydırıyorsunuz.

son olarak sigmund freud ile bitirelim:

"sinirlenince ağlayan insanlar, daha içten ve güvenilirdir."
devamını gör...

ben de iban şeklinde telaffuz etmeme rağmen, diyen plaza bebesi doğrusunu söylemektedir.

çünkü , iban , international bank account number ‘ın kısaltmasıdır. yani yabancıdır. bu nedenle orijinal diliyle telaffuz edilmesi normaldir.

aynı şey atm için de geçerli. orijinali automatic teller machine ‘dır ve eytiem olarak okunması gerekmektedir. ama ben de atm deyip geçiyorum.

kısacası telaffuzlara takılmıyorum. iki taraf da ne demek istiyorlarsa onu desinler.
devamını gör...

haklı olarak bir anda "ay ne alaka? ne alaka?!" diye sinirlendiğinizde çok güzel yalanlar duyma ihtimaliniz oluyor. bir keresinde böyle bir olayda erkek kişisi, fotoğrafın bana değil başka birine atılacağını savunmuştu. yazık, ben de yedim tabii.

az mantık ya. rica ediyorum. neymiş? foti bana değil konuştuğu diğer flörte gidecekmiş. aslında buraya kadar inanabilirdim. ama işte gelin, görün ki diğer flörtü siyahi bir avustralyalı olunca pek inanasım kalmadı.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sevgili kaşkolnikov'a katılıyorum. bende size baya jenarik, sözsüz müzik dinleticem galiba..
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim