intihar notuna yazılacak ilk cümle
devamını gör...
cinsel ilişki olmadan ilişki yürür mü sorunsalı
cinsellik olmadan ilişkinin kat edeceği mesafenin tartışıldığı başlık.
evet, yürür gider.
o kadar uzaklaşır ki gözden kaybolur. bir daha ulaşamayabilirsiniz.
evet, yürür gider.
o kadar uzaklaşır ki gözden kaybolur. bir daha ulaşamayabilirsiniz.
devamını gör...
tereyağlı simit
şu saatte olsa da yesek dedirtmiştir.
devamını gör...
üç kelimelik hikayeler
anılarını yitiriyor sokaklar
devamını gör...
abartılan tatlı
güllaçtır.
bu kadar sevilmeyen ama sevilen bir tatlı daha yoktur ya.
bu kadar sevilmeyen ama sevilen bir tatlı daha yoktur ya.
devamını gör...
erkek kadın ayrımı yapmayan insan
olması gereken insandır. sonuçta fiziksel farklar dışında bir fark yok.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
"keşke bir şiir okumuş,
bir kedi sevmiş olsaydınız.
belki bu kadar, kirletmezdiniz dünyayı."
turgut uyar
bir kedi sevmiş olsaydınız.
belki bu kadar, kirletmezdiniz dünyayı."
turgut uyar
devamını gör...
kafa tv
olursa hava durumu bültenlerini ben sunarım. *
devamını gör...
yazarların google nick araştırma sonucu
devamını gör...
ucemak
beğeni butonunu aktif kullanan caağğnımm yazar. artı oy kullanımında örnek alınası kişi.
aramıza hoş gelmiş.
keyifli ve bol tanımları olsun *
aramıza hoş gelmiş.
keyifli ve bol tanımları olsun *
devamını gör...
zippodan çıkan çınn sesi
'iyi ki doğmuş' yazarı.
nice yaşlara sayın yazar.
gelecek güzel, huzurlu, mutlu yıllarınız olsun.
sevgiler...
nice yaşlara sayın yazar.
gelecek güzel, huzurlu, mutlu yıllarınız olsun.
sevgiler...
devamını gör...
başka bir şehirde yeni bir hayata başlamak
yeni bir hayat olmasa da okul için şehir değiştirdim bu da yeni bir başlangıç olarak görülebilir çünkü doğduğum, büyüdüğüm, huyuna suyuna alışık olduğum bir yerden kalkıp yıllarımı geçireceğim bir yere geldim.
üç ekimden beri burdayım. her şey çok yeni. yollar, sokaklar, insanlar...
içime ilk dolan duygularım: sıkılmak, sıkıldığım için şehrimi özlemek.
durağan bir ruhu var bu şehrin. ilk geldiğimde ruhu yok neşesi yok derdim burası için. yanılmışım. elbette her şeyde olduğu gibi bu şehrin de bir ruhu varmış. buram buram tarih kokan sokaklarında gezinirken, yüzyıllar önce bırakılan eserlere bakarken anladım bunu.
burası bozkır. kıyı şeridinin nabzını buradan beklemek mantık dışı. nereden bu gözlemi yaptım diye merak edecek olursanız şayet tabii ki de tarihi eserler derim. yer gök taş yapılarla dolu. kubbe detaylı, geniş alanlara kurulmuş taş yapılar. girişlerinde veya içlerinde çeşitli oymalar, süslemeler var. estetik anlayışı her dönemde varmış.
içlerinde gezinirken, duvarlarına dokunurken nasıl bir enerjide olduklarını fark ettim.
enerji dediysem şimdi size evren, ay, karma bilmem ne yeni dönem popülerleşmiş kavramlardan bahsetmeyeceğim korkmayın.
enerjiden kastım iletişim yani dilleri. ağır, sağlam ve kapalılar. içine girdiğin zaman seni kalın duvarları sarıp sarmalar, dışarıdaki tehditlere karşı korur ama oradan sıkılıp da seni koruyan duvarlarını yıkamazsın. yani ona karşı direnç göstermezsin. içine girdiysen bir kere oranın kurallarına uymak zorundasın.
iç kapıları bile oldukça alçak yapılmış bu eserlerin. kimisi ilime irfana olan saygıdan dolayı diyor kimisi bilmem ne için. kapıdan girerken başını eğerek giriyorsun. başımı yani bana güç veren aklımı taşıyan bu başımı eğiyorum, kendi kibrimi bir kenara bırakıyorum ve saygı duyuyorum demek.
saygı, illa eğilmesi gereken başlar, birinin önünde kenetlenmesi gereken kollar mı demek?
saygı, birinin öz saygısını yitirip başka birinin elini eteğini öpmesi mi demek?
bunu yapması uygun görülen kişinin kibrini (öz saygısını aslında) bir kenara bırakıp eylemlere geçmesini beklemek normal karşılanırken ya bunu bekleyen bunu isteyen tarafa neden kafayı çevirip de şöyle bir bakmıyoruz? sen neden birinden bunu istiyorsun demiyoruz?
benim ne tarihle ne insanlarla ne zihniyetle ne kültürle ilgili bir sorunum yok.
şahsi gözlemlerimi ve yorumlamalarımı paylaşıyorum.
bana durağan gelmesinin nedenini anlatıyorum.
eğ başını diyor eğmek istemiyorum. şekle sokmaya çalışıyor istediği şekli almak istemiyorum.
bana durağan gelen, pasif gelen tutumlar tam da bu ayrıntılar. içimde bir volkan var. çıkın oynayın eğlenin, gel eğme başını, sen de artık önünde birilerine bir şey yaptırma, gelin hep beraber özgür olalım, kendimiz olalım diyorum.
pollyannacılık yapmıyorum. hayat bayram olsa lalala demiyorum. kendimiz olsak diyorum.
hayır hayır bugünün ruhuyla geçmişin anlayışını eleştirmiyorum. o zamanın şartları bunu gerektiyordur ve öyle gelişmiştir olaylar.
ama aradan kuşaklar geçtikten sonra kıyı şeridinden buralara gelen ruhum bunu kabullenemiyor. içim hissediyor ki buraya yabancıyım. binaların içinde başımı eğerek o kapılardan geçerken keşke diyorum, keşke eğmesem. keşke biraz daha uzun olsaymış bu kapılar. yanımda burada yetişmiş insanlar hayran oluyorlar bu anlayışa. saygıya bak diyorlar. ben ise keşke diyorum, keşke eğmesem...
üç ekimden beri burdayım. her şey çok yeni. yollar, sokaklar, insanlar...
içime ilk dolan duygularım: sıkılmak, sıkıldığım için şehrimi özlemek.
durağan bir ruhu var bu şehrin. ilk geldiğimde ruhu yok neşesi yok derdim burası için. yanılmışım. elbette her şeyde olduğu gibi bu şehrin de bir ruhu varmış. buram buram tarih kokan sokaklarında gezinirken, yüzyıllar önce bırakılan eserlere bakarken anladım bunu.
burası bozkır. kıyı şeridinin nabzını buradan beklemek mantık dışı. nereden bu gözlemi yaptım diye merak edecek olursanız şayet tabii ki de tarihi eserler derim. yer gök taş yapılarla dolu. kubbe detaylı, geniş alanlara kurulmuş taş yapılar. girişlerinde veya içlerinde çeşitli oymalar, süslemeler var. estetik anlayışı her dönemde varmış.
içlerinde gezinirken, duvarlarına dokunurken nasıl bir enerjide olduklarını fark ettim.
enerji dediysem şimdi size evren, ay, karma bilmem ne yeni dönem popülerleşmiş kavramlardan bahsetmeyeceğim korkmayın.
enerjiden kastım iletişim yani dilleri. ağır, sağlam ve kapalılar. içine girdiğin zaman seni kalın duvarları sarıp sarmalar, dışarıdaki tehditlere karşı korur ama oradan sıkılıp da seni koruyan duvarlarını yıkamazsın. yani ona karşı direnç göstermezsin. içine girdiysen bir kere oranın kurallarına uymak zorundasın.
iç kapıları bile oldukça alçak yapılmış bu eserlerin. kimisi ilime irfana olan saygıdan dolayı diyor kimisi bilmem ne için. kapıdan girerken başını eğerek giriyorsun. başımı yani bana güç veren aklımı taşıyan bu başımı eğiyorum, kendi kibrimi bir kenara bırakıyorum ve saygı duyuyorum demek.
saygı, illa eğilmesi gereken başlar, birinin önünde kenetlenmesi gereken kollar mı demek?
saygı, birinin öz saygısını yitirip başka birinin elini eteğini öpmesi mi demek?
bunu yapması uygun görülen kişinin kibrini (öz saygısını aslında) bir kenara bırakıp eylemlere geçmesini beklemek normal karşılanırken ya bunu bekleyen bunu isteyen tarafa neden kafayı çevirip de şöyle bir bakmıyoruz? sen neden birinden bunu istiyorsun demiyoruz?
benim ne tarihle ne insanlarla ne zihniyetle ne kültürle ilgili bir sorunum yok.
şahsi gözlemlerimi ve yorumlamalarımı paylaşıyorum.
bana durağan gelmesinin nedenini anlatıyorum.
eğ başını diyor eğmek istemiyorum. şekle sokmaya çalışıyor istediği şekli almak istemiyorum.
bana durağan gelen, pasif gelen tutumlar tam da bu ayrıntılar. içimde bir volkan var. çıkın oynayın eğlenin, gel eğme başını, sen de artık önünde birilerine bir şey yaptırma, gelin hep beraber özgür olalım, kendimiz olalım diyorum.
pollyannacılık yapmıyorum. hayat bayram olsa lalala demiyorum. kendimiz olsak diyorum.
hayır hayır bugünün ruhuyla geçmişin anlayışını eleştirmiyorum. o zamanın şartları bunu gerektiyordur ve öyle gelişmiştir olaylar.
ama aradan kuşaklar geçtikten sonra kıyı şeridinden buralara gelen ruhum bunu kabullenemiyor. içim hissediyor ki buraya yabancıyım. binaların içinde başımı eğerek o kapılardan geçerken keşke diyorum, keşke eğmesem. keşke biraz daha uzun olsaymış bu kapılar. yanımda burada yetişmiş insanlar hayran oluyorlar bu anlayışa. saygıya bak diyorlar. ben ise keşke diyorum, keşke eğmesem...
devamını gör...
kız çocuğu babalarına tavsiyeler
nasıl adam gibi adam olunur ilk sizden öğrensin..
devamını gör...
yere çöp atmak
sanki gereğinden fazla üretim ve tüketimle dünyaya yeterince zarar vermiyormuşuz gibi bir de çöpümüzle izimizi bırakıyoruz. kesinlikle en kısa zamanda durdurulması gereken davranıştır. bu gezegen yalnızca senin benim değil, aynı zamanda yarının çocuklarınındır. bırakın çöpü yere atmayı, çöp kutusuna atınca bile sadece sokaklar estetik hal alıyor. bütün bu plastiklerin geri dönüşüm yapılmadan sadece gözümüzün önünden çıkarılması bana çok ters geliyor. plastiklerin sadece yüzde 5 kadarı etkin şekilde geri dönüştürülüyor. bu konuda toplumumuzun hatta tüm toplumların farkındalık sahibi olması gerekiyor. hatta şöyle ilginç bir bilgi vereyim: okyanuslardaki tüm çöplerin yüzde 8'ini plastik pipetler oluşturuyor. bu kadar gereksiz ama hayatımızda yer etmiş bir sürü şey var. en azından plastik pipet kullanımını bitirirsek çok güzel şeyler olacak da kimse farkında değil.
devamını gör...
yaş ilerledikçe anlaşılan şeyler
bütünlüğü bozmak adına da olsa kalabalıktan sıyrılmak gerektiği, çokluğun b*kluk olduğu, seni anlayan veyahut anlamaya gönüllü birkaç insanla yaşamın daha sürdürülebilir bir kavram olduğu, beynin ve kalbin bir çöplük olmadığı, o kokuşmuş hislerin ve düşüncelerin üzerini istediğin kadar kapat boşaltmadıkça mide bulandıracağı, delirmenin ve hatta ölmenin bile mutsuz ve amaçsız yaşamak kadar korkunç olmadığı ve daha niceleri...
devamını gör...
şiir
bana göre şiirin en güzel tanımını ümit yaşar oğuzcan yapmıştır.
‘şiir bir köprüdür madde ile ruh arasında.
şiir güzelliğin en yoğun ifadesidir ve nefes alışıdır duygularımızın.’
‘şiir bir köprüdür madde ile ruh arasında.
şiir güzelliğin en yoğun ifadesidir ve nefes alışıdır duygularımızın.’
devamını gör...
…and justice for all
metallica'nın 1988 çıkışlı dördüncü stüdyo albümüdür. artık o dönem kullandıkları yeşil çayların etkisi ile mi yoksa gençlik ateşinden midir bilinmez ama metallica'nın günbatımına doğru dörtnala en hızlı biçimde koştuğu albümdür. aksak ritmli tempoları müzikal açıdan gerçek bir masterpiece'tir.
senelerce jason'ın bassını kıstılar dediler durdular. bence albümü orijinal kılan şey, albümdeki bass eksikliğinden ortaya çıkan çiğ gitar sound'ı...
frayed ends of sanity'nin ortalarındaki kirk hammett solosu ise şahsımca adamın hayatı boyunca yazdığı en iyi solodur. zaten adam orada bütün manayı sıfırladı son 30 senedir quick picking wahlı bent soloları pişirip pişirip koyuyor önümüze.. ha kötü mü ? yoo değil olmasa metallica'da bir şeyler eksik derim....
senelerce jason'ın bassını kıstılar dediler durdular. bence albümü orijinal kılan şey, albümdeki bass eksikliğinden ortaya çıkan çiğ gitar sound'ı...
frayed ends of sanity'nin ortalarındaki kirk hammett solosu ise şahsımca adamın hayatı boyunca yazdığı en iyi solodur. zaten adam orada bütün manayı sıfırladı son 30 senedir quick picking wahlı bent soloları pişirip pişirip koyuyor önümüze.. ha kötü mü ? yoo değil olmasa metallica'da bir şeyler eksik derim....
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
yorgunum, bugün de yorgunum. dün ve ondan önceki, senin olmadigin her gun gibi. bu sigarayı da sana yakıyorum , öbür dünyada senin yanına gelmem dileğiyle :)
seni seven
merdumgiriz
seni seven
merdumgiriz
devamını gör...
