robert louis stevenson kitabıdır.

robert louis stevenson okuduğunuzda gökkuşağının dibindeki altın dolu çanağı bulmuş gibi hissedersiniz. sanki küpün koruyucusu cin size o küpü hediye etmiş gibi açarsınız kapağını ve kitap bittiğinde artık zengin bir insan gibi hissedersiniz kendinizi.

akıcı bir dil, tutarlı bir kurgu ve bolca hayal gücü boca eder üzerinize büyük yazar. her şey o kadar yerli yerinde, o kadar bağlantılı, o kadar ustalıkla anlatmıştır ki kendinizi kaptırmamanız mümkün değildir. define adası ve dr.jekyll ve mr.hydekitaplarını okuduysanız zaten size bunları anlatmam gerek yok.

olalla’da da üstü kapalı bir vampir hikayesi bekleyecek sizi ama az miktarda kan içeren bir öykü olacak bu. başka vampir hikayeleri ile karıştırmayın kan gövdeyi götürmeyecek. hatta hiç vampir görmeyecek, aynalara küsmeyecek, sarımsak kokusuna bulanmayacaksınız. vampir imasını hissedeceksiniz ama hiç yarasa görmeyeceksiniz. kont drakula bu hikayeyi beğenmezdi belki ama bence siz seveceksiniz.

özetle söylemek gerekirse ima edilen bir vampir macerasının büyük bir aşkla sarmalanmış öyküsü sizi bekliyor. korkulacak bir şey yok, vampirlerden ve aşktan başka.
devamını gör...

bir şey konuşabilir miyiz? mesajıdır. kimden gelirse gelsin stres yaptırır insana.
devamını gör...

bar mı kaldı alüminyum, barda bardağı ağzımıza götürmeyi unuttuk muhabbeti kusur kalsın dediğim klişelerdir.
devamını gör...

şarkı seni bilinmedik alemlerde gezdirir. benim de yıllardır dinlemekten çok keyif aldığım etkileyici bir şarkıdır.
devamını gör...

tesettür oteller.
alkol vermediğin, dansöz oynatmadigin, köpük partisi yapmadığın mekanı neden iki katı fiyatına satıyorsun ? fazladan bir kadınlar havuzu bulundurmak ne kadar fark eder ki ? tamamen enayi silkelemek.
devamını gör...

(bkz: öfke kontrol bozukluğu)
psikologla içimdeki yanlışları düzeltip dogruya çevirirken ve sivri noktalarım törpülenirken bir yandan da psikiyatriste gidip ilaçlarla takviye ettim bu durumu. asla gocunmadım gocunmam. korkulacak,çekinecek bir şey değil hatta o kadar değil ki buzdolabından alıp biranı içmek kadar da basit bir şey. zaman zaman sinirlenir zaman zaman aglarsın tıpkı içtigindeki gibi. ertesi güne kötü hissettirmesi de yoktur. antidepresanlar, uyku ilaçları ve türlü yatıştırıcı sakinleştirici ilaçlarla yaşadım belli bir süre. arkadaşlarım oldu diyemem ama çok eşlik ettiler doğrusu. şimdi oldugum kişi çok mu doğru hayır kesinlikle değil ama olması gereken kesinlikle buydu. halim,tavrım değişti. bakış açık değişti. sabrım arttı.
dilerseniz böyle bu halinizle kalabilirsiniz. memnun musunuz? ben hiç zannetmiyorum.
yoldan geçen göz devirip baktığınız o mültecilerden farkınız yok biliyor musunuz? gözü dönmüş,cani ve düşüncesiz,hiçbir şey açıklanıp anlatılamayan reddetmiş bir insan olmayın olur mu ? siz çok güzel bir potansiyelsiniz. insanlıgın iyi yanlarını ortaya çıkarmak bir antidepresandan daha zordur. bunu denemeye var mısınız ?
devamını gör...

placebo ile birlikte insanı düşüncelere sevk eden ve gerçeklik denen şeyi sorgulatan psikolojik gariplik.

iyi etkiyi de, kötü etkiyi de kafamızda yaşıyorsak ve buna bağlı olarak fiziksel sıkıntı yahut rahatlama hissedebiliyorsak, hemen hemen her hastalığı beynimizde halledebiliyor olmamız gerek diye düşünmüyor değilim. bunu söyleyen ve uygulayan biri daha vardı. (bkz: yogi kazım)

bu arada yanılmıyorsam nocebo şeklinde yazılıyor. teyit edilerek düzeltilirse iyi olur.
edit: teşekkürler.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çorbacıda, paça- işkembe yok diye isyan eden abinin hislerini bende uyandıran durumdur.
çok geç sevmeye başladığım domates çorbasını aşırı sever duruma geldim ama bir çorbacıya gidip istediğimde henüz "var" diyenine rastlamadım. bence çorbacıların takkeyi önlerine koyup bunu bir düşünmesi gerekmektedir.
devamını gör...

carl rogers'ın kuramıdır. psikanalizin yönlendirmeciliğinden ve davranışçıların bütünsellikten uzak görüşlerinden rahatsızlık duyan bir zihnin ürünüdür ancak freud'un çocukluk yaşantılarının önemine yaptığı vurguyu veya davranışçıların çevresel etkilerle ilgili görüşlerini tümden reddetmemiştir.

rogers, insanların, "gerçekleştirme eğilimi" adını verdiği bir güdüyle dünyaya geldiklerini ve bu güdü sayesinde kendi kapasiteleri doğrultusunda geliştiklerini ifade eder. peki bu nasıl gerçekleşiyor?

bebek yemek yemenin iyi, açlığın kötü olduğunu kavrar. bu noktada organizmik benliği (neyi sevip neyi sevmediğine yönelik gerçek hisleri) ile benlik kavramı (diğerlerinin düşünceleriyle harmanlanmış benliğine dönük algıları) örtüşmektedir. ancak insan aynı zamanda saygı görmeye, kabul edildiğini hissetmeye ihtiyaç duyar. ailenin bu saygıyı koşula bağlaması (benim istediğimi yapmazsan seni sevmem) çocuğun saygı görmek için organizmik benliğini reddetmesi ile sonuçlanır.

e duvarları boyuyor boyasın mı? kardeşine vuruyor izin mi verelim? aksine sınır koymak güven duygusunu geliştirir. bu noktada nasıl bir tutum sergilendiği önemli. önerilen ebeveynin çocuğun duygularını anladığını, kabul ettiğini (öfkeni anlıyorum) ifade etmesi ve neyi istediğini söyledikten sonra bunun sebebini (ona vurmanı istemiyorum çünkü …) açıklaması. bu niye öneriliyor bunu da açıklayayım ki kardeşine vurmanı istemiyorum diye kesip atmış olmayayım. burada bunun dışında verilebilen birkaç tepki daha var mesela bağırmak, dövmek gibi eylemlerde bulunarak duygusal veya fiziksel şiddet uygulayarak kişiliğine saldırmak ya da “ama o senin kardeşin kardeşlere vurulmaz onları koruruz ve severiz” diyerek neyi isteyebileceğini söylemek. ancak bunlar sadece çocuğun gerçekte ne istediğini inkar etmesine yardımcı olacak türden davranışlar. yani çocuğun “ben kardeşime vurmak istiyorum ama annem/babam bunu istemiyor” şeklinde düşünmesi ve annesinin/babasının bunu neden istediğinin bilincinde olması, kardeşine vurmak istediği halde “kardeşime vurmak istemiyorum” şeklinde düşünmesinden çok daha sağlıklı.

çünkü karar vermesi gerekecek. insan neyin kendisi için iyi, neyin kötü olduğunu, neyi sevdiğini, neyden hoşlanmadığını bilmeden karar verebilir mi? senin gerçeklerinle yaşayıp kendi hayatında mutlu olabilir mi?

elbette aile içi etkileşimler her zaman böyle yürümüyor. insanlar sadece ebeveyn değiller, eşler, çalışanlar, kardeşler, çocuklar, vatandaşlar… toplum huzurlu değilse? kişiler işsizse? işlerinde mutlu değillerse? dünyanın adil bir yer olduğuna dair inançları yoksa?

rogers'a göre, insanların sağlıklı birer birey olabilmeleri için organizmik benlikleri ile benlik kavramları birbiriyle uyuşmalıdır. psikoterapide danışanla danışman arasında kurulacak koşulsuz olumlu saygı ve kabule dayanan terapötik ilişki, danışana deneyimlerinin sonuçlarını çarpıtmasına gereksinim duymayacağı bir özgürlük alanı sağlar.

bir soru: koşulsuz olumlu saygı ne ölçüde mümkün?

bir not: varoluşçu psikoterapi adlı kitabında yalom; carl rogers, maslow ve may gibi hümanist psikologları "gösterişli amerikalı kuzenler" olarak tanıtır. yalom, kuzen olmalarını hümanist psikologların da insanın potansiyeline ve özgürlük, seçim, sorumluluk gibi konulara odaklanmış olmalarıyla; bu kuzenlerin gösterişli olmalarını kuramlarındaki iyimserlikle açıklıyor (avrupa'da ellili yıllar... ikinci dünya savaşı, soykırım, ölüm...).

kaynak: inanç, yerlikaya-kişilik kuramları, karataş ve yavuzer-psikolojik danışma ve psikoterapi kuramları, rogers-kişi olmaya dair, sharf-psikoterapi ve psikolojik danışma kuramları, yalom-varoluşçu psikoterapi.
devamını gör...

sinekler insan ölüm sebeplerinde, ciddi bir orana sahiptir. sayıları kontrolsüz arttığında önemli hatalıkların bulaşmasına sebep olurlar. hastalık etkenlerini mekanik ve biyolojik olarak son konağa taşırlar. sonuç olarak sayılarının artması büyük bir tehtittir. tarihte bu seneryoya sahip kitlesel ölümler yaşanmıştır. öldürmekten ziyade önleme yoluna gidilmesi daha sağlıklıdır. ancak kontrolsüz çoğalmada ekosistemdeki denge için maalesef gerekli olabiliyor. ama bir iki sinek için yapıyorsa, hayvan sever falan değilidir.
devamını gör...

kabul etmek kadar doğaldır. bana kalırsa reddeden kişiyi daha çok üzer. birini kırmamak için hayat görüşünü değiştirecek değil ya? üstelik ortada bir birliktelik varsa zaten bunlar defalarca konuşulmuştur. yine de zorlamak.. bilemedim, haksızlık bence.
devamını gör...

hayatın gerçeği.nerde 15 yaşındaki enerji.
devamını gör...

güllü dîbâ giydin amma korkarım âzâr eder
nâzenînim sâye-i hâr-ı gül-i dîbâ seni
(nedîm)

ey sevgili! ipekten gül desenli bir elbise giymişsin. el-hak yakışmış da! ama kumaşın üstündeki gülün dikeninin gölgesi seni incitir diye korkuyorum, seni sakınıyorum.
devamını gör...

bende tam tersi durum söz konusu. daha çok ilgimi çekiyor, belki farklı kültürleri tanımaya imkan verdiği için bir amerikalı veya ingilizle konuşmak hoşuma gidiyor.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bildiğimiz sıcak su torbasının afili ismidir efenim. ilk duyduğumda bende şaşırmıştım.
devamını gör...

taptaze demini yeni almış çay kokusu.
devamını gör...

"ayrılık diye bir şey yok.
bu bizim yalanımız.
sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.
şimdi neredesin? ne yapıyorsun?

güneş çoktan doğdu.
uyanmış olmalısın.
saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi?
öyleyse ayrılmadık.
sadece özlemliyiz ve bekliyoruz."

ümit yaşar oğuzcan - beşinci mektup

ayrılık zordur. insanın içini acıtır sevdiğinin gidişi ya da sevdiğinden gidişi. ama işte seviyorsak ayrılık yoktur ki. bu sevenlerin yalanıdır. illaki tekrar bir araya gelinir. sevenlerin yüreği ayrılık görmesin bu da benim dileğim.
devamını gör...

(bkz: insanı kanser eden şeyler)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim