mona roza
lisede okuldan bi çocuk bu şiiri okumuştu bir yarışmada, o kadar güzel okumuş ki günlerce konuşulmuştu, dinleyemedim diye çok üzülmüştüm.
çocuğun adını bilmiyorduk, monaroza çocuk diye kaldı ismi :)
çocuğun adını bilmiyorduk, monaroza çocuk diye kaldı ismi :)
devamını gör...
yaşamak
yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine. nâzım hikmet.
devamını gör...
halil dervişoğlu
8 aralık 1999 hollanda, rotterdam doğumlu futbolcu. ingiltere championship ekiplerinden brentford'da forma giyiyor ve aynı zamanda türkiye u21 milli takımı için mücadele ediyor. şuan satın alma opsiyonu ile birlikte galatasaray ile anlaştığı haberleri var. bakalım bekleyip göreceğiz.
devamını gör...
bir ünlüye aşık olmak
küçükken bir dizideki ünlüye aşık oldum. kızın yaşı benimle aynıydı. sene 1999. çekimler istanbul'da diye istanbullu bir arkadaşımdan yardım istedim. dedim ki paralar benden kılavuzluk senden. beni trenle istanbul'a götüreceksin. kızın setine gideceğiz ve ben kıza bir mektup vereceğim. ciddi ciddi planlar yapıldı. güne bile karar verdik. neyse son bir kez dedim ki dizinin çekildiği ajansı arayayım. o an şok oldum. çünkü söz konusu dizi önceden çekilmiş. bizim izlediklerimiz eski bölümlermiş. yani kız benden 5 yaş falan büyükmüş. çok üzülmüştüm. şimdi diyorum ki iyi ki öyleymiş. istanbul'da başımıza gelmeyen kalmazdı yoksa.
devamını gör...
parasızlık
benim de yaşadığım süreçtir. 2017 sonunda engelli durumuna düşüp çalışma hayatımı bırakmak zorunda kalınca emeklilik için başvurmuştum. ancak bu sürecin 1 senede ancak sonuçlanması nedeniyle o 1 sene çok zor geçmişti. arabamı satıp geçinmeye çalışmıştım.
her aldığım şeyin fiyatına dikkat ediyor, çoğu zaman da almıyordum. hep '' idare eder '' düşüncesiyle yaşadım.
belki haftalarca makarna ile beslendim, faturalarımı ödeyemedim, telefon hattım kesildi. isteyecek kimse de yoktu haliyle. çoğu geceler karnımın gurultusundan uyuyamadım. musluk suyu içtiğim zamanlar oldu çünkü damacana pahalı geliyordu. televizyon, internet bir kaç ay hiç açılmadı. yani kısacası yokluk çok kötü bir terbiyedir. allah kimseyi gördüğü günden geri koymasın.
her aldığım şeyin fiyatına dikkat ediyor, çoğu zaman da almıyordum. hep '' idare eder '' düşüncesiyle yaşadım.
belki haftalarca makarna ile beslendim, faturalarımı ödeyemedim, telefon hattım kesildi. isteyecek kimse de yoktu haliyle. çoğu geceler karnımın gurultusundan uyuyamadım. musluk suyu içtiğim zamanlar oldu çünkü damacana pahalı geliyordu. televizyon, internet bir kaç ay hiç açılmadı. yani kısacası yokluk çok kötü bir terbiyedir. allah kimseyi gördüğü günden geri koymasın.
devamını gör...
sözlük bir aile olsa yazarların olacağı tipler
köylü yazardan ironiler hala olurdu elleriyle besler, kıkır kıkır güldürürdü.
nevriye budak büyük teyze, hayatı görmüş geçirmiş güzel akıllar verir.
epsilondelta dayı olurdu, ara ara dolandırıcı gibi gelir ama çoğunlukla neşe ve atıştırmalık yiyecekler saçardı.
vemiz büyük abi olurdu eğlenceli ama bir yandan da sanki hep dertli gibi, şiirleri hiç bitmezdi.
legal torbacı küçük dayı para var ama nerden geliyor belli değil.
kaşkolnikov'u hala ilan ediyorum kaşkolsuz dışarı çıkma diyen eğlenceli hala.
meja sürekli iyi giyinen makyaj malzemelerini oynadığım küçük teyze. arada sigara kokuyordur ama çaktırmıyorumdur.
rastrel zengin, alamancı dayı olsun elinde hep bi' alman çikolatası.
mal adam hep platonik aşık, ortanca abi.
hafif zırhlı türk süvarisi o da ortanca abi ama idealleri var.
eaurogue_ evi erkenden terk etmiş, aileye, nedeni hep merak konusu olan bi'küskünlüğü olan amca.
lucifer e artık beni evlerin diyen dul dede.
evernevergreen bıktım artık arkanızı toplamaktan diyen anne.
armysuzy büyük abla, sürekli anneye yardım etmekten yorulmuş artık.
örnek vatandaş bak abine örnek al abisi.
son feci mars eğlenceli, kafa kuzen olsun.
kermitt eğlenceli diğer kafa kuzen.
amarthiel luna parka götüren teyze.
totoro her daim anime izleyen, odasından çıkınca ooo dediğimiz kuzen, hooopp arada dedikoduya gel kuziii.
iorek byrnison bi kere biz balkan değil, doğu avrupa göçmeniyiz diyen ailenin, soy ağacı araştırmacısı dayısı.
hassas türk aile yapısı onu da efendi ortanca abi ilan ediyorum.
ralph hiçbir şeyim!..
kendimi de ailenin muzip yaramaz çocuğu ilan ediyorum. sürekli acıktım deyip, abur cubur yiyip duran, amcası, halası, teyzesi, herkesi güldüren falan filan.
not: tipler seçilirken yaşı baz almadım, öyle hissederek yazdım. unuttuğum varsa affola. bu ara kafam hayli karışık, karmakarışık, affola.*
nevriye budak büyük teyze, hayatı görmüş geçirmiş güzel akıllar verir.
epsilondelta dayı olurdu, ara ara dolandırıcı gibi gelir ama çoğunlukla neşe ve atıştırmalık yiyecekler saçardı.
vemiz büyük abi olurdu eğlenceli ama bir yandan da sanki hep dertli gibi, şiirleri hiç bitmezdi.
legal torbacı küçük dayı para var ama nerden geliyor belli değil.
kaşkolnikov'u hala ilan ediyorum kaşkolsuz dışarı çıkma diyen eğlenceli hala.
meja sürekli iyi giyinen makyaj malzemelerini oynadığım küçük teyze. arada sigara kokuyordur ama çaktırmıyorumdur.
rastrel zengin, alamancı dayı olsun elinde hep bi' alman çikolatası.
mal adam hep platonik aşık, ortanca abi.
hafif zırhlı türk süvarisi o da ortanca abi ama idealleri var.
eaurogue_ evi erkenden terk etmiş, aileye, nedeni hep merak konusu olan bi'küskünlüğü olan amca.
lucifer e artık beni evlerin diyen dul dede.
evernevergreen bıktım artık arkanızı toplamaktan diyen anne.
armysuzy büyük abla, sürekli anneye yardım etmekten yorulmuş artık.
örnek vatandaş bak abine örnek al abisi.
son feci mars eğlenceli, kafa kuzen olsun.
kermitt eğlenceli diğer kafa kuzen.
amarthiel luna parka götüren teyze.
totoro her daim anime izleyen, odasından çıkınca ooo dediğimiz kuzen, hooopp arada dedikoduya gel kuziii.
iorek byrnison bi kere biz balkan değil, doğu avrupa göçmeniyiz diyen ailenin, soy ağacı araştırmacısı dayısı.
hassas türk aile yapısı onu da efendi ortanca abi ilan ediyorum.
ralph hiçbir şeyim!..
kendimi de ailenin muzip yaramaz çocuğu ilan ediyorum. sürekli acıktım deyip, abur cubur yiyip duran, amcası, halası, teyzesi, herkesi güldüren falan filan.
not: tipler seçilirken yaşı baz almadım, öyle hissederek yazdım. unuttuğum varsa affola. bu ara kafam hayli karışık, karmakarışık, affola.*
devamını gör...
gece yapılan hatalar
çok fazla hata vardır gece yapılan. küçük bir liste yapayım :
1) yakınında teknolojik cihaz bulundurmak.
2) çok fazla yemek yemek.
3) aşırı alkol tüketmek.
4) kahve, çay gibi fazlaca kafein içeren içecekleri içmek.
5) çok fazla düşünmek.
tanım: gece yapılan hataları paylaştığımız başlıktır.
1) yakınında teknolojik cihaz bulundurmak.
2) çok fazla yemek yemek.
3) aşırı alkol tüketmek.
4) kahve, çay gibi fazlaca kafein içeren içecekleri içmek.
5) çok fazla düşünmek.
tanım: gece yapılan hataları paylaştığımız başlıktır.
devamını gör...
almanya’dan oğlum gelecek daireyi boşaltın
ev sahibimiz yeni evli çift olduğu için şimdilik duymayacağımız yalan.
devamını gör...
mağara alegorisi
uzun araştırmalarım sonucunda hakkında essay yazdığım alegori. essay'imi türkçeye çevirip zenginleştirmiştim sonrasında. hemen buraya da bir kısmını aktarayım:
platon'un ''devlet'' adlı eserinin 7. kitabında sokrates'in ağzından ortaya attığı alegoriye göre, bir grup insan doğduklarından beri mağarada yaşamaktadır ve dışarıdaki dünya hakkında hiçbir şey bilmemektedir. mağaranın içerisinde doğal ışık kaynağı olmadığından karanlıktır. mağaradaki insanlar ya da diğer bir adıyla tutsaklar, zincirle bağlandıklarından sadece bir ateşin önünden kendilerine gösterilen nesnelerin gölgelerini duvarda görmektedirler. bu tutsaklar sadece kendilerine gösterilen gölgeleri gördüklerinden bu gölgeleri gerçeklik olarak algılar. nihayet bir gün bir tutsak, zincirlerinden kurtulur ve mağarayı terk eder. dışarıdaki güneş gözlerini kamaştırır, tenini yakar.. ilk defa güneş ışığını ve onun aydınlattığı gerçek nesneleri görür çünkü. çiçekler, ağaçlar, kuşlar, kayalar... platon bu olayı şöyle açıklar ''daha öncesinde bu insan sadece gölgelere bakmaktaydı. şimdi ise oluşun gerçek doğasına yakınlaştı.''
zincirlerinden kurtulup gerçekliğe ulaşan bu insan geri mağaraya arkadaşları için döner ve gölgelerin aslında sahte olduğunu, dışarıda gerçeklikle inşa edilmiş, güneş ışığında parlayan gerçek nesnelerin, gerçekliğin olduğunu anlatmaya çalışır. mağaradaki arkadaşları bu gerçekliğe yani dışarı çıkan tutsağın dediklerine inanmazlar ve onunla alay edip onu öldürmeye çalışırlar...
bu alegoriye göre zincirini kıran ve hakikate ulaşan kişi filozofları, sorgulayan insanları temsil ederken mağaranın duvarına yansıyan gölgeler ise toplumda kabul edilen doğruları, belki de doğru görünümlü yanlışları, sahtelikleri simgelemektedir.
platon'un ''devlet'' adlı eserinin 7. kitabında sokrates'in ağzından ortaya attığı alegoriye göre, bir grup insan doğduklarından beri mağarada yaşamaktadır ve dışarıdaki dünya hakkında hiçbir şey bilmemektedir. mağaranın içerisinde doğal ışık kaynağı olmadığından karanlıktır. mağaradaki insanlar ya da diğer bir adıyla tutsaklar, zincirle bağlandıklarından sadece bir ateşin önünden kendilerine gösterilen nesnelerin gölgelerini duvarda görmektedirler. bu tutsaklar sadece kendilerine gösterilen gölgeleri gördüklerinden bu gölgeleri gerçeklik olarak algılar. nihayet bir gün bir tutsak, zincirlerinden kurtulur ve mağarayı terk eder. dışarıdaki güneş gözlerini kamaştırır, tenini yakar.. ilk defa güneş ışığını ve onun aydınlattığı gerçek nesneleri görür çünkü. çiçekler, ağaçlar, kuşlar, kayalar... platon bu olayı şöyle açıklar ''daha öncesinde bu insan sadece gölgelere bakmaktaydı. şimdi ise oluşun gerçek doğasına yakınlaştı.''
zincirlerinden kurtulup gerçekliğe ulaşan bu insan geri mağaraya arkadaşları için döner ve gölgelerin aslında sahte olduğunu, dışarıda gerçeklikle inşa edilmiş, güneş ışığında parlayan gerçek nesnelerin, gerçekliğin olduğunu anlatmaya çalışır. mağaradaki arkadaşları bu gerçekliğe yani dışarı çıkan tutsağın dediklerine inanmazlar ve onunla alay edip onu öldürmeye çalışırlar...
bu alegoriye göre zincirini kıran ve hakikate ulaşan kişi filozofları, sorgulayan insanları temsil ederken mağaranın duvarına yansıyan gölgeler ise toplumda kabul edilen doğruları, belki de doğru görünümlü yanlışları, sahtelikleri simgelemektedir.
devamını gör...
tanrının acımasız olma ihtimali
yeni, bikaç ay önce müslüman olmuş, önce sert, dindarlığın bi tür akıl hastalığı olduğunu, dindar insanların zorla iyileştirilmeleri gerektiğini savunan bir ateistken zamanla, yıllar içinde yumuşamış, bütün kavgalarda kendini saçma bi şekilde müslümanları savunurken bulan biri olarak, hatta; "ben değilsem allah kim" diyebilecek kadar azmışken, hiç haddim değil bu gibi konularda konuşmak yazmak vs ama acıma, adalet, şefkat gibi kavramları allah gibi devasa bir yapı'nın bizim idrak ettiğimiz haliyle, henüz biz bile bu kavramlar üzerinde tam uzlaşamamış hatta kullanım pratiklerini standarda kavuşturamamışken algılayıp uygulaması komik olurdu. allah neden allahtır? en temelde bizim ve bize dair olanların üzerinde olması onu tanımlar. sonra bu tanım bile eksik gelir çünkü tanımlamak bile yeterli değildir.
acıma, şefkat, merhamet gibi kavramlar ve diğerleri insanın insanla olan ilişkisini düzenler. insanın insanla olan ilişkisinde allah yüksek bir bilincin hakemidir. sabiti belirler ve seyreder. bilhassa kuran sınırları çok keskin belirlenmiş bir ölçülülüğün kitabıdır. kuran'ın hakikaten en belirgin özelliği ölçülülüktür. abartmaz, uçlara savrulmaz, kendinden geçirtmez, saf gerçeği, pürüzlü gerçeği, mutlak bir bilginin en işlevsel hale gelebileceği kadar zorlar. gerçeğin dışında neredeyse hiçbir şey kuran'ın ilgi alanı değildir. kuran sınırları içerisinde insan da yalnızla gerçeğin dünyasındaki insan olmanın büyük kahrından sorumludur. kuran'ın allahı, insanı, aşılması zor gibi görünen nihilist duvarını yıkmaya yöneltir. "her zorlukta bir kolaylık vardır"ın sebebi bile budur. kolay'a yığılan avam, oradaki kolaylığı sömürür, değersizleştirir, ama zor'un el değmemişliği kendi içinde çok eşsiz bir bilgiyi, bir yeni olma halini saklar. zor'un kendi içindeki esnekliği insan aklını çok tahrik eder. ihtimal arama bulma, sebep sonuç ilişkisi kurma, yeniden düşünme, yıkma bi daha yapma gibi yüksek nitelikler sadece idmanla kazanılır. zor'un bile çekici kılındığı ve direkt hedef gösterildiği, biraz sabredildiğinde zor'da bile insana yönelik müthiş hazların varolduğu bilgisi çok seçkin ve sürekli doğrulanan bir bilgidir. kuran, ona inananı diğer insanlardan ayrıştıran bir bilinçle tekrar yapılandırır. allah insanı yaratmakla yetinmez. bir de ona yeniden kendini kurma vazifesi verir. kişinin kendisini yapılandırılacağı bilgi kuran'dadır ama kişi bu ikili süreci bilmek, fark etmek zorundadır. kuran'da, son derece işlevsel olmasına rağmen; "böyle gelmiş böyle gider"in izi, bu kolaycılık asla bulunmaz örneğin. değişim, kuran'ın ilk büyük iddiasıdır. devrimselliğinden katiyen taviz vermeyen bu kitap, devrimsel olma niteliğini insanın sürekli düştüğü hataların asla tamamen yok olamayacağı keskinliğiyle bir sınanma sebebi kılar. insan çok zor değişir ve kuran bu zorluğa insanı aşık etmiştir. yüksek bir çabanın, yüksek bir olma gayretinin, yüksek bir kabulün dışında hiçbir ama hiçbir alternatif sunulmaz insana kurtulması için. bir sihirli değnek asla ama asla size değmeyecektir. karanlık geceler, bunalımlar, iniş çıkışlar, yardım çığlıkları, krizler, vazgeçişler, hatalar ve milyonlarca diğer şans, insanın değişim hizmetine sunulmuştur. en mükemmel halinize dönüşürken allah bu dönüşümde resmen emeğiniz olsun ister. sizinle o, sizi yaratmış olmasına rağmen bir iş birliğine girişir. size tenezzül eder. allahın tenezzül ettiği şey yücelir. insansa tenezzül ettiği şeyle sınanır. farkımız burada. o, bu yüzden allah.
miskinliği, şüpheciliği, aşırılığı, bencilliği, ayak kaydırmayı, mal biriktirmeyi, dedikoduyu, herhangi bir şeyden çok korkmayı, evlat bile olsa herhangi bir şeye çok bağlanmayı, yeryüzünde dağları yaratmış gibi kibirle dolanmayı, garip ki meraksızlığı, eş dost kayırmayı, lanetlemeyi, sövmeyi, doğruyu örtüp gizlemeyi, direkt ve dolaylı yoldan yasaklayan bir allah, bu yasaklardan önce muhatabı sonra bu yasakların mağdurlarını korurken, insanın zaaflarını bilmiyor olamayacağı gibi, onları derinden bilmenin garip eminliğiyle kuran'ı çok sert bir netlikte sınırlar. insan olarak biz bu zaaflardan arınarak dönüşümümüzü tamamlamaya ve nasıl olmamız gerektiğine dair bilgiyi neredeyse sürekli kuran'da görürüz. hangi saik ve pratiklerle belirleneceğimiz afilli cümlelerle değil sanki başını okşayan bir ihtiyarın seksen yıllık bilgisiyle bize açık açık söylenir. "yapma" denir, "öyle bakma" denir, "öyle düşünme" denir, "öyle sanma" denir.
kuran'ın inşa etmek istediği insan profili öyle belirgindir ki aslında. bu belirginlik ürkütücüdür. kötüye katiyen ama katiyen fırsat vermeden tüm; "böyle olun"lar, aksi düşünüldüğünde ve sonuçları incelendiğinde yegane tercih sebebidir. kuran'ın; "böyle olun"ları örtük ve açık bir biçimde hem detaylarda hem genel omurgada gerçekliğin en görünür hallerini işaret eder. vıcık vıcık bir optimizmdense ölüm bilgisi, buram buram bir nihilizmdense teskin, her şeyin geçeceği bilgisi... kuran iki uçtan da insanı korur. iki uç da insan aklının derin sorunlarının çarpık ürünüdür. optimist gördüğü gerçeği görmezden geleceği sahte sebepleri özenle ve bıkmadan kutsar, nihilistse gerçeğin en pürüzlü halini mutlak kılacağı bir ev yapar düşüncelerinden ve orayı sonsuz doğrunun mülküymüş gibi sahiplenir. biri geçici aydınlığa, diğeri bitmez bir karanlığa sığınır.
oysa inandığımız allah hem gecenin sessiz karanlığının allahıdır hem çiçekler açan gündüzün allahı. o hem gecenin soğuk boşluğunun, orada öylece duran hayvan leşlerinin, aksakların, körlerin, dilsizlerin, acıtıcı kayıtsızlığının, ölümlü güzelliğinin, solgun sertliğinin, kimsesizliğinin allahıdır hem gündüz çiçeklerinin, ışıl ışıl orada duran güneşinin, sıcağının, hasretinin, neşesinin, heyecanının, haklı yorgunluğunun allahı.
ikisinin de allahı aynıdır. biri diğerinin yokluğunda ortaya çıkmaz. gece de gündüz gibi aynı allahın eseridir. bu karanlık ve aydınlık taraf arasında bir seçim yapma eşiğindeyken, öfkeli bir ateistken ve dindarları kamplara tıkma hayalleri kurarken ve şöyle demiştim; "habil gibi allahı tarafından sevilmeyi bekleyen rezil bir miskinlikten, rezil bir teslimiyetten, rezil bir imandansa ben kabil'in habil'i gerçeklikle yüzleştiren sert vicdanı, kafasını şevkle ezen güçlü taşı, onu geberten kutsal eli olmak isterim. kabil habil'in kahramanıdır. onu geberterek inandığı allahtan kurtarmıştır."
kabil'i habil'den ayıran tek şey küçücük bir irkilmedir. biri canidir diğeri kurban. ama onları yaratan irade tümden bu iki halden üstündür. bu iki halden üstünlüğü onu yine tanımlamaz ama tanımlarımızın sınırlarını zorlamamız gerektiğine bizi alıştırır. allahı birbirimizi anladığımız ve sevdiğimiz ve iletiştiğimiz pratiklerle anlayamayız.
allah korkutmaz. allah kafa kestirmez. allah dövdürmez. allah sövdürmez. allah boğdurmaz. allah hapsetmez. allah bağırmaz. allah çatık kaşla bakmaz.
peygamberini bile diğer tüm insanların örnek alacağı bir dipten seçerek yükselten, zaman zaman onu bile; "kendine gel" diye uyarabilen, onu bile sınayan, onun çocuklarını bile kayırmayan, insanı kardeşlik büyük kategorisinde birbirine muhtaç kılan ama bireyselliğini kaybetmemesi, sürüden ayrılabilmeye cesaret etmesi için yüreklendiren, resmen bazen gitmeyi, dinlenmeyi, tekrar düşünmeyi, öyle sanmamayı, iyi niyeti çok çocukça bir ikazla öğütleyen, müthiş bir affedicilikle, müthiş bir endişeyle, müthiş bir hassasiyetle insanı tekrar tekrar yapılandıran bir allah iyinin ya da kötünün sınırlarında iyi ya da kötüden ibaret değildir. allah bu yüksek kavramların üzerindedir. iyiden ve kötüden yüksek olan tek kavram adalettir. allah da adildir. en belirgin özelliği, iyiliği ve kötülüğünden ziyade bence adil olması. adil de acımasız olamaz.
uzatmayayım ama peygamberine; "senin kalbini temizlemedik mi? belini büken derdinden seni kurtarmadık mı? adını yüceltmiş değil miyiz?" diye soran, onu gökten indirmediğini, öylece ortaya salmadığını, onun da süreçlerden geçtiğini ve geçmeye devam edeceğini söyleyen bir allah, acımasızlık gibi keskin bir tavrı nasıl takınsın? insana şans veren, onu sınayan, onu ait olduğu yüceliğe doğru sürükleyen bir allah nasıl kesip atar? nasıl baş ezer? nasıl taş yağdırır? allah her şeyin karnıdır. her şeyin karnı da sevgidir.
o yüzden ben açıkçası allahı beynin ve kalbin aynı anda anlaması gerektiğini düşünüyorum. beynin ve aklın aynı anda ulaştığı bilgi, aşırılıklarından, romantizminden, saçmalığından arınıyor. en saf haliyle orada duruyor ve göz kırpıyor. kapkara topraktan rengarenk çiçekler çıkartmayı akıl edebilen bir deha, böylesi derin bir boşluğun içinde debelenen insanı yalnızlığı bile yaratmış olmanın gücüyle nasıl yalnız bıraksın? ona neden zulmetsin? onu neden ezsin, neden itip kaksın, neden aç bıraksın, neden sevmesin? dediğim gibi allah sevgidir. yani bence.
acıma, şefkat, merhamet gibi kavramlar ve diğerleri insanın insanla olan ilişkisini düzenler. insanın insanla olan ilişkisinde allah yüksek bir bilincin hakemidir. sabiti belirler ve seyreder. bilhassa kuran sınırları çok keskin belirlenmiş bir ölçülülüğün kitabıdır. kuran'ın hakikaten en belirgin özelliği ölçülülüktür. abartmaz, uçlara savrulmaz, kendinden geçirtmez, saf gerçeği, pürüzlü gerçeği, mutlak bir bilginin en işlevsel hale gelebileceği kadar zorlar. gerçeğin dışında neredeyse hiçbir şey kuran'ın ilgi alanı değildir. kuran sınırları içerisinde insan da yalnızla gerçeğin dünyasındaki insan olmanın büyük kahrından sorumludur. kuran'ın allahı, insanı, aşılması zor gibi görünen nihilist duvarını yıkmaya yöneltir. "her zorlukta bir kolaylık vardır"ın sebebi bile budur. kolay'a yığılan avam, oradaki kolaylığı sömürür, değersizleştirir, ama zor'un el değmemişliği kendi içinde çok eşsiz bir bilgiyi, bir yeni olma halini saklar. zor'un kendi içindeki esnekliği insan aklını çok tahrik eder. ihtimal arama bulma, sebep sonuç ilişkisi kurma, yeniden düşünme, yıkma bi daha yapma gibi yüksek nitelikler sadece idmanla kazanılır. zor'un bile çekici kılındığı ve direkt hedef gösterildiği, biraz sabredildiğinde zor'da bile insana yönelik müthiş hazların varolduğu bilgisi çok seçkin ve sürekli doğrulanan bir bilgidir. kuran, ona inananı diğer insanlardan ayrıştıran bir bilinçle tekrar yapılandırır. allah insanı yaratmakla yetinmez. bir de ona yeniden kendini kurma vazifesi verir. kişinin kendisini yapılandırılacağı bilgi kuran'dadır ama kişi bu ikili süreci bilmek, fark etmek zorundadır. kuran'da, son derece işlevsel olmasına rağmen; "böyle gelmiş böyle gider"in izi, bu kolaycılık asla bulunmaz örneğin. değişim, kuran'ın ilk büyük iddiasıdır. devrimselliğinden katiyen taviz vermeyen bu kitap, devrimsel olma niteliğini insanın sürekli düştüğü hataların asla tamamen yok olamayacağı keskinliğiyle bir sınanma sebebi kılar. insan çok zor değişir ve kuran bu zorluğa insanı aşık etmiştir. yüksek bir çabanın, yüksek bir olma gayretinin, yüksek bir kabulün dışında hiçbir ama hiçbir alternatif sunulmaz insana kurtulması için. bir sihirli değnek asla ama asla size değmeyecektir. karanlık geceler, bunalımlar, iniş çıkışlar, yardım çığlıkları, krizler, vazgeçişler, hatalar ve milyonlarca diğer şans, insanın değişim hizmetine sunulmuştur. en mükemmel halinize dönüşürken allah bu dönüşümde resmen emeğiniz olsun ister. sizinle o, sizi yaratmış olmasına rağmen bir iş birliğine girişir. size tenezzül eder. allahın tenezzül ettiği şey yücelir. insansa tenezzül ettiği şeyle sınanır. farkımız burada. o, bu yüzden allah.
miskinliği, şüpheciliği, aşırılığı, bencilliği, ayak kaydırmayı, mal biriktirmeyi, dedikoduyu, herhangi bir şeyden çok korkmayı, evlat bile olsa herhangi bir şeye çok bağlanmayı, yeryüzünde dağları yaratmış gibi kibirle dolanmayı, garip ki meraksızlığı, eş dost kayırmayı, lanetlemeyi, sövmeyi, doğruyu örtüp gizlemeyi, direkt ve dolaylı yoldan yasaklayan bir allah, bu yasaklardan önce muhatabı sonra bu yasakların mağdurlarını korurken, insanın zaaflarını bilmiyor olamayacağı gibi, onları derinden bilmenin garip eminliğiyle kuran'ı çok sert bir netlikte sınırlar. insan olarak biz bu zaaflardan arınarak dönüşümümüzü tamamlamaya ve nasıl olmamız gerektiğine dair bilgiyi neredeyse sürekli kuran'da görürüz. hangi saik ve pratiklerle belirleneceğimiz afilli cümlelerle değil sanki başını okşayan bir ihtiyarın seksen yıllık bilgisiyle bize açık açık söylenir. "yapma" denir, "öyle bakma" denir, "öyle düşünme" denir, "öyle sanma" denir.
kuran'ın inşa etmek istediği insan profili öyle belirgindir ki aslında. bu belirginlik ürkütücüdür. kötüye katiyen ama katiyen fırsat vermeden tüm; "böyle olun"lar, aksi düşünüldüğünde ve sonuçları incelendiğinde yegane tercih sebebidir. kuran'ın; "böyle olun"ları örtük ve açık bir biçimde hem detaylarda hem genel omurgada gerçekliğin en görünür hallerini işaret eder. vıcık vıcık bir optimizmdense ölüm bilgisi, buram buram bir nihilizmdense teskin, her şeyin geçeceği bilgisi... kuran iki uçtan da insanı korur. iki uç da insan aklının derin sorunlarının çarpık ürünüdür. optimist gördüğü gerçeği görmezden geleceği sahte sebepleri özenle ve bıkmadan kutsar, nihilistse gerçeğin en pürüzlü halini mutlak kılacağı bir ev yapar düşüncelerinden ve orayı sonsuz doğrunun mülküymüş gibi sahiplenir. biri geçici aydınlığa, diğeri bitmez bir karanlığa sığınır.
oysa inandığımız allah hem gecenin sessiz karanlığının allahıdır hem çiçekler açan gündüzün allahı. o hem gecenin soğuk boşluğunun, orada öylece duran hayvan leşlerinin, aksakların, körlerin, dilsizlerin, acıtıcı kayıtsızlığının, ölümlü güzelliğinin, solgun sertliğinin, kimsesizliğinin allahıdır hem gündüz çiçeklerinin, ışıl ışıl orada duran güneşinin, sıcağının, hasretinin, neşesinin, heyecanının, haklı yorgunluğunun allahı.
ikisinin de allahı aynıdır. biri diğerinin yokluğunda ortaya çıkmaz. gece de gündüz gibi aynı allahın eseridir. bu karanlık ve aydınlık taraf arasında bir seçim yapma eşiğindeyken, öfkeli bir ateistken ve dindarları kamplara tıkma hayalleri kurarken ve şöyle demiştim; "habil gibi allahı tarafından sevilmeyi bekleyen rezil bir miskinlikten, rezil bir teslimiyetten, rezil bir imandansa ben kabil'in habil'i gerçeklikle yüzleştiren sert vicdanı, kafasını şevkle ezen güçlü taşı, onu geberten kutsal eli olmak isterim. kabil habil'in kahramanıdır. onu geberterek inandığı allahtan kurtarmıştır."
kabil'i habil'den ayıran tek şey küçücük bir irkilmedir. biri canidir diğeri kurban. ama onları yaratan irade tümden bu iki halden üstündür. bu iki halden üstünlüğü onu yine tanımlamaz ama tanımlarımızın sınırlarını zorlamamız gerektiğine bizi alıştırır. allahı birbirimizi anladığımız ve sevdiğimiz ve iletiştiğimiz pratiklerle anlayamayız.
allah korkutmaz. allah kafa kestirmez. allah dövdürmez. allah sövdürmez. allah boğdurmaz. allah hapsetmez. allah bağırmaz. allah çatık kaşla bakmaz.
peygamberini bile diğer tüm insanların örnek alacağı bir dipten seçerek yükselten, zaman zaman onu bile; "kendine gel" diye uyarabilen, onu bile sınayan, onun çocuklarını bile kayırmayan, insanı kardeşlik büyük kategorisinde birbirine muhtaç kılan ama bireyselliğini kaybetmemesi, sürüden ayrılabilmeye cesaret etmesi için yüreklendiren, resmen bazen gitmeyi, dinlenmeyi, tekrar düşünmeyi, öyle sanmamayı, iyi niyeti çok çocukça bir ikazla öğütleyen, müthiş bir affedicilikle, müthiş bir endişeyle, müthiş bir hassasiyetle insanı tekrar tekrar yapılandıran bir allah iyinin ya da kötünün sınırlarında iyi ya da kötüden ibaret değildir. allah bu yüksek kavramların üzerindedir. iyiden ve kötüden yüksek olan tek kavram adalettir. allah da adildir. en belirgin özelliği, iyiliği ve kötülüğünden ziyade bence adil olması. adil de acımasız olamaz.
uzatmayayım ama peygamberine; "senin kalbini temizlemedik mi? belini büken derdinden seni kurtarmadık mı? adını yüceltmiş değil miyiz?" diye soran, onu gökten indirmediğini, öylece ortaya salmadığını, onun da süreçlerden geçtiğini ve geçmeye devam edeceğini söyleyen bir allah, acımasızlık gibi keskin bir tavrı nasıl takınsın? insana şans veren, onu sınayan, onu ait olduğu yüceliğe doğru sürükleyen bir allah nasıl kesip atar? nasıl baş ezer? nasıl taş yağdırır? allah her şeyin karnıdır. her şeyin karnı da sevgidir.
o yüzden ben açıkçası allahı beynin ve kalbin aynı anda anlaması gerektiğini düşünüyorum. beynin ve aklın aynı anda ulaştığı bilgi, aşırılıklarından, romantizminden, saçmalığından arınıyor. en saf haliyle orada duruyor ve göz kırpıyor. kapkara topraktan rengarenk çiçekler çıkartmayı akıl edebilen bir deha, böylesi derin bir boşluğun içinde debelenen insanı yalnızlığı bile yaratmış olmanın gücüyle nasıl yalnız bıraksın? ona neden zulmetsin? onu neden ezsin, neden itip kaksın, neden aç bıraksın, neden sevmesin? dediğim gibi allah sevgidir. yani bence.
devamını gör...
normal sözlük balosu partner seçimleri
ücreti fazla buldum.
ben 20 tl ye nickaltı giriyorum el insaf.
ben 20 tl ye nickaltı giriyorum el insaf.
devamını gör...
sıfır takipçisi olan bir yazarı ciddiye almak
tabii olum manyak mısın!!! bak 300 e yakın takipçim var millet beni bir ciddiye alıyor bir ciddiye alıyor! höt diyorum hött, kesss diyorum kessss! o kadarrrr!! saksı değiliz sonuçta! (bkz: başlık değil saçmalık)
devamını gör...
benim karşımda sigara yakma
şimdi bu adama bakınca tepkisini dile getiriş biçiminden, giyim tarzında vs direkt onu eleştiriyoruz ama biz değil miyiz mini etek giyen görünce saldıranlara tepki gösteren bu adama sırf kıyafeti yüzünden tepki gösterenlere de aynı şekilde tepki göstermeliyiz.* yemek yemek bir şeyler içmek tamam artık ramazanda kabul edilir buna ben de katılıyorum ama arkadaşlar sigara bambaşka bir olay. sigara içen bir insanın bunu bilip buna göre saygılı olması gerekir bence. ha sigara içmeyip eleştirenleri anlarım çünkü durumun vehametini anlamayabilirler ama sigara içen biri bence oruç tutan birine saygı göstermeli hep medeniyetten bahsediyoruz bu da bir medeniyettir.
devamını gör...
sözlükte kadın zannedilmek
bende tersi oldu. ben kadın yazarları erkek zannettim. üç, beş, yedi de değil çok kere oldu.
devamını gör...
sözlük yazarlarının çocuklarına vermek istedikleri isimler
umut
adının hakkını vererek yaşamasını da öğreteceğim.
adının hakkını vererek yaşamasını da öğreteceğim.
devamını gör...
istanbul'da ve boğazlarda özerk kürt yönetimi
"uluslararası toplumun da desteği ile" bakın burası çokomelli! çünkü kürdistan hayali olanların en iyi bildiği şey el şeyiyle gerdeğe girmektir! *
yıllarca barzani ve diğerleri hep ama hep batıdan medet umdu ve hatta koridor bile açtırdılar suriye'deki savaşın ilk yıllarında sözde daeşle çarpışacaklar! kürdistan rüyası ile yola çıktılar ama barzani oturdu totosunun üstüne, abd dostluğunun güvenirliliği malum!
şimdi de yine çıkmış saçmalıyor yalnız şu unutulmasın; biz bu ülkenin sınırlarını elden medet umarak, destek alarak çizmedik. kanımızla çizdik. savaştık da aldık. o yüzden "buyur gel" diyeceğimizi düşünmüyorsunuz herhalde! tek derdiniz bu ülkeyi bir şekilde bölmek.
yıllarca barzani ve diğerleri hep ama hep batıdan medet umdu ve hatta koridor bile açtırdılar suriye'deki savaşın ilk yıllarında sözde daeşle çarpışacaklar! kürdistan rüyası ile yola çıktılar ama barzani oturdu totosunun üstüne, abd dostluğunun güvenirliliği malum!
şimdi de yine çıkmış saçmalıyor yalnız şu unutulmasın; biz bu ülkenin sınırlarını elden medet umarak, destek alarak çizmedik. kanımızla çizdik. savaştık da aldık. o yüzden "buyur gel" diyeceğimizi düşünmüyorsunuz herhalde! tek derdiniz bu ülkeyi bir şekilde bölmek.
devamını gör...




