insanın en zayıf noktası
yokluğundan en çok korktuğu şeydir.
devamını gör...
15 yaşında çocukların evlenmesine insan hakkı demek
madem adı türkiye insan hakları ve eşitlik kurumu, pedofiliyi savunana kadar mevcut düzendeki haksızlıkları, hukuksuzlukları düzeltselermiş. hepsi aynı zihniyetin laciverti. nefret ediyorum.
devamını gör...
28 şubat normal sözlük darbesi
(bkz: portakal wars abdülseyidbincabbar’ın intikamı) bu kesitten sonra gerçekleşmiş darbedir. sanırım abdulseyidbincabbar fişi hakikaten çekti.
devamını gör...
kendini evleneceği insana saklayan insan
benimdir. zinaya yaklaşmaktan iyidir. sevgili de edinmem. hiç evlenmezsem bakir ölürüm.
devamını gör...
normal sözlük'te başlıkların yürümemesi
ben de ekşi gibi olmasını istemem açıkçası, 3 dk ya kendi yazdığını bulamazsın. ama bir tıkanıklık olduğu da aşikar. daha önce de dedim üyeye göre tanım yazan çok az hala.
devamını gör...
insanın memleketini sevme nedeni
memleket isterim
memleket isterim gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
memleket isterim ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
kardeş kavgasına bir nihayet olsun. memleket isterim ne zengin fakir,
ne sen ben farkı olsun;
kış günü herkesin evi barkı olsun. memleket isterim yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
olursa bir şikayet ölümden olsun.
(bkz: cahit sıktı tarancı)
memleket isterim gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
memleket isterim ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
kardeş kavgasına bir nihayet olsun. memleket isterim ne zengin fakir,
ne sen ben farkı olsun;
kış günü herkesin evi barkı olsun. memleket isterim yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
olursa bir şikayet ölümden olsun.
(bkz: cahit sıktı tarancı)
devamını gör...
aurora (yazar)
profil resmi beni gülümseten, kapak fotoğrafı muzlu peki kek ile geçmişe götüren yazar. tanımları çok başarılı, hem sevimli hem de bilgi dolu bir şeyler karalayan beğenisini de bugüne kadar benden eksik etmemiş olan caanım yazar. takip etmeyenin rozeti düşsün.
devamını gör...
mücadele
lol isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.
sözlükte "herhangi bir amaca erişmek, bir kuvvete karşı koyabilmek için bir kişi veya topluluğun güçlü, sürekli çabası, savaşım" anlamına gelen arapça sözcüktür.
sözlükte "herhangi bir amaca erişmek, bir kuvvete karşı koyabilmek için bir kişi veya topluluğun güçlü, sürekli çabası, savaşım" anlamına gelen arapça sözcüktür.
devamını gör...
insana mutluluk veren sıradan olaylar
yoldan geçerken hiç tanımadığım küçük çocukların gülümseyişi.
devamını gör...
normal sözlük'teki teyzeler
40 yaşında 35 madalya sahibi kadın yazar olarak benimdir.
sizin "teyze alginizin" kapılarına kısır ile isnat duvarı, espri anlayışınızin duvarlarına mozaik pasta ile asma tavan, abazanliktan küf tutmuş ıslak zeminlerinize kol böreği dayamak istiyorum.
afiyet olsun yavrularım.
sizin "teyze alginizin" kapılarına kısır ile isnat duvarı, espri anlayışınızin duvarlarına mozaik pasta ile asma tavan, abazanliktan küf tutmuş ıslak zeminlerinize kol böreği dayamak istiyorum.
afiyet olsun yavrularım.
devamını gör...
tablolarında isa'yı kucaklayan ressamlar
bu ressamlardan biri de rembrandt'dır. o, incilde geçen kutsal sahneleri resmetmeyi çok severdi. bunda, latin okulunda aldığı incil derslerinin etkisini büyüktür. o yıllarda hollanda gibi sanatta altın yıllarını yaşayan bir ülkede daha küçük yaşta usta ressam olmayı başarabilmiş bir sanatçıdır. barok dönemi ressamlarındandır. rembrandt'ı daha iyi anlayabilmek için barok dönemi hakkında kısa bir bilgi vermem yerinde olacaktır. kelime anlamı " kusursuz inci" dir. bu dönemde yapılan inci kadar güzel eserlerin, kendinden önceki rönesans döneminde verilmiş olan eserlerden ne farkı vardı? en büyük fark şuydu. rönesans dönemindeki, özellikle rönesansın son dönemi olan yüksek rönesans eserlerinde mükemmellik söz konusuydu. belki de tüm dönemlerin en büyük sanatçısı olan leonardo da vinci ismini verdiğimde o mükemmellikten neyi kastettiğimi anlayacaksınız. o matematiği, dengeyi ve simetriği resimlerinde muazzam kullanabilmiş bir ressamdır. o zaman barok dönemi için şu söylenebilir. kusursuz güzellikteki resimlerin, matematik ve dengeden yoksun olarak yapılmaları. şimdi biz esas konumuza geri dönelim. hollanda'nın leiden kentinde doğan rembrandt'ın tam ismi rembrandt vab rijn'dir. hayatının büyük bir kısmını amsterdam şehrinde yaşamıştır. bu şehirde, benim de bizzat gördüğüm harika bir meydana onun ismi verilmiştir. rembrandt ayrıca gelmiş geçmiş en büyük ofort (asit yardımıyla yapılan bir çeşit gravür) sanatçılarından biriydi. resimlerinde ışığı, gölgeyi ve stili muazzam kullanmıştır. aynen van gogh gibi bolca kendi portresini yapmıştır. gece devriyesi, anatomi , aynadaki venüs bazı en önemli eserleridir. yaşamında büyük acılar çeken ressam amsterdam' da yalnız bir şekilde hayata veda ederek kimsesizler mezarlığına gömülmüştür.
şimdi gelelim, başlıkta adı geçen büyük ressama ait esere.

bu eserde; rembrandt, isa'yı kucaklayan kişi olarak bizzat kendisini resmetmiştir. 1634 yılında yapılan resim 158 cm * 117 cm ölçülerindedir. sağda baygınlık geçiren mary'i bir grup kadın teselli ederken görülüyor. solda bazı kadınlar mezar bezi açıyorlar. insanların yüzlerindeki derin acı başarılı bir şekilde gösteriliyor.
isa'yı kucaklayan diğer ressamları bu başlık altında yazmaya devam edeceğim. sevgiyle.
şimdi gelelim, başlıkta adı geçen büyük ressama ait esere.

bu eserde; rembrandt, isa'yı kucaklayan kişi olarak bizzat kendisini resmetmiştir. 1634 yılında yapılan resim 158 cm * 117 cm ölçülerindedir. sağda baygınlık geçiren mary'i bir grup kadın teselli ederken görülüyor. solda bazı kadınlar mezar bezi açıyorlar. insanların yüzlerindeki derin acı başarılı bir şekilde gösteriliyor.
isa'yı kucaklayan diğer ressamları bu başlık altında yazmaya devam edeceğim. sevgiyle.
devamını gör...
kyk borcu olan yazarlar
(bkz: kafa yazarlarının yirmi beş bin tl ile yapacakları) başlığını açtıktan sonra yorumlara tek tek baktım.
nerdeyse 10 yazardan 4'ünün kyk borcu olduğunu (bu arada ben de dahil), bunun ne kadar ciddi bir yer kapladığını gördüm.
şuan hepinize yetecek kadar param yok ama bi gün zengin olursam kyk team için fon kuracağım.
en kısa sürede ödemeniz dileğimle.
nerdeyse 10 yazardan 4'ünün kyk borcu olduğunu (bu arada ben de dahil), bunun ne kadar ciddi bir yer kapladığını gördüm.
şuan hepinize yetecek kadar param yok ama bi gün zengin olursam kyk team için fon kuracağım.
en kısa sürede ödemeniz dileğimle.
devamını gör...
çürümenin kitabı
eserlerini fransızca yazan rumen yazar e.m. cioran'ın 1949 yılı çıkışlı kitabı. kitap, 1996 yılından itibaren metis yayınları tarafından ''çürümenin kitabı'' adıyla basılmaktadır. fransızca'dan başarıyla çeviren haldun bayrı, kitaba herhangi bir önsöz eklemeyi gerek görmemiş haklı olarak. metis basımının kapağında yer verilen resim micheal mathias prechti'nin portakallar adlı tablosudur.
eser cioran'ın bir kesim okura göre ''ergen aforizmalar dolu kitabı'', bir kısım okura göre ise ''başucu kitabı'' olarak nitelendirilmektedir. ilk okur kesimi genelde kitap hakkında ''yarıya kadar okuyamadım'', ''okudum ancak gereksizdi'' şeklinde yorumlar yapmakta iken; ikinci okur kesimi ''dikkate değer kişisel yargıları barındıran ve her zaman açıp okunabilecek bir kitap'' şeklinde yorumlar yapmaktadır.
esere ilk okuduğumda cioran'ın ben açıkçası nihilizmin de ötesinde durduğunu düşünmüştüm. son derece yokoluşçu yargılarla doldurmuştu kitabı*... ikinci ve üçüncü okuyuşumda hak verdim cioran'a ancak hakkında kapıldığım niçe'den daha hiç'çi düşüncesi yerini başka bir şeye bıraktı. çünkü o, sorgulamalarını değil yargılarını yazmıştı. çünkü cioran bu kitabı 1936 yılında yazmayı bitirmiş, ancak okuyup evirip çevirdikçe bazı yerlerini yeniden yazmış ve düzeltmişti. bu da eseri sadece bir ''kitap'' olmaktan öte bir noktaya koymuştur. eser, okuyucuya herhangi bir öğreticilikle gitmiyor. cioran her cümleyi son derece bencil bir içtenlikle, bireysel olarak kaleme almış. size herhangi bir fikri empoze etme amacı gütmüyor. 'bak evlat bu hayatta bunlar böyle böyledir' demiyor. buna karşılık 'bence' kelimesine de kitabın herhangi bir yerinde rastlamak mümkün değil. bazı okur kısımının hayat enerjisini elinden aldığı yönündeki söylentiler doğru olabilir çünkü anlatılar komple bir dürüstlük içinde yazılmış. bu da kişinin kendi varoluşuyla, insan türünün karakteriyle ilgili ciddi yargılar barındırmasından mütevellit yüzleşmesini sağlıyor. doğal olarak okuyucu da bu yüzleşmeden memnun kalmıyor: ''ne güzel takılıyordum kendi dalgamda'' durumunu yerle bir etmece... konforu bozmaca... rahatınızı elinizden almaca...
cioran, kitabın ''dolaylı hayvan'' bölümünde şöyle der: tabiatta bütün varlıkların kendi yerleri varken, insan, metafizik olarak başıboş dolaşan, hayatın içinde kaybolmuş, yaradılış içinde tuhaf kaçan bir yaratık olmayı sürdürmektedir.
''kurtuluş yoluyla iptal'' bölümünde ise şöyle der: bir kez selamete erdikten sonra, kendine hala canlı demeye kim cesaret edebilir?
''unsurlarla dönüş'' bölümünde felsefeye ilişkin düşündürücü bir yargı belirmiştir: sokrates-öncesi düşünürlerden beri felsefe hiçbir ilerleme kaydetmeseydi, şikayet edilecek bir durum olmazdı.
''vardım, varım, ya da olacağım; dilbilgisinin sorunudur bu, varoluşun değil.''
'' çünkü her dehanın içinde bir marsilyalı'yla* bir tanrı beraber yaşar.''
(* marsilyalılar, palavracılıklarıyla ünlüdür.)
insanın kendi ile olan yüzleşmesine farklı açılardan ve acılardan yaklaştığını söylemek mümkün. ya da cioran'ın marsilyalılığı fazla kalmış olabilir; emin değilim. esas saplantısı, kayıp nesil, oluşturduğumuz siteler (sistem), iyilik ve kötülük, felsefenin olmayışı, trajedinin koşullar, bilinç, doğanın küstahlığı, melankoli, müzik, özgürlük, metafizik hayvan, itaatsizlik, yaşamak alanındaki tüm yargılarınızı tekrar düşünmeye sevk ettiği ciddi bir gerçek.
en sevdiğim pasajlarından biri ise şudur (ne zaman kendini bir şey zanneden bir hiç ile karşılaşsam gelir aklıma) : her şeyi horgören kişi mükemmel bir asalet havası üstlenmeli, ötekileri hatta kendini bile yanıltmalıdır: sahte canlı görevini böylece daha rahat yerine getirecektir.
bu eserin başucumda durmasının sebeplerinden biri cioran'ın geçmişte nazizim ile ilişkililiği ve kitabın ''hayatın pazarları adlı bölümünde, evreni bir pazar öğleden sonrasına dönüştürmesidir -ki pasaj sonu olmayan bir sonluluğu, sonsuz olmayan bir sonluluğu çok iç gıcıklayıcı şekilde ifade etmektedir-
(bkz: bir pazar öğleden sonrasına dönüşmüş evren)
''pazar öğleden sonraları aylarca uzasaydı, ter dökmekten kurtulmuş, ilk lanetin ağırlığından sıyrılıp hafiflemiş olan insanlık nereye varırdı? yaşanmaya değer bir tecrübe olurdu bu. tek eğlencenin cinayet olacağı; sefahatın yürek temizliği, naranın melodi, sırıtmanın şefkat halinde görüneceği hayli muhtemel. zamanın sınırsızlığı duygusu, her saniyeyi dayanılmaz bir azaba, darağacına çevirirdi. şiirle dolu yüreklere şevksiz bir yamyamlık, bir sırtlan hüznü yerleştirirdi; kasap ve cellatlar bitkin düşüp tükenir, kiliseler ve genelevler iç çekişlerle dolardı. bir pazar öğleden sonrasına dönüşmüş evren... sıkıntının tasviridir bu - evrenin de sonu...''
okumadıysanız, kendinize benim gibi başucunuzda tutmama sözü vererek okuyabilirsiniz. en azından sevdiğiniz yada sevmediğiniz bir şey daha olur.
eser cioran'ın bir kesim okura göre ''ergen aforizmalar dolu kitabı'', bir kısım okura göre ise ''başucu kitabı'' olarak nitelendirilmektedir. ilk okur kesimi genelde kitap hakkında ''yarıya kadar okuyamadım'', ''okudum ancak gereksizdi'' şeklinde yorumlar yapmakta iken; ikinci okur kesimi ''dikkate değer kişisel yargıları barındıran ve her zaman açıp okunabilecek bir kitap'' şeklinde yorumlar yapmaktadır.
esere ilk okuduğumda cioran'ın ben açıkçası nihilizmin de ötesinde durduğunu düşünmüştüm. son derece yokoluşçu yargılarla doldurmuştu kitabı*... ikinci ve üçüncü okuyuşumda hak verdim cioran'a ancak hakkında kapıldığım niçe'den daha hiç'çi düşüncesi yerini başka bir şeye bıraktı. çünkü o, sorgulamalarını değil yargılarını yazmıştı. çünkü cioran bu kitabı 1936 yılında yazmayı bitirmiş, ancak okuyup evirip çevirdikçe bazı yerlerini yeniden yazmış ve düzeltmişti. bu da eseri sadece bir ''kitap'' olmaktan öte bir noktaya koymuştur. eser, okuyucuya herhangi bir öğreticilikle gitmiyor. cioran her cümleyi son derece bencil bir içtenlikle, bireysel olarak kaleme almış. size herhangi bir fikri empoze etme amacı gütmüyor. 'bak evlat bu hayatta bunlar böyle böyledir' demiyor. buna karşılık 'bence' kelimesine de kitabın herhangi bir yerinde rastlamak mümkün değil. bazı okur kısımının hayat enerjisini elinden aldığı yönündeki söylentiler doğru olabilir çünkü anlatılar komple bir dürüstlük içinde yazılmış. bu da kişinin kendi varoluşuyla, insan türünün karakteriyle ilgili ciddi yargılar barındırmasından mütevellit yüzleşmesini sağlıyor. doğal olarak okuyucu da bu yüzleşmeden memnun kalmıyor: ''ne güzel takılıyordum kendi dalgamda'' durumunu yerle bir etmece... konforu bozmaca... rahatınızı elinizden almaca...
cioran, kitabın ''dolaylı hayvan'' bölümünde şöyle der: tabiatta bütün varlıkların kendi yerleri varken, insan, metafizik olarak başıboş dolaşan, hayatın içinde kaybolmuş, yaradılış içinde tuhaf kaçan bir yaratık olmayı sürdürmektedir.
''kurtuluş yoluyla iptal'' bölümünde ise şöyle der: bir kez selamete erdikten sonra, kendine hala canlı demeye kim cesaret edebilir?
''unsurlarla dönüş'' bölümünde felsefeye ilişkin düşündürücü bir yargı belirmiştir: sokrates-öncesi düşünürlerden beri felsefe hiçbir ilerleme kaydetmeseydi, şikayet edilecek bir durum olmazdı.
''vardım, varım, ya da olacağım; dilbilgisinin sorunudur bu, varoluşun değil.''
'' çünkü her dehanın içinde bir marsilyalı'yla* bir tanrı beraber yaşar.''
(* marsilyalılar, palavracılıklarıyla ünlüdür.)
insanın kendi ile olan yüzleşmesine farklı açılardan ve acılardan yaklaştığını söylemek mümkün. ya da cioran'ın marsilyalılığı fazla kalmış olabilir; emin değilim. esas saplantısı, kayıp nesil, oluşturduğumuz siteler (sistem), iyilik ve kötülük, felsefenin olmayışı, trajedinin koşullar, bilinç, doğanın küstahlığı, melankoli, müzik, özgürlük, metafizik hayvan, itaatsizlik, yaşamak alanındaki tüm yargılarınızı tekrar düşünmeye sevk ettiği ciddi bir gerçek.
en sevdiğim pasajlarından biri ise şudur (ne zaman kendini bir şey zanneden bir hiç ile karşılaşsam gelir aklıma) : her şeyi horgören kişi mükemmel bir asalet havası üstlenmeli, ötekileri hatta kendini bile yanıltmalıdır: sahte canlı görevini böylece daha rahat yerine getirecektir.
bu eserin başucumda durmasının sebeplerinden biri cioran'ın geçmişte nazizim ile ilişkililiği ve kitabın ''hayatın pazarları adlı bölümünde, evreni bir pazar öğleden sonrasına dönüştürmesidir -ki pasaj sonu olmayan bir sonluluğu, sonsuz olmayan bir sonluluğu çok iç gıcıklayıcı şekilde ifade etmektedir-
(bkz: bir pazar öğleden sonrasına dönüşmüş evren)
''pazar öğleden sonraları aylarca uzasaydı, ter dökmekten kurtulmuş, ilk lanetin ağırlığından sıyrılıp hafiflemiş olan insanlık nereye varırdı? yaşanmaya değer bir tecrübe olurdu bu. tek eğlencenin cinayet olacağı; sefahatın yürek temizliği, naranın melodi, sırıtmanın şefkat halinde görüneceği hayli muhtemel. zamanın sınırsızlığı duygusu, her saniyeyi dayanılmaz bir azaba, darağacına çevirirdi. şiirle dolu yüreklere şevksiz bir yamyamlık, bir sırtlan hüznü yerleştirirdi; kasap ve cellatlar bitkin düşüp tükenir, kiliseler ve genelevler iç çekişlerle dolardı. bir pazar öğleden sonrasına dönüşmüş evren... sıkıntının tasviridir bu - evrenin de sonu...''
okumadıysanız, kendinize benim gibi başucunuzda tutmama sözü vererek okuyabilirsiniz. en azından sevdiğiniz yada sevmediğiniz bir şey daha olur.
devamını gör...
konseri bedava olsa bile gidilmeyecek şarkıcı
ajdar.
devamını gör...
kitaptan alıntı yaparak cevap veren insan
okuduğunuzu anladığınızı ve hayatınızda da kullandığınız anlamına gelir.
yukarıda yazılanları okuyunca dehşete düştüm. hele biri kuş beyinli olmak yazmış. gerçekten inanılır gibi değil. bir çevrenin kitap okumayla, kitap okuyan insanla derdi var. istiyorlar ki okumasınlar. bilgiye bu kadar düşman olmayın.
yukarıda yazılanları okuyunca dehşete düştüm. hele biri kuş beyinli olmak yazmış. gerçekten inanılır gibi değil. bir çevrenin kitap okumayla, kitap okuyan insanla derdi var. istiyorlar ki okumasınlar. bilgiye bu kadar düşman olmayın.
devamını gör...
şu an duymak istediğiniz söz
malûm kişi öldü.
devamını gör...
kitap alıntıları
gladyo adeta canlı ve çocukluğumuzun meşhur çizgi filmi voltran gibi farklı farklı gövdelerin ortak hedef için birleşerek hareket ettiği bir organizma gibi. bu organizmanın etkili kollarını tekrar anlatmakta fayda var : güvenlik bürokrasisinin içindeki ayak... siyasi ayak... ekonomi ayağı... medya ayağı... psikolojik harp açısından etkili olan sivil toplum ayağı...
gladyo operasyon türkiye
ceyhun bozkurt.
gladyo operasyon türkiye
ceyhun bozkurt.
devamını gör...
thedansözkiller
espirili mahlası -ki böyle mahlaslara bayılırım- güzel mi güzel tanımlarıyla sözlükte her daim var olsun.keyifli yazmalar tatlı yazarcım.
devamını gör...
kadınlardan kadınlara tavsiyeler
çok makyaj yapmayın, cildinize yazık etmeyin.
saçınızı boyalarla heba etmeyin.
spor yapın.
kendinizi tanımaya çalışın, başkalarının kalıplandırdığı biri olmayın...:)
saçınızı boyalarla heba etmeyin.
spor yapın.
kendinizi tanımaya çalışın, başkalarının kalıplandırdığı biri olmayın...:)
devamını gör...
