dedikodu
levent yüksel'in 1993 yılında çıkan albümü medcezir'de yer alan hareketli şarkısı...
espirili sözleri ve levent yüksel' in harika yorumuyla eskimez şarkılardan.
sözleri orhan veli kanık ve özkan samioğlu imzasını taşıyan şarkının bestesi sezen aksu'ya, düzenlemesi uzay heparı'ya aittir.
güftesi:
kim söylemiş beni?
süheyla'ya vurulmuşum diye
kim görmüş ama kim?
elene'yi öptüğümü
yüksek kaldırımda güpegündüz
melahat'i almışım da sonra
alemdar'a gitmişim öyle mi?
onu sonra anlatırım fakat
kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
güya galata'ya dadanmışız
kafaları çekip çekip
orada alıyormuşuz soluğu
onu da sonra anlatırım
ya o mualla'yı sandala atıp
ruhumda hicranın'ı
söyletme hikâyesi*
geç bunları
anam babam geç bunları
bir kalemde*
bilirim ben yaptığımı
geç bunları
anam babam geç bunları
bir kalemde
bilirim ben yaptığımı
kim söylemiş beni?
süheyla'ya vurulmuşum diye
kim görmüş ama kim?
elene'yi öptüğümü
yüksek kaldırımda güpegündüz
melahat'i almışım da sonra
alemdar'a gitmişim öyle mi?
onu sonra anlatırım fakat
kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
güya galata'ya dadanmışız
kafaları çekip çekip
orada alıyormuşuz soluğu
onu da sonra anlatırım
ya o mualla'yı sandala atıp
ruhumda hicranın'ı
söyletme hikâyesi
geç bunları
anam babam geç bunları
bir kalemde
bilirim ben yaptığımı
geç bunları
anam babam geç bunları
bir kalemde
bilirim ben yaptığımı
geç bunları
anam babam geç bunları
bir kalemde
bilirim...
buradan dinleyebilirsiniz
espirili sözleri ve levent yüksel' in harika yorumuyla eskimez şarkılardan.
sözleri orhan veli kanık ve özkan samioğlu imzasını taşıyan şarkının bestesi sezen aksu'ya, düzenlemesi uzay heparı'ya aittir.
güftesi:
kim söylemiş beni?
süheyla'ya vurulmuşum diye
kim görmüş ama kim?
elene'yi öptüğümü
yüksek kaldırımda güpegündüz
melahat'i almışım da sonra
alemdar'a gitmişim öyle mi?
onu sonra anlatırım fakat
kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
güya galata'ya dadanmışız
kafaları çekip çekip
orada alıyormuşuz soluğu
onu da sonra anlatırım
ya o mualla'yı sandala atıp
ruhumda hicranın'ı
söyletme hikâyesi*
geç bunları
anam babam geç bunları
bir kalemde*
bilirim ben yaptığımı
geç bunları
anam babam geç bunları
bir kalemde
bilirim ben yaptığımı
kim söylemiş beni?
süheyla'ya vurulmuşum diye
kim görmüş ama kim?
elene'yi öptüğümü
yüksek kaldırımda güpegündüz
melahat'i almışım da sonra
alemdar'a gitmişim öyle mi?
onu sonra anlatırım fakat
kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
güya galata'ya dadanmışız
kafaları çekip çekip
orada alıyormuşuz soluğu
onu da sonra anlatırım
ya o mualla'yı sandala atıp
ruhumda hicranın'ı
söyletme hikâyesi
geç bunları
anam babam geç bunları
bir kalemde
bilirim ben yaptığımı
geç bunları
anam babam geç bunları
bir kalemde
bilirim ben yaptığımı
geç bunları
anam babam geç bunları
bir kalemde
bilirim...
buradan dinleyebilirsiniz
devamını gör...
giovanni scognamillo
1929 doğumlu yazar, sinema tarihçisi, araştırmacı, eleştirmen, çevirmen, eğitmen ve ressam. 2016'da aramızdan ayrıldı.
sinema üzerine önemli kitapları var. aynı zamanda spekülatif kurgu türünde pek çok kıymetli eser vermiş bir isim. anısına her yıl gio ödülleri düzenleniyor.
sinema üzerine önemli kitapları var. aynı zamanda spekülatif kurgu türünde pek çok kıymetli eser vermiş bir isim. anısına her yıl gio ödülleri düzenleniyor.
devamını gör...
19 mayıs atatürk'ü anma gençlik ve spor bayramı
bütün sözlük yazarlarının ve türk insanlarının bayramını en içten dileklerimle kutluyorum. umarım bir daha atamın bizleri kurtarmak için çıktığı yolculuk zamanları gibi dönemleri yaşamayız.
devamını gör...
ölmezdim
güncel gürsel artıkay şarkısı. geçtiğimiz yıllarda kendi hayatına son veren mehmet pişkin'e armağan etmiştir. her dinlediğimde, anlamsız bir şekilde, şiddetli ölüm düşünceleri arşınlar hücrelerimi. belki bir gün..
buradan
buradan
devamını gör...
üniversite okumak
kimse aynı imkanla doğmaz ve kimsenin hayalleri bir değildir. bu yüzden üniversiteyi ailesinden kaçmak için ya da farklı amaçlarla okumayı düşünenleri yargılamam fakat yapılan bazı tanımları okuyunca da şaşırmadım değil. üniversiteyi hiçbir zaman bir şeylerden kaçış olarak, aylaklık yapılacak bir yer olarak görmedim. üniversiteyi okusam mı okumasam mı diye de hiç düşünmedim, çünkü yemek yemek ve su içmek kadar doğal ve zorunlu bir şeydi benim için üniversite.
nitelikli bir üniversite, kendini geliştirme kaynağıdır. genelde insanlar üniversiteye geçtiğinde yolu yarıladığını söyler fakat üniversiteye geçtiğimde farkına vardığım ilk şey, daha yola yeni başladığım olmuştu. başta korktum ve zorlandım. sonuçta yolu yarıladım diye düşünüyorsun fakat aslında bir hiçsin. yoldan bile haberin yok belki. fakat biraz yürümeye başlayınca ve hedeflerimi de düşününce, zorlanmaktan keyif duymaya başladım.
lütfen sadece kendinizden yola çıkıp çocuk ölü yatırımdır sözlerini sarf etmeyin. hiçbir çocuk dünyaya gelmeyi kendisi seçmez, eğer aile çocuk sahibi olmaya karar veriyorsa, çocuğuna bakmak, onunla ilgilenmek ve onu okutmak zorundadır. çocuk okumak istemezse o başka.
nitelikli bir üniversite, kendini geliştirme kaynağıdır. genelde insanlar üniversiteye geçtiğinde yolu yarıladığını söyler fakat üniversiteye geçtiğimde farkına vardığım ilk şey, daha yola yeni başladığım olmuştu. başta korktum ve zorlandım. sonuçta yolu yarıladım diye düşünüyorsun fakat aslında bir hiçsin. yoldan bile haberin yok belki. fakat biraz yürümeye başlayınca ve hedeflerimi de düşününce, zorlanmaktan keyif duymaya başladım.
lütfen sadece kendinizden yola çıkıp çocuk ölü yatırımdır sözlerini sarf etmeyin. hiçbir çocuk dünyaya gelmeyi kendisi seçmez, eğer aile çocuk sahibi olmaya karar veriyorsa, çocuğuna bakmak, onunla ilgilenmek ve onu okutmak zorundadır. çocuk okumak istemezse o başka.
devamını gör...
tutunamayanlar
yakın zamanda okuyup bir yükten kurtulduğumu düşündüren kitaptır.
bilişsel bir yük. herhangi bir sohbet labirentinde oğuz atay ve tutunamayanlar'ı karşıma çıktığında "okudun mu", " ondan etkikenmişsin sanki", " muhakkak okumalısın", "kendini bulacaksın" gibi dialogların ağırlığını göğüslemek zorunda kalmaktan usanmıştım. nihayetinde okudum. bencilliğe övgü'nün ( şimdi kitabın yılmaz savunucuları nasıl bir bencillik diye üşüşürler, maddi bir bencillikten bahsetmiyorum, "herkes beni sevsin, herkes beni anlasın bencilliği". öyle bir herkes ki bu, hakkın rahmetine kavuşmuş yazarlar düşünürler ve daha sonra gelecekler de dahil buna). işte bu bencil takıntı karakterlerin "disconnectus erectus" sıfatıyla kendilerini ödüllendirmelerine kadar götürüyor.
olmayacak korkuları, kaygıları kendilerine dert edinmiş ve bunu matah bir şeymiş gibi zaman zaman şiirle, destanla, kurmaca öykülerle donatmış yazar. okuduktan sonra kimsenin ne selim'i,ne turgut'u, ne günseli'yi ne de başka bir karakteri anladığını sanmıyorum. tam bir "kral çıplak" illüzyonu var. entelektüel birikimine b.k sürdürmek istemeyen bir deli kuyuya " hepimiz bir tutunamayanız, kitap bizi bize anlatıyor" demiş ve ardından gelen herkes benzer kaygılarla birbirine çok yakın cümleler kurarak aynı söylemi telaffuz etmiş. tutunamayanlarıbirhaltbellemişgillerden olmaya lüzum yok. kitabın bana göre güzel yanı, okuyanı birşeyler öğrenmek bilmek dürtüsüyle coşturması. adı geçen yazarları merak ettiriyor, onları tanımak okumak isteği uyandırıyor.
ayrıca eklemek zorundayım, oğuz atay'ın bazı bölümlerde hayata, insana dair enfes tanımları/tespitleri var. şöyle ki;
"
insan akıllı bir görünüşle, en saçma sözleri bırakabilir çevresindeki insanların yarattığı boşluğa.
"
tutunamayanlar s.403
bilişsel bir yük. herhangi bir sohbet labirentinde oğuz atay ve tutunamayanlar'ı karşıma çıktığında "okudun mu", " ondan etkikenmişsin sanki", " muhakkak okumalısın", "kendini bulacaksın" gibi dialogların ağırlığını göğüslemek zorunda kalmaktan usanmıştım. nihayetinde okudum. bencilliğe övgü'nün ( şimdi kitabın yılmaz savunucuları nasıl bir bencillik diye üşüşürler, maddi bir bencillikten bahsetmiyorum, "herkes beni sevsin, herkes beni anlasın bencilliği". öyle bir herkes ki bu, hakkın rahmetine kavuşmuş yazarlar düşünürler ve daha sonra gelecekler de dahil buna). işte bu bencil takıntı karakterlerin "disconnectus erectus" sıfatıyla kendilerini ödüllendirmelerine kadar götürüyor.
olmayacak korkuları, kaygıları kendilerine dert edinmiş ve bunu matah bir şeymiş gibi zaman zaman şiirle, destanla, kurmaca öykülerle donatmış yazar. okuduktan sonra kimsenin ne selim'i,ne turgut'u, ne günseli'yi ne de başka bir karakteri anladığını sanmıyorum. tam bir "kral çıplak" illüzyonu var. entelektüel birikimine b.k sürdürmek istemeyen bir deli kuyuya " hepimiz bir tutunamayanız, kitap bizi bize anlatıyor" demiş ve ardından gelen herkes benzer kaygılarla birbirine çok yakın cümleler kurarak aynı söylemi telaffuz etmiş. tutunamayanlarıbirhaltbellemişgillerden olmaya lüzum yok. kitabın bana göre güzel yanı, okuyanı birşeyler öğrenmek bilmek dürtüsüyle coşturması. adı geçen yazarları merak ettiriyor, onları tanımak okumak isteği uyandırıyor.
ayrıca eklemek zorundayım, oğuz atay'ın bazı bölümlerde hayata, insana dair enfes tanımları/tespitleri var. şöyle ki;
"
insan akıllı bir görünüşle, en saçma sözleri bırakabilir çevresindeki insanların yarattığı boşluğa.
tutunamayanlar s.403
devamını gör...
yansıtma
benliğin savunma mekanizmalarından birisidir. narsistik savunma grubunda yer alır. kişinin kendisinde bulunan kusuru başkasında görmesidir veya suçluluk duyduğu bir konuda suçu başkasına atarak suçluluk hissinden kurtulmasıdır. bu kişilerdeki aşırı şüphe kendilerine karşı hissetikleri duyguları başkasına atıp bu duygulardan kurtulmak istemelerinden kaynaklanır.
devamını gör...
didem madak sözleri
tehlikeli sayılmam artık.
kalbimi kalın bir kitabın arasında kuruttum.
onu orada
beş parmaklı bir çınar yaprağı gibi unuttum.
kalbimi kalın bir kitabın arasında kuruttum.
onu orada
beş parmaklı bir çınar yaprağı gibi unuttum.
devamını gör...
bulgur pilavının yanına iyi gidecek yiyecekler
acı biber turşusu.
devamını gör...
öpüşen çifti uyarmak
şarap içtik..
deliler gibi seviştik..
hep günah dediler..
günah dediğin benim günahım..
günahım benim sevabım sizin olsun..
beni sevabim kadar rahat bırakın..
deliler gibi seviştik..
hep günah dediler..
günah dediğin benim günahım..
günahım benim sevabım sizin olsun..
beni sevabim kadar rahat bırakın..
devamını gör...
tarihteki muazzam ayarlar
devamını gör...
domestic hıyar
genelde bütün olarak servis edilmeyi seven yazar.
alıp kullanmak isteyene her türlü yardımcı olurum, o zaman daha rahat empati yaparsınız.
alıp kullanmak isteyene her türlü yardımcı olurum, o zaman daha rahat empati yaparsınız.
devamını gör...
çocukların masum olmaması
çocukluğumu hatırlıyorum. masum değildim. her şeyin farkındaydım. çocuklukta ne düşünüyorsam şuanda da onların üstüne katarak düşünmeye devam ediyorum. burda ki masum olmamaktan kasıt kötü olduğum değil farkında olduğumdur. ama bazı çocukları şu kötü tanımına da uyuyor gerçekten. hayat insanı kötü olmaya zorluyor anlıyorum. ama daha her şeyin başındayken kötü olmak neden? ben de çocuktum, ailem sorunluydu, cevremde her türlü kötülük vardı. ama ona rağmen bencil ve kötü olmadım. daha 5,6 yaşlarında ailemden görmedigim sevgiyi dışarda aramamdan, arkadaşlarım beni sevsin diye ekstra çaba harcamaktan dolayı kullanıldığımı hatırlıyorum yaşıtlarım tarafından. sen daha o yaşta birni kullanmayı nerden öğrendin,insanları aptal yerine koymayı nerden öğrendin diye sorarım onlara. ve şuan kişiliklerinin yansımaları bir hayat yaşıyorlar. ama hala aklım almıyor o yaştaki insanlar nasıl bu kadar şeytan olabilir?
devamını gör...
ölülerin yakılması
bu dünyaya yapılabilecek en güzel veda şekli.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
çok yorgunum sözlük. dışardan bakılsa hiçbir şeyim yok. sorulsa çok iyiyim canım. ama silikleşiyorum sözlük. biliyorum ki anlatsam anlamayacaklar, susuyorum her şeye sözlük. içim o kadar paramparça ki. tüm kırgınlıklarıma susuyorum.
devamını gör...
askerlikte mantık
yeni tayin olduğu alayı denetleyen albay, nizamiyedeki bankın başında nöbet tutan iki eri görüp “neden orada nöbet tuttuklarını”
sormuş…
“bilmiyoruz komutanım, eski komutanımızın emri ile sürekli bu banka nöbet yazılır” diye cevap vermiş askerler..
merakını yenemeyen albay bir önceki alay komutanını telefonla aramış ve sormuş, “valla bilemiyorum” demiş eski komutan, “epey önceden konulmuş bu nöbet geleneğini biz de devam ettirdik.”
ısrarla üç komutan geriye giderek bu nöbeti ilk koyan 80 yaşındaki emekli general’e ulaşılmış.
“affedersiniz efendim, ben sizin 30 yıl önce başında olduğunuz alayın yeni komutanıyım” diye kendini tanıtmış albay, “nizamiyedeki bir bahçe bankının başında iki tane nöbetçi buldum.. bu nöbeti ilk siz koydurmuşsunuz.. bu bankın özelliği hakkında bilgi lütfeder misiniz.?
emekli general “nasıl olur?” demiş, “boyası hâlâ kurumamış mı?”
sormuş…
“bilmiyoruz komutanım, eski komutanımızın emri ile sürekli bu banka nöbet yazılır” diye cevap vermiş askerler..
merakını yenemeyen albay bir önceki alay komutanını telefonla aramış ve sormuş, “valla bilemiyorum” demiş eski komutan, “epey önceden konulmuş bu nöbet geleneğini biz de devam ettirdik.”
ısrarla üç komutan geriye giderek bu nöbeti ilk koyan 80 yaşındaki emekli general’e ulaşılmış.
“affedersiniz efendim, ben sizin 30 yıl önce başında olduğunuz alayın yeni komutanıyım” diye kendini tanıtmış albay, “nizamiyedeki bir bahçe bankının başında iki tane nöbetçi buldum.. bu nöbeti ilk siz koydurmuşsunuz.. bu bankın özelliği hakkında bilgi lütfeder misiniz.?
emekli general “nasıl olur?” demiş, “boyası hâlâ kurumamış mı?”
devamını gör...
30 yaşını geçmiş ama hala sözlükte yazan insan
romatizma ağrılarım ve kalp çarpıntım geçtikten sonra sana cevabımı vericem.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en sevdiği meyve
kiraz*
devamını gör...

