the leftovers
dünya nüfusunun % 2'sinin bir anda kaybolmasından yola çıkarak, izleyiciyi sürükleyici bir öykünün içine alan flashforward'la oldukça benzettiğim ama ondan daha ağır dramatize edilmiş hollywood yapımı dizi.
devamını gör...
bilgisayara yüklenen ilk oyun
quake 1.
devamını gör...
karadereli panda
kendisi çok ama çok tatlı, sohbeti de en az tanımları kadar güzel olan bi yazar. bazen bilgi dolu bazen de esprili tanımlarını gerçekten keyif alarak okuyorum. ayrıca oylarıyla da çok mutlu ediyor beni. tanım sayısının gayet fazla olmasına rağmen hala keşfedilmediğini düşünüyorum kendisinin ama nolursa olsun umarım çok uzun bi süre daha yazmaya ve aramızda olmaya devam eder. hep mutlu olmasını diliyorumm*.
devamını gör...
kluver bucy sendromu
iki taraflı amigdala lezyonunda görülen sendroma verilen isimdir.
bu hastalar korkusuz, aşırı meraklı ve unutkan olurlar.
akla gelebilecek her şeyi yemeye çalışırlar buna psişik körlük de denilmektedir.
ayrıca hiperseksüel özellik gösterirler.
bu hastalar korkusuz, aşırı meraklı ve unutkan olurlar.
akla gelebilecek her şeyi yemeye çalışırlar buna psişik körlük de denilmektedir.
ayrıca hiperseksüel özellik gösterirler.
devamını gör...
bir insanla ilişkiyi kesmek için yeterli sebepler
karşı cinsle her hangi ufak bir irtibatımın bile beni ahlâksız yapacağını sanması ve değişik ithamlarsa bulunması.
devamını gör...
çok canım sıkılıyor
canım çok sıkılıyor. çok can diye bir şey olduğunu sanmıyorum.
devamını gör...
muhabbet kuşunun ölmesi
en yakın akraban ölmüş gibi hissettirir.
kuşla oynadığınız zamanlar her aklınıza geldiğinde, gözünüzden bir damla akıverir...
kuşla oynadığınız zamanlar her aklınıza geldiğinde, gözünüzden bir damla akıverir...
devamını gör...
sözlükten birine ciddi ciddi aşık olmak
yav kardeşim tekrar tekrar yazdık bunları. tanımlarını sevebilirsiniz, hatta hoşunuza gidebilir hoşlanabilirsiniz. ama aşık olamazsınız. o- la - maz- sı- nız! çocuk çocuk işler yapmayın.
devamını gör...
yabancı el sendromu
ülkemizde pek rastlanmadığı bilinen, kişinin kendisini uykusunda sendromlu eli tarafından öldürülmek istenmesine kadar varabilecek tuhaf bir nörolojik sorun. konuyla ilgili bir video buradan
devamını gör...
diş fırçalarken evin içinde dolaşmak
o esnada banyoyu aile üyelerinden birine kaptırırsanız ağızda oluşan köpüklerle birlikte öğürerek evin içinde depar atmanızla sonuçlanacak olan eylemdir.
devamını gör...
bireysel etik oluşturmak
etik, sözlükte "insanın doğuştan getirdiği ya da sonradan kazandığı birtakım tutum ve davranışların tümü." şeklinde tanımlanır. ama bugün bizim değineceğimiz konu tanımdan daha çok bunu nasıl oluşturmamız veya oluşturacağımız üzerine.
oluşturacağınız bireysel bir etik için öncelikle oluşturduğunuz her şeyi yıktıktan sonra gerçekleşebilir. burada (bkz: fredrich nietzsche) devreye girer ve "tanrı öldü" der.
nietzsche tanrı öldü derken kastı sadece dini veya (bkz: teoloji)'yi öldürmek değildir.
kendisinden önce var olan bütün sistemleri ve kültürleri yıkmaktır.
nietzsche, nihilizm(hiççilik) için uğranılması gereken bir uğraktır der. yani ilk önce hiç olmadan yeni biri olamayız der. bunun için de "yeniden dirilişler ancak mezarlıklarda görülür." diye ekler.
peki, bu yıkım ve hiçe gidiş kavramlarına nasıl ulaşabiliriz? tabii bu çok acılı bir süreç olacaktır. eğer bir şeyi yıkmak istiyorsanız önce ondan şüphe(bkz: septisizm) etmelisiniz. ailenizden,düşüncelerinizden,inanışlarınızdan ve hatta kendinizden. (bkz: descartes) kendi varlığının kanıtı bu şekilde bulmuştur. her şeyinden ve şüphe edip yıkarak ve onları tekrar inşa ederek en sonunda da "düşünüyorum o halde varım demiştir".
nietzsche bu yıkım ve hiçliğe uğramak konusunda bizlere şu aforizmasını söyler.
"kendini yakmak istemelisin kendi ateşinde, nasıl yeniden doğmak isteyebilirsin ki, önce kül olmadan."
işte şimdi her şeyi yıktıktan sonra artık inşa etmek başlar her şeyi yeni baştan.
öncelikle yeni etik sistemimizi kurmaya kabullenmekle başlamalıyız. insan doğası ve biyolojisine aykırı bir etik sistem kurmak, sizi çok fazla ilerletmeyecek, eninde sonunda tökezlettirecektir. öncelikle insan doğasının temelinin tamamen bencilliğe dayandığını kabullenmeniz gerekir. bütün niyetiniz ve eylemleriniz tamamen sizin bencilliğinizden kaynaklanır. kuracağımız yeni etik sistemi bu temel taşın üzerinde yükselecektir. bencillik kavramını açıklamak için bu durumu örneklendirecek olursak.
iki tane anne ve çocuk düşünelim iki grupta aç ve tek kişiye yetecek kadar yemekleri var. bir anne yemeğini çocuğuna yedirirken, diğer anne yemeği kendisi yer. özüne baktığınızda ikisi de bu eylemi bencillikten yapar. bir anne için açlık dürtüsü yerine çocuğunun aç kalmasının vicdan azabı daha ağır geldiğinden yemeği çocuğuna verir. diğer anne'de ise açlık dürtüsü daha baskın gelir ve yemeği kendisi yer. birinde manevi bir bencillik söz konusu iken diğerinde maddi bir bencillik söz konusudur.
bu anlamda bencillik iyi veya kötü değil mutlaktır.
ikinci olarakta iyi ve doğru kavramlarını analiz etmekle ilerlemeliyiz. ikisi de birbirinden çok farklı iki kavramdır. bize hep birbirlerine yakın gözükseler bile iyi olan, çoğu zaman doğru olmaz. mesela bir eylemden haz almanız o eylemi sizin için iyi yapsada onu doğru yapmaz. iyi, duygularla ayırt edilebilirken, doğru ancak akılla ayırt edilebilir. o yüzden etik sistemimizin temelini hislerimize göre değil aklımıza göre kurmalıyız. hazlar çoğaldıkca alınan haz yerini ızdıraba bırakır, fazla seks yapmak sizin için iyi olarak görülse bile sizin için ardından gelecek ızdırap ve boşluk yüzünden doğru değildir.
duygular, akla kanalize edilmek için vardır. temel bir dürtü ve motivasyon kaynağıdır. duyguların iyi veya kötü olmasının bir önemi yoktur. her iki durumda da kanalize edilmelidir. ve buna göre ilerlenmelidir. kötü olanı ancak saf bir irade ile aklımıza kanalize edebiliriz. irade ve disiplin bireysel ahlakın temelidir. bu ahlaka sahip insanlar duygularına kapılıp hareket etmeyeceği gibi herhangi bir şeyi yapmak için de motivasyon bekleyen zayıf bir karaktere de sahip değillerdir. bu heriflerin tek olayı saf bir disiplin ve üst düzey bir iradedir bundan ötürü herhangi bir işlerini ertelemez, kötü bir duyguya kapılıp ritüellerini bozmazlar ve hayatta hep bir ivme kazanırlar. olumsuz duygular onlar için denizde gittikleri bir gemiye vuran dalgalardır, yeterince sağlam bir iradeniz varsa yani geminiz, su almaz ve batmazsınız.
su almadıktan sonra da vuran dalgaların şiddettinin bir önemi yoktur. iradesiz ve disiplinsiz bir hayat eninde sonunda büyük bir boşluğa ve ızdıraba mahkumdur.
etik sistemi biyolojik istençle temellendirip aklın üzerine inşa edip irade ve disiplin tuğlalarıyla yükselttikten sonra devreye (bkz: søren kierkegaard) girer ve var oluşsal bir boşluk ve hayatı anlamlandıramamaktan kurtulmak adına inancı ortaya atar.
her şeyi akılla algılayamayız ve açıklayamayız bazı şeylere inanmak durumunda kalır ve bununla boşluk ve anlamsızlık duygusundan kurtuluruz. bu duruma biraz faydacı (bkz: pragmatizm) bakmak gerekir. inançtan kasıt illa din veya tanrı değildir fakat bunlarda olabilir. siz sanata, doğaya veya evrenede inanabilirsiniz. aklın açıklayamadığı noktada devreye inanç girer ve sizi anlamsızlıktan kurtarır.
oluşturacağınız bireysel bir etik için öncelikle oluşturduğunuz her şeyi yıktıktan sonra gerçekleşebilir. burada (bkz: fredrich nietzsche) devreye girer ve "tanrı öldü" der.
nietzsche tanrı öldü derken kastı sadece dini veya (bkz: teoloji)'yi öldürmek değildir.
kendisinden önce var olan bütün sistemleri ve kültürleri yıkmaktır.
nietzsche, nihilizm(hiççilik) için uğranılması gereken bir uğraktır der. yani ilk önce hiç olmadan yeni biri olamayız der. bunun için de "yeniden dirilişler ancak mezarlıklarda görülür." diye ekler.
peki, bu yıkım ve hiçe gidiş kavramlarına nasıl ulaşabiliriz? tabii bu çok acılı bir süreç olacaktır. eğer bir şeyi yıkmak istiyorsanız önce ondan şüphe(bkz: septisizm) etmelisiniz. ailenizden,düşüncelerinizden,inanışlarınızdan ve hatta kendinizden. (bkz: descartes) kendi varlığının kanıtı bu şekilde bulmuştur. her şeyinden ve şüphe edip yıkarak ve onları tekrar inşa ederek en sonunda da "düşünüyorum o halde varım demiştir".
nietzsche bu yıkım ve hiçliğe uğramak konusunda bizlere şu aforizmasını söyler.
"kendini yakmak istemelisin kendi ateşinde, nasıl yeniden doğmak isteyebilirsin ki, önce kül olmadan."
işte şimdi her şeyi yıktıktan sonra artık inşa etmek başlar her şeyi yeni baştan.
öncelikle yeni etik sistemimizi kurmaya kabullenmekle başlamalıyız. insan doğası ve biyolojisine aykırı bir etik sistem kurmak, sizi çok fazla ilerletmeyecek, eninde sonunda tökezlettirecektir. öncelikle insan doğasının temelinin tamamen bencilliğe dayandığını kabullenmeniz gerekir. bütün niyetiniz ve eylemleriniz tamamen sizin bencilliğinizden kaynaklanır. kuracağımız yeni etik sistemi bu temel taşın üzerinde yükselecektir. bencillik kavramını açıklamak için bu durumu örneklendirecek olursak.
iki tane anne ve çocuk düşünelim iki grupta aç ve tek kişiye yetecek kadar yemekleri var. bir anne yemeğini çocuğuna yedirirken, diğer anne yemeği kendisi yer. özüne baktığınızda ikisi de bu eylemi bencillikten yapar. bir anne için açlık dürtüsü yerine çocuğunun aç kalmasının vicdan azabı daha ağır geldiğinden yemeği çocuğuna verir. diğer anne'de ise açlık dürtüsü daha baskın gelir ve yemeği kendisi yer. birinde manevi bir bencillik söz konusu iken diğerinde maddi bir bencillik söz konusudur.
bu anlamda bencillik iyi veya kötü değil mutlaktır.
ikinci olarakta iyi ve doğru kavramlarını analiz etmekle ilerlemeliyiz. ikisi de birbirinden çok farklı iki kavramdır. bize hep birbirlerine yakın gözükseler bile iyi olan, çoğu zaman doğru olmaz. mesela bir eylemden haz almanız o eylemi sizin için iyi yapsada onu doğru yapmaz. iyi, duygularla ayırt edilebilirken, doğru ancak akılla ayırt edilebilir. o yüzden etik sistemimizin temelini hislerimize göre değil aklımıza göre kurmalıyız. hazlar çoğaldıkca alınan haz yerini ızdıraba bırakır, fazla seks yapmak sizin için iyi olarak görülse bile sizin için ardından gelecek ızdırap ve boşluk yüzünden doğru değildir.
duygular, akla kanalize edilmek için vardır. temel bir dürtü ve motivasyon kaynağıdır. duyguların iyi veya kötü olmasının bir önemi yoktur. her iki durumda da kanalize edilmelidir. ve buna göre ilerlenmelidir. kötü olanı ancak saf bir irade ile aklımıza kanalize edebiliriz. irade ve disiplin bireysel ahlakın temelidir. bu ahlaka sahip insanlar duygularına kapılıp hareket etmeyeceği gibi herhangi bir şeyi yapmak için de motivasyon bekleyen zayıf bir karaktere de sahip değillerdir. bu heriflerin tek olayı saf bir disiplin ve üst düzey bir iradedir bundan ötürü herhangi bir işlerini ertelemez, kötü bir duyguya kapılıp ritüellerini bozmazlar ve hayatta hep bir ivme kazanırlar. olumsuz duygular onlar için denizde gittikleri bir gemiye vuran dalgalardır, yeterince sağlam bir iradeniz varsa yani geminiz, su almaz ve batmazsınız.
su almadıktan sonra da vuran dalgaların şiddettinin bir önemi yoktur. iradesiz ve disiplinsiz bir hayat eninde sonunda büyük bir boşluğa ve ızdıraba mahkumdur.
etik sistemi biyolojik istençle temellendirip aklın üzerine inşa edip irade ve disiplin tuğlalarıyla yükselttikten sonra devreye (bkz: søren kierkegaard) girer ve var oluşsal bir boşluk ve hayatı anlamlandıramamaktan kurtulmak adına inancı ortaya atar.
her şeyi akılla algılayamayız ve açıklayamayız bazı şeylere inanmak durumunda kalır ve bununla boşluk ve anlamsızlık duygusundan kurtuluruz. bu duruma biraz faydacı (bkz: pragmatizm) bakmak gerekir. inançtan kasıt illa din veya tanrı değildir fakat bunlarda olabilir. siz sanata, doğaya veya evrenede inanabilirsiniz. aklın açıklayamadığı noktada devreye inanç girer ve sizi anlamsızlıktan kurtarır.
devamını gör...
ekhidna
vücudunun bir kısmı kadın, diğer kısmı yılan şeklinde tasvir edilmiş olan, yunan mitolojisinde yer alan bir yaratık.
kocası typhon'la birlikte insanları çiğ çiğ yemek gibi özel zevklere sahip. evlatları da tıpkı analarına çekmiş. hades'in tazısı kerberos, aslan başlı, yılan vücutlu psikopat keçi khimaira ve hyrdra bu hanımefendinin evlatlarından bazıları.
evlatlarına bakınca zaten ne menem bir çift olduklarını anlıyorsunuz. artı bu ablamızın evli olmasına rağmen kırdığı cevizler de cabası.
misal, herkül abimizi çok fena punduna getirmiş. herkül at bekçiliği yaptığı zamanlarda, boş bulunup bir kaç atı elinden kaçırıyor, haliyle atların peşine düşüyor, bu esnada bir mağaranın içinde ekhidna ile karşılaşıyor. at mağarada ne arasın herkül efendi diyeceğim ama olan olmuş zaten, ne desek boş. neyse herkül, ekhidna'ya atları görüp görmediğini soruyor. en büyük hatası da bu oluyor. ekhidna bu soruyu cevaplayabileceğini ancak bir şartının olduğunu söyleyerek, atları bulmak için yanıp tutuşan herkül'ü zayıf noktasından yakalayıp, ne dilersen dile demesini müteakip yapıştırıyor cevabı; benimle birlikte olacaksın!
herkül atları buldu mu bulmadı mı o kısmı bilemiyorum. bence bulamamıştır zira ekhidna yalan söylemiş gibi geliyor bana. yani güvenilmez bir imajı var kadının. neyse doğru söyleyip söylemediğini bilen varsa yazarsa sevinirim. günahını almayalım şimdi kadının. zaten yığınla günahı vardır o da bize patlamasın.
kocası typhon'la birlikte insanları çiğ çiğ yemek gibi özel zevklere sahip. evlatları da tıpkı analarına çekmiş. hades'in tazısı kerberos, aslan başlı, yılan vücutlu psikopat keçi khimaira ve hyrdra bu hanımefendinin evlatlarından bazıları.
evlatlarına bakınca zaten ne menem bir çift olduklarını anlıyorsunuz. artı bu ablamızın evli olmasına rağmen kırdığı cevizler de cabası.
misal, herkül abimizi çok fena punduna getirmiş. herkül at bekçiliği yaptığı zamanlarda, boş bulunup bir kaç atı elinden kaçırıyor, haliyle atların peşine düşüyor, bu esnada bir mağaranın içinde ekhidna ile karşılaşıyor. at mağarada ne arasın herkül efendi diyeceğim ama olan olmuş zaten, ne desek boş. neyse herkül, ekhidna'ya atları görüp görmediğini soruyor. en büyük hatası da bu oluyor. ekhidna bu soruyu cevaplayabileceğini ancak bir şartının olduğunu söyleyerek, atları bulmak için yanıp tutuşan herkül'ü zayıf noktasından yakalayıp, ne dilersen dile demesini müteakip yapıştırıyor cevabı; benimle birlikte olacaksın!
herkül atları buldu mu bulmadı mı o kısmı bilemiyorum. bence bulamamıştır zira ekhidna yalan söylemiş gibi geliyor bana. yani güvenilmez bir imajı var kadının. neyse doğru söyleyip söylemediğini bilen varsa yazarsa sevinirim. günahını almayalım şimdi kadının. zaten yığınla günahı vardır o da bize patlamasın.
devamını gör...
insanlar beni yoruyor
son zamanlarda en çok söylediğim bir başlık. insanın ruhunun yorulması enerjisini sömürmesini iliklerime kadar hissettiren başlık.
devamını gör...
instagram tipi tanım beğenme özelliği
sözlük formatlarında usability devrimi gerçekleştiren iko reise saygı duyduğumuz özelliktir.
devamını gör...
bengi dönüş
#1230130
ve böyle buyurdu; @kuzguncuktaki vişne ama ve fakat güzel buyurmuş.
yazı içerisinde sevdiğim iki konuya değinilmesi nedeniyle iki satır laf etme hakkını kendimde buldum. hem ne demişler? “hak verilmez, yazılır”
ilki beni finali ile hayal kırıklığına uğratan dizi dark ve diğeri tabii ki pos bıyıklarına maniler dizdiğimin filozofu nietzsche.
dark dizisi, niçe’nin “böyle buyurdu zerdüşt” kitabında anlattığı bengi dönüş veya edebi tekerrür bakışını ortaya koyduğu ama finali ile bu görüşten uzaklaştığı bir yapımdır. nedeni ise nietzsche’nin, bengi dönüş görüşünün olabilmesi için en büyük engel olarak gördüğü tanrı’yı ortadan kaldırmasıdır. tanrı varsa, bir tekerrür mümkün değildir. dolayısıyla nietzsche tanrı’yı öldürür.
ancak dizi içerisinde bir sahne vardır ki, bir tartışma konusu yaratır. diziyi izleyenler hatırlayacaktır. konu 33 yılda bir yaşanan ve tekrarlanan yaşamları anlatır. ancak konuyu götürüp “adam und eva” (adem ile havva) ya bağlamak işin tadını en azından benim için kaçırmıştır. dizi her ne kadar nükleer santraller ve büyük patlamaya göz kırpsa da, konu bir türlü oraya vardırılmaz.
efendim bahsettiğim sahne şudur; adam genç hali jonas ile buluşur. ve kendi genç haline sorar “insanlar neden bir tanrı’ya inanırlar?” bu soruya genç jonas cevap veremez. adam cevabı verir “çünkü insanlar bir yalana inanmak isterler.” de hadi buyrun tartışmaya.
efendim konu çok uzun, ancak karşı görüş koymadan bitirmeyelim. nietzsche bengi dönüş ile hayatın tekrarlardan ibaret olduğunu altını doldura doldura çizer. karl marx ise “değişmeyen tek şey değişimdir görüşünden, değişmez olan şey hareketin kendisidir” der. de hadi buna da buyrun. konu uzar dostlar benden bu kadar.
(bkz: karl marx)
(bkz: toplumsal değişme teorisi)
ve böyle bitirir yazısını ozgur1ey.
ve böyle buyurdu; @kuzguncuktaki vişne ama ve fakat güzel buyurmuş.
yazı içerisinde sevdiğim iki konuya değinilmesi nedeniyle iki satır laf etme hakkını kendimde buldum. hem ne demişler? “hak verilmez, yazılır”
ilki beni finali ile hayal kırıklığına uğratan dizi dark ve diğeri tabii ki pos bıyıklarına maniler dizdiğimin filozofu nietzsche.
dark dizisi, niçe’nin “böyle buyurdu zerdüşt” kitabında anlattığı bengi dönüş veya edebi tekerrür bakışını ortaya koyduğu ama finali ile bu görüşten uzaklaştığı bir yapımdır. nedeni ise nietzsche’nin, bengi dönüş görüşünün olabilmesi için en büyük engel olarak gördüğü tanrı’yı ortadan kaldırmasıdır. tanrı varsa, bir tekerrür mümkün değildir. dolayısıyla nietzsche tanrı’yı öldürür.
ancak dizi içerisinde bir sahne vardır ki, bir tartışma konusu yaratır. diziyi izleyenler hatırlayacaktır. konu 33 yılda bir yaşanan ve tekrarlanan yaşamları anlatır. ancak konuyu götürüp “adam und eva” (adem ile havva) ya bağlamak işin tadını en azından benim için kaçırmıştır. dizi her ne kadar nükleer santraller ve büyük patlamaya göz kırpsa da, konu bir türlü oraya vardırılmaz.
efendim bahsettiğim sahne şudur; adam genç hali jonas ile buluşur. ve kendi genç haline sorar “insanlar neden bir tanrı’ya inanırlar?” bu soruya genç jonas cevap veremez. adam cevabı verir “çünkü insanlar bir yalana inanmak isterler.” de hadi buyrun tartışmaya.
efendim konu çok uzun, ancak karşı görüş koymadan bitirmeyelim. nietzsche bengi dönüş ile hayatın tekrarlardan ibaret olduğunu altını doldura doldura çizer. karl marx ise “değişmeyen tek şey değişimdir görüşünden, değişmez olan şey hareketin kendisidir” der. de hadi buna da buyrun. konu uzar dostlar benden bu kadar.
(bkz: karl marx)
(bkz: toplumsal değişme teorisi)
ve böyle bitirir yazısını ozgur1ey.
devamını gör...
yazarların engellediği yazar adedi
engellesen ne değişiyor ki? değişen birşey olmadığı için engellemenin de pek bir anlamı kalmıyor yani.
devamını gör...
geceye bir şener şen repliği bırak
“yaptım ama hele bi sor niye yaptım.”
devamını gör...
geceye bir alıntı bırak
“zayıflığımızı belli etmek istemediğimizde iyiyim deyip geçiştiririz.”
josé saramago - körlük
josé saramago - körlük
devamını gör...
normal sözlük'te doğru düzgün tespit yapan yazar olmaması
bunun temel sorumlusu yönetimdir; çünkü:
(1) kendince bir format belirlemiş olsa da aykırı davranan yazarlara bütün ikazlarımıza rağmen ısrarla göz yummaktadır. sözlük, "format, burayı forumlardan ayıran en belirgin kuraldır." demiştir. (ancak sol frame, forumsal başlık ve tanımlarla kaynamaktadır ve her geçen gün bunların sayısı artmaktadır.)
(2) sözlük bu durumu, "kimsenin neyi, nasıl söyleyeceğine karışamayız" diyerek kendince meşrulaştırmaktadır. (ancak kendini kandırmaktadır.)
(3) kafa sözlük, az zamanda çok yol almak istemektedir. (bu mümkün değildir.)
(4) "doğru düzgün tespitler", doğru düzgün sözlüklerde olur. kafa sözlük ise sanki yerini sözlük camiası içinde "eğlence" tandanslı bir sözlük olarak belirlemiş gibi gelmektedir. nitekim geçmişte moderasyondan "sipariş üzerine" bir konu hakkında tanım yazmam istenmiş, gönderdiğim içerik, yeterince "eğlenceli" bulunmamıştır. (bu düşüncemizin karinesi budur.)
(5) kafa sözlük'te (siyasi içerikli) tespit yapan başlık ve içeriklerimiz, görünmez bir el tarafından akıştan silinmektedir. nitekim bu husus, başka yazarların da ilgisini çekmiş ve şikayet konusu olmuştur. moderasyon, bununla ilgili savunma veya karşıt bir argüman sunamamıştır. (sükut ikrardan gelir.)
(6) kafa sözlük'te kısa süre içinde yazar olabilmiş kişilerin kapasitesi "doğru düzgün tespit" yapmak için kifayetsizdir. (önüne gelen yazar olursa olacağı da budur.)
(1) kendince bir format belirlemiş olsa da aykırı davranan yazarlara bütün ikazlarımıza rağmen ısrarla göz yummaktadır. sözlük, "format, burayı forumlardan ayıran en belirgin kuraldır." demiştir. (ancak sol frame, forumsal başlık ve tanımlarla kaynamaktadır ve her geçen gün bunların sayısı artmaktadır.)
(2) sözlük bu durumu, "kimsenin neyi, nasıl söyleyeceğine karışamayız" diyerek kendince meşrulaştırmaktadır. (ancak kendini kandırmaktadır.)
(3) kafa sözlük, az zamanda çok yol almak istemektedir. (bu mümkün değildir.)
(4) "doğru düzgün tespitler", doğru düzgün sözlüklerde olur. kafa sözlük ise sanki yerini sözlük camiası içinde "eğlence" tandanslı bir sözlük olarak belirlemiş gibi gelmektedir. nitekim geçmişte moderasyondan "sipariş üzerine" bir konu hakkında tanım yazmam istenmiş, gönderdiğim içerik, yeterince "eğlenceli" bulunmamıştır. (bu düşüncemizin karinesi budur.)
(5) kafa sözlük'te (siyasi içerikli) tespit yapan başlık ve içeriklerimiz, görünmez bir el tarafından akıştan silinmektedir. nitekim bu husus, başka yazarların da ilgisini çekmiş ve şikayet konusu olmuştur. moderasyon, bununla ilgili savunma veya karşıt bir argüman sunamamıştır. (sükut ikrardan gelir.)
(6) kafa sözlük'te kısa süre içinde yazar olabilmiş kişilerin kapasitesi "doğru düzgün tespit" yapmak için kifayetsizdir. (önüne gelen yazar olursa olacağı da budur.)
devamını gör...
