yazarların yakın gelecekteki hayali
bol bol gezmek ülke ülke şehir şehir.
devamını gör...
kedi uzanamadığı ciğere murdar dermiş
sözlükte ki bir çok yazarı anlatan söz. tanımı beğeni almaz gelir burada dandik tanımlar çok beğeni alıyor vik vik vik diye öter en basitinden.
oysa kendisi bir israf, esas dandik olan kendi şahsiyeti, onun hiç farkında değil.
oysa kendisi bir israf, esas dandik olan kendi şahsiyeti, onun hiç farkında değil.
devamını gör...
eski sevgiliden gelen anlamsız mesajlar
yok ablacım o tren kaçtı diye cevap verilmesi gerekir. oh gez dolaş eğlen mutlu olmaya çalış olamayınca geri gel yok öyle iş.
devamını gör...
isa'ya göre incil
dün gece bitirdiğim jose saramago’ya ait eser.
bu kitaptan biraz uzun bahsedeceğim, çünkü kitabı okumak da oldukça zamanımı aldı. zamanımı almasının nedeni, yazarın dili değil veya kitabın kalınlığı da değil. kitabı hakkıyla anlayabilmek için, kitapta bahsi geçen konuları da okumak istedim. çünkü yazar yanlış hatırlamıyorsam 2-3 yerde , okuduğunuz kitap incildir ,diye belirtmiş. bu yüzden de karşılaştırma ihtiyacı duydum. kitabı okuyacak olanlar için, şu ufak araştırmaları da yapıp, şu başlıklarda topladım:
(bkz: matta incili)
mika kitabı
hirodes
hirodes antipa
öncelikle neden aforoz edildiğini anlıyoruz okudukça. isa’yı insanlaştırmış olması ve insani zevkleri, arzuları, korkuları da onu anlatırken kullanması tepki almasına neden olmuştu. ama kitabın sonlarına geldiğimizde, yazarın asıl derdinin isa değil, tanrı olduğunu görüyoruz. beytüllahim katliamı sonrası ( hirodes başlığında bahsettim) , şu isyan göze çarpıyor:
tanrı, bir kılıçla masum arasına giremiyorsa; o tanrı ne işe yarıyor
buradan ve sonlara doğru, isa, şeytan ve tanrının kayıkta buluşmaları bölümünde de bunu daha net anlıyoruz.
tanrı şeytan’ın barışma ve dünyadan kötülüğü çekme teklifini reddettikten sonra şunu söylüyor:
….elimden gelse seni daha kötü yapardım. çünkü,benim sunduğum iyilik, senin sunduğun kötülük var olmadıkça var olamaz. eğer sen bitersen, ben de biterim. şeytan şeytan olmadıkça, tanrı da tanrı olamaz.
bir de şu bölüm var ki burada da tanrı düşmanlığı görünüyor. şeytan ile 4 yıl çobanlık yapan isa ( bu arada yazar 4 yıl demiş ama kutsal kitaplarda 40 gün, şeytanın isa’yı ayartmaya çalışmasından bahseder), yanlışlıkla öldürdüğü kuzu üzerinden şu konuşmayı yapıyorlar:
…köleler bize hizmet etmek için doğuyorsa, içlerini açıp kölelik içlerindemi bakmamız lazım. kralın da içini açıp,krallık içinde mi var bakmalıyız. bir gün şeytanla karşılaşırsak ve içini açmamıza izin verirse, bahse girerim ki içinden tanrı çıkacak,şaşıp kalacağız.
buradan da anlıyoruz ki kitapta yazarın asıl eleştridiği tanrı kavramı. isa’yı yine mucizeler yapan bir tanrı oğlu olarak resmediyor. yukarda bahsettiğim gibi kitapta, incilden alıntıladığını ve hatta ‘elinizdeki incil’ kavramını kullandığı görülüyor. anlattıklarının dayanağının çoğu (bkz: matta incili)’nde geçiyor. ama bazı durumlar değiştirilmiş tabi, bunu yazar kendi zevkine göre mi değiştirdi, yoksa matta harici başka bir kaynak mı kullandı bilemiyorum.
kitabın asıl amacı dediğim gibi sonlarda kayık muhabbetinde anlaşılıyor. tanrı yolunda ölecekler için yazar üşenmemiş 5-6 sayfa ayırmış. burada da din adı altında yaşanan ölümler eleştiriliyor aslında.
kitabın yazım diline gelirsem; saramago bildiğimiz saramago. ama ben dilini çok sade buldum. zaten okumakta zorlandığım (bkz: fil’in yolculuğu) kitabıydı. şöyle diyeyim, okurken, isa ile bastığı topraklara bastım, üzerine yağan yağmuru hissettim, acısını yaşadım, hayal kırıklığını gördüm. yani kitapla birlikte yolculuk ettim. evet gerçekten okunacak bir kitap. ama din hassasiyeti olanlara tavsiye etmiyorum. çünkü jose’un arkasından küfür etmenizi istemem*.
daha yazacak çok şey var hakkında. aklıma geldikçe editlerim. bitirirken şu alıntıyı da ‘tatminsizlik’ çekenler için paylaşayım:
tatminsizlik evladım,insanın kalbine onu yaratan tanrı tarafından konmuştur. kendimden bahsediyorum ama bu tatminsizlik,ki insanı benim benzerim kılar, benim kendi kalbimde doğup büyüdü; zamanla zayıflayacağı yerde gitgide güçlendi; daha baskıcı, daha ısrarcı oldu.
bu kitaptan biraz uzun bahsedeceğim, çünkü kitabı okumak da oldukça zamanımı aldı. zamanımı almasının nedeni, yazarın dili değil veya kitabın kalınlığı da değil. kitabı hakkıyla anlayabilmek için, kitapta bahsi geçen konuları da okumak istedim. çünkü yazar yanlış hatırlamıyorsam 2-3 yerde , okuduğunuz kitap incildir ,diye belirtmiş. bu yüzden de karşılaştırma ihtiyacı duydum. kitabı okuyacak olanlar için, şu ufak araştırmaları da yapıp, şu başlıklarda topladım:
(bkz: matta incili)
mika kitabı
hirodes
hirodes antipa
öncelikle neden aforoz edildiğini anlıyoruz okudukça. isa’yı insanlaştırmış olması ve insani zevkleri, arzuları, korkuları da onu anlatırken kullanması tepki almasına neden olmuştu. ama kitabın sonlarına geldiğimizde, yazarın asıl derdinin isa değil, tanrı olduğunu görüyoruz. beytüllahim katliamı sonrası ( hirodes başlığında bahsettim) , şu isyan göze çarpıyor:
tanrı, bir kılıçla masum arasına giremiyorsa; o tanrı ne işe yarıyor
buradan ve sonlara doğru, isa, şeytan ve tanrının kayıkta buluşmaları bölümünde de bunu daha net anlıyoruz.
tanrı şeytan’ın barışma ve dünyadan kötülüğü çekme teklifini reddettikten sonra şunu söylüyor:
….elimden gelse seni daha kötü yapardım. çünkü,benim sunduğum iyilik, senin sunduğun kötülük var olmadıkça var olamaz. eğer sen bitersen, ben de biterim. şeytan şeytan olmadıkça, tanrı da tanrı olamaz.
bir de şu bölüm var ki burada da tanrı düşmanlığı görünüyor. şeytan ile 4 yıl çobanlık yapan isa ( bu arada yazar 4 yıl demiş ama kutsal kitaplarda 40 gün, şeytanın isa’yı ayartmaya çalışmasından bahseder), yanlışlıkla öldürdüğü kuzu üzerinden şu konuşmayı yapıyorlar:
…köleler bize hizmet etmek için doğuyorsa, içlerini açıp kölelik içlerindemi bakmamız lazım. kralın da içini açıp,krallık içinde mi var bakmalıyız. bir gün şeytanla karşılaşırsak ve içini açmamıza izin verirse, bahse girerim ki içinden tanrı çıkacak,şaşıp kalacağız.
buradan da anlıyoruz ki kitapta yazarın asıl eleştridiği tanrı kavramı. isa’yı yine mucizeler yapan bir tanrı oğlu olarak resmediyor. yukarda bahsettiğim gibi kitapta, incilden alıntıladığını ve hatta ‘elinizdeki incil’ kavramını kullandığı görülüyor. anlattıklarının dayanağının çoğu (bkz: matta incili)’nde geçiyor. ama bazı durumlar değiştirilmiş tabi, bunu yazar kendi zevkine göre mi değiştirdi, yoksa matta harici başka bir kaynak mı kullandı bilemiyorum.
kitabın asıl amacı dediğim gibi sonlarda kayık muhabbetinde anlaşılıyor. tanrı yolunda ölecekler için yazar üşenmemiş 5-6 sayfa ayırmış. burada da din adı altında yaşanan ölümler eleştiriliyor aslında.
kitabın yazım diline gelirsem; saramago bildiğimiz saramago. ama ben dilini çok sade buldum. zaten okumakta zorlandığım (bkz: fil’in yolculuğu) kitabıydı. şöyle diyeyim, okurken, isa ile bastığı topraklara bastım, üzerine yağan yağmuru hissettim, acısını yaşadım, hayal kırıklığını gördüm. yani kitapla birlikte yolculuk ettim. evet gerçekten okunacak bir kitap. ama din hassasiyeti olanlara tavsiye etmiyorum. çünkü jose’un arkasından küfür etmenizi istemem*.
daha yazacak çok şey var hakkında. aklıma geldikçe editlerim. bitirirken şu alıntıyı da ‘tatminsizlik’ çekenler için paylaşayım:
tatminsizlik evladım,insanın kalbine onu yaratan tanrı tarafından konmuştur. kendimden bahsediyorum ama bu tatminsizlik,ki insanı benim benzerim kılar, benim kendi kalbimde doğup büyüdü; zamanla zayıflayacağı yerde gitgide güçlendi; daha baskıcı, daha ısrarcı oldu.
devamını gör...
aşk acısı çekenlere tavsiyeler
aşık olunan kişiden nefret ederek geçer. kişiden kişiye değişir yollar ama bir şekilde etmek lazım. nefret etmek deyince tabi ki onun olduğu yerlerden kaçmak, adını anmamak, onunla yaptığını şeyleri yapmamak, onun her şeyine karşı çıkmak gibi çocukça, saman alevi gibi körükleyici bir nefret değil.
gün gelir ki "ben bunun nesine aşık oldum lan?" demeyi öğrenirsiniz ya da "benim aşık olduğum kişi bu değildi." lafını acınızı bastırmak için değil gerçek anlamda içinizden gelerek diyebilirsiniz.
bir şekilde ya siz değişirsiniz ya da o.
en rahatı uzun süre o kişinin yakınında olmakla olur zaten.
zamanla onun olduğu ortamlarda rahatsız olmamaya, onun söylediklerinden etkilenmemeye, onun için başka herhangi bir kimse için yapmayacağınız şeyleri yapmamaya başlarsınız.
bununla tabi ki ondan zamanında hoşlandığınız gerçeğini yok edemezsiniz ama bu onu unutamadınız anlamına asla gelmez.
yani önemli olan zamanında aşık olduğunuzu bilmeniz değil bunun sizi rahatsız edip etmediğidir.
ve bir gün gelir ki kendisine diyemeseniz de kendinize rahatlıkla diyebilirsiniz ki: "bence artık sen de herkes gibisin."
gün gelir ki "ben bunun nesine aşık oldum lan?" demeyi öğrenirsiniz ya da "benim aşık olduğum kişi bu değildi." lafını acınızı bastırmak için değil gerçek anlamda içinizden gelerek diyebilirsiniz.
bir şekilde ya siz değişirsiniz ya da o.
en rahatı uzun süre o kişinin yakınında olmakla olur zaten.
zamanla onun olduğu ortamlarda rahatsız olmamaya, onun söylediklerinden etkilenmemeye, onun için başka herhangi bir kimse için yapmayacağınız şeyleri yapmamaya başlarsınız.
bununla tabi ki ondan zamanında hoşlandığınız gerçeğini yok edemezsiniz ama bu onu unutamadınız anlamına asla gelmez.
yani önemli olan zamanında aşık olduğunuzu bilmeniz değil bunun sizi rahatsız edip etmediğidir.
ve bir gün gelir ki kendisine diyemeseniz de kendinize rahatlıkla diyebilirsiniz ki: "bence artık sen de herkes gibisin."
devamını gör...
psikoloğa gitmek
ne yazık ki ülkemizde "deli olmak" ile eşdeğer tutulan eylem. oysa nasıl ki elimiz kolumuz, kafamız gözümüz hasta olunca bunların doktoruna gidiyorsak, ruhumuz da yaralanıp berelendiğinde bunun doktoruna gitmek son derece normal.
yalnız dikkatimi çeken şey şu ki, son yıllarda hemen hemen herkesin yolu bir şekilde buraya düşüyor. biz eski toprak olduğumuzdan mı bilinmez, hiç böyle bir ihtiyaç hissetmedim, hisseden pek fazla tanıdığım da yok. belki de ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle umutsuzluk ve karamsarlık boyutları çok yükseldiğinden durum bu hale geldi, bilmiyorum. yani şimdi bu doktorların da işsiz, aç kalmasını istemeyiz tabi ama umarım ihtiyaç duyan fazla insan kalmaz demekten de kendimi alamıyorum.
yalnız dikkatimi çeken şey şu ki, son yıllarda hemen hemen herkesin yolu bir şekilde buraya düşüyor. biz eski toprak olduğumuzdan mı bilinmez, hiç böyle bir ihtiyaç hissetmedim, hisseden pek fazla tanıdığım da yok. belki de ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle umutsuzluk ve karamsarlık boyutları çok yükseldiğinden durum bu hale geldi, bilmiyorum. yani şimdi bu doktorların da işsiz, aç kalmasını istemeyiz tabi ama umarım ihtiyaç duyan fazla insan kalmaz demekten de kendimi alamıyorum.
devamını gör...
sevgi eksikliği
sevgi arsızlarının asla ama asla dayanamayacağı durum. yazıktır günahtır insanları sürüncemede bırakmayın.
devamını gör...
ağır depresyon
mutsuzluk zevk alamama ilgisizlik sinirlilik çaresizlik değersizlik gibi depresif belirtileri tedavi gerektirecek düzeyde şiddetli kişinin günlük yaşama uyumunu ve ilişkilerini bozacak yoğunlukta yaşandığı bir duygu durum bozukluğudur.
devamını gör...
recep tayyip erdoğan
güzelim ülkeyi yiyip bitirmişken insanlar nasıl olur da hala bu adama oy verir dediğim lider. türkiye'den umudu tek adam rejimine "evet" denildikten sonra tamamen kesmişimdir.
ayrıca kendisi icraatlerinden bahsetmekten (aslında gerçekleştirmekten) çok mitinglerde "bay kemal" veya "eeey tanzanya" demekle meşguldür. kuzular koyunlar bu adama "reis" derler genelde. bu size belki (bkz: führer)'i hatırlatır.
ayrıca kendisi icraatlerinden bahsetmekten (aslında gerçekleştirmekten) çok mitinglerde "bay kemal" veya "eeey tanzanya" demekle meşguldür. kuzular koyunlar bu adama "reis" derler genelde. bu size belki (bkz: führer)'i hatırlatır.
devamını gör...
okuduğun kitaptan bir alıntı bırak
"bunalıyoruz çocuk, bunalıyoruz.
biçim veremediğimiz şeylerin
biçimini alıyoruz."
şükrü erbaş, bütün şiirleri -1
kitabı yeni okumuş olmasam da dizeler kapağın üzerine yazıldığı için her gün yeniden görmek zihnimin diplerine kazınmasına sebep oldu artık. bunalıyoruz çocuk, çok ama çok bunalıyoruz.
biçim veremediğimiz şeylerin
biçimini alıyoruz."
şükrü erbaş, bütün şiirleri -1
kitabı yeni okumuş olmasam da dizeler kapağın üzerine yazıldığı için her gün yeniden görmek zihnimin diplerine kazınmasına sebep oldu artık. bunalıyoruz çocuk, çok ama çok bunalıyoruz.
devamını gör...
motosiklet
yanlış binildiğinde motosiklet sürücüye biniyormuş gibi hissettiren araç.
her zaman bir dört tekerden daha dikkatli kullanılması gerekir. motosiklet sürücüsü kendine ne kadar güvenirse güvensin hem diğer sürücülere hem de yola güven olmaz. raşit abi vardı zamanında, şimdi toprağa karıştı. kalkmış gitmiş bir yerlerden karate öğrenmiş. dönmüş sonra köyüne. köyde saldırgan, herkesi ürküten bir köpek var. demiş ki ben bu köpeği yenerim, köylüler demiş yenemezsin. yok demiş raşit abi, ben yenerim, karate biliyorum. ısrar kıyamet. köylüler de razı gelmiş. iyi demişler, salmışlar köpeği adamın üstüne. raşit abi karate hareketlerini yaparken bizim köpek gelmiş ısırmış adamı. köpek karate bilmiyor ki, ısıracak tabi. o hesap.
motosikletten daha önemlisi her zaman ekipmandır benim için. öğrenirken ufacık bir düşmede, devrilmede dahi morlukların, kemik ağrılarının ne kadar kolay oluşabileceğini anlıyor insan. rüzgarı yüzümde hissediyorum, çiçek kokusu alıyorum derken insan kendini diz kapağından, kolundan çakıl taşı ayıklarken bulabilir.
her zaman bir dört tekerden daha dikkatli kullanılması gerekir. motosiklet sürücüsü kendine ne kadar güvenirse güvensin hem diğer sürücülere hem de yola güven olmaz. raşit abi vardı zamanında, şimdi toprağa karıştı. kalkmış gitmiş bir yerlerden karate öğrenmiş. dönmüş sonra köyüne. köyde saldırgan, herkesi ürküten bir köpek var. demiş ki ben bu köpeği yenerim, köylüler demiş yenemezsin. yok demiş raşit abi, ben yenerim, karate biliyorum. ısrar kıyamet. köylüler de razı gelmiş. iyi demişler, salmışlar köpeği adamın üstüne. raşit abi karate hareketlerini yaparken bizim köpek gelmiş ısırmış adamı. köpek karate bilmiyor ki, ısıracak tabi. o hesap.
motosikletten daha önemlisi her zaman ekipmandır benim için. öğrenirken ufacık bir düşmede, devrilmede dahi morlukların, kemik ağrılarının ne kadar kolay oluşabileceğini anlıyor insan. rüzgarı yüzümde hissediyorum, çiçek kokusu alıyorum derken insan kendini diz kapağından, kolundan çakıl taşı ayıklarken bulabilir.
devamını gör...
kadir mısıroğlu
almanya'daki gurbetçileri dolandıran suçtan kurtulmak için deli raporu alan kurduğu şirketle hacca götürdüğü insanların parasını alıp mekke'de bırakıp gelen savaşta ölen askerin yüzüstü düşeni "kafir" diye nitelendiren hz. hüseyin’in katlinde yezid’in hiçbir kabahati yoktur diyerek küfrettiği almanyaya ingiltereye giden birisi anlaşılmayan ruh değil apaçık delidir.
devamını gör...
here comes the rain again
sağolsunlar yukarıda sözleri de linki de paylaşmışlar. evde bağıra bağıra söylüyorum şimdi birazdan komsular şikayete gelicek.
devamını gör...
anne jones
yapılan hızlı okuma yarışmasında dünya birinciliğini elde eden kadındır.
harry potter serisinin 607 sayfalık son kitabını 47 dakikada okuyarak adını duyurmuştur. hızlı okuma yapmanın yolları adına ders vermektedir.
harry potter serisinin 607 sayfalık son kitabını 47 dakikada okuyarak adını duyurmuştur. hızlı okuma yapmanın yolları adına ders vermektedir.
devamını gör...
henry onyekuru
uzun süre galatasaray'da oynuyormuşcasına gidiyor, geliyor ve gollerine kaldığı yerden devam ediyor.
devamını gör...
tiktok hesabı olmayan ezik insan
insan ezik oluşuyla gurur duyar mıydı
duydum işteeeeeee
duydum işteeeeeee
devamını gör...
reçel kokusunun sakinleştirici etkisi
çok güzel, çok mutlu, çok renkli ve bir o kadar da eğlenceli bir çocukluk geçirmiş olan benim gibi ve benim yaşımdaki insanların zaman zaman ihtiyaç duydukları nostaljik ve elzem etkidir.
kahvaltı sofralarında pek yüzüne bakılmasa da kıvamı doğru tutturulur ise tereyağı ya da kaymakla fırından yeni çıkmış ekmek üstünde nefis birliktelik yaşayan bir üründür reçel.
çocukken biz daha uyanmadan önce annemin hazırladığı kahvaltı sofralarında bulunan yabani çilek reçeli beni vazgeçilmezimdi. hala da öyledir benim için. çilek reçelinin kokusu çocukluğumla bağdaştırdığım kokulardan biridir. mis gibi çilek reçeli kokan bir kahvaltı sofrasına uyanmak günün güzel ve sakin geçeceğinin bir işaretidir.
ben henüz çocukluğumu yarılamamışken bir sahil köyünde yaşadığımız zamanlar bizim evin elli metre kadar yukarısında yaşayan dedem mevsimine göre eline ne geçerse reçelini yapardı. dedemi evin bahçesinde büyükçe bir tencerenin başında reçel yaparken görmek çocukluk anılarının önemli ve unutulmaz bir parçasıdır.
işte bu anıların kokusu olan reçel kokusu birçok insan üzerinde de eminim aynı etkiyi bırakmaktadır. bu kadar şekerli bir kokunu insanı sakinleştirmemesi mümkün değildir bence.
belki de tatil günü kahvaltılarının bu kadar sakin olmasının nedeni reçel kokusunun psikolojimiz üzerindeki olumlu etkisidir.
kahvaltı sofralarında pek yüzüne bakılmasa da kıvamı doğru tutturulur ise tereyağı ya da kaymakla fırından yeni çıkmış ekmek üstünde nefis birliktelik yaşayan bir üründür reçel.
çocukken biz daha uyanmadan önce annemin hazırladığı kahvaltı sofralarında bulunan yabani çilek reçeli beni vazgeçilmezimdi. hala da öyledir benim için. çilek reçelinin kokusu çocukluğumla bağdaştırdığım kokulardan biridir. mis gibi çilek reçeli kokan bir kahvaltı sofrasına uyanmak günün güzel ve sakin geçeceğinin bir işaretidir.
ben henüz çocukluğumu yarılamamışken bir sahil köyünde yaşadığımız zamanlar bizim evin elli metre kadar yukarısında yaşayan dedem mevsimine göre eline ne geçerse reçelini yapardı. dedemi evin bahçesinde büyükçe bir tencerenin başında reçel yaparken görmek çocukluk anılarının önemli ve unutulmaz bir parçasıdır.
işte bu anıların kokusu olan reçel kokusu birçok insan üzerinde de eminim aynı etkiyi bırakmaktadır. bu kadar şekerli bir kokunu insanı sakinleştirmemesi mümkün değildir bence.
belki de tatil günü kahvaltılarının bu kadar sakin olmasının nedeni reçel kokusunun psikolojimiz üzerindeki olumlu etkisidir.
devamını gör...


