sevilen insan tipi
her koşulda yüzünden gülümsemesini eksik etmeyen insandır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
boş zamanlarımda pencereden bacağımı uzatıyorum.
bana entel diyenlerin kafasına vururum bu topukla. kızım sana söylüyorum, domestic sen anla
edit: işbu foto kapak fotoğrafıma özenilerek trafiğe kapalı alanda denenmiştir ve zaman içerisinde kendini imha edebilitesi vardır.
edit2: al kırdın, kırdın! sildim gitti.
bana entel diyenlerin kafasına vururum bu topukla. kızım sana söylüyorum, domestic sen anla
edit: işbu foto kapak fotoğrafıma özenilerek trafiğe kapalı alanda denenmiştir ve zaman içerisinde kendini imha edebilitesi vardır.
edit2: al kırdın, kırdın! sildim gitti.
devamını gör...
sokrates
soru soran kişiyi, sorularla yönlendirerek cevaba ulaştıran zeka.
--- alıntı ---
öğrenci:
eğer demokrasi çoğunluğun kararını kabul etmekse, adil olan da bu değil midir? mesela yüz kişinin oy kullandığı bir yerde elli bir kişinin kararına mı uymak daha adil ve doğru olur yoksa kırk dokuz kişinin kararına uymak mı? hem çok mümkündür ki daha çok insanın daha az insandan yanılma ihtimali daha azdır. şu halde sizin demokrasiye karşı çıkmanız doğru olmadığı gibi haklı da sayılmaz.
bunun üzerine sokrates her zaman olduğu gibi soru cevap yöntemini kullanarak o öğrencisine önce sorar.
¦ bize söyler misin bilge olmak mı daha zordur yoksa cahil olmak mı daha zordur?
öğrenci:
¦ elbette ve hiç şüphesiz bilge olmak daha zordur. bilge olmak için çok okumak araştırmak ve yorulmak gerekirken cahil olmak için bir şey yapmaya gerek yoktur.
sokrates:
¦ peki o halde bize yine söyler misin toplumlarda cahil insanların sayısı mı çok olur yoksa bilge insanların sayısı mı çok olur?
öğrenci:
¦ elbette ve hiç şüphesiz cahil insanların sayısı fazla olur.
sokrates:
¦ peki bize yine söyler misin bir gemide yüz yolcu bulunsa geminin nerede-nasıl ve hangi yönde yelken açması gerektiğini kaptan mı daha iyi bilir yoksa o yüz yolcu mu?
öğrenci:
¦ eğer yolcular içinde denizcilik bilgisi olan yoksa pek tabi en iyi bilen kaptandır.
sokrates:
¦ peki o halde diyebilir miyiz ki herkes her konuda karar veremez, herkes bildiği yerde konuşmalı ve her iş ehline verilmeli?
öğrenci:
¦ pek tabi olması gereken budur.
sokrates:
¦ peki o halde bize yine söyler misin kimin hangi konuda bilgili olup olmadığını bilmeden sadece çoğunluk oldukları için kararlarını doğru bulmak adil ve doğru olabilir mi? hem sen de kabul ettin ki bir toplumda cahillerin sayısı bilgelerden hep daha çok olur… ''
--- alıntı ---
--- alıntı ---
öğrenci:
eğer demokrasi çoğunluğun kararını kabul etmekse, adil olan da bu değil midir? mesela yüz kişinin oy kullandığı bir yerde elli bir kişinin kararına mı uymak daha adil ve doğru olur yoksa kırk dokuz kişinin kararına uymak mı? hem çok mümkündür ki daha çok insanın daha az insandan yanılma ihtimali daha azdır. şu halde sizin demokrasiye karşı çıkmanız doğru olmadığı gibi haklı da sayılmaz.
bunun üzerine sokrates her zaman olduğu gibi soru cevap yöntemini kullanarak o öğrencisine önce sorar.
¦ bize söyler misin bilge olmak mı daha zordur yoksa cahil olmak mı daha zordur?
öğrenci:
¦ elbette ve hiç şüphesiz bilge olmak daha zordur. bilge olmak için çok okumak araştırmak ve yorulmak gerekirken cahil olmak için bir şey yapmaya gerek yoktur.
sokrates:
¦ peki o halde bize yine söyler misin toplumlarda cahil insanların sayısı mı çok olur yoksa bilge insanların sayısı mı çok olur?
öğrenci:
¦ elbette ve hiç şüphesiz cahil insanların sayısı fazla olur.
sokrates:
¦ peki bize yine söyler misin bir gemide yüz yolcu bulunsa geminin nerede-nasıl ve hangi yönde yelken açması gerektiğini kaptan mı daha iyi bilir yoksa o yüz yolcu mu?
öğrenci:
¦ eğer yolcular içinde denizcilik bilgisi olan yoksa pek tabi en iyi bilen kaptandır.
sokrates:
¦ peki o halde diyebilir miyiz ki herkes her konuda karar veremez, herkes bildiği yerde konuşmalı ve her iş ehline verilmeli?
öğrenci:
¦ pek tabi olması gereken budur.
sokrates:
¦ peki o halde bize yine söyler misin kimin hangi konuda bilgili olup olmadığını bilmeden sadece çoğunluk oldukları için kararlarını doğru bulmak adil ve doğru olabilir mi? hem sen de kabul ettin ki bir toplumda cahillerin sayısı bilgelerden hep daha çok olur… ''
--- alıntı ---
devamını gör...
gelin ata binmiş ya nasip demiş
allah’ın işine karışılmayacağı, sonucun ne olacağı hiç bir zaman belli olmayacağı anlamındaki atasözü.
bu gün öyle birden aklıma takıldı.
açık anlamı:
gelinin baba evinden ata bindirilerek hazırlanan yeni evine giderken, bütün her şeyin hazır olduğu, bütün işlemlerin tamamlandığı bir pozisyonda dahi evlenip evlenmeyeceği kesin değildir.
hindistan'da bu duruma örnek teşkil edecek düğünler duyuyoruz son zamanlarda.
aslında hindistan'a kadar gitmeye gerek yok. internetin icatıyla ulaşılması kolaylaşan sosyal medya sayesinde sadece yazışmaların devrinin hakim olduğu, bu dönem için söylenmiş bir atasözü gibidir.
hiç belli olmaz anlamına da gelir.
bu gün öyle birden aklıma takıldı.
açık anlamı:
gelinin baba evinden ata bindirilerek hazırlanan yeni evine giderken, bütün her şeyin hazır olduğu, bütün işlemlerin tamamlandığı bir pozisyonda dahi evlenip evlenmeyeceği kesin değildir.
hindistan'da bu duruma örnek teşkil edecek düğünler duyuyoruz son zamanlarda.
aslında hindistan'a kadar gitmeye gerek yok. internetin icatıyla ulaşılması kolaylaşan sosyal medya sayesinde sadece yazışmaların devrinin hakim olduğu, bu dönem için söylenmiş bir atasözü gibidir.
hiç belli olmaz anlamına da gelir.
devamını gör...
hereke
deniz kenarında bulunan kocaeli'ne bağlı halıları ile ünlü semt.
içinde 1843 yılında kurulmuş halı fabrikası bulunmaktadır. cumhuriyet döneminde sümerbanka bağlanmış, günümüzde ise müze olarak faaliyet göstermektedir.
bunun haricinde tarihi yapı olarak alman imparatoru kaiser wilhelm köşkü ve surlarının çoğu yıkılmış olan hereke kalesi bulunmaktadır.
kocaeli üniversitesinin eski kampüsü 99 depreminde zarar görmeden önce bir çok fakülte geçici olarak merkezinde bulunan marshall kampüsünde eğitim vermiş, daha sonra da yeni yapılan izmit umuttepe kampüsüne taşınmıştır.
ben de böylelikle umuttepeye taşınmadan önce düşük bir kira ile full deniz manzaralı evde öğrenciliğimin iki senesini burada geçirdim.
içinde 1843 yılında kurulmuş halı fabrikası bulunmaktadır. cumhuriyet döneminde sümerbanka bağlanmış, günümüzde ise müze olarak faaliyet göstermektedir.
bunun haricinde tarihi yapı olarak alman imparatoru kaiser wilhelm köşkü ve surlarının çoğu yıkılmış olan hereke kalesi bulunmaktadır.
kocaeli üniversitesinin eski kampüsü 99 depreminde zarar görmeden önce bir çok fakülte geçici olarak merkezinde bulunan marshall kampüsünde eğitim vermiş, daha sonra da yeni yapılan izmit umuttepe kampüsüne taşınmıştır.
ben de böylelikle umuttepeye taşınmadan önce düşük bir kira ile full deniz manzaralı evde öğrenciliğimin iki senesini burada geçirdim.
devamını gör...
cep telefonu numarasını hiç değiştirmemiş insan
heeaa benim noldu ki, diyerek girdigim baslik.
teknoloji gelismemis olsa, hala ilk edindigim boncuk tuslu 2300’imi* da kullanmaya devam ederdim yuksek ihtimal.
degisim sevmiyorum sozluk, stabilite candir. (dedi sac rengini 2 yildan fazla ayni tutmayan kadin, ironikam be)*
teknoloji gelismemis olsa, hala ilk edindigim boncuk tuslu 2300’imi* da kullanmaya devam ederdim yuksek ihtimal.
degisim sevmiyorum sozluk, stabilite candir. (dedi sac rengini 2 yildan fazla ayni tutmayan kadin, ironikam be)*
devamını gör...
sözlükçülerin evi olunca yapacakları şeyler
ılk işim büyük bir kitaplık yaptırmak olurdu. kendi kutuphanemi yapardım. balkonumu da çeşit çeşit kaktuslerle donatırdım. az ve öz eşyalarla döşerdim. evin her bir duvarını farklı renklerde boyardim.
t: var bir hayalimiz diyeceğimiz başlık.
t: var bir hayalimiz diyeceğimiz başlık.
devamını gör...
karanlıkta uyumak vs loş ışıkta uyumak
zindan karanlığında uyumak gece salgılanan mucizevi hormonlarınızı çoşturacaktır. akıllı olunuz ve bu nimetten 5 telelik bir göz bandı ile nasibinizi alınız. tv ile, herhangi bir ışık hüzmesi eşliğinde kaliteli uyku uyunmaz!
devamını gör...
en tatlı kahvaltı
bir ay orucun üzerine, ramazan bayramı sabahı yapılan, envai çeşit kahvaltılık ile yapılan, özlenen sabah çayına doyulan kahvaltıdır.
ps:kahvaltıyı özlemişim.
ps:kahvaltıyı özlemişim.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
...
en azından üç dil bileceksin
en azından üç dilde
ana avrat dümdüz gideceksin
en azından üç dil
çünkü sen ne tarih ne coğrafya
ne şu ne busun
oğlum mernus
sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.
bedri rahmi eyüboğlu - üç dil
şiirin tamamı
en azından üç dil bileceksin
en azından üç dilde
ana avrat dümdüz gideceksin
en azından üç dil
çünkü sen ne tarih ne coğrafya
ne şu ne busun
oğlum mernus
sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.
bedri rahmi eyüboğlu - üç dil
şiirin tamamı
devamını gör...
anın fotoğrafı
allah için doğa fotoğrafı atmayın artık be.
ağaç görmekten içimiz şişti.
tema vakfında bu kadar ağaç kalmadı hafız. sütyen paylaşsa keşke kızlar sadece.
çöl oldu site çöl. ayıptır.
ağaç görmekten içimiz şişti.
tema vakfında bu kadar ağaç kalmadı hafız. sütyen paylaşsa keşke kızlar sadece.
çöl oldu site çöl. ayıptır.
devamını gör...
the bridge on the river kwai
david lean'in yönetmenliğini yaptığı 1957 yapımı filmdir.
bu film benim için önemli bir filmdir. ancak o kısma daha sonra geleceğim. filmin konusu aslında bilindik bir ''esir kampı'' hikayesi ile şekilleniyor. tabi yılı itibarı ile ilk örneklerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. bir grup ingiliz askeri ikinci dünya savaşı sırasında japonlara esir düşer. esir düşenlerin arasında albay nicholson ve pek çok subayla birlikte yüze yakın er vardır. hikaye ingilizlerin kampa gelmesiyle birlikte albay nicholson'ın, kamp komutanı albay saito'ya savaş esirleri hakkındaki anlaşmayı göstermesi ve bu antlaşmanın şartlarına riayet edilmesini istemesiyle başlar. çünkü bu andan itibaren nicholson ve saito arasında gerek askeri, gerek kişisel anlamda bir sürtüşme yaşanacağını anlıyorsunuz. farklı kuralları olan, yaşama bambaşka noktalardan bakan iki üst rütbeli subayın zihinsel savaşının başladığı an işte bahsettiğim andır. kamp alelade bir kamp değildir. japonların inşaatını tamamlaması gereken bir köprü vardır ve süre kısıtlıdır. köprü 1 ay içerisinde tamamlanmak zorundadır. bu yüzden kamp komutanı saito bütün askerlerin, rütbelilerde dahil çalıştırılmasını istemektedir ve antlaşmayı umursamaz.
albay nicholson ise bu tavır karşısında duruşunu bozmaz. ingiliz albayın inadını kıramayacağını anlayan albay saito. ingilizlerin direncini kırmak ve nicholson'ı küçük düşürmek için onu kampın ortasında, güneşin alnında, küçük bir bir hücreye kapatır. askerler komutanlarının halini ahvalini görmektedir. saito'nun planı tutmamıştır. komutan direndikçe, askerler daha da şevke gelmiş ve işleri iyice yavaştan almaya başlamışlardır. komutanlarının direnci onlarında karşı koyma arzusunu iyice kamçılamıştır. bu gelişme saito'yu daha da gaddarlaştırır. nicholson'dan askerlerine hızlı çalışmaları için emir vermesini ister, şayet bu emri vermezse, yaralıları dahi çalıştıracağını söyleyerek, ingiliz komutanı bir kere daha sınar. ancak nicholson bu şantaja da boyun eğmez. saito çaresiz kalmıştır. bu sinir harbini kimin ,nasıl kazandığını görmek içinse filmi izlemenizde fayda var. *
gelelim benim mevzuya; ben bu filmi hiç yoksa 9-10 kere izlemişimdir. baştan söylemiştim ya benim için yeri farklıdır. filmi izlemeyi seviyorum ama ben asıl askerlerin ıslıkla icra ettiği ezgiye hastayım. rahatlatıcı bir etkisi var benim üzerimde. ne zaman stresli bir durumla ya da sorunla karşılaşsam, bu ezgiyi ıslık olarak öttürmeye başlarım. bu sayede rahatlar, daha hızlı düşünür ve sonuç alınacak hamleyi yaparım. bu ezgi tabiri caizse benim yaşam koçumdur. onun sayesinde sağa sola para dökmeme gerek kalmaz * şuraya o muazzam ıslık konçertosunu bırakıyorum. dinleyiniz ve feyiz alınız*
dinlerken yine eşlik etmeye başladım ve üzerime bir huzur çöktü iyi mi? * direnişin müziğidir aynı zamanda, gaza gelmeden kapatsam iyi olur. daha radyo programını dinleyeceğim. neyse neşet ustayı yakaladım. bahça duvarından aşmam lazım. hadi bana eyvallah...
bu film benim için önemli bir filmdir. ancak o kısma daha sonra geleceğim. filmin konusu aslında bilindik bir ''esir kampı'' hikayesi ile şekilleniyor. tabi yılı itibarı ile ilk örneklerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. bir grup ingiliz askeri ikinci dünya savaşı sırasında japonlara esir düşer. esir düşenlerin arasında albay nicholson ve pek çok subayla birlikte yüze yakın er vardır. hikaye ingilizlerin kampa gelmesiyle birlikte albay nicholson'ın, kamp komutanı albay saito'ya savaş esirleri hakkındaki anlaşmayı göstermesi ve bu antlaşmanın şartlarına riayet edilmesini istemesiyle başlar. çünkü bu andan itibaren nicholson ve saito arasında gerek askeri, gerek kişisel anlamda bir sürtüşme yaşanacağını anlıyorsunuz. farklı kuralları olan, yaşama bambaşka noktalardan bakan iki üst rütbeli subayın zihinsel savaşının başladığı an işte bahsettiğim andır. kamp alelade bir kamp değildir. japonların inşaatını tamamlaması gereken bir köprü vardır ve süre kısıtlıdır. köprü 1 ay içerisinde tamamlanmak zorundadır. bu yüzden kamp komutanı saito bütün askerlerin, rütbelilerde dahil çalıştırılmasını istemektedir ve antlaşmayı umursamaz.
albay nicholson ise bu tavır karşısında duruşunu bozmaz. ingiliz albayın inadını kıramayacağını anlayan albay saito. ingilizlerin direncini kırmak ve nicholson'ı küçük düşürmek için onu kampın ortasında, güneşin alnında, küçük bir bir hücreye kapatır. askerler komutanlarının halini ahvalini görmektedir. saito'nun planı tutmamıştır. komutan direndikçe, askerler daha da şevke gelmiş ve işleri iyice yavaştan almaya başlamışlardır. komutanlarının direnci onlarında karşı koyma arzusunu iyice kamçılamıştır. bu gelişme saito'yu daha da gaddarlaştırır. nicholson'dan askerlerine hızlı çalışmaları için emir vermesini ister, şayet bu emri vermezse, yaralıları dahi çalıştıracağını söyleyerek, ingiliz komutanı bir kere daha sınar. ancak nicholson bu şantaja da boyun eğmez. saito çaresiz kalmıştır. bu sinir harbini kimin ,nasıl kazandığını görmek içinse filmi izlemenizde fayda var. *
gelelim benim mevzuya; ben bu filmi hiç yoksa 9-10 kere izlemişimdir. baştan söylemiştim ya benim için yeri farklıdır. filmi izlemeyi seviyorum ama ben asıl askerlerin ıslıkla icra ettiği ezgiye hastayım. rahatlatıcı bir etkisi var benim üzerimde. ne zaman stresli bir durumla ya da sorunla karşılaşsam, bu ezgiyi ıslık olarak öttürmeye başlarım. bu sayede rahatlar, daha hızlı düşünür ve sonuç alınacak hamleyi yaparım. bu ezgi tabiri caizse benim yaşam koçumdur. onun sayesinde sağa sola para dökmeme gerek kalmaz * şuraya o muazzam ıslık konçertosunu bırakıyorum. dinleyiniz ve feyiz alınız*
dinlerken yine eşlik etmeye başladım ve üzerime bir huzur çöktü iyi mi? * direnişin müziğidir aynı zamanda, gaza gelmeden kapatsam iyi olur. daha radyo programını dinleyeceğim. neyse neşet ustayı yakaladım. bahça duvarından aşmam lazım. hadi bana eyvallah...
devamını gör...
sözlükteki sabah sakinliği
gece geç saatlere kadar olan aktifliğin arkasından sabahları sözlüğü sakin görünce anne mottosuyla "akşam yatmak bilmiyorsunuz sabah kalkmak bilmiyorsunuz" diye söylendiğim sakinlik.
devamını gör...
ümitcan uygun'un gözaltına alınması
inşallah serbest kalmaz, cezasını çeker, geç de olsa adalet yerini bulsun.
devamını gör...
kürk mantolu madonna
üniversite sıralarında tanıştığım bir arkadaşın öğrenci evinde bir kenara atılmış görüp izniyle aldığım ve tek solukta bitirdiğim bir sabahattin ali novellası.
devamını gör...




