içimizdeki şeytan
sabahattin ali' nin şaheser eseridir. insanın kendi iç dünyasıyla hesaplaşmasını çok güzel bir dille yazıya dökmüştür. okunması gereken başyapıtlardan bir tanesidir.
devamını gör...
tanrı ile ilgili ateistlerin müslümanlardan daha çok başlık açmasının nedeni
inkarcılar mı kim o inkarcılar, tabi ufacık eleştiri size göre inkara giriyor. allah seni ne yapmasın komik şey.
devamını gör...
üç nokta kullanımının suyunun çıktığı an
üç nokta duyarı da görmedik demezsiniz artık...
t: bana da bi bardak su
t: bana da bi bardak su
devamını gör...
bir erkeği kırmadan ona tipsiz olduğunu söylemek
elimde sigaram başlığa "of of" diye girdim, niye insanların tipiyle bu kadar alakadar oluyorsunuz ki? abi gerçekten kalp gözü açık insanlar bunu önemsemezler ve kişisel gelişimini tamamlamış insanlar.. şimdi bunu yazdım diye bana da çirkin diyeceksiniz, evet öyleyim..
devamını gör...
orta kafa gol radyo yayını
benim değil fakat babamın takım tutma hikayesi:
ısparta'nın küçük bir ilçesinde meydan denilen yerde bir çay ocağı vardı. çay ocağı diyorum, zira kadın erkek herkes gelirdi oraya, maç günleri maç izlenir, kadınlar kısır günü yapar, vatandaş oturur çay içer vs.
babam ilçenin üçbeş polis memurundan biridir o vakitler. o gün de çay ocağında oturmaktadır. şans ki aynı gün kayserispor-galatasaray maçı vardır ve çay ocağında oturan birkaç kişi de onu izlemektedir.*
babam eski sigara içicisidir. ve o gün o çay ocağında yarım saat boyunca süren bir öksürük krizine girer, dengesini kaybeder yere düşer, herkes toplanır başına. o anları "ölüme en yakın hissettiğim an" diye anlatırdı babam.
yıl 2004, babam yerde ölümüne öksürürken gördüğünü hatırladığı tek şey dev ekrandaki kayserispor atağıdır. işte o gün bu gündür babam kayserispor'u tutar. tam o gün yılların içicisi babam sigarayı da tamamen bırakır.
hatırladığım kadarıyla 2004 yılı, kayserispor'un süper lig'de oynadığı ilk yılmış.
bu arada kayseri ile en ufak bağımız yok:)
ısparta'nın küçük bir ilçesinde meydan denilen yerde bir çay ocağı vardı. çay ocağı diyorum, zira kadın erkek herkes gelirdi oraya, maç günleri maç izlenir, kadınlar kısır günü yapar, vatandaş oturur çay içer vs.
babam ilçenin üçbeş polis memurundan biridir o vakitler. o gün de çay ocağında oturmaktadır. şans ki aynı gün kayserispor-galatasaray maçı vardır ve çay ocağında oturan birkaç kişi de onu izlemektedir.*
babam eski sigara içicisidir. ve o gün o çay ocağında yarım saat boyunca süren bir öksürük krizine girer, dengesini kaybeder yere düşer, herkes toplanır başına. o anları "ölüme en yakın hissettiğim an" diye anlatırdı babam.
yıl 2004, babam yerde ölümüne öksürürken gördüğünü hatırladığı tek şey dev ekrandaki kayserispor atağıdır. işte o gün bu gündür babam kayserispor'u tutar. tam o gün yılların içicisi babam sigarayı da tamamen bırakır.
hatırladığım kadarıyla 2004 yılı, kayserispor'un süper lig'de oynadığı ilk yılmış.
bu arada kayseri ile en ufak bağımız yok:)
devamını gör...
kırmızı oje
kullanması güzel çıkarması eziyettir. bu eziyeti azaltmak adına ojeyi sürmeden önce parlatıcı sürmenizi öneririm.
devamını gör...
rett sendromu
kız çocuklarında daha sık görülen x kromozomu üzerindeki mecp2 gen bozukluğu ile ortaya çıkan nörolojik bir rahatsızlıktır. bu insanlarda mental retardasyon dediğimiz olay görülür ve bu insanlarda iletişim becerilerinde zayıflık. el kol hareketlerinde kısıtlıklar ve yürüyüş bozuklukları tarzı olaylar görülür. genetiksel bir hastalık olduğu için tedavisi daha çok bu insanların daha uzun yaşamasına sağlamak yönündedir.
devamını gör...
birini son kez gördüğünü bildiğinde oluşan duygu
annem çocukken gözlerini kapatır yüzümü incelerdi. gözlerimi, kaşımı, alnımı, burnumu, dudaklarımı, elmacık kemiklerimi, saçlarım nereden başlıyor nerede bitiyor..
hepsini..
insan gördüğünü unuturmuş ama dokunduğunu, kalbine resmettiğini unutamazmış.. öyle demişti,
öyleymişte gerçekten..
annemle son vedalaşmamız da çocukken bana yaptığı gibi vedalaştım.. çok çoook özlediğimde kapatırım gözlerimi, boşlukta dolanır ellerim yüzündeki gibi..
oluşan duygu nedir derseniz, olmayan bir şeyi özlemek mide bulantısı gibi geçmek bilmez, sürekli hissettirir kendini..
hepsini..
insan gördüğünü unuturmuş ama dokunduğunu, kalbine resmettiğini unutamazmış.. öyle demişti,
öyleymişte gerçekten..
annemle son vedalaşmamız da çocukken bana yaptığı gibi vedalaştım.. çok çoook özlediğimde kapatırım gözlerimi, boşlukta dolanır ellerim yüzündeki gibi..
oluşan duygu nedir derseniz, olmayan bir şeyi özlemek mide bulantısı gibi geçmek bilmez, sürekli hissettirir kendini..
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük…
ama öyle, serin bir yaz akşamı, güneş ağır ağır batarken gökyüzünü kızıla boyamış, çiçekli, tiril tiril kısa elbisesini giyinmiş güzel bir kadın, sevdiceğinin elini tutmuş sahilde yürürken, levent yüksel’in “beni benimle bırak giderken” şarkısını mırıldanıyormuş da; o yanındaki mizah yeteneği gelişmemiş, mel’un cinse mensup beyefendi, “tamam” diyip gitme şakası yaparak tat kaçırmış gibi bir günaydın değil elbet…
yaz gecesi, partnerinizle kafi miktarda demlenilmiş, güzelleşilmiş bir şekilde, ellerinizde cila niyetine soğuk biralarla biraz da yalpa vurarak tenha bir kumsala inilmiş, ateş etrafında bira içip şarkı söyleyen kalabalık bi gruba dahil olunmuş da, nazan öncel’in “gidelim buralardan” şarkısına bağıra bağıra, hoplaya zıplaya eşlik edilmiş gibi bir günaydın…
müthişli bir günaydın…
can çektiren, dip düşüren bir günaydın…
ama öyle, serin bir yaz akşamı, güneş ağır ağır batarken gökyüzünü kızıla boyamış, çiçekli, tiril tiril kısa elbisesini giyinmiş güzel bir kadın, sevdiceğinin elini tutmuş sahilde yürürken, levent yüksel’in “beni benimle bırak giderken” şarkısını mırıldanıyormuş da; o yanındaki mizah yeteneği gelişmemiş, mel’un cinse mensup beyefendi, “tamam” diyip gitme şakası yaparak tat kaçırmış gibi bir günaydın değil elbet…
yaz gecesi, partnerinizle kafi miktarda demlenilmiş, güzelleşilmiş bir şekilde, ellerinizde cila niyetine soğuk biralarla biraz da yalpa vurarak tenha bir kumsala inilmiş, ateş etrafında bira içip şarkı söyleyen kalabalık bi gruba dahil olunmuş da, nazan öncel’in “gidelim buralardan” şarkısına bağıra bağıra, hoplaya zıplaya eşlik edilmiş gibi bir günaydın…
müthişli bir günaydın…
can çektiren, dip düşüren bir günaydın…
devamını gör...
aşı üretse korkmadan alınacak markalar
bim (!)
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük,
"anne çabuk uyan, çok açım, kahvaltı edelim" diyen bir afacan tarafından uyandırıldım. hadi bakalım yumurtaları haşlamaya başlayalım. çayı koyalım yine... yeni hafta başlasın böylece... hepimize hayırlar getirsin, güzel olsun, yormasın, stressiz olsun... bu arada benim gibi henüz ayılamayanlara da filtre kahve gelsin... *
"anne çabuk uyan, çok açım, kahvaltı edelim" diyen bir afacan tarafından uyandırıldım. hadi bakalım yumurtaları haşlamaya başlayalım. çayı koyalım yine... yeni hafta başlasın böylece... hepimize hayırlar getirsin, güzel olsun, yormasın, stressiz olsun... bu arada benim gibi henüz ayılamayanlara da filtre kahve gelsin... *
devamını gör...
lahana bebek
çocukken sahip olduğum en kıymetli nesneydi. ama neticede bir nesneydi. canı, kanı yoktu. benim için en olansa canlar vardı. bu uğurda heba ve hatta feda olacaktı...
güleç, kırmızı kıvırcık saçları her daim güzel kokan* bir lahana bebeğim vardı benim. e bu bana bir yerden tanıdık geliyor? neyse neyse, çık bu kanaldan miko. bitirdin şimdilik bu meseleleri sen. bir sonraki problemli dönemine kalsın tahlili.
ilkokul 1. sınıfa başlama hediyesi olarak teyzem bana ve benden 5 yaş büyük ablama birer lahana bebek almıştı. güleç ve sena. benimki yenidoğan boyutunda onunkiyse devasa ve şişko. şişko bebek mi olur? sena şişkoydu. çilleri vardı ve saçları da turuncuydu. sena kendi adını bebeğine de koyacak kadar aslan burcu bir birey, ben ise "ne olsun ki bunun adı" diye bir boy büyük ablasının peşinden 3 gün boyunca koşturan bir depresyonlu anne yavrusu. benim ilgi makinem benden 9 yaş büyük olan büyük ablamdı. o zamanlar liseli. aşığım, hayranım. dünden razı olduğu küçük annelik misyonunu layıkıyla yerine getiren büyük ablama lahana bebek alınmamıştı tabi ki. çaktırmasa da, bugün anlıyorum, biraz bozuldu buna. onun hediyesi neydi çok iyi anımsamıyorum. ama ya bir klasikler serisiydi ya da ingilizce dil öğrenme kitapları. akademik bir şeyler olduğu kesin. detayını hatırlayamıyorum, sorup öğrenmem lazım. ne var ki bu anlatacağım hikayeyi ablama hatırlatmak istemiyorum. bunun gibi bir tana daha var. hatırlaması bana olduğundan daha büyük yük olur ona. o yüzden biz de n'apalım buraya döküyoruz içimizi. biz kimdik? hatırlatalım: biz üç kişiydik. hangimiz kimiz pek emin olmasak da en az üçüz. şimdilik.
- abla hadi yaa, bul bir şey. bebeğimi adıyla sevmek istiyorum.
- tamam düşünüyorum miko. zorlama beni, en güzelini bulalım.
bu cevabı çok iyi hatırlıyorum. zaten ben bu kadınla ilgili birçok şeyi çok iyi hatırlıyorum. en güzelini bulalım. sen ne bulursan en güzeli olurdu a benim şaşkınım... bana göre senden gelen her şey en güzeliydi. en güzel olan sendin çünkü. sonunda buldu. daha iyisi olamazdı. bebeğim artık yoluna adıyla devam edecekti. güleç. canım güleç. ah güleç.
bana geldiği ilk gün diğer tüm oyuncaklarımın, yalvar yakar aldırdığım barbie evimin bile pabucunu dama attım hiç acımadan. her yere güleçle gittim, hep güleçle oynadım, onu üçümüzle de tanıştırdım. onunla uyudum, onunla uyandım. yemek masasına güleç için sandalye koydum. ben neredeysem güleç oradaydı. güleç hayatımın ayrılmaz bir parçasıydı. kırmızı saçlarının rengi bir ton açılmadı, kokusu asla kaybolmadı. dünyanın en kaliteli bebeği falan mıydı acaba? bilemiyorum. ama benim hayatımın merkezine gelip oturmuştu. ondan eminim. peki ya ablam? o bu hikayenin neresinde? benden de güleç'ten de daha merkezinde. anlatıyorum...
isim anasıydı, ananesiydi aslında. resimde gerçek annem hiç yok farkındaysanız. çamaşır suyuyla duvarları falan siliyordu o dönem haftada üç kez. yapacak iş bulamadığında henüz bekar olan teyzemin çeyizlerini gardrobun üstünden indirip, yıkayıp, kolalayıp, ütülüyordu falan. öyleli. çok yıllar sonra, ilgi çekmek için yaptığım çok yanlış bir şeyden hemen sonra, canını yakmak pahasına beni seviyor musun diye sorup durumu olduğundan daha kaotik bir hale getirmeme sebep olan çeşitli tutum ve davranışlar içerisindeydi yani. kendisi bunu hiç kabul etmese de. canı sağolsun.
- ben seni aldıracaktım miko. zor ikna ettiler beni. annem sütümü helal etmem sana dedi de öyle kabul ettim doğurmayı. o yüzden senin göbek adın ananenin adı.
hıhm oldu. anca bu kadar oldu işte.
ben henüz insanların çaktırmamaya çalışarak kırılabildiklerini anlayabilecek olgunlukta değildim tabi. mutlaka çeşitli şekillerde meramını anlatmaya çalışmıştır ablam bana. dans eden insan gördüğünde gözleri dolan, sanatçı ruhlu, duygularıyla var olan bir insan benim ablam. nasıl dışavurmamış olabilir sindirememişliğini. ben okuyamadım. bedelini ise kısa bir süre sonra herkes ödeyecekti.
araları geçiyorum. güleçle çok güzel anılarımız var. belki daha keyifli bir yazının konusu olurlar daha sonra. asıl meseleye geleyim.
beni tabi ki, tahmin edebileceğiniz üzere ablam yıkardı. bir hafta sonu, akşam yemeğinden sonra, banyo yaptırdı bana. sonrasındaki çok sevdiğimiz saç tarama ritüelimiz esnasında -saçlarının kıvırcık olmasından nefret eden küçük miko'nun hala ıslak olan saçlarını dümdüz tarayıp çeşitli tokalar, kurdeleler ile düz saç modelleri yapmak suretiyle fotoğraflarını çekmek*- kucağımda olan güleç'in ne kadar muhteşem bir bebek olduğunu dinledi uzun uzun. ritüel bitti. güleç yatağa yatırıldı. ben de yattım yanına. ablam son öpücüğünü verip ışığı kapatıp çıkacaktı ki odadan yine güleç ile ilgili bir şey dedim ben, o da "eeehh bıktım bu bebekten, hep güleç hep güleç" dedi ve yanımda yatmakta olan güleç'i alıp yere fırlattı. tabi ki çok şaşırdım ve çok üzüldüm. ağladım. sakinleştirdi beni. özür diledi. güleç'i yerden aldı, ondan da özür diledi. yanıma yatırdı tekrar. ve gece bitti. muhtemelen ağlayarak uykuya daldım. o geceye dair onun güleç'i yere attığı andan sonrası çok yok bende.
ben sabahçıydım. o tam gün gidiyordu okula. ertesi gün okuldan gelince koşa koşa odama gittim. güleç'i aldım. öptüm. saçlarını kokladım. sonra da sobaya attım. güleç yandı. ev plastik koktu diye annem çok kızdı. ablam da okuldan gelince saatlerce ağladı. ben iyi bir şey yapmaya çalışmıştım. sevinir zannetmiştim. çok üzüldü. hiç anlamadım.
keşke daha sonra da anlamasaydım.
özür dilerim abla. özür dilerim miko. özür dilerim güleç.
güleç, kırmızı kıvırcık saçları her daim güzel kokan* bir lahana bebeğim vardı benim. e bu bana bir yerden tanıdık geliyor? neyse neyse, çık bu kanaldan miko. bitirdin şimdilik bu meseleleri sen. bir sonraki problemli dönemine kalsın tahlili.
ilkokul 1. sınıfa başlama hediyesi olarak teyzem bana ve benden 5 yaş büyük ablama birer lahana bebek almıştı. güleç ve sena. benimki yenidoğan boyutunda onunkiyse devasa ve şişko. şişko bebek mi olur? sena şişkoydu. çilleri vardı ve saçları da turuncuydu. sena kendi adını bebeğine de koyacak kadar aslan burcu bir birey, ben ise "ne olsun ki bunun adı" diye bir boy büyük ablasının peşinden 3 gün boyunca koşturan bir depresyonlu anne yavrusu. benim ilgi makinem benden 9 yaş büyük olan büyük ablamdı. o zamanlar liseli. aşığım, hayranım. dünden razı olduğu küçük annelik misyonunu layıkıyla yerine getiren büyük ablama lahana bebek alınmamıştı tabi ki. çaktırmasa da, bugün anlıyorum, biraz bozuldu buna. onun hediyesi neydi çok iyi anımsamıyorum. ama ya bir klasikler serisiydi ya da ingilizce dil öğrenme kitapları. akademik bir şeyler olduğu kesin. detayını hatırlayamıyorum, sorup öğrenmem lazım. ne var ki bu anlatacağım hikayeyi ablama hatırlatmak istemiyorum. bunun gibi bir tana daha var. hatırlaması bana olduğundan daha büyük yük olur ona. o yüzden biz de n'apalım buraya döküyoruz içimizi. biz kimdik? hatırlatalım: biz üç kişiydik. hangimiz kimiz pek emin olmasak da en az üçüz. şimdilik.
- abla hadi yaa, bul bir şey. bebeğimi adıyla sevmek istiyorum.
- tamam düşünüyorum miko. zorlama beni, en güzelini bulalım.
bu cevabı çok iyi hatırlıyorum. zaten ben bu kadınla ilgili birçok şeyi çok iyi hatırlıyorum. en güzelini bulalım. sen ne bulursan en güzeli olurdu a benim şaşkınım... bana göre senden gelen her şey en güzeliydi. en güzel olan sendin çünkü. sonunda buldu. daha iyisi olamazdı. bebeğim artık yoluna adıyla devam edecekti. güleç. canım güleç. ah güleç.
bana geldiği ilk gün diğer tüm oyuncaklarımın, yalvar yakar aldırdığım barbie evimin bile pabucunu dama attım hiç acımadan. her yere güleçle gittim, hep güleçle oynadım, onu üçümüzle de tanıştırdım. onunla uyudum, onunla uyandım. yemek masasına güleç için sandalye koydum. ben neredeysem güleç oradaydı. güleç hayatımın ayrılmaz bir parçasıydı. kırmızı saçlarının rengi bir ton açılmadı, kokusu asla kaybolmadı. dünyanın en kaliteli bebeği falan mıydı acaba? bilemiyorum. ama benim hayatımın merkezine gelip oturmuştu. ondan eminim. peki ya ablam? o bu hikayenin neresinde? benden de güleç'ten de daha merkezinde. anlatıyorum...
isim anasıydı, ananesiydi aslında. resimde gerçek annem hiç yok farkındaysanız. çamaşır suyuyla duvarları falan siliyordu o dönem haftada üç kez. yapacak iş bulamadığında henüz bekar olan teyzemin çeyizlerini gardrobun üstünden indirip, yıkayıp, kolalayıp, ütülüyordu falan. öyleli. çok yıllar sonra, ilgi çekmek için yaptığım çok yanlış bir şeyden hemen sonra, canını yakmak pahasına beni seviyor musun diye sorup durumu olduğundan daha kaotik bir hale getirmeme sebep olan çeşitli tutum ve davranışlar içerisindeydi yani. kendisi bunu hiç kabul etmese de. canı sağolsun.
- ben seni aldıracaktım miko. zor ikna ettiler beni. annem sütümü helal etmem sana dedi de öyle kabul ettim doğurmayı. o yüzden senin göbek adın ananenin adı.
hıhm oldu. anca bu kadar oldu işte.
ben henüz insanların çaktırmamaya çalışarak kırılabildiklerini anlayabilecek olgunlukta değildim tabi. mutlaka çeşitli şekillerde meramını anlatmaya çalışmıştır ablam bana. dans eden insan gördüğünde gözleri dolan, sanatçı ruhlu, duygularıyla var olan bir insan benim ablam. nasıl dışavurmamış olabilir sindirememişliğini. ben okuyamadım. bedelini ise kısa bir süre sonra herkes ödeyecekti.
araları geçiyorum. güleçle çok güzel anılarımız var. belki daha keyifli bir yazının konusu olurlar daha sonra. asıl meseleye geleyim.
beni tabi ki, tahmin edebileceğiniz üzere ablam yıkardı. bir hafta sonu, akşam yemeğinden sonra, banyo yaptırdı bana. sonrasındaki çok sevdiğimiz saç tarama ritüelimiz esnasında -saçlarının kıvırcık olmasından nefret eden küçük miko'nun hala ıslak olan saçlarını dümdüz tarayıp çeşitli tokalar, kurdeleler ile düz saç modelleri yapmak suretiyle fotoğraflarını çekmek*- kucağımda olan güleç'in ne kadar muhteşem bir bebek olduğunu dinledi uzun uzun. ritüel bitti. güleç yatağa yatırıldı. ben de yattım yanına. ablam son öpücüğünü verip ışığı kapatıp çıkacaktı ki odadan yine güleç ile ilgili bir şey dedim ben, o da "eeehh bıktım bu bebekten, hep güleç hep güleç" dedi ve yanımda yatmakta olan güleç'i alıp yere fırlattı. tabi ki çok şaşırdım ve çok üzüldüm. ağladım. sakinleştirdi beni. özür diledi. güleç'i yerden aldı, ondan da özür diledi. yanıma yatırdı tekrar. ve gece bitti. muhtemelen ağlayarak uykuya daldım. o geceye dair onun güleç'i yere attığı andan sonrası çok yok bende.
ben sabahçıydım. o tam gün gidiyordu okula. ertesi gün okuldan gelince koşa koşa odama gittim. güleç'i aldım. öptüm. saçlarını kokladım. sonra da sobaya attım. güleç yandı. ev plastik koktu diye annem çok kızdı. ablam da okuldan gelince saatlerce ağladı. ben iyi bir şey yapmaya çalışmıştım. sevinir zannetmiştim. çok üzüldü. hiç anlamadım.
keşke daha sonra da anlamasaydım.
özür dilerim abla. özür dilerim miko. özür dilerim güleç.
devamını gör...
ahmet ümit
türk yazarlarından biridir. kitapları arasında sadece patates anayı okumama rağmen diğer kitaplarının da başarılı olduğunu düşündüğüm bir yazardır. diğer romanlarını da fırsatım olduğunda okuyacağım bir yazardır.
devamını gör...
demir eksikliği anemisi
boğuştuğum anemi.eksikliği can sıkar,halsiz bırakır.
devamını gör...
gerçek yıkıkların hala uyumaması
şurada kalan üç beş kişiyiz bu saatte.
gerçek yıkık biziz bence.
yıkıldım şu an.
ama silerim bu entryi o ayrı.
gerçek yıkık biziz bence.
yıkıldım şu an.
ama silerim bu entryi o ayrı.
devamını gör...
sekspiyonaj
cinsellik ve romantizm gibi ögeleri kullanarak casusluk yapmaya denir. istihbarat örgütleri, kadın ya da erkek casuslarını bu şekilde de kullanarak bilgi edinirler ve istedikleri kişilerde itibar kaybı oluşturabilirler. bu kişiler de manipülasyona oldukça açık hale gelir. bu duruma "bal tuzağı" adı verilir.
eğer toplumda bilinir kişilerin -özellikle siyasiler ve iş insanları- ani çizgi değişiklikleri söz konusuysa, burada bal tuzağı söz konusu olabilir. tarihte ve günümüzde birçok örneği vardır. bu konuda mata hari, tarihte bilinen en iyi kadın casuslardan biridir.
eğer toplumda bilinir kişilerin -özellikle siyasiler ve iş insanları- ani çizgi değişiklikleri söz konusuysa, burada bal tuzağı söz konusu olabilir. tarihte ve günümüzde birçok örneği vardır. bu konuda mata hari, tarihte bilinen en iyi kadın casuslardan biridir.
devamını gör...
navigasyon
günümüzde navigasyon uygulamalarını bilmediğimiz yerlere kolayca gidebilmenin yanında, bildiğimiz yerlere de trafik yoğunluğunu görüp alternatif güzergah bulup daha çabuk gitmek için kullanırız.
navigasyon uygulamaları bir bölgenin trafik yoğunluğunu o bölgedeki baz istasyonlarına sinyal gönderen cihazların sayısına ve gps verilerine göre belirlemektedir.
sistemin yanıltılabileceğini göstermek isteyen simon beckert isimli alman bir vatandaş satın aldığı 99 adet ikinci el cep telefonu ile beraber dolaştığı boş yolları google haritaların yoğun trafik durumunda göstermesi ile sistemin manipüle edilebileceğini göstermiştir.
deneyimini paylaştığı videoyu izleyebilirsiniz.
kaynak
navigasyon uygulamaları bir bölgenin trafik yoğunluğunu o bölgedeki baz istasyonlarına sinyal gönderen cihazların sayısına ve gps verilerine göre belirlemektedir.
sistemin yanıltılabileceğini göstermek isteyen simon beckert isimli alman bir vatandaş satın aldığı 99 adet ikinci el cep telefonu ile beraber dolaştığı boş yolları google haritaların yoğun trafik durumunda göstermesi ile sistemin manipüle edilebileceğini göstermiştir.
deneyimini paylaştığı videoyu izleyebilirsiniz.
kaynak
devamını gör...
bir silahınız ve iki merminiz olsaydı kime ateş ederdiniz
-eğer bir silahım ve iki mermim olsaydı ve hitler, bin ladin ve ...... ile aynı odada olsaydık ........ iki kere vururdum.
the office (2005-2013)
noktalı yeri uygun doldurunuz ben başlıyorum:
muhtemelen lise matematik öğretmenime.
edit: aslında üçünü sıraya dizip tek mermiyle hattrickte yapabilirim.
the office (2005-2013)
noktalı yeri uygun doldurunuz ben başlıyorum:
muhtemelen lise matematik öğretmenime.
edit: aslında üçünü sıraya dizip tek mermiyle hattrickte yapabilirim.
devamını gör...
taocu seks
devamını gör...
