3 evlat sahibi bir anne olarak beni etkilemeyecek durum.
ülkenin ortalamasını ben yükselttim zaten.
zamanında çocuk sahibi olmayı tercih etmeyen, hiç çocuk sevmeyen biri olarak yazıyorum, o işler öyle değil.
ilk çocuğumdan sonra anladım evlat sahibi olmanın ne kadar tatlı olduğunu.
dünyanın en tatlı sorumluluğu.
çocuk sahibi olmadığı için dünyası yıkılan bir çok insan tanıdım.
aman, neyse ne denmiyor o zaman.
benim çocuklarımda şu an için çocuk sahibi olmayı evlenmeyi saçma buluyor.
onları çok iyi anlıyorum bende öyleydim.
biri kandırdı mı, gerisi geliyor.
mutlu olacağınız biri sizi kandırsın dilerim.
on sene sonra, bu başlıkta buluşalım.
devamını gör...

neredeyse her gün aklıma düşen bir his. arabayı kullanmayı bir sonra ki gün unutursam? klavye kullanmayı bir kaç saat sonra unutursam ? gibi düşüncelere dalıyorum google'da araştırdığımda (bkz: anskiyete) bozukluğu olarak çıkıyor. ama tam olarakta öyle değil gibi. işin içinden çıkamadım.
devamını gör...

benim ikilemim sevgili meselesi. hem olsun istiyorum hem de olmasın.

olsun istememin sebebi:
hayatıma renk gelebilir, gülüp eğleniriz, birlikte yürüyüşe gideceğim biri olur. belki arada bir kitap verir ‘bak ben bunu okudum, çok sevdim, sende kesin beğenirsin’ diyerek. açarım kitabı içinden bir papatya düşer elime. (tabi böyle muazzam biri bana denk düşerse)

olmasın dememin sebebi:
zamanlarım bana bile yetmiyor onla nasıl ilgileneyim. her ilişki de olduğu gibi tartışmalar, sorunlar, kaos’lar çıkıcak. üstüne bide alışıcaksın, tam da o an ayrılıcak, acı çekiceksin durduk yere.
devamını gör...

mercimek çorbası.
ez evvel içtim. sıçan gibi ıslanmıştım yağmurda. anında ısıttı harika birşey yahu bu.
devamını gör...

konjonktivit halk arasında göz iltihabı olarak dile getirilir.
en basit ev formülü olarak da soğuk çay ile kompres yapılır,
çayın antiseptik özelliğinin kısmı faydasından yararlanılır.
peki nedir özüne konjonktivit ?

konjonktivit,
konjonktivanın yani gözün ön kısmını ve göz kapaklarının içini kaplayan ince hücre tabakasının iltihaplanmasıyla oluşan göz rahatsızlığın a verilen addır.
hastalık büyük rahatsızlığa yol açar ancak ender olarak tehlikeli hale gelir.
çoğu zaman olduğundan daha kötü görünür ki konjonktivit genellikle enfeksiyon sonucu oluşur.
diğer nedenleri arasında alerjiler ve özelikle saman nezlesi konjonktivada ciddi şişmeler oluşturubilir.
konjonktivit,
bakteriyel ve viral olmak üzere iki grupta incelemek mümkündür.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


viral tüm enfeksiyonlarda olduğu gibi viral konjonktivit de antibiyotik tedavisine karşılık vermez,
antiseptik uygulanarak tedavisi sağlanabilir.

ancak bakteriyel konjonktivit aşırı irin akıntısına sebep olmasına rağmen
antibiyotik tedavisine genellikle yanıt verir.


kısmi belirtisi tabi kişiye göre değişkenlik göstererek başlıca,
*göz aklarında kızarma
*batma kaşıntı göz sulanması
*göz kapaklarında çapak ve yapışma diyebiliriz.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


ayrıca kişisel hijyen önlemleri alarak da,
bu tatsız rahatsızlıktan korunmak da mümkündür.

-kendinize ait havlu kullanın ve kimseyle paylaşmayın,
- gözlerinize dokunmadan önce el hijyenine sahip olun,
- gözlerinizi düzenli sıcak suyla yada suni göz yaşı damlaları ile temizleyin.

ve lütfen ilgili birim doktoruna danışmadan asla,
ilaç tedavisi geliştirmeyin.

sağlıkla..*
devamını gör...

rüzgârın sağladığı hareket ile yani kinetik enerjiden elektrik enerjisi elde etmeye yarayan sistem.

çalışma prensibi basitçe şöyledir:
türbinin en üst kısmında, pervanenin rüzgârın olduğu tarafa dönmesini sağlamak için bir rüzgar gülü bulunur.

pervane kanatları kendi eksenleri etrafında da dönebilirler. bir kanadın uzunluğu genellikle 50-60 metre arasındadır. açık deniz türbinlerinde bu uzunluk 100 metreyi geçebilir. kanatlar, rüzgârın içlerinde hareket edebilmesi için eğimli yapılmıştır. bu sayede çok hafif rüzgârlarda bile kanat hareket edebilir ve ağır ağır döner. dönüş hızı, yüksek hızlı rüzgârlarda daha da artacağından kanatlar güvenlik nedeniyle belirli bir hızın üzerine çıkmayacak şekilde ayarlanmıştır. dakikadaki devir sayısı ortalama olarak 10 kadardır.

hareket eden kanat bir şaft aracılığıyla iç mekanizmaya bağlanır. dolayısıyla şaft da kanat ile aynı sürate sahip şekilde döner. bu dönüş elektrik üretmek için yeterli hızda olmadığından şaft ikinci bir ara mekanizmaya bağlanır. dişlilerden oluşan bu mekanizma frekans artırıcı gibi davranarak şaftın hızını yükseltir. mekanizma bu hızı ikinci bir şafta aktarır. burada artık dakikadaki devi sayısı 1500'e eşdeğer hâle getirilmiştir.

ikinci şaftın bağlı olduğu jeneratör, hızlandırılmış şekilde dönen şaftın hareketinden elektrik enerjisi üretir. üretilen enerji türbin boyunca iletilerek yeraltından tesise ulaştırılır. buradan da son kullanıcılara dağıtılır.

rüzgâr türbinleri eğik eksenli, yatay eksenli ya da düşey eksenli olabilir. tesislerde en çok kullanılan tip yatay eksenli olanlar olup %40-45 civarında verimle çalışırlar. genellikle 3 kanatlı pervaneye sahiptir. düşey eksenli olanlarda verim genelde %35'in üzerine çıkmaz. eğik eksenli modellerde ise verim genellikle düşüktür.

temiz bir enerji kaynağı olması avantajının yanında pahalı kurulumu, gürültü ve görüntü kirliliği, sadece kurulduğu kısıtlı bir bölgede ve sadece belirli hava koşullarında kullanılabilmesi gibi dezavantajları da bulunur.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görselin kaynağı
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

en az kamyon arkası sözler kadar mesaj içeren sözlerdir.
yurdum halk edebiyatı zenginlikleridir.
bu memleketin her bir köşede edebiyat yapacak insanı bulunabilir dedirten sözlerdir.
hadi bu sabah gördüğüm çekici edebiyatı görselini atayım tam olsun.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

korku/fantezi edebiyatı ve filmlerine ilgi duyuyorsanız gerisi hikaye, hukuk hakkında iki avukat kardeşten ufuk açıcı şeyler öğrenmek istiyorsanız gereği düşünüldü, saçma ama komik muhabbetlere gülüyorsanız kalt, bilimi çürüttüklerini sanan yobazlardan bıktıysanız yalansavar, yazarların nasıl yazmaya başladıklarını merak ediyorsanız ilk sayfası, araştırma yapmayı seven ve kendini geliştirmiş birinin çeşitli konular hakkındaki özet niteliğinde değerlendirmeleri için fularsız entellik, medyadaki gelişmeleri takip eden ve yeni nesil haberciliğe uyum sağlamış bir grubun fikirlerini öğrenmek için j raporu....
devamını gör...

türkçede sıklıkla biri ötekinin yerine kullanıldığı halde birbirine karıştırılmayan iki sözcük: empati ve sempati. karşılaştırma başlığı burada da açılmış. ben kesinlikle yeterli olduğunu sanmıyorum. nasıl '(bkz: umarsız)' sözcüğü defalarca ve her yerlerde yazdığım halde sürekli yanlış kullanılmaya devam ediyorsa, bu sözcükleri de şimdi buraya yazmış olmam bir şeyi değiştirmeyecek, birbirinin yerine hiç yanlış yapılmıyormuşçasına kullanılmaya devam edilecek.
bir ara bir yerlere galat-ı meşhur lugat-ı fasihten yeğdir sözünün de açıklamasını yapmıştım. yukarıdaki iki sözcük de aslında bir galat-ı meşhur örneği sayılabilir. bu nedenle bırakınız yapılsın, bırakınız kullanılsın diyorum.*
aslında bu başlığı buraya açmamın nedeni bu birbirinin yerine sıklıkla kullanılan iki sözcüğü deşifre etmek değil. yalnızca beni gerçekten güldüren hoş bir videoyu paylaşarak, izleyecek olanların bu ölümlü dünyada birazıcık da olsa gülümsemelerini sağlamak.
ben konuyu burada kesip hemen videoyu paylaşmak istesem de, içimdeki öğretmen 'hayır' diyor. onu dinlemek zorundayım.
şimdi efendim; hepimizin malumu olduğu üzere empati öylesine önemli bir kavramdır ki, batılı okulların müfredatlarında ders olarak okutulmuşluğu vardır.
nedir empati?
kendimizi başkasının yerine koymak. evet, herhangi bir olay ya da durum karşısında, o olayı/durumu yapan ya da 'maruz' kalanın yerine kendimizi koyabilmemiz, onun bakış açısını, nedenlerini görebilmemiz.
hakkında saatlerce konuşulacak, sayfalarca yazılacak bir konu bu. öylesine önemli, öylesine gerekli. hele bizim gibi sürekli ayrıştırıcı, sürekli ötekileştirici toplumlarda.
otistik bireylerin genelden en önemli ayrışan özellikleri empati yapamamaları. yapmak isteseler bile yapamıyorlar. bu nedenle otistikler. ve otistikler aslında toplumun geneli için önemli bir sorun. neredeyse en ufacık bir yanlışta, eğer ki, otistik birey de çok zeki bir bireyse, bir seri katil olasılığı ile karşılaşabiliyoruz. bu konuda bizim toplumumuzda yapılmış çok fazla araştırma yok ama batılı toplumlarda bununla ilgili yapılmış çok fazla araştırma var. (şimdi benden o araştırmaları istemeyiniz lütfen, yapılacak kısa bir google araştırmasında karşınıza pek çok araştırma çıkacaktır eğer ingilizce biliyorsanız.) (gerçi bizde otistik olsan da olmasan da, o başkasından nefret etme güdüsü neredeyse doğar doğmaz geliyor ama o da başka bir yazının konusu olsun.)
ne demiştik, empati çok önemlidir. peki ya sempati?
bizler sempatiyi herhangi bir şeye karşı hoşlanma duygusu olarak alırız, öyle benimsemişizdir. gerçekten sempati bu mudur?
uzun yıllar sempatiyi ben de bu anlamda bildim ve kullandım. ingilizce öğrenmeye başladıktan sonraki süreçte, özellikle yabancı dizileri orijinal dilinde izlerken dikkatimi çekmişti. ingilizce konuşanlar sempati sözcüğünü bizim kullandığımız anlamdan farklı kullanıyorlardı.
neydi bu fark?
onlar 'sempati'yi, gördükleri, duydukları, okudukları her ne ise, o kişi, olay ya da durumu bizzat kendileri tecrübe ediyormuşçasına algılamak anlamında kullanıyorlardı. yani o şey her ne ise onu yaşamak. empatideki gibi kendilerini o kişi gibi düşünmeyip bizzat kendileri olmak. evet, gerçekten zor. çok önemli bir nüans* var çünkü. empatide yargılama yoktur. sempatide ise yargılama vardır ama bu yargı, yargılanan her ne ise o 'şey'e karşı doğrudan olumlamalı bir yargıdır. her iki sözcük de insan olmak için çok gerekli sözcükler. şairin dediği gibi dünyayı hem güzellik hem sevgi kurtaracak diyelim ve bu her yerinden sevgi fışkıran yazımızı bitirelim isterdim. ama henüz değil, daha karpuz kesilmedi. karpuzu kesmeden önce söyleyeceklerimizi bitirelim.
empati sempatiden önce geliyor arkadaşlar. empati kurabilen bireyler sempati duyabiliyor. ve empati sempatiye dönüştüğü zaman tadından yenmiyor. çünkü empatide eylem yok ama sempati de eylem söz konusu. çünkü sempati empatinin eyleme dönüşmüş hali.*
evet şimdi de gelelim karpuzumuza. bu videoyu izleyenlerin arasında gülmeyenler de oldu. ama gülenler çoğunlukta. sanırım gülmeyenlerin gülmeme nedeni empati yapamamalarıydı. empati yapabilselerdi, videodaki durumu bizzat kendileri yaşayarak (yani sempatiyle) kahkaha atabilirlerdi.
(video aslında bir reklam videosu. ama benim şimdiye kadar konusunu bu kadar güzel işlemiş bir reklama rastladığım olmadı. video öncesi bu açıklamayı da boynumun borcu bildim.) iyi seyirler.

devamını gör...

ortaçağda yaşamış olsaydım daha farklı bir tanımlama yapabileceğim sözcük. güncel hali ne yazık ki : karşı cinsten birini seç, kutsallaştır, bunu 1-2 yıl devam ettir, tüket, değersizleştir ve ayrıl. bir süre kendini geliştir ve gelişmiş skillerinle aynı işlemleri bir sonraki karşı cins için tekrar uygula ve buna ölene kadar devam et. 28 yaşına gelince de furyaya katıl, sosyal sebeplerle evlen. 30 yaşında boşan. 36 yaşında ikinci evliliğini yap ve…
devamını gör...

ne güzel olmuş buralar yeni isimler gelmiş
kimi aşıklığı bilmiş kimi içine sindirememiş
aşık hıyari yanan içini yazarmış çoğu zaman
bilinmez onun içi belki de çoktan küllenmiş
devamını gör...

lilith'in türk mitolojisindeki karşılığıdır alkarısı (albastı). farklı tasvirleri olsa da genel kanı upuzun saçları, kocaman memeleri olan çirkin mi çirkin bir cin olduğudur. viranelerde yaşar.

lohusa kadınlara, kırkı çıkmamış çocuklara ve atlara musallat olur. alkarısı kırmızı rengi hiç sevmediğinden yeni doğum yapmış kadınların başına kırmızı kurdele takılır ki bu cadı gelmesin. lohusa kadının odasına; maşa, bıçak gibi eşyalar, çörek otu, nazar boncuğu, süpürge ve eşinin bazı giysileri koyulur. bu eşyaların kırkı çıkmamış bebeklerin ve lohusa annenin ciğeriyle beslenen alkarısını korkutacağı ve anne ve bebeğinin ciğerini sökmekten alıkoyacağı düşünülür. hatta bu nedenledir ki kırkı çıkmamış bebek ve annesi evden çıkmaz, yabancıya gösterilmez. ortak noktalardan anlaşılacağı üzere şamanizm temelli bir mitostur, ayrıca (bkz: şamanizm kökenli türk adetleri).

alkarısı ata binmeyi çok sevdiğinden gözüne kestirdiği ata gece boyunca biner hayvancağızı usandırırmış eskiden. tımar edilen atlar gece bitip sabah oldu mu tüyleri birbirine dolanmış, bitap düşmüş halde bulunurmuş. hatta bu cin midir peri midir bilinmez varlığı, at üzerindeyken yakalayıp hizmetkârı olarak kullananlar bile varmış.*

belirtilerden de anlaşılacağı üzere, alkarısı lohusa humması'ndan başka bir şey değildir ve tıbbın gelişmesiyle birlikte bu cin yüzünü göstermez olmuştur.
devamını gör...

5 senedir resmen hayatımın içinden geçen bölüm.
bitti diyorsun bitmiyor bi yeri iyileştiriyorlar başka bi yerden patlıyor
insallah son gidişlerim olacak artık.
devamını gör...

dan gilroy tarafından yazılıp yönetilen bir filmdir. filmin başrolünde oynadığı çoğu filmi ve oyunculuk yeteneklerini çok beğensem de ismini hem telafuz etmekte hem de yazmakta çok zorlandığım (kopyala yapıştır yapıyorum) jake gyllenhaal oynamaktadır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kariyerini bakır teller çalıp satarak sürdürmeye çalışan ve başarısız olduğu için kendini zavallı ve yalnız bir adam olarak bulan louis bloom daha önce varlığından bile haberdar olmadığı bir iş koluna ani ve anlamsız bir şekilde dahil olmaya karar verir.

bir anda kendini bir serbest çalışan polis muhabiri olarak bulan louis bu konuda var olan imkanlarla yetinmemeyi öğrenir zamanla. bakır çalıp satmak gibi muhteşem başarılı bir kariyerden sonra hiç kimseye bağlı olmasan çalışan serbest muhabirliğe geçiş yapan louis bu işte oldukça başarılı olduğunu fark etmekte de gecikmez.

anlamsız bir önyargı ile başladığım film çok iyi zaman geçirdiğim ve izlerken bazı dünya gerçeklerinin yeniden gözden geçirmek zorunda kaldığı bir esere dönüştü benim için bu filmle birlikte.

film benim için başarıya giden her yolun mübah olup olmadığına dair haklı bir tartışmadır. ve ben öyle olduğunu düşünmeyenlerin tarafındayım.
devamını gör...

çocuklarım, hepinizi aynı seviyorumdur. duruma göre birini muhakkak daha çok seviyordur.
devamını gör...

etliye sütlüye karışmamak. ıslam kolaylık dini olarak bilinse de müslümanlar, etraflarındaki insanların hayatını kolaylaştırmak için çok az şey yapıyor. yapanları takdir ediyor, onlara dualar ediyoruz peki ya biz? hayatı çekilir kılan bir detay bu, dayanışma. birine yardım etmekten, sadaka vermekten bahsetmiyorum; balık tutmayı öğrenmek, o balığı tutmasına vesile olmak. ınsanlar bıkmış birbirinden, tabii bu bıkkınlıkta ülkedeki psikopatlık seviyesinin artışı büyük rol oynuyor hak veriyorum. yine de bizler birbirimizi için varız, birbirimize daha şefkatli yaklaşırsak üç günlük hayat o kadar da gözümüzde büyümez.
devamını gör...

italyan politikacı ve gazeteci. binyıllar geçse bile unutulmayacak adam. çünkü adını tarihe kazıdı. tıpkı augustus gibi. 1922'den 1943'e kadar italya başbakanlığı yaptı. mussolini, duce (lider) olarak tanındı ve faşizmin kurucusu sayıldı. işte mevkisi bu kadar ilerledikten sonra mussolini artık sadece italya başbakanı değildi, hem de italya'nın diktatörüydü. mussolini aslında sosyalist bir politikacı ve avanti! gazetesinde çalışan bir gazeteciydi.

ama 1912 yılında italyan sosyalist partisi'nin ulusal müdürlüğüne üye oldu. fakat partinin tarafsızlık tutumu vardı, buna rağmen mussolini birinci dünya savaşına karşı askeri müdahaleyi savundu. bunun üzerine italyan sosyalist partisinden ihraç edildi, yani üyelikten çıkarıldı. bunun üzerine 1914 yılında mussolini yeni bir gazete, ii popolo d'italia gazetesini kurdu.. ayrıca italyan kraliyet ordusu'nda görev yaptı. fakat 1917 yılında savaş sırasında yaralanınca terhis oldu. mussolini daha sonra herhalde öfkesini alamamış olacak ki italyan sosyalist partisini kınamaya başladı. artık sosyalizmi düşünmüyordu, sadece italyan milliyetçiliğine odaklanmıştı....

mussolini eşitlikçiliğe ama hem de sınıf çatışmasına karşı gelmek istedi ve bunun için faşist hareketi kurdu. 1922 yılında, roma yürüyüşünün ardından mussolini, başbakan olarak atandı. mussolini böylece o zamana kadar bu görevi elinde tutan en genç kişi olmuştu. mussolini, gizli polis aracılığıyla tüm siyasi muhalefeti ortadan kaldırdı ve işçi grevlerini yasakladı. ardından mussolini, yandaşlarıyla birlikte ulusu tek parti diktatörlüğüne dönüştüren bir dizi yasayla iktidarı pekiştirdi.

mussolini 5 yıl içinde hem yasal hem de yasadışı yollarla diktatörlük otoritesi kurmuştu. mussolini, totaliter bir devlet kurmayı arzulamıştı. o, italyan sömürge mülklerini ve faşist nüfuz alanını genişleterek roma imparatorluğunun kadim ihtişamını geri getirmeyi amaçlamıştı. 1920'li yıllarda yunanistan ile yaşanan bir olay üzerine, korfu'nun bombalanması talimatını verdi. arnavutluk üzerinde bir himaye kurdu ve yugoslavya ile yapılan anlaşmalarla fiume şehrini italya devletine dahil etti. 1936 yılında, ikinci italya-etiyopya savaşı ile birlikte etiyopya işgal edildi. ardından eritre ve somali ile birlikte italyan doğu afrikası kuruldu. yani bildiğiniz mussolini imparatorluk kurma yolunda adım-adım ilerliyordu.

1939 yılında italyan kuvvetleri, arnavutluk'u da egemenliği altına aldılar. mussolini ilk başta büyük savaşlara girmekten kaçınsa bile, 1940 yılında, mihver devletleri tarafında savaşa girmeye karar verdi. ilk başta her şey iyiydi, başarıyla ilerliyorlardı fakat ardından mihver birden fazla cephede çökmeye başladı. bunun üzerine mussolini faşist parti nüfusunun ve üyelerinin desteğini kaybetti. sonuç olarak 1943'ün başlarında, faşizm büyük konseyi, mussolini'ye güvensizlik önergesi verdi. aynı günün ilerleyen saatlerinde hükumet başkanı olarak kral iii. vittorio emanuele, mussolini'yi görevden aldı ve başbakan görevine başkasını atadı.

mussolini esir alındı. fakat ateşkes oldu ve böylelikle mussolini esaretten kurtarıldı. hitler, mussolini ile görüştükten sonra onu farklı bir görevin başına geçirdi. fakat 1945 yılında büyük bir yenilginin ardından mussolini, metresi clara petacci ile isviçre'ye kaçmaya çalıştı. fakat her ikisi de italyan komünist partizanlar tarafından yakalandı ve 28 nisan(doğum günümden 2 gün önce) 1945 yılında idam mangası tarafından idam edildi. daha sonra mussolini ve metresinin cesetleri milano'ya götürüldü ve burda bir servis istasyonunda baş aşağı asıldı. bu ölümlerinin kamuoyu önünde teyit edilmesi için yapıldı..

ne demişler, mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi.... ne alaka, ben de, bilmiyorum....

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

trevanian tarafından 1972 yılında yazılmış, türkçeye şen süer kaya tarafından çevrilmiş romandır. johnathan hemloc serisinin ilk kitabıdır.

sanat alanında akademik kariyer yapacak kadar incelikli bir suikastçı sizde de merak uyandırıyorsa okumanızı tavsiye ederim. kötü bir çeviri olmasına rağmen yazar öyle ustalıkla olay örgüsünün içine çekiyor ki sizi bir süre sonra o imla ve çeviri hataları gözünüze görünmemeye başlıyor.


"ben aşk, hayat, nüfus patlaması, atom bombaları ve böyle boktan şeyler konusunda şaka yapabilirim, fakat asla bira konusunda şaka yapmam."
devamını gör...

cool bir şekilde intihar eden abimizdi. yaptığı büyük bir sansasyon yaratmıştı. tasvip etmeyip arkasından sövenler ve gidişine üzülenler şeklinde ikiye bölmüştü insanları sosyal medyada.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim