düşünce deneyi
ışık hızıyla ilgili yapılmış ilginç deneylerden birisinin türü.
öncelikle iki insan hayal ediyoruz. bu insanlardan birisi sağa doğru giden bir trende. aslında yön fark etmez ama kafalar karışmasın. bir diğer insan da dışardan treni izliyor. şimdi, eğer trenin içindeki insan koridorda ayağa kalkar ve tavana bir top fırlatırsa bu top trendeki insana göre sadece dikey düzlemde hareket etmiş olacaktır. yani yukarı çıkıp aşağı inmiş olacaktır. buna karşılık dışardan izleyen bir insan için top yukarı ve sağa hareket edecektir çünkü dışardaki insana göre trenin içindeki insan trenle beraber sağa doğru hareket etmektedir. top elden ilk çıktığı andan inene kadar tren biraz sağa hareket ettiği için top tavana değip inmiş ve aynı zamanda soldan sağa hareket etmiştir. daha sonra bu trendeki insanın rahat durmayıp bir de fener açtığını hayal edelim. bu fenerden çıkan ışık tavandaki bir aynaya çarpıp geri fenere dönüyor olsun. bu durumda trendeki kişi için ışık sadece dikey bir hareket yapacaktır. yine dışardaki insanımız bu olayı da izlesin. bu insana göre ışık, aynı topta olduğu gibi yukarı ve aşağı giderken aynı zamanda sağa da gitmiştir çünkü tren sağa hareket halindedir. yalnız, ışığın toptan küçük bir farkı vardır. ışık, her gözlemciye göre aynı hızdadır. yani, eğer siz 50 km/s ile giden bir arabanın tepesinden 10 km/s ile giden bir top atarsanız yolun kenarındaki adam bunu 60km/s olarak görür ancak eğer aynı arabadan farları açarsanız yolun kenarındaki adam bunu (ışık hızı+50km/s) olarak algılamaz, sadece ışık hızı olarak algılar. tren örneğine geri dönecek olursak burada bir karışıklık doğacaktır. basit yol denklemini yazalım:
x=v*t
alınan yol = hız * zaman
tren örneğinde önce trenin içindeki adam için yazalım. bu adama göre ışık sadece tavana çıktı ve geri indi. varsayalım ki tavana gidiş geliş toplamda 10 metre. o zaman:
10 metre = (300.000.000 m/s)* t1
dışardaki adama göre bu yol 10 metreden daha fazla olacaktır çünkü ışık zaten tavana değip geri gelerek 10 metre yol aldı ama aynı zamanda tren sağa hareket ettiği için ışık da sağa hareket etti. böylelikle aldığı toplam yol 10 metreden fazla oldu. diyelim ki 20 metre olsun. o zaman:
20 metre = (300.000.000m/s)*t2
t1 ve t2'nin gerçek değerleri önemsiz ama t2'nin t1'in 2 katı olduğu görülebilir. sayıları atmam gerekirse t2 20 saniye ve t1 10 saniye olsun. bu ne demek? dışardaki adam için 20 saniyede meydana gelen olay trenin içindeki insan için 10 saniyede meydana geldi demek. bu durumda, sırf tren sağa gittiği için trenin içindeki zaman değişmiştir. trenin içindekiler, zamanı daha hızlı algılamaya başlamıştır.
***: burada verdiğim sayılar sizi yanıltmasın, 50km/s ile giden bir tren zaman konusunda o kadar düşük bir etki yapar ki kale almaya değmez. ancak bir düşünce deneyi olarak bakarsak görelilik teorisiyle ilgili iyi bir fikir veriyor bence.
öncelikle iki insan hayal ediyoruz. bu insanlardan birisi sağa doğru giden bir trende. aslında yön fark etmez ama kafalar karışmasın. bir diğer insan da dışardan treni izliyor. şimdi, eğer trenin içindeki insan koridorda ayağa kalkar ve tavana bir top fırlatırsa bu top trendeki insana göre sadece dikey düzlemde hareket etmiş olacaktır. yani yukarı çıkıp aşağı inmiş olacaktır. buna karşılık dışardan izleyen bir insan için top yukarı ve sağa hareket edecektir çünkü dışardaki insana göre trenin içindeki insan trenle beraber sağa doğru hareket etmektedir. top elden ilk çıktığı andan inene kadar tren biraz sağa hareket ettiği için top tavana değip inmiş ve aynı zamanda soldan sağa hareket etmiştir. daha sonra bu trendeki insanın rahat durmayıp bir de fener açtığını hayal edelim. bu fenerden çıkan ışık tavandaki bir aynaya çarpıp geri fenere dönüyor olsun. bu durumda trendeki kişi için ışık sadece dikey bir hareket yapacaktır. yine dışardaki insanımız bu olayı da izlesin. bu insana göre ışık, aynı topta olduğu gibi yukarı ve aşağı giderken aynı zamanda sağa da gitmiştir çünkü tren sağa hareket halindedir. yalnız, ışığın toptan küçük bir farkı vardır. ışık, her gözlemciye göre aynı hızdadır. yani, eğer siz 50 km/s ile giden bir arabanın tepesinden 10 km/s ile giden bir top atarsanız yolun kenarındaki adam bunu 60km/s olarak görür ancak eğer aynı arabadan farları açarsanız yolun kenarındaki adam bunu (ışık hızı+50km/s) olarak algılamaz, sadece ışık hızı olarak algılar. tren örneğine geri dönecek olursak burada bir karışıklık doğacaktır. basit yol denklemini yazalım:
x=v*t
alınan yol = hız * zaman
tren örneğinde önce trenin içindeki adam için yazalım. bu adama göre ışık sadece tavana çıktı ve geri indi. varsayalım ki tavana gidiş geliş toplamda 10 metre. o zaman:
10 metre = (300.000.000 m/s)* t1
dışardaki adama göre bu yol 10 metreden daha fazla olacaktır çünkü ışık zaten tavana değip geri gelerek 10 metre yol aldı ama aynı zamanda tren sağa hareket ettiği için ışık da sağa hareket etti. böylelikle aldığı toplam yol 10 metreden fazla oldu. diyelim ki 20 metre olsun. o zaman:
20 metre = (300.000.000m/s)*t2
t1 ve t2'nin gerçek değerleri önemsiz ama t2'nin t1'in 2 katı olduğu görülebilir. sayıları atmam gerekirse t2 20 saniye ve t1 10 saniye olsun. bu ne demek? dışardaki adam için 20 saniyede meydana gelen olay trenin içindeki insan için 10 saniyede meydana geldi demek. bu durumda, sırf tren sağa gittiği için trenin içindeki zaman değişmiştir. trenin içindekiler, zamanı daha hızlı algılamaya başlamıştır.
***: burada verdiğim sayılar sizi yanıltmasın, 50km/s ile giden bir tren zaman konusunda o kadar düşük bir etki yapar ki kale almaya değmez. ancak bir düşünce deneyi olarak bakarsak görelilik teorisiyle ilgili iyi bir fikir veriyor bence.
devamını gör...
smoke on the water
ingiltere'de enstrüman marketlerinde çalınmasının bir dönemler yasaklandığı şahane deep purple şarkısıdır. ayrıca bildiğim kadarıyla riff'in yazılması ve tonunun verilmesinde ritchie blackmore'a ilham veren sesler, ingiltere'de fabrikaların yakınından geçerken duyduğu ritmik endüstriyel seslerdir.
hikayesini sizler için onur ataoğlu'nun blog'undan alıntılamak istediğimdir:
--- alıntı ---
meşhur hikayedir; deep purple, 1971 aralığında rolling stones’un mobil stüdyosu ile isviçre montreux’ya gelir. ertesi gün stüdyoyu yanaştırıp kayıt yapacakları mekanda frank zappa ve grubu “icadın anaları” konser vermektedir. casino’nun yanında, montreux caz festivaline de ev sahipliği yapan mekan, aşka gelen bir dinleyicinin fişek tabancasını ateşlemesi sonucu alev alır, kısa sürede yanıp kül olur. bunun üzerine deep purple der ki;
we all came out to montreux
on the lake geneva shoreline
to make records with a mobile
we didn't have much time
frank zappa and the mothers
were at the best place around
but some stupid with a flare gun
burned the place to the ground
smoke on the water, fire in the sky
deep purple, ellerinde mobil stüdyo ile ortada kalır; montreux caz festivalinin direktörü claude nobs onlara bir yerel tiyatro binası bulur. kayda başlarlar, ama komşular gürültüden şikayetçi olur. daha sonra boşaltılmış bir otel binasında kaydı tamamlarlar, ve deep purple’ın en başarılı albümlerinden biri ortaya çıkar: machine head!
we ended up at the grand hotel
ıt was empty cold and bare
but with the rolling truck stones thing just outside
making our music there
with a few red lights and a few old beds
we make a place to sweat
no matter what we get out of this
roger glover, casino yangınının montreux gölü üzerinde yükselen dumanlarına bakarak şarkının adını koyar: smoke on the water! ilginçtir ki, machine head albümünde montreux gölü kıyısındaki otelde kaydedilmeyen tek şarkı budur! grup bu şarkıdan çok ümitli olmasa da, yıllar içinde şarkı rock dünyasının istiklal marşı haline gelir.
şarkının en can alıcı noktası, dinleyeni avucuna alan girişteki gitar riff’i... hepimizin bildiği “dat dat daaaat / dat dat da daaaat/ dat dat daaaat/ dat daaaaaat” girişi hem akılda kalıcı, hem de çalması kolaydır. öylesine kolaydır ki, ben bile vaktiyle çalmışımdır; yani o derece ayağa düşmüştür.
çalmanın bu kolaylığı yüzünden parçanın başına neler gelmiş... örneğin, ingiltere’de bazı müzik mağazaları, dükkana girip gitar denemek bahanesiyle smoke on the water’ın girişinin çalınmasını yasaklamış! herhalde mağaza çalışanları günde yüzlerce kez dinliyorlardı bu meşhur riff’i. 2009 yılında ise, polonya’daki bir organizasyonda 6000 küsür gitarist aynı anda smoke on the water’ın girişini çalarak guiness rekorlar kitabı’na girmiş.
--- alıntı ---
hikayesini sizler için onur ataoğlu'nun blog'undan alıntılamak istediğimdir:
--- alıntı ---
meşhur hikayedir; deep purple, 1971 aralığında rolling stones’un mobil stüdyosu ile isviçre montreux’ya gelir. ertesi gün stüdyoyu yanaştırıp kayıt yapacakları mekanda frank zappa ve grubu “icadın anaları” konser vermektedir. casino’nun yanında, montreux caz festivaline de ev sahipliği yapan mekan, aşka gelen bir dinleyicinin fişek tabancasını ateşlemesi sonucu alev alır, kısa sürede yanıp kül olur. bunun üzerine deep purple der ki;
we all came out to montreux
on the lake geneva shoreline
to make records with a mobile
we didn't have much time
frank zappa and the mothers
were at the best place around
but some stupid with a flare gun
burned the place to the ground
smoke on the water, fire in the sky
deep purple, ellerinde mobil stüdyo ile ortada kalır; montreux caz festivalinin direktörü claude nobs onlara bir yerel tiyatro binası bulur. kayda başlarlar, ama komşular gürültüden şikayetçi olur. daha sonra boşaltılmış bir otel binasında kaydı tamamlarlar, ve deep purple’ın en başarılı albümlerinden biri ortaya çıkar: machine head!
we ended up at the grand hotel
ıt was empty cold and bare
but with the rolling truck stones thing just outside
making our music there
with a few red lights and a few old beds
we make a place to sweat
no matter what we get out of this
roger glover, casino yangınının montreux gölü üzerinde yükselen dumanlarına bakarak şarkının adını koyar: smoke on the water! ilginçtir ki, machine head albümünde montreux gölü kıyısındaki otelde kaydedilmeyen tek şarkı budur! grup bu şarkıdan çok ümitli olmasa da, yıllar içinde şarkı rock dünyasının istiklal marşı haline gelir.
şarkının en can alıcı noktası, dinleyeni avucuna alan girişteki gitar riff’i... hepimizin bildiği “dat dat daaaat / dat dat da daaaat/ dat dat daaaat/ dat daaaaaat” girişi hem akılda kalıcı, hem de çalması kolaydır. öylesine kolaydır ki, ben bile vaktiyle çalmışımdır; yani o derece ayağa düşmüştür.
çalmanın bu kolaylığı yüzünden parçanın başına neler gelmiş... örneğin, ingiltere’de bazı müzik mağazaları, dükkana girip gitar denemek bahanesiyle smoke on the water’ın girişinin çalınmasını yasaklamış! herhalde mağaza çalışanları günde yüzlerce kez dinliyorlardı bu meşhur riff’i. 2009 yılında ise, polonya’daki bir organizasyonda 6000 küsür gitarist aynı anda smoke on the water’ın girişini çalarak guiness rekorlar kitabı’na girmiş.
--- alıntı ---
devamını gör...
fritillaria delavayi
yapılan çalışmalar sonucunda insandan gizlendiği ortaya çıkan çiçek.
genellikle çin'de, daha az olmak kaydıyla da bhutan'da görülen sarımsı yeşil, ampul şeklindeki çiçeğinin çapı yaklaşık 2 cm kadar. boyu ise maksimum 7 cm'ye kadar uzayabiliyor. çiçeğin 2000 yıldan daha uzun zamandır, insanlar tarafından alternatif tıpta kullanıldığı biliniyor.
yakın zamanda yapılan bir çalışma, çiçeğin toplandığı bölgelerde, görülmemek için bulunduğu zemine rengini uydurarak bir çeşit kamuflaj davranışı geliştirdiği gözlenmiş. insanların pek ulaşamadığı bölgelerde yeşil kalan çiçek, fazlaca toplandığı yerlerde kahverengi veya gri tonlara bürünerek, kendisini ortamdaki taşa toprağa benzetiyormuş.

(görsel, allthatsinteresting. com'dan alıntıdır.)
edit: imla/düzeltme. urlalı'ya teşekkür ediyorum.
genellikle çin'de, daha az olmak kaydıyla da bhutan'da görülen sarımsı yeşil, ampul şeklindeki çiçeğinin çapı yaklaşık 2 cm kadar. boyu ise maksimum 7 cm'ye kadar uzayabiliyor. çiçeğin 2000 yıldan daha uzun zamandır, insanlar tarafından alternatif tıpta kullanıldığı biliniyor.
yakın zamanda yapılan bir çalışma, çiçeğin toplandığı bölgelerde, görülmemek için bulunduğu zemine rengini uydurarak bir çeşit kamuflaj davranışı geliştirdiği gözlenmiş. insanların pek ulaşamadığı bölgelerde yeşil kalan çiçek, fazlaca toplandığı yerlerde kahverengi veya gri tonlara bürünerek, kendisini ortamdaki taşa toprağa benzetiyormuş.

(görsel, allthatsinteresting. com'dan alıntıdır.)
edit: imla/düzeltme. urlalı'ya teşekkür ediyorum.
devamını gör...
uzun tanım girememek
tek yazamayan ben miyim acaba? diye düşünüp bu başlığı açtım. millet çatır çatır yazıyor bilgisine, kitabına, filmine, felsefesine kadar. bir biz mi kaldık böyle cahil? en uzun tanımım kaç kelimedir onu da geçtim uzun bir tanımım var mı? onu da hatırlamıyorum. neyse sözlüğü güzel bir yere taşıyacak entryler giren yazarları buradan tebrik etmiş olayım.
devamını gör...
3 ocak 2021 ankara'da deaş operasyonu
--- alıntı ---
ırak'taki çatışma bölgelerinde bulunan ve bombalı araç hazırlığı gibi eylemlere yardım ettiği tespit edilen "ibrahim" kod adlı deaş'lı terörist, istihbarat ve terör birimlerinin ortak operasyonuyla ankara'da saklandığı evde yakalandı. yakalanan teröristin çatışma bölgelerindeyken kalaşnikof tüfekle atış yaptığı görüntülere ve irtibatı bulunan çok sayıda deaş'lının fotoğraflarına ulaşıldı.
--- alıntı ---
buradan
ırak'taki çatışma bölgelerinde bulunan ve bombalı araç hazırlığı gibi eylemlere yardım ettiği tespit edilen "ibrahim" kod adlı deaş'lı terörist, istihbarat ve terör birimlerinin ortak operasyonuyla ankara'da saklandığı evde yakalandı. yakalanan teröristin çatışma bölgelerindeyken kalaşnikof tüfekle atış yaptığı görüntülere ve irtibatı bulunan çok sayıda deaş'lının fotoğraflarına ulaşıldı.
--- alıntı ---
buradan
devamını gör...
dünyanın en huzurlu şeyi
işten eve geldiğin andır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bir günün nasip bohçasında hepimiz için iyi-kötü, büyük-küçük mâceralar vardır. bu mâceralar, kimi kez bizi sevindirir, kimi kez üzer; kimi kez kalbimizi hayrete düşürürken bâzen de fikrimizi işletir. toplum hayatının nabzının attığı sokağa dar akşam üzeri çıkıp mahalle fırınına ağır ağır yürüyüşe azmettiğim bugün de pek çoğunuz için önemsiz; ancak benim için düşünmeye lâyık bu mâceralardan biri ile karşılaştım.
fırının önünde benim gibi sofraların alışılmış, aziz ve devamlı sâkini olan ekmeklerini almaya gelmiş insanların düz bir hat üzerinde sıra teşkil ettiklerini gördüm. bu sıranın ucuz ekmek sırası olmayıp, fırınımızda bu saatlerde taze ve dumanı üzerinde ekmekler çıktığından mütevellid bir sıra olduğunu söylemeliyim. neyse efendim, ben de selâmımı verip sıranın en ardına geçerek beklemeye koyuldum. ekmeğini alan seğirtir gibi hızlı ve kararlı adımlarla sıcak yuvaların huzurlu iklimine yöneliyordu. yaklaşık 10-15 dakika sonra sıra bana da gelmişti. fakat o da ne?! sıcak ekmek kokusunu ciğerlerime çekmeyi beklerken, gencin biri çeviklikle, fırının önünde hiç sıra yokmuş gibi davranarak ve kimseden müsâade isteme nezâketini sergilemeden içeri dalmasın mı! baktım, sırada bulunan insanlar arasında kafasını hoşnutsuz şekilde sallayanlar, ''saygısız çocuk!'' sözleriyle kısık seslerle söylenenler... herkes, delikanlının bu hoyrat davranışından rahatsız olmuştu. esâsen ben de bir miktar tehevvüre kapıldım. sonra, genç fırından çıkarken bir an göz göze geldik; sanki yaptığının yanlış olduğunu kabullenir bir anlam sezdim bakışlarından. ama, yine de bir güler yüz, bir incelikli kusur itirâfı olmalı değil miydi? bu önemsemediğimiz küçük hareketler, öyle kalpler kazandırırdı ki!... sırada bulunan herkesin en azından o davranış tarzı nedeniyle örselenmiş yüreklerine bir tas su serpmiş olurdu. ancak olmadı işte!... gün boyu türlü merhametsizliklere, kayıtsızlıklara, saygısızlıklara mâruz kalarak insanlık değerleri hakkında kim bilir ne kötümser duygular biriktirmiş, ekmek fırını önünde bekleyen bu insanların kalbine küçücük de olsa iyi bir duygu, bir düşünce yer etmesi imkânı o ân için artık elden çıkmıştı. işte sevgisizlik bizler farkına varmadan ahtapotun kollarının sarması gibi bireyi ve cemiyeti böyle ele geçiriyor dostlar. sözlük müdâvimlerinden sabırsız gençlerimizin ''sen ne anlatıyorsun beybaba?! anlattığın şey bir mâcera mı yâni? millet neler yaşıyor şu nankör dünyanın göbeğinde? derdin bu muydu? özür dilemedi, diye bunalıma mı girdin?'' gibi serzenişleri uzaktan uzağa kulağıma geliyor. siz de haklısınız, elbet...
fırının önünde benim gibi sofraların alışılmış, aziz ve devamlı sâkini olan ekmeklerini almaya gelmiş insanların düz bir hat üzerinde sıra teşkil ettiklerini gördüm. bu sıranın ucuz ekmek sırası olmayıp, fırınımızda bu saatlerde taze ve dumanı üzerinde ekmekler çıktığından mütevellid bir sıra olduğunu söylemeliyim. neyse efendim, ben de selâmımı verip sıranın en ardına geçerek beklemeye koyuldum. ekmeğini alan seğirtir gibi hızlı ve kararlı adımlarla sıcak yuvaların huzurlu iklimine yöneliyordu. yaklaşık 10-15 dakika sonra sıra bana da gelmişti. fakat o da ne?! sıcak ekmek kokusunu ciğerlerime çekmeyi beklerken, gencin biri çeviklikle, fırının önünde hiç sıra yokmuş gibi davranarak ve kimseden müsâade isteme nezâketini sergilemeden içeri dalmasın mı! baktım, sırada bulunan insanlar arasında kafasını hoşnutsuz şekilde sallayanlar, ''saygısız çocuk!'' sözleriyle kısık seslerle söylenenler... herkes, delikanlının bu hoyrat davranışından rahatsız olmuştu. esâsen ben de bir miktar tehevvüre kapıldım. sonra, genç fırından çıkarken bir an göz göze geldik; sanki yaptığının yanlış olduğunu kabullenir bir anlam sezdim bakışlarından. ama, yine de bir güler yüz, bir incelikli kusur itirâfı olmalı değil miydi? bu önemsemediğimiz küçük hareketler, öyle kalpler kazandırırdı ki!... sırada bulunan herkesin en azından o davranış tarzı nedeniyle örselenmiş yüreklerine bir tas su serpmiş olurdu. ancak olmadı işte!... gün boyu türlü merhametsizliklere, kayıtsızlıklara, saygısızlıklara mâruz kalarak insanlık değerleri hakkında kim bilir ne kötümser duygular biriktirmiş, ekmek fırını önünde bekleyen bu insanların kalbine küçücük de olsa iyi bir duygu, bir düşünce yer etmesi imkânı o ân için artık elden çıkmıştı. işte sevgisizlik bizler farkına varmadan ahtapotun kollarının sarması gibi bireyi ve cemiyeti böyle ele geçiriyor dostlar. sözlük müdâvimlerinden sabırsız gençlerimizin ''sen ne anlatıyorsun beybaba?! anlattığın şey bir mâcera mı yâni? millet neler yaşıyor şu nankör dünyanın göbeğinde? derdin bu muydu? özür dilemedi, diye bunalıma mı girdin?'' gibi serzenişleri uzaktan uzağa kulağıma geliyor. siz de haklısınız, elbet...
devamını gör...
battlestar galactica (2004)
politikanın en şiddetli şekilde uygulandığı dizidir diyebiliriz. iyi kötü çizgisinin ötesinde düşmanla ittifak fikrinin aslında o kadar da kötü olmadığını, birlikte yaşamanın da mümkün olduğunu vurgulamıştır. şüphesiz ki bunda düşünenler için büyük mesajlar vardır.
devamını gör...
planladığı geleceği birebir yaşayan şahıs
vay be neler oluyor hayatta..
devamını gör...
yazarların en sevdiği enstrüman sesi
yazılmamış olandan yana kullanalım oyumuzu, yan flüt.
devamını gör...
üstteki soruyu cevaplayıp bir soru sor
sizin baktığınız kişiye ben de bakarsam nasıl göz göze gelelim aplaaa!!!
he dönüp birbirimize bakarsak olur hem böyle saçma sapan soruyu niye soruyorsunuz allah aşkına şurası kış şurası yaz köşesi gibi olmuş.
nickaltımdan beni över misin? pohpohla yani yok dedemin katırları şöyleymiş yok dedemin katırları böyleymiş...
he dönüp birbirimize bakarsak olur hem böyle saçma sapan soruyu niye soruyorsunuz allah aşkına şurası kış şurası yaz köşesi gibi olmuş.
nickaltımdan beni över misin? pohpohla yani yok dedemin katırları şöyleymiş yok dedemin katırları böyleymiş...
devamını gör...
unutulmaz yeşilçam replikleri
bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla!
devamını gör...
mesaj atıp engelleyen yazar
devamını gör...
cajamarquilla mumyası
peru’nun cajamarquilla kentinde bir yeraltı sığınağında bulunan mumyadır.

mumyanın yaklaşık olarak 800 yaşında olduğu tahmin edilirken cinsiyeti henüz belirlenememiş. bazı kaynaklar erkek olduğunu söylese de okuduğum birçok yabancı haber sitesinde kadın olduğu söylenmekte.
yedi basamakla inilen bir yeraltı mağarasında bulunan mumya bu zamana kadar bulunan bütün mumyalardan farklı. açıkçası ben fotoğrafını gördüğümde biraz ürktüm.
tüm vücudu bir iple bağlanmış olan mumyanın elleri ile ağzını, belki de yüzünü kapattığı görülüyor.
mumyanın yanında aksesuarlar, seramik eşyalar ve sebze ve meyve kalıntıları da bulunmuş. bunun ölümden sonra hayatın devam ettiğine dair bir inanışa sahip olan medeniyetin dini bir ritüeli olabileceği düşünülebilir.
bana dini bir ritüelden çok bir cezalandırma yöntemi gibi göründü aslında ilk bakışta. sanki erken dönem bir domuz bağı gibi. insan ırkının vahşetine, acımasızlığına şaşırmamaya alıştım ama bu mumya ile aklıma gelen şeyler korkutucu.
bakalım gelecekte bulacaklarımız insanın en vahşi yaşam formu olması konusunda ne gibi kanıtlar getirecek bize.

mumyanın yaklaşık olarak 800 yaşında olduğu tahmin edilirken cinsiyeti henüz belirlenememiş. bazı kaynaklar erkek olduğunu söylese de okuduğum birçok yabancı haber sitesinde kadın olduğu söylenmekte.
yedi basamakla inilen bir yeraltı mağarasında bulunan mumya bu zamana kadar bulunan bütün mumyalardan farklı. açıkçası ben fotoğrafını gördüğümde biraz ürktüm.
tüm vücudu bir iple bağlanmış olan mumyanın elleri ile ağzını, belki de yüzünü kapattığı görülüyor.
mumyanın yanında aksesuarlar, seramik eşyalar ve sebze ve meyve kalıntıları da bulunmuş. bunun ölümden sonra hayatın devam ettiğine dair bir inanışa sahip olan medeniyetin dini bir ritüeli olabileceği düşünülebilir.
bana dini bir ritüelden çok bir cezalandırma yöntemi gibi göründü aslında ilk bakışta. sanki erken dönem bir domuz bağı gibi. insan ırkının vahşetine, acımasızlığına şaşırmamaya alıştım ama bu mumya ile aklıma gelen şeyler korkutucu.
bakalım gelecekte bulacaklarımız insanın en vahşi yaşam formu olması konusunda ne gibi kanıtlar getirecek bize.
devamını gör...
kotor
2018'de balkanlarda geçirdiğimiz haftanın dördüncü gününde adriyatik kıyılarında gezerken uğradığımız karadağ şehri. turumuzun bu etabı, adriyatik kıyısındaki koylarda sanki marmaris'in henüz yanmamış ağaçlarıyla bezeli koylarını kat edercesine geçmişti.
şehr-i kotor'un tarihi suriçini gezerken, türkiye'deki ve nice kalede görmediğim kadar güzel korunmuş bir yerle karşılaştık. rehberimiz,
bu kaledeki konutların şehrin büyüklerine ait olduğunu, eşrafın bu evleri korumasının ve yılın belli dönemlerini burada geçirmesinin zorunlu olduğunu söylemişti. daracık sokaklarda kediler de bizdeki gibi miskin miskin yatıyordu. ayrıca kalenin kapısında da şehrin ustaşa'dan kurtuluş tarihi, yugoslav arması ve josip broz tito'nun "başkasınınkini istemeyiz, bizim olanı vermeyiz" cümlesi halen korunmuş.
(dar sokaklar, apartman binalar).
şehrin içinde pek çok kilise var ki, bazısı katolik bazısı da ortodoks cemaatlerinin. katedralin kapısında da şehrin koruyucu azizi sayesinde nasıl osmanlı kuşatmasından kurtulduğu dövme kapıya rölyef olarak işlenmiş. ayrıntıları hatırlamıyorum ama ilginç bir hikayeydi bu. hem ilginç olması hem de osmanlı torunlarının dedelerinin bu limanlardan haraç almakla yetinip fethe tenezzül etmemesi ya da becerememesine ne kadar bozulacağı fikri aklımda kalmış.


kiliselerden detaylar:




daha sonra girişteki meydanda oturup moskovica denilen bir tatlı yedik. meydandaki kafelerin karşısında da saat kulesi ve dibindeki kazık (milleti oturttukları kazık işte) vardı.
(cadde detayları)
(kazık koni)

buradan sonraki durağımız, adriyatik'te demirli lüks yat ve katamaranlara otobüs penceresinden baka baka, arada dayton antlaşması'nda bosna hersek'e de kıyı verilmesi talebiyle verilen bölgeden geçerek ulaşacağımız; hırvatistan'ın en büyük destinasyonu dubrovnik.
şehr-i kotor'un tarihi suriçini gezerken, türkiye'deki ve nice kalede görmediğim kadar güzel korunmuş bir yerle karşılaştık. rehberimiz,

bu kaledeki konutların şehrin büyüklerine ait olduğunu, eşrafın bu evleri korumasının ve yılın belli dönemlerini burada geçirmesinin zorunlu olduğunu söylemişti. daracık sokaklarda kediler de bizdeki gibi miskin miskin yatıyordu. ayrıca kalenin kapısında da şehrin ustaşa'dan kurtuluş tarihi, yugoslav arması ve josip broz tito'nun "başkasınınkini istemeyiz, bizim olanı vermeyiz" cümlesi halen korunmuş.

(dar sokaklar, apartman binalar).şehrin içinde pek çok kilise var ki, bazısı katolik bazısı da ortodoks cemaatlerinin. katedralin kapısında da şehrin koruyucu azizi sayesinde nasıl osmanlı kuşatmasından kurtulduğu dövme kapıya rölyef olarak işlenmiş. ayrıntıları hatırlamıyorum ama ilginç bir hikayeydi bu. hem ilginç olması hem de osmanlı torunlarının dedelerinin bu limanlardan haraç almakla yetinip fethe tenezzül etmemesi ya da becerememesine ne kadar bozulacağı fikri aklımda kalmış.


kiliselerden detaylar:




daha sonra girişteki meydanda oturup moskovica denilen bir tatlı yedik. meydandaki kafelerin karşısında da saat kulesi ve dibindeki kazık (milleti oturttukları kazık işte) vardı.
(cadde detayları)
(kazık koni)
buradan sonraki durağımız, adriyatik'te demirli lüks yat ve katamaranlara otobüs penceresinden baka baka, arada dayton antlaşması'nda bosna hersek'e de kıyı verilmesi talebiyle verilen bölgeden geçerek ulaşacağımız; hırvatistan'ın en büyük destinasyonu dubrovnik.
devamını gör...
normal sözlük 1 yaşında
ama ben hala sevişemedim.*
devamını gör...
1 ocak 2021 cumhurbaşkanı açıklamaları
cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan'nın ayasofya camii’nde cuma namazının ardından açıklamalarda bulunması hadisesi.
sayın cumhurbaşkanının açıklamaları şu şekilde ;
--- alıntı ---
yaptığımız görüşmeler neticesinde 3 milyon aşı geldi, serisi devam edecek. hedefimiz çin'den 50 milyon almanya'dan bir o kadar daha gelmesi söz konusu. vatandaşlarımızın bir takvim çerçevesi içinde aşıya karşı olan tutarlılığı ve vaka sayılarını inşallah bir temenni olarak söylüyorum, azaltacaktır.
almanya'yla yaptığımız görüşmelerde ortak üretim söz konusu. buradan olumlu gelişmeler var. rusya'yla yaptığımız çalışmalar da var ayrıca türkiye'nin kendi bünyesinde yaptığı çalışmalar var.
yasakları keyfimiz için değil vatandaşımızın sağlığı için istiyoruz.
biontech'le tübitak başkanımız görüşmeleri yapıyorlar, bu görüşmeler neticesinde takvim belli olacak ve adımlar atılacak.
(fikri sağlar)bu zat artık bu çağda yaşamıyor, çok gerilerde kaldı. ne yazık ki chp zihniyetinin faşizan anlayışının geçmişte olduğu gibi bugüne yansımasıdır. bu faşist anlayış hala sürdürüyor. başörtülü kızlarımız üniversitelerin kapılarından çevrildi yıllarca. insanın giyimine kuşamına göre değerlendirmeye kalkacak olursak bunu fikir özgürlüğü olarak anlatmak mümkün değildir. bunları sorduğun zaman inanç özgürlüğünden bahsediyor. nasıl bir inanç özgürlüğü bu? bırakın bu işleri... 40'lı 50'li yıllardaki chp'nin olduğunu, hala insanların yaşam tarzlarına müdahale etmesini istemiyoruz.
bay kemal yanına iki tane başörtüsü alıp milleti aldatma sürecini de bıraksın. yanına 20 tane başörtülü koysan, senin ne olduğunu gayet iyi biliyorlar. burada hakim, savcı, polis, her kurumunda bunları görecekler. başörtülü olan polis, savcı olamaz... böyle bir şey var mı? hangi kuruma hangi şartlarla gelinir bu bellidir. bunlar çok şeyler görecekler daha. oy almak için başörtülü birkaç kişiyi yanlarında adete vitrin mankeni gibi koymak kimseyi aldatmıyor, geçti o işler. parlamentoda nice başörtülü bayanlarımız var. bay fikri, buralara kadar gelindi, sen çağın dışında kaldın. tabii bay kemal bir şey söyleyemiyor.
(süleyman girgin) bay kemal niçin bunu cevapsız bıraktı? bunların sorunları var, taciz tecavüz, hırsızlık var. chp'nin nereden nereye geldiği açık. en güzel dersi 2023'te milletim sandıkta bunlara verecekler.
(sözcü'nün ayasofya haberi) ben sözcü gazetesi okumuyorum, kimse de buna lüzumsuz yere para verip almasın. ayasofya 2020 yılının taçlı yıldızıdır.
--- alıntı ---
kaynak
sayın cumhurbaşkanının açıklamaları şu şekilde ;
--- alıntı ---
yaptığımız görüşmeler neticesinde 3 milyon aşı geldi, serisi devam edecek. hedefimiz çin'den 50 milyon almanya'dan bir o kadar daha gelmesi söz konusu. vatandaşlarımızın bir takvim çerçevesi içinde aşıya karşı olan tutarlılığı ve vaka sayılarını inşallah bir temenni olarak söylüyorum, azaltacaktır.
almanya'yla yaptığımız görüşmelerde ortak üretim söz konusu. buradan olumlu gelişmeler var. rusya'yla yaptığımız çalışmalar da var ayrıca türkiye'nin kendi bünyesinde yaptığı çalışmalar var.
yasakları keyfimiz için değil vatandaşımızın sağlığı için istiyoruz.
biontech'le tübitak başkanımız görüşmeleri yapıyorlar, bu görüşmeler neticesinde takvim belli olacak ve adımlar atılacak.
(fikri sağlar)bu zat artık bu çağda yaşamıyor, çok gerilerde kaldı. ne yazık ki chp zihniyetinin faşizan anlayışının geçmişte olduğu gibi bugüne yansımasıdır. bu faşist anlayış hala sürdürüyor. başörtülü kızlarımız üniversitelerin kapılarından çevrildi yıllarca. insanın giyimine kuşamına göre değerlendirmeye kalkacak olursak bunu fikir özgürlüğü olarak anlatmak mümkün değildir. bunları sorduğun zaman inanç özgürlüğünden bahsediyor. nasıl bir inanç özgürlüğü bu? bırakın bu işleri... 40'lı 50'li yıllardaki chp'nin olduğunu, hala insanların yaşam tarzlarına müdahale etmesini istemiyoruz.
bay kemal yanına iki tane başörtüsü alıp milleti aldatma sürecini de bıraksın. yanına 20 tane başörtülü koysan, senin ne olduğunu gayet iyi biliyorlar. burada hakim, savcı, polis, her kurumunda bunları görecekler. başörtülü olan polis, savcı olamaz... böyle bir şey var mı? hangi kuruma hangi şartlarla gelinir bu bellidir. bunlar çok şeyler görecekler daha. oy almak için başörtülü birkaç kişiyi yanlarında adete vitrin mankeni gibi koymak kimseyi aldatmıyor, geçti o işler. parlamentoda nice başörtülü bayanlarımız var. bay fikri, buralara kadar gelindi, sen çağın dışında kaldın. tabii bay kemal bir şey söyleyemiyor.
(süleyman girgin) bay kemal niçin bunu cevapsız bıraktı? bunların sorunları var, taciz tecavüz, hırsızlık var. chp'nin nereden nereye geldiği açık. en güzel dersi 2023'te milletim sandıkta bunlara verecekler.
(sözcü'nün ayasofya haberi) ben sözcü gazetesi okumuyorum, kimse de buna lüzumsuz yere para verip almasın. ayasofya 2020 yılının taçlı yıldızıdır.
--- alıntı ---
kaynak
devamını gör...
bir kadınla bir erkeği birbirine yakınlaştıran şey
benzerlik. size benzemeyen birine yakın hissediyorsanız farkında olmasanız da aslında olmak istediğiniz halinize benziyordur, benzerlik olmadan yakınlık çok zor. sürekliliği için ise yakın düzeyde iq, saygı ve daha bir sürü şey sıralanabilir.
devamını gör...
utandıran anlar
otomatik cam kapılara açık diye kafa göz girmek, yine aynı kapıların önünde dakikalarca eller havada sensörü yakalamaya çalışmak ama kapının aslında açık olması. otomatik cam kapılarla geçinemiyoruz. yok olmuyor.
devamını gör...


