fevkalade
kafi
alâ
velhasıl
devamını gör...

yaklaşın sabırlıca, anlatıyorum.
bence mesleğe genel saldırı yapmak yerine kuşak kuşak ayırmak lazım. hep eski öğretmenler derken kastedilen epey eski öğretmenler. benim kuşağımı (90lar)yetiştirenlere bişey demiyorum, her anlamda bir insan ne kadar köreltilebilirse ellerinden geleni yaptılar. hepsi demiyorum istisna olup çok şey katanları vardı ama pedagoji anlamında çok sayıda yetersiz öğretmen vardı. sebebi ise bir dönem tüm üniversite mezunlarına öğretmenlik kapısı açılmış olması. bu kuşak öğretmenler bir yerlerde şu an sağlam kadrolarını almış bulunuyorlar. emekli olmadılar henüz. fakat bu kadar saldırı yeni nesil öğretmenleri çileden çıkarıyor. şu an öğretmen olanlar alanında eğitim almış bir sürü sınavla (ve 2 mülakatla) göreve gelen aylarca staj yapan, aday öğretmen olarak (hemen kadro yok) değerlendirmelere alınan, ülkede yapılan pek çok erasmus, tubitak, e-twinning projelerine imza atanlar. çoğu da yüksek lisans falan yapıyor. aynı okulda ortalama kırk öğretmenden (zorunlu hizmet, genç nesil öğretmenler varsa) yarısından fazlası bu şekilde ya projelerle ya kendini geliştirmekle meşgul. gördüm ki biliyorum. ve bu yeni nesil öğretmenler eğitim tarihimizin belki de en saçma dönemine denk geldiler. hem eski kuşak kadroları (içinde iyileri de var muhakkak) tamamen doldurmuş durumda hem de eğitimde 'finlandiya örneği' benimsenmiş gibi yapılıyor. şu yeni nesil öğretmenlerden bahsetmeden bu modele bir değinmek lazım. bir modeli benimserken önce alt yapı ve toplum dinamikleri müsait mi diye bakılır. ama bizdeki karbon kopya. finlandiya refahı yok, donanımı yok, kültür seviyesi yok ama eğitim modeli var. müthiş. şimdi şu öğretmenlere bir bakalım. nerede bu öğretmenler? anlatayım.
bu öğretmenler ücrada, zorunlu hizmette. zorunlu hizmetleri bitince tüm kadrolar dolu olduğundan yine ücrada. evlenip eş durumuyla belki bir ihtimal. ama orada da kadrolar dolu. hizmet puanı başarıya göre verilmiyor. örneğin yüksek lisans derecesi olan, uluslararası eğitimler almış bir öğretmen asla tayinlerde 15 sene görev yapmış öğretmenin önüne geçemiyor. sonuç olarak nitelikli öğrenci profiline sahip kaliteli okullarda yeni nesil öğretmenler kesinlikle çalışamıyor. belki 50 yaşına yaklaşınca. tabii bu öğretmenler onca yıl puan beklerken yıpranıyor çünkü meb'in öğrencileri bir şekilde mezun etme politikası nedeniyle okulla alakası olmayan bir çok öğrenciyle uğraşıyor. kazandırmaya çalışsa da oran yirmide bir en iyi ihtimalle. ya da yıllarca bilmediği bir memlekette çalışmak zorunda. nusaybin'e giden sınıf öğretmeni bir arkadaşım ev almayı düşünüyor oradan çünkü en az 15 sene sene orada kalacağını biliyor. orası da vatan burası da ama kim o kadar sene ücrada yaşıyor işi için?
ne kadar maaş alıyorlar? net yatan yeni başlayanlar için 4500 civarı, aşağı ya da fazla alan da olabilir yanlışsa düzeltin. ek ders her okulda olmayabilir. varsa da düzenli yatmaz. bir ay üç haftalık bir ay 4 haftalık, tatillerde hiç yatmaz. kendini parçalasa en fazla 1000 lira alır ek ders. çünkü ders saati arttıkça (kurs da öyle) daha fazla gelir vergisi kesilir.
okulda belli bir branşta öğretmen eksiği varsa rastgele bir öğretmene o ders verilebilir. kendi bilmediğiniz şeyi çalışıp anlatmanız beklenir. itiraz hakkınız da pek bulunmaz.

bu öğretmenlerin telefonu susmaz. gece 23.00 te de veli arar. öğrencinin durumunu sormak o saatte aklına gelir çünkü, siz tam dişleri fırçalayın yatağa girerken. telefon numarası artık özel bir şey değildir günümüz öğretmenleri için. bakanlığın sıkı takip arzusu idarelerin baskısıyla öğretmenin özeli diye bir şey yoktur.
mesai asla bitmez. çünkü sürekli bir etkinlik hazırlama, kaynak sağlama telaşı vardır. en boş anınızda whatsapp tan gelen ödevleri kontrol edersiniz. öğrenci derse katılmıyorsa idare zoruyla tek tek veli aratılır.

peki ne yapar boş zamanında öğretmen? onlara idare tarafından verilen görevlendirmelerle zorunlu gönüllü proje hazırlarlar. bu projelerde öğrenciler hiç rol oynamaz ama öğrenciler yapmış gibi gösterilir. örneğin tubitak projelerinde ülke öğretmenlerinin emeğini görüyorsunuz, öğrencilerinin değil. öğrencilere o projelerin içeriği ezberlemeleri için kağıt olarak 1 gün önce veriliyor. neden mi? çünkü bir fikir üretmiyorlar ama meb istiyor ki fikir ürettikleri düşünülsün. bunun dışında erasmus e twinning gibi bir çok proje hazırlanır ve bunlar epey zaman alan işlerdir. yine öğrenciler değil öğretmenler aktiftir. araştırmanızı öneririm türkiye erasmus projelerinde epey iş çıkaran, havuzdan büyük pay alan bir ülke. ya da boş zamanınızda e twinning'e girip bir bakın her postun altında onlarca genç türk öğretmen görürsünüz.

başka? rehber öğretmen atayıp maaş vermemek için meb branş öğretmenlerine sınıf rehberliği görevi verir. basit gibi görünse de dersi dışında bir de psikolojik danışmanlık yapma görevi tayin edilir bu öğretmene. bunlar biz lisedeyken de vardı elbette ama bu kadar girdisi çıktısı yoktu. rehberlik boş bir saatti bizim için. şimdi içeriği dolu bir ders adeta ne yapacağınızı alanınız değilse önce sizin çalışmanız gerekiyor.

meb bir kitap verir, bir de müfredat. uygulansın ister. öğretmenler her sene sonu değerlendirme raporlarına bu müfredatlarla kimsenin bir şey öğrenemeyeceğini yazsa da talim terbiye kurulunun kıdemlice üyeleri asla dikkate almaz bunu. her sene daha yoğun birbiriyle alakasız bir çok konunun sıkıştırıldığı aslında eğitim vermeyi değil de kafa karıştırmayı amaçlamış müfredatları işlemek zorunda bırakılır. 'bize bişey öğretmedi hocamız' olur adı. (tabii ki niteliksiz pek çok öğretmen de var, bu ayrı bir konu, niteliksiz pek çok doktorun, mühendisin vs nin de olduğu gibi) oysa ki öğretmenin söz hakkı bile yoktur uygulamada. içinizden ağlaya ağlaya bu saçma müfredatı anlatmaya çalışırsınız, öğrencilere de acıyan gözlerle bakıp. ne yaptığınızı ne siz bilirsiniz ne de hallerine üzüldüğünüz öğrencileriniz. laf aramızda meb bile bilmez.

adım başı açılan eğitim fakülteleriyle nitelikli niteliksiz donanımlı donanımsız pek çok kişi de öğretmen olabilmiştir. bu da kaliteli bir eğitim alıp idealist bir şekilde göreve başlayan öğretmenler için umut kırıcıdır.

meb'in disiplin cezası vermeme ve affetme politikasıyla da bir çok öğretmen derste ya da dışarda yersiz saldırıya uğramaktadır. küfür yoluyla taciz normaldir. durduk yere 'hocam maşallah erik gibi karısınız' diyebilirler size. söz hakkınız da yok. dersten atamazsınız eğitim hakkını engellediniz diye soruşturma açılır. tahtada yazı yazarken arka sıradan yükselen sesleri de göz ardı etmelisiniz. idareye gidersiniz 'hocam şimdi disipline verirsek okulun adı da şey olur siz görmemeye çalışın' ya da 'hocam o çok bela bir tip bıçağı saplar sokakta falan bulaşmayın' cevaplarıyla geri dönersiniz.

bu genç öğretmenlerin nasıl harcandığına da dikkat çekmek lazım. bahsettiğim gibi asla belli bir puanı toplayana kadar (bu puan zorunlu hizmette çalışılan süreyle ya da kıdemle verilir) kaliteli bir eğitim kurumunda çalışamazlar. dolayısıyla potansiyeli en aza indirilir. bu insanlar da 20li yaşlarda ey sözlük. onlar da ülke genci. mağdur grubu tespit ederken iyi inceleme yapmanızı öneriyorum. 20li yaşında bir öğretmeni bekleyen hayat böyle.

ders esnasında yapılanlardan bahsetmeye lüzum yok çünkü ders anlatmak işin belki tek keyifli yanı. nihayet memur değil öğretmen olduğunuzu hissettiğiniz andır o an. sınav hazırlamak, sayfalarca her bir maddede kaç yanlış yapılmış sınav analizi çıkarmak ya da günlük plan hazırlamak gibi sırf idarelerin ego tatmini için yapılan işlerden bağımsız bir andır ders anı. günde 6 7 saat laf anlatmayı denediniz mi? öneririm. bir ara deneyin. ki bu dediğim gibi en zevkli kısmı.

2 ay tatil mi? gezecek paranız pek olmaz hele de aileniz de varsa bakmakla yükümlü olduğunuz. gerçi olmasa da büyük şehirlerde maaşın yarısı kiradır neredeyse. ama yine de iyidir, güzeldir. bu da olmasa ben bir çok kişinin kurumlararası geçiş yapıp memuriyete geçeceğine kalıbımı basarım. kaldı ki geçen çok kişi de gördüm sözde 'yeni' eğitim sisteminden bıkan. gariptir, meslek lisesi öğretmeni hemşirenin hemşireliğe geri döndüğünü gördüm. şunu duydum kendisinden 'en azından eve gelince işim bitmiş oluyor da çocuğa zaman ayırıyorum'

mesai kaçta biter? okula göre değişse de 16. 30 da biter genelde. sabah da en geç 9-9.30 da başlar. programı da idare yapar. size fikriniz sorulmaz. okula göre değişir tabii ama genelde her gün dersiniz olur. arada boş saatler? evet. fotokopi falan çekersiniz. ya da kaç saat konuştuktan sonra dinlenirsiniz belki biraz. ama o gün raporlu ya da izinli birileri varsa derse de girmeniz istenebilir yerine.


nöbet? en bombası. haftada en az 1 defa nöbet görevi gelir. nöbetlerde teneffüse çıkamazsınız. aynı anda her yerde olmanız lazım. mesela siz koridordasınız sınıfta biri camdan düştü. ihmalden soruşturma. siz sınıfa girdiniz kontrole biri merdivenden düştü, ihmalden soruşturma. öğlen yemeği için yönetmeliğe göre 15 dk süreniz vardır. bitince tekrar görev yerinize dönersiniz. hele o gün bir de full ders varsa of of of. tadından yenmez.

en tatmin edici yanı? bazen bir köy okulunda bu çağda interneti olmayan bir çocuğa dünyada neler olup bittiğini gösterecek pencereyi açmanın tatmini. bazen öğrencilerden gelen o mesajlar. bazen koşup koşup öğretmenim diye üstünüze atlayıp sarılan küçücük bir çocuğun sevgisi. bazen sınavlarını geçmiş, istediği bir şeyi elde edebilmiş öğrencinizin size teşekkürü. işte bu hiçbir şeye değişilmez.

peki ne yapılmalı? sistemdeki tüm aksaklıkları öğretmenlere yükleme gafleti bırakılmalı. çünkü ne kadar çok öğretmenin mağdur edildiğini bilmeden belli bir kuşak ununu eleyip eleğini asmış öğretmene bakıp yorum yapmamak lazım. illa da bir şeyler görmek istiyorsanız dediğim gibi e twinning gibi platformları bir ziyaret edin de ülkede ne kadar genç eğitim neferi şu koşullarda üretmeye çalışıyor görün. genç öğretmenlerin bu saldırılara maruz bırakılması, başka kuşakların günahlarının cezasını çekmesi kabul edilemez. çünkü bugün öğretmen olmak hem göreve başlama süreci, hem karşılanması gereken koşullar hem de görev sorumlulukları bakımından 30 sene öncesiyle aynı değil. denemek isteyenleri meydana alalım.
devamını gör...

kuzineli olan versiyonu rahmetli büyükannemler de vardı.

kış günleri patates, soğan, biber gibi şeyler pişirirdik.

şimdi o lezzeti bulmak imkansız. eski günler özleniyor.
devamını gör...

eğer ki bir arazide birbirine sarılmış halde iki yılan görürseniz zarar vermeye çalışmayın. çünkü insanlar gibi onlar da hayatlarının en özel anlarını yaşıyorlar. üstelik bunu, insanoğlu gibi her canı isteyince değil, yılda bir kez yapıyorlar. ayrıca bu yılanlar fare avlıyor, tarla zararlılarını yiyor, ekmeklerinin peşine düşmüşler, toprağı havalandırıyorlar. üzerlerine basmaya çalışmıyor ve tehdit etmiyorsak zarar vermezler. birbiriyle sarmaş dolaş olan yılanların dans misali görüntüsü doğanın ayrı bir estetiğidir, sevilmeseler bile yine de estetiktir. asanın üzerine dolanmış iki yılan, tıp ve eczacılığın sembolü olmuştur.
devamını gör...

hep fesatsiniz hep. gayet de komik fotoğraf ve giftler için kullanmaya başladım. herkesin kullanış amacı kendine dostlar.
devamını gör...

iticilik kişisel kavram içerdiği için kişisel beyandır. size itici gelen profil başkasına dehşet-ül vahşet gelebilir ve yazarın özel mesaj kutusu dolabilir. tabi bunun övgü ile mi yoksa sövgü ile mi dolacağı yazarın profil fotoğrafının kimine itici kimine ise çekici gelmesine bağlıdır. yani kimi, yazara profile yönelik ahlaksız teklifte bulunabilirken, kimi ise göz numaramı yerinden oynattın hay bin kunduz! diyebilir...
devamını gör...

bir youtuber ama faydalı olanlardan. özellikle fransızca-italyanca karışık bir bella ciao performansı var ki görülmeye değer. despacito isimli ispanyolca şarkıyıda fransızca çok güzel yorumladığını düşünüyorum. aynı zamanda kendisi bir peri masalından çıkmış kadar ütopik bir güzelliğe sahip.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

devamını gör...

bana ne!
madem kurucuyum ben de (bkz: iko) gibi mosssssmor ya da (bkz: iş aş benjamin yoldaş) gibi cırtttlak mavi olmak istiyorum.
isterim de isterim, renkli mahlasımı isterim * *.
şaka bir yana* * teşekkürler sayın olay kurucularım iko ve benjamin amca.

t: yönetici kişi anlamına gelen admin kelimesinin bir diğer kullanım şekli.
devamını gör...

filistin benim meselem. doğu türkistan benim meselem. arakan benim meselem. dünyanın neresinde bir zulüm oluyorsa, dünyanın neresinde güçlü güçsüzü eziyorsa benim meselem. amerika'daki adaletsizlik de benim meselem türkiye'deki gelir dağılımı uçurumu da benim meselem. küresel ısınma yüzünden yok olmakta olan türler de benim meselem, eziyet gören tüm mahlukat benim meselem.

burada problem şu: bir dünya insanı olarak dünyadaki tüm adaletsizlikler tüm dünya insanlarının meselesi. en az benim kadar ingiltere'deki vatandaşın da meselesi, amerika'dakinin de japonya'dakinin de. benim bir türk olarak filistin'e üzülmemem merhametsizliktir. kalkıp oraya asker göndermeyi filan konuşmak ise çok da makul olmayacak bir hareket. ya hepimiz kuşanalım askeri kıyafetleri alalım tüfekleri bütün dünyaya dağılalım ya da sadece filistin'e sinirlenip dünyanın dört bir yanında olan adaletsizlikleri görmezden gelmekten vazgeçelim.
devamını gör...

insan ruhunun temellerine inmeyi çok iyi bir şekilde başaran yönetmendir kendisi. filmleri, çekici bir olay örgüsünden ziyade yaşamın kendisini barındırmaya yöneliktir. doğallık ve gerçekçiliği esas alır. defalarca izlendiğinde bile farklı bir ayrıntı yakalayabileceğiniz ince sahneleri vardır. fotoğrafçılık becerisini de filmlerinde çok iyi kullanarak ortaya muazzam işler çıkarmıştır.
devamını gör...

olaylar karşısında abartılı tepkiler veren kişilerle alay etmek için kullanılan hitaptır. tam karşılığı yok ancak "rol kesme kraliçesi" olarak çevirebiliriz. güzel türkçemizde kullanılan "bir de bayıl istersen" sözüyle bizzatihi ilgilidir.

yalandan bayılıp ayılanlar; durumlar karşısında haddinden çok zarar görmüşçesine kendini yerden yere atanlar için kullanılır. *
devamını gör...

aldığın birçok kararı destekliyorum, bu senin kaderin.

insanlara güvenmeyi seviyorsun biliyorum, bu kazık yemene engel değil, dikkat et.

ne dersem diyeyim bildiğinden şaşmayacağını biliyorum, yolun açık olsun.

sağlik.. önemli! sadece o. ona dikkat et.
devamını gör...

bugün dergimizi şereflendiren yazarımız:
bol giyimli kukla. bir solukta okunacak bu güzel yazıya buradan ulaşabilirsiniz. iyi okumalar diliyoruz.

dergimize de buradan ulaşabilirsiniz.
devamını gör...

*futuristik bir program güzel olur,
dünya gündemini takip eden, kendiside bu konuda donanımlı, bir maker olabilir mesela, bence çok uygun böyle bir program için, teknoloji, değişen kavramlar, gelecekte olabilecek değişimlerin işaretleri, yeni icatların deneme süreçleri, ilgili bir konukla bunların konuşulduğu bir program kafamızı açabilir.

*mimarlıkla ilgili bir program olabilir, görsellik olmadan da olur, çünkü, mimarlık çok geniş bir disiplin, sadece fotoğraflarına bakılan bir şey gibi düşünmeyin, içinde yaşamı ilgilendiren her şeyin zeminini tasarlamak için, önce düşünme ve hesaplama gerektiren, hem de yaşam şeklimizin tamamen değiştiği bu günlerde bence tam da konuşulması gereken, kalın bir başlıktır, zaten mimarların olaylara ve durumlara yaklaşımı çok enteresandır, onlarla sohbet güzel olur.

*hukukla ilgili bir program olabilir,
kişisel haklarımız, bildiklerimiz, kullanmadıklarımız, mesela polisin bizi kafasına göre durdurup kimlik soramayacağını ben yeni öğrendim, bence bugünlerde hepimizin bu konuda bilinçlenmeye ihtiyacı var, çünkü yasal haklarımızı bilerek ve bildiklerimize güvenerek kendimizi daha iyi koruyabiliriz diye düşünüyorum, bu hepimizi ilgilendiren bir konu olacaktır.

*girişimcilik, e-ticaret de ilgi görecek bir konu olabilir

şimdilik aklıma gelenler bunlar, aslında ben de çok istiyorum bir program hazırlamak, yapmak, ama nasıl olur hiç bilmiyorum, arkadaşlar bir başlasın, takipteyim, mutlaka bir şekilde katılacağım, herkese kolay gelsin.
devamını gör...

çok yakından olmasa da tanıdığım, söz yazarı, müzisyen, solist ve eski dergi yazarıdır.

çoğu insan onu yalnızca şarkılarıyla tanır ama bir ara kendisiyle birlikte nonserviam isimli fanzin kıvamlı rock - metal dergisinde yazarlık yapmıştık. kalemi de sağlamdır yani. şarkılarındaki sözlerden anlaşılır zaten. hafif melankolik ama cidden okuyanı / dinleyeni saran bir tarzı vardır.

bir ara neredeyse her ay bir konser verirdi, konser sonrası da tayfayla birlikte otururduk sohbet eder bir şeyler içerdik ankara’da. her neyse konuyu da tanımı da dağıtmayalım. iyidir yani, düzgün insandır. severim kendisini.

şarkıları şahanedir. sesi su gibidir. konuşurken farklı, şarkı söylerken farklıdır.

bana göre en güzel şarkılarından biri; sokak insanları

son olarak, çok güzel bir hatundur. makyaj güzeli değildir. saf ve temiz bir güzelliği vardır. gözleri çok güzel bakar, anlamlıdır içleri. içinin güzelliği dışına yansımış der, takılırdık ona eskiden. (ve o bunu hiç kabul etmezdi ehehhe.)
devamını gör...

bir çok şair gibi , yalnız başına ve kimse tarafından anlaşılamadan ölmüş yunan şair . ismi çok duyulmasa bile , oldukça kuvvetli bir kalemi var. aşk şiirleri yazdığı gibi özünde eleştiri sunan şiirler de yazmıştır. bizans ve helen kültürüne yoğun bir ilgi beslemiştir ve eserlerinde bunun izleri görülmektedir.

--- alıntı ---

barbarları beklerken

neyi bekliyoruz böyle toplanmış pazar yerine?

bugün barbarlar geliyormuş buraya.

neden hiç kıpırtı yok senatoda?
senatörler neden yasa yapmadan oturuyorlar?

çünkü barbarlar geliyormuş bugün.
senatörler neden yasa yapsınlar?
barbarlar geldi mi bir kez, yasaları onlar yapacaklar.

neden öyle erken kalkmış imparatorumuz,
şehrin en büyük kapısında neden kurulmuş tahtına,
başında tacı, törene hazır?

çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
onların başbuğunu karşılamaya çıkmış imparatorumuz. bir de koca ferman hazırlatmış
ona rütbeler, unvanlar bağışlayan.

iki konsülümüzle yargıçlarımız neden böyle
işlemeli, kırmızı kaftanlar giyinip gelmişler?
neden böyle yakut bilezikler, parlak,
görkemli zümrüt yüzükler takınmışlar?
ellerinde neden böyle altın, gümüş kakmalı asalar var?

çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
onların gözlerini kamaştırırmış böyle takılar.

ünlü konuşmacılarımız nerde peki,
neden herzamanki gibi söylev çekmiyorlar?

çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
onlar pek aldırmazlarmış güzel sözlere.

neden bu beklenmedik şaşkınlık, bu kargaşa?
(nasıl da asıldı yüzü herkesin!)
neden böyle hızla boşalıyor sokaklarla alanlar,
neden herkes dalgın dönüyor evine?

çünkü hava karardı, barbarlar gelmedi.
ve sınır boyundan dönen habercilere göre,
barbarlar diye kimseler yokmuş artık.

peki, biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan?
bir çeşit çözümdü onlar sorunlarımıza.


--- alıntı ---


the complete poems of cavafy
devamını gör...

arkadaşlarımın hepsi korkuyor. oturduğumuz kafede kedi gelince hepsi masanın üstüne çıkıyor. utanıyorum artık bunlardan. ben de kediyi kucağıma alıp onları seyrediyorum.
devamını gör...

bulmaca çözmek gibidir. bazen hala stres atmak için çözsem mi diye düşündürür.
t. çarpanlara ayırma, bir polinomun, tam sayının ya da matrisin kendisini oluşturan bileşenlerin çarpımı şeklinde yazılmasıdır.*
devamını gör...

neşe , dert , aşk
devamını gör...

takip sekmesinin daha yakına vidalanması neticesinde umduğumu bulduğum güncelleme.

yalnız, sözlük ekranı biraz daha kalabalıklaştı ve biraz daha daraldı gibi hissediyorum. alışkanlık diyelim.

eyyorlamam bu kadar* elinize sağlık.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli portakal radyo renk modu sözlük kütüphanesi online yazarlar kulüpler yazarak kitap kazan puan tablosu sıkça sorulan sorular yönetim kadrosu istatistikler iletişim