mükemmel tanımlarını okuyup derhal takibe aldığım yazar.

nice güzel tanımlara.
devamını gör...

ekşiden bu başlıklar yüzünden soğumuştum.şehirde yaşayan bazı dangalakların yaptıkları ise şöyle:
kırmızı yandığı halde kornaya basmak,
asansöre osurmak, camına sümüğünü silmek,dakikalarca asansörü tutmak,
kapı önüne kirli çocuk bezi bırakmak,
otopark giriş-çıkışına, engelli yerine araç park etmek,
kadın sürücüleri taciz etmek,
karşıdan gelirken omuz atarak geçmek,yere tükürmek,
10 liraya aldığı ürünü 3 ay kullanıp beğenmedim diyerek mağazaya iadeye getirmek,
üstü gazeteyle kapalı cesedin olduğu yerde denize girmek,havuza,denize işemek.
piknik,mangal sonrası ortalığı leş gibi bırakmak,wc çıkışında elleri yıkamamak,
kasiyer, garson gibi çalışanları ezmeye çalışmak.
şehirde doğup şehirde yaşayan biri olarak birebir görüp yaşadıklarım.bu liste uzayıp gider.yöneticiler neden kaldırmıyor böyle başlıkları.
devamını gör...

800 tanım giren 100 yazara kitap kampanyası bitene kadar olması muhtemel şeyler, ara ara sinirleniyorum , ara ara onların arasına karışıyorum onlardan oluyorum ama okuyorum. saçma da olsa , yazıp çıkmıyorum. en azından başkalarının fikirlerine de bakmak ve doğrulamak gerektiğini düşündüğüm uygulama ''oylama''.
devamını gör...

1609 - 1660 yılları arasında yaşamış flaman ressam. genellikle portreler ve still life resimleri yapmıştır.
yaşadığı dönemde eserleri saygı görmüş olmasına rağmen, ölümünden sonra kendisi neredeyse unutulmuş ve eserleri genellikle kocasına ya da frans hals'a atfedilmiştir. hatta ölümünden önce bile bunun yapılıp hakkının yendiği söyleniyor. 19. yüzyılda ise yeniden hatırlanmış, hak ettiği değeri görmeye başlamıştır.
leyster'in hayatıyla ilgili çok kesin bilgiler yok. resim yapmaya babası iflas ettikten sonra aileye destek olmak için başladığı düşünülüyor. bilinen ilk eseri ise 1629 yılına dayanıyor. 1633 yılında haarlem guild of st. luke sanatçı grubunun bir parçası olmuştur. bazı kaynaklara göre leyster, bu gruptaki ilk kadın sanatçıdır.
1636'da kendisi gibi ressam olan jan miense molenaer ile evlendi.

çoğunlukla (en fazla üç tane) neşe saçan figürden oluşan, düz bir arka planda gösterilen portre benzeri tür sahnelerinde* uzmanlaşmıştır. çocukları ve sarhoş erkek figürlerini resimlerinde sık sık kullanırdı. leyster, özellikle domestic, ev ortamını anlatan tür resimlerinde epey yenilikçiydi. bunları bir kadının bakış açısından anlattığı için çağdaşlarından çok farklıydı. genellikle mum veya lamba ışığında, evdeki kadınların sessiz sahneleri şeklinde resmediyordu.

self portrait
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


laughing children with a cat
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


the proposition
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


a game of cards
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şimdiye kadar üretilen hiçbir plastiğin henüz yok olmamış olması, yalnızca mikro parçalara ayrılıp okyanuslara karışmış olması ve halen durmaksızın plastik üretilmeye devam edilmesi.
devamını gör...

zaman geçtikçe kırmak istemediği insanlar tarafından kırılacak olan insandır.
devamını gör...

aile evine hicbir zaman ait hissedememek?
devamını gör...

bazı insanlar birlikteliklerinde genelde kıskanır ama karşısındaki insanı birey olarak gördüklerinden pek hayatlarına müdahil olmazlar. kıskançlıklarını dile getirirler sonra bu kıskançlık karşı taraf açısından kısıtlama olarak algılanır. keşke farkı ayırabilse hayır illa bir genişlik istiyorsan bizden genişi evren.
devamını gör...

bunu bir türlü yapamıyorum. 10 yıldır aynı adama gidiyorum. ona da söyledim artık ilgilenmiyorsun hızlıca yapıyorsun diye. mercedes fiyatı istiyorsun ama tofaş hizmeti alıyorum diye de belirttim. çok daha iyi işini yapanlar var biliyorum. ama sanki kötülük yapacakmışım gibi geliyor. olmuyor dostlar bırakamıyorum.
devamını gör...

sabah saatlerinde meydana gelendir.
sağ olsunlar ete para vermiyorlar.
çeliktepe mahallesi boş bir arazide birbirlerine girmişler.

devamını gör...

yahu tamam sözlükte troll olsun olmasın demiyoruz, hobi olarak yine olsun. ama artık kaliteyi abaza ergen seviyesine düşürdüler. cinsel, leş başlıklar ve tanımlar aldı gitti. sözlük modlarıyla iyi anlaşmama rağmen, elli kere söyledim size banlayın artık şu adamları diye. neden kimse bunun üzerine düşmüyor anlamıyorum artık ?
devamını gör...

adı var kendisi yok gibi bir şey.

birilerini takip ediyoruz ama çoğu yaşam belirtisi göstermiyor. sanki hepsi bir sayıdan ibaret. kendi aranızda fısır fısır ne konuşuyorsunuz getirin sola biz de ilim irfan sahibi olalım*.
devamını gör...

40 liralık internet paketiyle bu kadar oluyor kusura bakmayın.
benim için bir şakayı yaptığımda evde dayak yemiyorsam, o şaka kalitelidir. o kadar vizyonsuzum yani ne bekliyorsunuz.
devamını gör...

çivi çakmak

babam sen bozarsın, hayatta ödünç veremem matkabımı dediğinden dolayı eski usul çekiç ile duvara giriştim. öncesinde bi’ kibar yaklaştım tabi yanlış anlaşılmasın.

* * * *

duvara raf monte edeceğim. rafın plastiğini açtım, içine konulmuş iki adet çivi yeterli gelmedi gözüme ve zulamdan 8 tane falan daha çivi getirdim. çekiç yanımdaki masada. simetrik olsun diye bitane çivi ile x’ler çizdim duvara. buraya kadar her şey ok. monte edeceğim demiri aldım ve x’lerin üzerinde dirseğimle tuttum. bir elimde çivi diğerinde çekiç x’in birini doldurmaya çalışıyorum. yamuldu, yumuldu, duvarda haddinden büyük delik oluştu. allah kahretmesin öyle çiviyi. pis dandik. benim suçum yok bak. ben yapacağımı yapıyorum. ellerim, kollarım hatta dirseğim bile işin içinde. daha n’apim?
neyse o x’i saldım başkasına geçtim. oda yamuk gitmeye başladı. baş parmağımla çiviyi destekliyorum ama bana mısın demeden saçma sapan bir boyutta delik açılıyor. kibarlığımın bittiği yere geldik.
sen misin yamulan? daha hızlı, şiddetli ama simetrik vuruşlarla çiviyi dövüyorum. olan bana oluyor. baş parmağımı da arada kaynatıp, bi’ kaç darbe indirdim. başka x’lere geçtim. başkalarının avuç içleri öpülürken, benimkilerde balon oluştu, patladı. şimdide yanıyor. pes ettim. yarın iş çıkışı matkap almaya gidiyorum. siz de direnmeyin kardeşlerim. bir matkap satın alın, bir de su metresi ve keyfinize bakın. zira ben çivi çakarken, özene bezene yaptığım badanayı da mahfettim. işte sonuç;

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

edit: çaktığım çivi değil vidaymış ve vida çakılmayan, monte edilen bir şeymiş. aradaki farkı fark etmemi sağlayanım, canım sistam miko’ya teşekkürlerimi sunarım.
devamını gör...

güneş de dahil olmak üzere tüm yıldızların, yavaş yavaş şekillenerek anakol yıldızı olana dek geçirdikleri süreç.

yıldızlar uzaydaki moleküler bulutlardan oluşur. modellemelere göre, sürecin hemen hemen şu şekilde olduğu tahmin ediliyor:

galaksilerin, spiral kollar gibi bazı bölgelerinde madde yoğunluğu yüksektir. bu bölgelerde bulunan ve morötesi ışınım yayan genç ve enerjik yıldızlar, ışınımları nedeniyle moleküler bulutlarda oyuklar açar. bu oyuklar, süratli şekilde iyonize hidrojen molekülleriyle dolar. bu durum bölgede şok dalgalarına neden olur çünkü iyonize hidrojenin oyuklara dolma hızı, ses hızından yüksektir. bölgede oluşan şok dalgası nedeniyle yine bölgedeki moleküler bulutlar sıkışır. bu sıkışmalar, az sonra bahsedeceğim olayları ve neticesinde de yıldız oluşumunu tetiklemiş olur.

bir moleküler bulut sıkışmaya başladığında, bulutun yapısı lokal olarak bozulur. dengenin bozulduğu bölgede, kütle çekimsel enerji artar. bu enerjinin yarısı, bulutu oluşturan gazı ısıtmak için harcanırken, diğer yarısı ışınım olarak harcanır. gazın ısınmasının sonucu ortamdaki yoğun bölgenin merkezindeki sıcaklık, hidrojeni nükleer füzyon ile helyuma dönüştürecek seviyeye kadar çıkabilir. bahsettiğimiz sıcaklık yaklaşık 10.000.000 kelvin civarında... böylece ortaya çıkan cisim bir yıldızdır. detayları aşağıda...

bu arada devasa bir moleküler buluttan bahsediyoruz. bu bulut tamamen çöküp bir tek yıldız oluşturmaz. bulutun her bölgesinde yer yer farklı yoğunlaşmalar ve çökmeler gerçekleşir ki bunda ufalanma süreci denir.

***

başta elimizde çökmeye başlayacak kadar yoğun bir kütle vardı ki bunun adı jeans kütlesidir. çökme sırasında ışınıma dönüşmüş olan kütle çekimsel enerjinin bir kısmı buluttan kaçarak uzaya dağılır çünkü ortam transparan denecek halde, ince bir tabaka gibidir. bu arada sıcaklık artmaktadır. bir süre sonra yoğunluk gittikçe arttığından, transparanlık yalan olur ve ışınım buluttan kaçamamaya başlar. ortam hemen hemen bir hidrostatik dengeye ulaşmıştır. bu henüz yıldız olamamış ama yıldıza çok benzeyen "şey"e ön yıldız ya da protostar adı verilir.

kütle çekimsel etkinin arttığı bu evrede, bulutun çöken kısmının hemen dış bölgesinde bulunan maddeler ön yıldızın üzerine düşmeye devam etmektedir. merkezi bölgeye, yani artık çekirdek diyebileceğimiz bölgeye düşen bu maddeler, şok dalgalarına neden olur ve enerji kaybeder. kaybolan bu enerji ısı enerjisine dönüşür ve ön yıldızın sıcaklığıyla ışınımı artar. sıcaklık biraz daha yükseldiğinden, bulutu oluşturan gaz ve toz içindeki toz partikülleri buharlaşır.

yeterince detaya girdim. buradaki ufak tefek diğer detaylara girmeden şunu söyleyebilirim ki, merkezde artık döteryumu nükleer olarak yakacak sıcaklık koşulları sağlanmıştır. merkeze doğru kütle çekimsel çökme bir miktar yavaşlar. bulut tekrar transparan hale gelir. bu evreye "anakol öncesi evrim" adı verilir.

bu kısımdan sonraki detaylar gerçekten kafa karıştırıcı cinsten. özetle şunu söyleyebilirim; kütle çekimsel çökme, yukarıda dediğim şekilde yavaşlamış olsa da tamamen durmaz. bu nedenle oluşmakta olan cismin merkezine doğru sürekli olarak bir madde yığılması vardır. bu da yoğunluk ve dolayısıyla sıcaklık artışı anlamına gelir. bu artışın son aşaması da ön yıldız çekirdeğinin artık hidrojeni helyuma dönüştürecek sıcaklığa ulaşmasıdır. zaten bunu yapmaya başlamış olan bir cisim artık bir yıldızdır ve geldiği bu evreye de anakol evresi adı verilir.
devamını gör...

ilk roman değil modern anlamda ilk roman olan kitabın yazarı ve iyi bütün yazarlara ilham kaynağı olan yazardır.

1571 yılında inebahtı deniz savaşında osmanlı devletine esir düşmüştür. bütün dünyayı etkisi altına aldığı eseri don quijote'yi esareti bittikten sonra kaleme almıştır.
devamını gör...

özgürlük nasıl bir şey biliyor musunuz? özgürlük uğruna canınızı vereceğiniz bir şey. hür değilsem dersin. hür değilsem nasıl yaşarım. savaşırsın. can alır can verirsin gerekirse.
ama sonra bir gün aç kalırsın. çok aç kalırsın. canından korkarsın. yoksul kalırsın ve gider özgürlüğünden vazgeçersin.
hepimiz biraz köle değil miyiz? düşünün günde kaç saat sevmediğimiz işlerde sevmediğimiz insanlar için çalışıyoruz. elbette insan sosyal bir varlıktır ve tek başına yaşayamaz. herkes kendi işini dünyada yaşanılamaz. ama mutlu değilsek ve memnun bu özgürlük sayılır mı?. çocuklarımızın geleceği için yıllarca çalışıyoruz sırf rahat bir hayatları olsun diye. sonra onlar kalkıp aynısını kendi çocukları için yapıyor. kısır bir döngü bu. ama kimse bozmuyor. kimse mutlu değil ama kimse bir şey değiştirmiyor. olay çok basit aslında.
sevdiğiniz işi bulun, kendinizi tanıtın ve en iyisi olun. inanın her şey çok daha mükemmel olur.
devamını gör...

hüseyin rahmi gürpınar romanı.

kitabın kaleme alındığı tarih, hicri 1335. hangi ayda yazıldığını bilmediğimden, 1915-16 yılı olmalı, ben de doğrudan bu yazımını okudum, yani orijinal metin.

yaşı 58'e gelmiş, şuayip iyi para kazanmaktadır. bütün hayatı, tek düze geçmiş, sürekli çeşitli burhanlar yaşayan bir kadınla evlenmiş, hayatını da bu şekilde idame etmektedir. eşi hasna hanım kitabın başında, komşusu adile hanımla girdiği diyalogla ya da mahalle dedikodusuyla, eğitimini ve kültürünü göstermektedir. hemen belirtmek gerekiyor ki hasna hanımın komşusu adile hanımla olan diyaloğunda ilginç bir detay var. iki kadının da kullandığı dil neredeyse günümüz turkcesidir ve bi dil de neredeyse yabancı hiçbir kelime yok. hüseyin rahmi'nin ağdalı ve ağır dili gözönüne alınınca bu detay hemen göze çarpıyor. iki de çocukları var, aziz-toraman- ve sabıre.

tum hayatını tek düze yaşayan şuayip bey, hayatını bir dramaya çeviren hasna hanımın yaşlanmasıyla bir buhran içindedir. dönemin istanbul'unu gözönüne alınca, şuayip beyin kazandığı paraların namı kısa sürede belli başlı çevrelere ulaşır. neredeyse her romanında seks işçisini konu alan hüseyin rahmi, yine yaşını almış, eski bir fahiseyi suayip'in bürosuna yerleştirir. kadın şuayip beyin, körlenmis cinsel arzusunu diriltemeyince, henüz 16,17 yaşında olan kızını devreye sokar. elbette kız dillere destan bir guzeliktedir ve bir süre sonra, şuayip beyi ayartır. lakin, kız bir metres olarak değil, evlilik şartıyla adamla birlikte olur. kız annesini ifşa ederek, annesinin kendisini yaşlı bir adama satmaya çalıştığını, eğer kendisine sahip çıkarsa onunla evleneceğini dile getirir. bunların hepsi bir tuzak olduğunu söylemeye gerek yok.

binnaz, annesinin kimden olduğu belli olmayan, umumihane'de büyümüş biridir. suayip'e anlattığı gibi ne eline erkek eli değmemistir ne de uzak sakın bir yaşam yaşama peşindedir. burada söyle bir sorun var, suayip'in evlenmek istediği ya da evlendiği binnaz, suayip'in oğlunun eski sevgilisidir. tabii bu gerçek, evlilik olduktan sonra ortaya çıkıyor. ve suayip'in oğlu ile binnaz, durumu kimseye belli etmeden birlikte olmaya devam ediyorlar.

yıl 1916, 58 yaşında bir adam, 48 yaşında eşi ve iki çocuk. 58 yaşında adam, genç bir kadınla evliliğe kalkıyor ve burada ciddi bir tuzağa düşürülüyor, çünkü kız kendisini tanıttığı gibi değil. ne geçmişi, ne de kafasında kurduğu dünya. 58 yaşında torunu yaşında bir kızla evleniyor ve kız çocuğunun eski sevgilisi çıkıyor. birbirlerini tekrar görür görmez - çünkü binnaz'ın annesi çulsuz aziz'le görüştürmek istemiyor, evet aziz çulsuz çünkü şuayip bey kazandığı paralardan kimseye bahsetmiyor- kollarına atılıp, kaldıkları yerden devam ediyorlar. bir nevi aziz, üvey annesiyle birlikte oluyor. yazıldığı dönem itibariyle romanın son derece cesur olduğunu belirtmek gerekiyor.

yazar, ilişki ağını kurduktan sonra karakterleri tek tek analize girisiyor. kim haklıydı? eşi yaşlanan, şuayip mi? kocasını başka kadına kaptıran hasna hanım mı? yoksa oğlu aziz mi? ya da babası dahi belki olmayan binnaz mı? roman kaybedenler klubu gibi. herkes haklı, herkes haksız.

dikkatimi çeken bir husus da şu, ya hüseyin rahmi'nin bu dönemde kafası karışık ya da roman üzerinden birilerine mesaj veriyor. çünkü tebessüm-i elem'de, evlilik hayatının nasıl olması gerektiği hususunda, vaaz veren yazar, bu romanında şuayip karakteri üzerinden evliliği yerden yere vuruyor. denilebilir ki, 58 yaşında evlenen bir adam için bu psikoloji normal değil mi? hayır değil çünkü şuayip 16,17 tadında evlendiği kız üzerinden değil, ilk eşi üzerinden de aynı eleştiriyi yapıyor. araştırmacılar, editörler hüseyin rahmi 'nın neden hiç evlenmedigine keşfetmeye çalışıyorlar. toraman romanında neden evlenmediğini açıkça ortaya koyuyor. burada dikkatimi başka bir husus celbetti, o da su; şuayip karakteri dilinden, doğanın bir kanunu olmadığını doğanın bir kaos barındırdığını evlilik betimlemesi üzerinden ifade ediyor. peki, diğer romanlarında "determinizmc felsefesi dediği şey üzerinden yeni kuşağı yerden yere vuran, hüseyin rahmi ne oluyor da, tek düze yaşayan yaşlı bir türk üzerinden bu defa da, aile kuramını hedef alıyor? bana göre yazar, içine girdiği yazar psikolojisini çok ama çok iyi analiz ederek, hem karakterin içine giriyor hem de zaman zaman karakterlerden bağımsız, nesnel bir tanım koyuyor ortaya. toraman romanı net bir şekilde, türk aile yapısının iki yüzlülüğünü hedef alıyor. ek olarak tüm dönem yazarları gibi, hüseyin rahmi'nin de kafası karışık. belki bu kafası karışıklığı olumsuz bir anlamda anlıyor olabilirsiniz fakat değil, çünkü hızla ama hızla bu insanların gözü önünde birçok şey, altüst oluyor. hatırlayın, avrupa'da darwin türlerin kökeni kitabını yayınlandığında, birçok kişi intihar ediyor, bunun anlamı nedir? insanların yüzyıllarca savunduğu, bağlı olduğu değerleri ellerinin altından çekip alıyorsun, bu kolay bir şeyden değil. dostoyevski'nin kafası çok mu net? ihtilal için, çarlık rejimine muhalefet eden dostoyevski, hayata gözlerini karamazov kardeşler adlı son eserinde ortodoks klisesine bağlılık ederek yumuyor. karamazov kardeşler de yazar başından sonuna kadar, açık bir şekilde ortodoks klisesinin propagandasını yapıyor.

romana dönelim, iki bukle vermek istiyorum. birini verdim aslında, suayip'in oğluyla olan konuşmasında evlilik kurumunu yerden yere vurması. ikincisi ise, binnaz'ın roman sonunda, şuayip kendisinden şüphe ederken isyan edip söyledikleri,

" ahmak adam, hiç bir şey bildiğin yok! her bir fenalık benim beynimde de vardır. kalbimde de. içimde de, dışımda da... anlıyor musun? habenneka? aynaya git de suratına bak! boyalı kukla! üzerine hıyanet edersem beni kim ayı playabilir? bile bile aldın pzevenk! bana adlan sanlan orospu servinaz'ın kızı binnaz derler. siz namuskarlığı aynalı, oyuncaklı, süslü tasması altında yaşayan insanlar... kendinize hoş gelen her fenalığı işler, fakat adını değiştirerek, kitaba uydurarak irtikap edersiniz. evet, bu dünya bütün sania ile kelime oyunuyla, bilerek aldatmak ve aldanmakla dönüyor. ihtiyar zevcenizin üzerine torununuz yerinde bir kızcağız aldığınız zaman vicdanınız size hiçbir itibda bulunmaz. bu genç kadın tabiattan hisse-i telezzüzünüzü istediği vakit meydana müthiş iki kelime çıkarırsınız: ırz ve namus... işte size manalarını zevkinize göre tefsir ettiğiniz iki lügat. "

tek kelime ile müthiş, müthiş. bu satırlar yazıldığında cumhuriyet'in henüz ilan edilmediğini akıldan çıkarmayın.

son olarak, hüseyin rahmi binnaz'ın da isyan ettirerek, dediğim gibi herkesin haklı, herkesin haksız olduğu bir son ile bizi basbasa bırakır.
devamını gör...

beynin alın lobunun akmaddesindeki sinir lifleri kesilerek uygulanan cerrahi girişim.
devamını gör...

en güzel kız sevdiğiniz kızdır. böyle de bir meriçimdir. *
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim