tanım girecek başlık bulamamak
böyle bir sorun var gibi görünüyor. sol tarafa bakınca beni yazmak için heyecanlandıracak başlık bulmakta bazen zorlanıyorum. beklentim mi fazla acaba diye de düşünmüyor değilim.
devamını gör...
kürtlerin ana dilde eğitim hakkı
olmaması gerektiğini düşünüyorum. şu an türkiye'de çok fazla etnik grup var ve hepsine kendi dilinde eğitim verirsek ülke bölünmeye gider. ayrıca bu söylenen olay bildiğim kadarıyla çoğu ülkede yok. eğer yaşadığınız ülkede azınlıksanız mecburi olarak onların eğitimine, hayat şartlarına, kültürlerine adapte olmak zorundasınız. bugün birçok devletin içinde yaşayan azınlık türklere ve diğer milletlere böyle bir hak tanınmıyor, tanınamaz da. üniversitede kendi dilinizin alanında eğitim görebilirsiniz, böyle bir hakkınız var. ama ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında olması mantıksız geliyor.
devamını gör...
kasiyer kıza burası kasiyer whatsapp var mı demek
hoşlandığım kasiyer kıza telefon numarasını almak için söylediğim tümce. bana numarasını verdi ve bi kaç gün yazıştık. şimdi beni evine davet ediyor neden bilmiyorum ama son zamanlarda sürekli bol su iç, tuz yeme böbreklerine iyi bak diyor. ne kadar iyi birisi böbreklerimi bile düşünüyor.
devamını gör...
dünya klasikleri
çok kitap okumaya başlamanın sebepleri kitaplardır. çoğu kimseye tavsiye ettiğimde çok sıkıcı olacağını söylerler ama bence gerçek kitap zevki olan kişiler ancak bu tadı alabilirler. hangi dönemde okursanız o döneme göre kafanızda farklı dünyalar oluştururlar. hem modern klasikler hem de geçmişten günümüze gelen diğer klasikler oldukça güzeldir.
devamını gör...
kafa sözlük
kendimi kendimce ifade edebildiğim, içimi dökebildiğim ruhumu, zihnimi dinlendirdiğim sözlük.
bir süre kafa iznindeydim. zor günler geçirdim ve hala geçirmeye devam ediyorum. döndüm geldim, olaylar olaylar...
konulara girmeyeceğim. bilmediğim, dahil olmadığım mevzular. zaten mahkeme deyyolaaa aman şahit mahit yazarlar.
yönetimin tutumu bu konularda hoşuma gitti belirtmek isterim. çizgileri durdukları yer olaylara en azından bizlere yansıyan kısmıyla duruşları pek yerinde. olayı çirkinleştirmeden tarafsız kalabilmeleri ve gereğini yerine getirmeleri takdire şayan. selamlar olsun...
arkadaşlar buraları bu kadar ciddiye almayın. evet yazıyoruz, kendimizi ifade ediyoruz, belli başlı arkadaşlıklar kuruyoruz ama bu kadar. yani fikir beyan etmeye korkar olduk. garip bir kesim var ki ağzımızdan çıkan her şeyi kendilerine vazife edip yalanlamaya, eleştirmeye, kendilerince ortaya çıkarmaya ya da dalga geçmeye and içmişler. abicim size ne ya? biz size bir şey dediysek özelinize gelip saldırdıysak sizin fikrinize tü kaka dediysek amenna ama yani ağzımızdan çıkan miniminnak bir söze bile başka biri tanımla cevap veriyor. niye abi niye? ben senin gibi düşünmek zorunda mıyım? senin gibi yaşamak zorunda mıyım? sen tanımını kendi fikrinle giremiyor musun da bana, ona, buna cevaben giriyorsun? biri bir tanım girmiş bakıyorsun başkası ona cevap vermiş. yahu sane ne adam içini dökmüş? bana çok komik geliyor bunlar. hayat burayla ibaret sanki. sürekli açık aramak sürekli anti fikir üretmek üzerine bir dünya kurmuşsunuz kendinize çok ilginç. neyi kanıtlamaya çalışıyorsunuz inanın anlamıyorum?
neyse genel itibariyle çizgisi çok düzgün insanlar var. bilgi edindiğim, güldüğüm, tecrübelerinden yararlandığım, beni alıp başka başka yerlere götüren yazarlar... bazen mesaj kutularını tıklıyorum zaten. keyifle takip ediyor keyifle okuyorum aman sabahlar olmasın. hepinize çok selam mucukluyorum efem.
seviyorum burayı. kendim çalıp kendim oynuyorum. açıkçası en başlarda akışta dolaşıp her türlü tanımı ve yazarı okumayı seviyordum ama son günlerde bu tutumumu değiştirdim yukarıda saydığım nedenlerden dolayı. neyse işte orta yolu bulacağız elbet. selamlar olsun herkese kısa bir aradan sonra yine ben geldim.
sevgiler, saygılar...
bir süre kafa iznindeydim. zor günler geçirdim ve hala geçirmeye devam ediyorum. döndüm geldim, olaylar olaylar...
konulara girmeyeceğim. bilmediğim, dahil olmadığım mevzular. zaten mahkeme deyyolaaa aman şahit mahit yazarlar.
yönetimin tutumu bu konularda hoşuma gitti belirtmek isterim. çizgileri durdukları yer olaylara en azından bizlere yansıyan kısmıyla duruşları pek yerinde. olayı çirkinleştirmeden tarafsız kalabilmeleri ve gereğini yerine getirmeleri takdire şayan. selamlar olsun...
arkadaşlar buraları bu kadar ciddiye almayın. evet yazıyoruz, kendimizi ifade ediyoruz, belli başlı arkadaşlıklar kuruyoruz ama bu kadar. yani fikir beyan etmeye korkar olduk. garip bir kesim var ki ağzımızdan çıkan her şeyi kendilerine vazife edip yalanlamaya, eleştirmeye, kendilerince ortaya çıkarmaya ya da dalga geçmeye and içmişler. abicim size ne ya? biz size bir şey dediysek özelinize gelip saldırdıysak sizin fikrinize tü kaka dediysek amenna ama yani ağzımızdan çıkan miniminnak bir söze bile başka biri tanımla cevap veriyor. niye abi niye? ben senin gibi düşünmek zorunda mıyım? senin gibi yaşamak zorunda mıyım? sen tanımını kendi fikrinle giremiyor musun da bana, ona, buna cevaben giriyorsun? biri bir tanım girmiş bakıyorsun başkası ona cevap vermiş. yahu sane ne adam içini dökmüş? bana çok komik geliyor bunlar. hayat burayla ibaret sanki. sürekli açık aramak sürekli anti fikir üretmek üzerine bir dünya kurmuşsunuz kendinize çok ilginç. neyi kanıtlamaya çalışıyorsunuz inanın anlamıyorum?
neyse genel itibariyle çizgisi çok düzgün insanlar var. bilgi edindiğim, güldüğüm, tecrübelerinden yararlandığım, beni alıp başka başka yerlere götüren yazarlar... bazen mesaj kutularını tıklıyorum zaten. keyifle takip ediyor keyifle okuyorum aman sabahlar olmasın. hepinize çok selam mucukluyorum efem.
seviyorum burayı. kendim çalıp kendim oynuyorum. açıkçası en başlarda akışta dolaşıp her türlü tanımı ve yazarı okumayı seviyordum ama son günlerde bu tutumumu değiştirdim yukarıda saydığım nedenlerden dolayı. neyse işte orta yolu bulacağız elbet. selamlar olsun herkese kısa bir aradan sonra yine ben geldim.
sevgiler, saygılar...
devamını gör...
19 haziran 2021 istanbul yağmuru
yaklaşık 4 saattir bardaktan boşalırcasına yağan, hafta sonunu serinleteceğe benzeyen yağmurdur.
gerçi bu yıl haziran ayı bir hayli serin geçmekte ama olsun konumuz bu değil.
gerçi bu yıl haziran ayı bir hayli serin geçmekte ama olsun konumuz bu değil.
devamını gör...
les diaboliques
hitchcock'un karşısında durabilecek nadir yönetmenlerden biri olan henri-georges clouzot'un yönetmen koltuğunda bulunduğu, simone signoret, vera clouzot ve paul meurisse'in adeta terör estirircesine müthiş oyunculuk yeteneği sergilediği, boileau-narcejac'in celle qui n'était plus isimli öyküsünden uyarlanan, 1955 yılında yayınlanan, türkiye'de şeytan ruhlu insanlar ismiyle vizyona girmiş, insanı gerim gerim geren, filmin son anına dek soru işaretleri ile beynimizi yiyen müthiş ötesi bir film.
spoiler vermeden filmin konusundan kısaca bahsedelim madem.
film, eşinin okulundaki eğitimci kadrosunda bulunan michel delassalle'in eşine zalimce davranmasıyla başlar, daha sonra okuldaki başka bir kadınla bir ilişkisi ortaya çıkar ve sevgilisi olan bu kadına da michel abimiz olağanüstü kötü davranıyordur.
bu gizli ilişki ortaya çıktığı vakit, ortaya çıkan diğer bir kısım da bu iki kadının da michel'den nefret etmeye ve onu ortadan yok etme planları yapmaya başlamalarıdır.
zaman ilerler ve bu iki kadın, bir gece bu cinayet planını hayata geçirir, michel'i bir güzel öldürürler. sabah olduğunda ise ortada ceset namına hiçbir şey yoktur...
harika bir konusu var, değil mi? sadece konusu değil, karakterlerin yaşadıkları ruh halleri, düşünceleri ve bu düşünceleri sonucunda ortaya çıkan hareketleri öyle güzel sergilemiş ki film, izlerken adeta o filmden bir karakter gibi hissediyorsunuz kendinizi. film ilerlemek bi yana dursun, su gibi akıyor, çünkü tam film yavaşlayacak moda girecek olduğu vakit bir ekşın oluyor, ortalık hareketleniyor ve kendinizi yepyeni soru işaretleriyle dolu bir odada buluyorsunuz.
dahası da var, bu güzel film öyle hoş bir sona sahip ki, "abbaooooov" diye nida atmanıza sebebiyet veriyor, zira o zaman dilimine göre değerlendirir isek, beklenmeyecek ölçüde hoş bir senaryo bütünlüğü neticesi ile sonu daha çekici kılınır bir vaziyete bürünüyor.
spoiler vermeden filmin konusundan kısaca bahsedelim madem.
film, eşinin okulundaki eğitimci kadrosunda bulunan michel delassalle'in eşine zalimce davranmasıyla başlar, daha sonra okuldaki başka bir kadınla bir ilişkisi ortaya çıkar ve sevgilisi olan bu kadına da michel abimiz olağanüstü kötü davranıyordur.
bu gizli ilişki ortaya çıktığı vakit, ortaya çıkan diğer bir kısım da bu iki kadının da michel'den nefret etmeye ve onu ortadan yok etme planları yapmaya başlamalarıdır.
zaman ilerler ve bu iki kadın, bir gece bu cinayet planını hayata geçirir, michel'i bir güzel öldürürler. sabah olduğunda ise ortada ceset namına hiçbir şey yoktur...
harika bir konusu var, değil mi? sadece konusu değil, karakterlerin yaşadıkları ruh halleri, düşünceleri ve bu düşünceleri sonucunda ortaya çıkan hareketleri öyle güzel sergilemiş ki film, izlerken adeta o filmden bir karakter gibi hissediyorsunuz kendinizi. film ilerlemek bi yana dursun, su gibi akıyor, çünkü tam film yavaşlayacak moda girecek olduğu vakit bir ekşın oluyor, ortalık hareketleniyor ve kendinizi yepyeni soru işaretleriyle dolu bir odada buluyorsunuz.
dahası da var, bu güzel film öyle hoş bir sona sahip ki, "abbaooooov" diye nida atmanıza sebebiyet veriyor, zira o zaman dilimine göre değerlendirir isek, beklenmeyecek ölçüde hoş bir senaryo bütünlüğü neticesi ile sonu daha çekici kılınır bir vaziyete bürünüyor.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
--! spoiler !--
ben orda, akşamına orospular dadanan
camlarında pis sinekler gezinen, ben orda
eskimiş bir tutuşla şarabını içiyor
kadınlarda oluyor kadınsız bakışlarla
başıyla öne düşmüş yüreğiyle beraber
ya tanrıya inanır ya da isyana.
kimseye vermiyor ki acılardan artarsa
kuytular çıkarıyor sevişmeler onlardan
bu nasıl bir bakış ki dünyaya intiharla
ya da hep kar yağıyor da düşünmesi siyahtan
öyle ya kim sevişirdi acıları olmasa
kim bakardı uzağa köpekleri saymazsam.
orası bir ölümdür şarabımı doyuran
ölünen yüzler gibi bir bütündür adamlar
vaftizi gün ışığında bir garip protestan
tanrısıyla sevişir, herkes bilir sevişmeyi o kadar
kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum
yeniden doğmak için çıkardığım yangından.
edip cansever, phoenix
--! spoiler !--
ben orda, akşamına orospular dadanan
camlarında pis sinekler gezinen, ben orda
eskimiş bir tutuşla şarabını içiyor
kadınlarda oluyor kadınsız bakışlarla
başıyla öne düşmüş yüreğiyle beraber
ya tanrıya inanır ya da isyana.
kimseye vermiyor ki acılardan artarsa
kuytular çıkarıyor sevişmeler onlardan
bu nasıl bir bakış ki dünyaya intiharla
ya da hep kar yağıyor da düşünmesi siyahtan
öyle ya kim sevişirdi acıları olmasa
kim bakardı uzağa köpekleri saymazsam.
orası bir ölümdür şarabımı doyuran
ölünen yüzler gibi bir bütündür adamlar
vaftizi gün ışığında bir garip protestan
tanrısıyla sevişir, herkes bilir sevişmeyi o kadar
kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum
yeniden doğmak için çıkardığım yangından.
edip cansever, phoenix
--! spoiler !--
devamını gör...
grog
18. yüzyılda yaşamış edward vernon isimli bir ingiliz amirali tarafından bulunmuş alkollü kokteyl çeşididir. bilhassa korsanlarla ve denizcilerle özdeşlemiş bu içeceğin ortaya çıkış sebebi, uzun deniz yolculuklarında bozulmadan dayanabilecek bir içecek kaynağı arayışından başka bir şey değildir.

doğru duydunuz, sadece rom, su ve bir miktar şekerden oluşan bu basit kokteyl, korsanların sırf kendi zevki için tükettiği bir içkiden daha fazlası idi. içme suyu, uzun deniz yolculuklarında depolanamadığı ve zamanla bozulup, yosun tuttuğu için, korsanlar su ve enerji ihtiyaçlarını bu içkiden almak zorunda idi.
bugün ise, su ihtiyacınızı karşılamak zorunda kalmasanız bile, evinizde kolaylıkla hazırlayabileceğiniz, içmesi zevkli bir kokteyldir. bir tabak meyve ve çikolata ile gerçekten de çok güzel gittiğini söyleyebilirim.

doğru duydunuz, sadece rom, su ve bir miktar şekerden oluşan bu basit kokteyl, korsanların sırf kendi zevki için tükettiği bir içkiden daha fazlası idi. içme suyu, uzun deniz yolculuklarında depolanamadığı ve zamanla bozulup, yosun tuttuğu için, korsanlar su ve enerji ihtiyaçlarını bu içkiden almak zorunda idi.
bugün ise, su ihtiyacınızı karşılamak zorunda kalmasanız bile, evinizde kolaylıkla hazırlayabileceğiniz, içmesi zevkli bir kokteyldir. bir tabak meyve ve çikolata ile gerçekten de çok güzel gittiğini söyleyebilirim.
devamını gör...
desiderius erasmus
çakma hümanist, başarılı hristiyan siyonist.
hristiyan'ın hristiyan'la olan savaşını anlamsız bulup hristiyan'ın türk, yahudi, pagan gibi özünde savaş bulunan ırkları yok etmesi gerektiğini savunmuştur. beyefendiye göre, hristiyan'lar savaş ideolojisi üzerine kurulu değildir fakat bir şekilde yoldan çıkmışlar. buna karşın hemen dizginlenmeli ve düşmanlarıyla savaşmalılar. tabiri caizse değil, tam bir piç.
düşüncelerini öğrenmek adına yararlandığım kitap: barışın şikayeti
hristiyan'ın hristiyan'la olan savaşını anlamsız bulup hristiyan'ın türk, yahudi, pagan gibi özünde savaş bulunan ırkları yok etmesi gerektiğini savunmuştur. beyefendiye göre, hristiyan'lar savaş ideolojisi üzerine kurulu değildir fakat bir şekilde yoldan çıkmışlar. buna karşın hemen dizginlenmeli ve düşmanlarıyla savaşmalılar. tabiri caizse değil, tam bir piç.
düşüncelerini öğrenmek adına yararlandığım kitap: barışın şikayeti
devamını gör...
misogyny
eski yunancada nefret etmek anlamındaki ''misein'' ve kadın anlamındaki ''gyne'' kelimelerinin birleşimiyle ortaya çıkmış kadın nefreti/kadın düşmanlığı anlamına gelen kavram. kadınlardan abartılı bir şekilde nefret etmektir. çoğunlukla erkeklerde görülür.* genelde altında yatan sebepler erkeğin küçük yaşlarda annesi, ablası gibi güvendiği karşı cins tarafından beklentilerinin boşa çıkarılması* gibi sebeplerdir. cinsiyet ayrımcılığı, şiddet, kadınların cinsel obje olarak görülmesi gibi şeylerin ortaya çıkmasından sorumludur.
devamını gör...
gürültüden korkmak
literatürde sonofobi, akustikofobi, fonofobi, ligirofobi gibi farklı türlerle ortaya çıkan, belirli seslerden korkma rahatsızlığı.
havai fişek, trafik gürültüsü, kapı çarpması, patlama gibi yüksek sesler bu gruba girerken, bazı durumlarda kişi kendi sesinden dahi korkabilir. hatta bu tür fobilere sahip kişi, karşısında bir balonu patlatacak gibi yapmanız ve patlatmamanız durumunda bile, çıkabilecek yüksek ses nedeniyle paniğe kapılır.
havai fişek, trafik gürültüsü, kapı çarpması, patlama gibi yüksek sesler bu gruba girerken, bazı durumlarda kişi kendi sesinden dahi korkabilir. hatta bu tür fobilere sahip kişi, karşısında bir balonu patlatacak gibi yapmanız ve patlatmamanız durumunda bile, çıkabilecek yüksek ses nedeniyle paniğe kapılır.
devamını gör...
#pkkyaktı
son günlerde artan orman yangınlarının failini ifşa eden, gerçeği korkmadan haykıran halkımızın twitter'da başlattığı hashtag.
evet, korkmadan söylüyoruz. lanet olsun teröre, teröriste. ormanlarımıza, canlılarımıza, insanlarımıza ve tüm değer, birikimlerimize karşı böyle alçakça faaliyet gösterenlerin yakası iki cihanda da bir araya gelmesin.
şiddetle kınıyoruz! şiddetle kınamalıyız. zalime merhamet, mazluma ihanettir.
evet, korkmadan söylüyoruz. lanet olsun teröre, teröriste. ormanlarımıza, canlılarımıza, insanlarımıza ve tüm değer, birikimlerimize karşı böyle alçakça faaliyet gösterenlerin yakası iki cihanda da bir araya gelmesin.
şiddetle kınıyoruz! şiddetle kınamalıyız. zalime merhamet, mazluma ihanettir.
devamını gör...
köstekli saat
arazi zengini ve ekabir takımı yaşlıların kullandığı yelek cebinde taşınan yuvarlak şekilli zincirli bir saat. en bilineni ve akla geleni rusya'dan ithal olan serkisof marka olanı. kapağında lokomotif kabartması olduğu için sahipleri tıkır tıkır çalışmasından dolayı şimendifer saati diye isim de koymuşlardı.
devamını gör...
eski sevgilinin evlenmesi
adı üstünde eski. ilişki bir şekilde bitmiş yani. arkadaş olarak da kalınmadıysa üzülecek bir şey olmamalı bence. herkes kendi yerinde mutlu olsun.
devamını gör...
el
yabancı ama bir o kadar da yakın.
el vermek, elini tutmak. bunlar yabancı biri için yapılamaz eylemler. illa ki yakın olmalı, fiziksel olmasa bile gönül yakını olmalı.
elini uzattığın insanın o elden sonra bir daha asla eskisi gibi olamayacağını bilmeli uzatan, tutan da kadir kıymet bilmeli.
o iki el diğerinin ve bir olmanın sıcaklığını bilmeli, hiç unutmamalı.
bir el deyip geçmemeli insan, kendisini tekrar yola çıkaran o eli iyi tutmalı.
el vermek, elini tutmak. bunlar yabancı biri için yapılamaz eylemler. illa ki yakın olmalı, fiziksel olmasa bile gönül yakını olmalı.
elini uzattığın insanın o elden sonra bir daha asla eskisi gibi olamayacağını bilmeli uzatan, tutan da kadir kıymet bilmeli.
o iki el diğerinin ve bir olmanın sıcaklığını bilmeli, hiç unutmamalı.
bir el deyip geçmemeli insan, kendisini tekrar yola çıkaran o eli iyi tutmalı.
devamını gör...
leptirica
leptirica, milovan glisic tarafından yazılan doksan yıl sonra (1880) hikayesine dayanan, 1973 yılında dorde kadijevic'in yönetmen koltuğunda bulunduğu, kostüm tasarımları mirjana ciplic kuruzovic'e ait olması ile anlatılmak istenen dönemi hoş bir şekilde gösteren harika bir yugoslav korku filmi.
öncelikle bu filmi anlatıp eleştirmeden önce, doksan yıl sonra öyküsünden spoiler vermeden kısaca bahsedelim, nedir bu doksan yıl sonra öyküsü?
bir zamanlar, yanılmıyor isem 1800'lerin başı, zarozje isminde bir sırp köyü var, bu köyün değirmeni, köye bir tık uzakta yer alıyor. insanlar değirmene gidip baktıkları vakit değirmencinin paramparça olduğunu fark ediyorlar, bunu bir vampirin yaptığını iddia ediyorlar hatta vampirin ismi cismi de belli, geçmiş dönemlerde lanetlenen bir ruh olan sava savanoviç!
o zamanlar, zarozje'de bir delikanlı yaşıyor, bir kıza sırılsıklam aşık ama ortada bir sorun var, kızın babası bu gence kızını vermiyor, niçin? çünkü genç işsiz...
bu genç de gözünü karartıyor ve değirmende çalışmaya karar veriyor, hem para kazanmak hem de korkak olmadığını, tüm köylüler, bilhassa kızın babasına ispatlamak için ve olaylar gelişiyor.
filmde de aynı hikaye hakim, hikaye kısmı ile 19.yüzyılın korku öykülerini tam anlamıyla yaşıyoruz, yetmiyor ek olarak bir de görsel açıdan gerek kıyafetler, gerek köy tasarımı, gerek değirmen ile birlikte oldukça tatmin oluyoruz, lakin üzücü kısım film içerisinde absürt birtakım mizah da barındırıyor olması, filmi salt korku filmi olarak nitelemek yanlış olur.
filmin belki de en kötü ve en göze çarpan kısmı da gece olmadan çekilmiş olması, gece sahneleri hiç yok, e haliyle bu da korku kısmını oldukça baltalıyor lakin insan kızamıyor, belki de o dönemde ellerinde gece görüntü alacakları ekipmanlar yoktu, bilemiyoruz.
filmin en ama en güzel özelliği de her kısmı tadında bırakması, vahşet sahnesi olsun, korku sahnesi olsun, komedi sahnesi olsun, misler gibi tadında bırakılmış ve filmin süresi yaklaşık olarak 1 saat 4 dakika gibi kısa bir zaman....
balkan korku öykülerine aşinalığınız ve ilginiz var ise kaçırmamanız gereken bir yapıt.
son olarak, sırbistan içerisinde bulunan zarozje köyünde hala sava savanoviç'in varlığına inanılıyor ve ondan felaket biçimde korkuluyor.
öncelikle bu filmi anlatıp eleştirmeden önce, doksan yıl sonra öyküsünden spoiler vermeden kısaca bahsedelim, nedir bu doksan yıl sonra öyküsü?
bir zamanlar, yanılmıyor isem 1800'lerin başı, zarozje isminde bir sırp köyü var, bu köyün değirmeni, köye bir tık uzakta yer alıyor. insanlar değirmene gidip baktıkları vakit değirmencinin paramparça olduğunu fark ediyorlar, bunu bir vampirin yaptığını iddia ediyorlar hatta vampirin ismi cismi de belli, geçmiş dönemlerde lanetlenen bir ruh olan sava savanoviç!
o zamanlar, zarozje'de bir delikanlı yaşıyor, bir kıza sırılsıklam aşık ama ortada bir sorun var, kızın babası bu gence kızını vermiyor, niçin? çünkü genç işsiz...
bu genç de gözünü karartıyor ve değirmende çalışmaya karar veriyor, hem para kazanmak hem de korkak olmadığını, tüm köylüler, bilhassa kızın babasına ispatlamak için ve olaylar gelişiyor.
filmde de aynı hikaye hakim, hikaye kısmı ile 19.yüzyılın korku öykülerini tam anlamıyla yaşıyoruz, yetmiyor ek olarak bir de görsel açıdan gerek kıyafetler, gerek köy tasarımı, gerek değirmen ile birlikte oldukça tatmin oluyoruz, lakin üzücü kısım film içerisinde absürt birtakım mizah da barındırıyor olması, filmi salt korku filmi olarak nitelemek yanlış olur.
filmin belki de en kötü ve en göze çarpan kısmı da gece olmadan çekilmiş olması, gece sahneleri hiç yok, e haliyle bu da korku kısmını oldukça baltalıyor lakin insan kızamıyor, belki de o dönemde ellerinde gece görüntü alacakları ekipmanlar yoktu, bilemiyoruz.
filmin en ama en güzel özelliği de her kısmı tadında bırakması, vahşet sahnesi olsun, korku sahnesi olsun, komedi sahnesi olsun, misler gibi tadında bırakılmış ve filmin süresi yaklaşık olarak 1 saat 4 dakika gibi kısa bir zaman....
balkan korku öykülerine aşinalığınız ve ilginiz var ise kaçırmamanız gereken bir yapıt.
son olarak, sırbistan içerisinde bulunan zarozje köyünde hala sava savanoviç'in varlığına inanılıyor ve ondan felaket biçimde korkuluyor.
devamını gör...
türkiye’de yapılabilecek en ucuz hobi
çekirdek çitlemek.
devamını gör...

