büyük bir yanılgıdır. hani edebiyatımızda yakın anlamını göstererek uzak anlamı kullanılan bir sanat var: tevriye.
küçük prens de tıpkı tevriye mantığıyla yazılmış bir kitap.
eser çocuk kitabı gibi görünüyor ancak aslında yetişkin insanlar için yazılmış.
devamını gör...

kız yurdunda görevli bir temizlik görevlisi ablamız anlatmıştı. inanılmaz pisler diyordu. pedlerini tuvalet giderine atıp gideri mi tıkamalar. odanın içine mi tuvaletini yapmalar ne ararsınız var diyordu kadın.
devamını gör...


“her başlangıç bir sondur, her son ise bir başlangıç.”


“aller anfang ist schwer.” alm. bir deyim.
her başlangıç zordur.

siz yine de başlayın, gerisi gelir.
devamını gör...

hep sonradan gelir aklım başıma.
devamını gör...

ne zamandır ben de bergene nick altı yazacam diyordum.
nasip bu güneymiş.
çok içten, çok keyifli tanımları var.
tarzı ile müsemma.
hürmetlerimizin karşılıklı olması da daha bir cici.
devamını gör...

şair olmaktan ziyade bizzat şiirin kendisidir. kıymeti öldükten sonra anlaşılagelenlerdendir.

bir zamanlar kendimi
bulunmaz hint kumaşı sanmıştım.
kaç metredir benim yokluğum?
benden daha çok var sanmıştım.
benim yokluğumdan dünyaya
bir elbise çıkar sanmıştım.
dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan
sonunda ben de alıştım.
ah...dedim sonra,
ah!

devamını gör...

orman genel müdürlüğü'nün kayıtlarına göre en son 1880 yılında biricik'te görüldüğü kaydı girilmiş. resmi olarak bu tarihi tescillemişler.

1905 yılında da suriye sınırında görüldüğüne dair ifadeler kullanılmış ama bu resmiyete dökülmemiş. yani aslına bakarsanız anadolu'daki geçmişleri yakın bir zamanda son bulmuş diyebiliriz.
devamını gör...

özellikle fazla çay içen biriyseniz en doğru kararı vermişsinizdir. bir iki kez içtikten sonra alışıyorsunuz.
devamını gör...

nasıl girdin içlerine?
sen nasıl girdiysen!..
ya anlaşılırsa?
umrumda mı sanıyorsun?
sen bu işi şaka mı sanıyorsun?
yaşam da şaka değil mi?
sen çıldırmışsın.. gerçekten çıldırmışsın
kaybedecek birşeyim var mı sanıyorsun?..
...
iki dakika içinde gelecekler. çık, çabuk çık.
saçmalama bunu kaçırır mıyım?..
çık dedim, çık yoksa....
geldiler sus!
sen.n.nn
kess
........


bugün aramızda ilk defa bulunan ve ayinimizi taçlandıracak olan zeusian'ı yeminini yapmak ve dünyalar arası geçişi simgeleyen beyaz tavşanın kanını akıtarak onurunu alması için grimasaya davet ediyorum.
asanı al!..
...

işte başlıyoruz. burada başlar ve biter mi?.. dostum ivan'ın kanına bir tavşan mı? hayır... ımm düşler güzel...
ütopyalar da.


hqışk
devamını gör...

açılışımı kısa zaman önce yazdığım rüyaya ağıt isimli kısa hikayem ile yapıyorum.

karşılaşmalarının üstünden çok da fazla zaman geçmemişti. yollarını kesiştiren irade ona daha büyük sürprizler hazırlıyordu ama celil bu durumun pek de farkında değildi. arzu ile geçirdiği günlerin keyfini çıkarmakla meşguldü. yıllardır hayalini kurduğu mutluluk belki de bu sefer onu bulmuştu. normal zamanda çok da hareketli sayılmayan bir hayatı vardı celil'in. hayatını kitaplarıyla paylaşıyor, arada sokak hayvanlarını beslemeye çıkıyor, sahilde kısa günlük yürüyüşlerini tamamlayıp dışarıda çay bile içmeden evine yollanıyordu. asosyal denilebilecek bir tipti. liseden kalma birkaç yakın arkadaşı ve askerlikten samimi olduğu birkaç tertip dışında düzenli görüştüğü kimi kimsesi yoktu. ailesinden ayrı tek başına kadıköy'de ufak eski bir artı bir dairede yaşıyordu. bu aralar iş arıyordu bir yandan da, babasından kalma parası yavaş yavaş suyunu çekiyordu. eski işinde yaptıklarından memnundu ama etrafındaki insanların dedikoducu, çıkarcı tavırları ve onun alttan alta kuyusunu kazmaları canına tak etmişti. sürüden biri olmayı çocukluğundan beri kabullenemiyordu. sürüden ayrılınca da haliyle kurt kaptı. annesinden gelme bir özellikti idealistliği, ona göre insanlar belli bir ideal üzerine yaşamalıydı. başka insanların haklarına riayet etmeli, onları konfor alanlarına dan dun girmemeliydi. saygı ve sevgi çerçevesinde iş ilişkileri düzenlenmeliydi. ama bizim ülkede işler pek de öyle işlemiyor azizim. aradığın ütopya evrenini bulursan bize de haber ver celil. arkadaşlarının onun ortamlardan(iş, okul, arkadaş çevresi) kopuk hallerine karşı ona böyle takılıyorlardı. sahiden de ütopya benim bu aradığım düzen diye hak da veriyordu onlara ama huylu huyundan vazgeçmez. kafasına yatmadığı noktada ceketini alıp gidiyordu bulunduğu ortamdan. yanında rahat hissedebildiği sınırlı sayıda insan vardı. bunların arasına son zamanlarda gönlünü çiçek bahçesine çeviren arzu da eklenmişti. şans eseri gittiği bir tiyatro oyununda yanındaki koltukta bulmuştu onu celil, sanki yıllar öncesinde orada bırakmıştı da yeniden kavuşmuşlar gibiydi. çoğunlukla sinema, tiyatro yalnız gidilen aktivitelerdi onun için. tevafuk bu ya, arzu da öyle bir kızdı. modadaki oyun atölyesinde gregory gorin'in kundakçı oyununda yolları kesişmişti. oyun sonrası laf lafı açtı ve kendilerini karşılıklı kahve içerken buldular, telefonlar alındı, mesajlaşmalar devam etti. normal celil hızına göre her şey ışık hızında ilerliyordu. bunları asker arkadaşı taner'e anlattığında sen ne ara böyle girişken oldu diye hayretle dinlenmişti. ama olmuştu, belki de yıllardır içinde biriktirdiği duygular önündeki setin aniden çekilmesiyle sel misali akıp onu da beraberinde sürüklüyordu. günlerden bir gün kadıköy boğa'da tekrar buluştular. her ne kadar uzun sayılabilecek- iki ay - bir süredir tanışıyor olsalar da hala birbirlerinin hayatlarının detaylarını tam da bilmiyorlardı. iki gün öncesinde celil rüyasında arzu'yu görmüştü ama bu pek de iç açıcı bir rüya değildi, daha çok kabus denebilirdi. onun fotoğrafını ama çok değişmiş bir şekilde ekranda görüyor ve altında aranan terör sempatizanı olarak haber başlığını okuyordu. kabusunda arzu terör saldırıları düzenleyen bir grubun kadıköy temsilcisiymiş. bunu ona anlatmadı tabi ama seni geçen gün rüyamda gördüm diyerek geçiştirdi. ister istemez rüya olsa da etkilenmişti bu durumdan. davranışlarına sirayet eden bir korku vardı. iki aydır ilk kez doğru dürüst konuşmayıp sadece dinledi celil. ben sana inandım arzu diyordu içinden, sana güvendim. rüyanın etkisinde saçmalıyordu düpedüz, aklı başında adamın rüya ile amel etmesi olur iş değildi ama elinden gelmiyordu aksi. bir rüya uğruna hayatının aşkına tavır mı alacaktı, kafası çok karışmış ne yapacağını bilemez haldeydi. aradan geçen günlerde bu konu aralarında mevzu olmadı belki ama celil hala rüyanın etkisini atlatamamıştı. mevzuyu yakın arkadaşı taner'e açmaya karar verdi, ona anlattıktan sonra alacağı tepkiyi aslında az çok tahmin edebiliyordu. anlatmadan önce rüya tabirlerinde baktığı yorumlar da endişesini bir nebze daha arttırmıştı, olumsuz gelişmelere yoruyordu düpedüz tabirler. taner bu yaptıkların akıl alır değil, bir rüya uğruna sevdiğin kızla arana mesafe koymak olur iş değil dese de pek tesiri olmadı bu lafların celil üzerinde. yoksa rüya bahane miydi, celil zaten bir ilişkiyi doğru dürüst yürütebilecek bir adam değildi de bahanesi bu mu olmuştu. aslında bilinçaltı ona bu oyunu bilerek oynamıştı, sen zaten asosyal, kendi kendine yalnız ölüp gidecek bir adamsın celil, ne işin olur aşkla meşkle. evet beklenen oldu, kafasına yatmayan bu ilişkiden de ceketini alıp gitti celil, ortada mantıklı hiçbir açıklaması olmadan terketti arzu'yu. o gece tekrar rüyasında arzu'yu gördü, bu sefer neler gördüğünü sabah hatırlayamadı. uyandığında taner'in onu on yedi kere aradığını gördü, telefonu gece sessizde kalmıştı. neyin nesi bu ilgi acaba diye düşünerek geri döndü arkadaşına. taner'in sesi boğuk bir o kadar da hüzünlüydü. söylediklerinden sadece birkaç kelimeyi doğru dürüst anlayabildi, arzu , boğanın orası, bomba patlamış, çok üzgünüm celil, başımız sağolsun.
devamını gör...

(bkz: filan cumhuriyeti)
plan yok, program yok, çalışma yok, ilgi yok, mayıs gibi filan açarız yaaaa.
devamını gör...

cape town'da iken bazı türk arkadaşlar bizi davet etmiş, beraber denize gitmiştik ama tabi şehrin meşhur sahillerine değil, kadın, kız göremeyeceğimiz kuytu köşe bir yere.
kimi yatıyor, kimi yüzüyor, kimi de tatil günümüz burada mahvoldu, şimdi clifton yada camp's bay'de beyaz kızların etrafında olmalıydık diyordu.
neyse biz bu durumdayken, iki otobüs dolusu, çoğunluğu kadın, kız coloured melez, bizim sahile geldi. bazı türkler haydaaa oldumu şimdi derken, bazılarının yüzü pis, pis sırıtmaya başladı.
tabi bizim yüzü sırıtan türkler bekliyor ki, kızlar artık üstünü çıkarsın ama kimse üstünü çıkarmıyor, tam tersine def çalıp, ilahi gibi birşeyler söylüyorlardı. tabi afrikaans dili olduğu için bir kelime bile anlamıyorduk.
sonunda papaz kıyafetli bir adam, göğsüne kadar gelecek kadar denize girdi ve kıyıdaki diğer adam bir kızı tutup, papazın yanına gittiler. papaz birşeyler söylüyordu ve diğer adamla birlikte kızı iki taraftan omuzlarından tutup denize sokup, çıkardılar. papaz denizde kaldı ve diğer adam kızı kıyıya getirip diğerini götürerek, sırayla bütün kadınlara ve adamlara aynısını yaptılar.
ertesi gün melez arkadaşlara anlattık ve onlar bunun vaftiz olduğunu, bazı protestan kiliselerin sadece saça su sürmeyi kabul etmediğini, baştan aşağı suya girmek gerektiğini söylediler.
devamını gör...

'dertler derya olmuş kimin umrunda' diye özetlenebilecek duygu durumudur.
devamını gör...

pardon saat'iniz kaç acaba?
- saatim yok tam olarak bilemem
biraz bira biraz şarap önceydi
nasıl oluyor vakit bir türlü geçmezken
yıllar hayatlar geçiyor. (saat'i teoman'a sormuşuz iyi mi)
devamını gör...

çeçeva köyü
doğadan çayluk


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

emredersin!

görüyor ve arttırıyorum: klozet kapağı.
devamını gör...

allah nasip etmeyeceği bir şeyi hayal ettirmez.
devamını gör...

imgyukle.com/i/NYjqPI

oğluş!
devamını gör...

dünya üzerinde her yere gidebilirdim,ama hiçbir yere varamazdım,çünkü gittiğim her yere kendimi de götürüyordum.

aytuğ akdoğan
devamını gör...

gereksiz ve sık kullanımı bir süre sonra vücutta direnç oluşmasına sebep oluyor, haliyle o ilacın etkisi giderek azalıyor. artık etki göstermemesiyle beraber birçok yan etkisiyle de vücuda yarardan çok zarar veriyor. vücudun dengesini bozuyor, vücudumuzda normal florada yaşayan bakterilerimize zarar veriyor, beraberinde birçok organa da etkisi var. ilaçları doktor yönlendirmesiyle doğru bir şekilde kullanmak gerekiyor, yoksa hiçbir faydası olmadığı gibi daha fazla zararıyla baş etmek zorunda kalırsınız.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim