george orwell tarafından 1948 yılında kaleme alınmış (bitirilmiş), ismi de(yazarın beyanıyla) bu tarihin son iki rakamının yerlerinin değiştirilmesi ile 1984 olmuş olan distopik kitap. george orwell'ın kitabı yazarken bulunmuş olduğu döneme bakıldığında sovyetler birliği ve nazi almanya'sının etkilerini kitaba yansıtmış olduğunu görebiliriz. kitapta anlatılan olaylar size hiç uzak gelmeyecektir. hatta kendinizi kitabın içinde de bulabilirsiniz. okudukça sizi sarsar bunları ben de yaşıyorum dersiniz.
devamını gör...

yıllar yılı elimden bir tutanım olmadı
ne talihsiz bir kulum hala çilem dolmadı
şu üç günlük alemde bir sevenim olmadı
vazgeçtim ben sevmekten dostum bile kalmadı
şu üç günlük alemde bir sevenim olmadı
vazgeçtim ben sevmekten dostum bile kalmadı

felek vurdu insafsız sabır kalmadı bende
bilmemki dertten başka ne buldum ben sevmekte
şu gencecik ömrümü yazık boşa harcadım
şimdi haram oldu bana yaşamakta gülmekte
şu gencecik ömrümü yazık boşa harcadım
şimdi haram oldu bana yaşamakta gülmekte

yaktın beni dünya, yıktın beni dünya
gerçek olan neyin varki fanisin dünya
yalansın dünya

müslüm gürses.
devamını gör...

sözlükte bugün epeyce bal temalı başlık/entry görünce bende tarihte kullanılan ilk biyolojik silah olan deli bal'ın nasıl kullanıldığını yazmak istedim.

karadeniz bölgesinin yüksek rakımlı dağlarında yetişen dağ gülü olarak bilinen bitkiden üretilen bir halk arasında tutan bal olarak bilinen deli bal bir grup tarihçi tarafından bilinen ilk biyolojik silah kabul ediliyor. bulantı, kusma, kalp ritim bozuklukları, tansiyon problemleri ve halüsinasyonlara sebep olabilen bu bal farmakaloglarca ilaç yapımında kullanılabilsede kişilerin yüksek dozda tüketmesi zehirlenmeye ve ölümcül tabloların oluşmasına sebebiyet verebiliyor.

m.ö 67 yılında karadeniz bölgesinde hüküm süren 6. mithridates'in toprakları karadeniz fethine çıkan roma imparatorluğu generali pompey tarafından işgal edilmek ve roma topraklarına katılmak isteniyor. pompey, tarihin ilk biyolojik silahına maruz kalacağından habersiz ordusu ile karadeniz üzerine yürüyor. 6. mithridates ise savaş alanında doğrudan başarılı olunamayacağını ön görerek askeri dehasını konuşturuyor ve pompey'in ilerlediği yolların üzerine kovan kovan deli bal bıraktırıyor. pompey'in deli baldan habersiz ordusu lezzetli balı tükettikçe bulantı,ishal ve halüsinasyon şikayetleri ile yola devam edemeyecek hale geliyor ve tam bu sırada kral 6. mithridates'in ordusu pompey'in ordusunu esir alıyor.
devamını gör...

kendisi ile birebir canlı söyleşide bulunduğum. çok kapisiteli ancak hayata geçiremeyen. güzel muhalefet yapan liberalizmi ana ocağı amerika'da öğrenmiş siyaset adamı. benim komşum olan gültekin tırpancıya ldp genel başkanlığını tek adayla hediye etmiştir. bu aralar akit tv'de programa katılıp yerli bir şekilde muhalefet duruşu sergilemektedir. ileride cumhurbaşkanlığı adaylığını koyacağını düşünmekle beraber 0.20'yi geçemeyeceğine eminim.
devamını gör...

eski bakkallarda %60'ı parafinden mamul şemsiye şeklindeki çikolataların raf komşusu sakız.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ilginç bir şarkı ilk kez dinledim. bu arada değerli yazar arkadaşım beni affetsin troll başlık sandım bir an.
devamını gör...

basit bir gülümseme. bu kalbinizi açmanın ve başkalarına şefkatli olmanın başlangıcıdır. demiştir.
devamını gör...

kafasına iki kova su döküp susturulmasını dilediğim heriftir.

sürekli yağmurlu günler, şöminenin kıvrımı, lunapark atları falan insan bi bunalır bee.

düşün.. binbir duyguyla bir şiir paylaşıyor bu adamlar. hatta başlık açıyorlar...

lucifer denilen canavar gelip üst başlık açarak 'kız mı lan o' yazıyor.

iki başlık alt alta şöyle oluyor sol frame’de

-yarin buğulu gözü(1)
-kızların ufak memesi(15)

sısısıs.
devamını gör...

amacım genelleme yapmak değildir. bu başlığa (bkz: avrupalı kız ile türk kızı arasındaki farklar) tepki olarak açılmış bir başlıktır.

avrupa'daki gece 1 de yolda karşı cinsini görmeyi tuhaf karşılayan bir erkek yoktur ama bizde görünce "yolluya bak" şeklinde çirkin tabirler kullanan, laf atan, rahatsızlık verip işi tacize vardırabilecek bir kitle mevcuttur.

avrupalı bir erkek evlenme kararı verirken karakter uyumu, güzel vakit geçirebilme gibi durumları önemser. kimi türk erkekleri ise kendisi cinsel ilişki konusunda aşırı deneyimli olsa dahi kızın bekaretini ve maharetlerini sorgular.

avrupalı erkek ilişkisinde kıyafete, arkadaşlıklara vb karışmak gibi baskılar kurmak yerine karşı cinse özgür alan tanıyıp saygı duyar. bazı kendini bilmez türk erkekleri ise kendisini kadının koruyucusu ve sahibi olarak görmek ister.
devamını gör...

anlam veremediğim bir durumdur.
tamam evlenmek istiyorsanız kendi aranızda evlenin ama hiçbir şey olmamış gibi tüm akrabaları çağırdığınız kalabalık düğün yapmanın şimdi zamanı mı? canım kıymetli deyip gitmek istemesen bir ton laf işitiyorsun. ne bu acele.
devamını gör...

hayat, büyük aşklar, büyük zaferler ve büyük acılar değildir zaten. hayat tuhaf ve ışık hızında çakıp giden ayrıntılarda sakladığımız hasret ve kırgınlıklarımızla yüklü bir bohça, bir sırt çantasıdır. içinde rüyalarımıza senaryo olacağını bilmediğimiz hayallerimiz ve arzularımız...*

buket uzuner - uyumsuz defne kaman'ın maceraları toprak
devamını gör...

çorapları makineye çift atıp tek bulmak.
devamını gör...

zamanında başkent beyrut ortadoğunun parisi diye lanse edilirdi. aslında çok güzel bir ülke gece hayatı yaşam tarzı biraz da olsa bize benziyor ne yazık ki ülke son zamanlarda çok karıştı. geçtiğimiz aylarda ki patlama ise çok kötüydü. neredeyse halkın yarısı hristiyandır kızılay değil kızılhaç sağlık yardım kuruluşudur. ülkenin en meşhur şeyleri arasında sedir ağaçları vardır ayrıca bayraklarında da bu temsil etmişlerdir.
devamını gör...

pek umursamadığım durumdur. hatta büyük bir şey değilse ben de kendimle dalga geçerim muhtemelen.
devamını gör...

insanların birbirine ve hayata karşı olan sabrı,umudu,heyecanı .
devamını gör...

nermin yıldırım
devamını gör...

(bkz: michael jackson)
öldü mü? yoksa yaşıyor mu? bilinmez..
devamını gör...

bir süredir, uzaklardan seviyorum seni. şimdi gel yakınıma yakından sev beni desen nasıl severdim seni inan ki bilmiyorum.
mesela tenine dokununca ne olurdu parmaklarıma?
diyelim ki artık bir adım ötemdesin, sarılabiliyorum sana.
nasıl sarardım seni kim bilir?
gölün kenarında bir bankta, güneşin batışını izlerken,
sen o güzelim başını, omzuma koysaydın,
ne yapardı gariban omzum?
mesela oldu ya, eymirin güzelim yollarında, el ele yürürken seninle,
aklım, o gariban aklım, kaç karış havalanırdı inan ki bilmiyorum.
hani oldu ya evimizdeyiz, umut dolu, sevgi dolu yeni bir güne şiirlerle başlar, öğle yemeği yerine düz yazılar ile beslenirdik. günün akşamını hafif bir yemeğin yanında birer kadehlik kırmızı şarabımızı içerken, plakçalarımızda çalan beethoven sayesinde kulaklarımızın pası silinmiş şekilde edebiyattan konuşarak geçirip, gecesini, uykuya dalmadan önce masallar anlatarak yaşardık. bu güzel günü bu şekilde bitirmek beni nasıl mutlu ederdi bir bilsen.
hani o, kırmızı panjurlu, önünde mor menekşeler olan, küçüçük ama ahşaptan, içerisinde yüzlerce, binlerce kitabımızın olduğu evimizde, elinde kitabın uyuyakalmış ruhunu sarmalamaktan daha büyük mutluluk verici şey ne olabilirdi ki.
işte bu düşüncelerle çıksam yüreğimden senin yüreğine doğru harekete geçsem.
ve, ellerimde en güzel papatya demetleriyle, bir gün ansızın çıkıp gelsem yanına. yüreğim pırpır kanatlanmış uçacak bir durumdayken, bedenim seni görmenin heyecanıyla tirtir titrerken, ruhum ise doğuştan yarım kalan tarafını bulmanın keyfini yaşarken, dudaklarımdan hangi kelimeler dökülürdü acaba inanki bilmiyorum? kelimelerin gücü yeter miydi bu büyük karşılaşmanın manasını anlatmaya? tüm zamanlarımı anlamlı kılan bu anı, türk dil kurumunun biçare sözlüğünde bulunan kelimelerin tek tek ya da çeşitli kombinasyonlarda bir araya gelerek anlatmasını beklemek, nafile bir çaba değil de neydi?
işte o an, o sözlük yeniden yazılmalıydı. en temiz harflerden, en derin anlamlar içeren kelimeler üretilerek.
hadi oldu diyelim, hislerimi anlatır cümleler kurabildim. peki kelimeler ne denli önemliydi.
hayran hayran bakışlar, titrek konuşmalar, ateş basmaları olmayınca.
insan, konuşurdu, yazardı, çizerdi ama emek olmayınca, sevdiğin kişiye sonsuz özgürlük tanımayınca, o güzel hisleri pazarlık konusu yapmaya başlayınca, sevgi mi kalırdı ortada.
evet evet, seni hiçbir karşılık beklemeden, sonsuz bir sadakatle, içindeki çocuğu büyütmeden, değişmeni beklemeden aksine kendin olabilmeni destekler biçimde, severdim seni.
devamını gör...

borussia dortmund taraftarlarının ustası olduğu konudur.

ayrıca yazımı karıştırılan kelimelerden biridir.
devamını gör...

sanki dünyanın en iyi insanlarını barındırıyormuş gibi olmasını rahatlıkla söyleyebilirim.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim