savewalterwhite.com
breaking bad spoiler'ı geliyor, dikkat.
breaking bad dizisinde walter jr. white* tarafından faaliyete geçirilmiş, zavallı babası walter white'ın kanser tedavisi (kemoterapi) masrafları için bağış kabul eden bir websitesidir.
dizinin yapımcıları diziyi ölümsüzleştirmek adına bu siteyi izleyicilerin erişimine açık tutuyorlar. gerçekten böyle bir site var. paint'le çizilmiş gibi duruyor ve çok orijinal.
tıklayınız
edit: imla
breaking bad dizisinde walter jr. white* tarafından faaliyete geçirilmiş, zavallı babası walter white'ın kanser tedavisi (kemoterapi) masrafları için bağış kabul eden bir websitesidir.
dizinin yapımcıları diziyi ölümsüzleştirmek adına bu siteyi izleyicilerin erişimine açık tutuyorlar. gerçekten böyle bir site var. paint'le çizilmiş gibi duruyor ve çok orijinal.
tıklayınız
edit: imla
devamını gör...
tiramisu
üstü çekilmiş kahve, içi krema dolu; etimolojik olarak "beni neşelendir" gibi bir anlama sahip olan leziz italyan tatlısıdır.
olsa da yesek gerçekten...
ukde: nutellamisu
olsa da yesek gerçekten...
ukde: nutellamisu
devamını gör...
hikaru nakamura
我不会叫你微笑,玫瑰
ünlü bir çin atasözü şöyle der;
-sana gülüm demem, zaten neden diyeyim ki??
ünlü bir çin atasözü şöyle der;
-sana gülüm demem, zaten neden diyeyim ki??
devamını gör...
pratik bilgiler
soğutmak istediğiniz meşrubat vb. şişe veya kutusunu ıslatılmış kağıt havlu veya peçeteye sarıp derin dondurucuya koyarsanız normalden çok daha hızlı soğutabilirsiniz.
devamını gör...
spawn isimli yazara yapılan linçleme faaliyetleri
ne olduğunu anlamayan arkadaşlara sevap niteliğinde link paylaşmak istediğim faaliyetler silsilesidir.
buyurun
durumumuz yoktu okumadık editi: spawn mahlaslı ex yazar bu sözlükte 8000 tanımı olan bir yazar ile ters düşüyor ve sonra fake bir kadın hesabı ile hakkında bilgi alıp yazarı uçurtuyor. bununla yetinmeyip bir de 8000 tanımlı yazarı içirip nude istiyor, sonra sen olduğunu nereden bileyim diyip boydan nude istiyor.
alıyor da. ama ne işine yarayacağını düşündüğünü inanın bende bilmiyorum.
buyurun
durumumuz yoktu okumadık editi: spawn mahlaslı ex yazar bu sözlükte 8000 tanımı olan bir yazar ile ters düşüyor ve sonra fake bir kadın hesabı ile hakkında bilgi alıp yazarı uçurtuyor. bununla yetinmeyip bir de 8000 tanımlı yazarı içirip nude istiyor, sonra sen olduğunu nereden bileyim diyip boydan nude istiyor.
alıyor da. ama ne işine yarayacağını düşündüğünü inanın bende bilmiyorum.
devamını gör...
bir kitap bir mısra
"deniz gülümsüyor uzaktan,
dişleri köpükten,
dudakları gök..."
dişleri köpükten,
dudakları gök..."
devamını gör...
kaygısızlar
çocukluk ve 90'lı yılları aklıma getiren dizidir. özlenenler arasındadır. dünyanın en yüzsüz insanlarından biri olan memnun kaygısız denen adamı barındıran dizidir.
diğer hatırladıklarım arasında ise şunlar vardır:
- memnun'un oğlu eleman'ın çalıştığı hamburgercide giydiği kırmızı renkli kıyafeti,
- eleman'ın patronunun sürekli "ben amerika'dayken" ile başlayan cümleleri,
- memnun'un bir deney sebebiyle içtiği hap sonucu hamile kalması (ki yanılmıyorsam karşılığında para almıştı. beleş mezar bulsa içine girecek bir adamdı çünkü kendisi),
- kültigin'in adam döverken ağzıyla çıkardığı "puaaa" şeklindeki efektler,
- yine kültigin'in, kürşat ve alper ismindeki adamları ile birisini dövecekken, dayağa dördüncü aranıyor diyerek adamı dövmek için bir kişiyi daha aramaları,
- memnun'un açtığı su dükkanının açılış gününde berber ismail'in dükkana giren ilk siftah parasını kendisinin vermesi ve ilk para harcanmaz diyerek parayı duvara asması. ama memnun'un, ismail gittikten parayı duvardan alıp cebine atması,
- ismail'in ev sahibi hacı gaffur'un ikidir kapıya dayanıp evinin boşaltılmasını istemesi,
- burcu'nun taksiyi durdurmak için "taksi" şeklindeki seslenmesine, taksicinin de "yolcu" diye karşılık vermesi,
- eleman'ın taksiye binip giden burcu'yu takip etmek için başka bir taksiye binecek parası olmaması sebebiyle halk otobüsüne binmesi ve şoföre "öndeki taksiyi takip et" demesi.
diğer hatırladıklarım arasında ise şunlar vardır:
- memnun'un oğlu eleman'ın çalıştığı hamburgercide giydiği kırmızı renkli kıyafeti,
- eleman'ın patronunun sürekli "ben amerika'dayken" ile başlayan cümleleri,
- memnun'un bir deney sebebiyle içtiği hap sonucu hamile kalması (ki yanılmıyorsam karşılığında para almıştı. beleş mezar bulsa içine girecek bir adamdı çünkü kendisi),
- kültigin'in adam döverken ağzıyla çıkardığı "puaaa" şeklindeki efektler,
- yine kültigin'in, kürşat ve alper ismindeki adamları ile birisini dövecekken, dayağa dördüncü aranıyor diyerek adamı dövmek için bir kişiyi daha aramaları,
- memnun'un açtığı su dükkanının açılış gününde berber ismail'in dükkana giren ilk siftah parasını kendisinin vermesi ve ilk para harcanmaz diyerek parayı duvara asması. ama memnun'un, ismail gittikten parayı duvardan alıp cebine atması,
- ismail'in ev sahibi hacı gaffur'un ikidir kapıya dayanıp evinin boşaltılmasını istemesi,
- burcu'nun taksiyi durdurmak için "taksi" şeklindeki seslenmesine, taksicinin de "yolcu" diye karşılık vermesi,
- eleman'ın taksiye binip giden burcu'yu takip etmek için başka bir taksiye binecek parası olmaması sebebiyle halk otobüsüne binmesi ve şoföre "öndeki taksiyi takip et" demesi.
devamını gör...
ben seninle mutsuzluğa da varım
hormonların dile gelmesiyle kurulan cümle. inanmayın.
devamını gör...
se7en
yedi, senaryosu andrew kevin walker tarafından yazılmış olan, hristiyanlık'ın 7 ölümcül günahını işleyenleri kendi vahşi yöntemleriyle öldüren bir seri katili ve onun peşindeki iki polis dedektifinin çabalarını konu alan, hollywood yapımı bir gerilim filmidir. wikipedia
devamını gör...
her 60 saniyede 1 dakikanın geçtiği gerçeği
her 60 dakikada 1 saatin geçtiği gerçeği kadar şaşırtıcı ve etkileyicidir. işte matematik diyorum.
devamını gör...
halam geldi
cidden hala böyle şifreler kullanan kaldı mı ya dedirtti bu başlık bana.
devamını gör...
don't
ingilizce do not kelimesinin kısaltılmış halidir. do bir nota olduğu gibi, ingilizce de "yapmak" manasına gelir. "not"ın ingilizce karşılığı "değil"dir.
ikisi birleşince olumsuz bir durum ifade eder. "yapamam" gibi bir anlama çıkar.
okunuşu: dümdüz don't.
ayrıca ed sheeran'ın muntazam bir şarkısıdır.
şarkı için tık tık.
ikisi birleşince olumsuz bir durum ifade eder. "yapamam" gibi bir anlama çıkar.
okunuşu: dümdüz don't.
ayrıca ed sheeran'ın muntazam bir şarkısıdır.
şarkı için tık tık.
devamını gör...
17 ocak 2021 fenerbahçe beko beşiktaş maçı
beşiktaş küçümsenecek bir takım değil. potansiyelli ve genç oyunculardan kurulu bir proje takımı. bu çocukların çoğunu böyle devam ederlerse iyi yerlerde göreceğiz.
şehmus hazer, alperen şengün ve furkan haltalı üzerine koyarak gidiyorlar. sezon başından itibaren maçları izlememiş olanlar, takımın ne kadar gelişim gösterdiğini algılamakta zorlanabilir.
kaldı ki, ilk haftalarda alınan mağlubiyetlerde dahi bu takım parkede ezilmedi. tecrübe eksikliği, karar atışları noktasında ki sıkıntı yüzünden başa baş oynadığı maçları kaybetti. tabi burak hocanın zaafları da vardı.
ahmet kandemirle birlikte takım özgüven kazandı. önüne geleni devirmeye başladı. en önemlisi de ahmet hoca'nın blackmon'a verdiği rolü james'in kabullenmesi oldu. bu da takımı bir seviye yukarı çekti.
şampiyon kadrodan kalan son mohikan mehmet yağmur da takımın ağabeyliğine soyununca, karşımıza taş gibi bir takım çıktı.
beşiktaş'a karşı en ufak bir motivasyon eksikliği yaşarsanız size cezayı keser.
şehmus hazer, alperen şengün ve furkan haltalı üzerine koyarak gidiyorlar. sezon başından itibaren maçları izlememiş olanlar, takımın ne kadar gelişim gösterdiğini algılamakta zorlanabilir.
kaldı ki, ilk haftalarda alınan mağlubiyetlerde dahi bu takım parkede ezilmedi. tecrübe eksikliği, karar atışları noktasında ki sıkıntı yüzünden başa baş oynadığı maçları kaybetti. tabi burak hocanın zaafları da vardı.
ahmet kandemirle birlikte takım özgüven kazandı. önüne geleni devirmeye başladı. en önemlisi de ahmet hoca'nın blackmon'a verdiği rolü james'in kabullenmesi oldu. bu da takımı bir seviye yukarı çekti.
şampiyon kadrodan kalan son mohikan mehmet yağmur da takımın ağabeyliğine soyununca, karşımıza taş gibi bir takım çıktı.
beşiktaş'a karşı en ufak bir motivasyon eksikliği yaşarsanız size cezayı keser.
devamını gör...
insan kendini yalnızca insanda tanır
goethe'den, ta öteden bir aforizma.
bazen ayna lazımdır kıyas için. kendini tanıma yolunda şairden ta önce birçok dini anlayış ve felsefe de aynı konuya dikkatleri çekmiştir. bir alevi deyişi de şöyle der:
"bana okudun mu diye sormayın
kitap okumadım insan okudum
kitabı insandan ayrı görmeyen
insanı sınırsız umman okudum"
(bkz: insan okudum)
bazen ayna lazımdır kıyas için. kendini tanıma yolunda şairden ta önce birçok dini anlayış ve felsefe de aynı konuya dikkatleri çekmiştir. bir alevi deyişi de şöyle der:
"bana okudun mu diye sormayın
kitap okumadım insan okudum
kitabı insandan ayrı görmeyen
insanı sınırsız umman okudum"
(bkz: insan okudum)
devamını gör...
haydutlar kraliçesi phoolan devi
çocuk yaşta zorla evlendirilen ama hakkını aramaktan, istediği gibi yaşamaktan vazgeçmeyen phoolan devi ilk eylemini daha 11 yaşındayken babasının tarlasına çökmeye çalışan amcasına karşı yapmıştır. o zamandan beri güce tapanların baş belası haline gelen bu küçük kıza gıcık olan amcası onu daha 11 yaşındayken çok uzak bir köyde yaşayan ve kendisinden çok büyük bir kıro ile zorla evlendirmiştir.
sübyancı kocasından sürekli dayak yiyen ve tecavüze uğrayan kızcağız baba evine dönse de babasından da dayak yiyip tekrar koca evine gönderilir. ona gıcık olan amcaoğlu, "hırsız" diye kızı polise ihbar eder. polisler de kızın arkası yok diye topluca tecavüz ederler. bir fırsatını bulup kaçan phoolan henüz 14 yaşında iken haydutların arasına katılır. çetenin ilk ve tek kadın üyesidir. çete lideri tecavüz etmek isterken phoolan karşı koyar, çetenin ikinci adamı olan vikram ise kıza platonik aşıktır. çete liderini öldürüp kızı tecavüzden kurtarır, sevgili olurlar.
phoolan, pedofil kocasını sevgilisi vikram’a anlatır. vikram da öfkeyle o pisliğin köyünü çeteyle basar. sapığı bıçaklayıp üzerine not iliştirir: “küçük kızlarla evlenmemeleri için yaşlı adamlara bu son uyarıdır.”
bu durum civardaki yaşlı erkeklerin ve diğer haydutların hoşuna gitmez. vikram’ı öldürüp, phoolan’ı bir köye götürürler. bir odaya kapatıp bir ay boyunca köyün tüm erkekleri sırayla ona işkence ve tecavüz eder.
bir fırsatını bulup tecavüz odasından kaçan phoolan kendi çetesini kurar ve güçlendikten sonra çetesiyle o köye baskın yapıp kendisine tecavüz eden erkekleri öldürür. resmi kaynaklara behmai katliamı olarak geçen bu olaydan sonra zenginden alıp fakire verir. fakir halkın göz bebeği haline gelen phoolan, halkı sömüren asalakların baş düşmanıdır.
polisler onu yakalamaya çalışır ama nafile. bir efsane olmuş, “haydutlar kraliçesi” lakabını ve halkın desteğini almıştır. idol olarak robin hood'u seçip o yolda ilerlemiştir. hükümet ise madara olmuştur.
halkın kahramanı haline gelen phoolan’ın başına hükümet ödül koyar ancak köylüler onu sevdiği için korumaya alır.
“bükemediğin eli öpeceksin misali” hükümet phoolan’ın şartlarını kabul etmek zorunda kalır. phoolan, ancak sivil itaatsizliğin sembolü haline gelen düşünür mahatma gandhi ve hindu tanrıçası durga’nın resimlerinin önünde silahını indireceğini söyler.
yapılan anlaşmaya göre; kendisi ve ekibindekiler asılmayacak, hiçbirine kelepçe takılmayacak, hiçbiri sekiz yıldan uzun hapis yatmayacak, ailesinin hakkı olan topraklar verilecekti. phoolan devi 1983 yılında, onbinlerce hayranı tarafından karşılanıp teslim olur. çetesinde yer alan erkeklerle birlikte aynı koğuşta kalır.
yumurtalık kisti teşhisi konduğu söylenir ve gerekmediği halde rahmi zorla alınır. hastanenin doktorunun, “phoolan devi’nin daha fazla phoolan devi doğurmasını istemiyoruz” açıklaması ise kayıtlara geçer.
1994 yılında af ile çıkıp 1996’da eyalet seçimlerini ve 1999’da meclis seçimlerinde halkın desteğini alıp başarılar kazanır. okuma yazmayı da öğrenir. parlamentoda oldukça aktiftir, başbakan olacağına kesin gözüyle bakılır.
derin devletin karıştığı iddia edilen bir suikastla hayata veda eder. halkın hükümete öfkesi büyük olur. halk phoolan'ı tanrıça durga'nın yeryüzüne yeniden gelmiş hali olarak anar.
yaşamının her aşamasında inanılması güç bir hayat hikâyesi olan phoolan filmlere ve romanlara konu olmuş tarihi bir karakterdir.
kadın hakları savunucularının “erkek şiddetine karşı her ülkeye lazım” dediği phoolan hayatta iken onun yaşam öyküsünü anlatan filmi çevrilmiştir. haydutlar kraliçesi filmi
phoolan, filmde yer alan şiddet ve müstehcen sahnelerinden dolayı filmi beğenmediğini ifade etmiştir.
çocukluğundan itibaren kendisi ve çevresindeki alt kastlardan çocuk ve kadınların cinsel istismar ve tecavüze maruz kalmasına karşı intikam ve öfke ile hareket eden phoolan devi, üst kastlara korku salmış, pedofillerin kabusu olmuştur.
"doğduğumda bir köpekten daha değersizdim, şimdi bir kraliçeyim. çoktan ölmüş olmalıydım, ama hala canlıyım. tanıklığım, benimki gibi bir yaşamın bir daha asla yinelenmemesi için yeryüzündeki tüm yoksullara ve ezilmişlere uzanan bir el olsun…"
phoolan devi’nin biyografisini içeren “haydut kraliçe” isimli kitapta “yeryüzünün ırmak ucunda bittiğini ve güneşin su içinde boğulduğunu sanan korkmuş küçük çocuk değilim artık… birçok kez yardım isteği ile elimi uzattım ama kimseye ulaşamadım. bana pislik, cani dediler. hiçbir zaman kendimi iyi bir insan olarak görmedim ama bir cani de değilim. tek yaptığım bana çektirdiklerinin aynısını erkeklere iade etmekti. vahşi ormanda hayatta kaldım. şimdi de benim çektiklerimi çeken insanlara yardım etmek amacıyla, kentte hayatta kalabilmek için tanrı’ya dua ediyorum” sözlerine yer verilir.
sübyancı kocasından sürekli dayak yiyen ve tecavüze uğrayan kızcağız baba evine dönse de babasından da dayak yiyip tekrar koca evine gönderilir. ona gıcık olan amcaoğlu, "hırsız" diye kızı polise ihbar eder. polisler de kızın arkası yok diye topluca tecavüz ederler. bir fırsatını bulup kaçan phoolan henüz 14 yaşında iken haydutların arasına katılır. çetenin ilk ve tek kadın üyesidir. çete lideri tecavüz etmek isterken phoolan karşı koyar, çetenin ikinci adamı olan vikram ise kıza platonik aşıktır. çete liderini öldürüp kızı tecavüzden kurtarır, sevgili olurlar.
phoolan, pedofil kocasını sevgilisi vikram’a anlatır. vikram da öfkeyle o pisliğin köyünü çeteyle basar. sapığı bıçaklayıp üzerine not iliştirir: “küçük kızlarla evlenmemeleri için yaşlı adamlara bu son uyarıdır.”
bu durum civardaki yaşlı erkeklerin ve diğer haydutların hoşuna gitmez. vikram’ı öldürüp, phoolan’ı bir köye götürürler. bir odaya kapatıp bir ay boyunca köyün tüm erkekleri sırayla ona işkence ve tecavüz eder.
bir fırsatını bulup tecavüz odasından kaçan phoolan kendi çetesini kurar ve güçlendikten sonra çetesiyle o köye baskın yapıp kendisine tecavüz eden erkekleri öldürür. resmi kaynaklara behmai katliamı olarak geçen bu olaydan sonra zenginden alıp fakire verir. fakir halkın göz bebeği haline gelen phoolan, halkı sömüren asalakların baş düşmanıdır.
polisler onu yakalamaya çalışır ama nafile. bir efsane olmuş, “haydutlar kraliçesi” lakabını ve halkın desteğini almıştır. idol olarak robin hood'u seçip o yolda ilerlemiştir. hükümet ise madara olmuştur.
halkın kahramanı haline gelen phoolan’ın başına hükümet ödül koyar ancak köylüler onu sevdiği için korumaya alır.
“bükemediğin eli öpeceksin misali” hükümet phoolan’ın şartlarını kabul etmek zorunda kalır. phoolan, ancak sivil itaatsizliğin sembolü haline gelen düşünür mahatma gandhi ve hindu tanrıçası durga’nın resimlerinin önünde silahını indireceğini söyler.
yapılan anlaşmaya göre; kendisi ve ekibindekiler asılmayacak, hiçbirine kelepçe takılmayacak, hiçbiri sekiz yıldan uzun hapis yatmayacak, ailesinin hakkı olan topraklar verilecekti. phoolan devi 1983 yılında, onbinlerce hayranı tarafından karşılanıp teslim olur. çetesinde yer alan erkeklerle birlikte aynı koğuşta kalır.
yumurtalık kisti teşhisi konduğu söylenir ve gerekmediği halde rahmi zorla alınır. hastanenin doktorunun, “phoolan devi’nin daha fazla phoolan devi doğurmasını istemiyoruz” açıklaması ise kayıtlara geçer.
1994 yılında af ile çıkıp 1996’da eyalet seçimlerini ve 1999’da meclis seçimlerinde halkın desteğini alıp başarılar kazanır. okuma yazmayı da öğrenir. parlamentoda oldukça aktiftir, başbakan olacağına kesin gözüyle bakılır.
derin devletin karıştığı iddia edilen bir suikastla hayata veda eder. halkın hükümete öfkesi büyük olur. halk phoolan'ı tanrıça durga'nın yeryüzüne yeniden gelmiş hali olarak anar.
yaşamının her aşamasında inanılması güç bir hayat hikâyesi olan phoolan filmlere ve romanlara konu olmuş tarihi bir karakterdir.
kadın hakları savunucularının “erkek şiddetine karşı her ülkeye lazım” dediği phoolan hayatta iken onun yaşam öyküsünü anlatan filmi çevrilmiştir. haydutlar kraliçesi filmi
phoolan, filmde yer alan şiddet ve müstehcen sahnelerinden dolayı filmi beğenmediğini ifade etmiştir.
çocukluğundan itibaren kendisi ve çevresindeki alt kastlardan çocuk ve kadınların cinsel istismar ve tecavüze maruz kalmasına karşı intikam ve öfke ile hareket eden phoolan devi, üst kastlara korku salmış, pedofillerin kabusu olmuştur.
"doğduğumda bir köpekten daha değersizdim, şimdi bir kraliçeyim. çoktan ölmüş olmalıydım, ama hala canlıyım. tanıklığım, benimki gibi bir yaşamın bir daha asla yinelenmemesi için yeryüzündeki tüm yoksullara ve ezilmişlere uzanan bir el olsun…"
phoolan devi’nin biyografisini içeren “haydut kraliçe” isimli kitapta “yeryüzünün ırmak ucunda bittiğini ve güneşin su içinde boğulduğunu sanan korkmuş küçük çocuk değilim artık… birçok kez yardım isteği ile elimi uzattım ama kimseye ulaşamadım. bana pislik, cani dediler. hiçbir zaman kendimi iyi bir insan olarak görmedim ama bir cani de değilim. tek yaptığım bana çektirdiklerinin aynısını erkeklere iade etmekti. vahşi ormanda hayatta kaldım. şimdi de benim çektiklerimi çeken insanlara yardım etmek amacıyla, kentte hayatta kalabilmek için tanrı’ya dua ediyorum” sözlerine yer verilir.
devamını gör...
francesco hayez
1791-1882 yıllarında yaşamış romantizmin önemli temsilcilerinden, italyan ressam.
venedik'te doğan ressamın resme olan ilgisi amcası tarafından farkedilip desteklenmiş ve resim eğitimi almış. çeşitli ressamların yanında çıraklık yapmış, 1809'da burs kazanarak roma'ya gitmiş ve burada raffaello'nun eserleri üzerine çalışmış.
1859 yılında tamamladığı öpücük tablosuyla bilinen ressam, eserlerinde tarihi, dini ve mitolojik sahneleri işliyor. kadın portrelerini de sıklıkla resmettiğini görüyoruz. ben sadece en sevdiğim eserini iliştirmek isterim.
a melancholy thought
ismi aynı olan benzer bir portresi daha var ama ben bunu çok seviyorum. kadının yüzünden hüznü ve acıyı açıkça okuyabiliyoruz. ellerini kayıtsızca bırakmış olması,kıyafetinin düşmesine bile dikkat etmeyişi, yanındaki muhteşem çiçeklerin güzelliğine tamamen zıt gibi gözüken mutsuz hali ama elinde hala bir çiçek taşıması, çok hoş detaylar. en sevdiğim tablosu kesinlikle bu. en sevdiğim demiş miydim?*
diğer tablolarını incelemek için buradan
biyografisiyle ilgili kaynak
venedik'te doğan ressamın resme olan ilgisi amcası tarafından farkedilip desteklenmiş ve resim eğitimi almış. çeşitli ressamların yanında çıraklık yapmış, 1809'da burs kazanarak roma'ya gitmiş ve burada raffaello'nun eserleri üzerine çalışmış.
1859 yılında tamamladığı öpücük tablosuyla bilinen ressam, eserlerinde tarihi, dini ve mitolojik sahneleri işliyor. kadın portrelerini de sıklıkla resmettiğini görüyoruz. ben sadece en sevdiğim eserini iliştirmek isterim.
a melancholy thoughtismi aynı olan benzer bir portresi daha var ama ben bunu çok seviyorum. kadının yüzünden hüznü ve acıyı açıkça okuyabiliyoruz. ellerini kayıtsızca bırakmış olması,kıyafetinin düşmesine bile dikkat etmeyişi, yanındaki muhteşem çiçeklerin güzelliğine tamamen zıt gibi gözüken mutsuz hali ama elinde hala bir çiçek taşıması, çok hoş detaylar. en sevdiğim tablosu kesinlikle bu. en sevdiğim demiş miydim?*
diğer tablolarını incelemek için buradan
biyografisiyle ilgili kaynak
devamını gör...
hırvatı ben yalamadım
kimse sormadan bu cevabı vermesi bile akıllarda soru işaretleri oluşturdu.
- hangi hırvat?
-niye hırvat?
-peki şimdi neden bunu söyledin? *
-kim yaladı bu hırvatı?
her şey yalanmış meğer. *
- hangi hırvat?
-niye hırvat?
-peki şimdi neden bunu söyledin? *
-kim yaladı bu hırvatı?
her şey yalanmış meğer. *
devamını gör...
bilinmeyen bir kadının mektubu
lise sondayken edebiyat hocamız sayesinde tanışıp resmen aşığı olduğum zweig'in, mükemmel eserlerinin şahı olan kitabı.
şöyle oldu; sanki serin bir akşam üstüydü, kaldırıma çökmüş yorgun bir kadın gördüm ve yanına oturdum. nedensizce kadının donuk gözlerle etrafı seyrettiği şeklinde canlanır gözümde. sonra bu kadın bunu bekliyormuş gibi başından geçenleri tek tek anlatmaya başladı.
çocukluk ila gençlik arasındaki dönemine henüz adım atmıştı. annesiyle birlikte oldukça bir yaşam sürerken karşılarındaki daireye taşınan ve ondan yaşça büyük olup kendi halindeki yaşayan o adama aşık olmuştu. aşkın büyüsüdür ya; sıradan hayatı renklenmiş, ömrünü heba edebileceği bir amaç bulmuştu. değil mi ki zaten bizi amaçlarımız tüketir? kadın da amacının peşinden giderken yaralar almıştı.
adamın karşısına "(i: kapıyı açtığı için teşekkür ettiği küçük kız" diye çıkamadığından, şahsın yolda gördüğü rastgele bir kadın olarak çıkmıştı. henüz on sekiz yaşındayken yalnızca bedeninin değil, ruhunun da bekaretini teslim etmişti. adam ise bunların hiçbirinin farkında değildi. kadın ağlıyordu anlatırken, ağladığının farkında değildi ama. gözyaşı dökmeye alışkın olduğundan herhalde.
neyse, bu adam kadınla yeniden bir araya geldiklerinde dahi onu tanımamıştı. yeniden karşılaştığı bu beden hiç tanıdık gelmemişti ona, üstelik birlikte geçirdikleri gecenin sabahında kadına hediye olarak çantasına koyduğu paraları bırakmıştı, bir de zeki bakışlı oğlunu. her şeye rağmen ne öfkelenmişti ne kırılmıştı ne de aşkından vazgeçmişti ismini sormayı unuttuğum hanımefendi. oğlu ölmüştü, o da kendini iyi hissetmiyordu ve olup biteni hayatını öylece yaşayıp giden o herife anlatmak için kağıda dökecekti. usulca izin isteyip kalktı, bir daha da görmedim. bir sonraki gün öldüğünü öğrendim.
zweig böyledir işte. karakteriyle sizi dost eder. ölseler bile unutmazsınız. bu kadın bana hiç yabancı gelmedi. benzeri bir aşk yaşadığımdan değil, duygusal boşluğundan, içinin ölmeye yüz tutmuş olmasından tanıdım.
anlatım gayet sade, duyguları harekete geçirme ultra büyük ve çaresizliği hissettirme olağanüstüydü.
acaba intihar etmeseydi daha neler yazardı bu adam, diye düşünmeden edemiyor insan.
ayh, duygulandım yine. alıntı cümle bırakıp kaçayım;
-"insanlar arasında yalnız kalmaktan daha korkunç bir şey yoktur."
şöyle oldu; sanki serin bir akşam üstüydü, kaldırıma çökmüş yorgun bir kadın gördüm ve yanına oturdum. nedensizce kadının donuk gözlerle etrafı seyrettiği şeklinde canlanır gözümde. sonra bu kadın bunu bekliyormuş gibi başından geçenleri tek tek anlatmaya başladı.
çocukluk ila gençlik arasındaki dönemine henüz adım atmıştı. annesiyle birlikte oldukça bir yaşam sürerken karşılarındaki daireye taşınan ve ondan yaşça büyük olup kendi halindeki yaşayan o adama aşık olmuştu. aşkın büyüsüdür ya; sıradan hayatı renklenmiş, ömrünü heba edebileceği bir amaç bulmuştu. değil mi ki zaten bizi amaçlarımız tüketir? kadın da amacının peşinden giderken yaralar almıştı.
adamın karşısına "(i: kapıyı açtığı için teşekkür ettiği küçük kız" diye çıkamadığından, şahsın yolda gördüğü rastgele bir kadın olarak çıkmıştı. henüz on sekiz yaşındayken yalnızca bedeninin değil, ruhunun da bekaretini teslim etmişti. adam ise bunların hiçbirinin farkında değildi. kadın ağlıyordu anlatırken, ağladığının farkında değildi ama. gözyaşı dökmeye alışkın olduğundan herhalde.
neyse, bu adam kadınla yeniden bir araya geldiklerinde dahi onu tanımamıştı. yeniden karşılaştığı bu beden hiç tanıdık gelmemişti ona, üstelik birlikte geçirdikleri gecenin sabahında kadına hediye olarak çantasına koyduğu paraları bırakmıştı, bir de zeki bakışlı oğlunu. her şeye rağmen ne öfkelenmişti ne kırılmıştı ne de aşkından vazgeçmişti ismini sormayı unuttuğum hanımefendi. oğlu ölmüştü, o da kendini iyi hissetmiyordu ve olup biteni hayatını öylece yaşayıp giden o herife anlatmak için kağıda dökecekti. usulca izin isteyip kalktı, bir daha da görmedim. bir sonraki gün öldüğünü öğrendim.
zweig böyledir işte. karakteriyle sizi dost eder. ölseler bile unutmazsınız. bu kadın bana hiç yabancı gelmedi. benzeri bir aşk yaşadığımdan değil, duygusal boşluğundan, içinin ölmeye yüz tutmuş olmasından tanıdım.
anlatım gayet sade, duyguları harekete geçirme ultra büyük ve çaresizliği hissettirme olağanüstüydü.
acaba intihar etmeseydi daha neler yazardı bu adam, diye düşünmeden edemiyor insan.
ayh, duygulandım yine. alıntı cümle bırakıp kaçayım;
-"insanlar arasında yalnız kalmaktan daha korkunç bir şey yoktur."
devamını gör...
tolgshow filtresiz
tolga çevik nerede iş yaparsa yapsın izlenir. ilk bölümü de izledim gereksiz uzamamış tadında bırakılmış. otur keyfine bak ve gül yani. ancak ismine özellikle filtresiz denmesi garip çünkü filtresiz olan tek şey küfürler ki onlarda ufak tefekti ilk bölümde. yıllardır tolga çevik' i takip eden biri olarak filtresiz denince bu sefer dvd işine girdi sanırım diye düşünmüştüm.
devamını gör...
