ideal ölme yaşı
tam bir rakam veremem ama kesinlikle bedenimin ruhumdan önce ölmesini isterim. ölü bir ruhun ağırlığını bedenim taşıyamaz diye düşünüyorum.
devamını gör...
yüksek sesle konuşan insanlar
uzun süre maruz kaldığınızda kulakta çınlama ve işitme kaybına neden olabilir. ve bu ses kirliliiğini yaratan kişinin ağzını ellerinizle sıkıca kapatmak istemenize yol açar. defalarca uyarılmasına rağmen aynı tas, aynı hamam devam eder. hatta öyleleri vardır ki onlar için mekan fark etmez bu işi şova dönüştürürler. sevdiğiniz ve tanındığınız mekanlara birlikte gidilmemesi önerilir.
devamını gör...
the lion sleeps tonight
mbube ismiyle 1939 yılında yayınlanan bir solomon linda şarkısıdır. fakat kendilerinden önce ve sonra birçok farklı isim tarafından seslendirilse de the tokens grubu ile özdeşlemiş bir şarkıdır. orijinali zulu dilinde olan şarkı ingilizceye the lion sleeps tonight olarak çevrilip bu isimle ün kazanmıştır.
şarkıyı dinlediğiniz anda bir afrika şarkısı olduğunu müziğin tınısından hemen anlayacaksınız. şarkı nakarat kısmı yüzünden wimoweh olarak da bilinmektedir.
başlık sahibi yazar arkadaşımın bahsettiği gibi the lion king sonudtrack’i olarak kullanılmış olsa da çok daha efsane bir kullanımı daha vardır şarkının.
dünya televizyon tarihinin gelmiş geçmiş en iyi sitcomlarından bir olan friends dizisinde iki kere kullanılmıştır şarkı.
bu dizide şarkıyı ilk kez zoey, ross ve chandler evde pizza yerken maymun marcel’in sürekli bu şarkıyı açtığı sahnede dinliyoruz. dans sahnesi inanılmaz.
marcel
daha sonra ise marcel ünlü olup ekibimizi tanımadığında kendilerini tanıtmak için hep birlikte bu şarkıyı söyledikleri açık hava sahnesinde dinliyoruz. dokunaklı bir sahnedir, uyarayım.
crew singing
bu bölümleri izlemeseniz de şarkıyı mutlaka dinleyin. canlandırıcı bir etkisi olacak üzerinizde.
şarkıyı dinlediğiniz anda bir afrika şarkısı olduğunu müziğin tınısından hemen anlayacaksınız. şarkı nakarat kısmı yüzünden wimoweh olarak da bilinmektedir.
başlık sahibi yazar arkadaşımın bahsettiği gibi the lion king sonudtrack’i olarak kullanılmış olsa da çok daha efsane bir kullanımı daha vardır şarkının.
dünya televizyon tarihinin gelmiş geçmiş en iyi sitcomlarından bir olan friends dizisinde iki kere kullanılmıştır şarkı.
bu dizide şarkıyı ilk kez zoey, ross ve chandler evde pizza yerken maymun marcel’in sürekli bu şarkıyı açtığı sahnede dinliyoruz. dans sahnesi inanılmaz.
marcel
daha sonra ise marcel ünlü olup ekibimizi tanımadığında kendilerini tanıtmak için hep birlikte bu şarkıyı söyledikleri açık hava sahnesinde dinliyoruz. dokunaklı bir sahnedir, uyarayım.
crew singing
bu bölümleri izlemeseniz de şarkıyı mutlaka dinleyin. canlandırıcı bir etkisi olacak üzerinizde.
devamını gör...
yazarların paraları yetmediği için alamadığı şey
listem uzar gider en istediklerim ve elzem olanlar ise şöyle..
-spor ve ulaşım için bisiklet
-dünya klasiklerinin tüm serisi
-normal, ortalama bir bilgisayar. (programlarla vs uğraşmıyorum malumunuz)
- plak
ve daha niceleri. ah bee
-spor ve ulaşım için bisiklet
-dünya klasiklerinin tüm serisi
-normal, ortalama bir bilgisayar. (programlarla vs uğraşmıyorum malumunuz)
- plak
ve daha niceleri. ah bee
devamını gör...
teoman
sesine aşık olduğum adam..
devamını gör...
normal sözlük'te başlıkların yürümemesi
sözlükte gözlemlenen durum. bir başlık açılıyor. ne kadar ilginç olursa olsun, altında en fazla 5-6, bilemedin 10-15 entry yer alıyor. bu sözlükte başlıklar yürümüyor. açıldığıyla kalıyor. bu şekilde tutunması kolay olmaz.
devamını gör...
bir kere anlatacağım iyi dinleyin diyen öğretmen
aynı öğretmen sonradan döner ve anlamayan var mı diye sorar.
candır can.
candır can.
devamını gör...
normal sözlük beğeni şeması
gidip gelen beğeni:yapılan beğeninin geri alınıp, siz online olduğunuzda tekrarlanmasi ve bildirim gelmesi sureti ile "bak ben de cevrimiçiyim"
mesajı vermek için yapılan beğeni çeşididir. tanım yapan kişi de sen zaten bunu daha önce beğenmiştin ? diye düşünmesine ve bildirim ekranı geçmişini kontrol etmesine sebep olur.
favori ile aynı anda gelmeyen beğeni: favoriden bağımsız farklı bir sürede gelip, (bkz: selam yine ben) mesajı vermek isteyen beğenidir.
pusuda bekleyen beğeni : tanım yapıp profilinize girip kontrol ettiğiniz anda gelen ve ulan hangi ara okudun anladın da beğeni yaptın? diye sormaniza sebep olan beğenidir.
mesajı vermek için yapılan beğeni çeşididir. tanım yapan kişi de sen zaten bunu daha önce beğenmiştin ? diye düşünmesine ve bildirim ekranı geçmişini kontrol etmesine sebep olur.
favori ile aynı anda gelmeyen beğeni: favoriden bağımsız farklı bir sürede gelip, (bkz: selam yine ben) mesajı vermek isteyen beğenidir.
pusuda bekleyen beğeni : tanım yapıp profilinize girip kontrol ettiğiniz anda gelen ve ulan hangi ara okudun anladın da beğeni yaptın? diye sormaniza sebep olan beğenidir.
devamını gör...
elektrik kesildiğinde sevinen insan
en sonki elektrik kesilmesinde yeeeeey diye bağırmama kendim bile şaşırdım, bu durumu bu kadar sevdiğimi bilmiyordum.
devamını gör...
z kuşağının tam bir geberik kuşak olması
biz y kuşağı olduk da ne oldu dedirten başlık.
devamını gör...
brothers düğüm salonu radyo yayını
kahvaltı masasında, yine çenemin düştüğü bir gün, çaydanlıktan demi bardağa doldurup, kaynar suyu bacağıma, bardağa doldurur hızda ve çoklukta boşalttım. böyle bir yanık acısı yok. yıl oldu hala izi duruyor.
devamını gör...
feminizm
* koruma bahanesiyle ötekileştiren akım, yazıp kaçılması gereken başlık. tutarlarsa ayaklarından bağlayıp havaya asarlar bakın ben söyleyeyim.
devamını gör...
ozgur1ey
tıpkı mahlası gibi özgür ve özgün yazdıkları. öyle elini kolunu sallayarak özgürce geçersiniz aralarından her birinin. en ciddi hikayeyi bile kendi dilinde samimice anlatır. uzun uzun anlatır lakin sıkmaz, nadirdir böyleleri. her özgür birey gibi kendi arayışında duyarlı ve keşifçi. ne diyelim sen kendi yolculuğunu paylaş bizde keyifle okuyalım.
devamını gör...
geceye bir bilgi bırak
sanılanın aksine m.kemal atatürk'ün tek kardeşi yok. kendisi dahil 6 kardeşler. hepsi de aynı anne babadan.
sırasıyla ;
- makbule
- ahmet
- naciye
- fatma
- ömer
kardeşlerden 4 'ü atamız çok küçük yaşta iken öldüğünden dolayı tarihte bir rolleri olmadığı gerekçesiyle tarih kitaplarında yazmadı ve bize öğretilmedi...
sırasıyla ;
- makbule
- ahmet
- naciye
- fatma
- ömer
kardeşlerden 4 'ü atamız çok küçük yaşta iken öldüğünden dolayı tarihte bir rolleri olmadığı gerekçesiyle tarih kitaplarında yazmadı ve bize öğretilmedi...
devamını gör...
kara veba
aslında bir bakıma faydası olmuş salgındır. çünkü tarihe newtonu kazandırmıştır.
1665'te londra nüfusunun nerdeyse çeyreğinin ölümüne sebep olan veba salgını newton üniversitedeyken ortaya çıkmıştı. bu sebeple çiftliğine dönen newton elma düşmesi şeklinde tecelli ettiğini bildiğimiz kütle çekimi bulmuştur. üstelik bununla kalmamış, bunu açıklayabilmek için modern matematik, modern fizik temellerini de atmıştır. akabinde astronomiye de merak salmıştır.
şimdi bu covid-19 salgınıyla bu tarz bir buluş yapabilmek çağımızda ne kadar olanaklıdır ya da bunun için ne kadar istekliyiz, meraklıyız tartışılır.
1665'te londra nüfusunun nerdeyse çeyreğinin ölümüne sebep olan veba salgını newton üniversitedeyken ortaya çıkmıştı. bu sebeple çiftliğine dönen newton elma düşmesi şeklinde tecelli ettiğini bildiğimiz kütle çekimi bulmuştur. üstelik bununla kalmamış, bunu açıklayabilmek için modern matematik, modern fizik temellerini de atmıştır. akabinde astronomiye de merak salmıştır.
şimdi bu covid-19 salgınıyla bu tarz bir buluş yapabilmek çağımızda ne kadar olanaklıdır ya da bunun için ne kadar istekliyiz, meraklıyız tartışılır.
devamını gör...
atatürk’ü hatırlatan şarkılar
bu unutulmaz parça hatırlatır,özletir.
devamını gör...
istanbul
1 aylık staj, birkaç hafta sonu ve fenerbahçe maçı ziyaretleri dışında istanbulla bir alakam yok. iyi ki de yok. yeminle biz ankara'da melih gökçek'le ve onun şehre yaptıklarıyla yaşadık onlarca yıl ama istanbul kadar yormuyor. yine gittim bu hafta sonu, galiba sevmiyorum abi ben bu şehri. galiba diyorum, onu da sultanahmet'i falan gördüm, ayasofya çevresini gördüm, en azından gezip görülecek yerleri de varmış diyerek sevip sevmeme konusunda şüpheye düştüm. daha önce sorsalar sevmediğim kesin. (nasıl bir yazı yazacağım,o bile belli değil, istanbul gibi dağınık olacak galiba, kusura bakmayın)
istanbul'la tanışmam gerçek hayatta değil, monopoly'de oldu. oradaki bölgelere göre neresi lüks, neresi birbirine yakın, ona göre şekillendirdim kafamda şehri. beyoğlu, elektrik dairesi, beşiktaş ve taksim birbirine yakın olmalı mesela, 15-20 dakika içinde birinden birine gidebilmek lazım. e gidebiliyor musun ? yok. monopoly'de böyle olmasa bile o uzaklıktaki yolu rahat rahat gitmek lazım amk, burada o sürede insanlar yaşlanıyor. allahtan gezme tarzım her yere yürüme şeklinde olduğundan böyle yerlerde vakit kaybetmiyorum. burayı görünce yemin ediyorum ankara'ya falan şükrediyorum. trafik gibi bir gerçekliğin farkına vardım. arkadaşlarla buluşacağız bebek'te, beşiktaş'tan otobüse bindik. bir kişi 10-15 dakika sonra gelecek bizimle aynı yoldan. "trafik var mı?" diye mesaj atıyor. abi 4 km lan yol. normal yürüme hızıyla gidersen bir saatte gidiyorsun. ben daha 25 yılda herhangi birine "trafik var mı?" diye mesaj atmadım, bana da gelmedi. bu nasıl bir hayat tarzı lan, trafiğe göre hayatını düzenliyorsun.
turistik açıdan bakıyorum şehre. her gelen taksim meydanı'na koşuyor. ne var orada ? eşek gibi işlevsiz bir beton alan. 5-10 dönüm beton var lan yerde, etrafında hiçbir şey yok. istiklal caddesi'ne gidiyorsun, geleneksel anlamda değil ama yatay bir avm resmen. yıllar önce sokakta yeşillik falan varken şimdi taksim meydanı kadar betonarme. bütün dünyada arnavut kaldırım kullanırken turistlerin ve yerlilerin geceleri, haftasonları aktığı en önemli sokağı asfalta bulamışlar. arka sokaklarında yer yer güzel mekanlar olsa da çakalların, uyuşturucuların mekanına dönüşmüş durumda. yeteri kadar ilerlersen kerane var amk, daha ne olsun. ilerlemek de ayrı mesele zaten, sadece orada yüz bin insan vardır. nezih semtlere bakıyorsun. bağdat caddesi, nişantaşı, bebek, vs. herhangi bir ülkede rahatça bulabileceğin orta ve üst sınıfa hizmet eden lüks mekanlar. hani tek turistik aktivite sultanahmet bölgesi, topkapı sarayı gibi osmanlı ve bizans'tan kalma yapılar. turistler de böyle yerlere otantik falan diyor. zaten otantik de geri kalmışlığın, keşmekeşin turistik kullanımı. yoksa kimse gelmez.
dünyanın hiçbir yerinde bir ülke yoktur ki sadece bir şehri üzerinden siyaseti, ekonomisi, sanatı, turizmi idare edilsin. yaklaşık 800 bin kilometrekarelik bir ülke, 5500 kilometrekareye sıkıştırılmış durumda. özel sektörde işe girmek istersen eğer pılını pırtını toplayıp buraya yerleşmek zorundasın, bir ara devleti buraya taşımaya çalışıyorlardı, çok tenhaymış gibi şehir, vazgeçildi allahtan. ülkede 81 tane il var. bunlardan minimum 60 tanesine gitsen, arkana bakmadan kaçarsın. her bir kenti cazibe noktası haline getirmeye, gerek bölgesel anlamda kendilerini geçindirebilen, gerek ülke ekonomisine katkıda bulunacak şekilde kalkındırmak varken, geri kalmışlığa, kaosa, zevksizliğe, fakirliğe, eğitimsizliğe mahkum edip insanları oralardan ülkenin tek bir şehrine göçe zorluyorlar. her şeyin de bir limiti var sonuç olarak, kaldırabilir mi bir şehir bu kadar insanı. şehrin olmayan mimarisine bakıyorum. şehir planlamadan nasibini almamış yöneticiler, başkanlar, planlamacılar tarafından tarihi, doğayı mahveden bir düzen yaratılmış. şehrin yarısı göçlerle gelen düşük gelirli ailelerin plansız yapılaşmasının kurbanı olmuş, kalan yarısı şurada bahsettiğim her ne kadar planlı olsa da bir o kadar da çirkin, ilkel gökdelenler yuvasına dönüşmüş.
istanbul yaşantısına bakıyorum. zaten düzgün bir gelirin yoksa, bir yaşantın da olmuyor bu şehirde. orta düzey bir maaşı olanın da hayatı bir optimizasyon problemi adeta. iş-ev-eğlence arasında nasıl bir planlama yapsam ? evi işine yakın olsa uç bir kira ödeyecek ama trafik çilesi çekmeyecek, uzak olsa muhit güzel olmayacak, trafikte geçecek yaşam ama parası cebine kalacak. zaten özel sektörde çalıştığınız için gece gündüz ebenizi siken bir iş hayatınız var ve tek beklentiniz hafta sonu gelse de eğlensek olacak. orada da düzgün bir mekana girdiğinizde yüzlerce lira para harcayacaksınız üç-beş içecek ve yemek için. eğer öyle o club senin şu club benim tarzı aşırı bir eğlence hayatınız yoksa, aslında diğer şehirler size zaten sunabiliyor bir gece hayatı. istanbul'un bu konuda izmir ve ankara ikilisinden ayrıldığı tek nokta kültür-sanat aktiviteleri ve reina tarzı gece yaşamı.
benim için istanbul türkiye'nin neden geri kaldığının vücut bulmuş hali. şehirsel kalkınmanın (!), şehir planlamanın (!), insan yaşamına, doğaya, tarihe saygının (!), kapitalizmin sembolü. bu sehirle iş dünyası birleşip insan hayatını öyle bir noktaya getiriyor ki, saat 5'te mesaiden çıkıp trafiğe kalmayacağınıza seviniyorsunuz. köpeği bağlasan durmayacak yere insanları mahkum edip mekanik bir hayat yaşatanlar utansın. şu şehre dair sevdiğim tek şey akbil basıp parasını almayan insanlar. dünya daha güzel bir yer olacaksa sizin gibilerle olacak.
istanbul'la tanışmam gerçek hayatta değil, monopoly'de oldu. oradaki bölgelere göre neresi lüks, neresi birbirine yakın, ona göre şekillendirdim kafamda şehri. beyoğlu, elektrik dairesi, beşiktaş ve taksim birbirine yakın olmalı mesela, 15-20 dakika içinde birinden birine gidebilmek lazım. e gidebiliyor musun ? yok. monopoly'de böyle olmasa bile o uzaklıktaki yolu rahat rahat gitmek lazım amk, burada o sürede insanlar yaşlanıyor. allahtan gezme tarzım her yere yürüme şeklinde olduğundan böyle yerlerde vakit kaybetmiyorum. burayı görünce yemin ediyorum ankara'ya falan şükrediyorum. trafik gibi bir gerçekliğin farkına vardım. arkadaşlarla buluşacağız bebek'te, beşiktaş'tan otobüse bindik. bir kişi 10-15 dakika sonra gelecek bizimle aynı yoldan. "trafik var mı?" diye mesaj atıyor. abi 4 km lan yol. normal yürüme hızıyla gidersen bir saatte gidiyorsun. ben daha 25 yılda herhangi birine "trafik var mı?" diye mesaj atmadım, bana da gelmedi. bu nasıl bir hayat tarzı lan, trafiğe göre hayatını düzenliyorsun.
turistik açıdan bakıyorum şehre. her gelen taksim meydanı'na koşuyor. ne var orada ? eşek gibi işlevsiz bir beton alan. 5-10 dönüm beton var lan yerde, etrafında hiçbir şey yok. istiklal caddesi'ne gidiyorsun, geleneksel anlamda değil ama yatay bir avm resmen. yıllar önce sokakta yeşillik falan varken şimdi taksim meydanı kadar betonarme. bütün dünyada arnavut kaldırım kullanırken turistlerin ve yerlilerin geceleri, haftasonları aktığı en önemli sokağı asfalta bulamışlar. arka sokaklarında yer yer güzel mekanlar olsa da çakalların, uyuşturucuların mekanına dönüşmüş durumda. yeteri kadar ilerlersen kerane var amk, daha ne olsun. ilerlemek de ayrı mesele zaten, sadece orada yüz bin insan vardır. nezih semtlere bakıyorsun. bağdat caddesi, nişantaşı, bebek, vs. herhangi bir ülkede rahatça bulabileceğin orta ve üst sınıfa hizmet eden lüks mekanlar. hani tek turistik aktivite sultanahmet bölgesi, topkapı sarayı gibi osmanlı ve bizans'tan kalma yapılar. turistler de böyle yerlere otantik falan diyor. zaten otantik de geri kalmışlığın, keşmekeşin turistik kullanımı. yoksa kimse gelmez.
dünyanın hiçbir yerinde bir ülke yoktur ki sadece bir şehri üzerinden siyaseti, ekonomisi, sanatı, turizmi idare edilsin. yaklaşık 800 bin kilometrekarelik bir ülke, 5500 kilometrekareye sıkıştırılmış durumda. özel sektörde işe girmek istersen eğer pılını pırtını toplayıp buraya yerleşmek zorundasın, bir ara devleti buraya taşımaya çalışıyorlardı, çok tenhaymış gibi şehir, vazgeçildi allahtan. ülkede 81 tane il var. bunlardan minimum 60 tanesine gitsen, arkana bakmadan kaçarsın. her bir kenti cazibe noktası haline getirmeye, gerek bölgesel anlamda kendilerini geçindirebilen, gerek ülke ekonomisine katkıda bulunacak şekilde kalkındırmak varken, geri kalmışlığa, kaosa, zevksizliğe, fakirliğe, eğitimsizliğe mahkum edip insanları oralardan ülkenin tek bir şehrine göçe zorluyorlar. her şeyin de bir limiti var sonuç olarak, kaldırabilir mi bir şehir bu kadar insanı. şehrin olmayan mimarisine bakıyorum. şehir planlamadan nasibini almamış yöneticiler, başkanlar, planlamacılar tarafından tarihi, doğayı mahveden bir düzen yaratılmış. şehrin yarısı göçlerle gelen düşük gelirli ailelerin plansız yapılaşmasının kurbanı olmuş, kalan yarısı şurada bahsettiğim her ne kadar planlı olsa da bir o kadar da çirkin, ilkel gökdelenler yuvasına dönüşmüş.
istanbul yaşantısına bakıyorum. zaten düzgün bir gelirin yoksa, bir yaşantın da olmuyor bu şehirde. orta düzey bir maaşı olanın da hayatı bir optimizasyon problemi adeta. iş-ev-eğlence arasında nasıl bir planlama yapsam ? evi işine yakın olsa uç bir kira ödeyecek ama trafik çilesi çekmeyecek, uzak olsa muhit güzel olmayacak, trafikte geçecek yaşam ama parası cebine kalacak. zaten özel sektörde çalıştığınız için gece gündüz ebenizi siken bir iş hayatınız var ve tek beklentiniz hafta sonu gelse de eğlensek olacak. orada da düzgün bir mekana girdiğinizde yüzlerce lira para harcayacaksınız üç-beş içecek ve yemek için. eğer öyle o club senin şu club benim tarzı aşırı bir eğlence hayatınız yoksa, aslında diğer şehirler size zaten sunabiliyor bir gece hayatı. istanbul'un bu konuda izmir ve ankara ikilisinden ayrıldığı tek nokta kültür-sanat aktiviteleri ve reina tarzı gece yaşamı.
benim için istanbul türkiye'nin neden geri kaldığının vücut bulmuş hali. şehirsel kalkınmanın (!), şehir planlamanın (!), insan yaşamına, doğaya, tarihe saygının (!), kapitalizmin sembolü. bu sehirle iş dünyası birleşip insan hayatını öyle bir noktaya getiriyor ki, saat 5'te mesaiden çıkıp trafiğe kalmayacağınıza seviniyorsunuz. köpeği bağlasan durmayacak yere insanları mahkum edip mekanik bir hayat yaşatanlar utansın. şu şehre dair sevdiğim tek şey akbil basıp parasını almayan insanlar. dünya daha güzel bir yer olacaksa sizin gibilerle olacak.
devamını gör...
polislerin sevilip askerlerin sevilmeme nedeni
ailede hem polis hem asker var ikisi de halkın içinden diye biliyorum ama yanılmış olabilirim. durun sorup geleceğim.
'bir bitmedi şu halkı ayrıştırma çabanız' dediğim başık.
'bir bitmedi şu halkı ayrıştırma çabanız' dediğim başık.
devamını gör...
delirmemek için yapılanlar
pek başaramasam da pozitif düşünmeye çalışıyorum ama gerçekten çok zor yaşamak.bunca saçmalığın içinde delirmemek de zor.
devamını gör...
türk bayrağının kökeni
roma ile zerre kadar alakası olmayan cezayir , pakistan , libya , malezya , mortitanya ve daha pek çok ülke bayrağında hilal sembolünü kullanır . sebebi hilalin islamı temsil etmesidir . diyelim ki libya ve cezayir osmanlı torpağı olduğu için ay ve yıldıza sahip . pakistan , malezya ve mortianya da mı osmanlı toprağıydı?
yıldıza gelecek olursak , yıldızın türklüğü temsil ettiği 1000 yıllık kaynaklarda dahi vardır , özbekistan ve türkmenistan bayrakları örnek olarak verebiliriz , hatta azerbaycan bayrağındaki 8 köşeli yıldızın da her kolunun ayrı bir türk boyunu temsil ettiği rivayet edilir .
kısacası 1400 yıl önce gelmiş bir dinin sancağı olan hilali , 500 yıl önce fethedilen romadan kalma bir sembol olarak görmek mantık dışıdır ,
hilal ve yıldızın romadan kalma bir sembol olduğuna inanmak tarih bilmemezliktir .
yıldıza gelecek olursak , yıldızın türklüğü temsil ettiği 1000 yıllık kaynaklarda dahi vardır , özbekistan ve türkmenistan bayrakları örnek olarak verebiliriz , hatta azerbaycan bayrağındaki 8 köşeli yıldızın da her kolunun ayrı bir türk boyunu temsil ettiği rivayet edilir .
kısacası 1400 yıl önce gelmiş bir dinin sancağı olan hilali , 500 yıl önce fethedilen romadan kalma bir sembol olarak görmek mantık dışıdır ,
hilal ve yıldızın romadan kalma bir sembol olduğuna inanmak tarih bilmemezliktir .
devamını gör...