kafiyeli başlık.
devamını gör...

karşımdakinin ne dediğini anlamayıp tekrar etmesini sağlayıp, tekrar ettikten sonra yine anlamayıp anlamış gibi gülümseyerek surata baktığım an. hele o kişi sizden cevap bekliyorsa ortaya çıkan o bir kaç saniyelik boşluk inanılmaz tedirgin edici.
devamını gör...

bacak görünce salyası akan tiplerle karşı karşıya kaldığı için örtmek zorunda kalan kızdır.
devamını gör...

ankaralı tiyatro oyuncusu ve ressam. kaynanalar dizisinde tiz ses tonlarıyla tanıdığımız tijen karakterini canlandıran * soprano sevda aydan'ın oğlu, milli basketbolcu efe aydan'ın kardeşi olur kendisi. ilk defa istanbul kanatlarımın altında filminde hezarfen ahmed çelebi rolünde izleyip hayran kalmıştım. ankara devlet tiyatrosunda rol aldığı zamanlarda izleyemediğime hayıflanırım halen. çok iyi oyuncu olmasına rağmen, behzat ç. dışındaki neredeyse tüm dizi ya da film türü yapımlarda* kalender, iyi yürekli, güvenilir adam rollerinde görünüyor. * aynı zamanda hayli iyi bir ressam, suluboya çalışmaları oldukça hoş görünüyor şurada.
devamını gör...

seri artı oy veren yazar. hoş gelmiş. utandırdı.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

günaydın türkiye,
çok geç kalınmış ve kesinlikle eksik bir karardır. utanmadan bunu bir de açıklıyorlar.
yök akademik kariyer liyakat* tamam ben ikna olduaoaoam.
akademisyen adaylarınıza bu müjdeyi vermeden, bugüne kadar liyakat es geçilerek yapılmış olan alımları tespit edin ve açığa alın! bunları tespit etmek çok kolay, sizin yökdil sınavınızdan dahi daha kolay.
yemiyoruz efendim, o kadar tokuz ki bu numaralara, kusmak istiyoruz.
bugüne kadar uyguladığınız veya uygulanmasına göz yumduğunuz haksızlıkların altında ezilmeniz dileğiyle.
devamını gör...

evin yok mu senin ? sürekli aklımdasın.
devamını gör...

barış manço gülpembe
devamını gör...

ünlü yazar, büyük münzevi, doğa aşığı, pasif direnişin simgelerinden biri, yürümeyi çok seven henry david thoreau’nun ölmeden hemen önce söylediği son sözleridir.

bazı tahminler vardır bu sözleri neden söylediği ile ilgili ama kesin bir yargıya varmak asla mümkün olmamıştır. thoreau çok büyük bir yazardı, bir dahiydi ve söylediklerinin bir anlamı olmalı. ama sanırım bunların bir anlamı yoktu.

belki aklındaki bir şiirden parçalardı bu sözler. yazmayı planladığı ama zamana direnemediği için sadece o ışıltılı beyninde kalan parçalanmış bir dize. belki de ölüm anında gözlerinin önünden geçen hayatının bizim anlam veremediğimiz bir anı kırığı. belki rosebud gibi bir efsane idi.

sanırım gerçekten kelimeler bazı anlamlara gelmiyor. bazen birden çok anlama geliyor, bazense anlamları kişiden kişiye değişiyor. sözcüklerin gücüne her zaman inanmış ve ölene kadar da inanacak biri olarak gönül rahatlığıyla söylüyorum ki bu güce inanan insanlar birbirini nerede görseler tanırlar.

bazen sözcüklerin refakatinde huzur bulduğunuzda bir insanda anlattıklarınız ve dinledikleriniz omuza kondurulmuş rotasız bir öpücük olur. kullandığınız her sözcük için yazdığınız dipnotlar inatla bağımsızlık savaşı veren bir tel saçla yazılır.

henry david thoreau ne demek istedi hiçbir zaman bilemeyeceğim ama şunu içimin en derinlerinden hissederek söylüyorum ki sözcüklere tutkun insanlar her ne olursa olsun, mesafe tanımadan birbirini anlar.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hamlenizi görüyor ve arttırıyorum:

pavlov’un göbeği’nde
yediği acılıvegankebabı
bana_göre yediği altı adetti.
üzerine yetmezmiş gibi
içti choclatewithmilk’ini
görseydi doç dr sinansagıroglu
kesin derdi ona cam hunili deli
hıyar bile hıyarlığını bilmez
kendine domestic hıyar derdi kesin

filozofolmayan ben,
ne anlarım bu işlerden
ben naçizane bir mumum
i am melting lannn melting.
devamını gör...

(bkz: over the hedge)

kış uykusuna yatan ayının yiyeceklerini çalan tilki, tilkiye yiyeceklerini geri getirmesi için dolunaya kadar* mühlet veren ayı, aynı tilkinin ayının yiyeceklerini yerine koyabilmek için orman halkını kandırması, ormanın yarısının insanlar tarafından yok edilip ev yapılması... güzel film ama izleyin.
devamını gör...

t: bir thomas bernhard eseri. orijinal adı verstörung. yayın evi yapı kredi yayınları çevirmeni esen tezel.
anlatı iki bölümden oluşuyor: birincisi anlatıcımız ve doktor olan babasının karşılaştığı birtakım olaylardan ve hasta ziyaretlerinden, ikincisi ise muhtemelen insomniac bir prens'in* 100 sayfalık bir monoloğundan. ilk bölümü ben tamamen prens saurau'nun monoloğuna hazırlık olarak anladım, sanıyorum ki doğru anlamışım.
ilk bölümde doktorun ve anlatıcının yaptığı yer yer derinlikli fakat çoğunlukla yüzeysel olan çıkarımlar ve düşünceler, prens bölümünde arşa çıkar. bernhard'ın halka ve vasatlığa karşı olan öfkesi prensin monoloğunda bol bol yer bulur. aslında, her eseri gibi bunda da otobiyografik ögeler vardır, şeklinde yorumlamak lazım. bernhard'ın yazdıkları hayatından bağımsız olamaz.
üsluba gelecek olursak, klasik bernhard üslubu; uzun girift cümlelerden oluşan paragraflar(özellikle prens bölümü), sık sık tekrarlar...
işlenen konular da klasik bernhard konuları.* fakat ek olarak baba-oğul çatışmasını ilk defa bu kadar yoğun işlediğini gördüm.
daha önce ilk bölümden şurada #512100 alıntılar yapmıştım. asıl sarsıcı bölüm ikincisi:

"hakikat şu ki gitgide her şey olduğuma inanıyorum, çünkü gerçekte artık hiçbir şey değilim ve dolayısıyla insani olan, insan için mümkün olan her şeyi, insan için mümkün olan her şeyi,' dedi prens, 'utanç verici buluyorum. oyundan sonra bu durumu,' dedi prens, 'özellikle şimdiye kadar algı özürlüler şeklinde nitelediğim akrabalarımla ilişkili olarak bütünüyle idrak ettim."*

"teselliyi, buna gülebilirsiniz doktor, çoğu zaman sadece tesellisizlikte buluyorum. yalnız olduğumda insan içine çıkmak istiyorum, insan içine çıktığımda yalnız olmak istiyorum. ayrıca,' dedi, 'kendi kafamdan başka kafaları anlayamıyorum. esasında yoksulum."*
devamını gör...

teorik bir zaman makinesi.

frank tipler tarafından düşünülen alet, sonsuz uzunluk ve yüksek yoğunluklu bir silindir fikrine dayanıyor. bu silindirin tam ortasına dikey bir eksen koyuyoruz ve silindiri bu eksen etrafında döndürüyoruz. tipler'e göre bu, kapalı bir zaman döngüsü elde etmeyi sağlıyor çünkü silindir boyunca ortaya çıkan hareket uzayı büküyor ve bükülmüş bu bölgeye giren kişi bir zaman döngüsü içerisine düşmüş oluyor.

işler teoride mümkünmüş gibi dursa da, sonsuz uzunlukta bir silindir gerektirdiğinden, pratikte tabi ki mümkün değil.

görsel ngxinzhaomonk.blogspot. com'dan alıntı:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"okuyun okutturun" türevi kitap tanımları. kitap hakkında tek kelime yazılmamış, "çok beğendim, harika, mükemmel. okuyun okutturun" yazıyor tanımda.

tamam, okuyayım okutayım ama neden? bu bir tanım mı gerçekten? neyini beğendin, neyi çok güzel kitabın? sırf "okumanızı öneririm." şeklinde kitap tanımı mı olur? yalnızca bir kitap başlığında bu tür tanımlardan on tane görmek mümkün. çok acayip.
devamını gör...

frank sinatra'nın new york, new york ve strangers in the night şarkısı ile birlikte en bilinen üç şarkısından biridir. bana sorarsanız en güzel şarkısıdır. şarkıyı frank sinatra'nın muhteşem sesinden dinlemek ayrı bir keyiftir ama sözleride muhteşemdir. "hem ses, hem müzik, hem de söz bir araya aynı anda gelirse işte böyle muhteşem bir şarkı çıkar" dedirtir.

şarkının orjinali 1967 yılında çıkan comme d'habitude isimli bir fransız şarkısıdır (tanımın sonunda peşpeşe orjinalini ve frank sinatra yorumunu ekleyeceğim). orjinal şarkıda evliliğinin sonuna gelmiş bir adamın hikayesi anlatılır.

bu şarkıyı esas keşfeden ve meşhur eden ise kendiside bir şarkıcı olan paul anka'dır. fransa'da iken bu şarkıyı duymuş ve new york'a döndüğünde ingilizce olarak muhteşem sözlerini yazmıştır. kendi tabiri ile "sözler kendisine yağmurlu bir gecede sabaha karşı 03:00 de gelmiş". şarkının sözlerinde bir adam hayatta yaşadıklarını dürüstçe itiraf eder ve her şeyi "bildiği gibi, kendi tarzı" ile yaptığını söyler. orjinal sözler ve naçizane benim çevirim aşağıdadır, çeviride hata varsa lütfen uyarınız (kelime kelime çeviri yerine birazda yorum kattım):


and now, the end is near (ve şimdi, son yakın)
and so i face the final curtain (ve bu yüzden son perdeyle yüzleşiyorum)
my friend, i'll say it clear (olanları açıkça söyleyeceğim)
i'll state my case, of which i'm certain (emin olduğum durumumu belirteceğim)

i've lived a life that's full (dopdolu bir hayat yaşadım)
i've traveled each and every highway (her otoyolda seyahat ettim-herşeyi yaptım-)
but more, much more than this (ama bundan çok daha fazlası)
i did it my way (ben her şeyi bildiğim gibi yaptım)

regrets, i've had a few (pişmanlıklar? tabii ki birkaç tane var)
but then again, too few to mention (ama bahsedilmeyecek kadar az)
i did what i had to do (yapmam gereken neyse onu yaptım)
and saw it through without exemption (ve hepsine istisna olarak baktım)

i planned each charted course (attığım her adımı planladım)
each careful step along the byway (yol boyunca her dikkatli adım)
and more, much more than this (ve bundan çok daha fazlası)
i did it my way (ben her şeyi bildiğim gibi yaptım)

yes, there were times, ı'm sure you knew (evet, bazı zamanlar oldu, eminim biliyorsun)
when i bit off more than ı could chew (çiğneyebileceğimden fazlasını ısırdım)
but through it all, when there was doubt (ama bir an bile şüphe duyduğumda)
i ate it up and spit it out (hemen yuttum o lokmayı ve tükürüverdim dışarı)
i faced it all and i stood tall (hepsiyle yüzleştim ve dik durdum)
and did it my way (ben her şeyi bildiğim gibi yaptım)

i've loved, ı've laughed and cried (sevdim, güldüm, ağladım)
i've had my fill my share of losing (kaybetmekten payımı fazlası ile aldım)
and now, as tears subside (ve şimdi, gözyaşlarım dinerken)
i find it all so amusing (hepsini gülümseyerek hatırlıyorum)

to think i did all that (düşündüm de bütün bu yaptıklarım…)
and may i say - not in a shy way (utanç duymadan anlatılır mı?)
oh no, oh no, not me (hayır , hayır , bu ben değilim)
i did it my way (ben her şeyi bildiğim gibi yaptım)

for what is a man, what has he got (bir adamın fikri neyse zikride o olması gerekir)
if not himself, then he has naught (eğer öyle değilse zaten hiçbir şeyi yok demektir)
to say the things he truly feels and not the words of one who kneels (gerçekten hissettikleri ise söylediği şeyler, birinin diz çökerek söylediği kelimeler değildir o zaman)
the record shows i took the blows (zaten her şey darbeleri aldığımı gösteriyor)
and did it my way (ben her şeyi bildiğim gibi yaptım)

yes, it was my way (evet, ben her şeyi bildiğim gibi yaptım)




orjinal fransızca şarkı:


ve frank sinatra'nın muhteşem yorumu:
devamını gör...

ne kadar ve ne derece hizmet verdiklerini henüz deneyimleyemedim zira ulaşmak kısmet olmadı henüz.

hem fiziki olarak ulaşılamıyor hem de aradığımız kişiye ulaşılamıyor! şehrin dışına inşa edilen bu şehir hastaneleri benzersiz bir yolculuk sunuyor insana, sanırsın hicret ediyoruz.
bulunduğum şehrin merkezinde yıllardır hizmet veren, kolaylıkla ulaşılabilen hastaneler çat çat kapatıldı, pat pat otel yapılıyor. yeni şehir hastanemiz de çevre yolu manzarasıyla, allah’ın unuttuğu tepede, şehrin dışında adeta bir tatil köyü.
şehrin içinde kalan özel hastaneler ve olmayan sigortam bana işveli cilveli göz kırpıyor.

yola develer ile devam etmeyi göze alarak randevu almak istediğimde de mhrs’de hastane gözükmüyor bile?!

bu muhteşem hizmet anlayışı beni delirtmek üzere gerçekten. umarım ambulanslık bir durum olmaz çünkü bildiğim kadarıyla en yakın hastaneye götürüyorlar. öyle bir durum olursa da inşallah yolda ölürüm de o özel hastane faturasını görmem.
devamını gör...

çikolata yedim evet napim başka yok sebep
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim