clytie (yazar)
devamını gör...
moderatör olduğum halde istediğim rozeti alamamam rezaleti
devamını gör...
günaydın sözlük
güüüünayyydınnnn güneşleriiim!
gerçekten ne derdim vardı da uyandım sabahın köründe bilmiyorum ama olsundu..
uykusuzluğun 50 tonunu yaşadığım bir günden, yine enerjimi güç bela tavan yaptığım bir şekilde günaydın..
bugünü benim gibi yoğun geçirecek herkese kolaylıklar dilerim. yine bir vesikalık fotoğraf faciası yaşamamak için güzelce süslenip püsleneceğim hahahahahahaha
öpüldünüz!
gerçekten ne derdim vardı da uyandım sabahın köründe bilmiyorum ama olsundu..
uykusuzluğun 50 tonunu yaşadığım bir günden, yine enerjimi güç bela tavan yaptığım bir şekilde günaydın..
bugünü benim gibi yoğun geçirecek herkese kolaylıklar dilerim. yine bir vesikalık fotoğraf faciası yaşamamak için güzelce süslenip püsleneceğim hahahahahahaha
öpüldünüz!
devamını gör...
istemem söz sevmeni
şaka maka efsaneleşen bir adamın*, efsaneleşen bir şarkısıdır.
olmayan aşkın acısını yaşatır, uzaklara hasret çektirir. tek başına şu "ziyadesiyle şerdeyim" cümlesi bile içinizden geçer. abartmış olabilirim, kabul ama parça gerçekten enfes. tarzınıza uymuyor olabilir, anlıyorum ancak yeni tarzlara açıksanız kesinlikle dinlemelisiniz.
olmayan aşkın acısını yaşatır, uzaklara hasret çektirir. tek başına şu "ziyadesiyle şerdeyim" cümlesi bile içinizden geçer. abartmış olabilirim, kabul ama parça gerçekten enfes. tarzınıza uymuyor olabilir, anlıyorum ancak yeni tarzlara açıksanız kesinlikle dinlemelisiniz.
devamını gör...
kendinle sevgili olsan ilişkin neden biterdi sorusu
çünkü moderatör oldum.
kendimle sevgiliyken şahsıma gerekli zamanı ayıramayacağım için ve şahsıma duyduğum saygının gerektirdiği gibi kendimle ilişkimi bitirirdim.
yazarlık karın doyurmuyor, kendimle sevgili olmak da doyurmuyor.
işler çok yoğun sevgili kendim, seni hala çok seviyorum, moderatör maaşlarımı biriktirip hayat kalitemizi arttırmak için yaptığım bu fedakarlığı anlayacağını umuyorum.
kendimle sevgiliyken şahsıma gerekli zamanı ayıramayacağım için ve şahsıma duyduğum saygının gerektirdiği gibi kendimle ilişkimi bitirirdim.
yazarlık karın doyurmuyor, kendimle sevgili olmak da doyurmuyor.
işler çok yoğun sevgili kendim, seni hala çok seviyorum, moderatör maaşlarımı biriktirip hayat kalitemizi arttırmak için yaptığım bu fedakarlığı anlayacağını umuyorum.
devamını gör...
sanrısal bozukluk
sanrı ve halüsinasyonların eşlik ettiği bir çeşit psikiyatrik rahatsızlık.
insanların büyük bir çoğunluğunun belirli noktalarda bu durumdan muzdarip olduğunu düşünmekteyim.
insanların büyük bir çoğunluğunun belirli noktalarda bu durumdan muzdarip olduğunu düşünmekteyim.
devamını gör...
sözlük yazarlarının çocukluk ukdeleri
benim için ıslık çalmaktır, yüksek sesle çalabilenlere hep imrenerek baktım ama asla yapamadım. hala da yapabilmiş değilim. çalabilenler yeşillendirsin, burdan işitiriz belki. *
devamını gör...
sizi niye damat olarak alalım diye soran kayınpeder
müstakbel kayınpederin üst düzey bir şirkette beyaz yakalı bir cenırıl menecır of edministıreytır of nokta nokta olduğunun göstergesidir. tuzlu kahve ve ikramlar bitirilince vaktiyle hemen oradan uzaklaşılmalıdır. aksi takdirde damat, kız isteme töreninin sonucunu spam olarak düşen mail ile öğrenmek zorunda kalacaktır.
devamını gör...
ermeni alfabesi
etiyopya’nın dili amharca’nın yazıldığı ge’ez alfabesi ile çok benzer olan alfabe. mesrop maştots’un ermeni alfabesini bu alfabeden uyarladığı iddia edilir.
devamını gör...
bim haftanın fantezi ürünleri kataloğu
kasadan hijyenik ped geçirirken utanıp sağda solda erkek var mı diye bakan bim kasiyerlerini zor durumda bırakacak ürünlerdir.
bir kez buradan şortlu bir pijama takımı aldım, * kasiyer isterseniz açıp kontrol edin gerçi açabilir misiniz burada bilmiyorum dedi. nasıl yani dedim? erkekler var ya dedi.
alt tarafı penye saçma sapan desenli bir pijama takımı. zaten bir halta da yaramadı kotla uyudum yine. *
bir kez buradan şortlu bir pijama takımı aldım, * kasiyer isterseniz açıp kontrol edin gerçi açabilir misiniz burada bilmiyorum dedi. nasıl yani dedim? erkekler var ya dedi.
alt tarafı penye saçma sapan desenli bir pijama takımı. zaten bir halta da yaramadı kotla uyudum yine. *
devamını gör...
nescafe üçü bir arada
bunu içenin kendine saygısı yoktur.
devamını gör...
türkiye'de unutulamayan olaylar
kadın cinayetleri,
genç işsizlik,
liyakatsizlik,
adaletsizlik,
hoşgörüsüzlük,
trol medyalar vb.
genç işsizlik,
liyakatsizlik,
adaletsizlik,
hoşgörüsüzlük,
trol medyalar vb.
devamını gör...
az konuşan insan
bunu kendine alışkanlık edinmiş kişi, masada konuşulan şeyleri çoktan kendi kafasında konuşup tartmış ve bir yargıya vardırmış olabilir. bu yüzden düşüncesini ifade etmesi demek ona kağıttan rol okumak gibi gelir ve rol yapmaktansa, kendini yeni şeyler düşünmeye ve dinlemeye verdiği için bu konuda başarılı olamaz. susar da susar. sebebi ise düşünmeye ve öğrenmeye odaklı olduğundan aklındaki doğrular sürekli gelişir. kafasındakiler o an için en doğrusu olsa bile zaman aktığı için eskir ve doğruluktan uzaklaşır. düşüncelerini sürekli güncellemesi gerekir ve bu uğraşına ayırması gereken vakitten dolayı konuşamaz.
devamını gör...
40 gözaltı öyküsü ve diğerleri
bir sadık yalsızuçanlar kitabıdır.
bu kitap hakkında yazacak çok şeyim var. ve hepsini de yazacağım. öncelikle kitabın içeriğinden biraz bahsedip sonra yazarın kendisi hakkında söyleyeceklerimi söyleyip sonra da yazarla karşılaşmamdan bahsedeceğim ve bunların hepsini yaparken içimdeki devrim ateşi ile okuyan herkesi kucaklamaya devam edeceğim, sadık yalsızuçanlar dahil.
bu tanımı yazıp yazmamakta çok tereddüt ettim aslında ama sonunda yazmaya karar verdim. bu minicik kitabı ilk okuduğumda o kadar sevdim ki hemen kütüphanemdeki yeniden okunacak kitaplar arasına koydum kitabı. ve yıllar sonra yeniden okudum. etkisini kaybetmemişti. kitap adı üstünde gözaltı öykülerini anlatmaktaydı ve benim gözümde devrimci bir yazar canlandı okurken. ama değilmiş. ve bu benim hiç umrumda olmadı.
yazarın bu kitabını okuduktan sonra elbette her zaman yaptığım şeyi yaptım ve bütün kitaplarını aldım. ve çevremde edebiyat sever geçinen bazı arkadaşların ama o nurcu eleştirileri ile boğuşmak zorunda kaldım. her eleştiriye “ şu kitapları bir okuyun, sonra konuşalım” dediysem de olmadı. ama ben okumaya devam ettim. görüşlerimizin tamamen farklı olması bu yazarın çok iyi bir yazar olduğunu değiştirmedi, değiştirmeyecek.
yazarla karşılamam ise çok daha değişik bir andı benim için. üç entel insan üsküdar’da bir çay bahçesinde oturmuş, sıkıcı sıkıcı edebiyat konuşmaları yaparken konu sadık yalsızuçanlar’a geldi birden. üçümüz de hayranmışız yazara. birbirimize şu kitabı, o denemesi, bu öyküsü diye anlatırken yazar birden oturduğum açık hava çay bahçesine geldi ve bir iskemleye oturup çay söyledi.
tabii ki bizim aramızda hararetli bir tartışma çıktı yazarla konuşup konuşmama konusunda. onlar gidip konuşmaktan yana iken ben buna şiddetle karşı çıktım. çünkü yazarın umduğumuz gibi biri çıkmama ihtimali benim korkutuyordu. ve eğer düşündüğüm gibi olursa yazarı bir daha okuyamayacağımı da biliyordum. bir murat menteş vakası olabilirdi. biz kendi aramızda uzun uzun tartışırken yazar çayını içip gitti zaten. hala düşünürüm keşke gitse miydik yanına diye .
demem o ki aslında yazarın kim olduğu belki önemlidir ama neye inandığı iyi bir yazar olduğu sürece benim için mesele bile değildir ve bu bir tarafsızlık masalıdır.
bu kitap hakkında yazacak çok şeyim var. ve hepsini de yazacağım. öncelikle kitabın içeriğinden biraz bahsedip sonra yazarın kendisi hakkında söyleyeceklerimi söyleyip sonra da yazarla karşılaşmamdan bahsedeceğim ve bunların hepsini yaparken içimdeki devrim ateşi ile okuyan herkesi kucaklamaya devam edeceğim, sadık yalsızuçanlar dahil.
bu tanımı yazıp yazmamakta çok tereddüt ettim aslında ama sonunda yazmaya karar verdim. bu minicik kitabı ilk okuduğumda o kadar sevdim ki hemen kütüphanemdeki yeniden okunacak kitaplar arasına koydum kitabı. ve yıllar sonra yeniden okudum. etkisini kaybetmemişti. kitap adı üstünde gözaltı öykülerini anlatmaktaydı ve benim gözümde devrimci bir yazar canlandı okurken. ama değilmiş. ve bu benim hiç umrumda olmadı.
yazarın bu kitabını okuduktan sonra elbette her zaman yaptığım şeyi yaptım ve bütün kitaplarını aldım. ve çevremde edebiyat sever geçinen bazı arkadaşların ama o nurcu eleştirileri ile boğuşmak zorunda kaldım. her eleştiriye “ şu kitapları bir okuyun, sonra konuşalım” dediysem de olmadı. ama ben okumaya devam ettim. görüşlerimizin tamamen farklı olması bu yazarın çok iyi bir yazar olduğunu değiştirmedi, değiştirmeyecek.
yazarla karşılamam ise çok daha değişik bir andı benim için. üç entel insan üsküdar’da bir çay bahçesinde oturmuş, sıkıcı sıkıcı edebiyat konuşmaları yaparken konu sadık yalsızuçanlar’a geldi birden. üçümüz de hayranmışız yazara. birbirimize şu kitabı, o denemesi, bu öyküsü diye anlatırken yazar birden oturduğum açık hava çay bahçesine geldi ve bir iskemleye oturup çay söyledi.
tabii ki bizim aramızda hararetli bir tartışma çıktı yazarla konuşup konuşmama konusunda. onlar gidip konuşmaktan yana iken ben buna şiddetle karşı çıktım. çünkü yazarın umduğumuz gibi biri çıkmama ihtimali benim korkutuyordu. ve eğer düşündüğüm gibi olursa yazarı bir daha okuyamayacağımı da biliyordum. bir murat menteş vakası olabilirdi. biz kendi aramızda uzun uzun tartışırken yazar çayını içip gitti zaten. hala düşünürüm keşke gitse miydik yanına diye .
demem o ki aslında yazarın kim olduğu belki önemlidir ama neye inandığı iyi bir yazar olduğu sürece benim için mesele bile değildir ve bu bir tarafsızlık masalıdır.
devamını gör...
cahil insanların ortak özellikleri
ne zaman susmaları gerektiğini kestirememeleri.
devamını gör...
aracın camına not bıraktı diye tutuklanan adam
adalet dağıtacak şahısların sanki,babalarının işyerini işleten zengin veletler gibi, ben yaptım, işe aldım, işten çıkardım,oldu zan ediyorlar hukuku, ama suç onların değil?suç parayı verenin istediği hukuk fakültesinden mezun olmalarını sağlayan sistemde, orda adalet dağıtacak siniz sözünü yanlış anlamışlar, parayı verdik adaleti'de aldık zan ediyorlar.
devamını gör...
alyce kills (2013)
1 saat 30 dakika olan 2013 yapımı bu filmi yazan ve yöneten 19 yaşından beri sinema endüstrisinde çalışan ve küçük işler yapan los angeles'lı jay lee'dir. bütün filmlerini kendisi yazıp yönetmiştir. kendisi en iyi, elm sokağı'nda kabus filminin yıldızı robert englund'un da oynamış olduğu zombie strippers! adlı sosyopolitik komedi korku filminin editörlüğüyle bilinmektedir. kendisi kısa filmlerinin yönetmenliğini yaparken r tipi filmlerin editörlüğüne devam etmektedir.
gelelim en başarılı olduğunu düşündüğüm filme :
tuhaf bir kadın olan alyce (jade dornfeld), en yakın arkadaşı carol (amara zaragoza) ile doğum günü partisinde onu çatıdan itmesiyle işler değişir. suçluluk duygusu beraberinde seks, uyuşturucu ve şiddet dolu günleri getirmesiyle delirmeye başlamaktadır. önce yakın arkadaşı carol'a (amara zaragoza) benzemeyen çalışan alyce (jade dornfeld) onu gerçekten öldürmek zorunda kalınca kendini daha da karanlığa itmek ister ve bir arkadaşına yardım amacıyla mafya ile kısa süreli zoraki bir iş birliği içerisinde bulunduğunda öl ya da öldür içgüdüsüyle yavaş yavaş psikopat bir seri katile dönüşen alyce (jade dornfeld)'in durdurulması kendi çöküşüne kadar imkansızdır.
küçük bir bilgi : başrollerin adı (alyce ve carol lewis) aslında yazar olan lewis carroll ve alice harikalar diyarı'nda kitabına gönderme.
hatırladığınız veya hatırlamadığınız birkaç referans daha :
casablanca (1942)
hellraiser (1987)
titanic (1997)
v - v for vendetta (2005)
journey to the center of the earth (2008)
buraya da alyce'in ikonik telefon zilini bırakayım
gelelim en başarılı olduğunu düşündüğüm filme :
tuhaf bir kadın olan alyce (jade dornfeld), en yakın arkadaşı carol (amara zaragoza) ile doğum günü partisinde onu çatıdan itmesiyle işler değişir. suçluluk duygusu beraberinde seks, uyuşturucu ve şiddet dolu günleri getirmesiyle delirmeye başlamaktadır. önce yakın arkadaşı carol'a (amara zaragoza) benzemeyen çalışan alyce (jade dornfeld) onu gerçekten öldürmek zorunda kalınca kendini daha da karanlığa itmek ister ve bir arkadaşına yardım amacıyla mafya ile kısa süreli zoraki bir iş birliği içerisinde bulunduğunda öl ya da öldür içgüdüsüyle yavaş yavaş psikopat bir seri katile dönüşen alyce (jade dornfeld)'in durdurulması kendi çöküşüne kadar imkansızdır.
küçük bir bilgi : başrollerin adı (alyce ve carol lewis) aslında yazar olan lewis carroll ve alice harikalar diyarı'nda kitabına gönderme.
hatırladığınız veya hatırlamadığınız birkaç referans daha :
casablanca (1942)
hellraiser (1987)
titanic (1997)
v - v for vendetta (2005)
journey to the center of the earth (2008)
buraya da alyce'in ikonik telefon zilini bırakayım
devamını gör...
normal sözlük'te kız tavlamak
ayarlayan arkadaşı tebrik ederim! umarım "ayarladığım" dediği kişiyi celp dönemlerinde havaya atıp "en büyük asker bizim asker" diye bağırmaz.
devamını gör...
bulaşıcı kanser
"olmaz" demeyin oluyormuş...
ama korkmayın. dünya tarihindeki ilk ve tek bulaşıcı kanser vakası tazmanya adasındaki tazmanya canavarı' nda görülmüş. eskiden bir ara national geographic wild kanalında bu konu işleniyordu. vaka da yeni değil, 14-15 yıllık bir mevzu. ve gerçekten insanı hayret içinde bırakıyor.
olay şu: ilk başlarda ağız ve kafa bölgesinde çok acayip yaralar ve anormal büyümeler fark ediliyor bu canavarların. incelendiğinde görülüyor ki bunlar kanser hücreleri. sonra inanılmaz bir hızla tazmanya canavarlarının büyük kısmına yayılıyor. zavallıcıklar 3 ay içerisinde falan ölüyorlar. bilim adamları olayın şoku içerisinde araştırmalarına devam ettiklerinde, avlandıkları hayvanları inceliyorlar, onlar normal. ne onlardan bulaşmış ne de o av hayvanlarına bulaşıyor (ki zaten bulaşmaması lazım. sonuçlar normal yani). yavrularda da gözlenmiyor hiç kanser vakası. yetişkinliğe ulaşanlarda görülüyor. ama o kadar hızlı artıyor ki kanserli canavar sayısı, bir bayan bilim insanı bunun bulaşıcı olduğu kanaatine varıyor. dalga geçiliyor bu bayanla.
bayan azmediyor 2 yıl kanserli hücre örneklerini, hayvanların kromozom yapılarını falan araştırıyor ve canavarların birbirlerine kanser bulaştırdığını kanıtlıyor.
peki ama nasıl olur böyle bir şey? onu da buluyorlar...
şöyle: 1941'e kadar tazmanya canavarları avustralya'da ve başka bir takım yerlerde daha yaşamaktayken insanlar ve ringo köpeklerinin yüzünden nesilleri yok olmak üzereyken bir şekilde birkaç tanesi, tazmanya adası'na kaçırılıyor. ve dananın kuyruğu burada kopmaya başlıyor. o adaya sıkışıyorlar ve mecburen aile içi cinsel ilişkiye girmek zorunda kalıyorlar. aile çeşitliliği sıfır çünkü. ve o kadar izole yaşıyorlar ki son 15 yıl öncesine kadar, hayvanların kromozomları birbirlerine inanılmaz şekilde benziyor artık. neredeyse canavarların hepsi "aynı" oluyor.
zamanda bir yerde yaratıklardan birisi bir şekilde kansere yakalanıyor. bu yaratıklar olgunluk çağına geldiklerinde o kadar saldırgan ve kavgacı oluyorlar ki, o ilk kanserli olan canavardan beri, birbirlerinin etlerini ısırıp kanserli hücrelerini diğerine bırakıyorlar. ve işin hem bilimsel hem de şaşırtıcı kısmı şu ki: ısırılan hayvanın vücudu, kendi kromozomları ile ısıran hayvanın kromozomları aynı olduğundan, kanserli hücreyi kendi hücresi zannedip bünyesine alıyor. sonrası malum. o ona, o ona...
sonuç olarak, insan geliyor, hayvanları yerinden ediyor, doğal ortamlarından kovalıyor ve sonuç bu oluyor. bu güzel yaratıkların soyu bu hızla gider ise yakında tükeneceği söyleniyordu... neyse ki güzel bilim adamları var ve bunlar yavruları koruyup, cinsel birleşme ve anomalileri önleyecek çalışmalara başlamışlardı. artık ne oldu bilemiyorum sonrasını.
insan doğayı ve canlıları mahvediyor. ama aynı insan onu kurtarabilecek de tek canlı. vah dünyanın haline!
umarım bu güzel ve nadide yaratığı kurtarabilir insanoğlu.
ama korkmayın. dünya tarihindeki ilk ve tek bulaşıcı kanser vakası tazmanya adasındaki tazmanya canavarı' nda görülmüş. eskiden bir ara national geographic wild kanalında bu konu işleniyordu. vaka da yeni değil, 14-15 yıllık bir mevzu. ve gerçekten insanı hayret içinde bırakıyor.
olay şu: ilk başlarda ağız ve kafa bölgesinde çok acayip yaralar ve anormal büyümeler fark ediliyor bu canavarların. incelendiğinde görülüyor ki bunlar kanser hücreleri. sonra inanılmaz bir hızla tazmanya canavarlarının büyük kısmına yayılıyor. zavallıcıklar 3 ay içerisinde falan ölüyorlar. bilim adamları olayın şoku içerisinde araştırmalarına devam ettiklerinde, avlandıkları hayvanları inceliyorlar, onlar normal. ne onlardan bulaşmış ne de o av hayvanlarına bulaşıyor (ki zaten bulaşmaması lazım. sonuçlar normal yani). yavrularda da gözlenmiyor hiç kanser vakası. yetişkinliğe ulaşanlarda görülüyor. ama o kadar hızlı artıyor ki kanserli canavar sayısı, bir bayan bilim insanı bunun bulaşıcı olduğu kanaatine varıyor. dalga geçiliyor bu bayanla.
bayan azmediyor 2 yıl kanserli hücre örneklerini, hayvanların kromozom yapılarını falan araştırıyor ve canavarların birbirlerine kanser bulaştırdığını kanıtlıyor.
peki ama nasıl olur böyle bir şey? onu da buluyorlar...
şöyle: 1941'e kadar tazmanya canavarları avustralya'da ve başka bir takım yerlerde daha yaşamaktayken insanlar ve ringo köpeklerinin yüzünden nesilleri yok olmak üzereyken bir şekilde birkaç tanesi, tazmanya adası'na kaçırılıyor. ve dananın kuyruğu burada kopmaya başlıyor. o adaya sıkışıyorlar ve mecburen aile içi cinsel ilişkiye girmek zorunda kalıyorlar. aile çeşitliliği sıfır çünkü. ve o kadar izole yaşıyorlar ki son 15 yıl öncesine kadar, hayvanların kromozomları birbirlerine inanılmaz şekilde benziyor artık. neredeyse canavarların hepsi "aynı" oluyor.
zamanda bir yerde yaratıklardan birisi bir şekilde kansere yakalanıyor. bu yaratıklar olgunluk çağına geldiklerinde o kadar saldırgan ve kavgacı oluyorlar ki, o ilk kanserli olan canavardan beri, birbirlerinin etlerini ısırıp kanserli hücrelerini diğerine bırakıyorlar. ve işin hem bilimsel hem de şaşırtıcı kısmı şu ki: ısırılan hayvanın vücudu, kendi kromozomları ile ısıran hayvanın kromozomları aynı olduğundan, kanserli hücreyi kendi hücresi zannedip bünyesine alıyor. sonrası malum. o ona, o ona...
sonuç olarak, insan geliyor, hayvanları yerinden ediyor, doğal ortamlarından kovalıyor ve sonuç bu oluyor. bu güzel yaratıkların soyu bu hızla gider ise yakında tükeneceği söyleniyordu... neyse ki güzel bilim adamları var ve bunlar yavruları koruyup, cinsel birleşme ve anomalileri önleyecek çalışmalara başlamışlardı. artık ne oldu bilemiyorum sonrasını.
insan doğayı ve canlıları mahvediyor. ama aynı insan onu kurtarabilecek de tek canlı. vah dünyanın haline!
umarım bu güzel ve nadide yaratığı kurtarabilir insanoğlu.
devamını gör...
