dizide en beğendiğim adam bülent onaran'dır. emekli bir diplomat. konuşurken aralara bol bol fransızca katar. bu adamla bütün gün takıl sıkılmazsın. en kalite şarabı bulur, en iyi yerde yemek yer. böyle abileri olması lazım bir insanın.
devamını gör...

son dönemde özellikle z kuşağı denilen genç kesimde oldukça popüler olan bir atasözümüz .

geçmişle, eskiyle uzaktan yakından alakası olmayan bu grup, ne hikmetse azıcık sıkıştığında bu söze sarılıveriyor.

güzel de, işinize gelince bugünkü teknoloji, gelişmişlik, çok bilmişlik havası, gelmeyince kimin ne zaman uydurduğu bile belli olmayan bir söze sarılmak.

hoş da değil, doğru da.

sürekli ben bilirim, en iyisi bende, ben ne oldum delisiyim diyeceğinize, sizden öncekilere tepeden bakacağınıza, bu adam ne diyor diye, düşünmek, onun yaşam tecrübesinden faydalanmaya uğraşmak size kaybettirmez, kazandırır gençler.

biz orta yaş ve üstü ağbi ablalarınız, buraya dek getirdik, şimdi sizler bayrağı daha ileriye taşıyacaksınız amma velakin, görünen o ki, tahammülsüz ve başınabuyruk genç nesil, kendinden başka hiç kimseyi düşünmüyor, hiç kimseye saygı göstermiyor, ben en iyisiyim moduyla, freni patlamış kamyon gibi yokuş aşağı gidiyor .

aman dikkat diyorum gençler,
bu ülke sizlerin elinde yükselip ilerleyecek .

gelin, en azından bu tür yerlerdeki duruşunuzla da olsa, sizden büyüklerin , geleceğe umutla, gururla bakmasına vesile olacak bir yol izleyin ...

edit; kendini her açıdan yetiştirmiş çok değerli gençlerimizi konu dışında tutmak gerek .
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hala duyamadığımdır.

bununla ilgili paşa babama reca ediciğim bir müsabaka tertip etsin.
devamını gör...

romans dilleri, slavik diller ve cermenik dillerin ortaya gelişiyle oluşturulmuş bir yapay dil.

evrensel bir dil olma hedefi ile oluşturulmuştur, bu yüzden olabildiğince basit kılınmıştır. tüm dilde sadece 16 adet gramer kuralı vardır. duolingo üzerinden kolayca a1 seviyesinde öğrenilebilir. öğrenmesi oldukça keyifli bir serüvendir ama ne yazık ki çok fazla konuşanı olmadığı için pratik yaması zordur. pratik yapmak isteyen yazarlar mesaj atabilir yine de.
devamını gör...

bu piramidi ne zaman görsem hep çocukların aslında kendini gerçekleştirmiş olduğunu düşünüyorum. saçma gelebilir belki ama bir düşünün, çocuk kaygısızdır. bir çocuğun neredeyse bütün ihtiyaçları aile tarafından karşılanır. ne barınma ihtiyacını düşünür ne karnım bugün doyacak mı diye endişelenir. bence başta çoğumuz kendimizi gerçekleştirmiştik ama sorumluluklar ve endişeler arttıkça piramidin en başına döndük.
devamını gör...

ben ne ara geldim bu yaşa diye sorgulamaktır. daha dün lisede uzun eşek oynuyorduk.
devamını gör...

kısırlaştırma, belediyelerde sadece sahipsiz hayvanlara yapılır. kısırlaştırmayı belediyeden istemek de etik değildir. ama oradan bir canı sahiplendiğinizde kısırlaştırılmış ve aşıları yapılmış şekilde alıyorsunuz. ücret ödemeden.
devamını gör...

birkaç ay önce başıma gelmiş ve benim hayata bakış açımı değiştirmiş gerçek gibi gerçektir.

bilen bilir bir konfeksiyonda ortacı olarak çalışan, iş çıkışı ara sıra tekelci muharrem abiden
château bellevue bordeaux yıllanmış şarabımı (sağ olsun mahzeninde benim için saklar) alıp mezeyle tüketip, netflix'ten film açıp oracıkta sızıp kalan ıssız ve yalnız bir adamım.

mesai saatleri içerisinde makinelerin ayarlamasını yaparken bir yandan podcast'ten antik yunan mitolojisini dinliyor öbür yandan işim ve gücümle uğraşıyorum. tabii gün içinde tjk tv'de günlük hazırladığım 6'lı kuponlarımın tek ayaktan yatışını dinlemeyi de ihmal etmiyorum. konfeksiyonda kendisini kupon yapmaya alıştırdığım kenan abinin kendisini mahçup eden her yarış atı için "bu namussuza o kadar para yatırdım yine yattı, bundan sucuk yapmayan kenan'ı s..k..sinler!" deyişi geliyor ara sıra aklıma... kötü alışkanlıklarını yakınlarına bulaştıran pis insan profili ben oluyorum sanırım. kendimden nefret ediyorum ama ne yapayım? insanda bir kere 'irade' olacak irade...

yine böyle bir gün işteyim. tuvaletimi yapmak için kabine girdim. kabız olduğumu bildiğim için kafamda bir timing hesaplaması yaptım "30 dk s.çsam mola hakkım 20 dk kalır" diye düşündüm. kulaklıklarla girdim tuvalete. mitolojilerle alakalı podcastimi dinlerken konu zeus'un çapkınlık hikayesine denk geldi. herifçioğlu, falanca diyarın kralının erkeklerden korumak için yeraltında odaya kapattığı kızı görüp "challenge accepted" diyerek yağmur damlası olarak giriyor anasını satim. tanrılar aleminin don juan'ı adeta. bir sigara yaktım.

sonra birdenbire aklıma içerisinde 50 türk lirası bakiye bulunan hes kodu tanımlanmış istanbul kartımı ganyan bayiide kupon doldururken masada unuttuğum geldi. "ulan hay anasını avradını..." diyerek auguste rodin'in "düşünen adam" heykelindeki model gibi klozetin üstünde oturarak düşündüm. o anda aklıma bir detay hücum etti:

acaba antik yunan'da hiç metrobüse binen bir atinalı yaşamış mıydı?

derhal ilber ortaylı'nın roma tarihi belgesel serisini açarak hızı x2'ye alarak dinledim. ne var ki bu sonucum çabasız kalmıştı. ilber hoca boyuna "hıağhıağhıağ efeğndim hıağhıağ" diyerek gülüyordu. bahsettiği cümlelerin hiçbirinde ne antik yunanlıların ulaşım imkanlarından ne de metrobüsün atina'daki tarihçesinden bahsediyordu. yorgun bir günün gecesinde aynı kabusları farklı versiyonlarla görmeye benziyor bu his... ilber hoca sürekli farklı fakat süslü cümlelerle "hıağhıağhıağ" diye gülüyor.

kabus! kabus! tek kelimeyle kabus!

bu böyle olmayacak. bu iş tuvalette hacet gidererek çözülebilecek bir mesele değil diyerek donumu giydim ve işim başına döndüm. o gün aklımı kemiren bu takıntılı sorudan dolayı işime odaklanamadım ve ciddi motivasyon kaybı yaşadım. eve gittiğimde roma tarihi ile ilgili en kapsamlı olduğu herkesçe mütabık olunan edward gibbon'ın 8 ciltlik 4300 sayfalık baş eseri "roma imparatorluğu'nun gerileyiş ve çöküş tarihi" eserini baştan sona okudum. tamı tamına 3,5 ay kadar sürdü. ancak metrobüs ile alakalı bir ifadeye rast gelemedim. gözlerim, kahpe bizans askerleri tarafından gözlerine ateşli mil çekilmiş battal gazi gibi oldu anasını satim. komple kör oldum ama sonuç sıfırdı.

istanbul üniversitesi'nde akademisyen olan arkadaşıma akademik camiadan bir hoca ile randevu ayarlamasını söyledim. ismini vermek istemediğim ve hepinizin tanıdığı o meşhur tarihçi ile 10 dk'lık bir sohbet etme imkanı buldum. bu arayış serüvenimden bahsettim. bana şöyle bir bakıp "oğlum seni benimle t.şş.k geç diye mi gönderdiler?" dedi. o anda bozulmuş bir şekilde annemlere gittim haftasonu olduğu için. beynimin içinde bir parazit gibi yerleşmiş bu soru, yememe içmeme, iştahıma bile mani oluyordu. bendeki bu huzursuzluğu sezen annem: "ne oldu yavrım" dedi. anlattım. "guzum metrobüsün o zamanlarda ne işi olur. gafayı mı yidin sen. eki eki ehi" diyerek dalga geçti.

ne var ki önce bir kızmıştım fakat sonradan aklıma metrobüsün tarihçesini araştırmadığım geldi. antik yunanlılar bu kadar gelişmiş bir medeniyetti, bu su götürmez bir gerçek fakat metrobüs teknolojisine erişmiş olmaları ne kadar mümkündü yahu? birdenbire suyun kaldırma kuvvetini bulup hamamdan anadan üryan fırlayan rahmetli arşimet efendi gibi bilgisayarın başına geçtim.

babam bilgisayara şifre koymuştu. şifre için 3 deneme hakkım vardı. kart şifresi ve doğum tarihini denemiştim ancak sonuç vermemişti. son deneme hakkımda biraz düşünmeye karar verdim. birkaç gün önce sherlock'u bitirmiştim. 2. sezon 1. bölümde sherlock holmes kilitli kasanın tuş takımındaki en çok silinen tuşları tespit ederek en olası şifreyi tahmin ediyordu. o anda klavyeye gözlerimle derin bir zoom-in yaparak nefesimi tuttum, sonra "neden nefesimi tutuyorum alüminyum" diyerek geri verdim. sakince tuşlara baktım 1345 tuşlarında bariz parmak lekeleri vardı. sonra "eureka!" diyerek tuşladım.

şifre tabii ki de "1453'tü" bilgisayar açıldı.

hemen metrobüsü vikipedi'den araştırdım. 2007 yılında ilk kez kullanıma açılmış ve dünyada yalnızca türkiye'de faaliyet gösteriyormuş bu hizmet... o an yaşadığım hayal kırıklığı, kafamdaki sorunsalı yok etmemin verdiği rahatlama hissinden daha ağır gelmişti bana.

paulo coelho'nun simyacı romanında olduğu gibi, aradığım hazine aslında en basit detayda gizliymiş ancak ben görememişim.
devamını gör...

unutmak yoktur, sadece hatırlamamak vardır.
devamını gör...

üç dövmem bir de çocuğum var. bugün anneler günü. babası anneler günümü kutladı. iyi ki!
devamını gör...

kedisini evlat gibi seven, her türlü ihtiyacını karşılayabilmek için kendi ihtiyaçlarını kısan kadınlara kedi annesi denir. çok da doğru bir ifadedir. aylardır kendime tek çöp almazken ona en kaliteli mamayı ve çeşit çeşit oyuncaklar alıp kısırlaştırma için deli gibi para biriktiriyorsam; geceleri yok burnu mu tıkanmış yok üşümüş mü yok rahat pozisyonda mı uyuyor diye başını bekliyorsam tabii ki kendimi annesi olarak görebilirim. bunun gerizekalılıkla alakasını çözemedim.
devamını gör...

(bkz: bizimkiler)
gönüllerde öyle bir taht kurdu ki, bugün de sıkça anılır, bir gün tekrar izlemek için vakit kollanır.
devamını gör...

bu akşam da amerikan browni olsun bakalım. elime sağlık, hes kodunu kapan gelsin.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yalnız ben evi yeni temizledim. kimse batırmasın.
devamını gör...

yaşarken de ölünür

eyletmen beni
söyletmen beni
ağlatman beni
aynalar.... aynalar...

5 quartet yorumu ile bu şarkı
geçmişe gider
devamını gör...

yıldız usmanova ve yaşar şarkısıdır.
devamını gör...

ao ve nao olarak bilinen bu salınımların ne olduğunu paylaşacağım sizlerle.
ao yada arktik salınım. illa ingilizcesini bilip hava atacağım derseniz arctic oscillation. kuzey yarım kürenin kutba yakın enlemlerinde hava çok soğuktur. bu soğuk hava ağır olduğu için yüzeye çöker. buna bağlı olarakta yer seviyesinde bir yüksek basınç, onun üstünde de alçak basınç oluşur. biz bu alçak basınca polar vortex diyeceğiz. bilirsiniz ki, alçak basınçlar havayı saatin ters yönünde çevirir. ve havayı bir nevi etrafına sarar. işte bu polar vortex ne kadar kuvvetli olursa, kutuplardaki soğuk havayı da çevresine sarar ve güney enlemlere kaçmasına engel olur. buna pozitif ao diyoruz. polar vortex’in güçlenemeyip soğuk havayı etrafına saramadığı, soğuk havanın güney enlemlere kaçabildiği durumda ise negatif ao görülür.



ao türkiye’ye doğrudan etki yapmaz. dolaylı yollardan etkiler. ao kuvvetli negatif durumundayken, soğuk hava bizim biraz daha batımıza inecektir. soğuk havanın deniz üzerinden ve sıcak kara üzerinden geçmesiyle kıta avrupası ve akdeniz havzasında alçak basınçlar üretecektir. bizde bu alçak basınçların sağında kalacağımız için genelde yağışlı ve ılık günler görürüz. kuvvetli pozitif durumunda akdeniz havzasında yüksek basınç hakimiyeti olur, türkiye soğuk ve yağışsız günler geçirir. ao nötre yakın değerlerinde kar fırtınası görülmesi olasılığı yüksektir.



nao yada kuzey atlantik salınımı. bunun da illa ingilizcesi bilip hava atacağım derseniz north atlantic oscillation. bildiğimiz üzere azor adaları ve izlanda civarında yarı-kalıcı basınç alanları vardır. azor adaları civarında yüksek basınç, izlanda civarında alçak basınç vardır. nao endeksi, bu iki bölge arasındaki basınç farkını söyler. iki bölgedeki basınç değeri de uzun yılların ortalamasına yakın olursa nao endeksi nötr olacaktır. (0’da diyebilirsiniz aynı şey. kafanıza göre takılın.) eğer iki bölgede normalden güçlüyse, yani azor yüksek basıncı daha yüksek, izlanda alçak basıncı daha alçak ise nao pozitif olacaktır. eğer iki bölgede normalden zayıfsa, yani azor yüksek basıncının orda alçak basınçlar, izlanda alçak basıncının orda yüksek basınçlar var ise nao negatif olacaktır.



ao ve nao değerlerine göre oluşabilecek durumlar;

ao indexi pozitif ve negatif fazlarındaki basınç dizilimi
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

nao indexi pozitif ve negatif fazlarındaki basınç dizilimi
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu indexlerin güncel diyagramı
ao
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

nao
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu endekseler kış mevsiminde etkili olan salınımlardır. kışın nasıl geçeceği yönünde önümüze ışık tutar.
devamını gör...

şahsiyet'tir kesinlikle. zamanında bitmesini bilmiş, gereksiz uzatmaları olmayan emmy ödüllü dizimiz.
devamını gör...

bir iki cümle de benim eklemek istediğim açıklamadır.

yazarımıza bir çok defa zeytin dalı uzatılmasına, hatta benim "gün birlik günü, haftaya ben konuk olayım programına, takma gel" yaklaşımıma rağmen, bir isyan ateşi harlama girişimi mevcut.
ne diyelim, buna da peki *

ancak, kimseyi zan altında bırakmadan naçizane bir uyarıda bulunmak isterim : fake hesap kullanımı ve buna bağlı olarak, bir takım amaçlar için toplu hesap açmak, geri dönüşü olmaksızın ban sebebidir.
umarım böyle girişimler olmaz.

alt tarafı radyo dinleyip biraz goygoy yapıp kafalarımızı dağıtacağız,

(bkz: bu ne tantana kardeşim)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim