gıda fiyatlarının yüzde 32 artması
ee ben %3,2 bile zam almadım. taş mı yicem ben agaa!*
her şeyin lüks olmasına sebebiyet vermiştir.
her şeyin lüks olmasına sebebiyet vermiştir.
devamını gör...
sözlüğü terk ediyoruz kampanyası
(bkz: yolun açık olsun paşam)
hep yapmak istemiştimtim.
arkadaş, beğenmiyorsan çekip gidersin. bu nifak tohumları ekmek niye? yani eline ne geçecek? hadi üç kişiyi kandırdın, sözlükten gittiniz, çıkarın ne olacak?
inşallah terk edersin.
hep yapmak istemiştimtim.
arkadaş, beğenmiyorsan çekip gidersin. bu nifak tohumları ekmek niye? yani eline ne geçecek? hadi üç kişiyi kandırdın, sözlükten gittiniz, çıkarın ne olacak?
inşallah terk edersin.
devamını gör...
sigara içmeyen insan
hayatımda hiç sigara içmedim (on sekiz yıllık bir hayatım var, farkındayım uzun bir zaman değil) ama geri kalan ömrümde de içeceğimi düşünmüyorum ve evde içecek biri olursa evden kovuyorum. sigaraları köşeden köşeye saklamaya çalışıyorlar. bu durum hoşuma gidiyor aslında ne yalan söyleyeyim.
devamını gör...
ağladıktan sonra gelen sakinlik
yağmur yağdıktan sonra gelen toprak kokusu gibidir.
devamını gör...
aşağılık kompleksi
ak partinin açılımı eğer "aşağılık kompleksi partisi" olsa ancak bu kadar cuk otururdu.
adamlara hiçbir laf söylemesen bile "nefes alıp bize bişey mi ima ediyorsun?" diye ayağa kalkarlar. sorsan her şey bunlara karşı.
aklıma geldi yazayım dedim.*
adamlara hiçbir laf söylemesen bile "nefes alıp bize bişey mi ima ediyorsun?" diye ayağa kalkarlar. sorsan her şey bunlara karşı.
aklıma geldi yazayım dedim.*
devamını gör...
bir yerden tanıdık gelen yazarlar
okurken size de oluyor mu bilmiyorum ama bana bazen burada yazan yazarlar gerçek hayatımdaki kişileri hatırlatıyor. geçen mahallenin berberinin burada yazar olduğunu düşündürdü birisi bana. bunlar hep çok okumaktan işte ben yatayım artık.
devamını gör...
rüzgarın gölgesi
kitapçıda öyle bakınırken çarptı gözüme:
‘ispanya’da don kişot’tan sonra en çok satan kitap’ yazıyordu üstünde.bense miguel de cervantes ’ i carlos ruiz zafón’ dan sonra tanıdım, ama olsun.*

birkaç kez başlasam da bir türlü ilerleyemedim, kitaplığımda durdu öylece. ta ki pandemi bizleri eve hapsedinceye değin.işte buydu aradığım kitap !
bazen bir kitabın hak ettiği değeri bulması bazen çok uzun sürüyormuş.elime alınca da bitmesin lütfen, diye okudum. akıcılığı, olay örgüsü, kurgusu beni çok etkiledi. umberto eco ve dan brown gibi tarihsel olaylara kurgusal yaklaşan yazarların kitaplarını seviyorsanız, tam da aradığınız rüzgarın gölgesi olabilir. kişi tasvirleri o kadar derin ki hem fiziksel hem de içsel görünüşleri duyumsuyorsunuz iyi bir yönetmenin bir filmini izler gibi.heyecanla sayfaları çevirirken yeni bir ipucu bulma ve olayları aydınlatma peşine düşen o dedektif sizsiniz artık.
konusu :
daniel sempere babası tarafından çok az kişinin bildiği bir kitaplığa götürülür : unutulmuş kitaplar mezarlığı.
çocuğun dünyası artık eskisi gibi olmayacaktır, gözü gibi bakması gereken bu kitap sayesinde nice insanlar katılacaktır hayatına; kimileri de çoktan göçmüştür bu dünyadan, kimileri de kıl payı yanından geçecektir.
kitabın adı rüzgarın gölgesidir.
gizemli bir adam sempere’nin bu değerli hazinesini yakıp yok etme peşindedir.
öykünün içinde başka öykü(ler) sürüp gider.
‘ispanya’da don kişot’tan sonra en çok satan kitap’ yazıyordu üstünde.bense miguel de cervantes ’ i carlos ruiz zafón’ dan sonra tanıdım, ama olsun.*

birkaç kez başlasam da bir türlü ilerleyemedim, kitaplığımda durdu öylece. ta ki pandemi bizleri eve hapsedinceye değin.işte buydu aradığım kitap !
bazen bir kitabın hak ettiği değeri bulması bazen çok uzun sürüyormuş.elime alınca da bitmesin lütfen, diye okudum. akıcılığı, olay örgüsü, kurgusu beni çok etkiledi. umberto eco ve dan brown gibi tarihsel olaylara kurgusal yaklaşan yazarların kitaplarını seviyorsanız, tam da aradığınız rüzgarın gölgesi olabilir. kişi tasvirleri o kadar derin ki hem fiziksel hem de içsel görünüşleri duyumsuyorsunuz iyi bir yönetmenin bir filmini izler gibi.heyecanla sayfaları çevirirken yeni bir ipucu bulma ve olayları aydınlatma peşine düşen o dedektif sizsiniz artık.
konusu :
daniel sempere babası tarafından çok az kişinin bildiği bir kitaplığa götürülür : unutulmuş kitaplar mezarlığı.
çocuğun dünyası artık eskisi gibi olmayacaktır, gözü gibi bakması gereken bu kitap sayesinde nice insanlar katılacaktır hayatına; kimileri de çoktan göçmüştür bu dünyadan, kimileri de kıl payı yanından geçecektir.
kitabın adı rüzgarın gölgesidir.
gizemli bir adam sempere’nin bu değerli hazinesini yakıp yok etme peşindedir.
öykünün içinde başka öykü(ler) sürüp gider.
devamını gör...
türklerin öğrenemediği şeyler
herkeste kusur bulmaktan vazgeçmemek.
devamını gör...
erkeklerin güzel göründüğünü sandığı şeyler
kıllı göğüs ve dar gömlek.
devamını gör...
uykusu ağır olan insan
asla anlayamayacağım insandır. ben telefonumun titreşimine bile kalkarım. odamın kapısının açılmasına, üzerime yorgan örtülmesine, televizyon sesine, kalem sesine bile... bazı tanıdıklarım var 949394 kere arıyorsun anca kalkıyor ya da kapıya geliyosun, çalışıyorsun çalışıyorsun, tık yok. ben de istiyorum böyle deliksiz bir uyyku...
devamını gör...
mahşer gününe katılamama sebepleri
girişte soruyorlar zaten.
katılmak ister misiniz?
katılmak ister misiniz?
devamını gör...
euro truck simulator 2
gecenin köründe, yine bir gece seyahatinde, arka planda yallah şöför çalarken mesela, insanı bambaşka kişiliklere büründüren oyun.
sanki şimdi sıcacık evinizde bekleyen eşinizi, çoluğunuzu çocuğunuzu, ananızı babanızı özlemişsiniz de kavuşmak için mesafe sayıyormuşsunuz gibi basarsınız gaza. iliklerinize kadar geçim sıkıntısıyla yoğrulur, memleket hasretiyle yanar tutuşursunuz. bir yandan teslimatı yetiştirememe korkusu yer bitirir, diğer yandan da çocuklarınızın kokusu düşer hatrınıza. ama en nihayetinde yepyeni bir gün doğacak, arabaların farları artık birer birer kapanacaktır. nemli gözlerinizin tek dermanı ise herhangi bir doğu avrupa ülkesinin sınır kapısı ve bunun üzerine düşlediğiniz slav kızları olacaktır.
ne kadar modernist olursan ol, kim olursan ol, tırcı olursan anadolu'nun bağrından kopup geliyorsun arkadaş.*
sanki şimdi sıcacık evinizde bekleyen eşinizi, çoluğunuzu çocuğunuzu, ananızı babanızı özlemişsiniz de kavuşmak için mesafe sayıyormuşsunuz gibi basarsınız gaza. iliklerinize kadar geçim sıkıntısıyla yoğrulur, memleket hasretiyle yanar tutuşursunuz. bir yandan teslimatı yetiştirememe korkusu yer bitirir, diğer yandan da çocuklarınızın kokusu düşer hatrınıza. ama en nihayetinde yepyeni bir gün doğacak, arabaların farları artık birer birer kapanacaktır. nemli gözlerinizin tek dermanı ise herhangi bir doğu avrupa ülkesinin sınır kapısı ve bunun üzerine düşlediğiniz slav kızları olacaktır.
ne kadar modernist olursan ol, kim olursan ol, tırcı olursan anadolu'nun bağrından kopup geliyorsun arkadaş.*
devamını gör...
almanya’ya giden türklere öğütler
1961 yılında türkiye’den almanya’ya göç eden türk vatandaşlarına iş ve işçi bulma kurumu tarafından dağıtılan uyarı broşüründe bir takım öğütler yer aldı. onurlu ol, aileni ve evini unutma, zekanı iyi kullan, sağlığını koru, bayrağını düşün başlıklarının yer aldığı uyarı broşürü, almanya’ya çalışmak için giden türklere kılavuz oldu.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hissettikleri
tam da şu an b.k gibi hissediyorum
devamını gör...
bir kadında olmazsa olmaz kriterler
biraz çikolata biraz karamel gibi bayat esprilere girmeden kısaca özetleyeceğim.
o olsun bu olsun şu olsun diye bir şey yok. insanı herhangi bir etikete dahil etmek deniz varken kumda takılmak gibi bir şeydir. artık şu etiketleri ve kısılıp kaldığımız klostrofobik sınırlarımızı bir kenara koyalım ve her insanın her şeyi yapmakta özgür, her tarzda olmasında serbest olduğunu kabullenelim.
şimdi diyeceksiniz bıdı bıdı yapma sana göre olmazsa olmaz ne diyor cevap ver git ne uzatıyorsun. tamam da herkes şu olsun bu olsun o olsun diye binaya bir tuğla eklediğinde o iş kitlelere yayılıyor o enerji tüm türkiye'ye vuruyor bunun sonucunda etiketlere, klişelere, yüzeyselliğe bağlı kalınan ilişkiler doğuyor. bunu istemediğim için karınca misali su döküyorum. yapmayalım böyle şeyler. neden çünkü olmazsa olmaz dediğimiz kriterler gün gelir birinde olmaz ama o kişide öyle şeyler olur ki nevrimiz döner.
o olsun bu olsun şu olsun diye bir şey yok. insanı herhangi bir etikete dahil etmek deniz varken kumda takılmak gibi bir şeydir. artık şu etiketleri ve kısılıp kaldığımız klostrofobik sınırlarımızı bir kenara koyalım ve her insanın her şeyi yapmakta özgür, her tarzda olmasında serbest olduğunu kabullenelim.
şimdi diyeceksiniz bıdı bıdı yapma sana göre olmazsa olmaz ne diyor cevap ver git ne uzatıyorsun. tamam da herkes şu olsun bu olsun o olsun diye binaya bir tuğla eklediğinde o iş kitlelere yayılıyor o enerji tüm türkiye'ye vuruyor bunun sonucunda etiketlere, klişelere, yüzeyselliğe bağlı kalınan ilişkiler doğuyor. bunu istemediğim için karınca misali su döküyorum. yapmayalım böyle şeyler. neden çünkü olmazsa olmaz dediğimiz kriterler gün gelir birinde olmaz ama o kişide öyle şeyler olur ki nevrimiz döner.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
sevdiceğimin yanına gidemiyorum, şu anlık böyle. ağlama ihtimalim yüksek. boğazım düğümlendi, gözyaşlarım içime hıçkırarak aktı. daha demin bu yüzden gözlerim yaşardı ve koltuğu yumrukladım.
onu seviyorum. severken sarılamamak, öpememek, el ele tutuşmanın tadına varamamak çok fena. çalışıp para kazanmalıyım ama bi fırsatını bulursam gideceğim,o fırsatı kolluyorum. artık ona sarılıp uyumak istiyorum. dolandırıcı oldum çıktım,aileme az yalan konuşacağım. ahlaksızca bir şey değil ki. sevmek güzeldir ve bu yolda her şey mübahtır.
onu seviyorum. severken sarılamamak, öpememek, el ele tutuşmanın tadına varamamak çok fena. çalışıp para kazanmalıyım ama bi fırsatını bulursam gideceğim,o fırsatı kolluyorum. artık ona sarılıp uyumak istiyorum. dolandırıcı oldum çıktım,aileme az yalan konuşacağım. ahlaksızca bir şey değil ki. sevmek güzeldir ve bu yolda her şey mübahtır.
devamını gör...
r.t.e. - using my religion
and your are not me
the rabia will show you..
what the hipocrisy really is.
the rabia will show you..
what the hipocrisy really is.
devamını gör...




