bireyin cinsel ihtiyaçlarını algılamaya, anlamaya ve farklı seviyelerde tecrübe etmeye başladığı dönem ergenlik dönemidir. 14 - 16 yaştan itibaren zaten ergenler cinselliği tecrübe etmeye başlıyorlar. burada rıza yaşı sadece yasal olarak ergenlerin birlikte olabileceğini göstermekte.
birliktelikte aradaki yaş farkının 5'le sınırlanmasının nedeni pedofiliyi önlemek.
kişisel olarak aradaki yaş farkının 2 ya da 3'ten daha fazla olmaması gerekir diye düşünüyorum.
kararın olumlu yanı erken yaşta cinsel ilişkiye giren gençlerin istismarını önleyecektir. istenmeyen hamileliklerde gençlerin rahatça giderek gerekli önlemleri almalarını sağlayacaktır.
avrupa ve amerika'da cinsellik tabu değil ve zaten pek çok kişi cinselliği bu yaşlarda tecrübe ediyor. çocuklar cinsellik ve cinsel kimlik vb. derslerle bu konuda bilinçlendiriliyorlar. cinsellik olması gerektiği gibi normalleştirilmiş durumda ve bireyin fiziksel ihtiyacı olarak kabul edilmekte. kararın abartılacak bir yanı yok.
cinselliğe sosyal ve ahlaki değerlerle aşırı anlam yükleyen, cinselliği sınırlayan toplumlarda, cinsellik ve cinsiyet nedenli şiddet ve suç daha fazla görülmekte. türkiye'de cinsellik normalleştirilmiş olsaydı bugün yok ona baktı, bununla birlikte oldu vb. gibi saçma nedenlere dayalı cinayetler olmazdı.
devamını gör...

özdemir asaf-cizik şiiri.

geleceğim, bekle dedi, gitti..
ben beklemedim, o da gelmedi.
ölüm gibi bir şey oldu..
ama kimse ölmedi.

(bkz: duman)
devamını gör...

(bkz: soğuk yerel rüzgarlar)dan biridir.

fransa'dan akdeniz'e doğru eser.
devamını gör...

dahidir. dahilik bazen yazar için dezavantajdır. çok fazla özgün fikir üretir ve bunu kendi kişisel üsluplarıyla ifade ederler. ortalama okur için bu bir zorluktur. o fikir değil olay okumak ister. ve bu alıştığı bildiği dille yapılsın ister. günday fransa'da yılın en iyi yabancı yazarı seçildi. pamuk ve yaşar kemal hariç bunu başaran türk yok. kazanması çok zor bir ödül.
devamını gör...

sözlükte "katı, sert bir nesneden kırılırken çıkan ses ya da böyle iki nesne birbirine çarptığında çıkan ses." anlamına gelen sözcüktür.
devamını gör...

benimdir, kendileri.
kitapları severim ancak onlar sayesinde, yazmayı daha çok.
yazarak kaliteli zihinlere ulaşmayı da öyle.
kalite istiyorsam her şeyden önce kaliteli olmalıyım. 800 tanım gireceğim diye her yerde, her şeyin içerisinde olursam kendi adıma hiçbir yerde olamamış olurum.
üstelik kaliteyi düşürme ihtimalim de artar.
az ölsün, öz olsun gibi de düşünebilir.
yazılmak için yazılmış olmasın, hakkında düşünülmüş,bir fikir sahibi olunmuş olsun yazdıklarım. bir fikir belirtsin, hissettirsin, düşündürsün,bir şeyler katsın isterim.
yazmak kırmızı çizgisi olan benim için olması gerekendir. öyle ki platformlarda biz sözlükte bir iki şey yazdık diye "yazar" diye basitçe anılmak bile hep karşı olduğum şeydir aslında. hayalim olmasına rağmen büyük yazarları düşününce kendi yazdıklarımı öven, bir yerlerde beni ya da sadece öylesine yazan insanları yazar kefesine koyanlara estağfurullah demek istediğimdir. tabii, yazan insanları görmekse mutluluk verendir kim bilir belki de doğru diyoruzdur yazar diyerek ileriyi bilemeyiz. bu sebeple 800 tanım yerine gerçekten hakkında düşündüğüm tanımlar yazmayı yeğ tutarım. bir şekilde kendiliğinden 800 tanıma ulaşırsa da güzel olur ama öyle bir beklentim yok öncelik olarak. olursa güzel olurdu, anı kalırdı ancak bu kadar isteyen kişiler varken olmasa da olur. ben zaten kitapsız yaşayamayacağım için her türlü kitap almak zorundayım.
devamını gör...

bir süredir takip ettiğim, yazılarını keyifle okuduğum, güzel enerjisi olduğuna inandığım başarılı, beğeni yoluyla anlaştığımız bir yazar. kalemi daim olsun.
devamını gör...

bodrum da; antik gemi enkazlarından çıkan eserler ve büyük cam eserlerin sergilendiği bodrum kalesi müzesi.
hafta sonu kapalı ve giriş ücreti 65 tl. müze kart geçerli.
devamını gör...

lakota siyuları adlı kızılderili grubun yaptığı ve yaralı diz katliamı'nı tetikleyen kutsal bir tören dansı. amerika birleşik devletleri bu dansı bir savaş dansı "zannederek" kabileye saldırmış ve 150'den fazla insanın ölümüne neden olmuştur.
devamını gör...

mustafa cecelidir. sesine bile tahammülüm yok.
devamını gör...

iletişim yayınlarına göre türk edebiyatı diye bir kavram yok efendim...
"türkçe edebiyat" ya da "türkiye edebiyatı" var.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


ilk zamanlar devrimci geçinen iletişim yayınlarının bu tavrı da sadece bizim ülkemizdeki bir kısım solculara özgü hastalıklı bir bakış açısının tezahürü olsa gerek. nitekim dünyanın hiçbir yerinde böyle bir devrimcilik anlayışı görülmemiştir.
milliyetçilik karşıtı falan olabilirsiniz ama en başta tutarlı olacaksınız. sonra da neyin milliyetçilik olduğunu anlayıp böyle çocukça saçmalıklara girişmeyeceksiniz ki antiemperyalist olacağım derken emperyalizmin bir aracına dönüşmeyesiniz.
iletişim yayınları türk edebiyatı yerine türkçe edebiyat derken ne kadar tutarlı davranmış bakalım :
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


iletişim yayınevi sonradan sermayeye karşı aldığı tavır ile de ne kadar sağlam devrimci(!) olduğunu göstermiştir ama buradaki konu farklı.
türk demeyi güya ırkçılık olarak görürken rus,fransız ya da ingiliz demekte bir behis görmemek ideolojik bir duruş falan değil en basit ve açık haliyle türk düşmanlığıdır.
devamını gör...

güvensizlik.
devamını gör...

meme yoğunluğunun normalden fazla olması meme kanseri için risk olduğu için aslında bir nebze doğru bir harekettir.
devamını gör...

küfür etmeden özgür olamayacağımı öğrendiğim başlık
devamını gör...

balığa çağırılan arkadaşa ton balığı çıkarmak gibidir.
devamını gör...

hacı polislere bi çıtlatsan çatur çutur yaparlardı ya niye şapıyosun ki. (bkz: işte bunlar hep reklam)
devamını gör...

bulutlara gizlenmemiş ise gün doğuşunu izlemek bunlardan biridir.
devamını gör...

muhtemelen herkesin bildiği ve aşk şarkısı olarak dinledigi leman sam şarkısı'dır.

asıl hikayesi şu şekilde imiş, karaköy'de genel evde çalışan bir kadın hamile kalıyor ve kıyıp aldırmıyor çocuğunu. doğuruyor ama bakması mümkün değil, evlatlık vereceği son gece kucağında ki bebeğine yazıyor bu sözleri.

bu hikayeyi okuduktan sonra bu şarkı artık daha çok acıtıyor canımı..

devamını gör...


lübnan'ın 4/1 'ine elektrik veren türk şirketi karadeniz holding'in, lübnan'ın 100 milyon dolar olan borçunu 18 ayda ödememesi yüzünden tedariki kestiğini açıkladı.

haber linki
devamını gör...

üretim araçlarının; özel sektör elinde bulunduğu, sermaye akışının özgür olduğu ve fiyatın, üretimin, bölüşümün dışardan etki edilmeden piyasa tarafından belirlendiği ekonomik sistem şeklinde tanımlanabilir.

orta çağ geleneği feodal yapıdan çıkıp yeni bir düzen kurdu kapitalizm. bu düzen, hem üretimi hem de bölüşüm biçiminin kontrolünü piyasanın teşvikine ve caydırıcılığına bıraktı.kamu otoritesi de bu düzenin zayıf ayağı olarak egemenlik hakkına dayanıp yasama yapar, yargılar ve silahlanır; ama üretim ve bölüşüm sistemi içinde yerini almaz, kurt ile kuzuyu baş başa bırakır adeta.

aslında her şeyin başlangıcı 18. yüzyıl filozofu adam smith'in "benzer dürtülere sahip bireylerden oluşan bir çevrede, bireysel çıkarların işleyişinin nasıl rekabetle sonuçlanacağı, daha sonrada bu rekabetin toplumun istediği mallara ve arzu edilen fiyatlara nasıl olumlu yansıyacağı" düşüncesidir. yani smith'e göre bencil güdülerdir aslında toplumsal uyumu sağlayan. çok ciddiye alındı bu düşünce, alınması normaldi ve iyiydi aslında, ama sadece kendi dönemi için. çünkü aslında adam smith 18. yüzyıl ingiltere'sinin fakirliğine çözüm arıyordu. bir yatırımcının kendi kasabası dışında yatırım yapamamasını eleştiriyordu, para yerine çoğu bölgede çivinin kullanıldığı ingiltere'nin o dönemine sıkışıp kalmış olan smith nitelik olarak değişimleri göz ardı edip sadece niceliksel değişimlerin olacağına ihtimal vermişti. birilerinin işine geldiği için daha sonraları çok uygulama alanı buldu ki bu düşünce sistemi şimdilerde tepe noktasını yaşıyor adeta, yani küreselleşmeyi.

dünya nüfusuna vurulduğunda üretim faktörlerinin çok küçük bir kesimin elinde kalması ve bu faktörlerin maddi bağlamda değil, değer ve yatırım bağlamında çok hızlı hareket kabiliyeti kazanmış olmasıdır kapitalizmi hastalıklı yapan. gelir dağılımdaki adaletsizlikler, sermaye sahiplerinin devlet denen organizmayı felç edebilecek derecede etkileyebilmesi, bireyin üretim gücünün düşmesi ve daha nice sorunlar kapitalizmin günahıdır. günahının bedelini ise çoğu zaman kendini ısırarak ödemekte, ödetmekte. işte bu kadar az sayıda elin sahip olduğu sermaye ve aldığı kararlar sonucu krizlerden ve ekonomik problemlerden çıkılamıyor.

bazen düşünüyorum da; ne olurdu acaba ekonomi bilimi hep statik kalsaydı, insanoğlu onu dürtmeyip bıraksaydı bir kenarda, ne olurdu acaba?
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim