milletvekillerinin stresini azaltmak için alınan önlemler
90lı yılların sonlarında meclis salonunu yenileme için ihale yapılmıştı. vekillerin stresini azaltacağını iddia ederek ceylan derisinden koltuklar yaptırılmıştı. (halen kullanılıyor)
o dönemki meclis başkanı mustafa kalemli'ydi. tabii o zamanlar havuz medyası olmadığı için yazılı ve görsel basın olayı baya bir kurcalamışlardı. siyasi hayatı da bu mevzu yüzünden kapanmıştı diye hatırlıyorum.
o dönemki meclis başkanı mustafa kalemli'ydi. tabii o zamanlar havuz medyası olmadığı için yazılı ve görsel basın olayı baya bir kurcalamışlardı. siyasi hayatı da bu mevzu yüzünden kapanmıştı diye hatırlıyorum.
devamını gör...
entelektüelliğin sadece kitap okumakla sınırlı olmaması
tabi ki olmaz ama en azından entelektüellik gibi kavramları öğretebilir.
edit : ilk hali "entellektüellik" şeklinde idi.
edit : ilk hali "entellektüellik" şeklinde idi.
devamını gör...
amerika’da yaşam ve merak edilenler
america.. where the dreams come true.. size, orada 2 sene yaşamış biri olarak dilim döndüğünce anlatmak istedim. 2 senede 12 eyalet gördüm. hayatımı sürdürdüğüm ve işimin olduğu yer yani hometownım minnesotaydı. amerika kafasında olan yazarcıklara; koşulların nasıl olduğunu, yaşamın nasıl olduğunu, karşılaşabileceğiniz zorlukları dilim döndüğünce anlatacağım.
öncelikle amerikaya work and travel gibi bir programla gittiyseniz, 3 4 aylık kısa bir zamanda aslında gözden kaçırdıklarınızı da anlatıcam. 2010da wat ile gittim. sonrasında 2014 yılında artık trde dakika duramam diye atlayıp gittim fakat 2016 ya kadar dayanabildim. manyak mısın döndün diyenlere ithafen herkesin yaşam tarzının, hayattan beklentilerinin farklı olduğunu baştan belirtmek isterim.
2014 ocakta başladı uzun yolculuğum. zaten öncesinde de gittiğimden vize işlemlerinde falan fazla zorluk yaşamadım. 1 senelik internship programıyla gittim. fakat 1 sene daha uzattım sonradan. iş yerindeki başarılarımdan dolayı, işyerimden konsolosluğa yazı falan yazıldı. bu elemanın vizesini uzatın ihtiyacımız var minvalinde. işimin ne olduğunu söylemek istemiyorum. zira fazla da afiş olmak istemem.
amerikada çalışmak için öncelikle yapacağınız şey, çalışma vizesi almak. ama internship acentaları hallediyor onu onda bir şey yok. size düşen kısım orada social security number almak. her eyaletin her şehrinde muhakkak bir ssn office var. oralardan halledebiliyorsunuz. ben 2010da hallettiğim için 2014de tekrardan almama gerek kalmadı. fakat bazen uzun süren bir süreç olabiliyor bu. amerikada bütün bürokratik olaylar çok yavaş. devlete konsolosluğa falan bir işiniz düşerse eğer türkiyede aynı gün içinde halledilebilen olaylar orada 2 3 ayı bulabiliyor. nadiren çok hızlı oluyor. mesela ehliyetimi kısa sürede almıştım. neyse.. ssn’yi aldınız artık sigortalı bir çalışansınız. kapitalizmi damarlarınızda hissetmeye başlayacağınız an tam da bu an.
tam anlamıyla saat olarak ne kadar çalışırsanız o kadar alıyorsunuz. kendi işiniz olmadıktan sonra işçi olarak her eyalette bu şekilde. ne eksik ne fazla. fazla saat çalışırsanız mesai ücreti alıyorsunuz değişiklik gösterse de benim çalıştığım yerde ekstra saate, saatlik ücretinin iki katını veriyorlardı. çalışma koşulları zor, mobbing fazla. en ufak hatada kafası kesilenleri gördü bu gözler. ben bu konuda şanslıydım. şeytan tüyümden midir nedir bilmiyorum ama müdürlerimle aram hep iyiydi. hatta gittikten 1 sene sonra orta sınıf yöneticiliğe bile terfi ettirildim çalıştığım şirkette. ama herkes o kadar şanslı olmuyor. hayallerle gelip hayallerle dönenler de oluyor.
insanlar çalışma ortamında tam anlamıyla bireysel. yani mesela bir gün bir çalışan işe gelmemişti. 2. günde gelmedi. 3. gün oldu kimse sormuyor adamı. öldü mü kaldı mı kimse aramıyor etmiyor. gelirse parasını alır, gelmezse gebersin gitsin minvalinde herkes. türkiyede olsa işe 1 saat geç kalsan arar haber verirsin. orada öyle bir şey yok. kimsenin de taktığı yok zaten. iş hayatının sosyal ortamları çalıştığım her yerde bu şekildeydi.
dışarı çıktığınızda ise bambaşka bir dünya var. boyut değiştirmiş gibi hissettiriyor. yolda tanımadıklarınız ‘i like your shirt, i like your shoe’ şeklinde laf atıp duruyor. başlarda bana mı yürüyorlar diye düşünsem de amaçları o değil. işte gerilen insanlar dışarda sadece stres atıyor. yani tabi ki böyle yaklaşılan bir türk yiğidi affetmiyor. beğendiklerini eleme yöntemiyle muhabbeti ilerletiyor. ilişkiler de garip ama. geceyi beraber geçirdiniz. her şey çok güzel en iyisi sizsiniz o gece. ama yarın olunca değişik şekilde buz dağları oluşuyor. sanki hiç tanışmamışsınız gibi tavırlar sergileniyor. insanların genelinin beyni sulanmış gibi. iyilikleri, düşünceleri iyi olsa da mesela senden bir sigara isteyip karşılığında 1 dolar veren insanlar var. otlakçılığın dimağı olan trde işlemez ki bu. almıyordum. almadım diye duygusallaşıp ağlayan bile gördü bu gözler. yani az insan olsunlar. az insanlık da öğretmedim.
to be continued
öncelikle amerikaya work and travel gibi bir programla gittiyseniz, 3 4 aylık kısa bir zamanda aslında gözden kaçırdıklarınızı da anlatıcam. 2010da wat ile gittim. sonrasında 2014 yılında artık trde dakika duramam diye atlayıp gittim fakat 2016 ya kadar dayanabildim. manyak mısın döndün diyenlere ithafen herkesin yaşam tarzının, hayattan beklentilerinin farklı olduğunu baştan belirtmek isterim.
2014 ocakta başladı uzun yolculuğum. zaten öncesinde de gittiğimden vize işlemlerinde falan fazla zorluk yaşamadım. 1 senelik internship programıyla gittim. fakat 1 sene daha uzattım sonradan. iş yerindeki başarılarımdan dolayı, işyerimden konsolosluğa yazı falan yazıldı. bu elemanın vizesini uzatın ihtiyacımız var minvalinde. işimin ne olduğunu söylemek istemiyorum. zira fazla da afiş olmak istemem.
amerikada çalışmak için öncelikle yapacağınız şey, çalışma vizesi almak. ama internship acentaları hallediyor onu onda bir şey yok. size düşen kısım orada social security number almak. her eyaletin her şehrinde muhakkak bir ssn office var. oralardan halledebiliyorsunuz. ben 2010da hallettiğim için 2014de tekrardan almama gerek kalmadı. fakat bazen uzun süren bir süreç olabiliyor bu. amerikada bütün bürokratik olaylar çok yavaş. devlete konsolosluğa falan bir işiniz düşerse eğer türkiyede aynı gün içinde halledilebilen olaylar orada 2 3 ayı bulabiliyor. nadiren çok hızlı oluyor. mesela ehliyetimi kısa sürede almıştım. neyse.. ssn’yi aldınız artık sigortalı bir çalışansınız. kapitalizmi damarlarınızda hissetmeye başlayacağınız an tam da bu an.
tam anlamıyla saat olarak ne kadar çalışırsanız o kadar alıyorsunuz. kendi işiniz olmadıktan sonra işçi olarak her eyalette bu şekilde. ne eksik ne fazla. fazla saat çalışırsanız mesai ücreti alıyorsunuz değişiklik gösterse de benim çalıştığım yerde ekstra saate, saatlik ücretinin iki katını veriyorlardı. çalışma koşulları zor, mobbing fazla. en ufak hatada kafası kesilenleri gördü bu gözler. ben bu konuda şanslıydım. şeytan tüyümden midir nedir bilmiyorum ama müdürlerimle aram hep iyiydi. hatta gittikten 1 sene sonra orta sınıf yöneticiliğe bile terfi ettirildim çalıştığım şirkette. ama herkes o kadar şanslı olmuyor. hayallerle gelip hayallerle dönenler de oluyor.
insanlar çalışma ortamında tam anlamıyla bireysel. yani mesela bir gün bir çalışan işe gelmemişti. 2. günde gelmedi. 3. gün oldu kimse sormuyor adamı. öldü mü kaldı mı kimse aramıyor etmiyor. gelirse parasını alır, gelmezse gebersin gitsin minvalinde herkes. türkiyede olsa işe 1 saat geç kalsan arar haber verirsin. orada öyle bir şey yok. kimsenin de taktığı yok zaten. iş hayatının sosyal ortamları çalıştığım her yerde bu şekildeydi.
dışarı çıktığınızda ise bambaşka bir dünya var. boyut değiştirmiş gibi hissettiriyor. yolda tanımadıklarınız ‘i like your shirt, i like your shoe’ şeklinde laf atıp duruyor. başlarda bana mı yürüyorlar diye düşünsem de amaçları o değil. işte gerilen insanlar dışarda sadece stres atıyor. yani tabi ki böyle yaklaşılan bir türk yiğidi affetmiyor. beğendiklerini eleme yöntemiyle muhabbeti ilerletiyor. ilişkiler de garip ama. geceyi beraber geçirdiniz. her şey çok güzel en iyisi sizsiniz o gece. ama yarın olunca değişik şekilde buz dağları oluşuyor. sanki hiç tanışmamışsınız gibi tavırlar sergileniyor. insanların genelinin beyni sulanmış gibi. iyilikleri, düşünceleri iyi olsa da mesela senden bir sigara isteyip karşılığında 1 dolar veren insanlar var. otlakçılığın dimağı olan trde işlemez ki bu. almıyordum. almadım diye duygusallaşıp ağlayan bile gördü bu gözler. yani az insan olsunlar. az insanlık da öğretmedim.
to be continued
devamını gör...
biyolojik yaş
biyolojik yaşı belirleyen en önemli faktörlerin; yaşanılan bölge, eğitim düzeyi, yeme alışkanlıkları, uyku düzeni, egzersiz alışkanlıkları, sigara ve alkol tüketim miktarı, duygusal durum ve maruz kalınan stres düzeyiyle yakından ilişkili olduğu gösterilmiştir.
henüz standardize edilmiş bir test yöntemi yoktur ancak bazı parametrelere kan testlerinde, doku örneklerinin incelenmesiyle veya egzersiz kapasitesi, zihinsel ve psikolojik testler gibi bir seri performans ölçümleriyle bakılabilir.
hücre içerisinde biriken, hücre yaşlanması veya ölümüne yol açan toksik maddeler, beslenme durumunu gösteren parametreler kan tetkiklerinde saptanabilir. istirahatteki kalp hızı, kan basıncı, görme keskinliği, aort damarının esnekliği, kas gücü, nefes kapasitesi gibi değerler dinamik testlerle ölçülebilir.
genetik faktörler de birçok açıdan biyolojik yaşı belirler. bunun yanı sıra, yaşam kalitesi ve yaşam süresine etki eden kolesterol bozuklukları, bazı kanserler, nörolojik ve romatizma hastalıkları gibi bir grup hastalık yine genetik yatkınlıkla ilişkilidir. son çalışmalarda sağlıklı yaşlanmaya etki eden 150 civarında gen tanımlanmıştır.
ailesinde uzun ömürlü fertler olan kişilerin, aksi olan akranlarına kıyasla daha uzun yaşadığı gözlemlenmiştir.
psikolojik stres, depresyon biyolojik yaşa etki eden faktörlerdendir.
henüz standardize edilmiş bir test yöntemi yoktur ancak bazı parametrelere kan testlerinde, doku örneklerinin incelenmesiyle veya egzersiz kapasitesi, zihinsel ve psikolojik testler gibi bir seri performans ölçümleriyle bakılabilir.
hücre içerisinde biriken, hücre yaşlanması veya ölümüne yol açan toksik maddeler, beslenme durumunu gösteren parametreler kan tetkiklerinde saptanabilir. istirahatteki kalp hızı, kan basıncı, görme keskinliği, aort damarının esnekliği, kas gücü, nefes kapasitesi gibi değerler dinamik testlerle ölçülebilir.
genetik faktörler de birçok açıdan biyolojik yaşı belirler. bunun yanı sıra, yaşam kalitesi ve yaşam süresine etki eden kolesterol bozuklukları, bazı kanserler, nörolojik ve romatizma hastalıkları gibi bir grup hastalık yine genetik yatkınlıkla ilişkilidir. son çalışmalarda sağlıklı yaşlanmaya etki eden 150 civarında gen tanımlanmıştır.
ailesinde uzun ömürlü fertler olan kişilerin, aksi olan akranlarına kıyasla daha uzun yaşadığı gözlemlenmiştir.
psikolojik stres, depresyon biyolojik yaşa etki eden faktörlerdendir.
devamını gör...
neyzen tevfik
"ne gezersin tanrı ile aramda... " şiiri ile siyasal islamcılara oklarını saplayan rakı sever şair.
devamını gör...
türkçe isimlerin yabancılardaki karşılığı
cameron- kâmuran.
tabi oğlum manyak mısın?
tabi oğlum manyak mısın?
devamını gör...
cinnet geçirten yazım yanlışları
yanlız, herkez, dinazor, kürt böreği, yalnış
devamını gör...
hacamat yaptıran basur hastasının anüsüne bardak kaçması
"hacamat yapan adam ise itibarım sarsıldı diyerek bardak kaçan adamdan şikayetçi oldu"
hem adamın makatına çay bardağı sok hem tazminat bekle*
devamını gör...
redaksiyon
bir metnin dil ve anlatım, imla, üslup, biçim konularında düzeltisini yapma işi. bu işi yapan kişiler redaktör olarak isimlendirilir. redaktör kişi kimi zaman editörün sorumluluğunda olan işleri de üstlenir.
akademik metinlerde, edebi metinlere nazaran daha rahat yaptığım iş. en azından zaman çekimi, üslup değişiklik göstermiyor ve soyut ifadelerle oldukça nadir karşılaşıyorum. akademik metinlerde standart bir dil olduğu için görece beyin karıncalanmadan halledilebilir buluyorum. edebi metinde düzelti yaparken ise adeta uykularım kaçıyor. metni anlam kaybına uğratmadan düzeltme kaygısıyla kıvranıyorum resmen. kimi metinleri redakte etmek ise hakikaten yeni baştan yazmaktan farksız olabiliyor. bu sebeple yazarının anlatmak istediğini özümsemeden düzelti yapılması ortaya çıkan iş iyi olsa dahi istenenin dışında bir sonuç doğurabiliyor.
akademik metinlerde, edebi metinlere nazaran daha rahat yaptığım iş. en azından zaman çekimi, üslup değişiklik göstermiyor ve soyut ifadelerle oldukça nadir karşılaşıyorum. akademik metinlerde standart bir dil olduğu için görece beyin karıncalanmadan halledilebilir buluyorum. edebi metinde düzelti yaparken ise adeta uykularım kaçıyor. metni anlam kaybına uğratmadan düzeltme kaygısıyla kıvranıyorum resmen. kimi metinleri redakte etmek ise hakikaten yeni baştan yazmaktan farksız olabiliyor. bu sebeple yazarının anlatmak istediğini özümsemeden düzelti yapılması ortaya çıkan iş iyi olsa dahi istenenin dışında bir sonuç doğurabiliyor.
devamını gör...
diyanet-sen çocuk dergisindeki idam ve kafa kesme görselleri
şaşırtmayan görsellerdir. dergilerin basımı için kullanılan kağıtlara yazık dedirtir.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
hemen itiraflanalım mı desem yoksa acı bir durum mu bilemedim. ben de an itibariyle öğrendim ve bu durumu paylaşacağım yer olarak burayı seçtim. yakınlarıma bunu diyemiyorum çünkü ağlayabilirim.
allah herkese bir kader tayin etmiş ve kaldıramayacağı yükü vermezmiş, öyle diyorlar, ben de buna inanıyorum.
benimki ise benim elimde olmayan ebeveynlerimle başlamış. annem beni aldırmak istemiş. haklı da kadın. işte bunu kaç yıldır ilk defa öğrendim. ablalarımla aramda nerdeyse 3 yaş ve 15 ay fark var. daha onlar küçük ve bi de ben olmazmışım. öğrendiğimde çıldırdım, dedi. sonra vazgeçmiş tabi düşüncesinden. ama vazgeçtiği ilk başta istemediğini değiştirmez. ne olursa olsun evlat, bilmiyorum. annemin yerinde değilim ondan onu yargılayamam. ee babam boş durur mu? ben "erkek" değilim ya da kan uyuşmazlığı sebebiyle sarılık olduğum için tedavi olmasın ölsün dediği bir evladıyım. ama erkek olsaydım var ya tüm malını mülkünü beni iyi etmek için uğraşırdı. o zaman ölmemi istemezdi. hayattayım, ilk başta annemin babamın bile beni istemediği hayatta var olabildim. bu da yaratıcının gücü. ne olursa olsun onları yargılayamam, ailem. acı verici ama yapcak bir şey yok. ben onlar gibi olmayacağım ve bu hissettirdikleri için onlara kin beslemeyeceğim. ablalarım şanslı bu da güzel bir şey. hayat işte, değişik. şu an hiç üzülmedim ve ağlamıyorum çünkü bunları ben istemedim. allah ki bunlara inat beni var etti, keşke ölseydim keşke aldırsaydın demem, ne olursa olsun hayatta olmak güzel. hayatta olduğum için seviyorum, öğreniyorum, hissedebiliyorum, yemekler yiyorum, oğlakları, arkadaşlarımı, çiçekleri, gün batımını, denizi sevebiliyorum. daha nice şeyler olacak bilmiyorum. yine de her şeye rağmen hayatta olmak güzelmiş.
allah herkese bir kader tayin etmiş ve kaldıramayacağı yükü vermezmiş, öyle diyorlar, ben de buna inanıyorum.
benimki ise benim elimde olmayan ebeveynlerimle başlamış. annem beni aldırmak istemiş. haklı da kadın. işte bunu kaç yıldır ilk defa öğrendim. ablalarımla aramda nerdeyse 3 yaş ve 15 ay fark var. daha onlar küçük ve bi de ben olmazmışım. öğrendiğimde çıldırdım, dedi. sonra vazgeçmiş tabi düşüncesinden. ama vazgeçtiği ilk başta istemediğini değiştirmez. ne olursa olsun evlat, bilmiyorum. annemin yerinde değilim ondan onu yargılayamam. ee babam boş durur mu? ben "erkek" değilim ya da kan uyuşmazlığı sebebiyle sarılık olduğum için tedavi olmasın ölsün dediği bir evladıyım. ama erkek olsaydım var ya tüm malını mülkünü beni iyi etmek için uğraşırdı. o zaman ölmemi istemezdi. hayattayım, ilk başta annemin babamın bile beni istemediği hayatta var olabildim. bu da yaratıcının gücü. ne olursa olsun onları yargılayamam, ailem. acı verici ama yapcak bir şey yok. ben onlar gibi olmayacağım ve bu hissettirdikleri için onlara kin beslemeyeceğim. ablalarım şanslı bu da güzel bir şey. hayat işte, değişik. şu an hiç üzülmedim ve ağlamıyorum çünkü bunları ben istemedim. allah ki bunlara inat beni var etti, keşke ölseydim keşke aldırsaydın demem, ne olursa olsun hayatta olmak güzel. hayatta olduğum için seviyorum, öğreniyorum, hissedebiliyorum, yemekler yiyorum, oğlakları, arkadaşlarımı, çiçekleri, gün batımını, denizi sevebiliyorum. daha nice şeyler olacak bilmiyorum. yine de her şeye rağmen hayatta olmak güzelmiş.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
itiraf edin sesime aşık oldunuz.*
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
aklımı başımdan alsan diyorum
karşında adımı unutsam mesela
mısralarımın dili tutulsa
zihnimin saklı odalarına dolsan
seher ışıklarının odama dolması gibi
sevdanın ateşi kalbimin kütüphanelerinde
saçlarının dalgaları rıhtımlarımda olsa
sonunu düşünmeden yansak
ah sevgilim menekşeler gökyüzünde
nolur dumansız yak beni
kimseler bilmesin
bilirsin sezenler olur
benim yüreğim zaten aheste bir türkü gibi
dumlu dumlu bakar gözleri
e.k.
karşında adımı unutsam mesela
mısralarımın dili tutulsa
zihnimin saklı odalarına dolsan
seher ışıklarının odama dolması gibi
sevdanın ateşi kalbimin kütüphanelerinde
saçlarının dalgaları rıhtımlarımda olsa
sonunu düşünmeden yansak
ah sevgilim menekşeler gökyüzünde
nolur dumansız yak beni
kimseler bilmesin
bilirsin sezenler olur
benim yüreğim zaten aheste bir türkü gibi
dumlu dumlu bakar gözleri
e.k.
devamını gör...
entel feridun
en iyi deep turkish web karakterlerinden biridir. entel taklidi yapan ama aslında entellikle uzaktan yakından alakası olmayan bir karakterin parodisidir. haftada bir mutlaka izlerim.
devamını gör...
belki de gökyüzü insanlara uzak olduğu için güzeldir
bir rahatsız buhranı.
insanların elinin altında olan her şey incinmiş, güzelliğini kaybetmiş oluyor aslında.gökyüzünün güzelliği ona ulaşamayacağımız için cezbediyordur belki de bizi, tıpkı ulaşılmaz sevgili gibi...
neyse biz göğe bakalım..
pazar bunalımı
insanların elinin altında olan her şey incinmiş, güzelliğini kaybetmiş oluyor aslında.gökyüzünün güzelliği ona ulaşamayacağımız için cezbediyordur belki de bizi, tıpkı ulaşılmaz sevgili gibi...
neyse biz göğe bakalım..
pazar bunalımı
devamını gör...
aşık veysel şatıroğlu
fikret kızılok'a da el vermiş, son dönem önemli ve değerli ozanlarımızdan.
fikret kızılok, aşık veysel'in bir süre misafiri olmuş ve ondan hayata bakış, yaşayış konusunda çok şey öğrendiğini söylemiştir.
aşık veysel fikret kızılok'u sevmiş ve türkülerini söylemesine, kullanmasına, yorumlamasına izin vermiştir. ardından 1974 çıkışlı "gün ola devran döne" 45'liğinden "yumma gözün kör gibi" şarkısı ile fikret kızılok liste başı olmuştur.
aşık veysel'in ölümünden fikret kızılok oldukça etkilenmiş, mezarı başında sazını kırmıştır. olaydan sonra bir müddet müzikten uzak kalmayı tercih etmiştir.
fikret kızılok, aşık veysel'in bir süre misafiri olmuş ve ondan hayata bakış, yaşayış konusunda çok şey öğrendiğini söylemiştir.
aşık veysel fikret kızılok'u sevmiş ve türkülerini söylemesine, kullanmasına, yorumlamasına izin vermiştir. ardından 1974 çıkışlı "gün ola devran döne" 45'liğinden "yumma gözün kör gibi" şarkısı ile fikret kızılok liste başı olmuştur.
aşık veysel'in ölümünden fikret kızılok oldukça etkilenmiş, mezarı başında sazını kırmıştır. olaydan sonra bir müddet müzikten uzak kalmayı tercih etmiştir.
devamını gör...
kültürel gurur
carlo m. cipolla’nın yelkenler ve toplar isimli kitabında karşıma çıkmış olan kavramdır. kitapta on yedinci yüzyıl başlarında çinlilerin kültürel gururun etkisi ile batılı barbarların savaş tekniklerine karşı direndiği ve siyasi ya da ekonomik tehditlerden çok kültürel tehditlere direnmeyi ve onlara karşı savaşmayı tercih ettikleri anlatılır.
ağır bir ekonomik krizi kabul edebileceklerini, siyasi olarak alacakları darbelere dayanabileceklerini ancak kültürel bir saldırıyı asla kabul etmeyeceklerini göstermişlerdir. yazar bu tavrı çok de beğenmemiş gibi görünüyor. kültürel gururun ilerlemeye engel olduğu görüşte. ancak çin’in şu anki hali de malumumuz. yeni süper güç olmak konusunda emin adımlarla ilerliyor. elbette bu süreçte kültürel gururdan ödün verilmiştir ama böyle bir konuda belli bir süre direnmek bile önemlidir.
kültürüne çok sahip çıktığını iddia eden türkiye ise tarihi eserlerine isimlerini yazan az gelişmiş canlıları, kültür miraslarının yurt dışına kaçırılmasına tamamen duygusal nedenlerle göz yuman yöneticileri, kendi dilinde konuşurken araya yabancı sözcükler katmayı marifet sayan üst ergenleri ve başka kültürlerin beşiğinde tıngır mıngır sallanırken kedi gibi mırıldayan cümle ahalisi ile boş zamanlarında ülkenin ırmaklarının akışına ölmekle meşguldür.
kültürel gurur en çok ihtiyacımız olan şeydir. bir ülkeyi sevmek, bir kültüre aşkla bağlı olmak hayatta kalmak için en önemli dayanak olabilir. elimizden geleni yapalım ve yeter ki gurursuz olmasın bu aşk.
ağır bir ekonomik krizi kabul edebileceklerini, siyasi olarak alacakları darbelere dayanabileceklerini ancak kültürel bir saldırıyı asla kabul etmeyeceklerini göstermişlerdir. yazar bu tavrı çok de beğenmemiş gibi görünüyor. kültürel gururun ilerlemeye engel olduğu görüşte. ancak çin’in şu anki hali de malumumuz. yeni süper güç olmak konusunda emin adımlarla ilerliyor. elbette bu süreçte kültürel gururdan ödün verilmiştir ama böyle bir konuda belli bir süre direnmek bile önemlidir.
kültürüne çok sahip çıktığını iddia eden türkiye ise tarihi eserlerine isimlerini yazan az gelişmiş canlıları, kültür miraslarının yurt dışına kaçırılmasına tamamen duygusal nedenlerle göz yuman yöneticileri, kendi dilinde konuşurken araya yabancı sözcükler katmayı marifet sayan üst ergenleri ve başka kültürlerin beşiğinde tıngır mıngır sallanırken kedi gibi mırıldayan cümle ahalisi ile boş zamanlarında ülkenin ırmaklarının akışına ölmekle meşguldür.
kültürel gurur en çok ihtiyacımız olan şeydir. bir ülkeyi sevmek, bir kültüre aşkla bağlı olmak hayatta kalmak için en önemli dayanak olabilir. elimizden geleni yapalım ve yeter ki gurursuz olmasın bu aşk.
devamını gör...
siyahi mahallesinde nigar isimli arkadaşa seslenmek
r harfini çıkaramayan insanlar ın daha fazla sıkıntı çekeceğini düşünüyorum.
devamını gör...
iko tatile çıktı
devrin ukdesi
sözlüğümüzün bel kemiği yazılımcısı iko'nun tatile çıkmasıyla, sözlük barış harekatının başarılı olduğunu dosta düşmana duyurulduğu şifredir.
kabloları kemirmek suretiyle sözlüğe darbe girişimi yapabilecek herkes bilmeli ki, her çıkılan tatilin, bir bitişi elbet olacaktır. denemeyin bile.
edit: sevgili modlar, bu şifre iko'nun tatile çıkması şeklinde değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez.
sözlüğümüzün bel kemiği yazılımcısı iko'nun tatile çıkmasıyla, sözlük barış harekatının başarılı olduğunu dosta düşmana duyurulduğu şifredir.
kabloları kemirmek suretiyle sözlüğe darbe girişimi yapabilecek herkes bilmeli ki, her çıkılan tatilin, bir bitişi elbet olacaktır. denemeyin bile.
edit: sevgili modlar, bu şifre iko'nun tatile çıkması şeklinde değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez.
devamını gör...
kim jong-un
bir gün zengin olursam açacağım un fabrikasına vereceğim isim. ilk ihracatımı da kuzey kore'ye yapacağım.
devamını gör...