sigaranın kendiliğinden yandığı anlar
eski sevgiliyi yeni sevgilisi ile gördüğün o an. yerin dibine girmek istenilen anlardan biridir aynı zamanda.
devamını gör...
yazarların en sevdiği enstrüman sesi
piyano sesi bana çok rahatlatıcı geliyor. her daim dinleyebilirim. en sevdiğim piyano kanalından bir parça bırakayım.
devamını gör...
zayi ilanı
başka bir adıyla, kayıp ilanı.
kimlik, ehliyet, diploma gibi eşyaların kaybolması durumunda bir sorun ile karşılaşmamak için gazetelere verilmesi gereken ilandır.
kaybolan eşya kötü niyetli biri tarafından bulunsa bile verilen ilanda
-hükümsüzdür- diye belirtildiğinden oluşabilecek sıkıntılar önlenir.
kimlik, ehliyet, diploma gibi eşyaların kaybolması durumunda bir sorun ile karşılaşmamak için gazetelere verilmesi gereken ilandır.
kaybolan eşya kötü niyetli biri tarafından bulunsa bile verilen ilanda
-hükümsüzdür- diye belirtildiğinden oluşabilecek sıkıntılar önlenir.
devamını gör...
onur air
1.600 kadar çalışanının 21 aydır maaş alamadığını iddia ettiği havayolları firması.
bu çalışanlar, 11 kasım günü, saat 11.11'de birlikte şirket önünde toplanacakmış.
bu çalışanlar, 11 kasım günü, saat 11.11'de birlikte şirket önünde toplanacakmış.
devamını gör...
kadınların iyi erkek yerine kötü erkek tercih etmesi
her kadın cinayeti, şiddeti sonrası bu tarz başlıkları hortlatmanız midemi bulandırıyor. artık alıyorum sazı elime, çünkü katlanamıyorum zihniyetinize. (çoook uzun bir yazı olacak.)
biz daha ne yapabiliriz bu kadınların kendilerini bile isteye dövdürtmediklerine, öldürtmediklerine sizi ikna edebilmek için?! hadi bir de başka perspektif deneyelim. belki dibini sıyırdığınız 3 iqnuzun ucundan kıyısından tutunur ve anlaşılır bu gerçek...
anneleri öldürülen çocukların, olay yerinde bırakmak zorunda kaldıkları "çocuklukları..." hiç mi içinizi sızlamıyor mesela o çocuklara. annesi gözlerinin önünde katledilen bir kız çocuğumuz vardı hatırlarsınız belki (vicdanınız kuruduğu için emin olamıyorum hatırlayacağınıza da çünkü siz "o da öyle yapmasaymış" tayfasından olduğunuz için unutup geçmiş olmanız da muhtemel) o kız çocuğu da babasını kendi mi seçti? o kız çocuğu bu travmaya rağmen büyüyecek, okuyacak, ona acısı sebebiyle destek olacaklar bir şekilde hayata tutunacak. sen ben unutacağız ama o çocuk bunu unutacak mı sanıyorsunuz? şimdi o kız çocuğu eğer annesi gözleri önünde katledilmeseydi kimse tarafından sahip çıkılmayacak, her gün devam eden şiddet sebebiyle travmaları katlana katlana boynuna yük olarak binecek ve bundan 10 yıl sonra onun belki de kurban edildiği bir twitter videosunu burada duyuruyor lanetler ediyor olacaktık. şimdi o kız çocuğu annesi gözleri önünde öldürüldüğü için korumaya alındı ve tedavi edilecek yaraları sarılacak umuyorum ki aynı kaderi bu sayede annesi sayesinde hayatına çekmeyecek. şimdi bu kız çocuğuna şanslı diyebilir miyiz he ne dersiniz? annesinin katledilmesi sayesinde travmaları onarılmaya çalışıldı ve o bir şekilde artık bunun gerçekliği olmaması gerektiğinin farkında. bildiği tek şey erkeklerin kadınları dövüyor, öldürüyor olması değil. normalleştirmeyecek bunu tabii yaşadığı travmayı onarabilirse o da. o kız çocuğundan kim sağlıklı ilişkiler kurmasını bekleyebilir ki? o küçük kız çocuğunu büyüyüp genç bir kadın olduğunda da eğer yaraları onarılmasaydı şiddeti normal sanmaya ses çıkarmamaya devam ediyor olsaydı kim suçlayabilirdi?
işte kendilerini öldürtmekle suçladığınız o kadınların geçmişlerinde twitter sayesinde şahit olmadığınız daha nice şiddet olayı var bir bilseniz! türkiyede aile içi şiddetin ne kadar normalleştiğinin farkında değilmiş gibi yapıp iyice adileşmeyin gözümde. bir de sanki hayatlarınız boyunca hiçbir kadını aşağılamamış, farkında olarak ya da olmayarak psikolojik şiddet uygulamamış gibi burada gelip kadınları kendilerini öldürtmekle suçlayamazsınız. hanginizin sicili, vicdanı pürü pak? hadi hodri meydan bir taneniz bile çıkamaz bu coğrafyadan hiçbir vukuatım yok diye. ergenliğinizi de biliyoruz sizin rezil herifler!
yetişkin bir kadın özgürce cesur bir fotoğraf paylaşsa altına üşüşüyorsunuz hemen "babanın bundan haberi var mı?" diye. neden çünkü baba cezalandıran bir figür, öyle yerleşmiş kafatascı zihinlerinize. halbuki babası abisi mi sahip çıkacak erişkin bir kadının bedenine, hayatına!
size şaşırtıcı bir şey daha söyleyeyim kendilerini öldürtmekle itham ettiğiniz o kadınlar o hayvanları babalarından, abilerinden gördüğü fiziksel ve psikolojik şiddet sebebiyle seçiyor. görüyor musunuz suçlu yine bir erkek çıktı, bakın şu işe? gel ağla şimdi onu da bir kadın yetiştirdi diye tüküreyim suratına 10milyon cümlelik yazımda hiç mi bir halt anlamadın diye.
bakın hergün kadın dediğin erkeğine bakacak, erkek öfkeliyse diğer odaya geçecek, kahkaha atmayacak, açık giyinmeyecek ki erkek tahrik olmasın vs diye bir ton laf duyuyoruz. sen ben gözümüz açık bir şekilde farkındayız değerimizin ama ülke kadınlarının büyük bir çoğunluğu eğitimlisinden eğitimsizine hiç sekmeden erkektir yapar kabulunde hala. toplum baskısı, o bu şu ne der korkusu, geçmişinde gördüğü şiddetle normali bu zannetmesi, sağlıklı psikolojiye sahip olmamaları. daha ne anlatayım size algılamanız için, ne örnek vereyim şaşırdım kaldım...
kendinizi eğitiyor musunuz, eve mi kapatıyorsunuz, psikolojiniz mi bozuluyor tedavi mi oluyorsunuz ne halt ediyorsanız edeceksiniz öldürmemeyi, zarar vermemeyi öğreneceksiniz!
hayatıma bu tip adamları çekiyorum diyen cağnım kadınlara sesleniyorum;
1. ortalıkta zaten normal bir insan, bir erkek yok. bir elin parmaklarını geçmez.
2. lütfen bir şekilde psikolojik destek terapi alın, çünkü bu normal değil. kabul etmeyin kabalığı, nezaketsizliği, şiddeti, küfrü. bugün bir kereden bir şey olmaz dersiniz ya da sadece el kaldırdı devamını getirmedi dersiniz ama havada duran o el emin olun yarın suratınıza inecektir! çiçeklerim vallahi başka bir hali var, aramızda az da olsa normal beyefendi insanlar var. kendinize reva görmeyin şiddeti, hakareti. maddi durumunuz yoksa özelden yazın, devlet kurumlarında bir şekilde sizlere destek olacak ücretsiz yerler bulunur. belediyelerde, üniversitelerde çok nadir de olsa ücretsiz danışmanlıklar var. destek olabilecekler, fikri olanlar da yazabilir yeter ki yardımımız olsun.
not: şu an normal ve kendini eğitebilmiş beyleri tenzih ediyorum lütfen üzerinize alınmayın. sizlerin bizlere destek olduğunuzun ve bütün bu adiliği her ne kadar suçlu olmasanız dahi utançla karşıladığınızın farkındayız. eleştirim eminim ki doğru kişilere sirayet edecektir ve umuyorum ki bir başka perspektif yaratırım da vazgeçerler her olayda yalnızca ve öncelikle katillerle empati yapma sevdasından!
biz daha ne yapabiliriz bu kadınların kendilerini bile isteye dövdürtmediklerine, öldürtmediklerine sizi ikna edebilmek için?! hadi bir de başka perspektif deneyelim. belki dibini sıyırdığınız 3 iqnuzun ucundan kıyısından tutunur ve anlaşılır bu gerçek...
anneleri öldürülen çocukların, olay yerinde bırakmak zorunda kaldıkları "çocuklukları..." hiç mi içinizi sızlamıyor mesela o çocuklara. annesi gözlerinin önünde katledilen bir kız çocuğumuz vardı hatırlarsınız belki (vicdanınız kuruduğu için emin olamıyorum hatırlayacağınıza da çünkü siz "o da öyle yapmasaymış" tayfasından olduğunuz için unutup geçmiş olmanız da muhtemel) o kız çocuğu da babasını kendi mi seçti? o kız çocuğu bu travmaya rağmen büyüyecek, okuyacak, ona acısı sebebiyle destek olacaklar bir şekilde hayata tutunacak. sen ben unutacağız ama o çocuk bunu unutacak mı sanıyorsunuz? şimdi o kız çocuğu eğer annesi gözleri önünde katledilmeseydi kimse tarafından sahip çıkılmayacak, her gün devam eden şiddet sebebiyle travmaları katlana katlana boynuna yük olarak binecek ve bundan 10 yıl sonra onun belki de kurban edildiği bir twitter videosunu burada duyuruyor lanetler ediyor olacaktık. şimdi o kız çocuğu annesi gözleri önünde öldürüldüğü için korumaya alındı ve tedavi edilecek yaraları sarılacak umuyorum ki aynı kaderi bu sayede annesi sayesinde hayatına çekmeyecek. şimdi bu kız çocuğuna şanslı diyebilir miyiz he ne dersiniz? annesinin katledilmesi sayesinde travmaları onarılmaya çalışıldı ve o bir şekilde artık bunun gerçekliği olmaması gerektiğinin farkında. bildiği tek şey erkeklerin kadınları dövüyor, öldürüyor olması değil. normalleştirmeyecek bunu tabii yaşadığı travmayı onarabilirse o da. o kız çocuğundan kim sağlıklı ilişkiler kurmasını bekleyebilir ki? o küçük kız çocuğunu büyüyüp genç bir kadın olduğunda da eğer yaraları onarılmasaydı şiddeti normal sanmaya ses çıkarmamaya devam ediyor olsaydı kim suçlayabilirdi?
işte kendilerini öldürtmekle suçladığınız o kadınların geçmişlerinde twitter sayesinde şahit olmadığınız daha nice şiddet olayı var bir bilseniz! türkiyede aile içi şiddetin ne kadar normalleştiğinin farkında değilmiş gibi yapıp iyice adileşmeyin gözümde. bir de sanki hayatlarınız boyunca hiçbir kadını aşağılamamış, farkında olarak ya da olmayarak psikolojik şiddet uygulamamış gibi burada gelip kadınları kendilerini öldürtmekle suçlayamazsınız. hanginizin sicili, vicdanı pürü pak? hadi hodri meydan bir taneniz bile çıkamaz bu coğrafyadan hiçbir vukuatım yok diye. ergenliğinizi de biliyoruz sizin rezil herifler!
yetişkin bir kadın özgürce cesur bir fotoğraf paylaşsa altına üşüşüyorsunuz hemen "babanın bundan haberi var mı?" diye. neden çünkü baba cezalandıran bir figür, öyle yerleşmiş kafatascı zihinlerinize. halbuki babası abisi mi sahip çıkacak erişkin bir kadının bedenine, hayatına!
size şaşırtıcı bir şey daha söyleyeyim kendilerini öldürtmekle itham ettiğiniz o kadınlar o hayvanları babalarından, abilerinden gördüğü fiziksel ve psikolojik şiddet sebebiyle seçiyor. görüyor musunuz suçlu yine bir erkek çıktı, bakın şu işe? gel ağla şimdi onu da bir kadın yetiştirdi diye tüküreyim suratına 10milyon cümlelik yazımda hiç mi bir halt anlamadın diye.
bakın hergün kadın dediğin erkeğine bakacak, erkek öfkeliyse diğer odaya geçecek, kahkaha atmayacak, açık giyinmeyecek ki erkek tahrik olmasın vs diye bir ton laf duyuyoruz. sen ben gözümüz açık bir şekilde farkındayız değerimizin ama ülke kadınlarının büyük bir çoğunluğu eğitimlisinden eğitimsizine hiç sekmeden erkektir yapar kabulunde hala. toplum baskısı, o bu şu ne der korkusu, geçmişinde gördüğü şiddetle normali bu zannetmesi, sağlıklı psikolojiye sahip olmamaları. daha ne anlatayım size algılamanız için, ne örnek vereyim şaşırdım kaldım...
kendinizi eğitiyor musunuz, eve mi kapatıyorsunuz, psikolojiniz mi bozuluyor tedavi mi oluyorsunuz ne halt ediyorsanız edeceksiniz öldürmemeyi, zarar vermemeyi öğreneceksiniz!
hayatıma bu tip adamları çekiyorum diyen cağnım kadınlara sesleniyorum;
1. ortalıkta zaten normal bir insan, bir erkek yok. bir elin parmaklarını geçmez.
2. lütfen bir şekilde psikolojik destek terapi alın, çünkü bu normal değil. kabul etmeyin kabalığı, nezaketsizliği, şiddeti, küfrü. bugün bir kereden bir şey olmaz dersiniz ya da sadece el kaldırdı devamını getirmedi dersiniz ama havada duran o el emin olun yarın suratınıza inecektir! çiçeklerim vallahi başka bir hali var, aramızda az da olsa normal beyefendi insanlar var. kendinize reva görmeyin şiddeti, hakareti. maddi durumunuz yoksa özelden yazın, devlet kurumlarında bir şekilde sizlere destek olacak ücretsiz yerler bulunur. belediyelerde, üniversitelerde çok nadir de olsa ücretsiz danışmanlıklar var. destek olabilecekler, fikri olanlar da yazabilir yeter ki yardımımız olsun.
not: şu an normal ve kendini eğitebilmiş beyleri tenzih ediyorum lütfen üzerinize alınmayın. sizlerin bizlere destek olduğunuzun ve bütün bu adiliği her ne kadar suçlu olmasanız dahi utançla karşıladığınızın farkındayız. eleştirim eminim ki doğru kişilere sirayet edecektir ve umuyorum ki bir başka perspektif yaratırım da vazgeçerler her olayda yalnızca ve öncelikle katillerle empati yapma sevdasından!
devamını gör...
sevgi eksikliği
çocuklukta yaşanan sevgi eksikliği ilerde ilgi hastalığı yapar.
devamını gör...
anlatırken ağlarım diye anlatamadıklarımız
boğazını yakan o düğüme sebep olan insanlardan nefret ediyorum.
devamını gör...
absürt komedi
(bkz: kaygısızlar)
3 hanımı ve 36 çocuğu ile asker arkadaşının evinde uzun süreli kalan memnun kaygısız'ın başrolü oynadığı dizinin her yanından absürtlük akıyordu.
3 hanımı ve 36 çocuğu ile asker arkadaşının evinde uzun süreli kalan memnun kaygısız'ın başrolü oynadığı dizinin her yanından absürtlük akıyordu.
devamını gör...
friedrich nietzsche sözleri
insan dostunu, düşmanından daha zor affediyor.
devamını gör...
children of men
yönetmenleri ve oyuncu kadrosuyla kesinlikle izlemenizi tavsiye edeceğim harika bir filmdir. yönetmenin çıkardığı iş mi diyebilirim oyuncuların profesyonelliği mi bilemiyorum. senaryonun aşırı gerçekçi yansıması seyirciye, kişilerin o zamanların şartlarına rağmen kalitesini yüksek seviyede tutması ve konu işleniş tarzına göre gayet başarılı bulduğum filmdir.
insanoğlunun doğaya, çevresine, hayatına ve yaşamına nasıl etki ettiğini, nasıl mahvettiğini gözler önüne sermektedir. kullanılan kaynakların tüketmek, üretmek yerine daha kötüye gitmesine aslında odak noktanın insan olduğuna kendimize vurgular yapmamızı sağlayacak noktalar gözlemleniyor. bozulan düzenin geri dönüşü olmadığı gibi daha kaotik bir halde bize geri dönüşü olacağını belirtmiş.
--- alıntı ---
every time one of our politicians is in trouble, a bomb explodes.
--- alıntı ---
-1984 kitabını okuyan yazarlar, filmde kitaba dair çok şey bulabileceğinizi düşünmekteyim.
beni etkileyen sahnelerden birkaç görsel ve yazı paylaşımı belirtiyorum;
--! spoiler !--
kee’nin doğum sahnesi

clare hope-ashitey’nin canlandırdığı kee’nin bebeğinin dünyaya geldiği sahnede vücudunun alt kısmı için ayrı bir düzenek tasarlanmış. kullanılan bebek figürü, clive owen’ın tutması için bu düzenekten itilmiş. sonrasında bu bebek silinip yerine cgı ile hareketlendirilmiş bir bebek eklenmiş. ayrıca nefes alıp verişi gibi efektler de dijital olarak dâhil edilmiş.
holden & souls

the fishes’ın theo’yu kaçırmak için kullandığı aracın üstünde holden & sons yazısı bulunuyor. bu yazı, j.d. salinger’in çavdar tarlasındaki çocuklar – the catcher in the rye adlı eserinde baskıcı bulduğu sisteme karşı isyanla mücadele eden ana kahraman holden caulfied’e bir göndermedir.
ve son olarak ise ; ölüm habercisi olarak portakal

portakal, yaklaşmakta olan bir felaketin habercisi olarak kullanılıyor. aracın saldırıya uğramasından hemen önce miriam çantasından bir portakal çıkarıp soymaya başlıyor. mülteci kampının kaosa dönmesinin öncesinde kee ve marichka bir portakalı paylaşıyor. portakal imgesinin bu şekilde kullanımı the godfather üçlemesi, american beauty gibi filmlerde de karşımıza çıkıyor.
--! spoiler !--
buradan
insanoğlunun doğaya, çevresine, hayatına ve yaşamına nasıl etki ettiğini, nasıl mahvettiğini gözler önüne sermektedir. kullanılan kaynakların tüketmek, üretmek yerine daha kötüye gitmesine aslında odak noktanın insan olduğuna kendimize vurgular yapmamızı sağlayacak noktalar gözlemleniyor. bozulan düzenin geri dönüşü olmadığı gibi daha kaotik bir halde bize geri dönüşü olacağını belirtmiş.
--- alıntı ---
every time one of our politicians is in trouble, a bomb explodes.
--- alıntı ---
-1984 kitabını okuyan yazarlar, filmde kitaba dair çok şey bulabileceğinizi düşünmekteyim.
beni etkileyen sahnelerden birkaç görsel ve yazı paylaşımı belirtiyorum;
--! spoiler !--
kee’nin doğum sahnesi

clare hope-ashitey’nin canlandırdığı kee’nin bebeğinin dünyaya geldiği sahnede vücudunun alt kısmı için ayrı bir düzenek tasarlanmış. kullanılan bebek figürü, clive owen’ın tutması için bu düzenekten itilmiş. sonrasında bu bebek silinip yerine cgı ile hareketlendirilmiş bir bebek eklenmiş. ayrıca nefes alıp verişi gibi efektler de dijital olarak dâhil edilmiş.
holden & souls

the fishes’ın theo’yu kaçırmak için kullandığı aracın üstünde holden & sons yazısı bulunuyor. bu yazı, j.d. salinger’in çavdar tarlasındaki çocuklar – the catcher in the rye adlı eserinde baskıcı bulduğu sisteme karşı isyanla mücadele eden ana kahraman holden caulfied’e bir göndermedir.
ve son olarak ise ; ölüm habercisi olarak portakal

portakal, yaklaşmakta olan bir felaketin habercisi olarak kullanılıyor. aracın saldırıya uğramasından hemen önce miriam çantasından bir portakal çıkarıp soymaya başlıyor. mülteci kampının kaosa dönmesinin öncesinde kee ve marichka bir portakalı paylaşıyor. portakal imgesinin bu şekilde kullanımı the godfather üçlemesi, american beauty gibi filmlerde de karşımıza çıkıyor.
--! spoiler !--
buradan
devamını gör...
günün sözü
gerçek üzüntü ne zaman başlar biliyor musun? yaşın kadar yaşamadığını anladığın an.
gabriel garcia marquez
gabriel garcia marquez
devamını gör...
portakal hamamı radyo yayını
kulağıma hücum eden kanın sebebi radyo yayını.
malazgirt'ten bir gedik açarak anadoluya akın eden akıncılar gibi iki minnoş kulağıma kan hücum ettiren, dinleyici sayısının zerre önemi olmadan birileri tarafından canlı canlı dinleneceğimi bildiğimden; bana çok heyecanlı, çok tatlı bir deneyim yaşatan müthişli yazarlarımız merdumkaptan , nadir ve merdumgirizbirdeli 'nin en az kendileri kadar müthişli radyo yayını...
zippodan çıkan çınn sesi ve ilbi 'nin sohbetlerinden oldukça keyif aldım.
önü açık bir yayın olduğunu düşünüyorum. pazartesi akşamlarımın bir kısmını muhakkak ayıracağım.
ayrıca;
(bkz: hristiyanismail) 'in sesini (bkz: sarp bozkurt) 'a benzeten sadece ben miyim?
lan yoksa?
malazgirt'ten bir gedik açarak anadoluya akın eden akıncılar gibi iki minnoş kulağıma kan hücum ettiren, dinleyici sayısının zerre önemi olmadan birileri tarafından canlı canlı dinleneceğimi bildiğimden; bana çok heyecanlı, çok tatlı bir deneyim yaşatan müthişli yazarlarımız merdumkaptan , nadir ve merdumgirizbirdeli 'nin en az kendileri kadar müthişli radyo yayını...
zippodan çıkan çınn sesi ve ilbi 'nin sohbetlerinden oldukça keyif aldım.
önü açık bir yayın olduğunu düşünüyorum. pazartesi akşamlarımın bir kısmını muhakkak ayıracağım.
ayrıca;
(bkz: hristiyanismail) 'in sesini (bkz: sarp bozkurt) 'a benzeten sadece ben miyim?
lan yoksa?
devamını gör...
berber dayaması
sapıklıktır. bir gelenektir.
dünyanın en pahalı kuaförü olsun yine kolunuza taciz eder.
çıraklıktan öğretilir ve müşteriye uygulanır.
eğer samimi bir müşteri iseniz tadını kaçırana kadar uygular.
dünyanın en pahalı kuaförü olsun yine kolunuza taciz eder.
çıraklıktan öğretilir ve müşteriye uygulanır.
eğer samimi bir müşteri iseniz tadını kaçırana kadar uygular.
devamını gör...
yazarların olmak istediği şiir
en sevdiğim şiir olan atilla ilhan'dan 'ben sana mecburum' şiiri olurdu. ama eğer sevdiğimin benim için yazdığı bir şiir varsa en önce o.
devamını gör...
duyunca güvensizlik hissi veren kelimeler
-keyfe keder boyalıdır.
-değişeni yoktur.
-muhayyer.
-dosta gider.
-yer uçağı.
-değişeni yoktur.
-muhayyer.
-dosta gider.
-yer uçağı.
devamını gör...
zamansal paradoks
geçmişe yapılacak bir yolculukta ortaya çıkacağı düşünülen, içinden çıkılması zor olan durum.
genel olarak zaman yolculuğunun matematiksel olarak mümkün olduğu, ancak geçmişe yolculuğun bazı paradokslar nedeniyle mümkün olamayacağı düşüncesi yaygındır. ancak paradoks denen durumların bir kısmına fiziksel çözümler getirmek de mümkündür. bunları anlatmaya çalışacağım.
teorik fizikçi kip thorne zaman paradokslarına fiziksel çözümler getirilebileceğini savunur. aşağıda yazacaklarım da bu görüşe ilişkin bazı detaylar.
1- ilk durumdaki hipotezler, geçmişin değiştirilmesi durumunda, geçmişini değiştiren kişiye ait bilgilerin bugünden de silinmesi nedeniyle, paradoksun hiç ortaya çıkamayacağını söyler. 1-2 örnek vereyim:
bunlardan belki de en basiti "kendi kendini iyileştirme hipotezi" denilen durum. buna göre bir kişi geçmişe dönüp günümüzdeki olayların gerçekleşmesini engellediğinde, bu olaylar gerçekleşemeyeceği için, zaman yolcusunun da geçmişe gitmesine gerek kalmayacaktır. bu da zaten paradoksal durumu kendiliğinden ortadan kaldıracaktır.
ilkine benzer bir durum da "yıkım sonucu hipotezi" ile ortaya çıkar. buna göre kişi geçmişe gidip mesela kendi dedesini öldürürse, kendisi de yok olacaktır. kişiye ilişkin bilgi ortadan kalkınca, dedenin ölümü de farklı bir sebepten dolayı gerçekleşir. böylece paradoks hiç ortaya çıkmamış olur.
2- ikinci durumdaki hipotezler, zaman makinesinin sadece belli bir ölçüde geriye gidebilmeyi sağlayacağını söyler. yani öyle doğumumuzdan önceye kadar gidip hayatımızı tamamen değiştirme şansımız zaten yoktur.
burada aslında şöyle bir fikir devreye girer; bizim "bugün" olarak bildiğimiz hallerimiz, gelecekteki hallerimizin geçmiş versiyonudur. ancak gördüğümüz kadarıyla o gelecekten kimse, bize bir zaman makinesi ile gelmiyor. bu durumda ya zaman makinesi hiçbir zaman icat edilemeyecek ya da icat edilecek ama belli bir noktadan daha geriye gitmesi mümkün olmayacak. big bang theory'yi izleyenler buna benzer bir konuyu hatırlayacaktır.
bu belki de "geçmiş - şimdi - gelecek aynı anda vardır ve evrene bakınca her yöne yayılmış olan tüm bu zamanları ve olayları gözlemleyebiliriz" diyen massachusetts institute of technology'den bazı bilim insanlarının teorileriyle birlikte incelenmelidir diye düşünüyorum. bunu merak edenler blok evren teorisini araştırabilir.
3- üçüncü durumda, geçmişin değiştirilebileceği, ancak bu durumda zamanda dallanmaların ortaya çıkacağı fikri hakimdir. yani siz geçmişe de gidebilirsiniz, dedenizi de öldürebilirsiniz. bunun sonucunda farklı bir evren ortaya çıkar ve dedenizin öldürüldüğü evren ile yaşadığı evrende farklı gerçeklikler hüküm sürer.
yine geçmişe giden bir kişi, hayatını değiştirmek istediği kişilerin kararları üzerinde dolaylı olarak etkili olup, yaşanacak olayların farklı şekilde yaşanmasına neden olabilir. geleceğe dönüş filmini izleyenler de bu konunun benzerini hatırlayacaktır.
ana başlıklar hemen hemen böyle olsa da, birbirinden farklı çözüm önerileri mevcut zamansal paradokslar için. teorik fizikçiler hâlâ bu konularla ilgili çözümler aramaya devam ediyor. belki ileride çok farklı hipotezler ortaya atılır ve bakış açımızı tamamen değiştirirler.
genel olarak zaman yolculuğunun matematiksel olarak mümkün olduğu, ancak geçmişe yolculuğun bazı paradokslar nedeniyle mümkün olamayacağı düşüncesi yaygındır. ancak paradoks denen durumların bir kısmına fiziksel çözümler getirmek de mümkündür. bunları anlatmaya çalışacağım.
teorik fizikçi kip thorne zaman paradokslarına fiziksel çözümler getirilebileceğini savunur. aşağıda yazacaklarım da bu görüşe ilişkin bazı detaylar.
1- ilk durumdaki hipotezler, geçmişin değiştirilmesi durumunda, geçmişini değiştiren kişiye ait bilgilerin bugünden de silinmesi nedeniyle, paradoksun hiç ortaya çıkamayacağını söyler. 1-2 örnek vereyim:
bunlardan belki de en basiti "kendi kendini iyileştirme hipotezi" denilen durum. buna göre bir kişi geçmişe dönüp günümüzdeki olayların gerçekleşmesini engellediğinde, bu olaylar gerçekleşemeyeceği için, zaman yolcusunun da geçmişe gitmesine gerek kalmayacaktır. bu da zaten paradoksal durumu kendiliğinden ortadan kaldıracaktır.
ilkine benzer bir durum da "yıkım sonucu hipotezi" ile ortaya çıkar. buna göre kişi geçmişe gidip mesela kendi dedesini öldürürse, kendisi de yok olacaktır. kişiye ilişkin bilgi ortadan kalkınca, dedenin ölümü de farklı bir sebepten dolayı gerçekleşir. böylece paradoks hiç ortaya çıkmamış olur.
2- ikinci durumdaki hipotezler, zaman makinesinin sadece belli bir ölçüde geriye gidebilmeyi sağlayacağını söyler. yani öyle doğumumuzdan önceye kadar gidip hayatımızı tamamen değiştirme şansımız zaten yoktur.
burada aslında şöyle bir fikir devreye girer; bizim "bugün" olarak bildiğimiz hallerimiz, gelecekteki hallerimizin geçmiş versiyonudur. ancak gördüğümüz kadarıyla o gelecekten kimse, bize bir zaman makinesi ile gelmiyor. bu durumda ya zaman makinesi hiçbir zaman icat edilemeyecek ya da icat edilecek ama belli bir noktadan daha geriye gitmesi mümkün olmayacak. big bang theory'yi izleyenler buna benzer bir konuyu hatırlayacaktır.
bu belki de "geçmiş - şimdi - gelecek aynı anda vardır ve evrene bakınca her yöne yayılmış olan tüm bu zamanları ve olayları gözlemleyebiliriz" diyen massachusetts institute of technology'den bazı bilim insanlarının teorileriyle birlikte incelenmelidir diye düşünüyorum. bunu merak edenler blok evren teorisini araştırabilir.
3- üçüncü durumda, geçmişin değiştirilebileceği, ancak bu durumda zamanda dallanmaların ortaya çıkacağı fikri hakimdir. yani siz geçmişe de gidebilirsiniz, dedenizi de öldürebilirsiniz. bunun sonucunda farklı bir evren ortaya çıkar ve dedenizin öldürüldüğü evren ile yaşadığı evrende farklı gerçeklikler hüküm sürer.
yine geçmişe giden bir kişi, hayatını değiştirmek istediği kişilerin kararları üzerinde dolaylı olarak etkili olup, yaşanacak olayların farklı şekilde yaşanmasına neden olabilir. geleceğe dönüş filmini izleyenler de bu konunun benzerini hatırlayacaktır.
ana başlıklar hemen hemen böyle olsa da, birbirinden farklı çözüm önerileri mevcut zamansal paradokslar için. teorik fizikçiler hâlâ bu konularla ilgili çözümler aramaya devam ediyor. belki ileride çok farklı hipotezler ortaya atılır ve bakış açımızı tamamen değiştirirler.
devamını gör...
uğur böceği
“uç uç böceğim
yarın düğün olacak
annem sana terlik pabuç alacak
uç uç böceğim “ sözleri ile pencereden uçurduğum geldi aklıma. sarı veya kırmızı üzerine siyah benekleri olan böcek.
yarın düğün olacak
annem sana terlik pabuç alacak
uç uç böceğim “ sözleri ile pencereden uçurduğum geldi aklıma. sarı veya kırmızı üzerine siyah benekleri olan böcek.
devamını gör...
yüzüklerin efendisi vs dune
iki kitabın da çıktığı dönem farklı olmakla beraber, o zamanlar bilimkurgu ve fantastik kesin şekilde iki ayrı dal değildi. 'kurgu edebiyat' altında inceleniyordu. dolayısıyla çıkış zamanı göz önüne alınarak bir karşılaştırma yapılabilir mi? evet.
gelelim benim tercihime. yüzüklerin efendisi benim çocukluğumun filmi ve kitaplarıdır. dune ise ergenlik ve gençlik dönemlerimin kitaplarıdır. böyle olunca ikisinin de yeri ayrı oluyor. biri diğerinden üstün mü? edebi yönden tolkien eserlerinin daha kaliteli olduğunu söyleyenler çoğunluktadır. lakin ben illa bir tercih yapacaksam dune derim. sebebi ise lotr'bir nevi geçmiş zaman romanı olması, buna karşın dune'un ise bir gelecek romanı olmasıdır.
lotr tüm içtenliği ile bir saflık barındırmaktadır. buna karşılık dune kapkara bir distopiklik sunar. lotr okurken çöken rahatlık hissi dune'da karamsarlığa dönüşür. lotr yazım dili ile yükselirken, dune felsefik karakter tahlilleri ile bilinir. lotr siyah beyazdır, dune ise gri.
durum böyle olunca benim için dune her daim bir tık daha öndedir. frank dedemizin de dediği gibi; her daim güvenli yollara bakan gözler sonsuza dek kapanmaya mahkumdur.
gelelim benim tercihime. yüzüklerin efendisi benim çocukluğumun filmi ve kitaplarıdır. dune ise ergenlik ve gençlik dönemlerimin kitaplarıdır. böyle olunca ikisinin de yeri ayrı oluyor. biri diğerinden üstün mü? edebi yönden tolkien eserlerinin daha kaliteli olduğunu söyleyenler çoğunluktadır. lakin ben illa bir tercih yapacaksam dune derim. sebebi ise lotr'bir nevi geçmiş zaman romanı olması, buna karşın dune'un ise bir gelecek romanı olmasıdır.
lotr tüm içtenliği ile bir saflık barındırmaktadır. buna karşılık dune kapkara bir distopiklik sunar. lotr okurken çöken rahatlık hissi dune'da karamsarlığa dönüşür. lotr yazım dili ile yükselirken, dune felsefik karakter tahlilleri ile bilinir. lotr siyah beyazdır, dune ise gri.
durum böyle olunca benim için dune her daim bir tık daha öndedir. frank dedemizin de dediği gibi; her daim güvenli yollara bakan gözler sonsuza dek kapanmaya mahkumdur.
devamını gör...
çıkar telefonunu diyen dayının ağzına telefon sokulması
nereden baksan harika hareket. çok güldüm valla ben görünce.
devamını gör...
