hayatınızın mottosu olan sözler
tepende karabulutlar olsa bile gökyüzünün maviliğinden kuşku duyma.
devamını gör...
özgür demirtaş'ın günde 3 uyuması
özgür demirtaş'ın, "günde ne kadar uyuyorsunuz?" sorusuna verdiği cevabı içeren başlık.
3
evet arkadaşlar 3 uyuyormuş. dakika da olabilir, saat de olabilir, yıl da olabilir. fakat bence 3 nanosaniyedir o. çünkü ne kadar az uyursanız o kadar zekisiniz biliyorsunuz.
3
evet arkadaşlar 3 uyuyormuş. dakika da olabilir, saat de olabilir, yıl da olabilir. fakat bence 3 nanosaniyedir o. çünkü ne kadar az uyursanız o kadar zekisiniz biliyorsunuz.
devamını gör...
kız yurdunda yaşanan tuhaf olaylar
1- yurdun en güzel kızının (ukraynalılara çok benziyordu ve boyu çok uzundu) ellerini hiç yıkamaması ve her daim kötü kokması.
2- kızlardan biri sevgilisinden özür dilemek ve barışmak için sürpriz ayarlamıştı balonlu malonlu filan. saatler sonra ellerinde balonlarla ağlaya ağlaya geri dönmüştü (hayır ambulans yok!!!). ayrılmışlar meğer. yurtta imzalardan sorumlu abla ise kızın ağlamasını hiç umursamadan balonları elinden alıp başka bir kıza telefonunu uzatıp: "canım, fotomu çeker misin instaya koycam." demişti.
kız bahçede ağlarken abla balonlarla poz verme derdindeydi swh.
2- kızlardan biri sevgilisinden özür dilemek ve barışmak için sürpriz ayarlamıştı balonlu malonlu filan. saatler sonra ellerinde balonlarla ağlaya ağlaya geri dönmüştü (hayır ambulans yok!!!). ayrılmışlar meğer. yurtta imzalardan sorumlu abla ise kızın ağlamasını hiç umursamadan balonları elinden alıp başka bir kıza telefonunu uzatıp: "canım, fotomu çeker misin instaya koycam." demişti.
kız bahçede ağlarken abla balonlarla poz verme derdindeydi swh.
devamını gör...
bir hamam böceğinin en güzel yeri
başbaşa kalmadığınız ve hiç beklenmedik bir anda karşınıza çıkmayacağı pek çok yerde güzeller güzeli bile olabilir.
devamını gör...
varoşluk belirten sözler
(bkz: devamke)
devamını gör...
ben üzgündüm ama onlara yorgunum dedim
antoine de saint-exupéry'nin le petit prince'inde geçen buruk bir cümle. bölüm xxvii'de geçmektedir. zaman zaman çoğu insanın yaptığı bir şeydir aynı zamanda. belki işe yaramaz, kulağına ulaşmayacak ve içinde bir yere dokunmayacak o tesellileri dinlememek için belki karşıdaki insanı üzmemek için ve hatta tüm o yapay üzüntüye katlanmamak için... ve bazı zamanlar insanın açıklamaya mecali bile kalmadığı için. insanın sırtına bir kambur daha yükleyerek onu gölgelere doğru çeken o üzüntüleri anlatmak çoğu zaman rahatlatıcıdır kuşkusuz fakat bazen dili dönmez insanın; her gün insanın kafasının içini oyan o keskin ses bu defa delirtici bir sükûnet ile öylece durur. yine de belki de iyidir yorgunum demek çünkü insanlar yorgunluğunuzu pek nadir sorgularken, acınızın ve üzüntünüzün gerçekliğini sorgulamayı hak görürler kendilerine.
j’étais triste mais je leur disais: « c’est la fatigue… »
j’étais triste mais je leur disais: « c’est la fatigue… »
devamını gör...
yazarların olmak istedikleri dizi karakterleri
şahika koçarslanlı.
devamını gör...
36 numara ayakkabı giyen kadın
buyrun benim
devamını gör...
buz sarayı
bir tarjei vesaas kitabıdır.
unn ve siss’in hikayesi norveç’in doğal arka planını oluşturan bir kış mevsiminde geçiyor. birbirlerinden her anlamda çok farklı olan iki kız çocuğu aniden gelişen ve çok derinlere kök salan bir arkadaşlık salıncağında bulurlar kendilerini ancak bu git gelli salıncak çok dayanmaz bu yüke ve kızlardan biri kaybolur ve arkadaşlık daha da güçlenir.
her kaybı bir arayış takip ettiği için ve her arayışın içinde bir şekilde insan kendine dönmek zorunda kaldığı için kaybolan ile arayan arasında bir foucault sarkacı gider gelir. dünyanın dönmeye devam ettiğini kanıtlamak için kayıplar bulunmalı, arayanlar artık dinlemeye çekilmelidir.
norveç edebiyatının soğuğunu seviyorum. içime işliyor her okuduğum kitapla. keşfettiğim her yazar içimdeki kışa bir kürek kar daha atıyor.
bence arkadaşlıklar da aşklar da kışın daha derin yaşanır. zira sıcak, insanlar arasına mesafe koyarken; soğuk, insanları hem ruhsal hem fiziksel açıdan yakınlaştırır.
eğer aşık olacaksanız ya da yakın bir arkadaş istiyorsanız kendinize bir buz sarayı bulun. sarayınız eriyene kadar arayışınız son bulamayacaktır.
unn ve siss’in hikayesi norveç’in doğal arka planını oluşturan bir kış mevsiminde geçiyor. birbirlerinden her anlamda çok farklı olan iki kız çocuğu aniden gelişen ve çok derinlere kök salan bir arkadaşlık salıncağında bulurlar kendilerini ancak bu git gelli salıncak çok dayanmaz bu yüke ve kızlardan biri kaybolur ve arkadaşlık daha da güçlenir.
her kaybı bir arayış takip ettiği için ve her arayışın içinde bir şekilde insan kendine dönmek zorunda kaldığı için kaybolan ile arayan arasında bir foucault sarkacı gider gelir. dünyanın dönmeye devam ettiğini kanıtlamak için kayıplar bulunmalı, arayanlar artık dinlemeye çekilmelidir.
norveç edebiyatının soğuğunu seviyorum. içime işliyor her okuduğum kitapla. keşfettiğim her yazar içimdeki kışa bir kürek kar daha atıyor.
bence arkadaşlıklar da aşklar da kışın daha derin yaşanır. zira sıcak, insanlar arasına mesafe koyarken; soğuk, insanları hem ruhsal hem fiziksel açıdan yakınlaştırır.
eğer aşık olacaksanız ya da yakın bir arkadaş istiyorsanız kendinize bir buz sarayı bulun. sarayınız eriyene kadar arayışınız son bulamayacaktır.
devamını gör...
doğum lekesi gibi bir gülümseme
bir barış bıçakçı kitabıdır.
kitapla ilgili konuşmadan önce bu kitapla nasıl karşılaştığımı örtülü bir şekilde anlatayım. zamanı gelince açık açık da anlatırım elbette. bu kitap bir hediye idi, hatta iki hediye idi sanırım ama ikisinin adresi de ben değildim. ben de sanki iki hediyeyi veren kişinin bana da hediyesi imiş gibi aldım kitabı ve size bunu postmodern bir saçmala şeklinde anlatmış oldum.
barış bıçakçıyı oldum olası severim zaten. anlattığı öyküler ve o öyküleri anlatış tarzı tam bana hitap eder ama sanki en çok kitaplarının isimleri hoşuma gidiyor.
herkes herkesle dostmuş gibi
aramızdaki en kısa mesafe
baharda yine geliriz
bizim büyük çaresizliğimiz
bir süre yere paralel gittikten sonra
sinek ısırıklarının müellifi
kurbağalara inanıyorum
ve doğum lekesi gibi bir gülümseme. on dört öyküden oluşan bu kitap bir solukta bitti ve ardında güzel bir tat bıraktı. yalnız kaldığım zaman kendi kendime yaptığım içten konuşma gibiydi bazı sayfalar. sanki eski bir tanıdıktan, yakın bir akrabadan annemin hikayesini dinler gibiydi.
elimde yüz yirmilik keçeli kalem takımı ile hunharca resim çizme isteği uyandırdı bende kitap ama bütün renkleri kullanmak kaydıyla. ya da hiç tanımadığım feride ablanın feride’siz gülümsemesini izleme isteği.
zihnimin içindeki boşluk yetmezmiş gibi üzerindeki boşlukta çırpınan bir eşelek gibi beynimin küf tutan yerlerini bir bir temizlemek geldi içimden.
sonsuz ikindi zamanlarımı banka sıralarında geçirirken bizden sonra çakırdikenleri gelecek mi diye tedirgin oldum bir ara.
düşündükçe daha çok okudum, okudukça daha çok düşündüm. işte bu benim kusursuz kısırdöngüm. gülünç geçmişime muzip gülümsemeler sarkıtıp okumaya ve düşünmeye devam ettim.
yine tanımadığım alaattin’in yazgısı ile kıyasladım kendi gülünç geçmişimi. belki bu saçmalamalar arasında boynumda fotoğraf makinesi, yüzümde bön bir sırıtışla turistik geziye çıksam yeridir ama zamanı mıdır bilemem.
bunlar hep anlaşılmaz şeyler. iyisi mi siz kendiniz okuyun kitabı.
kitapla ilgili konuşmadan önce bu kitapla nasıl karşılaştığımı örtülü bir şekilde anlatayım. zamanı gelince açık açık da anlatırım elbette. bu kitap bir hediye idi, hatta iki hediye idi sanırım ama ikisinin adresi de ben değildim. ben de sanki iki hediyeyi veren kişinin bana da hediyesi imiş gibi aldım kitabı ve size bunu postmodern bir saçmala şeklinde anlatmış oldum.
barış bıçakçıyı oldum olası severim zaten. anlattığı öyküler ve o öyküleri anlatış tarzı tam bana hitap eder ama sanki en çok kitaplarının isimleri hoşuma gidiyor.
herkes herkesle dostmuş gibi
aramızdaki en kısa mesafe
baharda yine geliriz
bizim büyük çaresizliğimiz
bir süre yere paralel gittikten sonra
sinek ısırıklarının müellifi
kurbağalara inanıyorum
ve doğum lekesi gibi bir gülümseme. on dört öyküden oluşan bu kitap bir solukta bitti ve ardında güzel bir tat bıraktı. yalnız kaldığım zaman kendi kendime yaptığım içten konuşma gibiydi bazı sayfalar. sanki eski bir tanıdıktan, yakın bir akrabadan annemin hikayesini dinler gibiydi.
elimde yüz yirmilik keçeli kalem takımı ile hunharca resim çizme isteği uyandırdı bende kitap ama bütün renkleri kullanmak kaydıyla. ya da hiç tanımadığım feride ablanın feride’siz gülümsemesini izleme isteği.
zihnimin içindeki boşluk yetmezmiş gibi üzerindeki boşlukta çırpınan bir eşelek gibi beynimin küf tutan yerlerini bir bir temizlemek geldi içimden.
sonsuz ikindi zamanlarımı banka sıralarında geçirirken bizden sonra çakırdikenleri gelecek mi diye tedirgin oldum bir ara.
düşündükçe daha çok okudum, okudukça daha çok düşündüm. işte bu benim kusursuz kısırdöngüm. gülünç geçmişime muzip gülümsemeler sarkıtıp okumaya ve düşünmeye devam ettim.
yine tanımadığım alaattin’in yazgısı ile kıyasladım kendi gülünç geçmişimi. belki bu saçmalamalar arasında boynumda fotoğraf makinesi, yüzümde bön bir sırıtışla turistik geziye çıksam yeridir ama zamanı mıdır bilemem.
bunlar hep anlaşılmaz şeyler. iyisi mi siz kendiniz okuyun kitabı.
devamını gör...
kitap okumayan insan
çok kitap okuyup hiç bir şey anlamayan yazar olan olmayan arkadaşlar!
tanımlarınızı tekrar gözden geçirmenizi ve okuduğunuz her kitabın herşeye dair vermek istediği mesajı, ve hayata, insana bakış açınızın değiştirme biçimini gözden geçirmenizi tavsiye ederim.
zira ön yargılarınız geçmişiniz (anne baba) ve şuan okuyamayan (mümkün olmayan) durumları göz ardı etmeniz bilginizle sizi yüceltmez aksine alçaltır.
dar ve taraflı fikirli olmak okumamış cahil değil (okumuş cahil)in eylemidir.
tanım: kitap dünyayı değiştirmez, insanın düşüncesini değiştirir. insan düşünce ve kişiliğine etkisi, insan bünye ve bağışıklık sistemine bağlıdır.
alt tanım: genellemeleriniz hakaret ve aşağılama içeriyor.
tanımlarınızı tekrar gözden geçirmenizi ve okuduğunuz her kitabın herşeye dair vermek istediği mesajı, ve hayata, insana bakış açınızın değiştirme biçimini gözden geçirmenizi tavsiye ederim.
zira ön yargılarınız geçmişiniz (anne baba) ve şuan okuyamayan (mümkün olmayan) durumları göz ardı etmeniz bilginizle sizi yüceltmez aksine alçaltır.
dar ve taraflı fikirli olmak okumamış cahil değil (okumuş cahil)in eylemidir.
tanım: kitap dünyayı değiştirmez, insanın düşüncesini değiştirir. insan düşünce ve kişiliğine etkisi, insan bünye ve bağışıklık sistemine bağlıdır.
alt tanım: genellemeleriniz hakaret ve aşağılama içeriyor.
devamını gör...
japonizm
japonisme veyahut japonizm, batı kültüründeki japon etkisini anlatan bir terimdir. 1800'lü yılların ikinci yarısında japonya ile dış ticaretin tekrar açılması sonucu 19. yüzyıl batılı sanatçıları arasında çıkan ve japon sanatının popülerliğine, etkisine atıfta bulunan bu terimin çıkış noktası için biraz daha geriye gitmek gerekir.
1639-1854 yılları arasında, japonların ticaret yaptıkları ülkeler hollanda ve çin'di. bu izole duruma rağmen batılı fikirler hollandalılar aracılığı ile japonya'da yayılıyor; japonya'daki gelişmeler de hollandalılar tarafından avrupa'da duyuruluyordu. 1868 yılında yaşanan bir değişiklik sonrası japonya'nın dünyanın kalanı ile ticareti tekrar başladı. fotoğraf gibi batılı terimler japon sanatçıları etkileyince geleneksel ukiyo-e sanatı zamanla miadını doldurmaya başlamıştı. neredeyse değersiz olan parçalar ihraç edilen malları paketlemek için kullanılmaya başlanınca, avrupa'da keşfedilmeleri gerçekleşti. ve sonuçları büyük oldu. resimlerde işlenen gündelik konula, bakış açıları, perspektif ve renk kullanımı gibi fikirler avrupalı sanatçıları şaşkına çevirdi. daha önce batı'da duyulmamış bu tür fikirlerin ortaya çıkması empresyonist, post-empresyonist, art nouveau sanatçılarını etkilemişti. bu yeni akıma fransa'da ''japonizm'' denmeye başlanmıştı. (le japonisme)
1872 yılında fransız sanat eleştirmeni philippe burty tarafından ilk kez kullanılan terim sadece görsel sanatlarda değil; mimarlık, peyzaj, bahçecilik ve giyim alanlarında da bir etkiyi ifade etmekteydi. japonya'nın dünya ticaretine tekrar açılması sonucu siparişlerle beraber gelen ukiyo-e eserler avrupa'da büyük ses getirmiş, izlenimcilik - empresyonizm akımı üzerinde büyük etki göstermişti.
japonya'dan gelen yelpaze, ipekler, porselen gibi örnekler ile 19. yüzyılda avrupa'da patlama yapan bu japon sanat çılgınlığı ile gelen sanat fikirleri, geleneksel akademik batı sanat fikirlerine karşıydı. yüzyıl sanatçıları bu fikirlerden ilham aldılar. bu akımın başlamasına ön ayak olmuş ressamlar arasında édouard manet, claude monet, james tissot, edgar degas, james mcneill whistler gibi isimleri de saymak gerekir. van gogh, william merritt chase, george hendrik breitner gibi isimleri de akımın yayılması adına yaptığı çalışmalar ile anabiliriz. tabii ki japonisme'nin, var olan oryantalist yaklaşım üzerine inşa edilmiş olduğunu da söylemek mümkündür.
kaynakça ve daha fazlası: wikipedia - japonisme, vikipedi - ukiyo-e, wikipédia - japonisme, khanacademy.org, tate.org.uk, theartstory.org, study.com, mymodernmet.com, gerçekten bilmeniz gereken 50 sanat fikri, susie hodge
1639-1854 yılları arasında, japonların ticaret yaptıkları ülkeler hollanda ve çin'di. bu izole duruma rağmen batılı fikirler hollandalılar aracılığı ile japonya'da yayılıyor; japonya'daki gelişmeler de hollandalılar tarafından avrupa'da duyuruluyordu. 1868 yılında yaşanan bir değişiklik sonrası japonya'nın dünyanın kalanı ile ticareti tekrar başladı. fotoğraf gibi batılı terimler japon sanatçıları etkileyince geleneksel ukiyo-e sanatı zamanla miadını doldurmaya başlamıştı. neredeyse değersiz olan parçalar ihraç edilen malları paketlemek için kullanılmaya başlanınca, avrupa'da keşfedilmeleri gerçekleşti. ve sonuçları büyük oldu. resimlerde işlenen gündelik konula, bakış açıları, perspektif ve renk kullanımı gibi fikirler avrupalı sanatçıları şaşkına çevirdi. daha önce batı'da duyulmamış bu tür fikirlerin ortaya çıkması empresyonist, post-empresyonist, art nouveau sanatçılarını etkilemişti. bu yeni akıma fransa'da ''japonizm'' denmeye başlanmıştı. (le japonisme)
1872 yılında fransız sanat eleştirmeni philippe burty tarafından ilk kez kullanılan terim sadece görsel sanatlarda değil; mimarlık, peyzaj, bahçecilik ve giyim alanlarında da bir etkiyi ifade etmekteydi. japonya'nın dünya ticaretine tekrar açılması sonucu siparişlerle beraber gelen ukiyo-e eserler avrupa'da büyük ses getirmiş, izlenimcilik - empresyonizm akımı üzerinde büyük etki göstermişti.
japonya'dan gelen yelpaze, ipekler, porselen gibi örnekler ile 19. yüzyılda avrupa'da patlama yapan bu japon sanat çılgınlığı ile gelen sanat fikirleri, geleneksel akademik batı sanat fikirlerine karşıydı. yüzyıl sanatçıları bu fikirlerden ilham aldılar. bu akımın başlamasına ön ayak olmuş ressamlar arasında édouard manet, claude monet, james tissot, edgar degas, james mcneill whistler gibi isimleri de saymak gerekir. van gogh, william merritt chase, george hendrik breitner gibi isimleri de akımın yayılması adına yaptığı çalışmalar ile anabiliriz. tabii ki japonisme'nin, var olan oryantalist yaklaşım üzerine inşa edilmiş olduğunu da söylemek mümkündür.
kaynakça ve daha fazlası: wikipedia - japonisme, vikipedi - ukiyo-e, wikipédia - japonisme, khanacademy.org, tate.org.uk, theartstory.org, study.com, mymodernmet.com, gerçekten bilmeniz gereken 50 sanat fikri, susie hodge
devamını gör...
sevgilisi olan bir erkeğe bile bile yazan kadın
sevgilisi olan erkek yazmamalıdır. yoksa herkes herkese yazabilir.
devamını gör...
düşündüren sözler
her tercih bir vazgeçiştir.
devamını gör...
deli deliyi görünce çomağını saklarmış
bir atasözü.
anlamı: saldırgan davranışlar sergileyen kişilerin kendisi gibi biriyle karşılaştıklarında bu tutumlarından vazgeçtiği anlamına gelir. çünkü bu tür kişiler sadece sessiz ve içine kapanık kişilere karşı saldırgandır. kendileri gibi asabi kişilerle bir araya geldiklerinde ise mesafeli olur ve iç yüzlerini göstermezler.
anlamı: saldırgan davranışlar sergileyen kişilerin kendisi gibi biriyle karşılaştıklarında bu tutumlarından vazgeçtiği anlamına gelir. çünkü bu tür kişiler sadece sessiz ve içine kapanık kişilere karşı saldırgandır. kendileri gibi asabi kişilerle bir araya geldiklerinde ise mesafeli olur ve iç yüzlerini göstermezler.
devamını gör...
doğum günü kutlaması istemeyen insan
işte ben o insanım. manevi hislerin maddiyata dayandığı hiçbir kutlamayı istemiyorum. beni anacığım doğurmuş şükür hayatta sıcacık bir sarılması bana dünyayı verecektir. başka şey istemem.
devamını gör...
markaların ısrarla le la ile ürün isimlerini bitirme isteği
işte büyük resim bir kez daha görüldü! bunu da açıklayın atayizler hadi! bence akılda kalıcılığı arttırmasıyla alakalı tamamen ve benim favorim peripella.
devamını gör...
gerçek yazar olmak varken sözlük yazarı olmak
gerçek yazarlık ile burayı kıyaslamak mantıklı değildir. burada, her konuda fikri olan kimi insanların 3-5 cümle yazması ''yazar'' olduğu, olacağı anlamını taşımayacağı gayet açıktır. yazarlık bir meslektir, bir statüdür, belli bir deneyim ve yılların eğitimi ve kitap haşir neşirliğiyle mümkündür. kaldı ki bunu yapan her insan da yazar olamayacaktır. belli bir popülerlik, bilinen bir çevre ve yeterince öz güven ve biraz da maddiyat şarttır. ancak burada yazarak kişiler kendilerini geliştirebilir, yazar olma yolunda olumlu adımlar atabilirler. hiç bir sakıncası yok.
devamını gör...

