ilk başta gözü oldukça yorabiliyor tasarım. ui-ux konusunda çalışmış birisi olarak tavsiyelerde bulunursam:
- renk düzeni güzel bence kullanılan renk sayısı oldukça az ve yeterli
- entry no dan sonra newline'a gerek yok bence, çok değerli bir satır gidiyor her entry için.
- paylaş butonlarının o kadar önde olmasına gerek yok az kişi az durumda kullanır onları.
- soldan sağdan o kadar margin gerekli mi bilemedim şimdilik.
- yukardaki direct-link'ın onay penceresi vermesine gerek yok direkt clipboard'a alabilir.
- onun yanındaki i'nin anlamını anlayamadım.
- başlık ve üstündeki opsiyonların sticky olmasına gerek yok bana göre. okuma alanından kalıcı kayıp oluyor bunun karşılığında arama, sıralama özellikleri kazanıyoruz sayfanın altına inince bence ilki daha önemli. sayfa değiştirme kritik onun sürekli görünür olması gerek.

ilk bakışta oldukça hoşuma gitti aslında genel görünümü. zaten full page refresh yerine sadece gerekli alanların güncellenmesi gibi güncel teknikler de kullanılmış. bu tarz ince ayarlamalarla daha da efekttif kullanılabilir bana göre.

ekleme: full page refresh yok dedim ama gene de full dimmer varmış loading için (yani solda bir yere tıklanınca bütün ekran grileşiyor). onun yerine sadece okuma kısmında uygulanabilir çünkü odak dağıtıyor göz sol tarafta iken.
yazılmış entryler ile diğer kısımlar (benzeri-entry giriş kısmı) arasında güzel bir boşluk olsa iyi olur sanki.
devamını gör...

senaryosunu david mckenna'nın yazdığı ve tony kaye'nin yönettiği 1998 senesinde vizyona girmiş bir dram filmi. filmin ismi türkçeye geçmişin gölgesinde olarak çevrilmiştir.

sevdiğimiz, sözlerine çok değer verdiğimiz birinin ufacık bir cümlesinin hayatımızda nasıl etkiler yaratabileceğini çok güzel bir şekilde işleyen filmdir. edward norton ile ilgili çok bir şey söylemeye gerek yok, bence gereğinden fazla güzel bir oyunculuk. ikinci sırada da tabii ki edward furlong geliyor. *

ırkçılığa dair bir şeyler anlatan filmlerin çoğu çok güzeldir ama bu film savaşsız olup da insana ırkçılığı bu kadar güzel anlatan tek film olabilir. * sadece filmde verilmek istenen mesaj "ırkçılık kötü bir şeydir" değil de "ırkçılığın da bir dozu olmalı, her şey kararında güzel" gibi geldi bana ama belki yanlış yorumladım.

inandığımız şeylerin bize ve çevremizdekilere uzun vadede ne gibi zararları olacağını öyle güzel anlatıyor ki bir şeye inanırken, bir şeyi savunurken birkaç kez düşünerek konuşmak gerektiğini anlıyorsunuz.

filmlerin bir kısmının siyah beyaz çekilmiş olması normalde beni çok rahatsız eden şeylerdendir * ama bu filmde öyle bir şeyi hiç hissetmedim. filmin güzelliğinden mi, geçişlerin süperliğinden mi onu bilemiyorum.




hep beklediğimiz o korkunç sonun derek değil de danny'nin başına gelmesi beni en çok etkileyen şey oldu sanırım.
devamını gör...

kaçış edebiyatı değil de, insanın özüne ulaşmaya çalışırken kullandığı bir yolculuk aracı olan edebiyat türü. şu an yaşadığımız hayat, içinde bulunduğumuz çevre, önceliklerimiz ve hatta düşünce yapımız bile insanın doğasına tamamen ters bir şekilde değişiyor yıllardır. bundan hoşlanmıyoruz. her insan evladı, geçmişe özlem duyar. kitaplarda,filmlerde her türlü sanat türünde geçmiş güzel tasvir edilir, gelecek tam tersi iken. farkında olmasak bile eski zamanların doğallığını ararız şu yapmacık dönemde. eleştirel bir şekilde kendimize baksak, ne kadar gülünç durumda olduğumuzu görmez miyiz aslında ? dertlerimiz, amaçlarımız, hareketlerimiz hepsi o kadar boş ve komik ki.

fantastik edebiyata dalan bir kişi doğa tasvirleri, karakterlerin yaşantıları ve dönemin yapısını okudukça içinde yatan doğasına duyduğu özlem ve arzu ateşlenmeye başlar. öyle ki, "ah be o dönemde yaşamak vardı." diye sayıklamaya başlarlar zamanla. eserde bulunan yaratıklar, büyüler ve diğer doğa üstü olaylar ise olayları daha da renklendirir ama doğallığı bozmaz. okuyana şu anki gerçeklikten daha yakın gelir hatta kimi zaman. bazen saçma gelseler de yaşadığımız anın saçmalığıyla yarışamazlar bile.

sonuç olarak, zaten özünden kaçmış olan insanın geçmişine dönme çabasıdır fantastik edebiyat. okuyucu, dönem insanlarının dinamik ve heyecan dolu yaşantılarını yatağında yatmış okurken ; doğanın tüm saflığının ve güzelliğinin tasvir edilişini dört beton arasında okurken; önemli olan değerlerin zamanla nasıl değiştiğini idrak ederken, yavaştan içinde bir şeyler kıpırdamaya başlar ve sonuç olarak bu da doğal yaşama olan isteği tetikler. ve hayata bakış açısı değişmeye başlar.
devamını gör...

60’lar, 70’ler ve 80’lerde insanların çevrelerini türk filmlerindeki gibi siyah beyaz ya da soluk renklerde gördüklerini sanırdım.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

...en iyisi hiçbir şey yapmamak, dedi iyimser düşünürlerden biri, geleceğin sorunlarını geleceğin kendisi çözecektir. işin kötüsü gelecek dediğimiz gün, bugün, dedi kötümserlerden biri...

ölüm bir varmış bir yokmuş- jose saramago
devamını gör...

tüm psikolojik sorunların temeli buradan gelir.
devamını gör...
(tematik)

yks edebiyat sorularında genellikle sorulan bir konudur.
devamını gör...

misvak'ın ve dinci kafanın aşağıdan ne anladığını bildiğimiz için şaşırtmayandır.
devamını gör...

güzel yemekleri tatma heycanı, nahif kalplerle tanışma merakı- hiç beklenmedik an da karşınıza çıkıyorsa ne kadar mutlu oluyor kişi-
çocukların gülümseyişi, hayvanların saf sevgisinin güzelliği, nefes alabilmek, bilmediğimiz güzel şeyler yapabilmek.
sevmek ve sevildiğini hissetmek.
devamını gör...

kuran.
devamını gör...

nasıl anlatılır ki bu boşluk? bir yoksunluğa inat başlayan, günbegün hayatıma dolan, kırılma noktasında kırılmayan, aksine daha da güçlenen, ömrüme kök salan, uzun bir aşk hikayesi bu. sonu baştan belli olan. ama başlamanın bir anlamı varsa o da bitişi göze almak değil miydi zaten?

kimim ben? senin için kim olabilirim? sevmekten başka verebileceğim bir şey yok. onu da tükettin sanırım. haklısın da. çünkü bir hayatın olmalı. ben bu hayatın neresinde duracağımı bilemem.

senin için ne olduğumu düşündüğüm çok zaman var. hayatının önünde bir engel, ayak bağı.

daha önce de içine düştüğüm bir kaygı bu. yiyip bitiren. etrafına zarar veren. ancak hiçbir zaman sebepsiz olmadı. küçük ipuçları beni bir şekilde buraya getirdi. hiç de yanıltmadı. ama bu sebep mi sonuç muydu? sanırım hiç öğrenemeyeceğim.

içimi kemiren o yoğun duygular başladığında elimden bir şey gelmiyor. yanımdayken yolladığın sevgi mesajları geliyor gözümün önüne. üçüncü tekil şahıs olduğundan habersiz çocuk. bu hale düşmek istemiyorum. bunu bana yapma. yalan söylemek mesela. tereddütsüz söyleyebildiğin. yalan söylenen biri yapma beni. bunu hak etmedim.

"ayrılık ne biliyor musun? ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar...ne yapacağımı sanıyorsun bundan sonra. tenin tenime bu kadar sinmişken, ömrüm azala azala önümde akarken, gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..."

ne zaman başladı biliyorum senin uzaklığını hissetmem. o gün gitmeliydim evden. dönmemecesine. kırılmış bir cam gibi. eski haline dönmesi mümkün olmayan. aslında kırmamak için uğraştığını gördüm gözlerinde. ama kırıktı işte. merhamet miydi? sevgi belki. sözlere inanmayı seçtim. başkasına baktığın fotoğrafları gördüm. artık bana bakmayan. içinde ben olmayan. korkularımı sana anlattığımda ben hep seni seveceğimden, yanında olacağıma dönüşen sözler. dayanırım sandım. olmadı.

yağmur yağıyor şimdi. gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına.

insan nereye giderse gitsin düşüncelerini de yanında götürüyor. o içindeki ince sızı hiç geçmiyor. nasıl anlatılır ki bu boşluk?

bir gün senin adını bana sorduklarında. dostum diyebileceğim sadece. sonbaharı hatırlatacak, gözlerimdeki hüznü kimse görmeyecek. dostum diyebileceğim sadece. bütün bu anlar yitip gidecek, tıpkı yağmurdaki gözyaşları gibi.
devamını gör...

av. prof. dr. ernst eduard hirsch 20 ocak 1902'de almanya'da dünyaya gelmiştir. liseye friedberg (hessen)’de okuyan hirsch, frankfurt üniversitesi’nde iktisat, münih’te hukuk eğitimini tamamlamıştır. 1924 yılında giessen üniverstesi’nde doktora tezini başarıyla sunmuş ve bir süre özel bir bankanın hukuk danışmanlığını yapmıştır. 1930’da frankfurt’ta, ticaret hukuku, medeni hukuk, alman ve uluslararası özel hukuku dallarında doçent olarak ders vermiştir. 1931’de frankfurt asliye hukuk mahkemesine atanmıştır. ancak yahudi kökenli olduğu için 1933 yılında hem yargıçlık mesleğini kaybetmiş hem de öğretim hayatına son verilmiştir. nazilerin baskılarına dayanamayan hirsch, önce hollanda'ya daha sonra istanbul üniversitesi'nin çağrısıyla türkiye'ye iltica etmiştir. istanbul üniversitesi hukuk fakültesi ticaret hukuku kürsüsünde ders vermeyi 4 ekim 1933 tarihinde isviçre‘nin cenevre kentindeki türk büyükelçisi ile imzalayarak kabul etmiştir. 1943 yılına kadar bu görevini devam ettirmiştir. bu tarihten sonra çalışmalarına ankara üniversitesi'nde devam etmiştir ve aynı yıl türk vatandaşlığına geçmiştir. 1952 yılının sonuna buradaki hizmetine devam eden hirsch, kendisine yeniden alman vatandaşlığı verilmesiyle birlikte 1952 yılında almanya’ya dönmüştür. 1953 yılından itibaren freie universität berlin(özgür berlin üniversitesi)’de çalışmaya başlamıştır. 1955 yılına kadar rektörlük de yapmış olan hirsch, 1967 yılında mesleğinden kendi isteği üzerine ayrılmıştır. 1978 yılında istanbul üniversitesi tarafından kendisine fahri doktora ünvanı verilmiştir ve 1985 yılında almanya’da vefat etmiştir. "hirsch, türk ticaret kanununun oluşturulmasında önemli katkılar sağladığı gibi medeni kanun ve ticaret kanunu arasındaki çelişkilerin giderilmesin önemli rol oynamıştır. "

eserleri;
pratik hukukta metot (1944)
fikri ve sınai haklar (1948)
hukuk felsefesi ve hukuk sosyolojisi dersleri (1949)
aus des kaisers zeiten durch die weimarer republik in das land atatürks (1982)

kaynak bağlantılar;
www.ankarabarosu.org.tr/sit...
eham.akdeniz.edu.tr/ernst-h...
devamını gör...

kendi isteğiyle hesabı sildirenlerle uçurulanlarda aynı şeyin yazması bana da mantıksız geldi.

kendi isteğiyle ayrılana, kalbimiz seninle
diğerlerine: inaktif üye denebilir mesela. ya da ‘uçmayı öğrendi’ denebilir veyahut ‘hezarfen’ denilebilir. yok efendim derseniz ‘kanatsız pilot’ da bir seçenek.
devamını gör...

ilk defa bir konuya uyan bir fotoğrafım bulunmakla beraber kendisini burada paylaşmaktan gurur duyuyorum. çok ahım şahım değil ama sonbaharı anlatıyor bence. sonbahar en iyi ağaçların sarı yapraklarından gösteriyor kendini.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

biraz da yorgunsan tadından yenmeyecek olay. bebek gibi uyuma sebebi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ana rahmine düşen her canlının en başta dişi olduğunu, erkeklerin meme uçlarının da bu sebepten oluştuğunu biliyor muydunuz.
meğer hepimiz dönmeymişiz.
devamını gör...

1. gargamel kötü ise şirinleri nasıl görebiliyor?
2. külkedisinin ayakkabısı ayağına tam oturuyorsa ilk etapta nasıl çıktı?
3. külkedisi masalında her şey tam 12.00'de eski haline dönüyorsa ayakkabı neden dönmüyor?
4. külkedisi masalında prens nasıl bir yokluk çekiyorsa tüm ülkeyi elinde ayakkabı ile dolaşıyor? (bkz: ayak fetişi)

edit: aşağıdaki görselde prensin neden külkedisinin peşinden koştuğunu görebilirsiniz.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

cemil meriç'e göre yalnızlık yalnız kalamamaktır. yani asıl yalnızlık bir başına kalabilmek değildir, kalabalıklar arasında biçare kalmak, kimseler arasında kimsesiz kalmaktır. hani herkesten kaçsa bile kendinden kaçamamaktır.
devamını gör...

üstteki yazarlardan biri yakınında kimse yokken her şeye küfrettiğini söylemiş. ben yanımda birinin olup olmaması umrumda değil, her an her şeye en yaratıcı küfürlerimi "kısık seske" takdim ediyorum. mesela;
-dayı o araba oraya mı parkedilir be alimünyim
-aliminyüm dilencisi git çalış elin tutuyor
-lan maskeni taksana orman çocuğu
-sosyal mesafe ananın damına mı kaçtı güzel kardeşim?
-boğa mısın aliminyüm niye kırmızı ışıkta geçiyorsun?
-o izmariti gölüne sokarım canım benim kaldır onu
-of yine yer isteyecek damına çaktığım teyzesi

şöyle bi baktım da ne kadar gerginmişim aliminyüm.
devamını gör...

(bkz: ana)
maksim gorki romanda devrim öncesi kitlelerin uyanışını ve aydınlanma sürecini işler. kitabın en etkileyici karakteri pavelin annesi pelageyadır. pelageya halkın içinden ve eğitimsiz biridir. çara ve kiliseye son derece bağlıdır. hatta oğluna zarar geleceğini düşünerek çoğu zaman onu vazgeçirmeye ve engel olmaya çalışır. kitabın bence en vurucu kısmı pelageya ananın bu süreçte oğlu ve arkadaşlarından etkilenerek sürekli kendini geliştirmesi ve yaşadığı değişim sürecidir. ilgi kültür sanat ve oda yayınevlerinin çevirileri bende mevcut. iki çeviri de birbirinden kötü. aşağıya pavel ve annesi arasında geçen kısa bir konuşmayı bırakıyorum.


- yasak kitaplar okuyorum anne. devletimiz bu kitapların okunmasını yasakladı çünkü bu kitaplarda, halkın gerçekleri yazıyor. halk eğer bu gerçeklerin farkına varırsa devlet, onu idare edemez. bu kitaplar gizli gizli basılır. eğer bende bu kitapların olduğunu bilseler, hemen hapse tıkarlar. yani kendi gerçeğini öğrenmek isteyen birini hapse atarlar anne, anladın mı?



korku dolu gözlerle oğlunu dinleyen anne, zor nefes alır gibiydi. onun halindeki yabancılaşmayı sezdiği için korkusu iki katına çıkmıştı. pavelin sesindeki kararlılık ve ciddiyet karşısında bir hamle daha yapmak istedi :



- bunları neden okuyorsun oğlum?



pavel başını kaldırdı, ince bıyıklarını parmaklarının arasına aldı ve annesine baktıktan sonra yine aynı tonla cevap verdi:



- gerçeği öğrenmek için...



pavel bunları yavaş yavaş söylemişti. bayan pelageya, oğlunun kalbine giren şey her ne ise -o, buna o kadar inanmıştı ki- söküp atmanın kolay olmadığını sezmişti. yaşadıklarını gözünün önüne getirdi ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.



pavel annesinin bu haline yine sakin bir edayla karşılık verdi ve onu yanına çekti:



- ağlama anne. düşünsene, bu yaşadığımız hayata, hayat mı denir? kırk yaşındasın ve bugüne kadar doğru dürüst yüzün gülmedi. hep acı çektin. babamı düşün anne. çaresizlikten ve acizlikten her gün döverdi seni. onu daha iyi anlıyorum çünkü hiçbir şey yapamamanın verdiği sıkıntıyla böyle davranıyordu. otuz yıl çalıştığı fabrika bir zamanlar sadece iki tane binaydı. şimdi koskocaman bir şehir oldu. fabrikalar, insanlar çalıştıkça gelişir ve çoğalır ama insanlar çalıştıkça ölürler... sy 16
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim