mansur yavaş'ın kpss ücretlerini ödemesi
second level mülakatta sınav ücretinizi mansur yavaş mı ödedi sorusu olmasa bari! dediğim haber.
devamını gör...
sokak ortasında öpüşen sevgililer
o an ki duygu yoğunluğuna engel olamamışlardır. sokak ortasında birbirlerine şiddet uygulayan sevgili, eş görüntüsünden bin kat daha tercih edeceğim görüntüdür.
devamını gör...
ülke şartları yüzünden vegan olan insan
en beğenilen entrylerden biri makarna vegan değil diyor, ki yanlış. makarna durum irmiğinden yapılır ve vegandır. diğeri de vejetaryenlik hadi neyse de veganlık pahalı yazmış. 5+ yıldır veganım, bayağı da sağlıklıyım, öyle efsaneler efsanesi bir gelirim de yok. tamam ekşi'de ekşi'nin kutsal bilgi kaynağı olması sorgulanıyor da, burada kafamızla şut çektiğimizi mi sorgulayalım?
md. house'un da dediği gibi, use it.
edit: ne zamandır veganım diyorum, aşağıya yazmış, etiket fiyatlarına bakıyor musunuz diye. arkadaşlar ne yiyip içiyorsunuz? bir mercimek çorbası, bir pilav, sebzeli yemekler, normal yemek la işte? evde yemek yapmayı da mı bilmiyorsunuz? mercimeğin kilosu 9 lira. bulgurun kilosu 5. pirincin kilosu 8. makarnanın paketi 3 lira mı ne. sebzelerin fiyatları değişmekle beraber, aman aman fiyatlar değil. pamuk kıyafetler; yün, deri ve ipek kıyafetlere göre daha ucuz. rossman'da ve gratis'te vegan ve cf uygun fiyatlı diş macunları ve hijyen ürünleri mevcut.
ha yok ben illa kazık yiyeceğim diyorsan, aha migros orada. asla ihtiyacın olmayan bitkisel sütün fiyatı üzerinden veganlık pahalı de. hayır konu hakkında bilginiz de yok, ahkam kesiyorsunuz. he, veganlık pahalı, aynen.
md. house'un da dediği gibi, use it.
edit: ne zamandır veganım diyorum, aşağıya yazmış, etiket fiyatlarına bakıyor musunuz diye. arkadaşlar ne yiyip içiyorsunuz? bir mercimek çorbası, bir pilav, sebzeli yemekler, normal yemek la işte? evde yemek yapmayı da mı bilmiyorsunuz? mercimeğin kilosu 9 lira. bulgurun kilosu 5. pirincin kilosu 8. makarnanın paketi 3 lira mı ne. sebzelerin fiyatları değişmekle beraber, aman aman fiyatlar değil. pamuk kıyafetler; yün, deri ve ipek kıyafetlere göre daha ucuz. rossman'da ve gratis'te vegan ve cf uygun fiyatlı diş macunları ve hijyen ürünleri mevcut.
ha yok ben illa kazık yiyeceğim diyorsan, aha migros orada. asla ihtiyacın olmayan bitkisel sütün fiyatı üzerinden veganlık pahalı de. hayır konu hakkında bilginiz de yok, ahkam kesiyorsunuz. he, veganlık pahalı, aynen.
devamını gör...
me11isho (yazar)
kendisi genelde beni okumaz ve oylamaz eğlenceli bir şey yazmadıysam, bugün de yazdıklarıma baktım, eğlenceli değiller ama kendisi her nasılsa bugün beğenileriyle mutlu eden yazar oldu beni, şaşkınım rakun.
satranç oynayalım demiştik, turnuvayı gördük özendik, açarız botları yan tarafa, kendi tarzımızda oynarız dedik çat çat. sonra vazgeçtik, uno oynadık geçen. tüm kartları bitirip 'uno' deyince ben nasıl bir hırs yaptı bu, gözleri doldu. durur muyum hiç, anlık çektim fotoğrafını. her zaman kazanamazsın rakun, ayrıca kartları neden yedin ki *?
satranç oynayalım demiştik, turnuvayı gördük özendik, açarız botları yan tarafa, kendi tarzımızda oynarız dedik çat çat. sonra vazgeçtik, uno oynadık geçen. tüm kartları bitirip 'uno' deyince ben nasıl bir hırs yaptı bu, gözleri doldu. durur muyum hiç, anlık çektim fotoğrafını. her zaman kazanamazsın rakun, ayrıca kartları neden yedin ki *?
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
eşcinselim ve bu yüzden çok ciddi güven problemleri çekiyorum. ilk fark ettiğimde okuldaki arkadaşlarıma söylemiştim ve 2 hafta sonra en yakınlarım dediklerim tarafından tacizci diye suçlandım. güya hoşlandığım kızı lavabonun oraya çekip zorla öpmüşüm, ulan ben kızdan çekindiğimden doğru düzgün sohbet bile edemiyordum. neyse işte, (bkz: bu da böyle bir anımdır.)
devamını gör...
tamirat tadilat ve tesisat bilgisi olan insan
mecbur kalınca annem ve ben.
babam döneminin iyi kazanan mimarlarından biriydi ama elinden hiçbir iş gelmezdi. parası neyse vereyim de yapsınlar kafasında bir adamdı daha çok. ona ver gezmeyi, ver tozmayı, ver alkolü eğlenceyi... tamirat falan hak getire! beceremezdi.
oysa dedem, ilkokula bile gitmediği halde elektrikli aletlere karşı olan merakı sayesinde kendince ufak icatlar yapan biriydi. bayılırdım onun olmadık yerlere monte ettiği lambalara, yattığı yerden kalkmadan radyoyu açıp kapatabilmek için yaptığı bir çeşit uzaktan kumanda olan düğmeye...
babam vefat edince bütün iş annemin başına düştü tabii. sağlığında yiyip içip eğlenmekten dolayı yapmadığı yatırımlar, almadığı evler gibi birtakım eksiklerimiz ve hatta son yıllarda ettiği iflas nedeniyle maddi durumumuz pek parlak değildi. o yüzden "parası neyse vereyim de yapsınlar" mottosu bizlik bir şey olamadı hiçbir zaman.
annem yeri geldi, aldı eline tornavidayı çamaşır makinesini, kombiyi tamir etti. yeri geldi banyonun, tuvaletin menfezini kendisi değiştirdi. yeri geldi duvarlara köşebent çekti. ben de anneme çektim o konuda. ihtiyaç oldu mu aldım elime fırçayı, ruloyu, tüm evi, mutfak dolaplarını boyadım, tamir ettim. yeri geldi testereyle dolapları kesip biçip istediğim ebata soktum, yeri geldi bilgisayarların formatını, fan temizliğini ben yaptım.
hani şu meşhur kutu vardır ya; erkeklerin ömür boyu sakladığı kutu... hah işte o kutudan bende de var. içi matkap, kablolar, havya, tornavida seti ve bağırsakları tarafımdan sökülerek dışarıya dökülmüş bir sürü elektronik aletle dolu. neden? çünkü kendi başının çaresine bakabilmek bunu gerektirir.
var tabii bilgimizin, gücümüzün yetmediği yerler ama bir şekilde üstesinden geliyoruz işte tamirciyle falan. arada olur o kadar, değil mi?
babam döneminin iyi kazanan mimarlarından biriydi ama elinden hiçbir iş gelmezdi. parası neyse vereyim de yapsınlar kafasında bir adamdı daha çok. ona ver gezmeyi, ver tozmayı, ver alkolü eğlenceyi... tamirat falan hak getire! beceremezdi.
oysa dedem, ilkokula bile gitmediği halde elektrikli aletlere karşı olan merakı sayesinde kendince ufak icatlar yapan biriydi. bayılırdım onun olmadık yerlere monte ettiği lambalara, yattığı yerden kalkmadan radyoyu açıp kapatabilmek için yaptığı bir çeşit uzaktan kumanda olan düğmeye...
babam vefat edince bütün iş annemin başına düştü tabii. sağlığında yiyip içip eğlenmekten dolayı yapmadığı yatırımlar, almadığı evler gibi birtakım eksiklerimiz ve hatta son yıllarda ettiği iflas nedeniyle maddi durumumuz pek parlak değildi. o yüzden "parası neyse vereyim de yapsınlar" mottosu bizlik bir şey olamadı hiçbir zaman.
annem yeri geldi, aldı eline tornavidayı çamaşır makinesini, kombiyi tamir etti. yeri geldi banyonun, tuvaletin menfezini kendisi değiştirdi. yeri geldi duvarlara köşebent çekti. ben de anneme çektim o konuda. ihtiyaç oldu mu aldım elime fırçayı, ruloyu, tüm evi, mutfak dolaplarını boyadım, tamir ettim. yeri geldi testereyle dolapları kesip biçip istediğim ebata soktum, yeri geldi bilgisayarların formatını, fan temizliğini ben yaptım.
hani şu meşhur kutu vardır ya; erkeklerin ömür boyu sakladığı kutu... hah işte o kutudan bende de var. içi matkap, kablolar, havya, tornavida seti ve bağırsakları tarafımdan sökülerek dışarıya dökülmüş bir sürü elektronik aletle dolu. neden? çünkü kendi başının çaresine bakabilmek bunu gerektirir.
var tabii bilgimizin, gücümüzün yetmediği yerler ama bir şekilde üstesinden geliyoruz işte tamirciyle falan. arada olur o kadar, değil mi?
devamını gör...
filler sultanı ile kırmızı sakallı topal karınca
bir yaşar kemal kitabıdır. işin aslına bakarsanız biraz kıyıda köşede kalmıştır. elbette çokça okuyanı vardır lakin ustanın onca kitabı arasında kaybolmuş ve hak ettiği değeri görememiştir. şimdi bakınız, kuvvetle muhtemel bundan bir kaç başlık ötede siz zalımlar le petit prince'e övgüler düzüyorsunuzdur. veyahut george orwell'in ''animal farm'' başlığında napolyon'du, snowball'du, moses'tı, bay pilkington'dı dibine kadar karakter analizleri yapıp, beyin fırtınları estiriyorsunuzdur. bunlara elbette sözümüz yok. gerek antoine de saint-exupery'e gerekse orwell'a saygımız sonsuz. ama mevzu bu değil!
mevzu; yaşar kemal gibi bu coğrafyanın bağrından kopmuş, tabiri caizse türk dilinin endazesini elinde tutup, gelenin geçenin boyunun ölçüsünü almış bir yazarın, bu eserlerden hiçte aşağı kalır yanı olmayan bu muazzam hikayesinin kıyıda köşede kalmış olması... neyse 6796. geleneksel gömüş şenliklerini yaptığıma göre sadede gelmekte fayda var.
yaşar kemal bu kitabı 1977 yılında çocuklar için yazıyor. iyi ki de yazıyor. ama kitaba çocuk kitabı olarak bakmayın zira henüz fikirsel bazda büyümemiş(!) ezen/ezilen çelişkisini çözememiş, dünyadaki hakim sistemin sırrına mazhar olamamış ufaklıkların da, eğer isterlerse bu kitaptan çıkarabilecekleri yığınla ders var. geriye kalan kitle içinse kitap keyifli bir okuma eylemi ve çocuklarına bu çarpık sistemi masalsı bir dilde anlatabilecekleri bir rehber olarak tavsiye edilebilir.
hikâye hüdhüdlerin lideri ve filler sultanı'nın maşası olan ulukepez'in karıncaların yanında yedi ay kalması ve sonrasında sultana karıncalarla ilgili bilgi vermesiyle başlıyor;
''al gözüm sultanım, seyreyle sen, şimdi karıncıların hünerlerini,'' diye şakıdı. başladı anlatmaya. o anlattıkça filler sultanı kendinden geçiyordu. kendinden geçiyor, durmadan ulukepeze soru üstüne soru soruyordu.
''bir kentler kurmuşlar, hiç sorma sultanım, yerin altına... görkemli uygar kentler. ambarları yıl on iki ay yiyecek, bal
çiçek özü, tahıl, böcek ölüsü dolu, dopdolu. başkentlerini geniş ovaların tam ortalarında, özünde kurmuşlar. bu ovalar nil kıyılarından da, çukurovadan da daha bereketli. hele bir ova, bir ülke var, fil eksen biter, öyle bereketli. kuzey yanını bu ülkenin ulu ormanlar kaplamış. kaplan girse sökemez bir orman, güneyi de yıl on iki ay yemyeşil. bütün ova yıl on iki ay ağzına kadar çiçekle dolu, alabildiğine bir düzlük... doğrusu tarlalar, batısı tarlalar, can eksen biter, kuş eksen, karınca eksen, arı eksen biter.''
işte böylece filler sultanının aklına giriyordu ulukepez... karıncıların hünerlerinden faydalanmanın bin bir türlü yolunu da sultana anlatıyor ve ne yapması gerektiği noktasında öğütler veriyordu. böylece filler ellerinde bulundurdukları gücün de etkisi ile ilk olarak sultanlarına bir saray yapılmasını talep ettiler karıncalardan. gerekli güç gösterisi yapılmış, karıncaların ruhuna korku salınmıştı. sömürü çarkları ışıl ışıl, pırıl pırıl kullanılmaya hazır hale gelmişti...
sonrasında karınca toplumu için böl/parçala/yönet stratejisi devreye giriyordu. karınca aleminin en vasıfsız, en tembel, üretemeyen grubu sarıcalar filler için biçilmiş kaftandı. üretmedikleri için fillerin yardımlarına muhtaçtılrlar. filler sarıcaların karınlarını tok, sırtlarını pek tutup, onları her işlerinde kullandılar. muhbirlikte buna dahil. bunu takiben karıncalara benlikleri unutturulur. her karınca bir fildir! ancak unutulmaması gereken nokta şudur ki; karıncalar fildir ama ancak karınca kadar fildir!
ve sonrasında koca yürekli bir karınca çıkar ortaya,kırmızı sakallı topal karınca bu sömürü düzenine karşı isyan başlatır. ''dünyanın bütün karıncaları birleşirse...'' sorusu ortaya atılır, ve olaylar gelişir gider...
yaşar kemal'in bu hikâye ile ilgili hayıflandığı tek bir nokta olmuş; ''neye üzülüyorum biliyor musunuz, bu kitabı okuyanlar özellikle de çocuklar filleri belki hiç sevmeyecekler, bu bana çok dokunuyor. ne yapabilirim ki? ''
kitabın arka kapağında da şu sözlerine yer vermiştir;
''eğer insan soyunun bu en zaliminin simgesini, benzerini hayvanlar arasında arayacak olsaydım, belki timsahları bulurdum, boa yılanlarını bulurdum. yok yok, sanmıyorum ki yeryüzünde bu zalimleri simgeleyecek korkunçlukta bir hayvan türü bulabilelim...''
hadi bakalım, karıncalar uyandı. darısı insanların (!) başına diyelim. bu kadar horultunun arasında uyumakta maharet işi olsa gerek...
mevzu; yaşar kemal gibi bu coğrafyanın bağrından kopmuş, tabiri caizse türk dilinin endazesini elinde tutup, gelenin geçenin boyunun ölçüsünü almış bir yazarın, bu eserlerden hiçte aşağı kalır yanı olmayan bu muazzam hikayesinin kıyıda köşede kalmış olması... neyse 6796. geleneksel gömüş şenliklerini yaptığıma göre sadede gelmekte fayda var.
yaşar kemal bu kitabı 1977 yılında çocuklar için yazıyor. iyi ki de yazıyor. ama kitaba çocuk kitabı olarak bakmayın zira henüz fikirsel bazda büyümemiş(!) ezen/ezilen çelişkisini çözememiş, dünyadaki hakim sistemin sırrına mazhar olamamış ufaklıkların da, eğer isterlerse bu kitaptan çıkarabilecekleri yığınla ders var. geriye kalan kitle içinse kitap keyifli bir okuma eylemi ve çocuklarına bu çarpık sistemi masalsı bir dilde anlatabilecekleri bir rehber olarak tavsiye edilebilir.
hikâye hüdhüdlerin lideri ve filler sultanı'nın maşası olan ulukepez'in karıncaların yanında yedi ay kalması ve sonrasında sultana karıncalarla ilgili bilgi vermesiyle başlıyor;
''al gözüm sultanım, seyreyle sen, şimdi karıncıların hünerlerini,'' diye şakıdı. başladı anlatmaya. o anlattıkça filler sultanı kendinden geçiyordu. kendinden geçiyor, durmadan ulukepeze soru üstüne soru soruyordu.
''bir kentler kurmuşlar, hiç sorma sultanım, yerin altına... görkemli uygar kentler. ambarları yıl on iki ay yiyecek, bal
çiçek özü, tahıl, böcek ölüsü dolu, dopdolu. başkentlerini geniş ovaların tam ortalarında, özünde kurmuşlar. bu ovalar nil kıyılarından da, çukurovadan da daha bereketli. hele bir ova, bir ülke var, fil eksen biter, öyle bereketli. kuzey yanını bu ülkenin ulu ormanlar kaplamış. kaplan girse sökemez bir orman, güneyi de yıl on iki ay yemyeşil. bütün ova yıl on iki ay ağzına kadar çiçekle dolu, alabildiğine bir düzlük... doğrusu tarlalar, batısı tarlalar, can eksen biter, kuş eksen, karınca eksen, arı eksen biter.''
işte böylece filler sultanının aklına giriyordu ulukepez... karıncıların hünerlerinden faydalanmanın bin bir türlü yolunu da sultana anlatıyor ve ne yapması gerektiği noktasında öğütler veriyordu. böylece filler ellerinde bulundurdukları gücün de etkisi ile ilk olarak sultanlarına bir saray yapılmasını talep ettiler karıncalardan. gerekli güç gösterisi yapılmış, karıncaların ruhuna korku salınmıştı. sömürü çarkları ışıl ışıl, pırıl pırıl kullanılmaya hazır hale gelmişti...
sonrasında karınca toplumu için böl/parçala/yönet stratejisi devreye giriyordu. karınca aleminin en vasıfsız, en tembel, üretemeyen grubu sarıcalar filler için biçilmiş kaftandı. üretmedikleri için fillerin yardımlarına muhtaçtılrlar. filler sarıcaların karınlarını tok, sırtlarını pek tutup, onları her işlerinde kullandılar. muhbirlikte buna dahil. bunu takiben karıncalara benlikleri unutturulur. her karınca bir fildir! ancak unutulmaması gereken nokta şudur ki; karıncalar fildir ama ancak karınca kadar fildir!
ve sonrasında koca yürekli bir karınca çıkar ortaya,kırmızı sakallı topal karınca bu sömürü düzenine karşı isyan başlatır. ''dünyanın bütün karıncaları birleşirse...'' sorusu ortaya atılır, ve olaylar gelişir gider...
yaşar kemal'in bu hikâye ile ilgili hayıflandığı tek bir nokta olmuş; ''neye üzülüyorum biliyor musunuz, bu kitabı okuyanlar özellikle de çocuklar filleri belki hiç sevmeyecekler, bu bana çok dokunuyor. ne yapabilirim ki? ''
kitabın arka kapağında da şu sözlerine yer vermiştir;
''eğer insan soyunun bu en zaliminin simgesini, benzerini hayvanlar arasında arayacak olsaydım, belki timsahları bulurdum, boa yılanlarını bulurdum. yok yok, sanmıyorum ki yeryüzünde bu zalimleri simgeleyecek korkunçlukta bir hayvan türü bulabilelim...''
hadi bakalım, karıncalar uyandı. darısı insanların (!) başına diyelim. bu kadar horultunun arasında uyumakta maharet işi olsa gerek...
devamını gör...
şu an dinlenen şarkıdan bir cümle
vuslatın başka alem
sen bir ömre bedelsin.
sen bir ömre bedelsin.
devamını gör...
söz uçar yazı kalır
söz de uçar yazı da kalmaz hocam dedirten başlık. hatırlayanlar da unutulur. hatırlananlar da. zira ne önemi vardır hatırlanmanın. kişi kendini unuttukça.
devamını gör...
hi my i run
girmiş olduğum başlığın kategorisini düzeltir misiniz diye yazdım, tabi hocam diye yazdı.
hem ilgili hem saygılı.
(bkz: ideal moderatör)
sevdim onu.
hem ilgili hem saygılı.
(bkz: ideal moderatör)
sevdim onu.
devamını gör...
şimdi değil ise ne zaman düşüncesi
makinist ile son istasyon radyo yayınında kullanılacak başlıktır.
cumartesiyi pazara bağlayan gece saat 00:00 da sözlük radyosunda. radyo.kafasozluk.com/
olduğun insana kadar yaşadın hayatını. tanıdın, maceralar, sevgiler, üzüntüler, umutlar, hayaller ve hayal kırıklıkları geldi geçti birbirinin ardına.
ama buradasın, hala ve her şeye rağmen buradasın, burada olmaya da devam ediyorsun, varlığını sürdürmek için verdiğin amansız çaba istesen de son bulmuyor, istemesen de.
her yeni gün, bir öncekinin aynısını yaşıyorsun. bunun için çabalıyorsun. bunun için erteliyorsun.
bu dünyaya bir amaç için geldiğini biliyorsun fakat bu amacın ne olduğundan emin değilsin. ama öğrenmek için harekete geçmiyorsun, çabalamıyorsun.
sadece bir önceki günün aynısını veya ufak farklılıklar ile benzer bir versiyonunu yaşamaya çalışıyorsun.
döngüler, aynı döngüler, daha büyük döngüler, ama sadece döngüler.
ne zaman kırılacak bu döngüler, bahaneler ne zaman bitecek, ilk adım ne zaman atılacak.
şimdi değil ise ne zaman?
cumartesiyi pazara bağlayan gece saat 00:00 da sözlük radyosunda. radyo.kafasozluk.com/
olduğun insana kadar yaşadın hayatını. tanıdın, maceralar, sevgiler, üzüntüler, umutlar, hayaller ve hayal kırıklıkları geldi geçti birbirinin ardına.
ama buradasın, hala ve her şeye rağmen buradasın, burada olmaya da devam ediyorsun, varlığını sürdürmek için verdiğin amansız çaba istesen de son bulmuyor, istemesen de.
her yeni gün, bir öncekinin aynısını yaşıyorsun. bunun için çabalıyorsun. bunun için erteliyorsun.
bu dünyaya bir amaç için geldiğini biliyorsun fakat bu amacın ne olduğundan emin değilsin. ama öğrenmek için harekete geçmiyorsun, çabalamıyorsun.
sadece bir önceki günün aynısını veya ufak farklılıklar ile benzer bir versiyonunu yaşamaya çalışıyorsun.
döngüler, aynı döngüler, daha büyük döngüler, ama sadece döngüler.
ne zaman kırılacak bu döngüler, bahaneler ne zaman bitecek, ilk adım ne zaman atılacak.
şimdi değil ise ne zaman?
devamını gör...
hakan altun
hatırladığım kadarıyla demet akalın'la alişan'ın televizyon programına katılmamak için müziği bırakıyorum demiş ardından da müziği bırakmadığı anlaşılmış sanatçıdır.
devamını gör...
nickaltı örümcek bağlayanlar
belki de vahiy gelecektir. korkmayın.
devamını gör...
insanın gizlenecek bir şeyinin kalmaması
sosyal ağlar sayesinde fark ettiğimiz bir gerçektir.
devamını gör...
gençliğe hitabe ile dalga geçen belediye personeli
gençliğe hitabe dışında da sorun var. "koli koli diye ağlayanlar" ifadesini kullanıyor. sosyal yardıma fazla muhtaç olmak ekonominin kötü olduğunu gösterir bunun sorumlusu bilin bakalım kim ? ekonomiden sorumlu iktidar. fakirleştirdikleri halkla dalga geçmeye başladılar.
psikolojik sorunları varmış diye personeli çıkarmışlar. aynen intihar eden işsizlerin de vardı yeni moda bahane de bu oldu artık. niye çalıştırıyorsun ki zaten bunca işsizlik varken madem sorunları var liyakatsizlik olmuyor mu diye sorarlar.
psikolojik sorunları varmış diye personeli çıkarmışlar. aynen intihar eden işsizlerin de vardı yeni moda bahane de bu oldu artık. niye çalıştırıyorsun ki zaten bunca işsizlik varken madem sorunları var liyakatsizlik olmuyor mu diye sorarlar.
devamını gör...
on dakika önce yapılan aktivite
marketten ayran aldım. biraz sonra kavurmayı yiyeceğiz.
devamını gör...
iğrenç espriler
1. adamın biri taksi çevirmiş hala dönüyor.
2. röntgen filmi çektirdik, yakında sinemalarda.
3. yeni yapılmış resimlere ne denir? - ‘nev’resim.
4. türkiye’nin en yeni şehri – nevşehir
5. acıkan var mı ya? -yok bizde tatlı kan var.
2. röntgen filmi çektirdik, yakında sinemalarda.
3. yeni yapılmış resimlere ne denir? - ‘nev’resim.
4. türkiye’nin en yeni şehri – nevşehir
5. acıkan var mı ya? -yok bizde tatlı kan var.
devamını gör...
6 kelimelik hikayeler
ben sana gurbette vuslat olmayı dilemiştim.
devamını gör...
janset
çerkes kızlarının isimlerinden biri.
devamını gör...
z kuşağının sözlüklerin kalitesini düşürmesi
y kuşağı olarak; "küçüklere sevgi, büyüklere saygı gösterelim." diyorum ve hayat garip tantanalar için çok kısa..!
devamını gör...