suda çözündüğünde ortama hidroksit iyonu bırakan madde. aynı zamanda "temel" anlamına da gelen bir kelime.

bazların tadı acıdır. ph dereceleri 7'den büyüktür. örneğin ince bağırsaklarımızdaki ortam baziktir.

bazlar, asitlerle birleştiklerinde tuz oluştururlar.
devamını gör...

kürtleri değil, bölücüleri sevmiyoruz. ama hem arapları hem de arapçıları sevmiyoruz.

dünyadaki en eski mikromilliyetçi ırktan bahsediyoruz sonuçta... 2 sene önce hazırlık okurken, sınıfım 14 kişi ile başladı. sınıfta 3 arap, 1 de faslı bir kız vardı. faslı kız gayet cana yakın ve iyi birisiydi herkes onunla zaten iyi geçindi. fakat araplar pek de öyle değildi... 3 arap ile başladık döneme, 1 ay geçmeden 5 oldular, 1 ay sonra 7, kur bitiminde 8... sonraki kura çıktık sınıf 27 kişiydi 14 arap, 12 türktü son olarak. o 2 kişilik fazla oluşları bile sınıfı küçük arabistan' a çevirmelerine yetti. hoşgörü 0, saygı 0, insanıyet 0'dı.

artık sınıfta bağıra bağıra arapça konuşup, sesli gülüp duruyorlardı. derslerde bizim hakkımızda bir seyler konuşup duruyorlardı. biz arapça bilmediğimiz için anlamıyorduk. kızlara bakarak arapça bir şeyler mırıldanır oldular, hatta bizim yanımızda bizim ülkemizi, ingilizce konuşarak kötülüyorlardı. kötülerler tabi... elin yemenli'si 5000 dolar verip bu ülkenin herhangi bir özel üniversitesinde sınavsız girip okuyabiliyor. orada bir kavga çıksa, döviz getiren arap değil, g*tünü yırtarak, gece 4'lere kadar test çözmüş ben suçlu olacaktım. yanan tam bursum olacaktı. ne de olsa bu ülkede benim gibi tonla genç var, 1 tanesi gitse koymaz ama 5000 dolar döviz getirene muhtaç olduğu için kayıp olacaktı. 18-20 yaşında bir arap bile yabancısı olduğu ülkenin vatandaşına, sırf bulunduğu ortamda fazla oldukları için ayrımcılık yapar oldular düşünün...
devamını gör...

olmuşum. beni siz var ettiniz*.
devamını gör...

3 kişilik arkadaş gruplarında olur genelde. kaldırıma sığmazlar, plan yaparken dahil edilmezler. 2 kişilik arkadaşlıklar candır.

edit: anlatım bozukluğu.
devamını gör...

yaşadığı çevrede egosunu tatmin edemeyen insanlardır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bize olsa çalıp parçalayıp içindeki metalleri hurdacıya satarlar. direğin tepesinden geçen bakır elektrik kablolarını bile çalan adamlar buna neler yapmaz allasen. bizim insanımızda genel olarak bir çıkarcılık ve ahlak sorunu var.
devamını gör...

çocuk önce o ailede, o evde, bir "yer" inin olduğu, ihtiyaçlarının karşılanacağı, ve bunları onun "hak" kı olduğu için aldığını, bilecek, hissedecek.. şüphe duymayacak..

(anne babanın "verdiği" şeyleri telafuz etmesi çok sağlıksız, bence ahlaksız birşeydir, zaten çocuğun hakkıdır, o verilenler, çocuklar borçlu hissettirilmemelidir.. )

çocuğun "herşeyi" düşünmeye, fikrini söylemeye,,"sormaya" hakkı olduğunu, ona cevap vererek, bilgi vererek, anlamasını sağlayarak, gösterilmeli, hissettirilmeli.. yaşatılmalı.. aynı şekilde kendine ait alanın da onun hakkı olduğu, ve oraya onun izni dışında girilmeyeceğindende emin olmalı

çocuk varlığının görülür, ev halkı içinde +1 olarak eklenmiş, sayılan, değeri olan birşey olduğunu, hiçbirşey vermeden, ileride vermesi gerektiği ima edilmeden, zaten var olmakla hak ettiği, ve "hakettiğin" için, "bunlar senin hakkın" diyerek verilmiş imkanlarla büyüyor olmalı

bu imkanlar için çekilen sıkıntıları, istemeyerek yapılan mesaiyi "verilen" emeği anlatan anne baba da, çocuk yüzünden mutsuz olduğu mesajını, isteyerek/istemeyerek "verdiğini" bu durumdan memnun olmadıklarını, çocuğunun ihtiyacları için çalışmak zorunda kaldığını, yapılanların anne baba oldukları için değilde, isteyerek değilde, bir karşılığı olduğunu bilerek yaptıklarını, ve tabi bir beklentilerinin olduğunu da yerleştiriyorlar çocuğun kafasına bence..

komşumuzun 3. çocuğu olacak, tabiki önce diğer çocuklarla konuşulmadan.. varolan iki erkek çocuktan büyüğü demişki, 10 yaşında kendisi, üzülmüş filan, hatta ağlamış galiba, "ben şimdi babama birşey olursa bir kişiye daha nasıl bakacağım, ona birşey olursa hepinize benim bakmam lazım" demiş..
bu bakmak işi var ya..
yani çocuk ona bakıldığını düşünüyor, ona bakılmasının bir karşılığı olduğu öğretilmiş maşşallah, onu anlamış o güne kadar duyduklarından, karşılığını düşünmüş filan, borçlu hissediyor, onu nasıl yapacağının derdine düşmüş, yani annesini babasını kendine güvenen, kendine yetebilen, hayatını sürdürebilen birileri olarak tanımamış, ona ihtiyaç duyulacağı kesin ve o yükü bugünden taşımaya başlamış..

bilmiyorum bana normal gelmedi, 10 yaşındaki çocuğun bu yükle yaşıyor olduğunu böyle öğrenmek.. ama annesi çok duygulanmış... te allahım ya...
yıl olmuş 2020 dikkatinizi çekerim, evlerinde çocuklar için 1 oda var, her türlü teknolojik imkan var ama faydalı birşeye kullanacak zihniyet yok, vizyon zaten o apayrı bir konu...

varlığına "hakkı olduğu çin" saygı duyularak büyüyen çocuk, neye hakkı olduğunu, "görmüşse" öğrenmişse, haklarını rahatca almış ve kullanmışsa, başkalarının haklarınıda tanıyor, çalışınca o maaşı hakettiğininde farkında oluyor, yada zaten hakkettiği herhangi bir şey verildiğinde, hiçbirşey hakettiğini düşünmeyen insanlar gibi, aşırı teşekkür edip, sanki yaptığının bir değeri yokmuş gibi, ezik davranmıyor, işte bu özgüven buradan geliyor bence..

çocukken hiçbir hakkı karşılıksız verilmemiş biri, büyüyünce de hiçbirşey haketmediğini zannediyor, istemeyi bilmiyor, çünkü hiçbir hakkını görmemiş verilmemiş, zaten hakkı olduğu için verilmemiş hiçbirşey.. "
bunu sana ben veriyorum" ben "verdim" şu, şu kadar ediyor, bunun değeri bu kadar, bu kadarlık yere gönderdim diyerek veriliyor..
bir hesap bir muhasebe var, hesaplar çocuğa yansıtılmış.. işte bu yüzdendir, 50 yaşına gelmiş orda burada birşeyi başarsa bile buna inanamayan onu bile annesine veren güya hediye eden insanları görüyoruz, "niye sen almıyorsun kardeşim, niye kendine almıyorsun, karşılığında verdiğin senin emeğin, ödülüde senin hakkın" çünkü ödenmekle bitmeyen bir borcu var sanıyor" çünkü borçlu hissettirilmiş..

tabi kendi imkanlarını, şahsi ihtiyaçlarından vazgeçerek önceliği çocuğu olmuş ve çocuğuna kullanmış ve bunu yüzüne vurmamış anne babaları ayırıyorum..
(bihter ziyagilin meşhur "tabi siz... diye başlayam, uzun cümlesi gibi oldu :) bunlar özü iyi olan insanlar, hem çocuklarına hem çevrelerine karşı, heryerde iyiliği tercih eden insanlar..

ama imkanı olupta çocuğuna kullanmayan, kullandıklarınında, maddi karşılığını sürekli telafuz eden, ima eden, anne baba, çıkarcıdır, oportünisttir, bencildir, onlar heryerde öyledir, ve öyle herşeyde travmalar yüzünden olmuyor, bildiğin kötü olduğu için oluyor, anne baba olunca ne yaparsa yapsın o artık iyidir diye birşeyde yok bence, çocukları üzerinde psikolojik olarak egosunu tatmin etmek de sömürmektir, ben anneyim ben babayım diyerek, her istediklerinde susturmak kısıtlamak da haksız güç kullanmaktır, ve herşey cahillik de değildir, bazı şeyler "kötülük"tür...

birde, çocuğuna tapan her istediğini yapanlar var, onlarda çocuğa hak etmesede istediği herşeyi almayı/ alabileceğini öğretiyor, halbuki kendiside yapmak zorunda değil ama sevgisini gösterdiğini sanıyor, çook yakınımda bir örnek var çocukluk arkadaşım ve oğlu, resmen maymun ediyor annesini, çocukta zorba (yaşı 6), kalk diyor annesine vitrinde ne istediğimi bul, kadın tek tek veriyor, çocuk o arada boğulurcasına ağlıyor, çığlık atıyor, bir yandanda söylemiycem sen bulucaksın diyor.. anne tek tek o vitrindekileri eline alıp soruyor, bu bitince anne devam ediyor şimdi ne istiyorsun (şimdi haketmediğin ne istiyorsun? hakkın olmayan neyi alacaksın? neyi emredeksin? yaptıracaksın?) ben gittiğimde banada ordan kalk ben oturucam filan diyor, annesi babası diyorki istediğini yap nolur.. gerisini anlatmayım..

benim çocuğum yok bu arada.
bilinçli olarak çocuksuz olmak kararımdan sebep, yok. iyikide bugüne kadar olmamış, bunlar bugün bu yaşta (42) üzerine çok düşündüğüm için, kendi yaşadığım sorunları araştırırken farkettiğim şeyler, herşey bencil insanlardan duyduğum rahatsızlıkla başladı aslında, nasıl oluyorda diyordum herşeyi kendine hak görüyor, hakkı olmadığını bile bile istiyor birde, ve çekinmiyorda, haksızlık olduğunu biliyordur diyordum, sorun haksızlıktan, adaletsizlikten rahatsız olmayan insanlar, herşeyi kendine hak gören insanlar.. (bakınız rte)

özgüven değil bu, özgüvenin altı dolu olur, adil olur, hani karizmatik dediğimiz insanlar var ya, hani çok yakışıklıda değil, ultra güzelde değil ama çok karizmatik deriz, empatiymiş bu insanların ortak özelliklerinden biri, empatid ve adaletle ilgilidir, bence bu insanlardaki özgüven de farkındalıklarından geliyor..

inşallah sonuna kadar okumuş ve beni anlamışsınızdır .
devamını gör...

yayına iştirak etmenizi beklediğim, etkileşimi yüksek ve en önemlisi keyif veren bir akşam olmasını umduğum yayın. geçen haftanın heyecanını bir parça daha atarak, üzerine koya koya* gitmeyi hedefliyoruz, sevgiler.
devamını gör...

harikulade bir martin scorsese filmidir. 1990 yılında izleyiciyle buluşmuştur. nicholas pileggi'nin, wiseguy adlı kitabından uyarlanmış, gerçek bir hikayedir.
başrollerinde ray liotta, joe pesci, robert de niro gibi mükemmel oyuncular bulunmakta. hele joe pesci öttürüyor bu filmde...

the godfather'dan sonra mafyayı anlatan en iyi filmdir. konuları işleyişlerinde farklılıklar olsa da mafya denilince akla gelen ilk iki film bunlardır. ve ikisi de tam bir şaheserdir. izlemediyseniz bu tanım sizin için bir işaret olabilir, muhakkak izlemenizi tavsiye ederim.
son olarak müzikleri sahneye cuk oturan, dönemini kasıp kavuran, şahane eserlerdir. sadece şu bile yeter;


gerisi spoiler..



şimdi filmi sizlere kısaca tanıtacağım.
filmimizde mafyanın içinde bulunan ve daha sonrasında içinde bulunduğu mafyayı ifşa eden henry hill'in hikayesi anlatılmaktadır.
henry küçüklüğünden beri mafyaya dahil olmak istemekte. bunun için de fazlasıyla azimli. en nihayetinde istediğine kavuşuyor ama sonu hiç beklediği gibi çıkmıyor.

ray liotta, henry hill rolünü muazzam canlandırmıştır. tabii bunda martin scorsese'nin etkisi çok büyüktür. aynı zamanda henry hill'in de katkılarıyla ya da taktikleriyle ray liotta, henry hill karakteriyle özdeşleşmiştir.

joe pesci filmde tommy devito rolünü öylesine güzel, öylesine karakterle bütünleşerek canlandırmış ki inanamazsınız. yine bu rolüyle "en iyi yardımcı erkek oyuncu oscarı" nı kazanmıştır. daha önce kesinlikle denk gelmişsinizdir ya da duymuşsunuzdur "funny how" sahnesini. işte o kısacık sahnede dahi joe pesci'nin enfes oyunculuğunu net bir şekilde gözlemleyebilirsiniz. buyurun gözlemleyin;


ve robert de niro. canlandırdığı her karakteri en iyi şekilde yansıtan, yılların eskimeyen karizmasıdır kendisi. filmde jimmy conway karakterini canlandırmakta. yer yer iyi yer yer kötü ama hep çıkarlarına göre hareket eden biri. gel gör ki hep karizmatik.

son olarak yönetmen martin scorsese tam bir dehadır. bunu; filmdeki çekim tekniği, hikayenin akıcılığı, benzersizliği karşısında mest olurken fark edebilirsiniz.

ufacık bilgilendirme de salayım. gerçek hayattaki henry hill'imiz, filmden ziyadesiyle memnun kalmış ve herkesin henry hill'in kim olduğunu bilmesi gerektiğini düşünüp tanık koruma programında olmasına rağmen kendisini açık etmiştir. bu durum sebebiyle fbi henry hill'i tanık koruma programından çıkarmıştır.

son sözü muddy waters söylesin o halde; *


devamını gör...

varlığıyla öyle girmiştir ki hayatımıza olmayışını düşününce bile bitmişlik hissi verir.
para mesela yok olduğunu düşünürsek kaosu ile küçük bir kıyamet doğurur özellikle bankalar için.
devamını gör...

aslında sen dolapta olduğunu düşünürsün ama senden önce davranıp yok etmiştir kardeşlerin.
devamını gör...

-yeni mi
+hayır perwolle yıkandı.
devamını gör...

doğduğumdan beri baktığım karşıki dağlar ve dere.
yakında 46 yıllık olacak manzaram.
çaykara
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

başarmak için çok uğraşmak, birçok zorlukları yenmek için çabalamak.
devamını gör...

burdan seçilebilecek gülüşlerdir...



benim ki hayati hamzaoğlu olsa da kazım kartal'ın gülüşün sonuna eklediği 'göötürün' nidası da gönlü mü çalmıyor değil.(u: nııııııaahahahahahhahahahahahhahahahhahahhahaha(:)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kusura bakmayın ama benim bu kulübe başkan olmam lazım. *
devamını gör...

çok şükür bu gece de yaşıyor, neşeli rolümü icra ettim. gecenin bu kadar cömert olduğuna pek sık rastlayamadım doğrusu. insanlar arasında bu maskeyi takmak belki de en doğrusu. kimse bu karanlığa girmek zorunda değil en nihayetinde.
gel bakalım kadim dostum karanlık; gel ki gerçekler üzerimde tüm ağırlığıyla varlığını sürdürebilsin.
bilmiyorum ne zaman piyango vuracak bana ? hemen olumlu anlamayın lütfen. bu beden ebedi istirahata kavuştuğunda belki de bedel ödemek devri son bulacaktır. belki de karanlık bitecek aydınlık başlayacaktır. ama söz konusu benim ya, yine de hayâl ederken bile temkinli olmakta fayda vardır. dedim ya söz konusu ben olunca, bu bedel ödenmek için bu karanlığın ne kadar daha büyümesini bekleyecek ? bu soruya cevap aramak sanki uzayda yıldız aramak misali.
hayat denen hesap masama gelmiş, bekliyor bedelini ödememi. artık takatim kalmadığını hissediyorum, gücümün son zerreleri harcanıyor sanırım. eninde sonunda ebedi istirahat kapımı çalacak, yeni dostum o olacak...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim