birçoğu kitaptan kitaba değişmekle birlikte ihmal edilebilir şeylerdir. ama bir tanesi var ki sinir bozması için kitabın sadece evrensel olarak algılanabilir şeklinde olması yeterli.

bir yere uzanmış kitabınızı okuyorsunuz. okuduğunuz muhtemelen heyecanlı da bir şey ama gözleriniz hafiften kayıyor. arada göz kapaklarınızın kapandığını fark etmenize rağmen ısrarla "bari şu bölümü bitireyim" diye direniyorsunuz. o sırada, yani siz tüm dikkatinizi satırlara verdiğiniz sırada, evet tam o sırada burnunuzun üstüne paaat diye bir şey düşüyor. burnunuzun direği ve gözlük kullanıyorsanız göz çevreniz okuduğunuzun kitabın ağırlığıyla doğru orantılı olarak sızlıyor. o tok sesle birlikte sinirlenip gözlerinizi birden açıyorsunuz ki her yer karanlık, yüzünüzdeki ağırlıkla uyuyakaldığınızı fark ediyorsunuz. yüzünüzden kitabı kaldırdığınızda etraf aydınlanıyor. bütün bunlar da sadece bir iki saniye içinde olup bitiyor. inadınızın durumuna göre de bu vurdulu kırdılı sahne dört beş defa tekrarlanıyor. ne tipo'su ne çeviri hatası, şunun kadar sinir bozucu başka bir olay bilmiyorum.

sırf şu sebepten kendimi hep tavana yansıtılabilir ve el ya da baş hareketiyle çevrilebilir bir kitap düzeneği icat ederken hayal ediyorum. sonra vazgeçiyorum, kesin biri yapmıştır bunu diye. burnum yamuldu yamulacağı kadar zaten, höf. *
devamını gör...

kuantum fiziğinde, bir parçacığın olası tüm kuantum durumlarının aynı anda birlikte var olması durumu. bu durumun en iyi örneği, makro dünya üzerinden schrödinger'in kedisi adlı düşünce deneyi ile verilebilir.

bir başka örnek, bilgisayarların çalışma prensibi üzerinden verilebilir. bilgisayarın en küçük veri birimi olan bit, yalnızca 0 ve 1 olmak üzere iki değer alabilir. bir bit ya 0 ya da 1 değerini alır, yani belirli bir anda bir bitin değeri belli ve tektir.

kuantum bilgisayarlarda en küçük veri birimi kübittir. kübitler aynı anda hem 0 hem de 1 değerini alabilir.

kübitin belirli bir andaki değerini öğrenmek maksadıyla ölçüm yaptığımızda, hem 0'ı hem 1'i aynı anda göremeyiz çünkü ölçüm, yani gözlem yapıldığında, kübiti temsil eden parçacık bunlardan sadece birini rastgele olarak seçer ve tek değere sahip olur. bir başka deyişle tek bir duruma çöker. bu duruma dalga fonksiyonunun çökmesi denir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sanatçı: théodore géricault
yılı: 1818-1819
sergilendiği yer: louvre müzesi, paris

éricault’nun 27 yaşında tamamladığı medusa’nın salı, fransız romantizm akımının en önemli eserlerinden biridir. tablonun adını duyunca aklınıza yunan mitolojisindeki yılan saçlı figür gelmiş olabilir ama bu tablodaki başka bir medusa.

afrika açıklarında yol alan bir fransız donanma gemisi olan medusa, 2 temmuz 1816 tarihinde moritanya’da kıyıya oturdu. üç günlük kurtarma çabalarının ardından tayfa ve yolcular geminin altı küçük sandalıyla kurtulmaya çalıştı. ancak 400 kişiyle yola çıkmış olan gemi, sadece 250 kişiyi kurtarabilecek kapasitede sandala sahipti. sonuç olarak, 146 erkek ve 1 kadın ağaçtan yapılmış bir sala bindi.

sadece bir paket bisküvi, iki fıçı su, birkaç fıçı şarap olan salda insanlar 13 gün boyunca cehennemi yaşadı. şartların güçlüğü, saldakilerin sıkça kavga etmesine; kimilerinin denize atılmasına kimilerinin kendini denize atmasına ya da canlı canlı yenmelerine sebep oldu.

nihayet saldakiler kurtarıldığında sadece on beş kişi kalmıştı. bu olay, kazazedeleri kurtarma anlamında hükümetin yeterince hızlı hareket etmediği gerekçesiyle büyük yankı buldu.
devamını gör...

az önce masayı toplayıp, sözlükte karşıma dikilen başlıktır. bizim genlerde çok aktif olan bir durumdur, 7 göbek böyleyiz.

sağlıksız olduğu söylense de gün içinde yeterli enerji harcanıyorsa, gece yemesi gibisi yoktur. en iyi öğle yemeğini 3'e katlar. akşam yemeğinden o hazzı alamazsınız. sabah kahvaltısında görseniz beğenmezsiniz, gece muazzam bir tat olarak düşer damağınıza. yiyiniz efenim, üstüne de çay içiniz. afiyet olsun.
devamını gör...

merhaba sevgili portakallar!
90'lar türkçe pop ve umut dolu şarkılar konseptinden sonra yeni konseptimizi sizlere bildirmekten mutluluk duyuyorum!
önce 90'lara gittik çocukluğumuza indik, sonra umut dolu bir gece ile neşelendik, peki sırada ne var?
hazır yaz gelirken ve yavaş yavaş bir yerlere kaçma isteğimiz artarken, canımız buram buram "gitmek" çekiyorken dedim ki biz bir "yol şarkıları gecesi" yapalım.
hani bir yolculuk sırasında yolun bizi götürdüğü yere giderken o yolu bize daha çekilir kılan, gideceğimiz yere daha çabuk ulaştıran şarkılar vardır. hem dinlerken mutlu eder hem de gideceğimiz yer için enerji depolar bize.
işte o şarkıları çaldığımız bir gece olmasın mı? gideceğimiz yere giderken "kafa sözlük yazarlarının seçtikleri şarkılardan oluşan çalma listesi" ile gitmeyelim mi ha?
bence gidelim!
efendim o zaman her hafta olduğu gibi bu hafta da tatlı ses kayıtlarınıza talibim. kayıtları mail ya da discord üzerinden bana ulaştırabilir, istediğiniz zaman mesaj atabilirsiniz.
son gün çarşamba öğleden sonra.
o zaman gelsin afiş!
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çok da şaşılmayacak bir durumdur. iyi insanların etik kuralları vardir cunku ve de vicdani. bel alti vurmak, turlu oyunlarla is cevirmek cok da tercih ettikleri bir yol degildir ki. hal boyle olunca cok da kazanamazlar*. saka saka, esasinda kaybetmis gibi gorunurler ama kazanirlar. insanin onurunu, vicdanini dahasi karakterini kaybettigi noktada kazandigi ne olabilir ki?
devamını gör...

kokulu silgi kullananların entellik seviyesi, başlığını açardım sanırım. *

çok sevdim bu başlığı ya. * yazın yazın, okuyalım!
devamını gör...

iyi ki filozofların doğru veya yanlış, düşünmekten, düşünme aşkından başka kaygıları yok.

tarihteki gerçek düşünürler yaşadıkları dönemde kendilerini siyasilere veya topluma kabullendirmek, statü ve bir takım ayrıcalıklar elde etmek için gerçek düşüncelerini söylemekten geri kalmamışlar. en baskıcı yönetimlerde dahi alaylı veya hicivli üstü kapalı bir şekilde söylemiş, yazmışlar. machiavelli'nin prens'i en güzel örneğidir mesela bunun.

yaşadıkları dönem ve çevre, fiziksel, psikolojik rahatsızlıkları vs... beğensek de beğenmesek de hepsinin düşüncesine hükmetmiştir. mesela aynı siyaset felsefesi ve toplum sözleşmesi başlığı altında okutulan j.j. rousseau'nun ''doğa durumu'' ve t. hobbes'in ''doğa durumu'' birbirinden ne kadar farklı ve tam zıttır. birinde insanın özü iyi, diğerinde kötüdür. aynı şeyleri okuyan düşünürlerin biri anarşizm düşüncesini geliştirirken diğeri ''bırakınız yapsınlar'' der. ya da kimi büyük filozoflar evrensel bir ahlak yasasına ulaşılabileceğini düşünürken diğeri böyle bir şeyin ancak ütopyalarda mümkün olabileceğini söyler.

velhasıl filozoflar peygamberliğe veya tarikat liderliğine soyunmamışlardır, sonuna kadar eleştirmeye hakkımız vardır.

bilgimiz ve seviyemiz ölçüsünde.
devamını gör...

bazen içine sıkışıp kaldığım düşlerden uyandığımda, her zamankinden daha çok üşüyor ruhum. bu düşlerden uyanıp aynaya bakıyorum, her şey hatırladığımdan çok daha farklı, fakat kabuğumun içine indikçe minicik bir parça kalıyor orada, işte tam orada. onu görüyorum. yanından yöresinden toz fırtınaları geçiyor, kendini nasılda muhafaza etmiş yahu diyorum. bir şişe, içinde artık sararmış bir kağıt ve şişenin etrafı hala ıslak. ah.. anladım muhafaza etmemiş ki, gerek kalmamış onu zaten benden başka görmeye gelen olmamış ki. ama bu göl diyorum tamamen kurumuş, toprak nasılda çatlamış. öyleyse bu şişe nasıl ıslak! nasıl bu göl bu şişeyi yeniden verdi bana?

kızmıyorum. hemde hiç. kendimden başka kimseye kızmam zaten ben fakat bu sefer kendime dahi kızmıyorum. çünkü o şişeyi açıp okumak herkes için zor, banada zor.. yakınıyorum fakat bende okumayacağım işte, özür diliyorum.

yanımdaki kadını tanımıyorum, bembeyaz bir teni var. bu teni de boyayan bir kırmızı.. tam alnının ortasından simetrik bir kesi atılmış. ama diyorum koca adamlara 'yemin ederim ben yapmadım!' nasılda ağlıyorum fakat dinlemiyorlar bile.. 'bakın!' diyorum o yaradan bende de var, bana da yaptılar diyorum.. 'kim yaptı?' bilmiyorum ki işte onu. dolabın içindeydim ki ben. hatta o kadın koydu beni dolaba.. 'bilmiyorum, görmedim, görmedim!' hayır diyor 'sen yaptın! sen yaptın!'
kadın ölmüş..
elindeki şişeye bakıyorum, kırılmış..
ne? şişe mi?
hatırama düşüyor.. 'o adamın yüzüne bu şişeyle geçireceğim!'
'olmaz!' diyorum, şişenin içindeki kağıda bakarak. 'sus sus, gir şu dolaba!'
devamını gör...

kelimeler edebiyatın “beyaz tavşanı” dır. onların peşine takılırsanız sizin düşsel alemlerde çılgın maceralara götürür. bir ağaç kovuğundan yuvarlanıp hayal alemlerine dalabilirsiniz, bir fırtınaya kapılıp umulmadık arkadaşlar edinebilirsiniz, hiç büyümeyen bir çocuktan uçmayı öğrenebilir, yel değirmenleri ile savaşmanın bilgeliğine erebilirsiniz. görünmez canavarlar başınız belaya girebilir, zamanda yolculuk yapıp; devler ülkesinde bir cüce, cüceler ülkesinde bir dev olabilirsiniz. ıssız bir adada tek kişilik ya da iki kişilik bir medeniyet kurabilir, benzer bir adada deniz kabuğu sırasının size gelmesini bekleyebilirsiniz.

önünüz sıra yürüyen kelimeler sizi her yere götürebilir. galeano rehberliğinde çıkarsanız bu yolculuğa daha tatmin edici bir seyahat olabilir bu. hele yolda jorge louis borgesde size katılırsa tadından yenmez bir gezi olacağı kesindir.

sizden evvel yürümüş insanların ayak izlerini takip ederek ya da daha önce hiç yürünmemiş bir yol seçerek, elbette frost’a da bir selam çakarak yolculuğunuzu renklendirebilirsiniz. yeter ki önünüzde yürüyen kelimeler olsun.

galeano okumak her zaman büyük bir keyif, balonla dünyayı dolaşmak gibi, kanatlanıp uçmak gibi, bir devin iç cebinde gezinmek gibi.
devamını gör...

sevgisizleşen her şey sessizleşir.ilişki de dahil.birbirinize veda eder, yolları ayırırsınız.kalan sağlar sizindir.
devamını gör...

fikret kızılok'un "gecenin tam üçünde" diye şarkısı var ama bir başka şarkıda "sabahın tam üçündesin, dertlerin en gücündesin" de diyor. yani fikret'in çözemediğini biz hiç bulamayız. en iyisi sadece şarkı dinlemek.
devamını gör...

birkaç gün önce yolda görmüştüm bunu bir seyyar köfteci aracında yazıyordu. güzel olmuş, çok gülmüştüm.
benden ucemak'a gelsin. (gülücük)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

haluk tolga ilhan ve ali ekber kayış tarafından 2011 senesinde kurulmuş olan ve halk müziği yapan müzik grubudur.


ervah-ı ezelde, ozanca ve revan isimli üç albümleri bulunmaktadır. ilk albümlerinin yayınlanmasının ardından iki kurucu arasında çıkan anlaşmazlık sonucunda haluk tolga ilhan gruptan ayrılmıştır.

bence ozanca adlı albümlerindeki yorumlar ayrıca güzeldir.
(bkz: kirpiğin kaşına değdiği zaman)
(bkz: şifa istemem balından)
(bkz: bir ay doğar ilk akşamdan geceden)

dinlemek isteyenler için, grup abdal youtube kanalı
devamını gör...

bende cafe sahipleri'nin düşüncesizliğini yazayım.kapalı mekanları dışarıdaki sigara kokusuyla doldurup burada sigara içilmiyor diyorlar pişkin pişkin.sigara içmeyen için o koku ne berbat koku bilemezsiniz.uyarıncada sanki senin de içmen gerekiyormuş gibi tuhaf davranışlar sergiliyorlar.içmiyorum kokusunuda içime çekmek zorunda değilim.anlatamıyorum da derdimi.
devamını gör...

eylül ayında california'da bir ormanda bu partiyi düzenleyen çiftin kullandığı havai fişekler yüzünden çıkan orman yangınını ancak kasım ayında durdurabilmişlerdi. bu örneği buraya bırakayım.
tanım: bir parti türü.
devamını gör...

"boş insanlar ile, içi dolu hayaller kuramazsınız."

bu sözünü ilk okuduğum günden beri kendime, hayatıma rehber edindim ve şahsen benim ciddi işime yaradığını söylemeliyim.

charles bukowski, bu sözü sadece söylememiş hayatında uygulayabilmiş ise iyi yaşamış olacağına inandığım bir meseledir.
devamını gör...

cahil, anlattığını anlamak istemeyen insanla muhatap olmak.
devamını gör...

hijyen ve terliklerdir. adam gibi bir terlik verin kardeşim. bir terlik giyiyoruz taban kalınlığı 0,00000001 mm.
devamını gör...

hiç kimse göründüğü gibi değil biraz dikkat et.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim