başrollerinde robert de niro ve robin williams ve onların muhteşem oyunculukları olan, bu zamana kadar nasıl izlemedim diye üzüldüğüm, dr. oliver sacks'ın uyanışlar isimli romanından uyarlanmış müthiş film.



hayatlarının çoğunu uyku hastalığı encephalitis lethargica sebebiyle komada gibi geçiren hastaların, dr. sayer * tarafından uygulanan bir tedavi ile beyindeki dopamin seviyesini arttırıcı işleve sahip el-dopa adlı ilaç sayesinde uyanışlarını anlatır. önceleri her şey yolundadır ama belki de kaybettikleri yılların telafisi olmamasının ağırlığı ile hastalar bir süre sonra eski hallerine geri dönerler. filmin sonunda verilen bilgiye göre dr. sayer ve ekibi devamında da tedavilere ve araştırmalara devam etmişler ama hiç birisi ilk seferdeki kadar etkili olmamış maalesef.

dr.sayer ve eleanor arasında geçen kısacık ama beni çok etkileyen bölümü de iletmek isterim.
s: ona iyi bir olduğumu söylemişsin. tekrar geri almak için hayat vermenin nesi iyi?
e: hayat hepimize verilir ve geri alınır.
s. bu bana neden teselli olmuyor?
e. çünkü sen iyi birisin...çünkü o senin dostun.



çıkarılacak çok ders olan, mutlaka izlenmesi gereken bir filmdir.
devamını gör...

allah beterinden saklasın.
devamını gör...

ne zaman bardağıma su koysam geliyor, biraz içiyor, sonra patisini daldırıyor ve çekip gidiyor.
iç biraz bari vicdansız!
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gerçekten yakışanı var, zarif bir bilekte zarif bir hal hal güzel durur.
devamını gör...

sigara böreği.
devamını gör...

düsturumuz belli !

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

okuduğum en acıklı hayat hikayelerinden birisine sahip henry molaison. 27 yaşında geçirmiş olduğu bir ameliyat sonrasında, öğrendiği yeni bilgileri uzun süreli hafızaya aktarma yetisini kaybeder. böylelikle ömrünün sonuna dek ebedi bir "şimdinin" içine hapsolur.

henry molaison, 9 yaşında geçirdiği bir kazada kafa travması yaşar. bu kazadan sonra bitmek bilmeyen epilepsi nöbetleri geçirmeye başlar. 27 yaşında gittiği hastanede, beyin cerrahı dr. william scoville kendisini ameliyat edebileceğini söyler. ömrünü nöbetlerle geçirmek istemeyen molaison, ameliyatı kabul eder.

scoville, amigdala ve hipokampüsün de içinde olduğu beynin bazı bölümlerini ameliyatla alır.

epilepsi nöbetleri sona ermesine karşın, büyük bir sorun ortaya çıkar. henry, yeni bilgileri uzun süreli hafızaya dönüştürmemektedir. uzun zaman önce tanıdığı insanları hatırlamasına rağmen, yeni gördüğü insanları hafızasında tutamamaktadır. daha önce gördüğü doktorların yüzünü hatırlayamamış, hastaneye niçin yattığını bile söyleyememişti. henry yeni anılar oluşturamadığı gibi geleceği de düşleyemiyordu.

bu durumun ne kadar acı olduğunu biraz anlayabilmek için şu andan itibaren hiçbir yeni bilgi öğrenemediğimizi, tanıştığımız kişileri bir daha hatırlayamadığımızı hayal edelim. bu yazıyı okuduktan sonra sanki hiç okumamış gibi hayata devam ettiğimizi düşünelim. ebedi bir şimdi...

molaison'da ortaya çıkan bu durum, bilim dünyasında da bellek ilgili çalışmaları da derinleştirdi.
ilk olarak bellek işlevlerinin kısa ve uzun dönem bellekleri olarak ayrıldığı ortaya çıktı. bir başka ayrım ise, kişinin kendi hayatıyla ilgili anısal belleği ile dünyanın genel anlamda tanınması arasında ortaya çıkan ayrım oldu.
henry molaison'da görsel, mekansal, yer yön belleğinde de problem ortaya çıkmıştı. bu durum hipokampüsteki özel bir hücre tipinin yer ve yön bulmada işlev gördüğünü ortaya koydu.

henry molaison 2 aralık 2008 tarihinde hayata veda etti. bilim dünyasında 55 yıl boyunca h.m. olarak bilinen vakanın henry molaison olduğu da o zaman açıklandı.
devamını gör...

içi kaynar yağ dolu tencerenin kapağını kulpundan tutmak yerine yanından tuttum.

'elim yanıyor olamaz' dedim, ısrarcı davrandım, 'yok artık' dedim 'olamaz böyle bir şey' dedim, bir buçuk iki saniye içinde üç ayrı parmağım su toplayacak kadar yandı.

elim dondurulmuş bezelyenin içinde gidildi mecbur nöbetçi eczaneye. nöbetçi hanıma 'elimi söndürebilir misin' dedim ? 'silverdin' dedi. ve '13 tl' dedi. bu kadar. başka hiç bir açıklama yapmadı bile. 'hametan diye bir krem vardı onu da mı alsam' dedim? eczacının bana bir bakışı var. sanki kolunu istedim. al bunu git bakışı yaptı. konuşmadı bile. tabi silverdin mucizesinden haberimiz yoktu, bileydim etmezdim bu ayıbı.

lan bunu kim bulduysa umarım en iyi kadınlarla-erkeklerle o sevişiyordur, en iyi yemekleri o yiyordur, en iyi içkileri içip iç huzura kavuşmuştur. bildiğin iyileştirdi adam/kadın iyileştirdi beni.* yaklaşık bir buçuk saatte elimi yarım yamalak kullanabilir hale geldim. minik bir sızı, kaynar kapağı tutmamamı hatırlatacak bir sızı.

mucize bir krem. elim kolum yanmasa bile kullanacağım artık, kesin başka bir şeylere de iyi geliyordur bu. silverdin sürünüp cehenneme girsen zebani döversin öyle etkili.
devamını gör...

ana dilde depresyona girme yöntemi olarak dinlenebilecek müzik türü.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ben bir garip aşığım..
köşe bucak kaçar.. kovalanirim..
bana her yer bahar bahçe..
siz atışın ben köşeden bakarım..
devamını gör...

millet olarak gelişmenin ilk adımı kendi ırkını sevmek ve onu yüceltmek için ileriyi hedeflemekten geçen. bugün gıpta ettiğiniz, modern gördüğünüz avrupa hayali ile yanıp tutuşurken benim gibi insanların arap nefretini aşağılayan bu hümanist kişiler avrupa insanının arap toplumuna hangi gözle baktığının farkında mı acaba? iki yüzlü insanları hiç sevmiyorum.
bir kişi sana, toplumuna ve kültürünü zarar veriyorsa onu def edersin. aynı şekilde bir toplum tümden zararlıysa onu def edersin. avrupa da bunu yapıyor güzel bir şekilde.
bizim hümanist geçinen zavallılarımız da bizleri kafatasçı olmak ile suçluyor. valla helal.
devamını gör...

ülkedeki genel durum. insanların mutsuzluğundan utanç haberlerine kadar. şaşkın bir şekilde izliyorum sadece!
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

oysa ben * ne hevesle gelmiştim buraya, gençler yer verirler, sen tecrübelerini yaz biz okuruz, kitap yaz, okuyalım apla derler falan sanmıştım, meğer ezik diyorlarmış bizim gibilere...
devamını gör...

her çocuk onların çocuğu değil doğanın çocukları olduğu gerçeği. hayata onların vasıtasıyla geliyorlar ama onlara ait değiller. o yüzden günün birinde onlardan ayrılacak gibi yetiştirmeleri gerekir .
devamını gör...

şerefsiz bir aslan; tavşanı gördüğü yerde "şapkan nerde lan" diye dövüyormuş.
suyun başında- şapkan nerde lan! dayak
ailesinin yanında- şapkan nerde lan!! tekme tokat.
bu şetefsiz aslan, birgün "lan bunu hep aynı bahaneyle dövüyorum, millete karşı itibarım iyice düşecek. ben başka bir bahane bulayım bari" demiş.

bahanesi; tavşanı sigara almaya gönderecek, uzun getirirse "kısa dedim" kısa getirirse "uzun dedim" diye yine dövecek şerefsiz.

şerefsiz aslan- lan tavşan!
tavşan- buyur abi?
şerefsiz aslan- git bana şurdan x sigara al gel.
tavşan- uzun mu olsun kısa mı? filtreli mi filtresiz mi?
....
şerefsiz aslan- şapkan nerde lan senin!?

t: yılmaz özdil'in hakkında neidüğü belirsiz dava açılması.
devamını gör...

sürekli siyaset konuşmak.
devamını gör...

halka sorulmadan diyerek başlık açan ; geri zekalı bir cahildir.
laiklik kararı meclisten çıkmıştır.
meclisin baş köşesinde ; egemenlik milletindir ; yazar.
meclis demek halk demektir.
ve meclis mazbatayı aldıktan sonra halka hiç bir şey sormaz.
sadece halkı yönetir.

bu günküler 20 senedir halka sordularda ne oldu.
makarnacı ve kömürcünün aklıyla memleket yönetirsen böyle 100 sene geri gidersin.

bir gün arabaların camlarındaki filmleri yasaklarsın,
ertesi gün cam filmlerini serbest edersin.
makarnacı ve kömürcü halkın elinde oyuncak olmaktan başka bir şey yaşamazsın.

böyle böyle ; ülkeyi gerektiği şekilde yönetmeden ; 20 seneyi doldurursun.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim