hiçbir şey için geç değil
değil, tutamıyoruz zamanı sonuçta. yürüyen merdiven gibi.
devamını gör...
ölmeden önce okunması gereken kitaplar
frank mccourt-angelanın külleri ve devam kitabı olan umuda doğru.tamamen kendi hayatını anlattığı bu iki kitap dünya çapında tanınmasına ve 50 yaşından sonra şöhret olmasına yol açtı..
devamını gör...
ikna kabiliyeti
"ikna kabiliyeti insanları istemedikleri şeyleri yaptırmak anlamına gelmez, insanların beklentilerini öğrenip onlara karşı koyamayacakları fikirlerle gelen kişilerin başarısıdır ."
satış temsilcilerinde aranan bir özellik olmalıdır mutlaka.
satış temsilcilerinde aranan bir özellik olmalıdır mutlaka.
devamını gör...
10 yaşındaki çocuğa tecavüz etmeye çalışırken yakalanan kişi
bu haber sabahtan beri önüme düşüyor. başlığı açacak cesareti kendimde bulamadım. günden güne kötüye gidiyoruz. ortak akıl yürütecek, suçluyu evrensel hukukun gereklerine göre yargılayacak mekanizmalar tamamen devre dışı bırakılmış. twitter'da kimin sesi gür çıkarsa adalet ondan taraf oluyor. (bkz: adalet bakanı'nın adaletsizliğe isyan etmesi)
hilafet isteyenler, pedofiller fütursuzca ortalıkta dolaşıyor. eğitim ortaçağ tedrisatı anlayışına indirgendikçe şiddet toplumun geneline yayılıyor.
tüm toplumun ortak noktada buluşması gereken normlar marjinallerin aptalca çıkışları yüzünden sönümleniyor. kısaca örneklemek gerekirse dünden itibaren (bkz: samsun’da sokak ortasında eşi tarafından şiddete uğrayan kadın) olayını sosyal medyadan yakınen takip ediyorum. bir taraf bu olayı ülkücülere mal etmek için yoğun çaba harcarken, diğer taraf bu canavar hisli adamı aklamaya çabalıyor. halkın çok büyük bir kesimi bu şiddeti kınarken bu olay üzerinden siyaset yapılması, algı operasyonları çekilmesi türk halkına kurulan bir tuzaktır. biz böyle bir ülke değildik, halkımız bu kadar kutuplaşan bir halk değildi. geleceğimize dair kötümserim.
hilafet isteyenler, pedofiller fütursuzca ortalıkta dolaşıyor. eğitim ortaçağ tedrisatı anlayışına indirgendikçe şiddet toplumun geneline yayılıyor.
tüm toplumun ortak noktada buluşması gereken normlar marjinallerin aptalca çıkışları yüzünden sönümleniyor. kısaca örneklemek gerekirse dünden itibaren (bkz: samsun’da sokak ortasında eşi tarafından şiddete uğrayan kadın) olayını sosyal medyadan yakınen takip ediyorum. bir taraf bu olayı ülkücülere mal etmek için yoğun çaba harcarken, diğer taraf bu canavar hisli adamı aklamaya çabalıyor. halkın çok büyük bir kesimi bu şiddeti kınarken bu olay üzerinden siyaset yapılması, algı operasyonları çekilmesi türk halkına kurulan bir tuzaktır. biz böyle bir ülke değildik, halkımız bu kadar kutuplaşan bir halk değildi. geleceğimize dair kötümserim.
devamını gör...
bir kadının zeki olduğunun en önemli göstergesi
zeki bir kadın asla salak taklidi yapmaz.çünkü zekasını önemser ve insanların da bunu farketmesini ister.zeki bir kadın asla salak sanılmaya tahammül edemez.salak olduğunu düşünüyorsanız salaktır o.
devamını gör...
sketchtoy'da çizilen normal sözlük nickleri
devamını gör...
öldürmeyip süründüren şeyler
seviyorum ama arkadaş olarak.
devamını gör...
normal bir kadıköy beyefendisi
şimdiden hayırlı tezkereler dilerim.
bu esnada bizler kafadan kesitleri izler, sizi bolca yad ederiz.
askerlik anılarınız bol olsun ki, size malzeme çıksın.
esen kalın...
bu esnada bizler kafadan kesitleri izler, sizi bolca yad ederiz.
askerlik anılarınız bol olsun ki, size malzeme çıksın.
esen kalın...
devamını gör...
çaylak tanımlarına seri beğeni atmak
bomboş girdileriyle yazar olanı artılamaktansa, sade ve güzel yazan çaylağa çakarım beğenimi kardeşim. bir zamanlar biz de çaylaktık... demek isterdim ama hiç o duyguyu tatmadım, ben hep yazar idim silik tanımlılar sizi*.
devamını gör...
charles bukowski
kasabanın en güzel kızıyla yıllar önce kalbimi kazanmış ardından üslubu nedeniyle kişisel tarihimin tozlu raflarına kaldırılmışken, kitlelerin dehası'yla kendisine hayranlık duymamı sağlayan yazar. sırf kitlelerin dehası bile hayatın suratına niye tükürmekle kalmayıp işediğini, en gerçekçi eylemi olan yazmayı bile niçin yeterince umursamadığını anlamak için yeter.
satırlarıyla dünyayı onurlandırdığı için teşekkür ettiğim adam.
onun için yazmak para kazandıran bir boşaltım işlemiydi. boşaltım sırasında bir insan ne kadar ince olabilirse o kadar olmayı seçti.
satırlarıyla dünyayı onurlandırdığı için teşekkür ettiğim adam.
onun için yazmak para kazandıran bir boşaltım işlemiydi. boşaltım sırasında bir insan ne kadar ince olabilirse o kadar olmayı seçti.
devamını gör...
senden nefret ediyor olabilirim
şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyor, yastayım hiç kimse bilmiyor!
devamını gör...
matematik yapamıyorsan çöpsün
en berbat olduğumuz konuya en büyük önemi verince böyle saçma sapan bir şey çıkmış ortaya. ülke matematiksel dehası dolu olsa da yapamayan dışlansa aklım alabilir. lakin bu konuda eleştiri yapanlar genelde türkçe konuşamayan tipler oluyor.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydınlar efenim. biyolojik saati normal olarak tanımlandırılan diğer insanlar uyandığına göre, muhtarınız uyumaya gidebilir.
devamını gör...
dinlemekten bıkmayacağınız şarkılar
90'lı yılların pop şarkıları.
devamını gör...
dinle
şebnem paker'in 1997 yılında eurovision 3.lüğünü kazanmış güzel bir şarkısı.
devamını gör...
eternal sunshine of the spotless mind
anlatmaya kelimelerin yetmeyeceği şahane bir film. kelimeler cidden yetmeyecektir çünkü herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği farklı yorumlayabileceği üzücü bir film.
filmin başrollerinde jim carrey ve kate winslet bulunuyor. ayrıca kirsten dunst , charlie kaufman , elijah wood gibi başarılı oyuncularda filmde karşımıza çıkıyor.
filmin yönetmeni michel gondry dir. çok güzel bir iş çıkarmış bayılarak izledim. sinematografi ve renkler nefis kullanılmış. anlatmak istenilen net bir şekilde anlatılmış. bazı sahneler rüya gibi hayal gibi hatta gerçek olamayacakmış gibi güzel çekilmiş.
filmin senaryosunu michel gondry, charlie kaufman ve pierre bismuth beraber yazılmış. ayrıca o dönem en iyi özgün senaryo oscarını kazanan senaryo olmuştur.
bu filmi bu kadar geç izlediğim için üzülmüyorum aksine seviniyorum. bazı şeylerin zamanı vardır ve bu öyle bir film. iyi ki aklım başımdayken veya aklımın başında olduğunu zannederken izlemişim.
geçmişte bu filmi izlesem bu ne biçim film lan gibi bir tepki verecektim eminim kendi aptal gençliğimden.
hayatınızın bir yerinde kesinlikle izlemeniz gereken harika bir film. tavsiye ederim.
film şu cümleyle başlıyor ve anlatacağı şey hakkında ipucu veriyor "bugün işi astım. trene atlayıp montauk'a gittim. neden bilmiyorum. ben aklına eseni yapan biri değilim aslında" aklına eseni yapan biri olmayan birisi neden böyle bir şey yapar diye düşünüyorsunuz.
film clem ve joel karakterinin iç dünyasına ve kişiliklerini anlatmaya başlıyor. bol bol joel karakterinin aklına eseni yapan biri olmadığını görüyoruz. kendisinin ilginç bir hayatı yok o yüzden konuşmayı pek tercih etmiyor. korkak heyecanı olmayan bir insan. clem karakteri ise aklına eseni yapan , heyecanlı , tutkulu , ne yapacağı belli olmayan bir tip. mesela bir ilişkiden çıkıp joel'i sildirmek istiyor. aslında joel karakterinin clem'e aşık olmasının sebebi kızın tam da böyle biri olması.
bu ikili birbirine aşık oluyor. klasik tabirle tencere yuvarlanıyor kapağını buluyor.
film ipuçları vererek ilerlemeyi tercih ediyor. joel mektubunun sayfalarının yırtık olduğunu görüyor. güzel bir ipucu.
clementhine hafızasını sildirince joel çok kızıyor ve aynısını yapmak istiyor ve bence film buradan sonra hayvani üzücü şekilde ilerliyor.
doktor git evine ve onu hatırlatan bütün eşyaları topla diyor. garibim joel evine gidiyor ve 2 çuval eşya toparlıyor. hayatında bu kadar fazla yer kaplamış bir insanı silmek istemesi beni çok üzdü. sonra silme işlemini yapan yere gidiyor ve diğer müşterilerin eşyalarının azlığına şaşırıyor.
joel hafızasını sildirirken canım çok yandı. ne olur burayı silme burası kalsın gibi bir cümle söylüyordu.
izlerken bol bol empati kurduğum bir film oldu.
acaba böyle bir imkanımız olsa sevdiğimiz insanı unutmak ister miydik? onu unutmak için acı çektiğimiz geceleri silmek ister miydik?
bir anıyı değerli yapan şey hatırlanması mıdır? sevdiğimiz insanlarla bizi birbirimize bağlayan şeyler hatıralarımız mıdır?
bol bol saçma ama hüzünlü soru sordum kendime.
filmi bütün detaylarıyla anlatmayı tercih etmiyorum. beni etkileyen hoşuma giden kısımlardan bahsediyorum. herkesi ayrı ayrı detayın etkileyeceğini de biliyorum.
bazen ikili ilişkilerde acı çekersiniz ve ilişkinin olmayacağını bilirsiniz. olmayacaktır. düzelmeyecektir. birbirinizi çok seversiniz ama birbirinizi tamamlayamazsınız. bunu çok iyi anlatan bir film.
son sahnede bütün olumsuzluklara rağmen çift birbirine "okey" diyor. tamam lan işte diyor. acı çekiyoruz uyumlu değiliz. kavga ediyoruz ama tamam.
aşk böyle bir şey işte. bütün olmamışlara olacak gibi yaklaşmak.
bazı anılar hatırlanmayı hak ediyorlar. üzücü olsa da hatırlanmayı hak ediyorlar.
filmin başrollerinde jim carrey ve kate winslet bulunuyor. ayrıca kirsten dunst , charlie kaufman , elijah wood gibi başarılı oyuncularda filmde karşımıza çıkıyor.
filmin yönetmeni michel gondry dir. çok güzel bir iş çıkarmış bayılarak izledim. sinematografi ve renkler nefis kullanılmış. anlatmak istenilen net bir şekilde anlatılmış. bazı sahneler rüya gibi hayal gibi hatta gerçek olamayacakmış gibi güzel çekilmiş.
filmin senaryosunu michel gondry, charlie kaufman ve pierre bismuth beraber yazılmış. ayrıca o dönem en iyi özgün senaryo oscarını kazanan senaryo olmuştur.
bu filmi bu kadar geç izlediğim için üzülmüyorum aksine seviniyorum. bazı şeylerin zamanı vardır ve bu öyle bir film. iyi ki aklım başımdayken veya aklımın başında olduğunu zannederken izlemişim.
geçmişte bu filmi izlesem bu ne biçim film lan gibi bir tepki verecektim eminim kendi aptal gençliğimden.
hayatınızın bir yerinde kesinlikle izlemeniz gereken harika bir film. tavsiye ederim.
film şu cümleyle başlıyor ve anlatacağı şey hakkında ipucu veriyor "bugün işi astım. trene atlayıp montauk'a gittim. neden bilmiyorum. ben aklına eseni yapan biri değilim aslında" aklına eseni yapan biri olmayan birisi neden böyle bir şey yapar diye düşünüyorsunuz.
film clem ve joel karakterinin iç dünyasına ve kişiliklerini anlatmaya başlıyor. bol bol joel karakterinin aklına eseni yapan biri olmadığını görüyoruz. kendisinin ilginç bir hayatı yok o yüzden konuşmayı pek tercih etmiyor. korkak heyecanı olmayan bir insan. clem karakteri ise aklına eseni yapan , heyecanlı , tutkulu , ne yapacağı belli olmayan bir tip. mesela bir ilişkiden çıkıp joel'i sildirmek istiyor. aslında joel karakterinin clem'e aşık olmasının sebebi kızın tam da böyle biri olması.
bu ikili birbirine aşık oluyor. klasik tabirle tencere yuvarlanıyor kapağını buluyor.
film ipuçları vererek ilerlemeyi tercih ediyor. joel mektubunun sayfalarının yırtık olduğunu görüyor. güzel bir ipucu.
clementhine hafızasını sildirince joel çok kızıyor ve aynısını yapmak istiyor ve bence film buradan sonra hayvani üzücü şekilde ilerliyor.
doktor git evine ve onu hatırlatan bütün eşyaları topla diyor. garibim joel evine gidiyor ve 2 çuval eşya toparlıyor. hayatında bu kadar fazla yer kaplamış bir insanı silmek istemesi beni çok üzdü. sonra silme işlemini yapan yere gidiyor ve diğer müşterilerin eşyalarının azlığına şaşırıyor.
joel hafızasını sildirirken canım çok yandı. ne olur burayı silme burası kalsın gibi bir cümle söylüyordu.
izlerken bol bol empati kurduğum bir film oldu.
acaba böyle bir imkanımız olsa sevdiğimiz insanı unutmak ister miydik? onu unutmak için acı çektiğimiz geceleri silmek ister miydik?
bir anıyı değerli yapan şey hatırlanması mıdır? sevdiğimiz insanlarla bizi birbirimize bağlayan şeyler hatıralarımız mıdır?
bol bol saçma ama hüzünlü soru sordum kendime.
filmi bütün detaylarıyla anlatmayı tercih etmiyorum. beni etkileyen hoşuma giden kısımlardan bahsediyorum. herkesi ayrı ayrı detayın etkileyeceğini de biliyorum.
bazen ikili ilişkilerde acı çekersiniz ve ilişkinin olmayacağını bilirsiniz. olmayacaktır. düzelmeyecektir. birbirinizi çok seversiniz ama birbirinizi tamamlayamazsınız. bunu çok iyi anlatan bir film.
son sahnede bütün olumsuzluklara rağmen çift birbirine "okey" diyor. tamam lan işte diyor. acı çekiyoruz uyumlu değiliz. kavga ediyoruz ama tamam.
aşk böyle bir şey işte. bütün olmamışlara olacak gibi yaklaşmak.
bazı anılar hatırlanmayı hak ediyorlar. üzücü olsa da hatırlanmayı hak ediyorlar.
devamını gör...
roman okumanın faydaları
her roman dünya'ya açılan farklı bir pencere. iyi ya da kötü mutlaka bir şeyler öğretir insana. muhakeme yeteneğini güçlendirir. bireyi güçlü kılar, doyurur. nefes almak gibi bir şeydir. senin plazanda, benim gettomda, onun bahçesinde, çocuğun düşünde... umarım herkes kendi romanının kahramanı olabilir.
devamını gör...
yeryüzü
üzerinde yaşadığımız gezegenin yüzey kısmı olarak kabul edebilecek olsak da aynı zamanda dünya anlamı verecek şekilde de kullanılabilen bir isimdir.
üzerinde yaşadığımız gezegene verilen diğer bir isim olarak ele aldığımızda sözcüğün çok da uzak olmayan bir zamanda yok olması mümkün olan bir gezegeni nitelediği için kendi kendini imha etmesinin de yakın bir olasılık olduğu fikrine kapılmadan edemiyoruz.
gezegeni git gide yok çetmekte bir mahsur görmeyen baskın yaşam formları bu yok oluş gerçekleştikten sonra nasıl bir yol izleyeceklerine dair de uçuk kaçık fikirlerini çok mantılı planlar gibi anlatıp durmakta.
üzerinde yaşayan herkes gezegenin sonrası ve öncesi hakkında fikir beyan ederken kimse şimdisi hakkında malumat sahibi değil sanki. gezegen yok olunca şunlar şunlar olacak diye uzun uzun anlatan ciddi bilim insanlarının yanısıra, aynı ciddiyetle ruhsal bir aleme göçeceğimiz için bu dünyanın çok da mühim olmadığına değinen maneviyatı güçlü bir ekip de mevcut.
gezegenin öncesi içinse big bang ve yaradılış hala tartışılmaya devam ediliyor. yaradılış bir inanç temeline dayandığı için ispat edilmesine gerek olmayan bir düşünce olarak rahatına bakarken, big bang hadron çarpıştırıcısı deneyi ile birlikte kendini tuhaf bir yerde buldu. acaba yeryüzü hiç var olmamış mıydı?
benim aklımdaki yok oluş teorisi çok net ve olan biten her şey teorimin gerçek olacağını kanıtlamak için bir yarış halinde, yeryüzünün ortaya çıkışı ile ilgili fikrim ise david hume ile birebir aynı:
“yeryüzü belki de çocuk bir tanrının eksik yapımından utanç duyarak yarıda bıraktığı ilkel bir taslak; yüksek tanrıların alaya aldığı ikinci sınıf bir tanrının yapıtı; emekliye ayrılmış ve artık ölmüş bir kutsallığın karmaşık ürünü.”
üzerinde yaşadığımız gezegene verilen diğer bir isim olarak ele aldığımızda sözcüğün çok da uzak olmayan bir zamanda yok olması mümkün olan bir gezegeni nitelediği için kendi kendini imha etmesinin de yakın bir olasılık olduğu fikrine kapılmadan edemiyoruz.
gezegeni git gide yok çetmekte bir mahsur görmeyen baskın yaşam formları bu yok oluş gerçekleştikten sonra nasıl bir yol izleyeceklerine dair de uçuk kaçık fikirlerini çok mantılı planlar gibi anlatıp durmakta.
üzerinde yaşayan herkes gezegenin sonrası ve öncesi hakkında fikir beyan ederken kimse şimdisi hakkında malumat sahibi değil sanki. gezegen yok olunca şunlar şunlar olacak diye uzun uzun anlatan ciddi bilim insanlarının yanısıra, aynı ciddiyetle ruhsal bir aleme göçeceğimiz için bu dünyanın çok da mühim olmadığına değinen maneviyatı güçlü bir ekip de mevcut.
gezegenin öncesi içinse big bang ve yaradılış hala tartışılmaya devam ediliyor. yaradılış bir inanç temeline dayandığı için ispat edilmesine gerek olmayan bir düşünce olarak rahatına bakarken, big bang hadron çarpıştırıcısı deneyi ile birlikte kendini tuhaf bir yerde buldu. acaba yeryüzü hiç var olmamış mıydı?
benim aklımdaki yok oluş teorisi çok net ve olan biten her şey teorimin gerçek olacağını kanıtlamak için bir yarış halinde, yeryüzünün ortaya çıkışı ile ilgili fikrim ise david hume ile birebir aynı:
“yeryüzü belki de çocuk bir tanrının eksik yapımından utanç duyarak yarıda bıraktığı ilkel bir taslak; yüksek tanrıların alaya aldığı ikinci sınıf bir tanrının yapıtı; emekliye ayrılmış ve artık ölmüş bir kutsallığın karmaşık ürünü.”
devamını gör...


