hiçlik
uyan, kahvaltı, iş, yemek, uyu. her gün dün ile aynı. işte bu tam bir hiçlik.
t. yaşıyorsun ama hacim kaplamıyorsan kişinin bulunduğu durum.
t. yaşıyorsun ama hacim kaplamıyorsan kişinin bulunduğu durum.
devamını gör...
askerlikte ilk sabah
"koğuş kaalk! haydi beyler, haydi!" şeklinde bağırılması sonucunda uykunuzdan uyanıp "rüya değilmiş" dediğiniz, ardından tarifi imkansız bir sıkıntı ve iç daralması yaşadığınız sabahtır.
devamını gör...
197770 yabancı uyruklu kişinin türkiye'yi terk etmesi
şaşırtmayan olay. imkanımız olsa çoğumuz burada durmayız zaten.
ama malum, 8. dünya ülkesi gibi görüyor gelişmiş ülkeler bizi.
vebalı cüzzamlı gibi yaklaşıyorlar.
gidemiyoruz, uzaklaşamıyoruz..
lanet olsun böyle hayata deyip, yaşamaya devam ediyoruz.
ama malum, 8. dünya ülkesi gibi görüyor gelişmiş ülkeler bizi.
vebalı cüzzamlı gibi yaklaşıyorlar.
gidemiyoruz, uzaklaşamıyoruz..
lanet olsun böyle hayata deyip, yaşamaya devam ediyoruz.
devamını gör...
çikolata
ilk olarak 1000 yıl önce mayalar tarafından yapıldığı düşünülüyor tarihçiler tarafından. kakao ağacının mayalar'dan önce o bölgede yaşayan olmekler tarafından da yetiştirildiği düşünülüyor ama olmekler'in çikolata yapıp yapmadığı kaynaklarda belirtilmemiş. olmekler, mayalar ve aztekler bunlar hep kuzey amerika'nın güneyi ve orta amerika'da yaşayan uygarlıklar. çikolata köken olarak bu coğrafyaya dayanıyor.
mayalar da, aztekler de çikolatayı baharatlı ve acı bir içecek olarak tüketmişler. çikolataya baharatların dışında kırmızı biber ve mısır unu katmışlar. çikolatayı katı değil sıvı tüketmişler. mayalar bu içeceği sıcak, aztekler ise soğuk içmişler. arkeolojik kazılarda bulunmuş olan kapların üzerindeki resimler ve kapların içinde kalmış olan çikolata kalıntıları da çikolatanın bu uygarlıklar tarafından sıvı olarak tüketildiğini doğrulamış. bu uygarlıklar bunu gündelik bir içecek olarak değil, özel gün ve törenlerde tüketmişler. ayrıca bu uygarlıkların kakao çekirdeklerini para olarak kullandığı da biliniyor.
gel gelelim avrupa nasıl tanışmış? 1500'lü yıllarda avrupa'dan aztek topraklarına gelen kaşifler ilk defa kakao diye bir şeyin varlığını gördüler. bu kakao çekirdeklerini ve çikolatayı avrupa'ya getirdiler ve buradan dünyaya tanıtıldı. azteklerin aksine avrupalı insanlar çikolatayı acı olarak beğenmemiş olsa gerek ki şeker katıp tüketmeye başlamışlar. ilk dönemler avrupa'da da sıvı olarak tüketilmiş çikolata. sonra katı formda üretilip sunulmuş. ardından farklı tarif denemeleri ile 1800'lü yıllarda sütlü çikolata üretimine başlanmış. 1945 daha yakın tarihimizde beyaz çikolata ve son yıllarda ruby çikolatası ile şu an 4 farklı çeşit ile çikolata varlığını sürdürüyor.
çikolata kadar tatlı olmayan ve üzücü olan ise kakao çiftliklerinde köle gibi çalıştırılan insanların olmasıdır. daha hayatında çikolata tadı almamış çocukların olmasıdır. adil değilsin dünya. değilsin. günlüğü 1 dolar bile etmeyecek ''bedava'' gibi çalıştırılıp kullanılan insanların ürettiği kakao ile üretim yapıp dünyaya pazarlayan dev şirketler olduğu sürece devam edecek bu süreç ne yazık ki. bazı çikolata firmaları var ki bu konuya dikkat çekiyorlar. tony's chocolonely firması çikolata üretiminde köleliğe karşı bir yol izleyerek bu drama dikkat çekiyor. umarım dünya çikolata kadar tatlı bir yer olabilir ileride. çok mu geç kaldık yoksa?
mayalar da, aztekler de çikolatayı baharatlı ve acı bir içecek olarak tüketmişler. çikolataya baharatların dışında kırmızı biber ve mısır unu katmışlar. çikolatayı katı değil sıvı tüketmişler. mayalar bu içeceği sıcak, aztekler ise soğuk içmişler. arkeolojik kazılarda bulunmuş olan kapların üzerindeki resimler ve kapların içinde kalmış olan çikolata kalıntıları da çikolatanın bu uygarlıklar tarafından sıvı olarak tüketildiğini doğrulamış. bu uygarlıklar bunu gündelik bir içecek olarak değil, özel gün ve törenlerde tüketmişler. ayrıca bu uygarlıkların kakao çekirdeklerini para olarak kullandığı da biliniyor.
gel gelelim avrupa nasıl tanışmış? 1500'lü yıllarda avrupa'dan aztek topraklarına gelen kaşifler ilk defa kakao diye bir şeyin varlığını gördüler. bu kakao çekirdeklerini ve çikolatayı avrupa'ya getirdiler ve buradan dünyaya tanıtıldı. azteklerin aksine avrupalı insanlar çikolatayı acı olarak beğenmemiş olsa gerek ki şeker katıp tüketmeye başlamışlar. ilk dönemler avrupa'da da sıvı olarak tüketilmiş çikolata. sonra katı formda üretilip sunulmuş. ardından farklı tarif denemeleri ile 1800'lü yıllarda sütlü çikolata üretimine başlanmış. 1945 daha yakın tarihimizde beyaz çikolata ve son yıllarda ruby çikolatası ile şu an 4 farklı çeşit ile çikolata varlığını sürdürüyor.
çikolata kadar tatlı olmayan ve üzücü olan ise kakao çiftliklerinde köle gibi çalıştırılan insanların olmasıdır. daha hayatında çikolata tadı almamış çocukların olmasıdır. adil değilsin dünya. değilsin. günlüğü 1 dolar bile etmeyecek ''bedava'' gibi çalıştırılıp kullanılan insanların ürettiği kakao ile üretim yapıp dünyaya pazarlayan dev şirketler olduğu sürece devam edecek bu süreç ne yazık ki. bazı çikolata firmaları var ki bu konuya dikkat çekiyorlar. tony's chocolonely firması çikolata üretiminde köleliğe karşı bir yol izleyerek bu drama dikkat çekiyor. umarım dünya çikolata kadar tatlı bir yer olabilir ileride. çok mu geç kaldık yoksa?
devamını gör...
cumhurbaşkanı'nın marmaris'te de çay dağıtması
bilerek yapıyorlar, artık iyice eminim. toplumsal olarak iyice baskılayıp ayrıştıracaklar. polislere de kafayı yedirttiler zaten en sonunda güzel bir iç savaşla bizi de orta doğuya çevirecekler. önce oy atan akrabalarımı arayıp kimse öldürmezse sizi ben öldüreceğim diyeceğim, aklımda.*
devamını gör...
10 ocak 2021 normal sözlük tanım rekoru
ekşi sözlüğün neredeyse yarısı kadar günlük tanım girilmiş. sadece iki aylık sözlük olduğumuz düşünülürse bir acayip olay. nereye gidiyor bu sözlük ?
link
link
devamını gör...
horizon zero dawn
üst edit: bu tanım bir takım küfürler, hakaretler, kan, kemik ve gözyaşı içermektedir.
ben bu tanımı neden yazdım? niçin yazdım? nasıl yazdım? bunu izaha gerek yok. gördünüz, oturdum yazdım! ama, yazmamış da olabilirim. yazmışsam yazmışımdır, yazmamışsam yazmamışımdır. görünen tanım... uzakta değildir. buraya yazdık da sonradan yazmadık mı dedik? bunlar bi takım uydurma laflardır... sahi ya ben bu tanımı neden yazdım? kim yazdırdı lan bana bunu?! ha, evet doğru ya. death stranding gömerken gidip horizon zero dawn oynayın diye bir laf etmiştim, biraz da bu oyunu gömeyim dedim. önceden belirteyim, senaryo konusunda death stranding ağzına vurur bu klişe senaryonun ama görsellik-iyi grafik için oyun oynayan birinin horizon zero dawn tercih etmesi daha mantıklı. en azından kojima abimizin aksine bu oyun biraz oynamamıza izin veriyor. yoksa gidip onurunuzla the witcher 3 wild hunt oynayın ya da ne bileyim watch dogs 2 bile olur.
guerrilla games ve sony'nin decima'nın ekmeğini yediği sıradan bir oyun daha. sıkıldım bu şarap çanağına tükürdüğümün ubisoft açık-dünya mantığından. şimdi assassin's creed on oyoso diyen arkadaşlar gelmeden belirteyim, bir bildiğimiz var da yıllarca elimizi sürmedik o dandik seriye. ha niye çünkü bunca sene ubisoft bizi kazıklamasın diye çabalayıp sonra gidip bu ağzına tükürdüğümün oyunları ubisoft mantığı ile bizi kazıklasın diye! çok sinirliyim, bir senedir geçmedi sinirim.
önce biraz öveyim çünkü gömerken ipin ucunu kaçırıp iki sayfa yazı yazma potansiyelini taşıyorum. olum adamlar sanat eseri icra etmişler, bir oyunun grafikleri nasıl bu kadar güzel olabilir?! o kadar aksiyonun içinde durup manzaraya hayran kalmaktan robotlar ağzıma yüzüme geçirdiler iki tane. bu arada ben death stranding'de bu kadar düşük fps almıyordum bu oyun niye böyle guerrilla? oyun zevkimin içine edilmiş hissediyorum. ha keza oyun zevki namına da çok bir şey bulamadım ya neyse. oyun tamamen görsel şölen ama açık dünya mantığının elde bulunan diğer tembel işler ile hiçbir farkı yok. birbirini tekrar eden tasarımlara sahip meka dinazor dövmek istemiyorum abi ben. tamam istiyorum ama 40 saat boyunca değil yani. gerçek anlamda harika modelleme çıkarıp neden birbirini bu kadar tekrar eden yaratıklar yapılıyor anlamış değilim. tamam açık dünya sonuçta ve ne kadar muhteşem yenilikler bekleyebiliriz ama bu kadar kendini tekrar eden bir oyun bir süre sonra sıkmaya başlıyor ve baktığımızda bu rutini tekrarlamaya değecek bir ödülvari sistemi de yok o kadar. death stranding'de o bile yoktu ama mesela 2018 çıkışlı god of war'u ele alalım. adamlar yarı-açık dünya mantığını oyuna çok güzel oturtmuş üstelik yan görevlere gitmeyi isteyecek kadar güzel bir sistem yaratmıştı. o yan görevleri yapmadan da oyunu bitirebiliyorduk ama yan görevler insanı gerçek anlamda cezbediyordu.
sen harika bir açık dünya mantığı ile pazarlamaya çalışıyorsan oyunu -ana hikaye mevzularına sonra geleceğim- o zaman övüneceğin tek şey bak ne güzel grafiklerimiz var bir de metal hayvan tasarladık işte olmamalı. bir kere senin güçlü bir ana hikayen yok ve ana hikaye hasebi ile kesip biçtiğimiz o insanları berbat tasarlamışsın zaten. hayır yani vadiye kaya diye tasarlamışlar bir iki tane hareketsiz insan modeli, kayaya vuruyoruz ölsün diye ama bakıyorsun mesela en basitinden stormbird'e, sawtooth'a bu kadar mı gerçekçi olur? hareketleri, patlamalar, zırh tasarımları derken orgazmik bir etki bırakıyor insanda. elinde değerlendirebileceğin muhteşem bir açık dünya var, bunu maksimum 7-8 tane meka yaratık ile sınırlandıracağına çeşitlendir. en kötü oyun biraz geç çıkar ama verilen paraya değer en azından ama hayır illa ubisoft'un rezil kepaze tekrar et ve dolu göster mantığını kullanıp üstüne far cry 3, assassin's creed,tomb raider gibi sevilen tüm oyunların boktan sistemini birleştirmeye çalış ortaya da bu kopya içerik çıksın. ben post-apokaliptik bilim-kurgu'nun köpeğiyim ama kanser oldum oynarken bu salak pazarlama mantığı yüzünden. ana karakter hatun (aloy) da zaten game of thrones ygritte ile lara croft çakması olmuş ya neyse.*
aynı mantıkta ilerleyen görevler de cabası. karakter gelişimi gördüğümüz harika bir başlangıçtan sonra -ki günümüz açık dünya mantığı ile ilerleyen oyunlarda zerre ana senaryo ve karakter gelişimi göremediğimizi düşünürsek ben buna bile tamamım- nasıl hiç edilebilir tüm bu gelişim? yenilik vadediyoruz diyerek milleti ayakta uyutmak bu. benim bu oyundan görsellik dışında zevk alabilmem için oynadığım ilk oyun olması gerekiyor.
ha, bu oyun çok mu kötü bir oyun? yoo gayet güzel oyun aslında. ana hikaye ne kadar klişe olsa da film gibi izletiyor kendini. hey gidi rost be... aloy'un karakter gelişimi oyunun başında şaşırtacak derecede güzel işlenmiş. silahlar gayet güzeldi ve karakterin biraz hantal olması sebebiyle gayet gerçekçi bir deneyim sunuyordu. icerail, stormslinger, ropecaster falan kullanması epey keyifli weaponlar ki ben uçup kaçtığımız, karakterlerin beş dakika yerinde durmadığı hack 'n' slash oyunlarının kölesi olmama rağmen bu gerçekçilik için özellikle hantal bir wp kullanım sistemini epey sevdim bile diyebilirim. beni kızdıran ellerinde harika bir fırsat varken ubisoft'un salak saçma hilelerini kullanıyor olmaları. yoksa oyun kendi türü içinde yenilik vadetmese bile günümüzde çıkan salak saçma oyunlara nazaran gayet 7 verilecek bir oyun.
ben bu tanımı neden yazdım? niçin yazdım? nasıl yazdım? bunu izaha gerek yok. gördünüz, oturdum yazdım! ama, yazmamış da olabilirim. yazmışsam yazmışımdır, yazmamışsam yazmamışımdır. görünen tanım... uzakta değildir. buraya yazdık da sonradan yazmadık mı dedik? bunlar bi takım uydurma laflardır... sahi ya ben bu tanımı neden yazdım? kim yazdırdı lan bana bunu?! ha, evet doğru ya. death stranding gömerken gidip horizon zero dawn oynayın diye bir laf etmiştim, biraz da bu oyunu gömeyim dedim. önceden belirteyim, senaryo konusunda death stranding ağzına vurur bu klişe senaryonun ama görsellik-iyi grafik için oyun oynayan birinin horizon zero dawn tercih etmesi daha mantıklı. en azından kojima abimizin aksine bu oyun biraz oynamamıza izin veriyor. yoksa gidip onurunuzla the witcher 3 wild hunt oynayın ya da ne bileyim watch dogs 2 bile olur.
guerrilla games ve sony'nin decima'nın ekmeğini yediği sıradan bir oyun daha. sıkıldım bu şarap çanağına tükürdüğümün ubisoft açık-dünya mantığından. şimdi assassin's creed on oyoso diyen arkadaşlar gelmeden belirteyim, bir bildiğimiz var da yıllarca elimizi sürmedik o dandik seriye. ha niye çünkü bunca sene ubisoft bizi kazıklamasın diye çabalayıp sonra gidip bu ağzına tükürdüğümün oyunları ubisoft mantığı ile bizi kazıklasın diye! çok sinirliyim, bir senedir geçmedi sinirim.
önce biraz öveyim çünkü gömerken ipin ucunu kaçırıp iki sayfa yazı yazma potansiyelini taşıyorum. olum adamlar sanat eseri icra etmişler, bir oyunun grafikleri nasıl bu kadar güzel olabilir?! o kadar aksiyonun içinde durup manzaraya hayran kalmaktan robotlar ağzıma yüzüme geçirdiler iki tane. bu arada ben death stranding'de bu kadar düşük fps almıyordum bu oyun niye böyle guerrilla? oyun zevkimin içine edilmiş hissediyorum. ha keza oyun zevki namına da çok bir şey bulamadım ya neyse. oyun tamamen görsel şölen ama açık dünya mantığının elde bulunan diğer tembel işler ile hiçbir farkı yok. birbirini tekrar eden tasarımlara sahip meka dinazor dövmek istemiyorum abi ben. tamam istiyorum ama 40 saat boyunca değil yani. gerçek anlamda harika modelleme çıkarıp neden birbirini bu kadar tekrar eden yaratıklar yapılıyor anlamış değilim. tamam açık dünya sonuçta ve ne kadar muhteşem yenilikler bekleyebiliriz ama bu kadar kendini tekrar eden bir oyun bir süre sonra sıkmaya başlıyor ve baktığımızda bu rutini tekrarlamaya değecek bir ödülvari sistemi de yok o kadar. death stranding'de o bile yoktu ama mesela 2018 çıkışlı god of war'u ele alalım. adamlar yarı-açık dünya mantığını oyuna çok güzel oturtmuş üstelik yan görevlere gitmeyi isteyecek kadar güzel bir sistem yaratmıştı. o yan görevleri yapmadan da oyunu bitirebiliyorduk ama yan görevler insanı gerçek anlamda cezbediyordu.
sen harika bir açık dünya mantığı ile pazarlamaya çalışıyorsan oyunu -ana hikaye mevzularına sonra geleceğim- o zaman övüneceğin tek şey bak ne güzel grafiklerimiz var bir de metal hayvan tasarladık işte olmamalı. bir kere senin güçlü bir ana hikayen yok ve ana hikaye hasebi ile kesip biçtiğimiz o insanları berbat tasarlamışsın zaten. hayır yani vadiye kaya diye tasarlamışlar bir iki tane hareketsiz insan modeli, kayaya vuruyoruz ölsün diye ama bakıyorsun mesela en basitinden stormbird'e, sawtooth'a bu kadar mı gerçekçi olur? hareketleri, patlamalar, zırh tasarımları derken orgazmik bir etki bırakıyor insanda. elinde değerlendirebileceğin muhteşem bir açık dünya var, bunu maksimum 7-8 tane meka yaratık ile sınırlandıracağına çeşitlendir. en kötü oyun biraz geç çıkar ama verilen paraya değer en azından ama hayır illa ubisoft'un rezil kepaze tekrar et ve dolu göster mantığını kullanıp üstüne far cry 3, assassin's creed,tomb raider gibi sevilen tüm oyunların boktan sistemini birleştirmeye çalış ortaya da bu kopya içerik çıksın. ben post-apokaliptik bilim-kurgu'nun köpeğiyim ama kanser oldum oynarken bu salak pazarlama mantığı yüzünden. ana karakter hatun (aloy) da zaten game of thrones ygritte ile lara croft çakması olmuş ya neyse.*
aynı mantıkta ilerleyen görevler de cabası. karakter gelişimi gördüğümüz harika bir başlangıçtan sonra -ki günümüz açık dünya mantığı ile ilerleyen oyunlarda zerre ana senaryo ve karakter gelişimi göremediğimizi düşünürsek ben buna bile tamamım- nasıl hiç edilebilir tüm bu gelişim? yenilik vadediyoruz diyerek milleti ayakta uyutmak bu. benim bu oyundan görsellik dışında zevk alabilmem için oynadığım ilk oyun olması gerekiyor.
ha, bu oyun çok mu kötü bir oyun? yoo gayet güzel oyun aslında. ana hikaye ne kadar klişe olsa da film gibi izletiyor kendini. hey gidi rost be... aloy'un karakter gelişimi oyunun başında şaşırtacak derecede güzel işlenmiş. silahlar gayet güzeldi ve karakterin biraz hantal olması sebebiyle gayet gerçekçi bir deneyim sunuyordu. icerail, stormslinger, ropecaster falan kullanması epey keyifli weaponlar ki ben uçup kaçtığımız, karakterlerin beş dakika yerinde durmadığı hack 'n' slash oyunlarının kölesi olmama rağmen bu gerçekçilik için özellikle hantal bir wp kullanım sistemini epey sevdim bile diyebilirim. beni kızdıran ellerinde harika bir fırsat varken ubisoft'un salak saçma hilelerini kullanıyor olmaları. yoksa oyun kendi türü içinde yenilik vadetmese bile günümüzde çıkan salak saçma oyunlara nazaran gayet 7 verilecek bir oyun.
devamını gör...
hülya avşar'ın rol arkadaşını hastanelik etmesi
işte bunlar hep reklam.
o ceneye yumruk bile yedim cene cikmadi.
milletin cenesi lego'dan mi yapiliyor anlamadim.
yalan soyleyeni opmuyorlar ya hep o yuzden cikiyor bu haberler.
o ceneye yumruk bile yedim cene cikmadi.
milletin cenesi lego'dan mi yapiliyor anlamadim.
yalan soyleyeni opmuyorlar ya hep o yuzden cikiyor bu haberler.
devamını gör...
sözlük yazarlarının favori normal sözlük yazarları
adı bende saklı <3
ah portakallı kekim!
ah portakallı kekim!
devamını gör...
dubleks evde yaşamanın zorlukları
sıradan türk korku filmlerinden alışık olduğumuz üzere, cinlerin dadanması.
bu meretler fakir evlerini beğenmez; nerede dubleks, tripleks ev varsa orayı mesken edinirler.
cin bile olsan rahatına düşkün oluyorsun demek ki. *
bu meretler fakir evlerini beğenmez; nerede dubleks, tripleks ev varsa orayı mesken edinirler.
cin bile olsan rahatına düşkün oluyorsun demek ki. *
devamını gör...
elmalı çocuk istismarı davası
istismar davalarından bir şey çıkmayacağı bunun için teşebbüste bulunulmaması gerektiği alt mesajı içeren hukuk(!) kararı inanılır gibi değil.
bu müsveddeler ve benzerlerinden yüzlercesi olduğunu tahmin edebiliyorum, can çıkmadıkça altından kalkılamayacak travmaları yaratanların hiç olmazsa cezai bir sorumluluklarının olması, bu ve bunun gibi sapkın yapıları caydırması açısından adaletin işlemesini istiyoruz. ama bizler için tek yöntem olarak sosyal medya sesimizi duyurmak bırakıldı.yazıp çizip kendimizce paylaşımlar yaparak bilinçlendirme gücümüz. ama her zaman olduğu gibi, asıl görmesi gerekenlerin kafalarını çevirdiği paylaşımlar bunlar.adalet okumadım,yalnızca bildiğim anayasa.hakim kararlarının hem anayasaya hem de toplumsal vicdana uymadığını görebiliyorum. o halde neden bu kararlar? kadını korumayan,çocuğu korumayan kararları kimler alıyor? bunlar da mı dış mihrak allah aşkına.belki de soru çalarak geldikleri koltuklarında ona buna borçlu, ondan bundan çekinip ürkerek yaşayıp gidiyorlar!verdikleri kararlarla şiddet ve cinsel suçlar istismarlar artıyor, neden???
yüreğim yanıyor, bunlar nasıl aramızda dolaşabiliyorlar? hak edene hak ettiği cezayı vermeyen o suça ortak değil midir?
bu müsveddeler ve benzerlerinden yüzlercesi olduğunu tahmin edebiliyorum, can çıkmadıkça altından kalkılamayacak travmaları yaratanların hiç olmazsa cezai bir sorumluluklarının olması, bu ve bunun gibi sapkın yapıları caydırması açısından adaletin işlemesini istiyoruz. ama bizler için tek yöntem olarak sosyal medya sesimizi duyurmak bırakıldı.yazıp çizip kendimizce paylaşımlar yaparak bilinçlendirme gücümüz. ama her zaman olduğu gibi, asıl görmesi gerekenlerin kafalarını çevirdiği paylaşımlar bunlar.adalet okumadım,yalnızca bildiğim anayasa.hakim kararlarının hem anayasaya hem de toplumsal vicdana uymadığını görebiliyorum. o halde neden bu kararlar? kadını korumayan,çocuğu korumayan kararları kimler alıyor? bunlar da mı dış mihrak allah aşkına.belki de soru çalarak geldikleri koltuklarında ona buna borçlu, ondan bundan çekinip ürkerek yaşayıp gidiyorlar!verdikleri kararlarla şiddet ve cinsel suçlar istismarlar artıyor, neden???
yüreğim yanıyor, bunlar nasıl aramızda dolaşabiliyorlar? hak edene hak ettiği cezayı vermeyen o suça ortak değil midir?
devamını gör...
yoldaş sizi takip etmeye başladı
benim ilk takipçimdir kendisi. sonra zaten arkadaş gibi olduk kendisiyle.
efendi adam her yerde kendini belli eder.
efendi adam her yerde kendini belli eder.
devamını gör...
kadıköy’de donarak ölen evsiz
insanlık ayıbı...
devamını gör...
fahişelik neden ahlaksızlıktır sorunsalı
seks işçiliğini ahlaksızlık olarak görmüyorum. bugün ekonomik krizde bir çok sıradan ev kadını bu erkeklerin kurduğu batakhanenin tutsağı olmuşlar. asıl ahlaksızlık insanı bu hale getiren dinci iktidarın yaptığıdır. bu hali görmezden gelmemiz de bizim yozlaşmışlığımızdır.
pezevenklik ahlaksızlıktır. sözlük yönetimine sesleniyorum, fahişe sözcüğünü sansürlemiyorsanız, pezevenkliği de sansürleyemezsiniz. yoksa yani sağda solda kafa sözlük kadına hakerete izin verip, erkeğe hakareti sansürlüyor diye laf çıkar. demedi demeyin.
pezevenklik ahlaksızlıktır. sözlük yönetimine sesleniyorum, fahişe sözcüğünü sansürlemiyorsanız, pezevenkliği de sansürleyemezsiniz. yoksa yani sağda solda kafa sözlük kadına hakerete izin verip, erkeğe hakareti sansürlüyor diye laf çıkar. demedi demeyin.
devamını gör...
survivor barış ile nisa'nın öpüşmesi
twitterda gündem olan durumdur. neymiş survıvor barış survıvor nisayı öpmüş. şaka gibi program biteli bir yıl oldu insanlar hala bu konuları konuşuyor. melih cevdet anday diye başlık açarım bir kişi yazmaz şimdi bu başlığı görenler hemen damlar yazık yazık. barışı da seveyim nisayı da seveyim.
devamını gör...
bukalemun parçacıklar
karanlık enerjiyi açıklamak için kullanılan varsayımsal parçacıklar.
bu parçacıkların temel özelliği, bulundukları ortama bağlı olarak kütle değiştirmek. bu da deneylerde gözlenmelerini imkânsız hale getirebiliyor. bunun sonucu şöyle özetlenebilir:
parçacıklar yoğun bir ortamda, örneğin dünyada ya da başka gök cisimlerinde bulundukları sırada son derece büyük kütleli oluyorlar. bu nedenle de kuvvet taşıyıcı diğer ağır parçacıklar gibi, etki alanları kısa menzilli oluyor. ancak uzaydaki vakum ortamında bulunduklarında, tıpkı fotonlar gibi uzun menzilli bir taşıyıcı haline geliyorlar çünkü kütleleri son derece küçük hale geliyor. bu nedenle örneğin odada bir arkadaşımızla otururken, onunla aramızda herhangi bir itici kuvvet hissetmiyoruz ama evren ölçeğinde baktığımızda evreni hızla genişleten bir kuvveti (ya da enerjiyi) fark edebiliyoruz.
şimdiye kadar yapılmış olan, vakumlu alan içeren deneylerde bu türden bir parçacığın varlığına ilişkin herhangi bir gözlemsel veri yok ama araştırmalar sürüyor.
bu parçacıkların temel özelliği, bulundukları ortama bağlı olarak kütle değiştirmek. bu da deneylerde gözlenmelerini imkânsız hale getirebiliyor. bunun sonucu şöyle özetlenebilir:
parçacıklar yoğun bir ortamda, örneğin dünyada ya da başka gök cisimlerinde bulundukları sırada son derece büyük kütleli oluyorlar. bu nedenle de kuvvet taşıyıcı diğer ağır parçacıklar gibi, etki alanları kısa menzilli oluyor. ancak uzaydaki vakum ortamında bulunduklarında, tıpkı fotonlar gibi uzun menzilli bir taşıyıcı haline geliyorlar çünkü kütleleri son derece küçük hale geliyor. bu nedenle örneğin odada bir arkadaşımızla otururken, onunla aramızda herhangi bir itici kuvvet hissetmiyoruz ama evren ölçeğinde baktığımızda evreni hızla genişleten bir kuvveti (ya da enerjiyi) fark edebiliyoruz.
şimdiye kadar yapılmış olan, vakumlu alan içeren deneylerde bu türden bir parçacığın varlığına ilişkin herhangi bir gözlemsel veri yok ama araştırmalar sürüyor.
devamını gör...
yeşil nick alınca kendini hulk gibi hissetmek
an itibariyle içinde bulunduğum halet-i ruhiye.
diğerleri hıyar gibi hissedebilir ama ben hulk gibi hissediyorum.
diğerleri hıyar gibi hissedebilir ama ben hulk gibi hissediyorum.
devamını gör...
sözlükte de görünmez olmak
öyle düşünme lütfen sayın cerci. ben senin yaşındayken bırak sözlüğü, sağımı solumu bilmiyordum. bak bu yaşta bu bilinçdesin. *
devamını gör...
birden dışarı çıkıp bağırma isteği
sık sık gelen istek.
her sabah daha kötü bir olaya uyanıyoruz; gündemde sürekli yeni aksiyonlar, yeni facialar, yeni skandallar...
su hiç durulmuyor ve bunun getirdiği yorgunluk hiç dinmiyor.
en çok da insanlar yoruyor. anlatmaya çalışmak, ısrarla anlamamaya özen göstermeleri; insanı sanki bir cehennem çukurunun içine sürüklüyor.
böyle bir dünyada içte biriken sıkıntıyı söküp atmanın en rahatlatıcı, belki de en ilkel yöntemi avazımız çıktığı kadar bağırmak.
nadiren güzel şeyler için de gelir bu istek. o zaman kanatlanıp uçuvermek istersiniz, yerlere göklere sığamazsınız.
umarım size hep ikincisi için uğrar ve hiç terk etmez.
ben de yakında (bkz: lanet olsun böyle düzene diyerek çöpü tekmeleyen dayı) gibi olurum büyük ihtimal, yolda rastlarsanız kendi halime bırakınız lütfen. *
her sabah daha kötü bir olaya uyanıyoruz; gündemde sürekli yeni aksiyonlar, yeni facialar, yeni skandallar...
su hiç durulmuyor ve bunun getirdiği yorgunluk hiç dinmiyor.
en çok da insanlar yoruyor. anlatmaya çalışmak, ısrarla anlamamaya özen göstermeleri; insanı sanki bir cehennem çukurunun içine sürüklüyor.
böyle bir dünyada içte biriken sıkıntıyı söküp atmanın en rahatlatıcı, belki de en ilkel yöntemi avazımız çıktığı kadar bağırmak.
nadiren güzel şeyler için de gelir bu istek. o zaman kanatlanıp uçuvermek istersiniz, yerlere göklere sığamazsınız.
umarım size hep ikincisi için uğrar ve hiç terk etmez.
ben de yakında (bkz: lanet olsun böyle düzene diyerek çöpü tekmeleyen dayı) gibi olurum büyük ihtimal, yolda rastlarsanız kendi halime bırakınız lütfen. *
devamını gör...
