yağmur ve kapalı hava seven insan
soğuk iklime sahip bir yerde doğup büyümüş olması muhtemeldir. kapalı ve yağışlı havalarda kendini iyi hisseder. hatta benim gibi işi psikopatlık boyutuna taşımış ise; gök gürültülü sağanak yağışlı bir havada yürüyüşe çıkmaktan hoşlanması muhtemeldir.
devamını gör...
takip etmenin ne işe yaradığını çözememek
gün içinde telaştan okuyamazsınız herkesi. tanımlarını beğenip takibe aldığınız kişinin müsait zamanda profiline kolayca girip yazdıklarına göz atarsınız. ya da atmazsınız bir tanımına hayran kalıp sırf takipçisi olduğunu hissettirirsiniz falan filan. varsa kullanmak lâzım bu özelliği dediğim başlıktır.
devamını gör...
ayraç olarak kullanılan nesneler
genelde ayraç kullanırım, olması gerekende budur zaten. ama ayracımı bulamıyorsam, müsvedde kağıt ya da cetvel kullanırım.
devamını gör...
reis genç joseph
nez perce kabilesinin reisidir. gerçek adı hinmahtooyahlatkeht idi, yani yüksek dağlarda gezen gökgürültüsü. oregon'da yaşadıkları toprakları, bazı kabile üyeleri tarafından beyazlara satılınca, topraklarından çıkarıldılar.
gönderildikleri rezervasyona sürgüne giderken, kimi savaşçılar bunu kabul edemedi ve birkaç beyazı öldürdüler. artık ok yaydan çıkmıştı ve kaçmaya karar verdiler, çünkü sioux reisi oturan boğa'nın kanada'ya kaçtığını ve orada özgür yaşadığını duymuşlardı.
kuzeye doğru yola koyuldular ama askerler olanları duymuş, dört bir yanda onları arıyorlardı. mola verdikleri bir gece askerlerin saldırısına uğradılar ama bazılarını öldürselerde, savaşçıların karşılık vermesiyle çoğu kaçabildi. ama mecburen yönlerini değiştirdiler, çünkü kuzey yolu asker doluydu. onlar gitti, askerler yetişti, defalarca çatıştılar, defalarca kaçtılar derken kabile yaşlı, kadın, çocuk dahil, zor şartlarda açlığa ve soğuğa rağmen 1600 km. yol aldı.
sonunda kanada sınırına ortalama 30 km kalmıştı ve kabile çok yorgundu. bugün dinlenelim yarın son bir atak ile kanada'ya varalım dediler. fakat bilmedikleri şey, dün onlara saldıran askerleri kaçırmışlardı ama başka bir yönden bir birlik gelip onları kuşattı. ne yapacaklarını konuştular, zaten yol boyunca çok sayıda yaşlı, çocuk, kadın ve savaşçı kaybetmişlerdi ve eğer direnirlerse kendileride ölecekti.
reis genç joseph, ailesinden birkaç erkekle askerlerin olduğu yere gitti ve teslim olacaklarını söyleyip, silahlarını bıraktı. a.b.d askerleri rahatlamıştı, çatışma olmadan hepsini teslim almışlardı. askeri çadırlarını kurdular ve genç joseph ve yanındakileri göz önünde tuttular.
ertesi gün komutan genç joseph'e kabilesini toplamasını, yola çıkacaklarını söyledi. genç joseph halkına seslendiği zaman sadece yakın akrabaları yanına geldi. askerler çadırlara gidip baktıklarında gördülerki kimse kalmamış, hepsi kaçmıştı. meğer genç joseph gidip teslim olunca, askerler bu iş tamam deyip rahatlayınca, reisin akrabaları hariç diğer kızılderililer gece gizlice kanadaya doğru kaçmışlar. kendini ve ailesini kurtaramasada halkını kurtaran, fedakarlık yapan genç joseph ve akrabaları oklahoma'ya sürüldüler.
gönderildikleri rezervasyona sürgüne giderken, kimi savaşçılar bunu kabul edemedi ve birkaç beyazı öldürdüler. artık ok yaydan çıkmıştı ve kaçmaya karar verdiler, çünkü sioux reisi oturan boğa'nın kanada'ya kaçtığını ve orada özgür yaşadığını duymuşlardı.
kuzeye doğru yola koyuldular ama askerler olanları duymuş, dört bir yanda onları arıyorlardı. mola verdikleri bir gece askerlerin saldırısına uğradılar ama bazılarını öldürselerde, savaşçıların karşılık vermesiyle çoğu kaçabildi. ama mecburen yönlerini değiştirdiler, çünkü kuzey yolu asker doluydu. onlar gitti, askerler yetişti, defalarca çatıştılar, defalarca kaçtılar derken kabile yaşlı, kadın, çocuk dahil, zor şartlarda açlığa ve soğuğa rağmen 1600 km. yol aldı.
sonunda kanada sınırına ortalama 30 km kalmıştı ve kabile çok yorgundu. bugün dinlenelim yarın son bir atak ile kanada'ya varalım dediler. fakat bilmedikleri şey, dün onlara saldıran askerleri kaçırmışlardı ama başka bir yönden bir birlik gelip onları kuşattı. ne yapacaklarını konuştular, zaten yol boyunca çok sayıda yaşlı, çocuk, kadın ve savaşçı kaybetmişlerdi ve eğer direnirlerse kendileride ölecekti.
reis genç joseph, ailesinden birkaç erkekle askerlerin olduğu yere gitti ve teslim olacaklarını söyleyip, silahlarını bıraktı. a.b.d askerleri rahatlamıştı, çatışma olmadan hepsini teslim almışlardı. askeri çadırlarını kurdular ve genç joseph ve yanındakileri göz önünde tuttular.
ertesi gün komutan genç joseph'e kabilesini toplamasını, yola çıkacaklarını söyledi. genç joseph halkına seslendiği zaman sadece yakın akrabaları yanına geldi. askerler çadırlara gidip baktıklarında gördülerki kimse kalmamış, hepsi kaçmıştı. meğer genç joseph gidip teslim olunca, askerler bu iş tamam deyip rahatlayınca, reisin akrabaları hariç diğer kızılderililer gece gizlice kanadaya doğru kaçmışlar. kendini ve ailesini kurtaramasada halkını kurtaran, fedakarlık yapan genç joseph ve akrabaları oklahoma'ya sürüldüler.
devamını gör...
kan bağışı
18 yaşını geçmiş ve akli ehliyeti olan, kan vermeye engel olacak bir hastalığı bulunmayan her vatandaşımızın yapması gereken eylemdir. fakat son zamanlarda duyulan kan satışı haberleri ve kızılay içindeki yolsuzluklar insanları bu eylemi yapmaktan uzaklaştırmış, korkutmuştur.
devamını gör...
septum deviasyonu
2 gün önce geçirdiğim anatomik bozukluğun operasyonudur. çocukluk döneminde burnumun kırılması sonucu nefesime hatıra bırakan dönemin sonlandırılması için nihayet cesaretimi toplayıp masaya yattım.
ameliyat öncesi standart stres varsa var yoksa yok. hepsi aynı. sadece dormicum sağolsun çok anınız olmuyor.
uyanma falan derken doktor anlatır: burnunda silikon tampon var. iki gün sonra onları alana kadar mutsuz olacaksın. aldıktan sonra tam iyileşmen bir ayı bulacak (doktorun anlattığı şekilde yazsam 10 paragraf süreceği için kısaltıldı).
yarın tamponlar alınacak. iyiki alınacak. sıfır nefes, yutamama, yutkunanama... hafif kan gelmesi. buğulu bakışlar.
bir de o entübasyon tüpünü yerleştirmek yerine boğazımı yırtarak vücuduma döşemeye çalışan anesteziste selam söyleyeceğim yarın, ağrıyan tek yerim boğazım.
tampon alındıktan sonra editlerim.
tamponların alınması: bugün tamponlar alındı. tampon alınırken ağrı, sızı olmadı. aksine tampon içeriden kayarken rahatlama hissediyorsunuz. tampon sonrası burnunuzdan aldığınız ilk nefesimde sağ sol burun deliğimde sanki iki soba borusu varmış gibi hava geldi. sonrasında aspiratörle temizlerken baya gözümden yaş aktı ama katlanılamayacak ağrı değil. ilk nefesi yarım saat içinde kaybettim. bunun olacağını söylemişti doktor. 1 ay sonra o ilk aldığım nefese çok yakın nefes alacağımı belirtti. değişiklikle tekrar editlerim.
erkek bireylere öneri: sakal bıyık varsa kesmenizi öneririm. zira burnunuzdan akan ifrazat komple burada kuruyor. sonra temizlenmiyor. ameliyata girmeden önce keserseniz rahat edersiniz. kökü sizde.
6. gün editi: iki burun deliğimden de ameliyat öncesine göre bariz daha iyi nefes alıyorum. iki gün önce kontrole gitmiştim. ödem olduğunu ve bir hafta kadar sonra ödemin de gitmesiyle çok daha rahat nefes alacağım söylendi. pazartesi günü tekrar kontrolüm var. bu süre zarfında burnu yıkamaya devam ediyorum ve içeriye nemli tutup kabuklanmayı azaltmak için nazalnem kullanıyorum. hala pıhtı geliyor yıkadıkça.
ameliyat öncesi standart stres varsa var yoksa yok. hepsi aynı. sadece dormicum sağolsun çok anınız olmuyor.
uyanma falan derken doktor anlatır: burnunda silikon tampon var. iki gün sonra onları alana kadar mutsuz olacaksın. aldıktan sonra tam iyileşmen bir ayı bulacak (doktorun anlattığı şekilde yazsam 10 paragraf süreceği için kısaltıldı).
yarın tamponlar alınacak. iyiki alınacak. sıfır nefes, yutamama, yutkunanama... hafif kan gelmesi. buğulu bakışlar.
bir de o entübasyon tüpünü yerleştirmek yerine boğazımı yırtarak vücuduma döşemeye çalışan anesteziste selam söyleyeceğim yarın, ağrıyan tek yerim boğazım.
tampon alındıktan sonra editlerim.
tamponların alınması: bugün tamponlar alındı. tampon alınırken ağrı, sızı olmadı. aksine tampon içeriden kayarken rahatlama hissediyorsunuz. tampon sonrası burnunuzdan aldığınız ilk nefesimde sağ sol burun deliğimde sanki iki soba borusu varmış gibi hava geldi. sonrasında aspiratörle temizlerken baya gözümden yaş aktı ama katlanılamayacak ağrı değil. ilk nefesi yarım saat içinde kaybettim. bunun olacağını söylemişti doktor. 1 ay sonra o ilk aldığım nefese çok yakın nefes alacağımı belirtti. değişiklikle tekrar editlerim.
erkek bireylere öneri: sakal bıyık varsa kesmenizi öneririm. zira burnunuzdan akan ifrazat komple burada kuruyor. sonra temizlenmiyor. ameliyata girmeden önce keserseniz rahat edersiniz. kökü sizde.
6. gün editi: iki burun deliğimden de ameliyat öncesine göre bariz daha iyi nefes alıyorum. iki gün önce kontrole gitmiştim. ödem olduğunu ve bir hafta kadar sonra ödemin de gitmesiyle çok daha rahat nefes alacağım söylendi. pazartesi günü tekrar kontrolüm var. bu süre zarfında burnu yıkamaya devam ediyorum ve içeriye nemli tutup kabuklanmayı azaltmak için nazalnem kullanıyorum. hala pıhtı geliyor yıkadıkça.
devamını gör...
gagavuz türkçesi
t: oğuz grubu türk dillerinden biridir. bazılarınca rumeli ağzı sayılır.
sözdizimi bakımından diğer türk dillerinden büyük bir farklılık gösterir: "insannar hepsi duuêrlar serbest hem birtakım kendi kıymetindä hem haklarında. onnara verilmiş akıl hem üz da läazım biri-birinä davransınnar kardaşlık ruhuna uygun."
ilk tanımdaki türkü link
sözdizimi bakımından diğer türk dillerinden büyük bir farklılık gösterir: "insannar hepsi duuêrlar serbest hem birtakım kendi kıymetindä hem haklarında. onnara verilmiş akıl hem üz da läazım biri-birinä davransınnar kardaşlık ruhuna uygun."
ilk tanımdaki türkü link
devamını gör...
fatih sultan mehmet
ismi apaçık bir şekilde mehmed, hatta ve hatta mehemmed'dir.** direkt olarak "د" (d) harfi ile yazılır, "محمد" (mhmd) şeklinde.
çok üzülüyorum "mehmet" diye düzeltildiğinde. yarın bir gün benim ismimi sırf dilleri daha kolay dönüyor diye kafalarına göre değiştirseler mezarımda ters dönerdim herhalde.
çok üzülüyorum "mehmet" diye düzeltildiğinde. yarın bir gün benim ismimi sırf dilleri daha kolay dönüyor diye kafalarına göre değiştirseler mezarımda ters dönerdim herhalde.
devamını gör...
batman
the dark knight. caped crusader. ya da kişisel tanımımla; maskelenmiş kapitalizm. eyvah midem bulandı, sanırım analiz kusucam!
malumunuz bruce wayne gotham'daki en azılı kapitalist. geceleri ise ailesinden miras kalan wayne corps. adındaki şirketinde üretilen teknolojik oyuncakları kullanarak kahramancılık oynamakta. buraya kadarı bilinen hikaye ancak asıl gizlenen, wayne ailesinin malvarlığının nasıl oluştuğu. muhtemelen wayne corps'un hükümetler ve çeşitli örgütler ile kallavi antlaşmaları var, yani o silahlar bir yerlerde acı ve yıkım yaratmakta kullanılıyor. fakat asıl önemli olan benim gothamlı hemşehrimin selameti değil mi? ancak bir kahramana ihtiyaç duyulduğuna göre gotham'da da işler iyi gitmiyor olsa gerek. nitekim küçük bruce da adaletsizlik ile küçük yaşta tanışır ve bireysel bir adalet arayışına girer. bu arayış zamanla toplumsal bir kimlik kazanır ve batman doğar. fakat kurumsal adaletin tesis edilememesi sonucu adaletsizlik sürüp gider ve bu adaletsizlik batman hikayelerinin temelini oluşturur. bruce, belki de sırf vicdanını rahatlatmak için, tıpkı babasının yaptığı gibi adaletsizlikle savaşmaya başlar fakat babasından farklı olarak bunu iş adamı kimliği altında bir hayırsever olarak değil yarattığı alternatif kimliği kullanarak suçla savaşmak suretiyle yapar. kendini topluma adayan batman'in; gerçek suçluların yanı sıra hakkını bireysel yoldan arayan mr. freeze gibi mağdurlara ve catwoman ve blue ivy gibi aktivistlere savaş açması, olayın yerleşik düzeni güzellemek olduğunun göstergesidir.
bu konuda nolan'ın batman üçlemesinin üçüncü filmi olan the dark rises ayrıca önemli. yurttaş bane önderliğinde bir devrimin ayak sesleri gelmekteyken nolan son çıkıştan döner ve sahneye batman'i çıkarır. fazla geçmeden bir kaosa evrilen ayaklanma, batman dokunuşuyla sona ererken yönetmenin verdiği mesaj açıktır: mevcut düzen, olabilecek düzenlerin en iyisi. yine de wayneler gibi hayırsever ailelerin çok sayida olması, topluma bir nebze refah getirir. tabi burada olayın bir halk ayaklanması değil, bir despotun önderlik ettiği bir isyan olduğunu göz önünde bulundurmak gerekli. bu toplumsal değil kişisel çıkarlara hizmet eden bir hareket. toplumsal çıkarlar uğruna gelişen bir hareket başarıya ulaşıp ardından müreffeh bir toplumsal hayatı getirebilir mi? henüz bilemiyoruz.
evet sözlük, bir konuyu daha açıklığa kavuşturduğumuza göre artık rahatça uyuyabiliriz. süper kahramanlara ihtiyaç duymayacağımız bir dünyanın hayali ile. esen kalınız.
malumunuz bruce wayne gotham'daki en azılı kapitalist. geceleri ise ailesinden miras kalan wayne corps. adındaki şirketinde üretilen teknolojik oyuncakları kullanarak kahramancılık oynamakta. buraya kadarı bilinen hikaye ancak asıl gizlenen, wayne ailesinin malvarlığının nasıl oluştuğu. muhtemelen wayne corps'un hükümetler ve çeşitli örgütler ile kallavi antlaşmaları var, yani o silahlar bir yerlerde acı ve yıkım yaratmakta kullanılıyor. fakat asıl önemli olan benim gothamlı hemşehrimin selameti değil mi? ancak bir kahramana ihtiyaç duyulduğuna göre gotham'da da işler iyi gitmiyor olsa gerek. nitekim küçük bruce da adaletsizlik ile küçük yaşta tanışır ve bireysel bir adalet arayışına girer. bu arayış zamanla toplumsal bir kimlik kazanır ve batman doğar. fakat kurumsal adaletin tesis edilememesi sonucu adaletsizlik sürüp gider ve bu adaletsizlik batman hikayelerinin temelini oluşturur. bruce, belki de sırf vicdanını rahatlatmak için, tıpkı babasının yaptığı gibi adaletsizlikle savaşmaya başlar fakat babasından farklı olarak bunu iş adamı kimliği altında bir hayırsever olarak değil yarattığı alternatif kimliği kullanarak suçla savaşmak suretiyle yapar. kendini topluma adayan batman'in; gerçek suçluların yanı sıra hakkını bireysel yoldan arayan mr. freeze gibi mağdurlara ve catwoman ve blue ivy gibi aktivistlere savaş açması, olayın yerleşik düzeni güzellemek olduğunun göstergesidir.
bu konuda nolan'ın batman üçlemesinin üçüncü filmi olan the dark rises ayrıca önemli. yurttaş bane önderliğinde bir devrimin ayak sesleri gelmekteyken nolan son çıkıştan döner ve sahneye batman'i çıkarır. fazla geçmeden bir kaosa evrilen ayaklanma, batman dokunuşuyla sona ererken yönetmenin verdiği mesaj açıktır: mevcut düzen, olabilecek düzenlerin en iyisi. yine de wayneler gibi hayırsever ailelerin çok sayida olması, topluma bir nebze refah getirir. tabi burada olayın bir halk ayaklanması değil, bir despotun önderlik ettiği bir isyan olduğunu göz önünde bulundurmak gerekli. bu toplumsal değil kişisel çıkarlara hizmet eden bir hareket. toplumsal çıkarlar uğruna gelişen bir hareket başarıya ulaşıp ardından müreffeh bir toplumsal hayatı getirebilir mi? henüz bilemiyoruz.
evet sözlük, bir konuyu daha açıklığa kavuşturduğumuza göre artık rahatça uyuyabiliriz. süper kahramanlara ihtiyaç duymayacağımız bir dünyanın hayali ile. esen kalınız.
devamını gör...
92 yaşındaki kadının cinsel saldırıya uğrayarak öldürülmesi
türkiye'de türk milliyetçisi tarafından türk neneye tecavüz edilmesi olayı.
12 aylık bebekten 92 yıllık ihtiyara uzanan, iki taraflı rekor denemesi.. dünya rekoru tc de. (her ikisi de alkollüydü)
"türkün türke ettiğini gavur türke etmedi"
12 aylık bebekten 92 yıllık ihtiyara uzanan, iki taraflı rekor denemesi.. dünya rekoru tc de. (her ikisi de alkollüydü)
"türkün türke ettiğini gavur türke etmedi"
devamını gör...
dinlenme tesisi soğuğu
şehirlerarası otobüs yolculuğu sırasında dinlenme tesislerinde verilen molada hissedilen soğukluk çok kötüdür. sanki fırtınalar kopar orada.
devamını gör...
gidiyorum bu
ben bu çağdan bir kere de şerefimle geçeceğim
lazım gelen gülleri göğsüme gömmüştüm
birleşmemiz radikal olacak
ben kan vereceğim
bunu daha çok küçükken
bir filmde görmüştüm!
lazım gelen gülleri göğsüme gömmüştüm
birleşmemiz radikal olacak
ben kan vereceğim
bunu daha çok küçükken
bir filmde görmüştüm!
devamını gör...
haluk bilginer
tatlı hayat dizisinde, fevkaladenin fevki bir şekilde ihsan yıldırım karakterini canlandıran ve aklıma hep o karakterde yer edecek oyuncudur.
devamını gör...
sosyopati
psikopati kavramıyla sık sık karıştırılan, (literatürdeki adı) antisosyal kişilik bozukluğu.
psikopati kavramıyla olan ilişkisi, sosyopatinin psikopatiyle ilgili bir bozukluk olmasından ileri gelmektedir. kısacası ilişkili fakat aynı şey değil. sosyopat insanların temel özelliği empati yoksunluğuna sahip olmaları. elbette bu, her empati yoksunu insanı sosyopat yapmamakta. diğer bir yüzünde antisosyalliğin temelinde bulunan narsizmden söz edilmektedir. insanların yalnızca birer araç ve önemsiz varlıklar olarak görüldüğü bir durum söz konusu. bu sebeple diğer insanların ne düşündüğü ve onlara verilen zararın hiçbir önemi yoktur. bu antisosyal kişilik bozukluğu üzerine çalışmalar bugün hala sürse de sebepleri tam anlamıyla bilinmiyor ve biyolojik ve genetik faktörlerin rol oynayabileceği sanılıyor. mayo kliniği'nin web sitesine göre: ''çocukluktaki ev, okul ve sosyal çevredeki birtakım faktörler de bu rahatsızlığa katkı yapabiliyor.'' çevrenizde bu hastalığa sahip kişilerin var olduğunu söylemek yersiz olmaz, çünkü özellikle günümüzde toplumda statü anlamında belirli yeri olan kişiler kendi antisosyal kişilik bozukluğunu dahi farkında değiller. belirtileri ise gözle görülemeyecek kadar gizli. kimse elbette sabah uyandığında kendini bir sosyopat olarak bulmuyor, sosyal ve psikolojik bir süreç söz konusu. genelde piskolojik rahatsızlıklara sahip bireyler çevrelerinin ısrarı ve isteği ile terapiye başlamakta ve köşeden dönmekte. ancak aksi durumlar da söz konusu. hepimiz birer sosyopat adayı olabiliriz.
bu konuda dr. martha stout'un yazdığı ve pegasus yayınları tarafından basılmış olan yanı başınızdaki sosyopat kitabını önerebilirim.
psikopati kavramıyla olan ilişkisi, sosyopatinin psikopatiyle ilgili bir bozukluk olmasından ileri gelmektedir. kısacası ilişkili fakat aynı şey değil. sosyopat insanların temel özelliği empati yoksunluğuna sahip olmaları. elbette bu, her empati yoksunu insanı sosyopat yapmamakta. diğer bir yüzünde antisosyalliğin temelinde bulunan narsizmden söz edilmektedir. insanların yalnızca birer araç ve önemsiz varlıklar olarak görüldüğü bir durum söz konusu. bu sebeple diğer insanların ne düşündüğü ve onlara verilen zararın hiçbir önemi yoktur. bu antisosyal kişilik bozukluğu üzerine çalışmalar bugün hala sürse de sebepleri tam anlamıyla bilinmiyor ve biyolojik ve genetik faktörlerin rol oynayabileceği sanılıyor. mayo kliniği'nin web sitesine göre: ''çocukluktaki ev, okul ve sosyal çevredeki birtakım faktörler de bu rahatsızlığa katkı yapabiliyor.'' çevrenizde bu hastalığa sahip kişilerin var olduğunu söylemek yersiz olmaz, çünkü özellikle günümüzde toplumda statü anlamında belirli yeri olan kişiler kendi antisosyal kişilik bozukluğunu dahi farkında değiller. belirtileri ise gözle görülemeyecek kadar gizli. kimse elbette sabah uyandığında kendini bir sosyopat olarak bulmuyor, sosyal ve psikolojik bir süreç söz konusu. genelde piskolojik rahatsızlıklara sahip bireyler çevrelerinin ısrarı ve isteği ile terapiye başlamakta ve köşeden dönmekte. ancak aksi durumlar da söz konusu. hepimiz birer sosyopat adayı olabiliriz.
bu konuda dr. martha stout'un yazdığı ve pegasus yayınları tarafından basılmış olan yanı başınızdaki sosyopat kitabını önerebilirim.
devamını gör...
cahil insanlarla baş etme yolları
"eğer bir aptala laf anlatmaya çalışırsan, dışarıdan bakanlar 2 aptalın sohbet ettiğini sanar."
devamını gör...
kimse yoksa maske takmanız gerekmiyor
ne dediklerini ve ne yaptıklarını kendileri de bilmiyor ülkede fena bir kaos durumu var herkes ayrı telden.
devamını gör...
küçük şeylerle mutlu olmak
mutlu bir hayat için gerekli olduğuna inandığım eylemdir. her gün yaptığınız kahvaltıda, sevdiğiniz minik bir kedide, içtiğiniz lezzetli bir kahvede, arkadaşlarınızla attığınız kahkahada mutluluğu bulmadıktan sonra hayatın ne anlamı kalıyor ki?
bir ömür mutlu olmak için büyük şeylerin gerçekleşmesini beklemekle geçmemeli bence.
aynı zamanda, yapılan araştırmalar da bu küçük şeylerin değerini anlamadığımızı ve bunlarının değerinin zamanla daha da yükseldiğini gösteriyor.
bu konu hakkında çok güzel bir yazı paylaşmak istiyorum: *
her günün sonunda günlük tutan bir adam varmış. gününü yazdıktan sonra bir yıl önce, beş yıl önce ve on yıl önce yazdıklarını okuyormuş. bunu çok uzun süredir her gece yapıyormuş.
tabii ki bu eylem amaçsız değilmiş, adamın bir şeyin peşinde olduğu ortadaymış. peki neyin peşinde miymiş?
gelecekte bir şeyler hakkında nasıl hissedeceğimizi tahmin etmekte çok da iyi olmadığımızı ortaya koyan çok sayıda araştırma var. olumsuz ve olumlu olayların gelecekteki duygusal etkisini tahmin etmede yanılabiliyoruz. dolayısıyla kendimizi mutluluk fırsatlarından mahrum bırakıyoruz.
bugün deneyimlediğimiz bazı şeylerin bize kaydetmeye değmeyecek kadar sıradan görünmesi muhtemeldir. ancak yeni araştırmalara göre, bu, gelecekte onları 'yeniden keşfettiğimizde' elde edilecek potansiyel mutluluğu hafife aldığımızı gösteriyor.
20 ağustos 2004 günü öğleden sonra saat 3'te bir yemekte ettiğimiz muhabbeti on yıl sonra yeniden keşfetmek beklenmedik bir neşe kaynağı olabilir.
yeniden keşfetmenin sevincini neden hafife alıyoruz? çünkü asla aynı kalmıyoruz. bugün olduğumuz kişinin gelecekte olacağımız kişi olacağını ve aynı şeylere aynı şekilde cevap vereceğimizi düşünme hatasına düşüyoruz. ayrıca bugün dünyevi olduğunu düşündüğümüz bu ayrıntıların sıradan statülerini koruyacağına ve ayrıntılara ilişkin hafızamızın doğru olacağına inanma eğilimindeyiz.
gerçek şu ki, hafızalarımız mükemmel değil - soluyorlar, üzerine bir şeyler yazılıyor, ve zamanla şekil değiştiriyorlar.
yakın zamanda yapılan bir çalışmada araştırmacılar, insanların görünüşte önemsiz deneyimlerini kaydettiklerinde ve gelecekte bunları yeniden keşfettiklerinde nasıl hissedeceklerini araştırdılar.
araştırmada ne yapıldı?
katılımcıların aşağıdaki durumlara verdikleri yanıtlardan oluşan zaman kapsülleri oluşturuldu:
katıldıkları son sosyal etkinlik;
yeni bir muhabbet;
oda arkadaşlarıyla nasıl tanıştıkları;
son zamanlarda dinledikleri üç şarkı;
içten bir şaka;
son zamanlarda çekilmiş bir fotoğraf;
facebook profillerinde paylaştıkları son durum;
son sınıf değerlendirmesinden bir alıntı; ve
son bir final sınavından bir soru.
her soru için, katılımcıların şunları tahmin etmesi gerekiyordu:
1. ne söylediklerini görmek için ne kadar meraklı olacakları;
2. neyi belgelediklerini gördükten sonra ne kadar şaşıracakları; ve
3. gelecekte her yanıtı ne kadar anlamlı ve ilginç bulacakları.
üç ay sonra, ilk yanıtlarını okumalarına (yeniden keşfetmelerine) izin verildi, ancak öncesinde bu yanıtları okumaya ne kadar meraklı olduklarını değerlendirmeyi tabii ki unutmadılar.
peki araştırma sonucunda ne buldular?
sonuçlar, katılımcıların özellikle gelecekte yanıtlarını okumaya ne kadar meraklı olacaklarını ve bu yanıtların onlar için ne kadar ilginç olacağını tahmin etmede hiç de iyi olmadıklarını gösterdi.
sadece üç ay sonra bile, kapsül onlar için beklediklerinden daha anlamlıydı.
böylece ikinci bir çalışma yaptılar
benzer ikinci bir çalışmada, araştırmacılar katılımcılardan bir sohbeti sıradan veya olağanüstü olarak değerlendirmelerini istedi. bir konuşma ne kadar sıradan derecelendirilirse, onu yeniden keşfetmenin ne kadar iyi olacağını o kadar çok kişi hafife aldı.
ve bir üçüncü bir çalışma bunu takip etti
üçüncü bir çalışmada, yakın bir ilişki içinde olan katılımcılardan olağanüstü bir gün (sevgililer günü) ve sıradan bir gün (14 şubat civarında tipik bir gün) deneyimlerini yazmaları istendi.
ilginç bir şekilde, olağan olaylara ilişkin algılar zamanla daha olağanüstü hale gelirken, olağanüstü olaylara ilişkin algılar da aynı derecede olağanüstü kalmıştır.
insanlar sıradan olaylar hakkında yazdıklarını olağanüstü olaylardan daha az hatırladılar.
ve (sonunda!), dördüncü çalışmayı da yapmadan duramadılar
dördüncü bir araştırma, insanların yeniden keşfetmenin sevincini küçümsedikleri için, deneyimlerini belgelemek için fırsatları atladıklarını ortaya çıkardı. gelecekte bu kayıtları hatırlayamadıkları için pişmanlık duyduklarını bildirdiler. görünüşe göre, geçmiş deneyimler için gelecekteki merakımızı küçümsemek bizim insani yöntemimiz. yeniden keşif sürecini ne kadar büyüleyici bulacağımızı da küçümseme eğilimindeyiz.
sonuç olarak, insanlar şu anda olan şeyleri belgeleme fırsatından vazgeçerler. bunun nedeni kısmen, insanların bir olay hakkında gerçekte yapabileceklerinden daha fazlasını hatırlayabileceklerine inanmalarıdır. bu genellikle olağanüstü değil, sıradan deneyimler için geçerlidir.
harvard business school'dan araştırmacı ting zhang, "genelde günümüzün sıradan anlarını gelecekte yeniden keşfedilmeye değer deneyimler olarak düşünmüyoruz. ancak çalışmalarımız çoğu zaman yanıldığımızı gösteriyor. şimdi sıradan olan şeyler aslında gelecekte daha sıra dışı ve beklediğimizden daha olağanüstü hale geliyor. insanlar, o anda pek anlamlı görünmese de, aylar öncesinden bir çalma listesini veya bir komşuyla eski bir şakayı yeniden keşfetmekten büyük keyif alıyor. çalışmalar, geleceğimizi yeniden keşfetme sevincini yaşatmak için mevcudiyeti hafife almamanın ve günlük hayatın sıradan anlarını belgelemenin önemini vurguluyor. "dedi.
kaynak
bir ömür mutlu olmak için büyük şeylerin gerçekleşmesini beklemekle geçmemeli bence.
aynı zamanda, yapılan araştırmalar da bu küçük şeylerin değerini anlamadığımızı ve bunlarının değerinin zamanla daha da yükseldiğini gösteriyor.
bu konu hakkında çok güzel bir yazı paylaşmak istiyorum: *
her günün sonunda günlük tutan bir adam varmış. gününü yazdıktan sonra bir yıl önce, beş yıl önce ve on yıl önce yazdıklarını okuyormuş. bunu çok uzun süredir her gece yapıyormuş.
tabii ki bu eylem amaçsız değilmiş, adamın bir şeyin peşinde olduğu ortadaymış. peki neyin peşinde miymiş?
gelecekte bir şeyler hakkında nasıl hissedeceğimizi tahmin etmekte çok da iyi olmadığımızı ortaya koyan çok sayıda araştırma var. olumsuz ve olumlu olayların gelecekteki duygusal etkisini tahmin etmede yanılabiliyoruz. dolayısıyla kendimizi mutluluk fırsatlarından mahrum bırakıyoruz.
bugün deneyimlediğimiz bazı şeylerin bize kaydetmeye değmeyecek kadar sıradan görünmesi muhtemeldir. ancak yeni araştırmalara göre, bu, gelecekte onları 'yeniden keşfettiğimizde' elde edilecek potansiyel mutluluğu hafife aldığımızı gösteriyor.
20 ağustos 2004 günü öğleden sonra saat 3'te bir yemekte ettiğimiz muhabbeti on yıl sonra yeniden keşfetmek beklenmedik bir neşe kaynağı olabilir.
yeniden keşfetmenin sevincini neden hafife alıyoruz? çünkü asla aynı kalmıyoruz. bugün olduğumuz kişinin gelecekte olacağımız kişi olacağını ve aynı şeylere aynı şekilde cevap vereceğimizi düşünme hatasına düşüyoruz. ayrıca bugün dünyevi olduğunu düşündüğümüz bu ayrıntıların sıradan statülerini koruyacağına ve ayrıntılara ilişkin hafızamızın doğru olacağına inanma eğilimindeyiz.
gerçek şu ki, hafızalarımız mükemmel değil - soluyorlar, üzerine bir şeyler yazılıyor, ve zamanla şekil değiştiriyorlar.
yakın zamanda yapılan bir çalışmada araştırmacılar, insanların görünüşte önemsiz deneyimlerini kaydettiklerinde ve gelecekte bunları yeniden keşfettiklerinde nasıl hissedeceklerini araştırdılar.
araştırmada ne yapıldı?
katılımcıların aşağıdaki durumlara verdikleri yanıtlardan oluşan zaman kapsülleri oluşturuldu:
katıldıkları son sosyal etkinlik;
yeni bir muhabbet;
oda arkadaşlarıyla nasıl tanıştıkları;
son zamanlarda dinledikleri üç şarkı;
içten bir şaka;
son zamanlarda çekilmiş bir fotoğraf;
facebook profillerinde paylaştıkları son durum;
son sınıf değerlendirmesinden bir alıntı; ve
son bir final sınavından bir soru.
her soru için, katılımcıların şunları tahmin etmesi gerekiyordu:
1. ne söylediklerini görmek için ne kadar meraklı olacakları;
2. neyi belgelediklerini gördükten sonra ne kadar şaşıracakları; ve
3. gelecekte her yanıtı ne kadar anlamlı ve ilginç bulacakları.
üç ay sonra, ilk yanıtlarını okumalarına (yeniden keşfetmelerine) izin verildi, ancak öncesinde bu yanıtları okumaya ne kadar meraklı olduklarını değerlendirmeyi tabii ki unutmadılar.
peki araştırma sonucunda ne buldular?
sonuçlar, katılımcıların özellikle gelecekte yanıtlarını okumaya ne kadar meraklı olacaklarını ve bu yanıtların onlar için ne kadar ilginç olacağını tahmin etmede hiç de iyi olmadıklarını gösterdi.
sadece üç ay sonra bile, kapsül onlar için beklediklerinden daha anlamlıydı.
böylece ikinci bir çalışma yaptılar
benzer ikinci bir çalışmada, araştırmacılar katılımcılardan bir sohbeti sıradan veya olağanüstü olarak değerlendirmelerini istedi. bir konuşma ne kadar sıradan derecelendirilirse, onu yeniden keşfetmenin ne kadar iyi olacağını o kadar çok kişi hafife aldı.
ve bir üçüncü bir çalışma bunu takip etti
üçüncü bir çalışmada, yakın bir ilişki içinde olan katılımcılardan olağanüstü bir gün (sevgililer günü) ve sıradan bir gün (14 şubat civarında tipik bir gün) deneyimlerini yazmaları istendi.
ilginç bir şekilde, olağan olaylara ilişkin algılar zamanla daha olağanüstü hale gelirken, olağanüstü olaylara ilişkin algılar da aynı derecede olağanüstü kalmıştır.
insanlar sıradan olaylar hakkında yazdıklarını olağanüstü olaylardan daha az hatırladılar.
ve (sonunda!), dördüncü çalışmayı da yapmadan duramadılar
dördüncü bir araştırma, insanların yeniden keşfetmenin sevincini küçümsedikleri için, deneyimlerini belgelemek için fırsatları atladıklarını ortaya çıkardı. gelecekte bu kayıtları hatırlayamadıkları için pişmanlık duyduklarını bildirdiler. görünüşe göre, geçmiş deneyimler için gelecekteki merakımızı küçümsemek bizim insani yöntemimiz. yeniden keşif sürecini ne kadar büyüleyici bulacağımızı da küçümseme eğilimindeyiz.
sonuç olarak, insanlar şu anda olan şeyleri belgeleme fırsatından vazgeçerler. bunun nedeni kısmen, insanların bir olay hakkında gerçekte yapabileceklerinden daha fazlasını hatırlayabileceklerine inanmalarıdır. bu genellikle olağanüstü değil, sıradan deneyimler için geçerlidir.
harvard business school'dan araştırmacı ting zhang, "genelde günümüzün sıradan anlarını gelecekte yeniden keşfedilmeye değer deneyimler olarak düşünmüyoruz. ancak çalışmalarımız çoğu zaman yanıldığımızı gösteriyor. şimdi sıradan olan şeyler aslında gelecekte daha sıra dışı ve beklediğimizden daha olağanüstü hale geliyor. insanlar, o anda pek anlamlı görünmese de, aylar öncesinden bir çalma listesini veya bir komşuyla eski bir şakayı yeniden keşfetmekten büyük keyif alıyor. çalışmalar, geleceğimizi yeniden keşfetme sevincini yaşatmak için mevcudiyeti hafife almamanın ve günlük hayatın sıradan anlarını belgelemenin önemini vurguluyor. "dedi.
kaynak
devamını gör...
yazarların şu an yapmak istedikleri şey
"bugünlerde hırsızlık yapasım var.
mesela yaşamdan bir gün çalmak istiyorum, bana suç ortaklığı yapar mısın?
korkma zamanın içini beraber dolduracağız. bir filme gideriz belki.
belki ocak soğuğunda sahilde birlikte üşür sokuluruz birbirimize ısınmak için.
göz göze bakar uzaklara dalarız, boş boş tebessüm eder sımsıkı sarılırız belki.
başka yaşamlardan çalınmış bir günü hoyratça kullanırız.
bittiğinde gün teslim oluruz zamana. kaldığımız yerden devam ederiz mutsuzluğumuza…"*
evet tam da şuan hırsızlık yapıp yaşamdan bir gün çalmak istiyorum.
mesela yaşamdan bir gün çalmak istiyorum, bana suç ortaklığı yapar mısın?
korkma zamanın içini beraber dolduracağız. bir filme gideriz belki.
belki ocak soğuğunda sahilde birlikte üşür sokuluruz birbirimize ısınmak için.
göz göze bakar uzaklara dalarız, boş boş tebessüm eder sımsıkı sarılırız belki.
başka yaşamlardan çalınmış bir günü hoyratça kullanırız.
bittiğinde gün teslim oluruz zamana. kaldığımız yerden devam ederiz mutsuzluğumuza…"*
evet tam da şuan hırsızlık yapıp yaşamdan bir gün çalmak istiyorum.
devamını gör...
kaktüs dikeni
kaktüslerimin saksı ve toprak değişimini yaptığım zamanlar da sıkça yaşadığım durumdur. öncelikle bu dikenler sayesinde kaktüs gerekli su ihtiyacını karşılıyor. özellikle çok sıcak havalarda bu dikenler sayesinde su kaybetmiyor. dikenler elinize battığında hafif sızlama oluyor. bir cımbızla dikenleri çıkarabilirsiniz. bazi kaktüs türlerinin dikenleri daha yumuşak ve kolay bir şekilde ele batıyor. hatta alerjik reaksiyon da gosterebiliyorlar. bunun için de kalın eldivenler, kaktüs tutucuları, maşa kullanabilirsiniz.
devamını gör...
