yazarların itiraf köşesi
bu bir itiraf mı bilmiyorum ama yazmak istiyorum.
sabah sevdiğim bana akrostiş yazmış, düşüyorum ona yaaaa! ba yıl dımmm.
tüm dünyaya senin için kocamanından, en güzelinden, tüm kalbimle "seni seviyorum!" demek istiyorum.
...
sen nasıl bir şeysin böyle? rabb'imin bana verdiği en güzel nimetlerdensin. kalbime seni ekledim, sevgim senle coşkun nehirler gibi oluyor. şükürler olsun ki kalbinde ben varım. onca insan var ve seni buldum aslında biz birbirimizi bulduk.
çok acayip bir şey oldu ve iyi ki de oldu.
biz aslında iki farklı dünyaydık, bir olduk iki cihan yan yana oldu vay bee!
gülüşüne de bayılıyorum ben senin. ya ben sana kısaca bayılıyorum zaten. anla sen işte yandım sana ben. yaktın beni aşkınla, seni seviyorum.
sabah sevdiğim bana akrostiş yazmış, düşüyorum ona yaaaa! ba yıl dımmm.
tüm dünyaya senin için kocamanından, en güzelinden, tüm kalbimle "seni seviyorum!" demek istiyorum.
...
sen nasıl bir şeysin böyle? rabb'imin bana verdiği en güzel nimetlerdensin. kalbime seni ekledim, sevgim senle coşkun nehirler gibi oluyor. şükürler olsun ki kalbinde ben varım. onca insan var ve seni buldum aslında biz birbirimizi bulduk.
çok acayip bir şey oldu ve iyi ki de oldu.
biz aslında iki farklı dünyaydık, bir olduk iki cihan yan yana oldu vay bee!
gülüşüne de bayılıyorum ben senin. ya ben sana kısaca bayılıyorum zaten. anla sen işte yandım sana ben. yaktın beni aşkınla, seni seviyorum.
devamını gör...
ankara’da nerede ne yenir
esat hassas'taki aspava'da döner dürüm,
tunalı'daki kıtır'da kumpir,
kızılay yüksel'deki sr döner'de tavuk dürüm,
herhangi bir tadım pizza'da pizza...
tunalı'daki kıtır'da kumpir,
kızılay yüksel'deki sr döner'de tavuk dürüm,
herhangi bir tadım pizza'da pizza...
devamını gör...
yazarların normal sözlük’te yazma nedenleri
fikirlerimin ciddiye alındığı tek yer olabilir.
bu zamanda kimse kimseyi dinlemiyor artık.
bu zamanda kimse kimseyi dinlemiyor artık.
devamını gör...
üç kelimeyle üniversite hayatı
kalabalık, yurt, otobüs.
devamını gör...
the legend of korra
sevmeyeni çok olan, avatar evreninden bir başka hikaye. diziye başladığım ilk andan itibaren korra'ya karşı kendimi oldukça yakın hissettim. atla'da olduğu gibi karakter gelişimleri çok iyi. daha iyi işlenebilecek noktalar vardı, daha detaya inilebilirdi. ancak ne olursa olsun, avatar korra'nın kişiliği çok doğaldı.
aynı aang gibi hatalar yaptı, yenildi ve gelişti. yine de aang'den oldukça farklı bir karakterin bu gelişimini görmek beni mutlu etti. atla bize avatarın nasıl olması gerektiğini öğretmişti ve şahsen ben kafamda bir avatar prototipi oluşturmuştum ki korra bu prototipin tam zıttı çıktı. aang mükemmel bir keşişti. fakat korra ruhani açıdan çok zayıftı ve zamanla onun ruhani uyanışını görmek güzeldi.
dizide en mutlu olduğum nokta, atla karakterlerinin soylarının nasıl ilerlediğini görmem oldu. ayrıca ilk avatar hikayesi mükemmeldi.
ikinci sezondan itibaren korra ve asami'nin birlikte olacaklarından emindim. son sahne mutlu etti. bir çocuk dizisi olduğu hesaba katılırsa ebeveynlerin tepkilerini çekmemek için son sahnede büyülü bir öpücük göremediğimizi düşünüyorum.
aynı aang gibi hatalar yaptı, yenildi ve gelişti. yine de aang'den oldukça farklı bir karakterin bu gelişimini görmek beni mutlu etti. atla bize avatarın nasıl olması gerektiğini öğretmişti ve şahsen ben kafamda bir avatar prototipi oluşturmuştum ki korra bu prototipin tam zıttı çıktı. aang mükemmel bir keşişti. fakat korra ruhani açıdan çok zayıftı ve zamanla onun ruhani uyanışını görmek güzeldi.
dizide en mutlu olduğum nokta, atla karakterlerinin soylarının nasıl ilerlediğini görmem oldu. ayrıca ilk avatar hikayesi mükemmeldi.
ikinci sezondan itibaren korra ve asami'nin birlikte olacaklarından emindim. son sahne mutlu etti. bir çocuk dizisi olduğu hesaba katılırsa ebeveynlerin tepkilerini çekmemek için son sahnede büyülü bir öpücük göremediğimizi düşünüyorum.
devamını gör...
yazarların içinde oldukları yaş ile ilgili fikirleri
gençlerin yaşımı duyunca, ölmeye az kaldığını sandıkları yaştayım.
haklılar,
bana da zamanında 30 yaş üstü ölecek gibi gelirdi.
40 yaşımdan beri anladığım, gerçekten insan 30larda ölüyor, 40larda yeniden doğuyor.
mis gibi tecrübelerin yanına, her biri yaşanmışlık dolu kırışıklıklar ekleniyor, saçlara da yıldızlar düşüyor.
görmüş geçirmiş, kimsede aklı kalmayan, kendinden emin bir ruh eşlik ediyor insana.
görüş açılıyor, nefes yettiği kadar gidiliyor.
45 yaşı tavsiye ediyorum, sırası gelen yaşayabilir.
haklılar,
bana da zamanında 30 yaş üstü ölecek gibi gelirdi.
40 yaşımdan beri anladığım, gerçekten insan 30larda ölüyor, 40larda yeniden doğuyor.
mis gibi tecrübelerin yanına, her biri yaşanmışlık dolu kırışıklıklar ekleniyor, saçlara da yıldızlar düşüyor.
görmüş geçirmiş, kimsede aklı kalmayan, kendinden emin bir ruh eşlik ediyor insana.
görüş açılıyor, nefes yettiği kadar gidiliyor.
45 yaşı tavsiye ediyorum, sırası gelen yaşayabilir.
devamını gör...
arkaik insan
(bkz: joseph campbell)
devamını gör...
harf devrimi
yıllar önce yazdığım bir öykünün adıdır.
savaş nasıl başladı hiç kimse bilmez ama rivayet odur ki; bir ilkokul öğretmeni, etrafını boş boş seyreden ve gözünü kapıdan ayırmayan küçük çocukların önünde tahtaya ilk olarak bir "a" harfi çizdiğinde cepheleşme ve savaş hazırlıkları beklenmedik bir şekilde başlamıştı.
ilk yazılan harf yandaşlarını toplayarak etrafına, güçlerinin farkına varmaları konusunda uyarmıştı. onlar güçlüydüler. onlarsız diğer harfler varlıklarını ispatlayamazlardı. çünkü kurallar gereği bir harfin kabul görmesi için anlaşılır bir biçimde bir sözcükte geçmesi gerekirdi. bunu yapabilenler ise sekiz kişiydiler ve diğerlerinden farklı olmalıydılar. kendi aralarında kurdukları küçük grup seçkin harflerden oluşuyordu. lider olarak a kendini seçtirmişti ardından da iki tane ulu seçilmişti. bunlardan biri o diğeri ise ö idi. yalnız o hem daha yükseklerde gözü olduğu için ve hem de tek başına bir sözcük hatta cümle bile olabildiği için daha baskın, daha gözü açık ve daha işini bilirdi. ö ise o’nun arkasında ezik büzük görünse de her an bir patlamaya neden olabilecek bir lav birikintisi gibiydi.
bu sekiz kişilik yöneten grubu arasında dalkavuklukta kimseye pabuç bırakmayan her an liderin peşinde dolaşan ve en az onun kadar etkili olan e geliyordu. her konuda a kadar bazen de daha fazla söz sahibiydi ama asla ön plana çıkmaz, asla göze batmazdı. grubun kirli işlerinde yardımcı olarak kullandıkları iki harfse ı ve i harfleriydi. bütün harfler kirli işlere ortak olurlardı ama ı ve i bu işten büyük bir zevk alırdı her türlü kirli sözcükte görülmek onlar için şandı, şerefti. ve figüranlar u ve ü. etliye sütlüye karışmayan her an gökyüzüne çevirdikleri başlarıyla gayet sofu olan, istemeyerek de olsa ve sofulukları gereği bu toplulukta bulunan bu ikili zaman zaman karanlık işlerde boy gösterirlerdi. e ve a ile birlikte bir tecavüz olayında adı geçen ü, sonradan yine e ile birlikte bir rüşvet çetesine yardım ve yataklıkla suçlanmıştı. bu iki durum birliğin adını iyiden iyiye kirletse de güçleri ölçüsünde masumdular. onları suçlayacak kendilerinden daha güçlü birileri çıkana kadar da öyle kalacaklardı. grubun bilgeleri ise o ve ö adında iki kocaydı. bunlar göbeklerinin büyüklüğü ölçüsünde bilge ve her an her yöne kayabilecek kadar kaypak olmalarıyla tanınıyorlardı. bu özellikler de grupta etkin olmaları için yeterliydi.
grup üyelerinin bembeyaz bir ovada toplandıkları gün a ufak işlerle uğraşmanın onlara bir şey kazandırmayacağını, artık çok daha önemli işlerle girişmenin zamanının geldiğini iletti. herkes dinliyordu, bir şeyler geçmekteydi akıllarından. sofular dini bir dayanak aramaya, e kendine bir yarar yontmaya uğraşmakta, bilgeler sonuçları ve elde edecekleri karı planlamaktaydılar. kirli işlerin adamları ise kaç cinayet işlemeleri gerekeceğini kurup bu esnada alacakları zevki hayal etmekteydiler.
a anlattı; harfler arası eşitliğin yalan olduğunu, üstün olduklarını ve bu üstünlüğü kabul ettirmeleri gerektiğini, bunun içinse ne gerekiyorsa yapılacağını. güçlüydüler. a, beyaz ovanın mavi çizgileri arkasına gizlenmiş 5 kişiyi çağırdı. sırasıyla dizildiklerinde hükümranlığa giden yolda ilk adım atılmıştı ve düşman belliydi. bu sekiz harf ve işbirlikçileri dışındaki bütün harfler köle yapılmalıydı bunu içinde önce s ve sonrada ikinci hain v yan yana geldiler. s’nin ikiz kardeşi ve yılan kardeşlerin en ılımlısı ş de en sonda yerini aldı. önce kimseye bir şey ifade etmeyen bu diziliş a’nın da aralarına girmesiyle anlam kazanmaya başladı. ortalık bir anda toza bulandı ova alt üst oldu. ortalıkta kaçışan harfler ne yapacağını bilmez haldeydi. d gibi, r gibi hamile harfler bile tehlikedeydi. küçük harflere zarar vermekten bile çekinmiyorlardı. ölüm her yerdeydi. l ve m yerle bir. ilk onlar rehin alınmıştı zaten.
ortalık durulduğunda b ve r harfleri bir tepenin üzerine çökmüş. yanlarında arkadaşlarından kurtulabilenlerle birlikte kara kara düşünüyorlardı. g harfi iyice kıvrılmıştı olduğu yerde. kimseye hayrı yokmuş gibi duruyordu. l, k ve z dik duruşlarını hiç bozmasalar da onlar da epey düşünceliydi. bir şeyler yapılması gerekliydi. a ve çetesi diğer harfleri ele geçirmişti. şu an ellerinde güçlü bir silah yoktu. ama güçleri ortadaydı. konuşarak çözüm bulmak zorundaydılar. b yanına kimseyi almadan a ve çetesine gitti. a onu esirlerinin kapalı tutulduğu sayfanın hemen önünde karşıladı. b konuşarak bir çözüm yolu bulmaları gerektiğini ve bunun için huzuruna geldiğini söyleyince a iyice kurumlanarak oturması için tam karşısını işaret etti. b gösterilen yere ilişti gözleri esir alınan arkadaşlarındaydı.
b söze doğrudan girdi. bu işin savaşla çözülemeyeceğini, konuşmanın tek yol olduğunu ve bunca yıldır sürüp giden düzenin bozulmaması gerektiğini anlattı. herkesin önünde, tüm alfabenin toplandığı bir yerde toplanıp tartışırlarsa çoğunluğun desteğini alanın galip geleceği bir yarışma yapabilirlerdi. a biraz düşündü, aslında düşünür gibi yaptı. sonra bilgelere göz attı. fikirlerini sorar gibi yaptı, onlar fikir beyan etmek gibi bir gaflete düşmeyecek kadar bilgeydiler. yüzlerini kafalarını gökyüzüne doğru kaldırmış mırıldana sofulara çevirip sıralarını saldılar. ellerinden hala kan damlayan ı ve i ise buna tümüyle karşıydılar ama fikirlerini soran yoktu.
a’nın kararı zaten verilmişti. hemen kabul etti. b çok şaşırmıştı. kabul edileceğini ummuyordu teklifinin. çünkü tarihte zorbalar hiçbir zaman konuşmaktan yana olmamışlardı. hiçbir zorba elinde bulundurduğu gücü konuşarak ziyan etmemişti. hiçbir zorba sözcüklere muhtaç olsa da onların değerini bilmemişti. tarihi zorbalar yazmıştı ama sözcüklerle değil. şekillerle daha çok ve fotoğraflarla. cesetlerle, vurulan insanların donuklaşan karelerde kalan suretleriyle yazmışlardı ve silinmesini imkânsız kıldıklarını düşünmüşlerdi böylelikle. b bunları düşünmeye dalmanın sırası olmadığını ayrımsadığında etraflarında bir kalabalık toplanmıştı bile. tepede bekleyenler de inmişlerdi. herkes genişçe bir alanda toplanmıştı. a ve b karşılıklı oturmuş birbirlerine bakıyorlardı.
a söze başlaması için b’ye işaret etti. b önce yerinde biraz kımıldandı. sonra kalabalıkta gezdirdiği gözlerini a’nın sert bakışlı gözlerine odakladı ve söze başladı;
zorbalık, dedi, bugüne kadar kimseye yarar getirmemiştir. üstün gelmeye çalıştığın harflerin senden hiçbir farkları yok. yalnızca gün ışığına çıkarken bazı zorluklarla karşılaşıp öyle hayat buluyorlar. senin gibi hiçbir engele takılmadan gelemiyorlar bulundukları yere ve bu onların ayıbı değil, senden üstün olan yönleridir. sen onların yaşadığının yarısını bile yaşamadın buna rağmen ne hakla üstün olduğunu iddia edersin?
a sanki sözlerin muhatabı değilmiş, sanki başka birine söylenmiş sözlere kulak misafiri olmuş gibi davranıyordu. sonra sesinin gür çıkmasına gayret ederek cevapladı:
ben, dedi, ve arkadaşlarım seçilmiş harfleriz. eğer hiçbir zorluk yaşamadan geldiysek bu dünyaya bunu bir nedeni olmalı. neden sen değil, ya da arkadaşların değil de biz? düşün bence bunu. düşün senin gibi kaç harf bizsiz sözcük olabilir. ama biz size ihtiyaç duymadan cümle bile oluyoruz. hemen arkama yerleşen bir ünlem işaretiyle cümle kurabilirim sana ama sen cümle noktalama işaretlerini kullansan da bir halt olamazsın.
b ne söyleyeceğini şaşırmış gibiydi. kalabalıktaki dalgalanma huzursuz etmişti b’yi. sözü aldı ve devam etti;
söylediklerin, dedi, manasız şeyler. bizde siz olmadan sözcük cümle hatta paragraf bile olabiliriz. gelişmeleri takip etmiyorsun. yazık sana cehaletini gidermek için zorbalığın işe yaramıyor değil mi?
a şaşırmıştı ve tabii diğerleri de. b’nin iddiası bir devrime sebebiyet verebilirdi. herkes pür dikkat ve bazıları da pür telaş b’nin söyleyeceklerine kilitlenmişlerdi. b tadını çıkararak devam etti;
algıda tamamlama, dedi, eminim hiç duymamışsındır. siz olmadan da derdimizi anlatabiliriz. sen bizden çaldığın harflerle ilan ettin savaş’ı şimdi ben. senden ş harfini istiyorum yalnız. eğer o da kabul ederse.
dünden razı görüne ş hemen taraf değiştirdi. ve b onu da yanına alarak yepyeni bir kelime yazdı. ortalık buz kesti. kimseden ses seda çıkmıyordu. sofular secdeye vardılar varacaklar. bilgeler o kadar bilge olmadıklarının ayırdında. ı ve i üzgün ve öfkeli. a şaşkın ve de yenik, ezik büzük. kalanlar mutlu, yüzlerinde huzurlu bir tebessüm. herkes b’ye ve yanındaki arkadaşlarına bakıyor.
yan yana, kol kola üç harf. yalnız üç tane ve her şeyi değiştiren bir sözcük. brş. zorbalar olmadan kurulan bir sözcük. bütün harfleri eşit kılan bir sözcük. düzeni alt üst eden ama yeniden kurmaktan korkmayan bir sözcük.
sözcük yazıldıktan sonradır ki, a dâhil tüm harfler eşitlik ve özgürlük konusunda uzlaştı. o günden beridir, alfabede harfler alt alta değil yan yana dizilirler.
savaş nasıl başladı hiç kimse bilmez ama rivayet odur ki; bir ilkokul öğretmeni, etrafını boş boş seyreden ve gözünü kapıdan ayırmayan küçük çocukların önünde tahtaya ilk olarak bir "a" harfi çizdiğinde cepheleşme ve savaş hazırlıkları beklenmedik bir şekilde başlamıştı.
ilk yazılan harf yandaşlarını toplayarak etrafına, güçlerinin farkına varmaları konusunda uyarmıştı. onlar güçlüydüler. onlarsız diğer harfler varlıklarını ispatlayamazlardı. çünkü kurallar gereği bir harfin kabul görmesi için anlaşılır bir biçimde bir sözcükte geçmesi gerekirdi. bunu yapabilenler ise sekiz kişiydiler ve diğerlerinden farklı olmalıydılar. kendi aralarında kurdukları küçük grup seçkin harflerden oluşuyordu. lider olarak a kendini seçtirmişti ardından da iki tane ulu seçilmişti. bunlardan biri o diğeri ise ö idi. yalnız o hem daha yükseklerde gözü olduğu için ve hem de tek başına bir sözcük hatta cümle bile olabildiği için daha baskın, daha gözü açık ve daha işini bilirdi. ö ise o’nun arkasında ezik büzük görünse de her an bir patlamaya neden olabilecek bir lav birikintisi gibiydi.
bu sekiz kişilik yöneten grubu arasında dalkavuklukta kimseye pabuç bırakmayan her an liderin peşinde dolaşan ve en az onun kadar etkili olan e geliyordu. her konuda a kadar bazen de daha fazla söz sahibiydi ama asla ön plana çıkmaz, asla göze batmazdı. grubun kirli işlerinde yardımcı olarak kullandıkları iki harfse ı ve i harfleriydi. bütün harfler kirli işlere ortak olurlardı ama ı ve i bu işten büyük bir zevk alırdı her türlü kirli sözcükte görülmek onlar için şandı, şerefti. ve figüranlar u ve ü. etliye sütlüye karışmayan her an gökyüzüne çevirdikleri başlarıyla gayet sofu olan, istemeyerek de olsa ve sofulukları gereği bu toplulukta bulunan bu ikili zaman zaman karanlık işlerde boy gösterirlerdi. e ve a ile birlikte bir tecavüz olayında adı geçen ü, sonradan yine e ile birlikte bir rüşvet çetesine yardım ve yataklıkla suçlanmıştı. bu iki durum birliğin adını iyiden iyiye kirletse de güçleri ölçüsünde masumdular. onları suçlayacak kendilerinden daha güçlü birileri çıkana kadar da öyle kalacaklardı. grubun bilgeleri ise o ve ö adında iki kocaydı. bunlar göbeklerinin büyüklüğü ölçüsünde bilge ve her an her yöne kayabilecek kadar kaypak olmalarıyla tanınıyorlardı. bu özellikler de grupta etkin olmaları için yeterliydi.
grup üyelerinin bembeyaz bir ovada toplandıkları gün a ufak işlerle uğraşmanın onlara bir şey kazandırmayacağını, artık çok daha önemli işlerle girişmenin zamanının geldiğini iletti. herkes dinliyordu, bir şeyler geçmekteydi akıllarından. sofular dini bir dayanak aramaya, e kendine bir yarar yontmaya uğraşmakta, bilgeler sonuçları ve elde edecekleri karı planlamaktaydılar. kirli işlerin adamları ise kaç cinayet işlemeleri gerekeceğini kurup bu esnada alacakları zevki hayal etmekteydiler.
a anlattı; harfler arası eşitliğin yalan olduğunu, üstün olduklarını ve bu üstünlüğü kabul ettirmeleri gerektiğini, bunun içinse ne gerekiyorsa yapılacağını. güçlüydüler. a, beyaz ovanın mavi çizgileri arkasına gizlenmiş 5 kişiyi çağırdı. sırasıyla dizildiklerinde hükümranlığa giden yolda ilk adım atılmıştı ve düşman belliydi. bu sekiz harf ve işbirlikçileri dışındaki bütün harfler köle yapılmalıydı bunu içinde önce s ve sonrada ikinci hain v yan yana geldiler. s’nin ikiz kardeşi ve yılan kardeşlerin en ılımlısı ş de en sonda yerini aldı. önce kimseye bir şey ifade etmeyen bu diziliş a’nın da aralarına girmesiyle anlam kazanmaya başladı. ortalık bir anda toza bulandı ova alt üst oldu. ortalıkta kaçışan harfler ne yapacağını bilmez haldeydi. d gibi, r gibi hamile harfler bile tehlikedeydi. küçük harflere zarar vermekten bile çekinmiyorlardı. ölüm her yerdeydi. l ve m yerle bir. ilk onlar rehin alınmıştı zaten.
ortalık durulduğunda b ve r harfleri bir tepenin üzerine çökmüş. yanlarında arkadaşlarından kurtulabilenlerle birlikte kara kara düşünüyorlardı. g harfi iyice kıvrılmıştı olduğu yerde. kimseye hayrı yokmuş gibi duruyordu. l, k ve z dik duruşlarını hiç bozmasalar da onlar da epey düşünceliydi. bir şeyler yapılması gerekliydi. a ve çetesi diğer harfleri ele geçirmişti. şu an ellerinde güçlü bir silah yoktu. ama güçleri ortadaydı. konuşarak çözüm bulmak zorundaydılar. b yanına kimseyi almadan a ve çetesine gitti. a onu esirlerinin kapalı tutulduğu sayfanın hemen önünde karşıladı. b konuşarak bir çözüm yolu bulmaları gerektiğini ve bunun için huzuruna geldiğini söyleyince a iyice kurumlanarak oturması için tam karşısını işaret etti. b gösterilen yere ilişti gözleri esir alınan arkadaşlarındaydı.
b söze doğrudan girdi. bu işin savaşla çözülemeyeceğini, konuşmanın tek yol olduğunu ve bunca yıldır sürüp giden düzenin bozulmaması gerektiğini anlattı. herkesin önünde, tüm alfabenin toplandığı bir yerde toplanıp tartışırlarsa çoğunluğun desteğini alanın galip geleceği bir yarışma yapabilirlerdi. a biraz düşündü, aslında düşünür gibi yaptı. sonra bilgelere göz attı. fikirlerini sorar gibi yaptı, onlar fikir beyan etmek gibi bir gaflete düşmeyecek kadar bilgeydiler. yüzlerini kafalarını gökyüzüne doğru kaldırmış mırıldana sofulara çevirip sıralarını saldılar. ellerinden hala kan damlayan ı ve i ise buna tümüyle karşıydılar ama fikirlerini soran yoktu.
a’nın kararı zaten verilmişti. hemen kabul etti. b çok şaşırmıştı. kabul edileceğini ummuyordu teklifinin. çünkü tarihte zorbalar hiçbir zaman konuşmaktan yana olmamışlardı. hiçbir zorba elinde bulundurduğu gücü konuşarak ziyan etmemişti. hiçbir zorba sözcüklere muhtaç olsa da onların değerini bilmemişti. tarihi zorbalar yazmıştı ama sözcüklerle değil. şekillerle daha çok ve fotoğraflarla. cesetlerle, vurulan insanların donuklaşan karelerde kalan suretleriyle yazmışlardı ve silinmesini imkânsız kıldıklarını düşünmüşlerdi böylelikle. b bunları düşünmeye dalmanın sırası olmadığını ayrımsadığında etraflarında bir kalabalık toplanmıştı bile. tepede bekleyenler de inmişlerdi. herkes genişçe bir alanda toplanmıştı. a ve b karşılıklı oturmuş birbirlerine bakıyorlardı.
a söze başlaması için b’ye işaret etti. b önce yerinde biraz kımıldandı. sonra kalabalıkta gezdirdiği gözlerini a’nın sert bakışlı gözlerine odakladı ve söze başladı;
zorbalık, dedi, bugüne kadar kimseye yarar getirmemiştir. üstün gelmeye çalıştığın harflerin senden hiçbir farkları yok. yalnızca gün ışığına çıkarken bazı zorluklarla karşılaşıp öyle hayat buluyorlar. senin gibi hiçbir engele takılmadan gelemiyorlar bulundukları yere ve bu onların ayıbı değil, senden üstün olan yönleridir. sen onların yaşadığının yarısını bile yaşamadın buna rağmen ne hakla üstün olduğunu iddia edersin?
a sanki sözlerin muhatabı değilmiş, sanki başka birine söylenmiş sözlere kulak misafiri olmuş gibi davranıyordu. sonra sesinin gür çıkmasına gayret ederek cevapladı:
ben, dedi, ve arkadaşlarım seçilmiş harfleriz. eğer hiçbir zorluk yaşamadan geldiysek bu dünyaya bunu bir nedeni olmalı. neden sen değil, ya da arkadaşların değil de biz? düşün bence bunu. düşün senin gibi kaç harf bizsiz sözcük olabilir. ama biz size ihtiyaç duymadan cümle bile oluyoruz. hemen arkama yerleşen bir ünlem işaretiyle cümle kurabilirim sana ama sen cümle noktalama işaretlerini kullansan da bir halt olamazsın.
b ne söyleyeceğini şaşırmış gibiydi. kalabalıktaki dalgalanma huzursuz etmişti b’yi. sözü aldı ve devam etti;
söylediklerin, dedi, manasız şeyler. bizde siz olmadan sözcük cümle hatta paragraf bile olabiliriz. gelişmeleri takip etmiyorsun. yazık sana cehaletini gidermek için zorbalığın işe yaramıyor değil mi?
a şaşırmıştı ve tabii diğerleri de. b’nin iddiası bir devrime sebebiyet verebilirdi. herkes pür dikkat ve bazıları da pür telaş b’nin söyleyeceklerine kilitlenmişlerdi. b tadını çıkararak devam etti;
algıda tamamlama, dedi, eminim hiç duymamışsındır. siz olmadan da derdimizi anlatabiliriz. sen bizden çaldığın harflerle ilan ettin savaş’ı şimdi ben. senden ş harfini istiyorum yalnız. eğer o da kabul ederse.
dünden razı görüne ş hemen taraf değiştirdi. ve b onu da yanına alarak yepyeni bir kelime yazdı. ortalık buz kesti. kimseden ses seda çıkmıyordu. sofular secdeye vardılar varacaklar. bilgeler o kadar bilge olmadıklarının ayırdında. ı ve i üzgün ve öfkeli. a şaşkın ve de yenik, ezik büzük. kalanlar mutlu, yüzlerinde huzurlu bir tebessüm. herkes b’ye ve yanındaki arkadaşlarına bakıyor.
yan yana, kol kola üç harf. yalnız üç tane ve her şeyi değiştiren bir sözcük. brş. zorbalar olmadan kurulan bir sözcük. bütün harfleri eşit kılan bir sözcük. düzeni alt üst eden ama yeniden kurmaktan korkmayan bir sözcük.
sözcük yazıldıktan sonradır ki, a dâhil tüm harfler eşitlik ve özgürlük konusunda uzlaştı. o günden beridir, alfabede harfler alt alta değil yan yana dizilirler.
devamını gör...
pazar günü erken uyanıp pazartesi yastıktan ayrılamamak
#83452 şu tanımımda az da olsa bahsettiğim durum.
bilimsel olarak sebebi bilincimizin sorumluluklara karşı gösterdiği dirençtir. halk arasında garfield'a döndüm de derler. *
bilimsel olarak sebebi bilincimizin sorumluluklara karşı gösterdiği dirençtir. halk arasında garfield'a döndüm de derler. *
devamını gör...
babalar günü
sene de 1 gün iyi ya da kötü aslında ailemizin kahramanı* olan babalarımızı anımsadığımız gün.

şimdi nereden başlasam bilemiyorum. değişik bir adamdı benim babam. öyle pamuklara sarıp sarmalamadı ama kimsesizde bırakmadı. arkamda hep gölgesini hissederdim. bu durum bazen korkutur bazen cesaret verirdi.
mesela seni seviyorum demezdi ama her gün arar saatlerce oradan burdan çene çalardı benle.
çok küçüktüm yani belki başkası çocuk olarak görüp muhatttap almazdı o yaşta ama o karşısına alır dükkanda ne yaptığını, demiri nasıl kaynattığını, tornadaki arızayı nasıl fark ettiğini, dükkana gelen adamın onu nasıl kazıklamaya çalıştığını anlatırdı. insanları da pek sevmezdi hep kızardım bu yönüne. herkesi eleştirir hep kötü yönlerini söylerdi beni de herkese överdi. o yaşlara daha gelmedim ama insanlar üzerinde yaptığı tespitleri bugün o kadar iyi anlıyorum ki. ben aşağılıyor diye kızarken meğer o durum tespiti, kişilik analizi yapıyormuş. *
bir gün dedemlerin evinde oturuyoruz. halamın kızı atıyla oynatmadı beni, itti. orda bir bakış attı bana ben hemen geri çekildim. kimse de demedi kızım bırak birazda kuzenin oynasın. * zaten hoş bizi aileden gibi görmezlerdi hiç. gittiğimiz zaman yalandan sevinirler sonra ne zaman kalkacağız diye gözlerimizin içine bakarlardı. neysem efem kalktık hemen normalde en az 1, 2 saat daha otururduk. çay koymuşlardı falan işte. babam işimiz var başka zaman dedi. onlarda pek ısrar etmedi zaten. ben hala içemediğimiz çaydayım yahu acaba yanında kek, kurabiye falan var mıydı diye düşünüyordum.* akşam vaktiydi babam evimizin yoluna dönmedi. kocaman ışıklı içinde koca koca oyuncakları olan bir dükkanın önünde durduk. beni bastı bir heyecan ama bir yandanda diyorum yok yahu işi vardır. elinde kocaman kırmızı bir atla geldi. sevincimi anlatamam. yahu dev gibi hem de kırmızı. ebrunun ki gibi gri değil. saatlerce inmedim üstünden nasılda mutlu olmuştum anlatamam.
edit: olaya konu olan at fotosu eklenmiştir.*

mahallenin çocuklarının anaları gelirdi dükkana 'kızın oğlumuzu dövmüş adam adam' derlerdi. bana bir kaş çatardı ben hemen kayıp. kadınlara da 'ne yapayım ben hanımlar benim ki kız sizin ki erkek dayak yemeselermiş' deyip gülerdi. 'aaa adama bak bir de arka çıkıyor' derler söylene söylene giderlerdi. ben de sakladığım yerden bir süre çıkmazdım. çıktığımda ters ters bakar hadi eve derdi. arkamdan güldüğüne yemin edebilirim ama kanıtlayamam.
sabahları yatağıma gelir yatar sıkı sıkı sarardı beni. ben hiç sevmezdim bunu. bazende kolumdan tutup zorla kucağına oturturdu. bu tabi ergen dönemlerim sevgi bu mu bu mu yani derdim kendi kendime. arkadaşlarımın babaları nasıl bir de benim kine bak. kendi şımarıklığımı onun sevgisizliğine yorardım. şimdi düşünüyorum evet bana bir kere bile seni seviyorum demedi ama hep yanımda arkamda durdu.
ailenin en küçüğüyüm benle ilgili bir olay olduğunda tüm kardeşler bu olayda söz sahibi olmak isterdi. karşı çıkanlar, hareketlerimi onaylamayanlar, gittiğim yerlere karışmaya çalışanlar falan filan. * 'ben ölmedim onlar geri dursun benim asabımı bozmasınlar şu kız onlardan küçük kıskanmayı bıraksınlar artık' derdi. * *
babamla farklı bir ilişkimiz vardı. sınırlarımız vardı birbirimize karşı ama ihtiyacımız olduğu an birbirimizin yanındaydık. aile içinde bu durum hep sorgulandı babam banuyu kayırıyor kavgaları çıktı. yahu ben adam için torunu gibiydim. benle yaşıt yeğenlerim var düşünün. ben doğduğumda bazı ablalarım evliymiş. sizle olan ilişkisiyle benle olan ilişkisi bir olabilir mi acaba? ayrıca genç babayla ortayaşlı baba arasında fark olur her zaman. genç daha çok çalışır daha çok yorgun olur yeri gelir eve geldiğinde çoluk çocuğu görmez bile. artık orta yaşlar emekliliğe hazırlıktır. tempo düşer evle çocuklarla daha fazla zaman geçirilir. yani fark bana tavrı değil beni tanımasıyla alakalı. sizi tanıyacak, iletişim kuracak kadar kalmamış evde adamcağız napsın. ee şimdi koca insanlarsınız benimle olan diyalogu sizle nasıl olsun. ben asi bir kızdım kendisine benziyordum o da bunu fark edip biraz taktik değiştirmiş olmalı. ee yaşın verdiği olgunlukta var artık aynı olaya aynı tavrı bile vermiyoruz yaşımız biraz ilerlediğinde. neyse efem çok uzattım bitiriyorum.*

ben hep senin küçük kızın olarak kalacağım...
ne elini tutabileceğim bundan sonra ne parka gidebileceğim seninle!
ama ben hep senin o küçük yaramaz kızın olarak kalacağım...
ister 33 ister 63 yaşına geleyim bu değişmeyecek!
babalar günün kutlu olsun. seni seviyorum babacığım...
hep benimle kal, hep kalbimde...
hasretle... *

şimdi nereden başlasam bilemiyorum. değişik bir adamdı benim babam. öyle pamuklara sarıp sarmalamadı ama kimsesizde bırakmadı. arkamda hep gölgesini hissederdim. bu durum bazen korkutur bazen cesaret verirdi.
mesela seni seviyorum demezdi ama her gün arar saatlerce oradan burdan çene çalardı benle.
çok küçüktüm yani belki başkası çocuk olarak görüp muhatttap almazdı o yaşta ama o karşısına alır dükkanda ne yaptığını, demiri nasıl kaynattığını, tornadaki arızayı nasıl fark ettiğini, dükkana gelen adamın onu nasıl kazıklamaya çalıştığını anlatırdı. insanları da pek sevmezdi hep kızardım bu yönüne. herkesi eleştirir hep kötü yönlerini söylerdi beni de herkese överdi. o yaşlara daha gelmedim ama insanlar üzerinde yaptığı tespitleri bugün o kadar iyi anlıyorum ki. ben aşağılıyor diye kızarken meğer o durum tespiti, kişilik analizi yapıyormuş. *
bir gün dedemlerin evinde oturuyoruz. halamın kızı atıyla oynatmadı beni, itti. orda bir bakış attı bana ben hemen geri çekildim. kimse de demedi kızım bırak birazda kuzenin oynasın. * zaten hoş bizi aileden gibi görmezlerdi hiç. gittiğimiz zaman yalandan sevinirler sonra ne zaman kalkacağız diye gözlerimizin içine bakarlardı. neysem efem kalktık hemen normalde en az 1, 2 saat daha otururduk. çay koymuşlardı falan işte. babam işimiz var başka zaman dedi. onlarda pek ısrar etmedi zaten. ben hala içemediğimiz çaydayım yahu acaba yanında kek, kurabiye falan var mıydı diye düşünüyordum.* akşam vaktiydi babam evimizin yoluna dönmedi. kocaman ışıklı içinde koca koca oyuncakları olan bir dükkanın önünde durduk. beni bastı bir heyecan ama bir yandanda diyorum yok yahu işi vardır. elinde kocaman kırmızı bir atla geldi. sevincimi anlatamam. yahu dev gibi hem de kırmızı. ebrunun ki gibi gri değil. saatlerce inmedim üstünden nasılda mutlu olmuştum anlatamam.
edit: olaya konu olan at fotosu eklenmiştir.*

mahallenin çocuklarının anaları gelirdi dükkana 'kızın oğlumuzu dövmüş adam adam' derlerdi. bana bir kaş çatardı ben hemen kayıp. kadınlara da 'ne yapayım ben hanımlar benim ki kız sizin ki erkek dayak yemeselermiş' deyip gülerdi. 'aaa adama bak bir de arka çıkıyor' derler söylene söylene giderlerdi. ben de sakladığım yerden bir süre çıkmazdım. çıktığımda ters ters bakar hadi eve derdi. arkamdan güldüğüne yemin edebilirim ama kanıtlayamam.
sabahları yatağıma gelir yatar sıkı sıkı sarardı beni. ben hiç sevmezdim bunu. bazende kolumdan tutup zorla kucağına oturturdu. bu tabi ergen dönemlerim sevgi bu mu bu mu yani derdim kendi kendime. arkadaşlarımın babaları nasıl bir de benim kine bak. kendi şımarıklığımı onun sevgisizliğine yorardım. şimdi düşünüyorum evet bana bir kere bile seni seviyorum demedi ama hep yanımda arkamda durdu.
ailenin en küçüğüyüm benle ilgili bir olay olduğunda tüm kardeşler bu olayda söz sahibi olmak isterdi. karşı çıkanlar, hareketlerimi onaylamayanlar, gittiğim yerlere karışmaya çalışanlar falan filan. * 'ben ölmedim onlar geri dursun benim asabımı bozmasınlar şu kız onlardan küçük kıskanmayı bıraksınlar artık' derdi. * *
babamla farklı bir ilişkimiz vardı. sınırlarımız vardı birbirimize karşı ama ihtiyacımız olduğu an birbirimizin yanındaydık. aile içinde bu durum hep sorgulandı babam banuyu kayırıyor kavgaları çıktı. yahu ben adam için torunu gibiydim. benle yaşıt yeğenlerim var düşünün. ben doğduğumda bazı ablalarım evliymiş. sizle olan ilişkisiyle benle olan ilişkisi bir olabilir mi acaba? ayrıca genç babayla ortayaşlı baba arasında fark olur her zaman. genç daha çok çalışır daha çok yorgun olur yeri gelir eve geldiğinde çoluk çocuğu görmez bile. artık orta yaşlar emekliliğe hazırlıktır. tempo düşer evle çocuklarla daha fazla zaman geçirilir. yani fark bana tavrı değil beni tanımasıyla alakalı. sizi tanıyacak, iletişim kuracak kadar kalmamış evde adamcağız napsın. ee şimdi koca insanlarsınız benimle olan diyalogu sizle nasıl olsun. ben asi bir kızdım kendisine benziyordum o da bunu fark edip biraz taktik değiştirmiş olmalı. ee yaşın verdiği olgunlukta var artık aynı olaya aynı tavrı bile vermiyoruz yaşımız biraz ilerlediğinde. neyse efem çok uzattım bitiriyorum.*

ben hep senin küçük kızın olarak kalacağım...
ne elini tutabileceğim bundan sonra ne parka gidebileceğim seninle!
ama ben hep senin o küçük yaramaz kızın olarak kalacağım...
ister 33 ister 63 yaşına geleyim bu değişmeyecek!
babalar günün kutlu olsun. seni seviyorum babacığım...
hep benimle kal, hep kalbimde...
hasretle... *
devamını gör...
makinist ile son istasyon radyo yayını
bugün aldığım en güzel haber. özlemiştik.
devamını gör...
beyazları ve renklileri ayırmadan yıkamak
hayattan bir beklentisi kalmamış, mutsuz ve zevk almayı unutmuş insan eylemi. bitse de gitsek modundadır. artık hiçbir şeyi önemsemiyordur. kaybedecek bir şeyi yoktur. bir trajedidir. altı üstü ayrımcılığa karşı kardeşim ne bu bu kadar anlam yüklemeler falan? bak ya, hala anlam yüklüyor.
devamını gör...
sahibinin sesiyle okunan cümleler
sağlam basıcan bu hayatta
devamını gör...
yaşanılan şehirden nefret etmek ama ayrılamamak
balıkesir’de yaşarken başıma gelendir.
nefret ediyordum, defalarca ayrılma kararı aldım ama sonunda, o, bulunmam gereken süreyi tamamlamak zorunda kaldım.
öylesine sevmiyordum ki şehri, öğrenmemek için epey gayret sarfetmiş, sadece işimin düşeceği kadar yeri mecburiyetten öğrenmek zorunda kalmıştım. oralara giderken de “takıntılı gibi” hep aynı yolu kullanıyordum.
hele biriyle çıkmışsam dışarı, mümkün mertebe araba kullanmıyor, o kişinin peşinde sürükleniyordum. etrafa bile bakmıyordum eskaza öğrenmeyeyim diye. takıntılı değildim ama sevmiyordum işte.
sonra ne mi oldu? geçen 5 senenin ardından -ki bu bence 50 seneye tekabül ediyordu- balıkesir’den ayrıldım. ama tümüyle bi’ ayrılış mümkün değildi artık çünkü tüm bunlara rağmen ev almış, bir şekilde kök salmıştım.
şimdi ise nedensizce özlüyorum. gitmek için hiç bahane bulamazsam, evi öne sürüyorum. “şöyle bi’ dolaşıp geleyim ben” deyip alıyorum soluğu balıkesir’de.
neyse, uzatmayayım daha fazla. bir yere ya da kimseye* asla nefret kadar güçlü bi’ duygu beslemeyin, hatta sevmiyorum bile demeyin, burnunuz dibinde bitiyor sonra.
nefret ediyordum, defalarca ayrılma kararı aldım ama sonunda, o, bulunmam gereken süreyi tamamlamak zorunda kaldım.
öylesine sevmiyordum ki şehri, öğrenmemek için epey gayret sarfetmiş, sadece işimin düşeceği kadar yeri mecburiyetten öğrenmek zorunda kalmıştım. oralara giderken de “takıntılı gibi” hep aynı yolu kullanıyordum.
hele biriyle çıkmışsam dışarı, mümkün mertebe araba kullanmıyor, o kişinin peşinde sürükleniyordum. etrafa bile bakmıyordum eskaza öğrenmeyeyim diye. takıntılı değildim ama sevmiyordum işte.
sonra ne mi oldu? geçen 5 senenin ardından -ki bu bence 50 seneye tekabül ediyordu- balıkesir’den ayrıldım. ama tümüyle bi’ ayrılış mümkün değildi artık çünkü tüm bunlara rağmen ev almış, bir şekilde kök salmıştım.
şimdi ise nedensizce özlüyorum. gitmek için hiç bahane bulamazsam, evi öne sürüyorum. “şöyle bi’ dolaşıp geleyim ben” deyip alıyorum soluğu balıkesir’de.
neyse, uzatmayayım daha fazla. bir yere ya da kimseye* asla nefret kadar güçlü bi’ duygu beslemeyin, hatta sevmiyorum bile demeyin, burnunuz dibinde bitiyor sonra.
devamını gör...
friedreich ataksisi
gaa trinükleotit tekrarı ile karakterize genetik bir hastalıktır.
genellikle 10 yaşından önce başlayan progresif ataksi görülür.
hastalarda vibrasyon ve pozisyon duyusu alınamaz.
romberg belirtisi ,babinski refleksi pozitif iken derin tendon refleksleri kaybolmuştur.
hastalar genellikle patlayıcı tarzda konuşurlar.
pes kavus, kifoskolyoz gibi iskelet deformiteleri görülür.
ölümün en sık nedeni hipertrofik kardiyomiyopati'dir.
zamaninda izlediğim çok sevimli bir arkadaşımız youtube üzerinden serüvenini anlatmış, izlemek isteyenler için buraya ekliyorum
genellikle 10 yaşından önce başlayan progresif ataksi görülür.
hastalarda vibrasyon ve pozisyon duyusu alınamaz.
romberg belirtisi ,babinski refleksi pozitif iken derin tendon refleksleri kaybolmuştur.
hastalar genellikle patlayıcı tarzda konuşurlar.
pes kavus, kifoskolyoz gibi iskelet deformiteleri görülür.
ölümün en sık nedeni hipertrofik kardiyomiyopati'dir.
zamaninda izlediğim çok sevimli bir arkadaşımız youtube üzerinden serüvenini anlatmış, izlemek isteyenler için buraya ekliyorum
devamını gör...
hayat mı yorar insanlar mı sorunsalı
hayattan zevk almasını bilmeyen, bilmediği için de başkalarının hayatını da mahveden insanlar yorar.
devamını gör...
sözlükte ekonomik durumun gündem olmaması
devamını gör...
arabalarda arka koltuğun rahat olamaması sorunu
arka koltuğun rahat olmamasının sebebi öndeki ayıların koltuğu sonuna kadar arkaya çekmesidir.
devamını gör...
whisper (yazar)
devamını gör...
