iban yerine ayben diyen plaza bebesi
ben de iban şeklinde telaffuz etmeme rağmen, diyen plaza bebesi doğrusunu söylemektedir.
çünkü , iban , international bank account number ‘ın kısaltmasıdır. yani yabancıdır. bu nedenle orijinal diliyle telaffuz edilmesi normaldir.
aynı şey atm için de geçerli. orijinali automatic teller machine ‘dır ve eytiem olarak okunması gerekmektedir. ama ben de atm deyip geçiyorum.
kısacası telaffuzlara takılmıyorum. iki taraf da ne demek istiyorlarsa onu desinler.
çünkü , iban , international bank account number ‘ın kısaltmasıdır. yani yabancıdır. bu nedenle orijinal diliyle telaffuz edilmesi normaldir.
aynı şey atm için de geçerli. orijinali automatic teller machine ‘dır ve eytiem olarak okunması gerekmektedir. ama ben de atm deyip geçiyorum.
kısacası telaffuzlara takılmıyorum. iki taraf da ne demek istiyorlarsa onu desinler.
devamını gör...
rüyada belli aralıklarla dünyanın uzaylılar tarafından istila edildiğini görmek
acaba benle uykudayken falan bağlantıya mı geçiyorlar diye düşündüren durum. her uyandığımda da gerçek olmaması beni mutsuz eder. *
devamını gör...
sms hakkı bitmesin diye harfleri kısaltarak sms atmak
bu benim ve ekleme yapayım: 250 kontöru 20 liraya almak ve o kontörün, kıskanç sevgiliye dert anlatacağım diye 30dk.da bitmesi... ilişkileri finanse edememek yüzünden ayrılmak... şimdiki gençler çok şanslı...
devamını gör...
ikinci defa sorulan soruya neyse boşver diyen insan
inanılmaz derecede gıcık eden insandır. suratına şöyle bi' tane patlatılmak istenir.
ulan madem o kadar meraklıydın ilk başta, iki saniye daha sabredip bir daha söylesene işte. insanın heyecanını ve enerjisini de sömürür bunlar. tam dayaklık...
ulan madem o kadar meraklıydın ilk başta, iki saniye daha sabredip bir daha söylesene işte. insanın heyecanını ve enerjisini de sömürür bunlar. tam dayaklık...
devamını gör...
yaşamak
---alıntı ---
görüyordun, beni hissediyordun.
ve o zaman başladı.
iste yine bir şey var.
bakıyordum sana.
şimdi bir şeysin benim için...varsın.
fakat bocalıyordum.
gizlice düşündüğüm, farkedilmesinden korktuğum hakikat sen miydin, yoksa ben, hatırasızlığı, boşluğu, en ucuz şekilde, sırtımdan korkakça, hiç bir teşebbüste bulunmadan birden bire atmak için yine hayal mi kuruyordum.
dedim ya işte, bocalıyorum.
yeniden yaşamaya başlamak kolay mı?
--- alıntı ---
(bkz: cahit zarifoğlu)
görüyordun, beni hissediyordun.
ve o zaman başladı.
iste yine bir şey var.
bakıyordum sana.
şimdi bir şeysin benim için...varsın.
fakat bocalıyordum.
gizlice düşündüğüm, farkedilmesinden korktuğum hakikat sen miydin, yoksa ben, hatırasızlığı, boşluğu, en ucuz şekilde, sırtımdan korkakça, hiç bir teşebbüste bulunmadan birden bire atmak için yine hayal mi kuruyordum.
dedim ya işte, bocalıyorum.
yeniden yaşamaya başlamak kolay mı?
--- alıntı ---
(bkz: cahit zarifoğlu)
devamını gör...
anne keşke çok paramız olsaydı
biraz önce markette duyduğum söz.
1919'da, yüz yıldan daha uzun zaman önce, dünyanın saygı duyduğu liderin önderliğinde, onurlu ve namuslu insanların kanı ile sulanmış bir ülkenin temelleri atılmaya başlandı. çok kısa zamanda; 20 yıldan çok daha kısa bir zamanda sefaletin içinden sanata değer veren, ekonomisi hızla gelişen, eğitime önem veren, kadına olması gereken haklarını dünyadan önce veren bir ülke haline geldik. çok kolay okudunuz bu cümleleri; bir kez daha düşünün. açlık, acı, sefalet, kan... insanlar ailelerini kaybetti. hayal bile edemeyeceğiniz acılar çekti ve bu kıyametin içinden hızla ve dünya ile yarışabilecek bir ülke kuruldu.
şimdi geldiğimiz nokta bu: "anne keşke çok paramız olsaydı". ucuz bir marketin, ucuz ürünlerini alan ve market sepetine bile ihtiyaç duymayacak kadar az gıda alan bir aile. bu sözleri duyarken ben utandım ama halkın seçtiği ve halka hizmet etmesi gereken kişiler nasıl olur da utanmaz? o kanlı savaşların üzerinden neredeyse bir asır geçti. kimseyi suçlamıyorum. üzerine düşünülecek bir konu paylaşıyorum.
1919'da, yüz yıldan daha uzun zaman önce, dünyanın saygı duyduğu liderin önderliğinde, onurlu ve namuslu insanların kanı ile sulanmış bir ülkenin temelleri atılmaya başlandı. çok kısa zamanda; 20 yıldan çok daha kısa bir zamanda sefaletin içinden sanata değer veren, ekonomisi hızla gelişen, eğitime önem veren, kadına olması gereken haklarını dünyadan önce veren bir ülke haline geldik. çok kolay okudunuz bu cümleleri; bir kez daha düşünün. açlık, acı, sefalet, kan... insanlar ailelerini kaybetti. hayal bile edemeyeceğiniz acılar çekti ve bu kıyametin içinden hızla ve dünya ile yarışabilecek bir ülke kuruldu.
şimdi geldiğimiz nokta bu: "anne keşke çok paramız olsaydı". ucuz bir marketin, ucuz ürünlerini alan ve market sepetine bile ihtiyaç duymayacak kadar az gıda alan bir aile. bu sözleri duyarken ben utandım ama halkın seçtiği ve halka hizmet etmesi gereken kişiler nasıl olur da utanmaz? o kanlı savaşların üzerinden neredeyse bir asır geçti. kimseyi suçlamıyorum. üzerine düşünülecek bir konu paylaşıyorum.
devamını gör...
ceza yememek için sevgilisini yolda bırakıp dağa kaçan tofaşçı
muğla'nın fethiye ilçesinde yaşanan trajikomik hadise.
sokağa çıkma yasağında sevgilisiyle gezintiye çıkan tofaşçı, polislerin dur ihtarına uymayıp kaçtı. polis ekiplerin takip etmesi üzerine kaçamayacağını anlayıp el frenini çekip arkasında sevgilisini bırakıp dağa doğru kaçtı. ormanlık alanda izini kaybettiren kişiye 5 bin 460 lira para cezası kesildi.
kaynak
video
sokağa çıkma yasağında sevgilisiyle gezintiye çıkan tofaşçı, polislerin dur ihtarına uymayıp kaçtı. polis ekiplerin takip etmesi üzerine kaçamayacağını anlayıp el frenini çekip arkasında sevgilisini bırakıp dağa doğru kaçtı. ormanlık alanda izini kaybettiren kişiye 5 bin 460 lira para cezası kesildi.
kaynak
video
devamını gör...
şizofreni
şizofreni, bireylerin gerçekliği anormal olarak yorumladıkları ve gerçek ile gerçek dışını birbirinden ayıramadıkları ciddi bir zihinsel bozukluğa verilen addır.
şizofreni, halüsinasyonlar, sanrılar ve günlük işleyişi bozan son derece düzensiz düşünme ve davranışların sonucunda ortaya çıkabilir bunun sonucunda bireyi bütünüyle etkisiz hale getirebilir. şizofreni durumunun gelişmesine neyin neden olduğu henüz kesin olarak belirlememiştir. fakat araştırmacılar genetik yapının, beyin kimyasının ve çevrenin bir kombinasyonunun şizofreni durumunun gelişmesine katkıda bulunduğuna inanmaktadır. şunu da belirtmek gerekir ki çevrenin kişi üzerindeki olumsuz etkisi tek başına şizofreni hastalığını ortaya çıkarmaz. başka hastalıklar bu olumsuz durumla tetiklendiğinde şizofreni ortaya çıkabilir. erken tedaviye başlamak çok önemli olduğu gibi tedavi edilmeyen şizofreni bireyin hayatının her alanını etkileyen ciddi sorunlara neden olabilir.
şizofreni türleri:
-paranoid şizofreni: kişiler çok yoğun belirtiler yaşamasına karşın asla hastalığı kabul etmez ve bütün belirtileri gizlemeye çalışır bu da kişilerin toplumdan uzaklaşmalarına neden olur. kişiler zulüm gördükleri veya birileri tarafından cezalandırıldıkları ile ilgili yanlış inançlara sahiptirler. fakat düşünceleri, konuşmaları, duyguları oldukça normaldir. bu hastalarda şüpheci ruh haline sıklıkla rastlanır. diğer türlere göre daha geç yaşta ve daha yavaş ilerlediği görülür.
-dezorganize (hebefrenik) şizofreni: kişilerin konuşmalarında oldukça sık tutarsızlıklar görülür. hastaların zihinleri oldukça karışıktır. bazı günlük işlerini yapmakta zorlanabilen bu kişilerde duygusuzluk, uygunsuz hareketler vardır. dışardan çocuksu görünebilirler.
-katatonik şizofren: semptomlar fiziksel olara görülür. kişiler genelde hareketsizdirler. genellikle çok katı ve sert olurlar, hareket etmeyi istemezler. çevrelerinde olan bitenlere karşı kayıtsız kalırlar. uzun süre hareketsiz kalabilirler ve bu tür şizofreni aniden ve genellikle genç yaşlarda ortaya çıkar.
-ayrışmamış şizofreni: belirtiler vardır fakat bu türün belirtileri henüz herhangi bir gruba dahil edilmemiştir. semptomlar yukarıda yazmış olduğum 3 türden birine tam olarak uymadığında bu tanı koyulabilir.
-kalıntı (rezidüel) şizofreni: kişilerin şizofreni semptomları şiddeti azalmıştır fakat halüsinasyonlar gibi diğer semptomlar hala vardır, sadece şiddeti ilk teşhis edildiğine oranla azalmıştır.
-basit şizofreni: normal işlevlerde azalma belirgin olarak görülür. yavaş ve sinsi olarak ilerleyen bu tür genç yaşlarda ortaya çıkar. kişiler çevreye karşı ilgisizdirler. kişilerde ayrıca aldırmaz tavırlar sık görülür ve ailenin, çevrenin kurallarına ters davranışlar ortaya çıkar.
şizofreni, halüsinasyonlar, sanrılar ve günlük işleyişi bozan son derece düzensiz düşünme ve davranışların sonucunda ortaya çıkabilir bunun sonucunda bireyi bütünüyle etkisiz hale getirebilir. şizofreni durumunun gelişmesine neyin neden olduğu henüz kesin olarak belirlememiştir. fakat araştırmacılar genetik yapının, beyin kimyasının ve çevrenin bir kombinasyonunun şizofreni durumunun gelişmesine katkıda bulunduğuna inanmaktadır. şunu da belirtmek gerekir ki çevrenin kişi üzerindeki olumsuz etkisi tek başına şizofreni hastalığını ortaya çıkarmaz. başka hastalıklar bu olumsuz durumla tetiklendiğinde şizofreni ortaya çıkabilir. erken tedaviye başlamak çok önemli olduğu gibi tedavi edilmeyen şizofreni bireyin hayatının her alanını etkileyen ciddi sorunlara neden olabilir.
şizofreni türleri:
-paranoid şizofreni: kişiler çok yoğun belirtiler yaşamasına karşın asla hastalığı kabul etmez ve bütün belirtileri gizlemeye çalışır bu da kişilerin toplumdan uzaklaşmalarına neden olur. kişiler zulüm gördükleri veya birileri tarafından cezalandırıldıkları ile ilgili yanlış inançlara sahiptirler. fakat düşünceleri, konuşmaları, duyguları oldukça normaldir. bu hastalarda şüpheci ruh haline sıklıkla rastlanır. diğer türlere göre daha geç yaşta ve daha yavaş ilerlediği görülür.
-dezorganize (hebefrenik) şizofreni: kişilerin konuşmalarında oldukça sık tutarsızlıklar görülür. hastaların zihinleri oldukça karışıktır. bazı günlük işlerini yapmakta zorlanabilen bu kişilerde duygusuzluk, uygunsuz hareketler vardır. dışardan çocuksu görünebilirler.
-katatonik şizofren: semptomlar fiziksel olara görülür. kişiler genelde hareketsizdirler. genellikle çok katı ve sert olurlar, hareket etmeyi istemezler. çevrelerinde olan bitenlere karşı kayıtsız kalırlar. uzun süre hareketsiz kalabilirler ve bu tür şizofreni aniden ve genellikle genç yaşlarda ortaya çıkar.
-ayrışmamış şizofreni: belirtiler vardır fakat bu türün belirtileri henüz herhangi bir gruba dahil edilmemiştir. semptomlar yukarıda yazmış olduğum 3 türden birine tam olarak uymadığında bu tanı koyulabilir.
-kalıntı (rezidüel) şizofreni: kişilerin şizofreni semptomları şiddeti azalmıştır fakat halüsinasyonlar gibi diğer semptomlar hala vardır, sadece şiddeti ilk teşhis edildiğine oranla azalmıştır.
-basit şizofreni: normal işlevlerde azalma belirgin olarak görülür. yavaş ve sinsi olarak ilerleyen bu tür genç yaşlarda ortaya çıkar. kişiler çevreye karşı ilgisizdirler. kişilerde ayrıca aldırmaz tavırlar sık görülür ve ailenin, çevrenin kurallarına ters davranışlar ortaya çıkar.
devamını gör...
son feci bisiklet
bikinisinde astronomi sarkisinda gecen tamlamalar bircok asigin sevgili kisisine iltifat etmesini saglamistir.
edit: bahsi gecen
edit: bahsi gecen
devamını gör...
4t kuralı
bütçenin temel ögelerini oluşturan ve hepsi t harfi ile başlayan elemanlar için kullanılan bir terimdir. aşağıdaki ögelerin baş harflerinden gelir:
1-tahmin: bütçede gelir gider tahmini,
2-tasdik: yürütmenin hazırladığı bütçeyi yasama onaylar,
3-tevzin: bütçede gelir ve giderlerin birbirine denk olması, ( tevzin;
burada denkleştirme ya da dengeleme demektir).
4-tahdit: bütçenin belli bir süre geçerli olması ( tahdit; burada süre demektir).
1-tahmin: bütçede gelir gider tahmini,
2-tasdik: yürütmenin hazırladığı bütçeyi yasama onaylar,
3-tevzin: bütçede gelir ve giderlerin birbirine denk olması, ( tevzin;
burada denkleştirme ya da dengeleme demektir).
4-tahdit: bütçenin belli bir süre geçerli olması ( tahdit; burada süre demektir).
devamını gör...
utangaç balıklar için buzlu camdan akvaryum
(bkz: m.kutlukhan perker) tarafından yazılan şiir. normalde şiiri pek sevmeyen bünyemi ilk okuduğum anda etkisine aldı, bu başlığı açıyor olmam anonimliğime zeval getirme ihtimali taşısa da siz de okuyun isterim.
bir mucize olsa da geri dönsen
yine sabah uyanınca ağzıma girse saçların
yan yatarak dönsek birbirimize.
üşümüş ayaklarını, bacaklarımın arasına yerleştirsen.
şaklaban olsa gözlerin.
kapı çalmasın diye dua etsen, ellerini kaldırıp göğe.
bir tek senin dua ettiğin tanrıya inanırım ben.
bir mucize olsa da geri dönsen.
sen; yatakta şımarırken, deri ceketimi giyip hafız bakkala gitsem
ekmek ve gazete almaya.
merdivenlerden inerken karate yapan çocuklara uydurma hareketler gösterip,
bunu nasıl anlatacağımı tasarlasam sana daha komik.
hava güzel çarşının içinden geçeyim.
bir dilim pasta alıp -kahvaltıda pasta seversin- sürpriz yapsam.
içerisi kalabalık. olsun, beklerim...
senin için bir tek yağ kokan bir pastanede beklerim...
bir mucize olsa da geri dönsen...
ekmekleri, gazeteleri ve bir de kısa kemıl alıp -hatırlatmadığın halde- cebime atsam...
kahvaltıdan sonra donnie brasco'yu 20. kez izlerken
eyvah sigara dediğinde gözlerin çaresiz,
hemen çıkarıp zulamdan uzatsam paketi...
sen boynuma sarıldığında ağır gibi davransam.
senin çakmağınla sigaranı yaksam, salak gibi..
hayıflansam, 'keşke zippoyu doldurtmayı unutmasaydım dün' diye.
çünkü zippoyla sigaranı yaktıktan sonra
kapatınca kapağını çıkan "çlank" sesi nasıl da katlardı karizmamı ikiye..
film başladığında warner biraderlerin amblemi görününce hep yaptığın espriyi beklesem.
sen "ben bu filmi gördüm" diyince önceden biriktirdiğim kahkahayı koyversem...
birtek senin yaptığın kötü espriye gülerim...
bir mucize olsa da geri dönsen...
yine uyanıp birbirimize anlatsak gördüğümüz rüyayı...
büyük, çok büyük bir vadinin ortasında renkli şezlonklarda otursak
anneannelerin, dedelerin kahvaltı yaptığı mutfaklarda otursak
öğle uykusundan yeni uyanmış çocuklar gibi, kemiklerimiz sıcak..
taksiye binecek paraları olduğu halde
bir tane bile geçmediği için minibüse binmek zorunda kalan insanlar gibi
hafif yan otursak.
içimizde hep bir neye niyet neye kısmet.
bir tek senin gördüğün rüyanın tabiri yok kitapta.
bir tek senin gördüğün rüyada varlığım hayra alamet.
bir mucize için boşuna bekliyorum biliyorum,
seni ben terkettim.
"ruh hastasısın sen!" diye bağırman boşuna değil.
ama yine de dua et sen bana
biliyorum benim için dua edenler çoktur.
ama bir tek senin dua ettiğin tanrıya inanırım ben.
çünkü hayvanların tanrısı yoktur.
bir mucize olsa da geri dönsen
yine sabah uyanınca ağzıma girse saçların
yan yatarak dönsek birbirimize.
üşümüş ayaklarını, bacaklarımın arasına yerleştirsen.
şaklaban olsa gözlerin.
kapı çalmasın diye dua etsen, ellerini kaldırıp göğe.
bir tek senin dua ettiğin tanrıya inanırım ben.
bir mucize olsa da geri dönsen.
sen; yatakta şımarırken, deri ceketimi giyip hafız bakkala gitsem
ekmek ve gazete almaya.
merdivenlerden inerken karate yapan çocuklara uydurma hareketler gösterip,
bunu nasıl anlatacağımı tasarlasam sana daha komik.
hava güzel çarşının içinden geçeyim.
bir dilim pasta alıp -kahvaltıda pasta seversin- sürpriz yapsam.
içerisi kalabalık. olsun, beklerim...
senin için bir tek yağ kokan bir pastanede beklerim...
bir mucize olsa da geri dönsen...
ekmekleri, gazeteleri ve bir de kısa kemıl alıp -hatırlatmadığın halde- cebime atsam...
kahvaltıdan sonra donnie brasco'yu 20. kez izlerken
eyvah sigara dediğinde gözlerin çaresiz,
hemen çıkarıp zulamdan uzatsam paketi...
sen boynuma sarıldığında ağır gibi davransam.
senin çakmağınla sigaranı yaksam, salak gibi..
hayıflansam, 'keşke zippoyu doldurtmayı unutmasaydım dün' diye.
çünkü zippoyla sigaranı yaktıktan sonra
kapatınca kapağını çıkan "çlank" sesi nasıl da katlardı karizmamı ikiye..
film başladığında warner biraderlerin amblemi görününce hep yaptığın espriyi beklesem.
sen "ben bu filmi gördüm" diyince önceden biriktirdiğim kahkahayı koyversem...
birtek senin yaptığın kötü espriye gülerim...
bir mucize olsa da geri dönsen...
yine uyanıp birbirimize anlatsak gördüğümüz rüyayı...
büyük, çok büyük bir vadinin ortasında renkli şezlonklarda otursak
anneannelerin, dedelerin kahvaltı yaptığı mutfaklarda otursak
öğle uykusundan yeni uyanmış çocuklar gibi, kemiklerimiz sıcak..
taksiye binecek paraları olduğu halde
bir tane bile geçmediği için minibüse binmek zorunda kalan insanlar gibi
hafif yan otursak.
içimizde hep bir neye niyet neye kısmet.
bir tek senin gördüğün rüyanın tabiri yok kitapta.
bir tek senin gördüğün rüyada varlığım hayra alamet.
bir mucize için boşuna bekliyorum biliyorum,
seni ben terkettim.
"ruh hastasısın sen!" diye bağırman boşuna değil.
ama yine de dua et sen bana
biliyorum benim için dua edenler çoktur.
ama bir tek senin dua ettiğin tanrıya inanırım ben.
çünkü hayvanların tanrısı yoktur.
devamını gör...
nefret edilen insan tipi
sürekli şikayet eden insan: ömür törpüsüdür. bu tip insanlar olumsuz duygulardan beslenirler. sürekli diğer insanları kendi başlarına gelen olumsuzluklar yüzünden suçlamakla kalmazlar; küçümseme, saldırganlık, hoşgörüsüzlük ve hatta şiddet içeren tutumlar da takınırlar.
bağırarak konuşan insanlar: bir de boş konuşuyorsa kesinlikle uzak durulması gereken insan tipidir. ağzına kürekle vurma isteği uyandırır.
sürekli kendinden bahseden insan: çoğunlukla narsist tiplerdir. yüksek özgüvene sahip gibi gözükseler de çok kırılgan bir özgüvene sahiplerdir. kendilerinden asla memnun değillerdir ve bu konuda kompleks geliştirmişlerdir. sürekli kendilerinden bahsetme sebepleri de budur. en küçük eleştiride bile sinirlenirler. iletişim kurmak işkencedir.
bağırarak konuşan insanlar: bir de boş konuşuyorsa kesinlikle uzak durulması gereken insan tipidir. ağzına kürekle vurma isteği uyandırır.
sürekli kendinden bahseden insan: çoğunlukla narsist tiplerdir. yüksek özgüvene sahip gibi gözükseler de çok kırılgan bir özgüvene sahiplerdir. kendilerinden asla memnun değillerdir ve bu konuda kompleks geliştirmişlerdir. sürekli kendilerinden bahsetme sebepleri de budur. en küçük eleştiride bile sinirlenirler. iletişim kurmak işkencedir.
devamını gör...
tek vasfı lol oynaması olup yurtdışına gitmek isteyen türk genci
anlam veremediğim durumdur. tamam ülke iyi durumda değil yurtdışı çok mantıklı ama çoğu kendini geliştirmeye zaman ayırmıyor. en azından dil bilmeleri gerekirken hiç bir vasfı olmadığı halde yurtdışına gitmek istiyor. arkadaşlar haberiniz olsun yurtdışında asgari ücretle öyle anlatıldığı gibi yaşayamazsınız. önceliğiniz ülkeden gitmek değil kendinizi geliştirmek olsun.
not: "imkanlar kendimi geliştirmeme uygun değil" diyecekler için youtube da dünya kadar içerik var. wikipedia da istediğiniz kadar bilgi var. yeter ki siz isteyin.
not: "imkanlar kendimi geliştirmeme uygun değil" diyecekler için youtube da dünya kadar içerik var. wikipedia da istediğiniz kadar bilgi var. yeter ki siz isteyin.
devamını gör...
vasıfsız (yazar)
henüz tanıma fırsatım olmadı ama tanımlarını takip ettiğim yazar bir yaş daha yaşlandın klişesi yapılmamış *
devamını gör...
yazarların yalnız olma nedeni
kendimle olmayı seviyorum. eğer çok fazlaca kalabalıklar içerisinde olursam kendimle yalnız kalmayı özlüyorum. babacan, güven veren, neşeli biri olduğumu söylüyorlar. sanırım bu özelliklerimi kendimle baş başa kalmaya borçluyum.
devamını gör...
lucifer armullah abdulseyidbincabbar üçlüsü
başlarını lucifer'ın çektiği troll üçlüsü.
önceleri armullah ve cabbar solo performanslar sergilerken, lucifer'ın geri dönmesi ile birlikte grup olarak performans zirvesi yaşayabileceklerini düşünüyorum.*
ermolettin'i bu gruba dahil etmiyorum, o farklı bir troll zira.
önceleri armullah ve cabbar solo performanslar sergilerken, lucifer'ın geri dönmesi ile birlikte grup olarak performans zirvesi yaşayabileceklerini düşünüyorum.*
ermolettin'i bu gruba dahil etmiyorum, o farklı bir troll zira.
devamını gör...
cherophobia
çok fazla mutlu olunca başına bir şey gelmesinden korkmaya, neşeli olmaktan kaçınmaya denir. türkçe de " çerofobi" yani " mutluluk korkusu" olarak da bilinir.
devamını gör...
bir yakınını kaybetmek
işte sanırım hayatımın en zor şeyi de bu. ilk anneannemi kaybettim küçüktüm o zaman ölüm ne bilmiyorum daha. evde ben ablam ve nenemin iki kardeşi bulunuyordu. haber geldi herkes sustu. ölüm sessizliği işte oydu. o an düşündüm şimdi ben bir daha nenemi göremeyecek miydim yani sonsuza kadar gitmiş miydi? köyde onun bana sobada patates yapışını özlerdim ama. gülen yüzünü bana kürtçe maniler okumasını -anlamasam da çok severdim- bunları özlerdim ama ben.
her şey o yıl başladı ben artık köye gittiğimde hep bir eksiktim.
daha sonra birkaç yıl sonra bu sefer dedemi kaybettik o kadar hızlı oldu ki kimse nasıl oldu hala pek anlayamıyor. kanser denen illet benim çakı gibi delikanlılara taş çıkartan dedemi bulmuştu. bir ay... bir ayda gözümüzün önünde o dağ gibi adam eriyip gitti. o gece çok fırtına vardı ve elektrikler sürekli gidip gelince solunum cihazı doğru düzgün çalışamamış ve dedemi kaybetmiştik. o gece halalarım ortalığı ayağa kaldırmış feryat etmişler. uykum ağırdı ben duymadım. sabah öğrendim. ve bir kez daha eksildim. artık bize tahtadan oyuncaklar yapan, şiirler yazan, hep yanımızda olan dedem gitmişti.
daha sonra en acısı belki de amcam. her şey bu sefer dakikalar hatta saniyeler içinde oldu. oysaki o gün çok güzel başlamıştı. köyde toplanmış bütün sülale gidiyoruz piknik yapmaya. doluştuk traktöre ama nasıl mutluyuz. gitti, eğlendik, buğday yıkadık. amcam aşağıdaki küçük havuza bakacaktı. gitti ve geldiğinde elinde bir arı kuşuyla döndü. ama ne güzel bir kuştu o. böyle rengarenk bir kuş. ama kuş ıslaktı sanki yaşamıyordu. amcam havuzda iki kuş görmüş ve onları kurtarıp sudan çıkarmış. biri zaten çoktan ölmüş. ama biri hala yaşıyordu. koydu güneş alan bir taşa kuşu açtı kanatlarını kurusun diye. hepimiz başındaydık merakla bekliyorduk. biraz yemek verdik kuşa. biraz sonra da kanatlandı ve uçtu. önce teşekkür eder gibi etrafımızda uçuştu biraz sonra da gitti. bir canlının hayatını kurtaran amcam nasıl olmuştu da kendi hayatından olmuştu. daha sonra amcam tarlalara bakacağını söyledi ve yokuştan aşağı inerken onu son kez gördüğümüzü kimse bilmiyordu. keşke diyorum keşke amcama dur deseydim ne bileyim en olmadı bir kere sarılsaydım. sonra amcam kalp krizi geçiriyor. tabii diğer amcam motoruyla ona ulaşıyor bir yandan da ambulansı çağırdık ama köydeyiz öyle hemen gelemez. işte amcam, küçük amcamın kollarında vefat ediyor bir nevi. ambulansta yaşatmaya çalışıyorlar ama çok geç. amcam da son günlerde sol tarafım ağrıyor derdi. o olay olmasaydı birkaç gün sonra hafta başında hastaneye gidecekti. hayat işte... o gün anladım dostlar kötü haber tez yayılır sözü gerçekmiş. babam eve bizi son sürat getirdi. traktörde öyle hızlı geliyorduk ki kimse römorkta ayağa kalkmaya bile yeltenemezdi. biz eve geldik annem, babam ve amcamın eşi hastaneye gittiler. babaannem geldi. garibim öyle hüzünlü öyle şaşkın kalmış ki, anlatamam o anki halini. daha on dakika olmadan bütün köy bizim kapıdaydı biz yeni öğrenmiştik herkes nereden duymuştu böyle. ama işte amcam kurtarılamadı ve ben ilk defa babamın ağladığına şahit olmuştum. amcamın cenazesinde ağlamıştı. babasının cenazesinde ağlamayan adam kendine hakim olan adam bir çocuk gibi ağlıyordu kardeşi için. o zaman ölümün acılığını daha iyi kavradım. herkesin babası kendine koskoca görünür ya benim koskoca babam ağlıyordu. hem de nasıl şiddetli. o gün ben bir kez daha eksildim. artık böyle rakı içip çakırkeyif olunca bize hikayeler anlatan bizi gülmekten kıran, benim en sevdiğim amcam artık yoktu.
ahh dostlar bitti mi dersiniz hayır biter mi hiç hepimiz ölümlüyüz sonuçta işte bu ölüm bu sefer de altı ay sonra babaannemi buldu.
canım nenem önce kocasını sonra oğlunu kaybetmenin acısına ancak o kadar dayanabildi. biz daha şehirdeydik. haberi aldık. bir kez daha yıkıldık. nenemi de uzun zamandır görmüyordum. arada arıyorduk. sesimizi duyunca bir sevinişi var anlatamam. benim gururlu, başı hep dik kendime örnek aldığım, gülüşüyle kanadı kırık kuşları bile uçarabilecek olan nenem de artık yoktu. ben bir kez daha eksilmiştim.
dedemlerin evi de amcamlara kaldı. artık o günden sonra oraya pek gitmez oldum. artık dedemle nenem yok ki oranın neşesi yok. ne zaman gitsem sanki her şeyin boynu bükük. bir hüzünlü her şey onları bekliyor belli.
yazım çok uzun oldu ama yazmasaydım da içimde kalırdı bunlar aslında benim kimseye anlatmadığım şeyler. anlatınca gözlerimin dolmasına engel olamadığım her hatırladığımda bir kere daha ağladığım şeyler.
birini kaybetmek çok zor şey. o yüzden hazır hayattayken sevdiklerinize sarılın onları sevdiğinizi hissettirin. çünkü bir gün çok geç olabilir. benim de hep keşke dediğim tek şey onlara son bir kez sarılabilmek olmuştur.
her şey o yıl başladı ben artık köye gittiğimde hep bir eksiktim.
daha sonra birkaç yıl sonra bu sefer dedemi kaybettik o kadar hızlı oldu ki kimse nasıl oldu hala pek anlayamıyor. kanser denen illet benim çakı gibi delikanlılara taş çıkartan dedemi bulmuştu. bir ay... bir ayda gözümüzün önünde o dağ gibi adam eriyip gitti. o gece çok fırtına vardı ve elektrikler sürekli gidip gelince solunum cihazı doğru düzgün çalışamamış ve dedemi kaybetmiştik. o gece halalarım ortalığı ayağa kaldırmış feryat etmişler. uykum ağırdı ben duymadım. sabah öğrendim. ve bir kez daha eksildim. artık bize tahtadan oyuncaklar yapan, şiirler yazan, hep yanımızda olan dedem gitmişti.
daha sonra en acısı belki de amcam. her şey bu sefer dakikalar hatta saniyeler içinde oldu. oysaki o gün çok güzel başlamıştı. köyde toplanmış bütün sülale gidiyoruz piknik yapmaya. doluştuk traktöre ama nasıl mutluyuz. gitti, eğlendik, buğday yıkadık. amcam aşağıdaki küçük havuza bakacaktı. gitti ve geldiğinde elinde bir arı kuşuyla döndü. ama ne güzel bir kuştu o. böyle rengarenk bir kuş. ama kuş ıslaktı sanki yaşamıyordu. amcam havuzda iki kuş görmüş ve onları kurtarıp sudan çıkarmış. biri zaten çoktan ölmüş. ama biri hala yaşıyordu. koydu güneş alan bir taşa kuşu açtı kanatlarını kurusun diye. hepimiz başındaydık merakla bekliyorduk. biraz yemek verdik kuşa. biraz sonra da kanatlandı ve uçtu. önce teşekkür eder gibi etrafımızda uçuştu biraz sonra da gitti. bir canlının hayatını kurtaran amcam nasıl olmuştu da kendi hayatından olmuştu. daha sonra amcam tarlalara bakacağını söyledi ve yokuştan aşağı inerken onu son kez gördüğümüzü kimse bilmiyordu. keşke diyorum keşke amcama dur deseydim ne bileyim en olmadı bir kere sarılsaydım. sonra amcam kalp krizi geçiriyor. tabii diğer amcam motoruyla ona ulaşıyor bir yandan da ambulansı çağırdık ama köydeyiz öyle hemen gelemez. işte amcam, küçük amcamın kollarında vefat ediyor bir nevi. ambulansta yaşatmaya çalışıyorlar ama çok geç. amcam da son günlerde sol tarafım ağrıyor derdi. o olay olmasaydı birkaç gün sonra hafta başında hastaneye gidecekti. hayat işte... o gün anladım dostlar kötü haber tez yayılır sözü gerçekmiş. babam eve bizi son sürat getirdi. traktörde öyle hızlı geliyorduk ki kimse römorkta ayağa kalkmaya bile yeltenemezdi. biz eve geldik annem, babam ve amcamın eşi hastaneye gittiler. babaannem geldi. garibim öyle hüzünlü öyle şaşkın kalmış ki, anlatamam o anki halini. daha on dakika olmadan bütün köy bizim kapıdaydı biz yeni öğrenmiştik herkes nereden duymuştu böyle. ama işte amcam kurtarılamadı ve ben ilk defa babamın ağladığına şahit olmuştum. amcamın cenazesinde ağlamıştı. babasının cenazesinde ağlamayan adam kendine hakim olan adam bir çocuk gibi ağlıyordu kardeşi için. o zaman ölümün acılığını daha iyi kavradım. herkesin babası kendine koskoca görünür ya benim koskoca babam ağlıyordu. hem de nasıl şiddetli. o gün ben bir kez daha eksildim. artık böyle rakı içip çakırkeyif olunca bize hikayeler anlatan bizi gülmekten kıran, benim en sevdiğim amcam artık yoktu.
ahh dostlar bitti mi dersiniz hayır biter mi hiç hepimiz ölümlüyüz sonuçta işte bu ölüm bu sefer de altı ay sonra babaannemi buldu.
canım nenem önce kocasını sonra oğlunu kaybetmenin acısına ancak o kadar dayanabildi. biz daha şehirdeydik. haberi aldık. bir kez daha yıkıldık. nenemi de uzun zamandır görmüyordum. arada arıyorduk. sesimizi duyunca bir sevinişi var anlatamam. benim gururlu, başı hep dik kendime örnek aldığım, gülüşüyle kanadı kırık kuşları bile uçarabilecek olan nenem de artık yoktu. ben bir kez daha eksilmiştim.
dedemlerin evi de amcamlara kaldı. artık o günden sonra oraya pek gitmez oldum. artık dedemle nenem yok ki oranın neşesi yok. ne zaman gitsem sanki her şeyin boynu bükük. bir hüzünlü her şey onları bekliyor belli.
yazım çok uzun oldu ama yazmasaydım da içimde kalırdı bunlar aslında benim kimseye anlatmadığım şeyler. anlatınca gözlerimin dolmasına engel olamadığım her hatırladığımda bir kere daha ağladığım şeyler.
birini kaybetmek çok zor şey. o yüzden hazır hayattayken sevdiklerinize sarılın onları sevdiğinizi hissettirin. çünkü bir gün çok geç olabilir. benim de hep keşke dediğim tek şey onlara son bir kez sarılabilmek olmuştur.
devamını gör...
2046'daki sen ve hayatın
tek hedefim hayatta kalabilmek. velhasıl yaşarsam yine berbat bir hayatım olur.
devamını gör...
