türk dizilerinin kızları manipüle ettiği gerçeği
sadece kızları mı? bir nesil evde okulda sokakta polat alemdar gibi dolaştı.
devamını gör...
kendimizi hafiflemiş hissetmemizi sağlayan şeyler
borçlarının son taksidini ödemek.
devamını gör...
ilginç etimolojik bağlantılar
yıldız tilbe'nin tilbe'si ve deli:
uygur metinlerden itibaren "tilwe" olarak geçmektedir. hatta erzurum ağzında tilbe, tilve şekilleri hâlâ mevcutmuş. anlamı aynı, pek bir değişikliğe uğramamış. kaşgarlı abimiz "telü oğuzcadır" demiş, tilwe'yi belirttikten sonra. dede korkut'ta da "delü" şeklindedir. bkz. delü dumrul
uygur metinlerden itibaren "tilwe" olarak geçmektedir. hatta erzurum ağzında tilbe, tilve şekilleri hâlâ mevcutmuş. anlamı aynı, pek bir değişikliğe uğramamış. kaşgarlı abimiz "telü oğuzcadır" demiş, tilwe'yi belirttikten sonra. dede korkut'ta da "delü" şeklindedir. bkz. delü dumrul
devamını gör...
kanser hastası çocuklara yardım etkinliği
harika bir etkinlik, elinize sağlık.
devamını gör...
bir erkeği ılık yapan detaylar
(bkz: ne salak salak başlıklar bunlar ya)
ılık ne demek? kadınlara yapılan cinsiyetçilikten şikayet eden yazarlar burada ılık erkek tanımlıyor.
ılık ne demek? kadınlara yapılan cinsiyetçilikten şikayet eden yazarlar burada ılık erkek tanımlıyor.
devamını gör...
benzatin penisilin
doğal penisilin'lerden penisilin g grubuna ait antibiyotiktir. diğer bir depo penisilin prokain penisilin gibi yağ bazlı olduğu için intramuskuler uygulanmalı, kesinlikle damar içine (intravenöz) uygulanmamalıdır.
devamını gör...
susamam
şanışerin başını çektiği 17 sanatçının toplumsal sorunları dile getirildiği şahsımca mükemmel projedir.buradan
devamını gör...
intihar notuna yazılacak ilk cümle
"size bir çiçeği anımsatayım diye bir bahar dalına asacağım kendimi"
devamını gör...
hayvanların mesleği olsaydı kim ne olurdu sorusu
domuzlar - yöneticiler....
devamını gör...
geçme namert köprüsünden ko aparsın su seni
son derece cesur, insanı şerefi, onuru uğruna ölmeye teşvik eden bir güzel atalar sözü kalıbı.
diyor ki; eğer ahlaksız, şerefsiz bir durumda kalırsan ve sen de o ahlaksızlığa, şerefsizliğe ortak olduğunda, kendini kurtarma olanağın, olasılığın varsa, doğru olanı seç; şerefsizlik yapma, gerekirse bu uğurda canını ver ama onurunu her daim koru.
hemen karşısında "köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı derler" atasözünü de söyleyen bir millet olarak ilk atasözümüzün ne kadar geçerli olduğunu uzunca tartışabiliriz.
birbirinin tam zıddı atasözlerimizin listesi yapılmış mıdır bilmiyorum ama bu konuda diğer milletlerden aşağı kaldığımızı hiç sanmıyorum. yaşanılan her durum halkın hafızasında bir şekilde yer ediyor, buna benzeyen atalar sözü haline geliyor.
sizleri, yukarıdaki iki zıt atasözünü de içinde barındırdığına inandığım ünlü dede korkut hikayesi duha koca oğlu deli dumrul destanı ile baş başa bırakayım. okumayan ve okumak isteyen varsa da bir boş zamanında okur diyerek.
"meğer hanım, oğuz’da duha koca oğlu deli dumrul derlerdi bir er var idi. bir kuru çayın üzerine bir köprü yaptırmıştı. geçeninden otuz üç akçe alırdı, geçmeyeninden döve döve kırk akçe alırdı. bunu niçin böyle ederdi? onun için ki benden deli, benden güçlü er var mıdır ki çıksın benimle savaşsın der idi, benim erliğim, bahadırlığım, kahramanlığım, yiğitliğim rum'a, şam'a gitsin, ün salsın der idi.
meğer bir gün köprüsünün yanında bir bölük oba konmuştu. o obada bir iyi, güzel yiğit hasta düşmüştü. allah’ın emriyle o yiğit öldü. kimi oğul diye, kimi kardeş diye ağladı. o yiğit üzerine dehşetli kara feryat koptu.
ansızın deli dumrul dört nala yetişti. der: bre kavatlar, ne ağlıyorsunuz, benim köprümün yanında bu gürültü nedir, niye feryat ediyorsunuz dedi. dediler: hanım, bir güzel yiğidimiz öldü, ona ağlıyoruz dediler.
deli dumrul der: bre yiğidinizi kim öldürdü? dediler: vallah bey yiğit, allah taala’dan buyruk oldu, al kanatlı azrail o yiğidin canını aldı. deli dumrul der: bre, azrail dediğiniz ne kişidir ki adamın canını alıyor, ya kadir allah, birliğin varlığın hakkı için azrail’i benim gözüme göster, savaşayım, çekişeyim, mücadele edeyim, güzel yiğidin canını kurtarayım, bir daha güzel yiğidin canını almasın dedi. çekildi döndü deli dumrul evine geldi.
hak teala’ya dumrul’un sözü hoş gelmedi. bak bak, bre deli kavat benim birliğimi tanımıyor, birliğime şükür kılmıyor, benim ulu dergahımda gezsin, benlik eylesin dedi. azrail’e buyruk eyledi kim ya azrail, var ve o deli kavatın gözüne görün, benzini sarart, dedi, canını hırıldat, al dedi.
deli dumrul kırk yiğit ile yiyip içip otururken ansızın azrail çıka geldi. azrail’i ne çavuş gördü ne kapıcı. deli dumrul’un görür gözü görmez oldu, tutar elleri tutmaz oldu. dünya alem deli dumrul’un gözüne karanlık oldu. çağırıp deli dumruj söyler, görelim hanım ne söyler:
der:
bre ne heybetli ihtiyarım
kapıcılar seni görmedi
çavuşlar seni duymadı
benim görür gözlerim görmez oldu
tutar benim ellerim tutmaz oldu
titredi benim canım cuşa geldi
altın kadehim elimden vere düştü
ağzımın içi buz gibi
kemiklerim tuz gibi oldu
bre sakalcığı akça ihtiyar
gözceğizi fersiz ihtiyar
bre ne heybetli ihtiyarsın söyle bana
kazam belam dokunur bugün sana
dedi. böyle diyince azrail’in hiddeti tuttu, der:
bre deli kavat
gözümün fersiz olduğunu ne beğenmiyorsun
gözü güzel kızların gelinlerin canım çok almışım
sakalımın ağardığını ne beğenmiyorsun
ak sakallı kara sakallı yiğitlerin canım çok almışım
sakalımın ağarmasının manası budur
dedi. bre deli kavat övünüyordun: al kanatlı azrail benim elime geçse, öldüreydim, güzel yiğidin canını onun elinden kurtaraydım diyordun, şimdi bre deli geldim ki senin canını alayım, verir misin yoksa benimle cenk eder misin dedi.
deli dumrul der: bre, al kanatlı azrail sen misin dedi. evet benim dedi. bu güzel yiğitlerin canını sen mi alıyorsun dedi. evet, ben alıyorum dedi. bre azrail, ben seni geniş yerde istiyordum, dar yerde iyi elime girdin değil mi dedi. ben seni öldüreyim, güzel yiğidin canını kurtarayım dedi.
kara kılıcını sıyırdı eline aldı. azrail’e çalmağa hamle kıldı. azrail bir güvercin oldu. pencereden uçtu gitti. insan oğlunun ejderhası deli dumrul elini eline çaldı, kah kah güldü. der: yiğitlerim azrail’in gözünü öyle korkuttum ki geniş kapıyı bıraktı dar bacadan kaçtı, mademki benim elimden güvercin gibi kuş oldu uçtu, bre ben onu bırakır mıyım doğana aldırmayınca dedi.
kalktı atma bindi, doğanını eline aldı, ardına düştü. bir iki güvercin öldürdü. döndü, evine gelirken azrail atının gözüne göründü. at ürktü. deli dumrul’u kaldırdı yere vurdu. kara başı bunaldı, darda kaldı. ak göğsünün üzerine azrail basıp kondu. demin mırıldanıyordu, şimdi hırıldanmağa başladı.
der:
bre azrail aman
tanrının birliğine yoktur güman
ben seni böyle bilmezdim
hırsız gibi can aldığını duymazdım
tepesi büyük büyük bizim dağlarımız olur
o dağlarımızda bağlarımız olur
o bağların kara salkımlı üzümü olur
o üzümü sıkarlar al şarabı olur
o şaraptan içen sarhoş olur
şaraplıydım duymadım
ne söyledim bilmedim
beylikten usanmadım yiğitliğe doymadım
canımı alma azrail medet
dedi. azrail der: bre deli kavat bana ne yalvarıyorsun. allah taala’ya yalvar, benim de elimde ne var, ben de bir emir kuluyum dedi. deli dumrul der: peki ya can veren can alan allah taala mıdır? evet odur dedi. döndü azrail’e, peki ya sen ne eylemekli belasın, sen aradan çık, ben allah teala ile haberleşeyim dedi.
deli dumrul burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:
yücelerden yücesin
kimse bilmez nicesin
güzel tanrı
nice cahiller seni gökte arar yerde ister
sen bizzat müminlerin gönlündesin
daim duran cebbar tanrı
baki kalan settar tanrı
benim canımı alacaksan sen al
azraile almağa bırakma
dedi. allah teala’ya deli dumrul’un burada sözü hoş geldi. azrail’e nida eyledi ki madem deli kavat benim birliğimi bildi, birliğime şükür kıldı, ya azrail, deli dumrul can yerine can bulsun, onun canı azat olsun der.
azrail der: bre deli dumrul allah teala’nın emri böyle oldu ki deli dumrul canı yerine can bulsun, onun canı azat olsun dedi.
deli dumrul der: ben nasıl can bulayım, yalnız, bir ihtiyar babam, bir ihtiyar anam var, gel gelelim. ikisinden biri belki canını verir, al, benim canımı bırak dedi.
deli dumrul sürdü babasının yanına geldi.
babasının elini öpüp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :
ak sakallı aziz izzetli canım baba
biliyor musun neler oldu
küfür söz söyledim
hak teala'ya hoş gelmedi
gök üzerinde al kanatlı azrail'e emreyledi
uçup geldi
benim akça göğsümü bastırıp kondu
hırıldatıp tatlı canımı alır oldu
baba senden can dilerim verir misin
yoksa oğul deli dumrul diye ağlar mısın
babası der:
oğul oğul ay oğul
canımın parçası oğul
doğduğunda dokuz erkek deve kestiğim aslan oğul
penceresi altın otağımın kabzası oğul
kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul
karşı yatan kara dağım gerek ise
söyle gelsin azrailin yaylası olsun
soğuk soğuk pınarlarım gerek ise
ona içme olsun
tavla tavla koç atlarım gerek ise
ona binek olsun
katar katar develerim gerek ise
ona yük taşıyıcı olsun
ağıllarda akça koyunum gerek ise
kara mutfak altında onun şöleni olsun
altın gümüş para gerek ise
ona harçlık olsun
dünya tatlı can aziz
canımı kıyamam belli bil
benden aziz benden sevgili anandır
oğul anana var
dedi. deli dumrul babasından yüz bulmayıp sürdü anasına geldi. der:
ana biliyor musun neler oldu
gök yüzünden al kanatlı azrail uçup geldi
benim akça göğsümü bastırıp kondu
hırıldatıp canımı alır oldu
babamdan can diledim ana vermedi
senden can dilerim ana
canını bana verir misin
yoksa oğul deli dumrul diye ağlar mısın
acı tırnak ak yüzüne çalar mısın
kargı gibi kara saçını yolar mısın ana
dedi. anası burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş : anası der:
oğul oğul ay oğul
dokuz ay dar karnımda taşıdığım oğul
on ay diyince dünya yüzüne getirdiğim oğul
dolma beşiklerle belediğim oğul
dolu dolu ak sütümü emzirdiğim oğul
akça burçlu hisarlarda tutulaydın oğul
pis dinli kafir elinde esir olaydın oğul
altın akçe gücüne dayanarak seni kurtaraydım oğul
yaman yere varmışsın varamam
dünya tatlı can aziz
canımı kıyamam belli bil
dedi, anası da canını vermedi. böyle diyince azrail geldi deli dumrul’un canını almağa. deli dumrul der:
bre azrail aman
tanrının birliğine yoktur güman
azrail der: bre deli kavat daha ne aman diliyorsun, ak sakallı babanın yanına vardın can vermedi, ak bürçekli ananın yanına vardın can vermedi, daha kim verecek dedi. deli dumrul der: hasretlim vardır, buluşayım dedi. azrail der: bre deli hasretlin kimdir? der: el kızı helallim var, ondan benim iki oğlancığım var, emanetim var, ısmarlayacağım onlara, ondan sonra benim canımı alasın dedi.
sürdü helallisinin yanına geldi, der:
biliyor musun neler oldu
gök yüzünden al kanatlı azrail uçup geldi.
benim beyaz göğsümü bastırıp kondu
benim tatlı canımı alır oldu
babama ver dedim can vermedi
anama vardım can vermedi
dünya şirin can tatlı dediler
şimdi
yüksek yüksek kara dağlarım sana yaylak olsun
soğuk soğuk sularım sana içme olsun
tavla tavla koç atlarım sana binek olsun
penceresi altın otağım sana gölge olsun
katar katar develerim sana yük taşıyıcı olsun
ağıllarda beyaz koyunum sana şölen olsun
gözün kimi tutarsa
gönlün kimi severse
sen ona var
iki oğlancığı öksüz koyma
dedi. kadın burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:
der:
ne diyorsun ne söylüyorsun
göz açıp da gördüğüm
gönül verip sevdiğim
koç yiğidim şah yiğidim
tatlı damak verip öpüştüğüm
bir yastıkta baş koyup emiştiğim
karşı yatan kara dağları
senden sonra ben neylerim
yaylar olsam benim mezarım olsun
soğuk soğuk sularını
içer olsam benim kanım olsun
altın akçeni harcar olsam benim kefenim olsun
tavla tavla koç atını
biner olsam benim tabutum olsun
senden sonra bir yiğidi
sevip varsam beraber yatsam
alaca yılan olup beni soksun
senin o namert anan baban
bir canda ne var ki sana kıyamamışlar
arşşahit olsun sekizinci kat gök şahit olsun
yer şahit olsun gök şahit olsun
kadir tanrı şahit olsun
benim canım senin canına kurban olsun
dedi, razı oldu.
azrail hatunun canını almağa geldi, insan oğlunun ejderhası eşine kıyamadı. allah teala’ya burada yalvarmış, görelim nasıl yalvarmış:
der:
yücelerden yücesin
kimse bilmez nicesin
güzel tanrı
çok cahiller seni gökte arar yerde ister
sen bizzat müminlerin gönlündesin
daim duran cebbar tanrı
ulu yollar üzerine
imaretler yapayım senin için
aç görsem donatayım senin için
alırsan ikimizin canını beraber al
bırakırsan ikimizin canını beraber bırak
keremi çok kadir tanrı
dedi. hak teala’ya deli dumrul’un sözü hoş geldi. azrail’e emreyledi: deli dumrul’un babasının, anasının canını al, o iki helalliye yüz kırk yıl ömür verdim dedi. azrail de babasının anasının derhal canını aldı. deli dumrul yüz kırk yıl daha eşi ile ömür sürdü.
dedem korkut gelip destan söyledi, deyiş dedi. bu destan deli dumrul’un olsun, benden sonra alp ozanlar söylesin, alnı açık cömert erenler dinlesin dedi.
dua edeyim hanım: yerli kara dağların yıkılmasın. gölgeli koca ağacın kesilmesin. taşkın akan güzel suyun kurumasın. kadir tanrı seni namerde muhtaç etmesin. ak alnında beş kelime dua kıldık, olsun kabul. derlesin toplasın günahınızı adı güzel muhammed’e bağışlasın hanım hey!"
son not: hikayeyi okuyup bitirdiyseniz, sizin de dikkatinizi muhakkak çekmiştir, hikayenin 15. yy civarında yazıya geçirildiği tahmin edilmesine rağmen, tanrı ve azrail'le olan bu teklifsiz samimiyet, aslında bu hikayenin çok daha önce, türkler islamiyeti yeni yeni kabul ettiği zamanlardan kalma olduğunu gösteriyor. bunu da not düşmek istedim.
diyor ki; eğer ahlaksız, şerefsiz bir durumda kalırsan ve sen de o ahlaksızlığa, şerefsizliğe ortak olduğunda, kendini kurtarma olanağın, olasılığın varsa, doğru olanı seç; şerefsizlik yapma, gerekirse bu uğurda canını ver ama onurunu her daim koru.
hemen karşısında "köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı derler" atasözünü de söyleyen bir millet olarak ilk atasözümüzün ne kadar geçerli olduğunu uzunca tartışabiliriz.
birbirinin tam zıddı atasözlerimizin listesi yapılmış mıdır bilmiyorum ama bu konuda diğer milletlerden aşağı kaldığımızı hiç sanmıyorum. yaşanılan her durum halkın hafızasında bir şekilde yer ediyor, buna benzeyen atalar sözü haline geliyor.
sizleri, yukarıdaki iki zıt atasözünü de içinde barındırdığına inandığım ünlü dede korkut hikayesi duha koca oğlu deli dumrul destanı ile baş başa bırakayım. okumayan ve okumak isteyen varsa da bir boş zamanında okur diyerek.
"meğer hanım, oğuz’da duha koca oğlu deli dumrul derlerdi bir er var idi. bir kuru çayın üzerine bir köprü yaptırmıştı. geçeninden otuz üç akçe alırdı, geçmeyeninden döve döve kırk akçe alırdı. bunu niçin böyle ederdi? onun için ki benden deli, benden güçlü er var mıdır ki çıksın benimle savaşsın der idi, benim erliğim, bahadırlığım, kahramanlığım, yiğitliğim rum'a, şam'a gitsin, ün salsın der idi.
meğer bir gün köprüsünün yanında bir bölük oba konmuştu. o obada bir iyi, güzel yiğit hasta düşmüştü. allah’ın emriyle o yiğit öldü. kimi oğul diye, kimi kardeş diye ağladı. o yiğit üzerine dehşetli kara feryat koptu.
ansızın deli dumrul dört nala yetişti. der: bre kavatlar, ne ağlıyorsunuz, benim köprümün yanında bu gürültü nedir, niye feryat ediyorsunuz dedi. dediler: hanım, bir güzel yiğidimiz öldü, ona ağlıyoruz dediler.
deli dumrul der: bre yiğidinizi kim öldürdü? dediler: vallah bey yiğit, allah taala’dan buyruk oldu, al kanatlı azrail o yiğidin canını aldı. deli dumrul der: bre, azrail dediğiniz ne kişidir ki adamın canını alıyor, ya kadir allah, birliğin varlığın hakkı için azrail’i benim gözüme göster, savaşayım, çekişeyim, mücadele edeyim, güzel yiğidin canını kurtarayım, bir daha güzel yiğidin canını almasın dedi. çekildi döndü deli dumrul evine geldi.
hak teala’ya dumrul’un sözü hoş gelmedi. bak bak, bre deli kavat benim birliğimi tanımıyor, birliğime şükür kılmıyor, benim ulu dergahımda gezsin, benlik eylesin dedi. azrail’e buyruk eyledi kim ya azrail, var ve o deli kavatın gözüne görün, benzini sarart, dedi, canını hırıldat, al dedi.
deli dumrul kırk yiğit ile yiyip içip otururken ansızın azrail çıka geldi. azrail’i ne çavuş gördü ne kapıcı. deli dumrul’un görür gözü görmez oldu, tutar elleri tutmaz oldu. dünya alem deli dumrul’un gözüne karanlık oldu. çağırıp deli dumruj söyler, görelim hanım ne söyler:
der:
bre ne heybetli ihtiyarım
kapıcılar seni görmedi
çavuşlar seni duymadı
benim görür gözlerim görmez oldu
tutar benim ellerim tutmaz oldu
titredi benim canım cuşa geldi
altın kadehim elimden vere düştü
ağzımın içi buz gibi
kemiklerim tuz gibi oldu
bre sakalcığı akça ihtiyar
gözceğizi fersiz ihtiyar
bre ne heybetli ihtiyarsın söyle bana
kazam belam dokunur bugün sana
dedi. böyle diyince azrail’in hiddeti tuttu, der:
bre deli kavat
gözümün fersiz olduğunu ne beğenmiyorsun
gözü güzel kızların gelinlerin canım çok almışım
sakalımın ağardığını ne beğenmiyorsun
ak sakallı kara sakallı yiğitlerin canım çok almışım
sakalımın ağarmasının manası budur
dedi. bre deli kavat övünüyordun: al kanatlı azrail benim elime geçse, öldüreydim, güzel yiğidin canını onun elinden kurtaraydım diyordun, şimdi bre deli geldim ki senin canını alayım, verir misin yoksa benimle cenk eder misin dedi.
deli dumrul der: bre, al kanatlı azrail sen misin dedi. evet benim dedi. bu güzel yiğitlerin canını sen mi alıyorsun dedi. evet, ben alıyorum dedi. bre azrail, ben seni geniş yerde istiyordum, dar yerde iyi elime girdin değil mi dedi. ben seni öldüreyim, güzel yiğidin canını kurtarayım dedi.
kara kılıcını sıyırdı eline aldı. azrail’e çalmağa hamle kıldı. azrail bir güvercin oldu. pencereden uçtu gitti. insan oğlunun ejderhası deli dumrul elini eline çaldı, kah kah güldü. der: yiğitlerim azrail’in gözünü öyle korkuttum ki geniş kapıyı bıraktı dar bacadan kaçtı, mademki benim elimden güvercin gibi kuş oldu uçtu, bre ben onu bırakır mıyım doğana aldırmayınca dedi.
kalktı atma bindi, doğanını eline aldı, ardına düştü. bir iki güvercin öldürdü. döndü, evine gelirken azrail atının gözüne göründü. at ürktü. deli dumrul’u kaldırdı yere vurdu. kara başı bunaldı, darda kaldı. ak göğsünün üzerine azrail basıp kondu. demin mırıldanıyordu, şimdi hırıldanmağa başladı.
der:
bre azrail aman
tanrının birliğine yoktur güman
ben seni böyle bilmezdim
hırsız gibi can aldığını duymazdım
tepesi büyük büyük bizim dağlarımız olur
o dağlarımızda bağlarımız olur
o bağların kara salkımlı üzümü olur
o üzümü sıkarlar al şarabı olur
o şaraptan içen sarhoş olur
şaraplıydım duymadım
ne söyledim bilmedim
beylikten usanmadım yiğitliğe doymadım
canımı alma azrail medet
dedi. azrail der: bre deli kavat bana ne yalvarıyorsun. allah taala’ya yalvar, benim de elimde ne var, ben de bir emir kuluyum dedi. deli dumrul der: peki ya can veren can alan allah taala mıdır? evet odur dedi. döndü azrail’e, peki ya sen ne eylemekli belasın, sen aradan çık, ben allah teala ile haberleşeyim dedi.
deli dumrul burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:
yücelerden yücesin
kimse bilmez nicesin
güzel tanrı
nice cahiller seni gökte arar yerde ister
sen bizzat müminlerin gönlündesin
daim duran cebbar tanrı
baki kalan settar tanrı
benim canımı alacaksan sen al
azraile almağa bırakma
dedi. allah teala’ya deli dumrul’un burada sözü hoş geldi. azrail’e nida eyledi ki madem deli kavat benim birliğimi bildi, birliğime şükür kıldı, ya azrail, deli dumrul can yerine can bulsun, onun canı azat olsun der.
azrail der: bre deli dumrul allah teala’nın emri böyle oldu ki deli dumrul canı yerine can bulsun, onun canı azat olsun dedi.
deli dumrul der: ben nasıl can bulayım, yalnız, bir ihtiyar babam, bir ihtiyar anam var, gel gelelim. ikisinden biri belki canını verir, al, benim canımı bırak dedi.
deli dumrul sürdü babasının yanına geldi.
babasının elini öpüp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :
ak sakallı aziz izzetli canım baba
biliyor musun neler oldu
küfür söz söyledim
hak teala'ya hoş gelmedi
gök üzerinde al kanatlı azrail'e emreyledi
uçup geldi
benim akça göğsümü bastırıp kondu
hırıldatıp tatlı canımı alır oldu
baba senden can dilerim verir misin
yoksa oğul deli dumrul diye ağlar mısın
babası der:
oğul oğul ay oğul
canımın parçası oğul
doğduğunda dokuz erkek deve kestiğim aslan oğul
penceresi altın otağımın kabzası oğul
kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul
karşı yatan kara dağım gerek ise
söyle gelsin azrailin yaylası olsun
soğuk soğuk pınarlarım gerek ise
ona içme olsun
tavla tavla koç atlarım gerek ise
ona binek olsun
katar katar develerim gerek ise
ona yük taşıyıcı olsun
ağıllarda akça koyunum gerek ise
kara mutfak altında onun şöleni olsun
altın gümüş para gerek ise
ona harçlık olsun
dünya tatlı can aziz
canımı kıyamam belli bil
benden aziz benden sevgili anandır
oğul anana var
dedi. deli dumrul babasından yüz bulmayıp sürdü anasına geldi. der:
ana biliyor musun neler oldu
gök yüzünden al kanatlı azrail uçup geldi
benim akça göğsümü bastırıp kondu
hırıldatıp canımı alır oldu
babamdan can diledim ana vermedi
senden can dilerim ana
canını bana verir misin
yoksa oğul deli dumrul diye ağlar mısın
acı tırnak ak yüzüne çalar mısın
kargı gibi kara saçını yolar mısın ana
dedi. anası burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş : anası der:
oğul oğul ay oğul
dokuz ay dar karnımda taşıdığım oğul
on ay diyince dünya yüzüne getirdiğim oğul
dolma beşiklerle belediğim oğul
dolu dolu ak sütümü emzirdiğim oğul
akça burçlu hisarlarda tutulaydın oğul
pis dinli kafir elinde esir olaydın oğul
altın akçe gücüne dayanarak seni kurtaraydım oğul
yaman yere varmışsın varamam
dünya tatlı can aziz
canımı kıyamam belli bil
dedi, anası da canını vermedi. böyle diyince azrail geldi deli dumrul’un canını almağa. deli dumrul der:
bre azrail aman
tanrının birliğine yoktur güman
azrail der: bre deli kavat daha ne aman diliyorsun, ak sakallı babanın yanına vardın can vermedi, ak bürçekli ananın yanına vardın can vermedi, daha kim verecek dedi. deli dumrul der: hasretlim vardır, buluşayım dedi. azrail der: bre deli hasretlin kimdir? der: el kızı helallim var, ondan benim iki oğlancığım var, emanetim var, ısmarlayacağım onlara, ondan sonra benim canımı alasın dedi.
sürdü helallisinin yanına geldi, der:
biliyor musun neler oldu
gök yüzünden al kanatlı azrail uçup geldi.
benim beyaz göğsümü bastırıp kondu
benim tatlı canımı alır oldu
babama ver dedim can vermedi
anama vardım can vermedi
dünya şirin can tatlı dediler
şimdi
yüksek yüksek kara dağlarım sana yaylak olsun
soğuk soğuk sularım sana içme olsun
tavla tavla koç atlarım sana binek olsun
penceresi altın otağım sana gölge olsun
katar katar develerim sana yük taşıyıcı olsun
ağıllarda beyaz koyunum sana şölen olsun
gözün kimi tutarsa
gönlün kimi severse
sen ona var
iki oğlancığı öksüz koyma
dedi. kadın burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:
der:
ne diyorsun ne söylüyorsun
göz açıp da gördüğüm
gönül verip sevdiğim
koç yiğidim şah yiğidim
tatlı damak verip öpüştüğüm
bir yastıkta baş koyup emiştiğim
karşı yatan kara dağları
senden sonra ben neylerim
yaylar olsam benim mezarım olsun
soğuk soğuk sularını
içer olsam benim kanım olsun
altın akçeni harcar olsam benim kefenim olsun
tavla tavla koç atını
biner olsam benim tabutum olsun
senden sonra bir yiğidi
sevip varsam beraber yatsam
alaca yılan olup beni soksun
senin o namert anan baban
bir canda ne var ki sana kıyamamışlar
arşşahit olsun sekizinci kat gök şahit olsun
yer şahit olsun gök şahit olsun
kadir tanrı şahit olsun
benim canım senin canına kurban olsun
dedi, razı oldu.
azrail hatunun canını almağa geldi, insan oğlunun ejderhası eşine kıyamadı. allah teala’ya burada yalvarmış, görelim nasıl yalvarmış:
der:
yücelerden yücesin
kimse bilmez nicesin
güzel tanrı
çok cahiller seni gökte arar yerde ister
sen bizzat müminlerin gönlündesin
daim duran cebbar tanrı
ulu yollar üzerine
imaretler yapayım senin için
aç görsem donatayım senin için
alırsan ikimizin canını beraber al
bırakırsan ikimizin canını beraber bırak
keremi çok kadir tanrı
dedi. hak teala’ya deli dumrul’un sözü hoş geldi. azrail’e emreyledi: deli dumrul’un babasının, anasının canını al, o iki helalliye yüz kırk yıl ömür verdim dedi. azrail de babasının anasının derhal canını aldı. deli dumrul yüz kırk yıl daha eşi ile ömür sürdü.
dedem korkut gelip destan söyledi, deyiş dedi. bu destan deli dumrul’un olsun, benden sonra alp ozanlar söylesin, alnı açık cömert erenler dinlesin dedi.
dua edeyim hanım: yerli kara dağların yıkılmasın. gölgeli koca ağacın kesilmesin. taşkın akan güzel suyun kurumasın. kadir tanrı seni namerde muhtaç etmesin. ak alnında beş kelime dua kıldık, olsun kabul. derlesin toplasın günahınızı adı güzel muhammed’e bağışlasın hanım hey!"
son not: hikayeyi okuyup bitirdiyseniz, sizin de dikkatinizi muhakkak çekmiştir, hikayenin 15. yy civarında yazıya geçirildiği tahmin edilmesine rağmen, tanrı ve azrail'le olan bu teklifsiz samimiyet, aslında bu hikayenin çok daha önce, türkler islamiyeti yeni yeni kabul ettiği zamanlardan kalma olduğunu gösteriyor. bunu da not düşmek istedim.
devamını gör...
go oyunu
trevanian, altı bölümden oluşan meşhur romanı şibumi (kitap)’ yi go oyununun aşamalarına oturtarak kurgulamıştır. sezgi ve denge felsefesiyle çin’ in antik çağlarından günümüze uzanan bu geleneksel oyun, şibumi romanıyla dünyada olduğu gibi ülkemizde de meraklısını arttırdı. oyuncuların bir araya geldiği dernekler kuruldu.
devamını gör...
göz teması
iletişimde önemli bir etkendir. karşıdaki kişiyi dinlediğimizi ve söylediklerine önem verdiğimizi gösterir. bazen ise ne kadar sinirli ve ciddi olduğumuzu göstermek için başvurduğumuz yöntemdir.
biriyle göz teması kurup anlattıklarımla, göz teması kurmadan anlattıklarım aynı olamaz. etkili ve verimli bir iletişim için imkanım varsa mutlaka göz teması kurarım. çünkü gözlerimizin de kendine özel evrensel bir dili var, neden kullanmayalım ki?
“gözlerin konuştuğu dil her yerde aynıdır.”
-g.herbert
biriyle göz teması kurup anlattıklarımla, göz teması kurmadan anlattıklarım aynı olamaz. etkili ve verimli bir iletişim için imkanım varsa mutlaka göz teması kurarım. çünkü gözlerimizin de kendine özel evrensel bir dili var, neden kullanmayalım ki?
“gözlerin konuştuğu dil her yerde aynıdır.”
-g.herbert
devamını gör...
3 şubat 2021 mansur yavaş’ın melih bulu’ya mektubu
az önce twitter hesabından yayınlamış olduğu açık mektuptur.
buradan
edit: oldukça güzel bir mektup olduğunu düşünüyorum. ancak melih bulu, istifa edemeyecektir.
iddiaların aksine, zorunlu olarak orada tutulduğunu ve rte tarafından harcandığını düşünüyorum. bunca şeyin üzerine istifa etmemesi kaçınılmaz olurdu. ancak istifa etmesi durumunda muhtemel ki eylemler sona erecek ve rte’ye yarayabilecek olan karışıklık da bu şekilde sonlanacaktır. bu sebeple, istememesine rağmen mecburiyetten orada durduğuna inanıyorum. sırf makam ve mevki için kimse adının ülkenin hafızasına böyle kazınmasını istemez.
buradan
edit: oldukça güzel bir mektup olduğunu düşünüyorum. ancak melih bulu, istifa edemeyecektir.
iddiaların aksine, zorunlu olarak orada tutulduğunu ve rte tarafından harcandığını düşünüyorum. bunca şeyin üzerine istifa etmemesi kaçınılmaz olurdu. ancak istifa etmesi durumunda muhtemel ki eylemler sona erecek ve rte’ye yarayabilecek olan karışıklık da bu şekilde sonlanacaktır. bu sebeple, istememesine rağmen mecburiyetten orada durduğuna inanıyorum. sırf makam ve mevki için kimse adının ülkenin hafızasına böyle kazınmasını istemez.
devamını gör...
sjw
duyar tayfa.
sorsan en iyi insanlar kendileridir ama dünyadaki en faşist topluluklardan biri bunlar. harry potter'da neden eşcinsel karakter yok diye bile kuduranları var. her dizide filmde bir siyah karakterin öne çıkması için isyan ederler falan. insanlar hayal güçlerini kullanarak ortaya bir şeyler çıkarıyorlar bunlar oradan çıkıp diyor ki "e hani bize?"
hayal dünyanıza bile müdahale edip, eleştiren insanlar yani. valla sevmiyorum.
ayrıca harry ile ron sevişseydi bok gibi olurdu. kusura bakmayın.
sorsan en iyi insanlar kendileridir ama dünyadaki en faşist topluluklardan biri bunlar. harry potter'da neden eşcinsel karakter yok diye bile kuduranları var. her dizide filmde bir siyah karakterin öne çıkması için isyan ederler falan. insanlar hayal güçlerini kullanarak ortaya bir şeyler çıkarıyorlar bunlar oradan çıkıp diyor ki "e hani bize?"
hayal dünyanıza bile müdahale edip, eleştiren insanlar yani. valla sevmiyorum.
ayrıca harry ile ron sevişseydi bok gibi olurdu. kusura bakmayın.
devamını gör...
şanlıurfa
benim memleketimdir. urfa denince akla peygamberler şehri, çiğköfte, isot,sıcaklık ve nemrut türküsü gelse de bu güzel şehir sadece bunlardan ibaret değildir. peygamberler şehri olarak bilinmesinin sebebi bir cok peygamberin burada yaşamış olmasıdır.hz.ibrahim, hz.eyyüp, hz.elyesa, hz.şuayip, hz.lut, hz.yakup ve hz.musa'nın da bölgede çiftçilik yaptığı söylenmektedir. hatta hz ibrahimin büyük ateşe atıldığı yer şuan balıklı göl olarak bilinir.
çiğköfte de sanıldığı gibi antep de değil burda ortaya çıkmıştır.hatta rivayetlere göre ilk çiğ köfte hz. ibrahim ateşe atılacağı zaman nemrut o kadar büyük ateş yakmak istemiş ki, bölgede yakacak odun kalmamış. evine gelen adam eşinin yemek yapmadığını gördüğünde çareyi yoğurmakta bulmuş ve böyle doğmuş çiğ köfte.
var olan tezleri yerle bir eden (bkz: göbekli tepe) burdadır.insanların bildikleri tezlerden biri önce yerleşik hayata geçildiği ve sonra tarım ve dinlerin varlığıyla ilgiliydi fakat, göbekli tepe'de buzul çağının sonunda insanlık daha yerleşik hayata geçmeden tapınak inşa edilmişti. yaklaşık 12.500 yıl öncesine ait buluntular mevcut.
ıslam tarihinin ilk üniversitesi yine burda kurulmuştur . hatta bazı süryani hocalar burda ders vermiştir.
(bkz: ibni teymiyye) gibi ve (bkz: battani) gibi alimlerin yetiştiği, (bkz: harran şehri) bir bilim merkezidir tıpkı atina gibi.
türkiye de ilk yerel kanal yine burda kurulmuştur.
soylu arap atlarının büyük bölümü burda yaşar
kurtuluş savaşında gösterdiği mücadeleden sonra şanlı unvanını almış şanlıurfa olmuştur .
yöresel kıyafetleri sıcak iklimlere dayanıklı ve genelde ipektendir.
çiğköfte de sanıldığı gibi antep de değil burda ortaya çıkmıştır.hatta rivayetlere göre ilk çiğ köfte hz. ibrahim ateşe atılacağı zaman nemrut o kadar büyük ateş yakmak istemiş ki, bölgede yakacak odun kalmamış. evine gelen adam eşinin yemek yapmadığını gördüğünde çareyi yoğurmakta bulmuş ve böyle doğmuş çiğ köfte.
var olan tezleri yerle bir eden (bkz: göbekli tepe) burdadır.insanların bildikleri tezlerden biri önce yerleşik hayata geçildiği ve sonra tarım ve dinlerin varlığıyla ilgiliydi fakat, göbekli tepe'de buzul çağının sonunda insanlık daha yerleşik hayata geçmeden tapınak inşa edilmişti. yaklaşık 12.500 yıl öncesine ait buluntular mevcut.
ıslam tarihinin ilk üniversitesi yine burda kurulmuştur . hatta bazı süryani hocalar burda ders vermiştir.
(bkz: ibni teymiyye) gibi ve (bkz: battani) gibi alimlerin yetiştiği, (bkz: harran şehri) bir bilim merkezidir tıpkı atina gibi.
türkiye de ilk yerel kanal yine burda kurulmuştur.
soylu arap atlarının büyük bölümü burda yaşar
kurtuluş savaşında gösterdiği mücadeleden sonra şanlı unvanını almış şanlıurfa olmuştur .
yöresel kıyafetleri sıcak iklimlere dayanıklı ve genelde ipektendir.
devamını gör...
normal sözlük akşamcıları
evet bu akşam da buradayız aldık üj bej bir şeyler. içen herkeslere afiyet olsun. bu cuma akşamı yarın döne döne uyumayı kutluyoruz. bir delinin meyhanesi programıyla çok yakında sözlük radyosundayız. kaybedenler kulübünden sonra en iddialı proje.(bkz: lol)
devamını gör...
metalci gençliğin tarihe karışması
ee, ben de buradayım. hani nerede tarihe karışmış?
bu arada yukarıda bir yazar kardeşimiz metalci gençliğin giyimi hakkında konuşmuş, size nasıl grup logolu siyah tişört ve mavi kot absürt geliyorsa bize de dize kadar inen bol tişörtler ve kısacık şortun altına çekilen uzun çoraplar absürt geliyor.*
bu arada yukarıda bir yazar kardeşimiz metalci gençliğin giyimi hakkında konuşmuş, size nasıl grup logolu siyah tişört ve mavi kot absürt geliyorsa bize de dize kadar inen bol tişörtler ve kısacık şortun altına çekilen uzun çoraplar absürt geliyor.*
devamını gör...
faydalı mobil uygulamalar
not almanıza yarayan gmail ile entegrasyon sağlayan (google keep)
fotoğraf düzenleme editleme olarak (snapseed yada lightroom)
istanbulda yaşıyorsanız istanbul kartta ne kadar bakiyeniz varsa kontrol etmek için (istanbulkart)
tüm marketlerdeki indirimleri insert flyer şekilde gösteren (e broşür)
internet bağlantı hızınızı kontrol etmeye yarayan oakla firmasının (speedtest)
ip tv boxına sahipseniz tv de klavye özelliğini kullanmak için (android tv)
turkcell hatlarına sahip kişilerin ne kadar kredi tutarı var yada interten alışverişini açıp kapatmaya ve kampanyaları görmelerini sağlayan (paycell)
bulunduğunuz ortamda çalan müziği telefonuz üzerinden dinleterek sanatçı ve şarkı ismini bulan (shazam)
eğlenerek oyun oynar gibi dil öğrenmeye yarayan (duolingo)
fotoğraflarınızdaki beğenmediğiniz objeleri silmeye kaldırmaya yarayan (retouch)
bateri çalmaya merak salan kişiler için (real durum)
fotoğraf düzenleme editleme olarak (snapseed yada lightroom)
istanbulda yaşıyorsanız istanbul kartta ne kadar bakiyeniz varsa kontrol etmek için (istanbulkart)
tüm marketlerdeki indirimleri insert flyer şekilde gösteren (e broşür)
internet bağlantı hızınızı kontrol etmeye yarayan oakla firmasının (speedtest)
ip tv boxına sahipseniz tv de klavye özelliğini kullanmak için (android tv)
turkcell hatlarına sahip kişilerin ne kadar kredi tutarı var yada interten alışverişini açıp kapatmaya ve kampanyaları görmelerini sağlayan (paycell)
bulunduğunuz ortamda çalan müziği telefonuz üzerinden dinleterek sanatçı ve şarkı ismini bulan (shazam)
eğlenerek oyun oynar gibi dil öğrenmeye yarayan (duolingo)
fotoğraflarınızdaki beğenmediğiniz objeleri silmeye kaldırmaya yarayan (retouch)
bateri çalmaya merak salan kişiler için (real durum)
devamını gör...
leonid rogozov
takvimler 1962 senesini gösterirken bir gün, acıyla kıvranmaya başlamıştır.
kendisi bir hekim olduğu için, ağrının yeri, belirtileri gibi şeyleri kafasında oturtur ve ne olduğunu farkeder. apandisiti iltihaplanmıştır ve patlamak üzeredir.
rogozov o sırada antartika'da bir keşif görevindedir. yüzlerce kilometre yakında bile, kendisi haricinde tek doktor yoktur. ölmesine hemen hemen 24 saat kaldığını görünce verilecek en zor kararlardan birini verir.
kendine apandisit ameliyatı yapmak. (bkz: apendektomi)
kendisi bu kararını bir kaç iş arkadaşına söylemiş ve hazırlıklara başlamıştır. tutulan aynalar ve ışıklar yardımıyla en başta karın bölgesine lokal anestezi uygular, sonra derin bir kesik atarak ameliyata başlar. kan kaybından dolayı gittikçe yorgun düşse de, kendine yaptığı ameliyatı aynalardan takip ettiğin için, yansımadan oluşan bir optik yanılgı nedeniyle yanlışlıkla kör bağırsağını kesse de (ki ana ameliyata ara verip, hasar verdiği bağırsağını dikerek tamir etmiş, sonra devam etmiştir) en sonunda apandisite ulaşır, başarılı bir şekilde alır ve kendini diker, ameliyatı başarılı şekilde sonlandırarak tıp tarihine geçer.
ameliyat sonrasında, hiç komplikasyon yaşamadan ve rahat bir şekilde, 1 hafta içinde iyileşmiştir.
doktor bey, 2000 senesinde ölmüştür ancak sahip olduğu demirden irade hala konuşulur.
kendisi bir hekim olduğu için, ağrının yeri, belirtileri gibi şeyleri kafasında oturtur ve ne olduğunu farkeder. apandisiti iltihaplanmıştır ve patlamak üzeredir.
rogozov o sırada antartika'da bir keşif görevindedir. yüzlerce kilometre yakında bile, kendisi haricinde tek doktor yoktur. ölmesine hemen hemen 24 saat kaldığını görünce verilecek en zor kararlardan birini verir.
kendine apandisit ameliyatı yapmak. (bkz: apendektomi)
kendisi bu kararını bir kaç iş arkadaşına söylemiş ve hazırlıklara başlamıştır. tutulan aynalar ve ışıklar yardımıyla en başta karın bölgesine lokal anestezi uygular, sonra derin bir kesik atarak ameliyata başlar. kan kaybından dolayı gittikçe yorgun düşse de, kendine yaptığı ameliyatı aynalardan takip ettiğin için, yansımadan oluşan bir optik yanılgı nedeniyle yanlışlıkla kör bağırsağını kesse de (ki ana ameliyata ara verip, hasar verdiği bağırsağını dikerek tamir etmiş, sonra devam etmiştir) en sonunda apandisite ulaşır, başarılı bir şekilde alır ve kendini diker, ameliyatı başarılı şekilde sonlandırarak tıp tarihine geçer.
ameliyat sonrasında, hiç komplikasyon yaşamadan ve rahat bir şekilde, 1 hafta içinde iyileşmiştir.
doktor bey, 2000 senesinde ölmüştür ancak sahip olduğu demirden irade hala konuşulur.
devamını gör...
günün karikatürü
devamını gör...
