başıma geleceklerden google play sorumludur
genelde başlıktaki kadar doğru yazılmayan yorumdur.
(bkz: başıma geleceklerden gogle paly sorumludur.)
(bkz: başıma geleceklerden gogle paly sorumludur.)
devamını gör...
taşa yazılmış yaşım 12 tecavüz ediliyorum yazısının gerçek çıkması
''taşa anlatsam taş dile gelir anlardı'' diye bir söz var ya, işte aptal ailesinin anlamadığını taşa yazmış. aptal çevresine duyuramadığı sesini duyurmaya çalışmış. küçücük çocuk yapmış bunu.
çocuk istismarının belirtileri açıktır, ve istismar her zaman tanımadığınız bir psikopat tarafından gerçekleşmez. istismarcılar genelde yakın akraba ya da tanıdık kişilerdir.
çocukların sustuğu yerde beden dili konuşmaya başlar. bunu duymak zorundayız!
çocuğun tuvalet alışkanlıklarının değişmesi, cinsellik üzerine yaşıtlarının merakından daha fazla ve farklı bir merak duyması, yaptığı resimler, sürekli kaygı ve korku duyması, bir anda asosyalleşmesi daha doğrusu içine kapanması en bilinen ve yaygın dışavurumlardır.
tekrar söylüyorum; çocukların sesi olmak zorundayız fakat bundan önce çıkaramadıkları sesi duymak zorundayız. özellikle çocuğu olan aileler, duymak, görmek, hissetmek zorundasınız!
çocuk istismarının belirtileri açıktır, ve istismar her zaman tanımadığınız bir psikopat tarafından gerçekleşmez. istismarcılar genelde yakın akraba ya da tanıdık kişilerdir.
çocukların sustuğu yerde beden dili konuşmaya başlar. bunu duymak zorundayız!
çocuğun tuvalet alışkanlıklarının değişmesi, cinsellik üzerine yaşıtlarının merakından daha fazla ve farklı bir merak duyması, yaptığı resimler, sürekli kaygı ve korku duyması, bir anda asosyalleşmesi daha doğrusu içine kapanması en bilinen ve yaygın dışavurumlardır.
tekrar söylüyorum; çocukların sesi olmak zorundayız fakat bundan önce çıkaramadıkları sesi duymak zorundayız. özellikle çocuğu olan aileler, duymak, görmek, hissetmek zorundasınız!
devamını gör...
en iyi ikililer
kuru fasulye -sucuk
kuru fasulye -beyaz tuzlu peynir
kuru fasulye -turşu
kuru fasulye -acılı ayran.
*
kuru fasulye -beyaz tuzlu peynir
kuru fasulye -turşu
kuru fasulye -acılı ayran.
*
devamını gör...
katı yürekli
merhameti olmayan, hüzünlü ve acıklı durumlarda üzüntü duymayan kişi.
devamını gör...
herkes hoşlandığı sözlük yazarını itiraf etsin etkinliği
yazayım diyorum ama kimse göremez çünkü kafa sözlük yazarları çaylak tanımlarını okumaz ve maalesef ben artık bir çaylağım.*
devamını gör...
tanımların kafaya göre silinmesi
sakalsız erkek istemiyoruz başlığına girdiğim tanım anlamadığım bir şekilde silinmiş. küfür içerikli nahoş bir tanım da değildi üstelik gayet samimi düşüncelerimi anlatıp sakal ve göbek sevdiğimi yazmıştım. çok saçma ve anlamsız buluyorum tanımların silinmesini düşüncelerimizi kimseyi rencide etmeyerek yazdıktan sonra neden silinir ki?!
devamını gör...
göçmüş kediler bahçesi
bilge karasu'nun 'aşmış' öykülerini topladığı kitap. çağdaş türk edebiyatı'nın -bence- en iyi on eserinden biri olan göçmüş kediler bahçesi, dil estetiği ve yaratı açısından bir şaheserdir.
devamını gör...
bıyık söylencesi
insanolunbiraz'ın tanımında görüp okuduğum kitap.
bunu eklememin sebebi #1115418 numaralı tanımda insanolunbiraz'ın yaşadığı olayı okumam belki kitabı daha kolay kabullenmeme, anlamama sebep oldu.*
çünkü buradaki karakterimiz, bir bıyık ile ün ve saygı kazanıyor. bunu kabullenmek zor.
en iyisi biz fazla uzatmadan kitaba geçelim.
tahsin yücel'in romanı.
konumuz şöyle;
cumali adlı başkarakterimiz, askerlikten dönüp tıraş olmaya gittiği vakit berberimiz ve orada oturan halk bıyığını kesmemesinin daha iyi olacağını söyler. o da "bu kadar millet aynı şeyi söylüyorsa doğrudur." mantığıyla kestirmiyor bıyıklarını.
ve cumali bundan sonra bıyık'ın eşliği ile değer görür, evlenir, aldatır, masallara konu olur, sevinir, üzülür...
her şey karapala* sayesinde* gerçekleşir.
işte biz de bu yolculukta cumali ile gezmekteyiz, cumali ile kitabın son sayfasını okumaktayız.
inceleme:
birincisi, kitaptan bir çıkarım yapamazsınız. yani olsa olsa "geçiçi olan bu hayat için maddi*, manevi* şeylere fazla bağlanmamak en doğrusudur." olur.
o yüzden o amaçla okumayın. zevk için okuyun.
ikincisi, kitabın akıcılığı mükemmeldi.
yirmi sayfa okumak için koltuğa oturuyorsunuz bi' bakıyorsun yetmişinci sayfayı yarılamışsınız bile. sürekli tahminler yürütüyorsunuz bazıları doğru bazıları yanlış çıkıyor ama hep küçük bir merak var.
şimdi ben yanlış çıkan bir tahminime geleceğim.
kitabın sonuna.
şimdi şu malum ölümü okumadan önce ben belki sonunda vazgeçer de bıyıklarını keser; biz de rahatlarız, o da rahatlar. sadece arada birilerin ağzına laf olur, o kadar, demiştim ama tutmadı.
yalan yok sonu beni üzse bile en iyi sondu. tahsin yücel eğer başka bir yolu, sonu seçmiş olsaydı boşluk kalırdı sanırım.
bir de zamanın getirdiği yaşlılık ile değil de, kendi sonunu hazırlayan bıyık'ını düzeltirken kullandığı makas ile ölmesi anlamlı bence.
sonuç olarak ben bu kitabı sevdim, güzeldi.
bunu eklememin sebebi #1115418 numaralı tanımda insanolunbiraz'ın yaşadığı olayı okumam belki kitabı daha kolay kabullenmeme, anlamama sebep oldu.*
çünkü buradaki karakterimiz, bir bıyık ile ün ve saygı kazanıyor. bunu kabullenmek zor.
en iyisi biz fazla uzatmadan kitaba geçelim.
tahsin yücel'in romanı.
konumuz şöyle;
cumali adlı başkarakterimiz, askerlikten dönüp tıraş olmaya gittiği vakit berberimiz ve orada oturan halk bıyığını kesmemesinin daha iyi olacağını söyler. o da "bu kadar millet aynı şeyi söylüyorsa doğrudur." mantığıyla kestirmiyor bıyıklarını.
ve cumali bundan sonra bıyık'ın eşliği ile değer görür, evlenir, aldatır, masallara konu olur, sevinir, üzülür...
her şey karapala* sayesinde* gerçekleşir.
işte biz de bu yolculukta cumali ile gezmekteyiz, cumali ile kitabın son sayfasını okumaktayız.
inceleme:
birincisi, kitaptan bir çıkarım yapamazsınız. yani olsa olsa "geçiçi olan bu hayat için maddi*, manevi* şeylere fazla bağlanmamak en doğrusudur." olur.
o yüzden o amaçla okumayın. zevk için okuyun.
ikincisi, kitabın akıcılığı mükemmeldi.
yirmi sayfa okumak için koltuğa oturuyorsunuz bi' bakıyorsun yetmişinci sayfayı yarılamışsınız bile. sürekli tahminler yürütüyorsunuz bazıları doğru bazıları yanlış çıkıyor ama hep küçük bir merak var.
şimdi ben yanlış çıkan bir tahminime geleceğim.
kitabın sonuna.
şimdi şu malum ölümü okumadan önce ben belki sonunda vazgeçer de bıyıklarını keser; biz de rahatlarız, o da rahatlar. sadece arada birilerin ağzına laf olur, o kadar, demiştim ama tutmadı.
yalan yok sonu beni üzse bile en iyi sondu. tahsin yücel eğer başka bir yolu, sonu seçmiş olsaydı boşluk kalırdı sanırım.
bir de zamanın getirdiği yaşlılık ile değil de, kendi sonunu hazırlayan bıyık'ını düzeltirken kullandığı makas ile ölmesi anlamlı bence.
sonuç olarak ben bu kitabı sevdim, güzeldi.
devamını gör...
fyodor mihayloviç dostoyevski
hayat hikayesini dinlemek için; dinle - izle
feodor dostoyevski bir isyancı, dünyadan nefret eden, maraz, herkese ve her şeye karşı şüpheci, uslanmak bilmeyen bir kumarbazdı. ama pek az rastlanan bir edebiyat dâhisi olduğu da inkar edilemez.
henüz 28 yaşında olan dostoyevski rus edebiyatında adını duyurmuş ve gelmiş geçmiş en ünlü bir yazar olmaya aday biri haline gelmişti. babası aynı zamanda askeri operatör doktor olan mihail andreyeviç dostoyevski 1821 yılında st mary hastanesinde doğan oğluna feodor mihailoviç adını vermişti.
ailesini sıkı bir disiplin altında yöneten doktorun en büyük tutkusu içkiydi. kocaman kızlarını asla sokağa yalnız başına göndermezdi ve arkadaşlarına ya da komşularına gittikleri zaman mutlaka yanlarında bulunurdu. dört oğluna ise ruh hastası bir başçavuşun sertliği ile davranırdı. öfkeli bir adamdı, doğal olarak bütün çocuklar ondan çok korkardı. bu adamı dizginleyebilen tek insan ise zayıf ve güzel bir kadın olan karısıydı. sayısız defa bu öfke nöbetlerinde çocukları adamın elinden kurtarmıştı.
adamın bir diğer özelliği çok cimri olmasıydı. çocuklar 18 yaşına gelene kadar asla cep harçlığı vermemişti. fakat onları iyi okullarda okutmayı ihmal etmedi. yaz aylarını tula’da geçiren ailede feodor’un hayatındaki ilk değişikler burada oldu. babasına hizmet eden hizmetçi ve köleleri bu sırada tanımıştı ve bu insanlara çok bağlandı. gelecekteki yaşantısını değiştiren en önemli etkenlerin başında bu geliyordu.
1837 yılında feodor ve abisi mühendislik okuluna başvurdu. aynı sene anneleri öldü. eşi ölen doktor artık tamamen zıvanadan çıkmıştı. alkolü abartan doktor artık mesleğini yerine getiremediği için topraklarına dönmüştü. orada hizmetçi ve kölelerine çok kötü davranan doktor ne yazık ki bu insanlar tarafından öldürüldü.
dostoyevski babasının bu tutumu yüzünden onun ölmesini arzulardı. babası ölünce de bu düşünceler onu depresyona soktu. ilk sara nöbetlerini bu dönemde yaşadı.
feodor mühendislik okulunu bitirdikten sonra gönüllü olarak orduya katıldı. kendisi için hiçbir anlam ifade etmeyen bir hayata dalmıştı. maaşına ve babasından kalan topraklardaki payından aldığı 5 bin rublelik gelire rağmen her zaman sıkıntı içindeydi. bilardoya merak salmıştı ve her zaman kaybediyordu. hayatı boyunca gösterişli davranışları ile dikkati çekti ancak son birkaç yılı içinde dev romanlarının kendisine kazandırdığı büyük ün dışında daima yoksulluk içindeydi.
bu garip, kontrol dışı davranışlara karşılık hayatını baştanbaşa değiştirecek bir olay artık yavaş yavaş yaklaşıyordu. edebiyat.
edebiyat alanında yaptığı ilk iş balzac’ın “eugenie grandet” kitabını rusça’ya çevirmekti. ordudaki görevinden de ziyadesiyle bunalmıştı. ağabeyine gönderdiği mektubun bir kısmında şunlar yazıyordu. “askerlikten, patatesten nefret ettiğim kadar iğreniyorum.” ertesi yılın sonunda artık sabrı tükenen dostoyevski istifasını vermişti. yine kararını ağabeyine yazdığı mektupla haber verirken şunları yazmıştı. “hiç pişman değilim. bir ümidim var. romanımı bitirmek üzereyim. orijinal bir eser olacak.”
dostoyevski romanını o zamanın ünlü edebiyat dergilerinden birinde yayınlatmak istedi. fakat romanı içinde değişiklikler yapmadığı sürece yayınlamayı reddetmişlerdi. o da istenilen değişiklikleri yapmak yerine eseri kendi hesabıyla bastırmayı tercih etti. ağabeyine yazdığı mektupta; “roman gerçekten başarılı ise, yalnız ziyan olmaktan kurtulmakla kalmayacak, ayrıca bana borçlarımı ödemem için gereken parayı da sağlayacak. başarılı olamazsam, o zaman kendimi asabilirim…”
böylece 1846 yılında ekstra borç altına girip ilk kitabı “insancıklar” ı yayınladı. zamanın ileri gelen eleştirmenlerinden birisi olan belinski bu kitap için dostoyevski’ye mektup gönderdi. mektupta şunlar yazıyordu;
“siz sorunun ruhunun en derinlerine varmış ve birkaç çizgide büyük bir gerçeği ortaya koymuşsunuz. sizden rica ediyorum, yeteneğinizi değerlendirin ve ona karşı hep dürüst davranın. böylece büyük bir yazar olabilirsiniz.”
dostoyevski birden ünlü olmuştu ama bunu karşılayışı çok garip oldu. hayranlarına ve ona yardım etmek isteyenlere karşı küstahlaştı. böylece insancıklar kitabından kazandığı ün çok kısa sürmüş oldu.
kazandığı bu kısa başarılı dönemden sonra artık başarısız bir dönem içine girdi ve borçları başına dert oluyor ve çalışmalarını engelliyordu. aynı zamanda tekrar başarılı olabileceğine de inanmamaya başlamıştı çünkü hayranlarına olan tavrından sonra edebiyat dünyasınca alay edilen biri haline gelmişti ve bu tutum artarak devam ediyordu.
dostoyevski artık yönünü değiştirmeliydi, bu kaçınılmazdı. böylece reform isteyen insanların çevresine katılmayı seçti. tam bu sırada da hükümet söz özgürlüğünü yasaklayan ve köylülerin kölelikten kurtulmalarını öngören yazıları sansür edecek çalışmalar yapıyordu. her ikisi de dostoyevski’yi ilgilendiren konuydu. ilki yazar olarak ikincisi ise babasından kalan topraklar yüzünden. fakir köylülerin lehinde davranışlarının en hızlı çağında daha yatağındayken 23 nisan 1849 yılında yakalanıp tutuklandı. 22 aralık’ta kurşuna dizilmek üzere semyonevski alanına götürüldüler.
işte en başta okuduğum idam sehpasından dönen adam dostoyevski kurtuldu ve omsk’a gönderildi. burada 4 yıl boyunca çektiği korkunç acıları 1861 yılında yayınlanan “ölüler evinden anılar” adlı kitabında anlattı. mahkûmiyetinden sonra bir ara sürgün olarak semipalatinsk şehrine gönderilmişti. daha sonra biraz olsun toparlanabilmek için orduya er olarak katıldı. mahkum olmasından dolayı önceki rütbesi geri alınmıştı.
önce yüzbaşıyla daha sonra da sibirya başsavcısı ile dost olan dostoyevski daha rahat bir sürgün hayatı yaşamaya başladı. burada da “ölü evi” ni yazmaya başladı. asker olduğu sırada bir subayın karısı olan mariya ıssayev’e âşık oldu. genç kadın da ona âşık olmuştu ve 1957’de dul kaldığı zaman evlenmeye karar verdiler.
1858’de sürgün dönemi sona erdi ve başkente dönmesine izin verildi. “ölüler evinden anılar” kitabını tamamladı fakat kitap olarak yayınlanmadan önce “vremya” adlı dergide bölümler halinde yayınlanmaya başladı.
sibirya’daki tver şehrine dönüp bu durumu lehine çeviren dostoyevski yurt dışına çıkma imkanı yakaladı. 1862 yılında paris, londra ve cenevre’ye gitti. 1863 yılında roma’ya geçti. ardından da almanya ve danimarka’yı dolaştı. sürekli para sıkıntısı çeken dostoyevski karısı verem hastası olunca hastalığında ona yardımcı olma amacıyla geri döndü. ayrıca karısının ilk kocasından olan çocuğuna da bakmak zorundaydı. bu yüzden edebiyattan kazandıklarını artırmak hevesiyle kumar oynamaya başladı.
1864 yılında karısını, ağebeyini ve vremya dergisinden dost edindiği meslektaşı apollon grigoriyev’i kaybetti. ağabeyi mihail ciddi borçlar bırakarak ölmüştü. kanuni olarak hiçbir zorunluluğu olmadığı halde dostoyevski bu borçları da üstlenmişti. böylece altında ezildiği yük biraz daha ağırlaşmıştı.
1862 ve 1863 yılında beraber yurtdışına çıktığı arkadaşı pauline suslov ile yeni bir evlilik düşünmüş ve nişanlanmıştı fakat bir süre sonre pauline dostoyevski’yi terk etmişti.
dostoyevski wiesbaden’de bulunduğu sırada “yeraltından mektuplar” ı yayınlandı. umutsuz bedbahtlığın egemen olduğu bu dönemde yeni bir deha ortaya çıkıyor ve eleştiricilerin ciddi olarak ilgisini çekiyordu.
suç ve ceza kitabı 1866’da tefrika halinde yayınlandı. bu sayede borçlarından kurtulabilir maddi yönden bolluğa kavuşabilirdi fakat bunun yerine daha kötü durumlara düştü. kitabı çeşitli tepkilerle karşılandı. psikolojik araştırmalar henüz pek yeniydi; ya anlaşılmıyordu ya da yanlış anlaşılıyordu. fakat bütün bunlara rağmen hiç kimse bunlarından ardında yatan dehayı reddedemiyordu. bu nedenle dostoyevski’nin heyecanla beklediği rubleler bir türlü gelmedi.
suç ve ceza bölüm bölüm yayınlandığı sırada yarıda bıraktı ve başka bir romana “kumarbaz” a başladı.
yazmak onun için tutkuya dönüşmüştü ve hiç durmadan yazmaya başladığı bu dönemde gözleri bozuldu. bu sebeple kendine bir steno tuttu. yani konuşmayı hızlı ve olduğu gibi yazabilen biriydi. adı anna snitkin. çok kısa sürede birbirine aşık olan çift 1867 yılında evlendi.
balayını avrupa’da geçirmek isteyen ve 3-4 ay kalma hesabı yapan çift rusya’ya 4 yıl sonra geri dönmüşlerdi. dostoyevski’nin hayatında yaptığı en iyi şey bu genç kadınla evlenmekti. genç kadın en başta kocasının garip yaşantısını, gürültücü akrabalarını ve durmadan kapıyı aşındıran alacaklıları yadırgadıysa da daha sonradan bu hayata ayak uydurmuştu. kendi çıkarlarını düşünen yayıncılarla o başetti. borçları ödemek için bile alacaklıları kapıda o sıraya sokmuştu. mümkün olduğunca dostoyevski’ye dertsiz tasasız bir yaşam sunmaya çalıştı.
avrupa’da bulunduğu sırada dostoyevski büyük ün kazandıran romanların üçünü orada yazdı. ecciniler, ebedi koca ve budala.
anna dostoyevski sayesinde artık büyük borçların altından kalkmışlardı ve sadece kendi hayatlarını sürdürebilecek bir paraya sahiplerdi. yazar ilk defa kendini mutlu hissediyordu. ülkesinin geleceği için fikirlerine ve gazeteciliğe ayıracak zaman bulabiliyordu. bunu vatanseverlik olarak görüyordu ve onu dinleyen birçok üniversiteli genç mevcuttu.
bu mutluluğu gölgeleyecek yeni bir hadise ortaya çıkmaya başladı. dostoyevski’nin gittikçe kötüleşen sağlığı bu mutluluğu gölgeliyordu. çocukluğunda ve gençlik döneminde onu yakalayan sara nöbetleri geri dönmüştü. yine de bozulan sağlığına rağmen 1879 yılında belki de eserleri arasındaki en önemlisini en büyüğünü “karamazov kardeşleri” yazmaya başladı.
aynı yılın sonunda “russki weistnik” dergisinde tefrika olarak yayınlanmaya başladı. 8 kasım 1880 yılında romanın son bölümü yayınlandı. yayınevine gönderdiği son bölümün içinde bir de mektup vardı. mektupta “izninizle size “elveda” demeyeyim. daha yirmi yıl yaşamak ve yazmak niyetindeyim.” demişti.
25 ocak 1881’de yeniden hastalandı. çağırılan doktor gece hastanın kriz geçireceğini söyledi. gerçekten de huzursuz gece geçiren dostoyevski artık daha fazla yaşayamayacağını anladı. karısına kendisine “sefahatten dönen oğul” dan parçalar okumasını istedi.
son hastalığına yakalanmadan bir gün önce kitaplarını yayınlayan yayınevinin sahibine şunu yazmıştı; “şimdi fena halde paraya ihtiyacım var. lütfen bana 4 bin ruble gönderin.”
bir papaz başında dualar okudu. akşam saat 8 buçukta yaşama gözlerini yumdu.
ölümünden sonra kitapları binlerce baskı yaptı ve hayatını hep para sıkıntısıyla geçiren dostoyevski varislerine milyonlarca ruble kazandırdı.
feodor dostoyevski bir isyancı, dünyadan nefret eden, maraz, herkese ve her şeye karşı şüpheci, uslanmak bilmeyen bir kumarbazdı. ama pek az rastlanan bir edebiyat dâhisi olduğu da inkar edilemez.
henüz 28 yaşında olan dostoyevski rus edebiyatında adını duyurmuş ve gelmiş geçmiş en ünlü bir yazar olmaya aday biri haline gelmişti. babası aynı zamanda askeri operatör doktor olan mihail andreyeviç dostoyevski 1821 yılında st mary hastanesinde doğan oğluna feodor mihailoviç adını vermişti.
ailesini sıkı bir disiplin altında yöneten doktorun en büyük tutkusu içkiydi. kocaman kızlarını asla sokağa yalnız başına göndermezdi ve arkadaşlarına ya da komşularına gittikleri zaman mutlaka yanlarında bulunurdu. dört oğluna ise ruh hastası bir başçavuşun sertliği ile davranırdı. öfkeli bir adamdı, doğal olarak bütün çocuklar ondan çok korkardı. bu adamı dizginleyebilen tek insan ise zayıf ve güzel bir kadın olan karısıydı. sayısız defa bu öfke nöbetlerinde çocukları adamın elinden kurtarmıştı.
adamın bir diğer özelliği çok cimri olmasıydı. çocuklar 18 yaşına gelene kadar asla cep harçlığı vermemişti. fakat onları iyi okullarda okutmayı ihmal etmedi. yaz aylarını tula’da geçiren ailede feodor’un hayatındaki ilk değişikler burada oldu. babasına hizmet eden hizmetçi ve köleleri bu sırada tanımıştı ve bu insanlara çok bağlandı. gelecekteki yaşantısını değiştiren en önemli etkenlerin başında bu geliyordu.
1837 yılında feodor ve abisi mühendislik okuluna başvurdu. aynı sene anneleri öldü. eşi ölen doktor artık tamamen zıvanadan çıkmıştı. alkolü abartan doktor artık mesleğini yerine getiremediği için topraklarına dönmüştü. orada hizmetçi ve kölelerine çok kötü davranan doktor ne yazık ki bu insanlar tarafından öldürüldü.
dostoyevski babasının bu tutumu yüzünden onun ölmesini arzulardı. babası ölünce de bu düşünceler onu depresyona soktu. ilk sara nöbetlerini bu dönemde yaşadı.
feodor mühendislik okulunu bitirdikten sonra gönüllü olarak orduya katıldı. kendisi için hiçbir anlam ifade etmeyen bir hayata dalmıştı. maaşına ve babasından kalan topraklardaki payından aldığı 5 bin rublelik gelire rağmen her zaman sıkıntı içindeydi. bilardoya merak salmıştı ve her zaman kaybediyordu. hayatı boyunca gösterişli davranışları ile dikkati çekti ancak son birkaç yılı içinde dev romanlarının kendisine kazandırdığı büyük ün dışında daima yoksulluk içindeydi.
bu garip, kontrol dışı davranışlara karşılık hayatını baştanbaşa değiştirecek bir olay artık yavaş yavaş yaklaşıyordu. edebiyat.
edebiyat alanında yaptığı ilk iş balzac’ın “eugenie grandet” kitabını rusça’ya çevirmekti. ordudaki görevinden de ziyadesiyle bunalmıştı. ağabeyine gönderdiği mektubun bir kısmında şunlar yazıyordu. “askerlikten, patatesten nefret ettiğim kadar iğreniyorum.” ertesi yılın sonunda artık sabrı tükenen dostoyevski istifasını vermişti. yine kararını ağabeyine yazdığı mektupla haber verirken şunları yazmıştı. “hiç pişman değilim. bir ümidim var. romanımı bitirmek üzereyim. orijinal bir eser olacak.”
dostoyevski romanını o zamanın ünlü edebiyat dergilerinden birinde yayınlatmak istedi. fakat romanı içinde değişiklikler yapmadığı sürece yayınlamayı reddetmişlerdi. o da istenilen değişiklikleri yapmak yerine eseri kendi hesabıyla bastırmayı tercih etti. ağabeyine yazdığı mektupta; “roman gerçekten başarılı ise, yalnız ziyan olmaktan kurtulmakla kalmayacak, ayrıca bana borçlarımı ödemem için gereken parayı da sağlayacak. başarılı olamazsam, o zaman kendimi asabilirim…”
böylece 1846 yılında ekstra borç altına girip ilk kitabı “insancıklar” ı yayınladı. zamanın ileri gelen eleştirmenlerinden birisi olan belinski bu kitap için dostoyevski’ye mektup gönderdi. mektupta şunlar yazıyordu;
“siz sorunun ruhunun en derinlerine varmış ve birkaç çizgide büyük bir gerçeği ortaya koymuşsunuz. sizden rica ediyorum, yeteneğinizi değerlendirin ve ona karşı hep dürüst davranın. böylece büyük bir yazar olabilirsiniz.”
dostoyevski birden ünlü olmuştu ama bunu karşılayışı çok garip oldu. hayranlarına ve ona yardım etmek isteyenlere karşı küstahlaştı. böylece insancıklar kitabından kazandığı ün çok kısa sürmüş oldu.
kazandığı bu kısa başarılı dönemden sonra artık başarısız bir dönem içine girdi ve borçları başına dert oluyor ve çalışmalarını engelliyordu. aynı zamanda tekrar başarılı olabileceğine de inanmamaya başlamıştı çünkü hayranlarına olan tavrından sonra edebiyat dünyasınca alay edilen biri haline gelmişti ve bu tutum artarak devam ediyordu.
dostoyevski artık yönünü değiştirmeliydi, bu kaçınılmazdı. böylece reform isteyen insanların çevresine katılmayı seçti. tam bu sırada da hükümet söz özgürlüğünü yasaklayan ve köylülerin kölelikten kurtulmalarını öngören yazıları sansür edecek çalışmalar yapıyordu. her ikisi de dostoyevski’yi ilgilendiren konuydu. ilki yazar olarak ikincisi ise babasından kalan topraklar yüzünden. fakir köylülerin lehinde davranışlarının en hızlı çağında daha yatağındayken 23 nisan 1849 yılında yakalanıp tutuklandı. 22 aralık’ta kurşuna dizilmek üzere semyonevski alanına götürüldüler.
işte en başta okuduğum idam sehpasından dönen adam dostoyevski kurtuldu ve omsk’a gönderildi. burada 4 yıl boyunca çektiği korkunç acıları 1861 yılında yayınlanan “ölüler evinden anılar” adlı kitabında anlattı. mahkûmiyetinden sonra bir ara sürgün olarak semipalatinsk şehrine gönderilmişti. daha sonra biraz olsun toparlanabilmek için orduya er olarak katıldı. mahkum olmasından dolayı önceki rütbesi geri alınmıştı.
önce yüzbaşıyla daha sonra da sibirya başsavcısı ile dost olan dostoyevski daha rahat bir sürgün hayatı yaşamaya başladı. burada da “ölü evi” ni yazmaya başladı. asker olduğu sırada bir subayın karısı olan mariya ıssayev’e âşık oldu. genç kadın da ona âşık olmuştu ve 1957’de dul kaldığı zaman evlenmeye karar verdiler.
1858’de sürgün dönemi sona erdi ve başkente dönmesine izin verildi. “ölüler evinden anılar” kitabını tamamladı fakat kitap olarak yayınlanmadan önce “vremya” adlı dergide bölümler halinde yayınlanmaya başladı.
sibirya’daki tver şehrine dönüp bu durumu lehine çeviren dostoyevski yurt dışına çıkma imkanı yakaladı. 1862 yılında paris, londra ve cenevre’ye gitti. 1863 yılında roma’ya geçti. ardından da almanya ve danimarka’yı dolaştı. sürekli para sıkıntısı çeken dostoyevski karısı verem hastası olunca hastalığında ona yardımcı olma amacıyla geri döndü. ayrıca karısının ilk kocasından olan çocuğuna da bakmak zorundaydı. bu yüzden edebiyattan kazandıklarını artırmak hevesiyle kumar oynamaya başladı.
1864 yılında karısını, ağebeyini ve vremya dergisinden dost edindiği meslektaşı apollon grigoriyev’i kaybetti. ağabeyi mihail ciddi borçlar bırakarak ölmüştü. kanuni olarak hiçbir zorunluluğu olmadığı halde dostoyevski bu borçları da üstlenmişti. böylece altında ezildiği yük biraz daha ağırlaşmıştı.
1862 ve 1863 yılında beraber yurtdışına çıktığı arkadaşı pauline suslov ile yeni bir evlilik düşünmüş ve nişanlanmıştı fakat bir süre sonre pauline dostoyevski’yi terk etmişti.
dostoyevski wiesbaden’de bulunduğu sırada “yeraltından mektuplar” ı yayınlandı. umutsuz bedbahtlığın egemen olduğu bu dönemde yeni bir deha ortaya çıkıyor ve eleştiricilerin ciddi olarak ilgisini çekiyordu.
suç ve ceza kitabı 1866’da tefrika halinde yayınlandı. bu sayede borçlarından kurtulabilir maddi yönden bolluğa kavuşabilirdi fakat bunun yerine daha kötü durumlara düştü. kitabı çeşitli tepkilerle karşılandı. psikolojik araştırmalar henüz pek yeniydi; ya anlaşılmıyordu ya da yanlış anlaşılıyordu. fakat bütün bunlara rağmen hiç kimse bunlarından ardında yatan dehayı reddedemiyordu. bu nedenle dostoyevski’nin heyecanla beklediği rubleler bir türlü gelmedi.
suç ve ceza bölüm bölüm yayınlandığı sırada yarıda bıraktı ve başka bir romana “kumarbaz” a başladı.
yazmak onun için tutkuya dönüşmüştü ve hiç durmadan yazmaya başladığı bu dönemde gözleri bozuldu. bu sebeple kendine bir steno tuttu. yani konuşmayı hızlı ve olduğu gibi yazabilen biriydi. adı anna snitkin. çok kısa sürede birbirine aşık olan çift 1867 yılında evlendi.
balayını avrupa’da geçirmek isteyen ve 3-4 ay kalma hesabı yapan çift rusya’ya 4 yıl sonra geri dönmüşlerdi. dostoyevski’nin hayatında yaptığı en iyi şey bu genç kadınla evlenmekti. genç kadın en başta kocasının garip yaşantısını, gürültücü akrabalarını ve durmadan kapıyı aşındıran alacaklıları yadırgadıysa da daha sonradan bu hayata ayak uydurmuştu. kendi çıkarlarını düşünen yayıncılarla o başetti. borçları ödemek için bile alacaklıları kapıda o sıraya sokmuştu. mümkün olduğunca dostoyevski’ye dertsiz tasasız bir yaşam sunmaya çalıştı.
avrupa’da bulunduğu sırada dostoyevski büyük ün kazandıran romanların üçünü orada yazdı. ecciniler, ebedi koca ve budala.
anna dostoyevski sayesinde artık büyük borçların altından kalkmışlardı ve sadece kendi hayatlarını sürdürebilecek bir paraya sahiplerdi. yazar ilk defa kendini mutlu hissediyordu. ülkesinin geleceği için fikirlerine ve gazeteciliğe ayıracak zaman bulabiliyordu. bunu vatanseverlik olarak görüyordu ve onu dinleyen birçok üniversiteli genç mevcuttu.
bu mutluluğu gölgeleyecek yeni bir hadise ortaya çıkmaya başladı. dostoyevski’nin gittikçe kötüleşen sağlığı bu mutluluğu gölgeliyordu. çocukluğunda ve gençlik döneminde onu yakalayan sara nöbetleri geri dönmüştü. yine de bozulan sağlığına rağmen 1879 yılında belki de eserleri arasındaki en önemlisini en büyüğünü “karamazov kardeşleri” yazmaya başladı.
aynı yılın sonunda “russki weistnik” dergisinde tefrika olarak yayınlanmaya başladı. 8 kasım 1880 yılında romanın son bölümü yayınlandı. yayınevine gönderdiği son bölümün içinde bir de mektup vardı. mektupta “izninizle size “elveda” demeyeyim. daha yirmi yıl yaşamak ve yazmak niyetindeyim.” demişti.
25 ocak 1881’de yeniden hastalandı. çağırılan doktor gece hastanın kriz geçireceğini söyledi. gerçekten de huzursuz gece geçiren dostoyevski artık daha fazla yaşayamayacağını anladı. karısına kendisine “sefahatten dönen oğul” dan parçalar okumasını istedi.
son hastalığına yakalanmadan bir gün önce kitaplarını yayınlayan yayınevinin sahibine şunu yazmıştı; “şimdi fena halde paraya ihtiyacım var. lütfen bana 4 bin ruble gönderin.”
bir papaz başında dualar okudu. akşam saat 8 buçukta yaşama gözlerini yumdu.
ölümünden sonra kitapları binlerce baskı yaptı ve hayatını hep para sıkıntısıyla geçiren dostoyevski varislerine milyonlarca ruble kazandırdı.
devamını gör...
bir garip orhan veli
murathan mungan'ın; orhan veli kanık şiirleri ekseninde yazdığı, tek kişilik bir tiyatro oyunudur.
yıllarca, usta oyuncu müşfik kenter tarafından can verilmiştir. günümüzde reha özcan tarafından sergilenmekteyken, pandemi sebebiyle oyunlar iptal olmuştur.
böyle havada aşık oldum
eve ekmekle tuz götürmeyi böyle havalarda unuttum
şiir yazma hastalığım hep böyle havalarda nüksetti
beni bu güzel havalar mahvetti !
yıllarca, usta oyuncu müşfik kenter tarafından can verilmiştir. günümüzde reha özcan tarafından sergilenmekteyken, pandemi sebebiyle oyunlar iptal olmuştur.
böyle havada aşık oldum
eve ekmekle tuz götürmeyi böyle havalarda unuttum
şiir yazma hastalığım hep böyle havalarda nüksetti
beni bu güzel havalar mahvetti !
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
makarnik mahlasını görünce canım çeker makarna
bir de yanında isterim salata
sözlükte bu ara hep münakaşa
kahvemi alıp bakıyorum ara ara
bir de yanında isterim salata
sözlükte bu ara hep münakaşa
kahvemi alıp bakıyorum ara ara
devamını gör...
normal sözlük evlenecek eş aranıyor ilanları
beni ülkesine götürebilecek avrupa vatandaşı arıyorum. yaş, cinsiyet, iş... hiçbiri önemli değil. acil yalnız.
devamını gör...
yazarların en sevmediği şey
yalan,iftira,saygısızlık.
devamını gör...
koronavirüsten ölüm yaşının gittikçe düşmesi
osmaniye'de lise öğrencisi selma gülce (17), koronavirüs nedeniyle entübe edildiği hastanede 15 günlük yaşam mücadelesini kaybetmesi ile iyiden iyiye hissedilen durum.
aşı yaptırmadığı bilinen selma gülce'nin cenazesi, hasanbeyli ilçesindeki kızıldere köyü mezarlığında toprağa verildi.
aşı yaptırmadığı bilinen selma gülce'nin cenazesi, hasanbeyli ilçesindeki kızıldere köyü mezarlığında toprağa verildi.
devamını gör...
40 yaşında emekli olan nesil
annem de öğretmenlikten emekli olduğunda 43 yaşındaydı. ne güzel bir jenerasyon. biz ölmeden görebilecek miyiz acaba sorarım size eyyy kafacılar.
devamını gör...
girişim deseni
ışık veya su dalgaları gibi girişim yapan dalgaların oluşturduğu desen.
örneğin 2 ışık kaynağından gelen ışık demetlerinin oluşturduğu desen aşağıdakine benzer:

(görsel, chegg. com'dan alıntıdır.)
buradaki karanlık bölgeler, bir dalganın tepesinin, diğerinin çukuruna denk geldiği ve dalgaların birbirini sönümlediği yerlerken, parlak bölgeler iki dalganın tepelerinin birbirine denk gelip birbirini güçlendirdiği yerlerdir. bunlardan ilki yıkıcı, ikincisi yapıcı girişim olarak adlandırılır.
örneğin 2 ışık kaynağından gelen ışık demetlerinin oluşturduğu desen aşağıdakine benzer:

(görsel, chegg. com'dan alıntıdır.)
buradaki karanlık bölgeler, bir dalganın tepesinin, diğerinin çukuruna denk geldiği ve dalgaların birbirini sönümlediği yerlerken, parlak bölgeler iki dalganın tepelerinin birbirine denk gelip birbirini güçlendirdiği yerlerdir. bunlardan ilki yıkıcı, ikincisi yapıcı girişim olarak adlandırılır.
devamını gör...
mark zuckerberg
kayınvalidesinin annesiyle konuşabilmek ve kızı istemek için çince (bkz: mandarin) öğrenmiş kişi. gayet de akıcı konuşuyor:
devamını gör...
yazarlar şu an ışınlanacak olsa ışınlanacakları yer
yatağıma ışınlanirdim. başka hicbirsey gelmiyor aklıma.
devamını gör...
yazarların küçükken yapmak istediği meslekler
(bkz: dansöz) cennet mahallesi bağımlısı vizyonlu bir insan olarak en büyük hayalimdi sonra göbeğimle yüzleşip vazgeçtim.
devamını gör...
