yukarıda arkadaşın bahsettiği gibi. devlet sizden faydalanır sömürür sizi hakkınız olanın yarısını verir sizde senelerce devlete kapak attım oh ya diye yaşarsınız . devlete kapak atmaya çalışmayın çünkü devlet size kapak atmış oluyor. tabi devletin iyi yaptığı şeylerde vardır ama o buranın tanımı değil .
devamını gör...

bir hükümdarın soya dayalı olarak ve ömür boyu devlet başkanı olduğu yönetim biçimidir. saltanat usulü de denir. monarşik hükümdarlar ülkelere göre kral, imparator, şah, padişah, prens, emir, kağan gibi çeşitli adlarla anılırlar.
devamını gör...

hakkaten ordu'da asker kaldımı?
devamını gör...

evin delisi
devamını gör...

bir çocuğu sevindirmek. çocuk olan bir yere gideceksem eğer giderken bir boyama kitabı, boya kalemleri ya da ufak bir oyuncak alır götürürüm. 'sana bir hediyem var' dediğimde çocukların gözlerinin içinin gülmesi beni çok mutlu ediyor.
devamını gör...

(bkz: kadın dediğin kadındır erkek dediğin erkektir) diye haykırma isteği uyandıran cümleler.
devamını gör...

insanların; doğa üstü güçlere, kutsallık atfettiği olgulara, mistik olaylara ve tanrıya tapınma biçiminde katıldıkları gizemsel eylem.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ağrı/doğubeyazıt
devamını gör...

bana güvenmemek için nedenin yok dediğim eski sevgilim " elimde bıçak olmadığı için elinde bıçak yok. elime bıçak alacağımı hissetsen, elime bıçak almamı bile beklemeden beni bıçaklardın" demişti. hep beynimde dolanır bu cümle.

millet sevgilisini her an bıçaklanacak gibi korur kollar, kızın ayağına taş değer diye taşların üstüne yatar, tırnağı kırılsa dünyayı yakar, ne bileyim dünya üzerinde en masum varlık o gibi davranır, benim gördüğüm muameleye bak arkadaş.

başka kadın az sessiz kalsa "yavrum neye bozuldun söyle, seni bilmeden kırdım mı " diye soruyorlar, bana aynı adam "kim bilir ne şeytanlıklar peşindesin, ne düşünüyorsun" diye soruyordu.

yasık.
devamını gör...

şüphe. korkunç bir şey. ar sayar soramazsın karşındakine. eminsindir ama ispat edemezsin. kurtçuklar kemirir beynini.
devamını gör...

boynudur, kokusunu cekmek icin idealdir. omuzlari da unutmayalim. sevilen adamin omuzlari dunyanin en huzurlu yeri olabilir. guzel bir manzaraya dalarken ozellikle başı yaslamak icin kullanilabilir mesela. gozler birde seviyorsa cok guzel bakarlar.
devamını gör...

çok bebek, çok küçük bebek.

dün bir arkadaş ortamında otururken canım ablamın 7 yaşında ikizleri gösterirken kullandığı tabir, tanım.

'çok bebeklerdi onları gördüğümde' dedi. anaları 'hee evet yeni doğmuşlardı. bir kaç günlüklerdi' dedi. ablam devam etti 'ya çok küçük bebektiler. yani şey küçük bebeklerdi, bebeklerdi işte.'

ayrıca benim o ortamda ne işim vardı hala şaibeli. sanırım aç karnımı doyurmaya gitmiş sonrasında gelen misafirlerin arasında sıkışmış kalmıştım.

gerçi biraz geçmişe gittik gelen kadını pek tanımam. çok bebekleri hiç tanımam. ama annesini tanır ve çok severim. yıllardır görmüyorum az biraz ondan dem vurduk.

dobra, dediğim dedik çaldığım düdük bir kadındı. iri yarı, bir ortama girdim mi insanı tırstıracak cinsten. konuşmaya başladı mı zaten tam salak savar. tahammülü kalmamıştı insanlara özellikle beyin yerine başka organlarını kullananlara.

yani sanki kadın ölmüş gibi konuşuyorum ama hala hayatta. aynı şehirdeyiz hatta. yıllardır görmüyorum.

yıllardır görmediğim ne çok insan var kim bilir? bazısı yanı başımda. en dibimde dokunabildiğim ama hüzünlerini hissedemediğim. güzin ablalığı çok boşlamışım.

eskiden insanlarla konuşarak, onları dinleyerek analiz ederdim. şimdi bir bakışım yetiyor. en azından topuklayacak kadar . *
devamını gör...

tanımlarına kelimenin tam anlamıyla bayıldığım,sohbeti de kendisi de aşırı tatlı bi yazar. sözlükte oylama ve favorileme için engel olmasa kesinlikle okuduğum her tanımını oylardım ama yine de elimden geldiğince fırsat buldukça okuyorum kendisini.

umarım hep çok mutlu olur ve yazmaya devam eder tatlı yazarımız* .
devamını gör...

orijinal ismi pride and prejudice (gurur ve önyargı) olmasına rağmen inatla kitabı bile zamanında aşk ve gurur diye çevirilmiş joe wright filmi. 2005 veya 2006 yılları olması gerek, o zamanlar izlemiştim ve kitap ile arasındaki fark beni dehşete düşürmüştü. farktan ziyade eksiklik demek daha doğru olacaktır çünkü film düpedüz eksik gelmişti yine de bütün kitap uyarlamalarının temel sorunu budur o yüzden görmezden gelinebilir düzeyde. mr.darcy rolüne matthew macfadyen'i ben baya yakıştırdım, elizabeth rolünde oynayan keira knightley'de kötü bir iş çıkarmamıştı hatırladığım kadarıyla. jane austen başarılı bulsam bile severek okuduğum bir yazar değil, bunun en temel sebebi yazdığı türün bana hitap etmiyor olması ama yine de okumamak büyük bir eksiklik çünkü gerek karakterler ve iç dünyaları gerek dönemin koşullarını oldukça güzel aktarıyor ve ben bu koşulları özellikle kadınları aşağılamak üzerine kurulmuş bir dönemde yazmaya başlayan bir kadının ağzından okumanın gerekliliğine inanıyorum. film ise facia olmasa bile izlenmese de olur denilebilecek bir durumdaydı yine de uyarlandığı kitap sayesinde adını izlenmesi gerekenler listesine almayı başardı.

--! spoiler !--

mr.collins'i oynayan oyuncu rolüne tam oturmuş, dönemin kadına bakış açısını yansıtan feci can sıkıcı ve rahatsız edici bir karakterdi tom hollander bunun altından o kadar iyi kalkmış ki izlerken karakterin suratına kusmak istiyorsunuz. elizabeth ve mr.darcy kendi içgüdüleri ve fikirleri arasında derin bir çatışmaya tutuşmuş birbirini yanlış anlamayı her fırsatta beceren iki karakter. elizabeth dönemin şartlarına boyun eğmekten nefret eden ve buna tümüyle olmasa bile bir nebze karşı çıkan bir figür ki bu bana jane austen acaba kendini elizabeth yerine mi koydu diye düşündürüyor. mr.darcy ise beni en şaşkına uğratan karakter olmuştu izlerken ve okurken çünkü geçirdiği karakter değişimi beni oldukça rahatsız etti. bu figür güçlü, kısmen kaba ve entelektüel bir adamın portresiyken aniden zavallı bir aşık konumuna sürüklendi ki bu beni aslında başından beri böyle bir adam olduğu düşüncesine itti. duygusal olmakta bir sorun yok elbette ama keskin çizgileri olan bir karakteri aniden bu konuma sürüklemek izleyicide rahatsız edici bir his uyandırıyor. kitap bu konuda daha başarılıydı elbette ve bu kaçınılmaz olan bir şey çünkü daha geniş bir zaman aralığına yayarak daha detaylı bir okuma fırsatı buluyoruz bundan ötürü mr.darcy karakterinin bu keskin çizgileri törpülemesi anlaşılır geliyor ama film bu konuda sınıfta kalmış. dekor, kostümler ve mekanlar dönemi çok iyi yakalamış bu konuda şikayet edebileceğim tek bir şey bile yok. mr.bingley ve jane'in o yapış yapış aşkı hakkında yorum yapmak istemiyorum.

elizabeth bennet: ı wonder who first discovered the power of poetry in driving away love.
mr. darcy: ı thought poetry was the food of love.
elizabeth bennet: of a fine, stout love it may. but if it is only a vague inclination ı'm convinced one poor sonnet would kill it stone dead.
mr. darcy: so what do you recommend, to encourage affection?
elizabeth bennet: dancing. even if one's partner is barely tolerable.


elizabeth bennet: you are last man ı will ever prevail to marry!
elizabeth bennet: and those are the words of a gentleman. from the first moment ı met you, your arrogance and conceit, your selfish disdain for the feelings of others made me realize that you were the last man in the world ı could ever be prevailed upon to marry

--! spoiler !--
devamını gör...

iki adımlık yer için mont giymeye üşendiğimden tişörtle karlı bir havada dışarı çıkmıştım. yanımdan geçen bir dayı "kutup ayısı bile kürk giyiyor yeğen" yorumuyla beni yarmıştı.
devamını gör...

uyumaktır.

çünkü insan uyurken çoğu şeyi kısa süreliğine unutur. sevilmediğini, üzüldüğü şeyleri, kırgınlıklarını, insanları,olayları, ihanetleri kısacası her şeyi.
devamını gör...

normalde böyle şeylere müdahil olmak istemem, sözlükle pek alakam da yok kendi çapımda yazar çizerim ama bir şeyler söylemesem olmaz.

değerli arkadaşlar herkes önemlidir, burdaki her yazar duygu ve düşünceleri olan gerçek birer insan. burasıda insanların bir araya geldikleri bir yer maddi olarak burda bir arada olmasakta duygu ve düşüncelerimizle, fikirlerimizle bakış açımızla burda biraradayız. fikirler uyuşmaz, insanlar anlaşamaz ama saygı ve hoşgörü içinde insanca yaşayabilmemizi sağlayan bir çerçevedir. biri öldüğünde cenaze töreni düzenlenir herkes saygı duyar. biri gittiğinde güzelce uğurlanır. yolun açık olsun denir. sen kimsinki, neydinki, burası ne ki, niye ciddiye alalım seni, gidiyosan git bize ne, denmez.

kafa sözlük yada x sözlük vesaire, nerde olursak olalım insan olduğumuzu unutmamalıyız. burasıda bir dünya küçük ama insan yaşıyor içinde. birbirimize tahammül edemeyişimiz yetmezmiş gibi birde ayrılıp gitmek isteyene tekme atmak yerine saygı duymayı hatırlamamız gerek. bunları söylemek zorunda hissettim kendimi çünkü bir çok sözlükte bu tarz olaylar yaşanıyor. artık bunları aşmamız ve erdemli davranışlar sergilememiz gerektiğini düşündürmek, hatırlatmak istedim iyi geceler.
devamını gör...

yaşamaktan değil de yaşayamamaktan yorulduk. gün geçsin diye saat tutmaktan, oh bugün de bitti diye yatmaktan, ay sonunu nasıl getireceğim diye telaşlanmaktan yorulduk.
devamını gör...

gitarı, sazı, kitap ayracı, montu, defteri, ölmeden önce son kez baktığı aynanın , bir daha onu göremeyecek olması.
havlusu. ayakkabıları. en çok da ayakkabıları ve diş fırçası. orada mahzun mahzun sahibini bekler. ama o öldü. bilmezler.
devamını gör...

meseleye direkt moderasyon saçmalıkları olarak bakmak ne derece doğru bilmiyorum.

bizzat daha dün benim de başıma geldi.içinde hiçbir biçimde küfür, hakaret olmayıp, sadece ironik bir gönderme olan entrym silindi .

bu tür yerlerde mevzu kişilerin inisiyatifine bırakılırsa, bu tür durumların yaşanması kaçınılmaz olur . öyle ki , benim espriyle karışık ironi yaptığım entyr yi acaba nasıl anladı veya yorumladı silen arkadaş.

öyle ya, onu silmesi için, yaptığı yorum sonunda ulaşılan bir sonuç olması gerek .

bunu ben, bu şekilde düşünerek yazdım, karşı taraf hiç alakasız bir yorumdan ulaştığı sonuca binaen sildi . ne olacak şimdi ? olan bizim iyiniyetli entrye oldu .

onun için derim ki ,
kurallar sana göre, bana göre, ona göre olmaz , herkese göre, evrensel bir nitelik barındırmalı içinde.

bu da , oturup konuyla ilgili kafa yorup , zaman harcayıp, farklı kişilerin, farklı çevrelerin de fikirlerini alıp, çoğunluğun sonuçları esas alınarak oluşturulmalı, ben yaptım oldu ya getirilmemelidir.

evet, sözlükler özgür olmalı, herkes dilediğince fikrini ifade edebilmeli .
ama kurallar da olmalı, zira biz gibi medeniyeti biraz geriden takip eden toplumlarda fazla özgürlük, naz yapmanın aşık uyandırması gibi bazen karşıdakini usandırabilecek duruma gelebilir, yani biz toplum olarak özgürlük kavramını bazen fazlaca abartıyor, sonsuz , sınırsız hak veya haklar olarak yorumluyor , bu sebeple ortaya hoş olmayan görüntülerin çıkmasına sebep olabiliyoruz.

burada en çok bahsedilen konu , küfür konusu, edelim mi , etmeyelim mi ?
etmeyin kardeşim, ha yok illa edecekseniz de işin içine cinsel uzuvlarınızı sokacağınıza, aklınızı, fikrinizi, yaratıcı yönünüzü sokun .

moderasyon yönünden bakılırsa da,
hemen silmeyin kardeşim, önce bir anlamaya çalışın, bu adam bunu farklı amaçla da söylemiş olabilir mi empatisini yapın kendi içinizde.
ha yok, illa da silmeye kararlıysanız, yazan kişiyle iletişime geçin, durumla ılgili bilgi verin , onun da bir fikrini alın.
ışi ben yaptım oldu'ya getirmeyin .

bunlar olursa, karşılıklı iyi niyet , hoşgörü olursa insan durur orda , yoksa surekli kavga gürültü sürtüşmenin içinde neden bulunsun ki , hayat zaten zor , bugünlerde daha da zor , hiç olmazsa buralarda biraz daha hoşgörülü olup , zor olan hayatı, bir nebze olsun keyifli hale getirmek pekala bizim elimizde ...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim