çok sevdiğim şair. genelde ölüm şairi denir oysaki onun en korktuğu eylemdir ölüm. yasamaya vurgundur aslında. en sevdiğim şiirlerinden biri de şöyledir:
"desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır
rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor
sende seyrediyorum denizlerin en mavisini
ormanların en kuytusunu sende görmekteyim
senden kopardım çiçeklerin en solmazını
toprakların en bereketlisini sende sürdüm
sende tattım yemişlerin cümlesini
desem ki sen benim için,
hava kadar lazım,
ekmek kadar mübarek,
su gibi aziz bir şeysin;
nimettensin, nimettensin.
desem ki...
inan bana sevgilim inan
evimde şenliksin, bahçemde bahar;
ve soframda en eski şarap.
ben sende yaşıyorum,
sen bende hüküm sürmektesin.
bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
rüzgarla nehirlerle, kuşlarla beraber.
günlerden sonra bir gün,
şayet sesimi fark edemezsen
rüzgarların nehirlerin kuşların sesinden,
bil ki ölmüşüm.
fakat yine üzülme müsterih ol
kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini
ve neden sonra
tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede
hatırla ki mahşer günüdür
ortalığa düşmüşüm seni arıyorum."
devamını gör...

genelde erkek taraflarını ümitlendiren, hayallere daldıran ortamdır ama o işler öyle olmuyor o işler.
ağzınızla içer kendinizi kaybetmezseniz oldukça keyif alabileceğiniz ortamdır, içki içerken veya sonrasında sarkıntılık yapıp sarhoşluğa sığınanlara inanmamak gerekir o sarhoş değil sadece bir fırsatçı adidir.
devamını gör...

insanın küçük kardeşi ile ciddi sorunları konuşmaya başladığı an. karşısındaki her ne kadar saçmalasa da büyük bir özenle dinlemesi ve ona yardımcı olmaya çalışması.
devamını gör...

kırmızı oda yayımlanmadan önce okuduğum gülseren budayıcıoğlu romanı.
masumlar apartmanı bu kitap içerisinde var ama tamamen farklı şekilde. dizi ile alakasız. dizi de kızların erkek kardeşi han var ama kitap da sadece üç kız kardeşler.
kendini peygamber ilan eden doktor, panik atak ile mücadele eden bir iş adamı, iş yerinde ki bir adamın kendisine aşık olduğunu sanan genç bir kızın evden çıkamayacak duruma gelmesine kadar gerçek hayattan alınmış, yaşanmış öykülere yer verilmiş, severek okuyacağınız bir kitap.


“bizi yaratan, her yaptığımızı, her düşündüğümüzü bilen ve gören koskoca tanrı, bizi denemeden anlayamıyor muydu nasıl olduğumuzu? hem her şeyi bilip hem niye sınava sokuyordu? sonra da kendi yarattığını beğenmeyip neden cezalandırıyordu?”
devamını gör...

aç uyanıldığı zaman her kahvaltı güzeldir.
devamını gör...

namı diğer fatty foulke. futbol sahalarının gördüğü en cüsseli futbolcudur. 155 kilo ve 1.90 oy ile futbol sahalarında arzı endam etmiştir. anlatılanlara göre tam bir penaltı canavarıymış. o kilo ile hareket etmenin bile zor olduğunu düşündüğümüzde, adamın nasıl bu kadar çevik olabildiği ciddi anlamda muamma. herhalde ogre kanı falan taşıyor olmalı. ben bu duruma başka izah bulamıyorum. sakatlandığı zaman 5-6 takım arkadaşı toplaşıp, onu dışarı taşırlarmış. ama adam hakikaten oburmuş. bununla ilgili anlatılan hikâyelerden birinde takım yemeğine, tüm arkadaşlarından önce gidip, milletin rızkını da mideye indirdiğinden bahsedilir. şaka gibi bir abiymiş anlayacağınız. ne midesinden, ne futboldan vazgeçmiş. onunla ilgili anlatılan yığınla hikâye var. bunlardan birisi de topu kurtarmak için yaptığı hamle sonrası direği kırması mevzusudur. inanın o anı görmek isterdim. başarılı bir kariyeri olmasına rağmen hayatının son yılları sıkıntı içerisinde geçmiş. panayırlarda ve lunaparklarda para karşılığında penaltı atışları için kalecilik yapmak zorunda kalmış. 42 yaşında ise hayata gözlerini yummuş.

şu, foulke ile ilgili çizilmiş güzel bir karikatür;
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

şu da takım arkadaşları ile çektirdiği fotoğraflardan birisi. bilin bakalım hangisi fatty?*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

hayat hikâyesinin anlatıldığı graham phythian imzalı bir kitapta var.
devamını gör...

elektromanyetik dalgalardan farklı olarak, yayılabilmek için hava, su gibi maddesel bir ortama ihtiyaç duyan, yani mekanik enerji ileten dalga tipi. su dalgaları, deprem dalgaları, ses dalgaları gibi...
devamını gör...

sadece islam değil tüm dinler geçmişimize zulüm etti, geleceğimizi çaldı. daha ne olsun?
devamını gör...

mide rahatsızlığı bulunan insanların tüketmesini şiddetle tavsiye ederim. sindirimi kolaylaştırır ve yemek sonrası oluşabilecek rahatsızlığı azaltır. ayrıca gaz sancısı yaşayanlar için de doktorlar tarafından önerildiğini duymuştum. bir tutam rezeneyi sıcak suda demleme yöntemiyle yemekten sonra 1 fincan olarak içiniz, afiyet bal şeker olsun.
devamını gör...

saray uçaklarından satın yangın söndürme uçagı alın.
devamını gör...

uçurum bir fark irite edici olsa da, taraflar reşit ve razı olduğu sürece kimseyi ilgilendirmeyecek durumdur.
devamını gör...

bu soruya verebilecek bir cevabım yok. zihnimi zorladım ama çıkmadı bir şey. siz nasıl zihninizi zorladınız da böyle bir şey merak ettiniz anlayamıyorum.
devamını gör...

mayası bozuk, sütü bozuk, kanı bozuk deyimlerini karşılayan söylem.

edit: sevgili meja’ ın tanımıyla “tiyneti bozuk” olarak girdiğim başlığı doğru yazılımı olan “ tıyneti bozuk” olarak düzeltilmesini istedim. doğru bilinen bir yanlışımızı da düzeltmiş oldu sevgili meja. teşekkürler.
devamını gör...

öncelikle nofap yararlı bir olaydır, ama uzun vadede sağlıklı değildir. eğer hayatınızda seks yapabileceğiniz biri yoksa ve bu durum uzun vadeliyse, yani nofap'i yapma sebebiniz "kızlar üstüme yağsın"sa masturbasyonu hayatınızdan çıkarmak cinsel sağlığınıza zararlı olarak etki edebilir.

onun dışında gelin nofap'ın ne olduğundan ve yararlarından konuşalım. bir de kişisel olarak deneyimimden ve görüşümden bahsedeceğim.

nofap teorisinin ortaya çıkış sebebi son 20 yılda internetin hayatımıza girmesiyle beraber, vhs kasetler döneminde, halihazırda dallanıp budaklanmış, kategorileri çıkmış olan pornonun daha da kolay erişimi sebebiyle özellikle erkekler arasında çığ gibi büyüyen porno bağımlılığını ve akabinde gelişen masturbasyon refleksini durdurmayı amaçlamasıdır.

porno ve masturbasyon bağımlılığı insana uzun vadede özgüven sorunu, disiplinsizlik, depresiflik, psikolojik rahatsızlıkların gelişmesi, sosyal hayatta etkileşimin azalması, cinsel anlamda yönelim duyduğu insanlarla konuşamama gibi sonuçlar verir. bu sonuçların nedenini aramak için kökene indiğimizde ise porno ve masturbasyon bağımlılığının beynimizdeki mutluluk hormonunu düzenleyen dopamin reseptörlerinin işleyişini bozduğunu görürüz. dopamin reseptörlerini düzeltmenin yolu ise bu reseptörlerinin yapısını bozan maddelerden uzaklaşmaktan geçer. yani porno izlemeyi ve masturbasyon yapmayı bırakmaktan.

peki esas olarak nofap kelimesi nereden çıktı?
bundan yaklaşık 10 yıl önce (2011) bir reddit kullanıcısı, yaptığı araştırmalar ve okuduğu kaynaklar sonucunda porno ve masturbasyon bağımlılığının zararlı olduğuna kanaat getirerek internette bir akım yaratmak ister. dünyada günlük olarak en fazla etkileşim alan sitelerden biri olan reddit'i kullanarak ve akılda kalıcı, anlamlı, kısa bir isim seçerek (nofap: attırmak yok) görüşlerini ifade ettiği paylaşımını yapar. "nofap" adı altında yaptığı paylaşım kısa sürede büyük ilgi görür, hatta olay kendilerine ait forum sitesi açmaya ve yatırımcı bulup dernek kurmaya kadar gider. kendince fenomen olmuş nofap akımı deneyip faydalı olduğunu gören insanlar tarafından önce amerika'da, sonra avrupa'da ve ardından bütün dünyada yayılır.

kısacası nofap'i "hayvandan insana dönmek" olarak tanımlayabiliriz. en azından ben öyle tanımlıyorum.

nofap'i tanıtma konusunda genelde yanlışlık yapılıyor. özellikle yalnızlıktan muzdarip olan gençler için "200 gün nofap yaptım hayatım değişti" gibi savlar sunuluyor. aslında denilen şey doğru evet, ama onun sebebi bağımlılıklarını oruç tutar gibi bırakmak değil, bağımlılıkların yüzünden harcadığın zamanı kaliteli hale getirmek.
bu sebepten olaya "porno ve masturbasyon"dan ziyade "bağımlılık" olarak bakmakta fayda var. tıpkı sigara bağımlılığı, uyuşturucu bağımlılığı ve onlardan kurtulanların uzun vadede zamana yatırım yapıp hobi edinmeleri, bu sayede motive olmaları ve hayatlarının değiştiklerinden bahsetmeleri gibi.

bu yüzden nofap hayatı alenen etkileyen bir şey değil, bu konuda ateşi yakan fitil gibi bir şey oluyor. yani nofap'e niyetlenmişken o kadar da gaza gelmemekte fayda var.

yararlarına değinecek olursak, en önemli yararlarından biri masturbasyona ayırdığınız vakti kaliteli bir şekilde harcamanızı sağlıyor. uyuşukluğu, depresifliği gideriyor. hatta psikolojik rahatsızlığınızın etkisini azaltıyor. bu sayede motive olmanız, özgüveninizin yerine gelmesi ve artan testesteronu bir yerde kullanma isteğinizin çıkması gayet olası. masturbasyona ayrılan vakti dünyanın belki de en basit eylemlerinden biri olan kitap okumaya ayırmak bile önemlidir. tabi bunları rutin olarak yapmanız önemli.
bunun yanı sıra kişisel görünümünüzde de değişimler oluyor. yüzünüzdeki mimikler, bakışınız, hatta ayağa kalktığınızdaki duruşunuz bile değişiyor.

uzun vadede olan ve en önemli yararı ise beyninizdeki bozulan reseptörleri tamir etmesi. bu biraz meşakkatli bir süreç ve gerçekten sabır gerektiriyor. zira bu oruç sadece nofap'i değil kolay haz getiren diğer kavramları hatta elektronik aletlerin kullanımını bile etkiliyor. aylar, hatta yıllar boyu süren nofap diyetleri bu yüzden yapılıyor. bu konuda "en az üç ay" kavramı savunuluyor, zira beyindeki reseptörlerin tamamen düzelme süresi takriben üç ay sürüyor. beyindeki reseptörler düzeldiği takdirde de dopamin değerleriniz tamamen sıfırlanıyor, yani normal bir insanın haz alma seviyesine dönüyorsunuz.

kişisel deneyimlerimden yola çıkarak, nofap'in aylık olarak yapılması gerektiği kanaatindeyim. porno ve masturbasyon bağımlısıysanız en azından bir ay boyunca ikisini de görmeyerek kendinize önem vermeniz gerekliliği kanaatindeyim. beyine bu alışkanlığı yüklemek gerekir.
uzun vadede ise özellikle yalnız arkadaşların aşırıya kaçmama suretiyle düzenli ve bilinçli olarak masturbasyon yapması (iki haftada bir, ayda bir) gerektiğini düşünüyorum.
zira yazının başında da dediğim gibi, doğal yöntemler dışında kişisel olarak da vücutta oluşan spermin atılması lazım. seks hayatı olmadığı sürece de bu durum için masturbasyon yapmak lazım.
zira aylar yıllar boyunca kendinizi tutup masturbasyon yapmazsanız ilerleyen yaşlarda prostat kanseri geçirme riskiniz ciddi oranda artıyor.
devamını gör...

kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin avrupa konseyi sözleşmesi ya da bilinen adıyla istanbul sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önleme ve bununla mücadelede temel standartları ve devletlerin bu konudaki yükümlülüklerini belirleyen uluslararası insan hakları sözleşmesidir.
devamını gör...

hayatını adadığı alanda başarı elde edememiş, eserleri beğeni kazanamamış ve eleştiri almış sanatçıların içine düştüğü psikolojik sorundur. ileri düzeyde yaşayan kişilerin çok beğenilen ve önemli eserlere zarar verme eğiliminde olabileceği de saptanmıştır. bilimsel olarak tanımlanmamış olmasına rağmen hakkında çalışmalar yapılmaktadır.

sanatçılara maledilmiş olsa da uzunca bir süre çalıştığı konu hakkında başarı yakalayamamış farklı meslekleri olan kişiler de bu sorunları yaşayabilmektir.

kaynak

edit: kaynak yenilendi. (bjartur nickli yazara teşekkür.)
devamını gör...

"başınız sağ olsun" cümlesindeki baş kelimesi insanın kafası anlamında değildir. eski türkçe'de (anadolu türkçesi) baş "yara" demektir. yani yaranız sağlığına kavuşsun gibi bir anlamı var bu cümlenin. ölen kişi yakınlarında yara bırakır, başınız sağ olsun diyerek bu yaranın çabuk iyileşmesi için temennide bulunmuş oluruz.
devamını gör...

ışık hızıyla ilgili yapılmış ilginç deneylerden birisinin türü.

öncelikle iki insan hayal ediyoruz. bu insanlardan birisi sağa doğru giden bir trende. aslında yön fark etmez ama kafalar karışmasın. bir diğer insan da dışardan treni izliyor. şimdi, eğer trenin içindeki insan koridorda ayağa kalkar ve tavana bir top fırlatırsa bu top trendeki insana göre sadece dikey düzlemde hareket etmiş olacaktır. yani yukarı çıkıp aşağı inmiş olacaktır. buna karşılık dışardan izleyen bir insan için top yukarı ve sağa hareket edecektir çünkü dışardaki insana göre trenin içindeki insan trenle beraber sağa doğru hareket etmektedir. top elden ilk çıktığı andan inene kadar tren biraz sağa hareket ettiği için top tavana değip inmiş ve aynı zamanda soldan sağa hareket etmiştir. daha sonra bu trendeki insanın rahat durmayıp bir de fener açtığını hayal edelim. bu fenerden çıkan ışık tavandaki bir aynaya çarpıp geri fenere dönüyor olsun. bu durumda trendeki kişi için ışık sadece dikey bir hareket yapacaktır. yine dışardaki insanımız bu olayı da izlesin. bu insana göre ışık, aynı topta olduğu gibi yukarı ve aşağı giderken aynı zamanda sağa da gitmiştir çünkü tren sağa hareket halindedir. yalnız, ışığın toptan küçük bir farkı vardır. ışık, her gözlemciye göre aynı hızdadır. yani, eğer siz 50 km/s ile giden bir arabanın tepesinden 10 km/s ile giden bir top atarsanız yolun kenarındaki adam bunu 60km/s olarak görür ancak eğer aynı arabadan farları açarsanız yolun kenarındaki adam bunu (ışık hızı+50km/s) olarak algılamaz, sadece ışık hızı olarak algılar. tren örneğine geri dönecek olursak burada bir karışıklık doğacaktır. basit yol denklemini yazalım:

x=v*t
alınan yol = hız * zaman

tren örneğinde önce trenin içindeki adam için yazalım. bu adama göre ışık sadece tavana çıktı ve geri indi. varsayalım ki tavana gidiş geliş toplamda 10 metre. o zaman:
10 metre = (300.000.000 m/s)* t1

dışardaki adama göre bu yol 10 metreden daha fazla olacaktır çünkü ışık zaten tavana değip geri gelerek 10 metre yol aldı ama aynı zamanda tren sağa hareket ettiği için ışık da sağa hareket etti. böylelikle aldığı toplam yol 10 metreden fazla oldu. diyelim ki 20 metre olsun. o zaman:
20 metre = (300.000.000m/s)*t2

t1 ve t2'nin gerçek değerleri önemsiz ama t2'nin t1'in 2 katı olduğu görülebilir. sayıları atmam gerekirse t2 20 saniye ve t1 10 saniye olsun. bu ne demek? dışardaki adam için 20 saniyede meydana gelen olay trenin içindeki insan için 10 saniyede meydana geldi demek. bu durumda, sırf tren sağa gittiği için trenin içindeki zaman değişmiştir. trenin içindekiler, zamanı daha hızlı algılamaya başlamıştır.

***: burada verdiğim sayılar sizi yanıltmasın, 50km/s ile giden bir tren zaman konusunda o kadar düşük bir etki yapar ki kale almaya değmez. ancak bir düşünce deneyi olarak bakarsak görelilik teorisiyle ilgili iyi bir fikir veriyor bence.
devamını gör...

tevfik fikret’ten gelsin:
“yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!”
devamını gör...

başlığa bayıldım sevgili sayın yazara teşekkür ederim. resim nasıl koyuluyor bilemiyorum linkler vereceğim?

claude monet(neredeyse bütün tablolarını severim modumu yükseltir, pinterestten bakarım hep) nilüfer göleti en sevdiğim çünkü anne ve gilbert’ın öpüştüğü yere benziyor eski filmindeki.

images.app.goo.gl/7rtosTV6H...

anne gilbert sahnesi:

images.app.goo.gl/R3k8zSnEF...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim