ölmedim ama hafif sürünüyorum (yazar)
ülke vatandaşının durumunu göz önünde tutan, değerli yazar, sürüne sürüne hesap sormaya gelmiş yazar.
okuruz,severiz kendisini.
okuruz,severiz kendisini.
devamını gör...
hatalarından ders çıkarmayan insan
hata yapmaktan keyiflenen insandır(utanmaz).
devamını gör...
bireysel silahlanma
2 silah, 3 tane de pompalı tüfeğim var. ee hem karadenizliyim hem silahların hastasıyız. tabi durduk yere kimseye sıkmayız ama kaşınan olursa gereğini yaparız. türkiye gibi sokakları ipsiz sapsız, tinerci kaynayan bir ülkede silahsız gezmek bir insanın yapabileceği en büyük hatadır. türkiye de yaşıyorsan iyi kötü 1 tane silahın olacak. burası medeniyetin girmediği topraklar.. efendilik arayan hollanda'ya gitsin.
devamını gör...
monica bellucci
fiziki görünüşüyle, gençliğinde de orta yaşlı halinde de yaşayan en güzel kadınlardan, italyan aktris.
devamını gör...
şeytan olsaydınız yapacağınız şeyler
bazı insanlardan kötülük 101 dersi alırdım sanırım, papucumu ters giydirdiklerine göre öğrenecek çok şey var.
devamını gör...
kalimba
sesine aşık olduğum ve corona döneminde çalmayı öğrendiğim bir müzik aleti. aynı zamanda müzik terapisinde de kullanılıyor olması beni daha da cezbetti.
devamını gör...
yazarların yalnız olma nedeni
hiçbir insana tahammülüm yok.
devamını gör...
spordan sonra oluşan kas ağrısı
ozellikle uzun bir muddet spora verilen aradan sonra tekrar yapmaya baslanilan gunler de olusan kas agrilaridir. halk tabiriyle "hamlik" da diyebiliriz. boyle durumlarda kisisel tavsiyem, spor sonrasi "cool down" denilen esnetici hareketler yapilmasidir. akabinde mumkunse ılık bir dus alinmalidir. agrilar gunluk hayati etkileyecek duzeyde ise, kas gevsetici kremler ve ibuprofen icerikli agri kesici kullanilmalidir.
devamını gör...
kardeşi olanların bildiği şeyler
mülk diye bir şey yoktur. yeni aldıĝınız tişörtü kardeşiniz pişkince giyer ve gevrek gevrek güler!
devamını gör...
bluetooth
cep telefonları ve diğer mobil cihazları kablosuz olarak birbirine bağlamak ve aralarında iletişim kurmak için geliştirilen kısa mesafe radyo frekansı teknolojisinin adıdır.
bu teknolojiye neden bluetooth dendiğine gelince;
1996’da intel, nokia ve ericsson kısa menzilli radyo teknolojileri geliştiriyorlardı. bilgisayar ve mobil cihazları birleştirecek teknolojiye ne isim verelim diye düşünürlerken viking kralı 1.harald’dan esinlendiler
kral 1.harald, yaban mersinini (mavi yemiş) sürekli yemesi ile meşhurdu. bir yandan mavi yemiş yerken bir yandan da ağzı dolu konuşunca dişlerindeki maviliği gören karısı ona mavi diş (blue tooth) diye takıldı. zaman içinde krala blue tooth diyenler çoğaldı.
1.harald birbiriyle çarpışan iskandinav toplumlarını birleştirdi ve günümüzün yerel yönetim birimlerinin temelini attı.
insanlar birbiriyle kavgayı bırakıp birbirine bağlansın diye bu yeni teknolojiye “bluetooth” denildi.
bluetooth logosuna gelince kral harald blaatand’ın ad ve soyadının runik tarzda ilk harflerinin birleşmesi ile oluşmuş bir şekildir.

… "eğer insanlarla teknolojinin birleşeceğine inanmıyorsanız, etrafınıza bakın" dedi. ekranda birbiri ardına hızlı görüntüler belirdi. cep telefonlarına yapışmış, sanal gerçeklik gözlükleri takmış, kulaklarına bluetooth cihazlar yerleştirilmiş insanlar; kollarına müzik çalar bileklikler takmış koşucular; "akıllı hoparlör" eşliğinde akşam yemeği yiyen bir aile ve beşiğinde tablet bilgisayarla oynayan bir bebek fotoğrafı geçti. "bunlar, ortak yaşamın ilkel başlangıcı - dan brown “.
bu teknolojiye neden bluetooth dendiğine gelince;
1996’da intel, nokia ve ericsson kısa menzilli radyo teknolojileri geliştiriyorlardı. bilgisayar ve mobil cihazları birleştirecek teknolojiye ne isim verelim diye düşünürlerken viking kralı 1.harald’dan esinlendiler
kral 1.harald, yaban mersinini (mavi yemiş) sürekli yemesi ile meşhurdu. bir yandan mavi yemiş yerken bir yandan da ağzı dolu konuşunca dişlerindeki maviliği gören karısı ona mavi diş (blue tooth) diye takıldı. zaman içinde krala blue tooth diyenler çoğaldı.
1.harald birbiriyle çarpışan iskandinav toplumlarını birleştirdi ve günümüzün yerel yönetim birimlerinin temelini attı.
insanlar birbiriyle kavgayı bırakıp birbirine bağlansın diye bu yeni teknolojiye “bluetooth” denildi.
bluetooth logosuna gelince kral harald blaatand’ın ad ve soyadının runik tarzda ilk harflerinin birleşmesi ile oluşmuş bir şekildir.

… "eğer insanlarla teknolojinin birleşeceğine inanmıyorsanız, etrafınıza bakın" dedi. ekranda birbiri ardına hızlı görüntüler belirdi. cep telefonlarına yapışmış, sanal gerçeklik gözlükleri takmış, kulaklarına bluetooth cihazlar yerleştirilmiş insanlar; kollarına müzik çalar bileklikler takmış koşucular; "akıllı hoparlör" eşliğinde akşam yemeği yiyen bir aile ve beşiğinde tablet bilgisayarla oynayan bir bebek fotoğrafı geçti. "bunlar, ortak yaşamın ilkel başlangıcı - dan brown “.
devamını gör...
antrparantez
entre fransızcada “arasında" demek olup antrparantez; parantez arasında, parantez içinde demektir.
antiparantez olarak yanlış kullanılan kelimenin doğrusudur. anti karşı demek zaten, yanlışlık buradan geliyor.
antiparantez olarak yanlış kullanılan kelimenin doğrusudur. anti karşı demek zaten, yanlışlık buradan geliyor.
devamını gör...
z kuşağı bir kanser türüdür
biz z kuşağı çocuklarıyız, bizden önceki kuşakların yanlış seçimlerinin sonuçlarını çekiyoruz, hobilerimiz yok edildi yaşıtlarımız ülke ülke dolaşırken biz şehir dışına bile çıkamaz olduk. düzgün bir bilgisayar almak hayal oldu, on yaşındaki çocukluğunu yaşaması gereken çocuklar bilgisayar alabilmek için merkez bankası başkasının faiz kararını bekler oldu. yine aynı çocuklar bisiklet sürmesi, futbol oynaması gerekirken oturup başka ülkelerde alınan maaşları konuşur oldu, siz aslında bizi şımarık zannederken biz çok daha erken olgunlaştık gelecek kaygısıyla yoğrulduk atanamadık intihar ettik, atanamıyorlarsa öğretmenlik okumasın doktor olsun dediniz herkesin doktor olmasını beklediniz tarihe ve sanata olan ilgimizi yok saydınız. suçlu hep biz olduk ama kimse bu kadar özel üniversite açılmasına neden izin veriliyor neden her şehre devlet üniversite açıyor, köklü üniversitelere neden nitelik kazandırmıyoruz diye sormadı, bölüm istihdam planlamasını yapacak olan bizler değildik, bu kadar işsizliğe rağmen doğru düzgün bir planlama bile yapılmadan binlerce öğrenci alındı her bölüme, niteliksiz binlerce kişi yetişti, hepsi işsizliği ertelemek içindi. mezun olur olmaz karın tokluğuna iş bulabilenler şanslı sayıldı. biz z kuşağı çocuklarıyız sizin döneminizdeki gibi mezun olduktan sonra ev araba alma hayalleri kuramıyoruz, bugün sıfır araba almak için bile en büyük lüks haline geldi. biz de isterdik hobilerimizi gerçekleştirelim piyano çalalım, tenis oynayalım güzel bisiklet yollarında bisikletimizi sürelim, ortaokulu liseyi özelde okuyamayanların çok az şansı oldu hep. ilkokulda 45 kişilik sınıflarda eğitim gördük, bilişim çağında olmamıza rağmen ortaokullarda bilişim laboratuvarlarımız yok olanların bilgisayarları da milattan kalma. biz de isterdik insan gibi yaşamayı güzel hayaller kurmayı, kurdurtmadılar. siz her z kuşağını tiktokta gördüklerinizden ibaret sandınız, gelecek kaygısıyla yanıp tutuşan dil çalışan staj bulmak için çabalayan kendini geliştirmek isteyen gençleri göremediniz. biz z kuşağı çocuklarıyız geleceğimiz elimizden alındı.
devamını gör...
ön libero
futbolda 6 numara diye tabir edilen bir mevki. ön liberoların takımda ki görevi, defans bloğu ile orta saha arasında köprü vazifesi görmek, aynı zaman da ileride oynayan ve maestro şeklinde tabir edilen 10 numaraların verdiği savunma zaafiyetlerini en aza indirgemektir. futbol ülkemizde her ne kadar yerinde sayıyor olsa da bu dünyada futbolun her geçen yıl değiştiğini ve üzerine koyarak devamlı kendini güncellediği gerçeğini değiştirmez. peki niye öyle dedi bu yazar diye sorabilirsiniz, bende zevkle anlatırım.
futbol dediğimiz bu endüstriyel oyunda ileri uç oyuncuları değişmeye başladı ilkin. sabit duran forvet kalmadı zamanla uzun boylu hareketli forvetlere alıştık. onlarla birlikte 10 numara diye tabir ettiğimiz oyuncular da değişmeye başladılar. önceleri tek yada iki santraforun arkasında görevi oyun kurmak olan bu klas abiler oyun kurma görevlerini box to box oynayan merkez orta sahalara bırakıp kendileri de ya forvete ya kanat'a doğru geçmeye başladılar. ki günümüzde artık son örnekleri hali hazırda ülkemize gelmiş olan mesut özil, james rodriguez gibi oyuncular. günümüz futbolunda artık bu adamlara yer kalmadı fazla ve işte onlarla birlikte artık ön libero tabir ettiğimiz 6 numara oyuncular da değişmeye başladılar.
artık teknik direktörler ön liberolardan sadece defanstan top çıkarmasını ve 50 metrekarelik bir alanda oynamasını istemiyor. onlardan daha çok ileri çıkmalarını, şok preslerde etkin rol almalarını hucum da sıkışıklık olduğu zamanlarda devreye girip skor yapmalarını bekliyorlar. bu yüzden artık "kazma" diye tabir edilen ön liberoları dünya futbolunda pek göremiyoruz. türkiye ligi olarak örnek vermiyorum kimse kusura bakmasın, çünkü buradakiler halen kazma. geçen sene konyaspor da volkan fındıklı oynuyordu, gerisini düşünün artık.
günümüzde bu modern ön liberolara en büyük örnekler: real madrid de oynayan casemiro ve bayern münih'te oynayan joshua kimmich'i örnek verebiliriz. ama tabi bu oyun tarzının ve modern ön libero anlayışının öncüsü "fernando redonda" isimli nev-i şahsına münhasır bir real madrid efsanesidir.
futbol dediğimiz bu endüstriyel oyunda ileri uç oyuncuları değişmeye başladı ilkin. sabit duran forvet kalmadı zamanla uzun boylu hareketli forvetlere alıştık. onlarla birlikte 10 numara diye tabir ettiğimiz oyuncular da değişmeye başladılar. önceleri tek yada iki santraforun arkasında görevi oyun kurmak olan bu klas abiler oyun kurma görevlerini box to box oynayan merkez orta sahalara bırakıp kendileri de ya forvete ya kanat'a doğru geçmeye başladılar. ki günümüzde artık son örnekleri hali hazırda ülkemize gelmiş olan mesut özil, james rodriguez gibi oyuncular. günümüz futbolunda artık bu adamlara yer kalmadı fazla ve işte onlarla birlikte artık ön libero tabir ettiğimiz 6 numara oyuncular da değişmeye başladılar.
artık teknik direktörler ön liberolardan sadece defanstan top çıkarmasını ve 50 metrekarelik bir alanda oynamasını istemiyor. onlardan daha çok ileri çıkmalarını, şok preslerde etkin rol almalarını hucum da sıkışıklık olduğu zamanlarda devreye girip skor yapmalarını bekliyorlar. bu yüzden artık "kazma" diye tabir edilen ön liberoları dünya futbolunda pek göremiyoruz. türkiye ligi olarak örnek vermiyorum kimse kusura bakmasın, çünkü buradakiler halen kazma. geçen sene konyaspor da volkan fındıklı oynuyordu, gerisini düşünün artık.
günümüzde bu modern ön liberolara en büyük örnekler: real madrid de oynayan casemiro ve bayern münih'te oynayan joshua kimmich'i örnek verebiliriz. ama tabi bu oyun tarzının ve modern ön libero anlayışının öncüsü "fernando redonda" isimli nev-i şahsına münhasır bir real madrid efsanesidir.
devamını gör...
mesleğinle ilgili en değerli bilgi
bilgi paylaştıkça çoğalır.
devamını gör...
seks
aşk olmadan olmazmış. genelevler neden var o zaman, eskortlara kaç kişi aşık olmuştur.
devamını gör...
kitap okuyamamak
büyük kayıptır.
başka dünyaların varlığından mahrum olmak...
çok uzun yazardım da keyfim yok!
başka dünyaların varlığından mahrum olmak...
çok uzun yazardım da keyfim yok!
devamını gör...
kafa sözlük
hakkında minnettarlığımı yazacağım ve biraz içimi dökeceğim platformdur.
burası bana iyi geldi. bir süredir bir şeyler yolunda gitmiyor sözlük. hayatımda bu tarz şeyler bu yaşıma kadar yaşamadığımdan benim için çok zor ve burası benim kafamı dağıtmama yardım etti. gerçek hayatta birkaç yakın dostum var ama pandemi olduğu için onlarla da çok görüşemez oldum yüz yüze. evin içi de sıkıntılı olduğundan mütevellit, bedenen evde olup zihnen burada olmak çok iyiydi.
burası bana yeni insanlar kazandırdı. belki birkaçı hep hayatımda olabilir, belki olmaz orasını zaman gösterecek fakat iyi ki tanımışım dediğim insanlar ile tanıştım. bu, sizin sayenizde oldu. bu insanlar türkiye'nin farklı yerlerindeydi. yani, yaşadığım şehirde gerçek hayatta hiç tanışamayacağım kişilerdi. buna kimler sebep oldu? bu sözlüğü hayata geçirenler. sizler, bu sözlüğü kurarken belli amaçlarınız elbette vardı ama hiç düşünür müydünüz "bir yerlerde hiç tanımadığınız bir tutankamonun hayatını cehenneme çeviren türlü zorlukları hafiflettiğinizi.." evet, yaptınız. çok teşekkür ederim.
türkiye'nin ve dünya'nın bir yerlerinde yaşayan hiç tanımadığım birileri bu sözlüğü kurdu ve benim hayatımı biraz olsun güzelleştirdi. bu aslında hiç basit bir olay değil, gerçekten. belki yazıya tam hislerimi dökemiyorum ama öyle. tam olarak müthiş bir olay hatta.
sözlükte elbette yolunda gitmeyen şeyler de var ama iyi tarafında yoğunluk var, şimdilik. umarım daha iyi olur. ilk zamanlardaki gibi olur.
sadece içimi dökmek istemiştim. belki okunur belki okunmaz bilmiyorum ama yazmak bana iyi geldi.
burası bana iyi geldi. bir süredir bir şeyler yolunda gitmiyor sözlük. hayatımda bu tarz şeyler bu yaşıma kadar yaşamadığımdan benim için çok zor ve burası benim kafamı dağıtmama yardım etti. gerçek hayatta birkaç yakın dostum var ama pandemi olduğu için onlarla da çok görüşemez oldum yüz yüze. evin içi de sıkıntılı olduğundan mütevellit, bedenen evde olup zihnen burada olmak çok iyiydi.
burası bana yeni insanlar kazandırdı. belki birkaçı hep hayatımda olabilir, belki olmaz orasını zaman gösterecek fakat iyi ki tanımışım dediğim insanlar ile tanıştım. bu, sizin sayenizde oldu. bu insanlar türkiye'nin farklı yerlerindeydi. yani, yaşadığım şehirde gerçek hayatta hiç tanışamayacağım kişilerdi. buna kimler sebep oldu? bu sözlüğü hayata geçirenler. sizler, bu sözlüğü kurarken belli amaçlarınız elbette vardı ama hiç düşünür müydünüz "bir yerlerde hiç tanımadığınız bir tutankamonun hayatını cehenneme çeviren türlü zorlukları hafiflettiğinizi.." evet, yaptınız. çok teşekkür ederim.
türkiye'nin ve dünya'nın bir yerlerinde yaşayan hiç tanımadığım birileri bu sözlüğü kurdu ve benim hayatımı biraz olsun güzelleştirdi. bu aslında hiç basit bir olay değil, gerçekten. belki yazıya tam hislerimi dökemiyorum ama öyle. tam olarak müthiş bir olay hatta.
sözlükte elbette yolunda gitmeyen şeyler de var ama iyi tarafında yoğunluk var, şimdilik. umarım daha iyi olur. ilk zamanlardaki gibi olur.
sadece içimi dökmek istemiştim. belki okunur belki okunmaz bilmiyorum ama yazmak bana iyi geldi.
devamını gör...
erkek yazarlardan kadın yazarlara sorular
#743217 her bir maddeden bir kitap cikacagini dusundugum sorulardir...
1-aslinda birden fazla duyunun ayni hassasiyette islevi kulaga hos gelse de fazla algi gucune neden olacaktir. dolayisiyla dunyayi algilama orani cok daha yogun ve karmasik olabilir, bu da bence iyi bir sey degil...
2- aklima ilk gelen sey, cok guzel bir yilki ati olarak dunyaya gelmek isteyecegim oldu...
3-once merak...bilime merakli bir toplum degiliz ne yazik ki, bunun da bir cok nedeni var. bilim aslinda hayatimizin ta kendisi, ozellikle fizik ve matematik. biz bu alanlari sadece formullerden ibaret biliyoruz ki yanlis bir algi... esasen gunluk rutinlerimizin icerisinde olup bizim farkedemedigimiz kanunlar. bizim bu gercekten bir haber olmamizin temel nedeni de bize bunu gosterememis ogretmenlerin elinden gecmemiz. (bunu ikinci neden olarak ilistirebilirim) ve isin bir de maddi olanak kismi var tabii ki, yeteri kadar fon saglanmadigi surece, bilimde gelisme saglanamaz...
4- su an okudugum kitapta sikca gecen iki olgu. var yada yok diyemem ki bu konu binlerce yildir sorulmakta ve henuz net bir cevabi bulunmamis. sanirim ben iki dusuncenin ortasindayim. var diyemem cunku akip giden zaman degil de gerceklesen degisimler de neden olabilir, bu da zaman kavramini ortaya cikarmistir diyebiliriz. ama madem durum boyleyse, yasadigimiz olaylar neyin nesidir? mesela benim suraya yazmam bir algi midir? (sorunun soruyu acmasi durumu)...her iki ihtimalin disinda emin oldugum bir gercek var ama, bu iki varsayim da kucuk kiyametin kapiya gelip dayandigi ana kadar gecerlidir, sonrasinda her sey sifirlanir...
5- delilik davranislarin mantiksal suzgecten gecirilmeden icten geldigi gibi yapilmasi durumudur bir tur sinirsel hastaliktir zaten...
6- felsefenin ve bilimin yolunun kesistigi sorulardandir "varlik-yokluk" meselesi. nihilist bir dusunce de degilim acikcasi. dusunuyorum o halde varim mantigi benim icin cok daha kabul goren bir dusunce tarzi. dusunuyorsam, zihnim algilayabiliyorsa, uretebiliyorsam, bunlarla beraber hislerim olusuyorsa bence alginin cok otesinde biz variz. yokluk kavrami ise varligin kabul gordugu noktada onaylanmis bir kavram. her seyin zittiyla var oldugu dusuncesiyle cikmis diyebiliriz. sicak varsa sogukta vardir, karanlik varsa isikta vardir gibi...
7-sadece icinde bulundugumuz toplum degilde evrensel acidan baktigimizda insanoglu olarak karamsar bir yapiya sahibiz. oznel bir takim sebeplerin disinda, icinde bulundugumuz toplumun sorunlari, kisisel ihtiyaclarin giderilmemesinden olusan doyumsuzluk (bunun icine yeterli beslenmeme de, sevgi yoksunlugu da girebilir), maddi kaygilar, gelecek endisesi vb. konularda neden olabilir. karamsarliktan kurtulamama nedeni olarak da, karsilasilan sorunlarin biraktigi olumsuz etki kaynakli olabilir diye dusunuyorum...
8- delilik ve dahilik kavramlarindaki sozde o ince cizgiyi kabul etmiyorum. birbirinden oldukca uzak kavramlar olarak goruyorum hatta. az once de belirttigim gibi delilik sinirsel bir rahatsizliktir. bu rahatsizlikta ic gudusel davranma soz konusu olabilir, cunku mantiksal bir dusunce yoktur, kisi icten geldigi gibi eylem gerceklestirilebilir. gecenin bir koru evinden cikip kilometrelerce uzaklasabilir mesela. dahilik ise ortalama zekanin cok uzerinde olmasindan mutevellit alisila gelmis dusunce bicimlerinden siyrilma durumudur. bu demek degildir ki ic guduleriyle davranirlar. hayir yaptiklari her eylemde mantiga dayalidir, dolayisiyla ikisinin arasindaki benzerlik, siyahla beyaz kadardir.
9-bu soruya katilmamakla birlikte oldukca da sacma buluyorum. sorudaki verilen sosyal mesaj sudur, kisi bilimin sundugu mantiksal aciklamalari ogrendigi takdirde, allah'in varliginin ne kadar gercek disi oldugunu kavrayacaktir. esasen bilim allah'in varligi yada yokluguyla ilgilenmez. bilim var oldugumuz gunden bu zamana nasil geldigimiz, dunyanin ve evrenin nasil olustugu, maddenin nasil var oldugu gibi konulari ele alir. dini yalanlamak yada ateizmi yaymak gibi bir dava ile var olmaz, ilerlemez. bilim yapabilmek icin allah'i inkar etmeyi, dindar olmak icin de bilimden uzaklasmaya luzum yoktur. bu sacma algoritma, insanoglunun urettigi en ahmakca dusuncedir. bence ne din bilimsellestirilmelidir ne de bilim dinsellestirilmelidir. yani insanin kafasini yormasi gereken asil mesele tarafini secmesi degil de,her iki meselenin cakistigi noktada takinilacak tavir nasil olmalidir once bunu dusunmelidir. acikcasi bu sorunun cevabini netlestirmek din- bilim ayristirmasini yapmaktan daha mantikli geliyor. sahsen ben bu sorunun cevabini hala bulmus degilim, ortada kalmis durumdayim...
1-aslinda birden fazla duyunun ayni hassasiyette islevi kulaga hos gelse de fazla algi gucune neden olacaktir. dolayisiyla dunyayi algilama orani cok daha yogun ve karmasik olabilir, bu da bence iyi bir sey degil...
2- aklima ilk gelen sey, cok guzel bir yilki ati olarak dunyaya gelmek isteyecegim oldu...
3-once merak...bilime merakli bir toplum degiliz ne yazik ki, bunun da bir cok nedeni var. bilim aslinda hayatimizin ta kendisi, ozellikle fizik ve matematik. biz bu alanlari sadece formullerden ibaret biliyoruz ki yanlis bir algi... esasen gunluk rutinlerimizin icerisinde olup bizim farkedemedigimiz kanunlar. bizim bu gercekten bir haber olmamizin temel nedeni de bize bunu gosterememis ogretmenlerin elinden gecmemiz. (bunu ikinci neden olarak ilistirebilirim) ve isin bir de maddi olanak kismi var tabii ki, yeteri kadar fon saglanmadigi surece, bilimde gelisme saglanamaz...
4- su an okudugum kitapta sikca gecen iki olgu. var yada yok diyemem ki bu konu binlerce yildir sorulmakta ve henuz net bir cevabi bulunmamis. sanirim ben iki dusuncenin ortasindayim. var diyemem cunku akip giden zaman degil de gerceklesen degisimler de neden olabilir, bu da zaman kavramini ortaya cikarmistir diyebiliriz. ama madem durum boyleyse, yasadigimiz olaylar neyin nesidir? mesela benim suraya yazmam bir algi midir? (sorunun soruyu acmasi durumu)...her iki ihtimalin disinda emin oldugum bir gercek var ama, bu iki varsayim da kucuk kiyametin kapiya gelip dayandigi ana kadar gecerlidir, sonrasinda her sey sifirlanir...
5- delilik davranislarin mantiksal suzgecten gecirilmeden icten geldigi gibi yapilmasi durumudur bir tur sinirsel hastaliktir zaten...
6- felsefenin ve bilimin yolunun kesistigi sorulardandir "varlik-yokluk" meselesi. nihilist bir dusunce de degilim acikcasi. dusunuyorum o halde varim mantigi benim icin cok daha kabul goren bir dusunce tarzi. dusunuyorsam, zihnim algilayabiliyorsa, uretebiliyorsam, bunlarla beraber hislerim olusuyorsa bence alginin cok otesinde biz variz. yokluk kavrami ise varligin kabul gordugu noktada onaylanmis bir kavram. her seyin zittiyla var oldugu dusuncesiyle cikmis diyebiliriz. sicak varsa sogukta vardir, karanlik varsa isikta vardir gibi...
7-sadece icinde bulundugumuz toplum degilde evrensel acidan baktigimizda insanoglu olarak karamsar bir yapiya sahibiz. oznel bir takim sebeplerin disinda, icinde bulundugumuz toplumun sorunlari, kisisel ihtiyaclarin giderilmemesinden olusan doyumsuzluk (bunun icine yeterli beslenmeme de, sevgi yoksunlugu da girebilir), maddi kaygilar, gelecek endisesi vb. konularda neden olabilir. karamsarliktan kurtulamama nedeni olarak da, karsilasilan sorunlarin biraktigi olumsuz etki kaynakli olabilir diye dusunuyorum...
8- delilik ve dahilik kavramlarindaki sozde o ince cizgiyi kabul etmiyorum. birbirinden oldukca uzak kavramlar olarak goruyorum hatta. az once de belirttigim gibi delilik sinirsel bir rahatsizliktir. bu rahatsizlikta ic gudusel davranma soz konusu olabilir, cunku mantiksal bir dusunce yoktur, kisi icten geldigi gibi eylem gerceklestirilebilir. gecenin bir koru evinden cikip kilometrelerce uzaklasabilir mesela. dahilik ise ortalama zekanin cok uzerinde olmasindan mutevellit alisila gelmis dusunce bicimlerinden siyrilma durumudur. bu demek degildir ki ic guduleriyle davranirlar. hayir yaptiklari her eylemde mantiga dayalidir, dolayisiyla ikisinin arasindaki benzerlik, siyahla beyaz kadardir.
9-bu soruya katilmamakla birlikte oldukca da sacma buluyorum. sorudaki verilen sosyal mesaj sudur, kisi bilimin sundugu mantiksal aciklamalari ogrendigi takdirde, allah'in varliginin ne kadar gercek disi oldugunu kavrayacaktir. esasen bilim allah'in varligi yada yokluguyla ilgilenmez. bilim var oldugumuz gunden bu zamana nasil geldigimiz, dunyanin ve evrenin nasil olustugu, maddenin nasil var oldugu gibi konulari ele alir. dini yalanlamak yada ateizmi yaymak gibi bir dava ile var olmaz, ilerlemez. bilim yapabilmek icin allah'i inkar etmeyi, dindar olmak icin de bilimden uzaklasmaya luzum yoktur. bu sacma algoritma, insanoglunun urettigi en ahmakca dusuncedir. bence ne din bilimsellestirilmelidir ne de bilim dinsellestirilmelidir. yani insanin kafasini yormasi gereken asil mesele tarafini secmesi degil de,her iki meselenin cakistigi noktada takinilacak tavir nasil olmalidir once bunu dusunmelidir. acikcasi bu sorunun cevabini netlestirmek din- bilim ayristirmasini yapmaktan daha mantikli geliyor. sahsen ben bu sorunun cevabini hala bulmus degilim, ortada kalmis durumdayim...
devamını gör...

