death metalin babası olarak tanımlanan büyük müzik dehası.tüm riffleri, vokalleri,sözleri teker teker şaheser niteliği taşır.
çoğu albümleri progresif death metal türünde de olsa bazı şarkıları da progresif thrash türündedir (bkz: misanthrope)
boynundaki ağrıdan dolayı doktora gitmiş ve beyin tümörü olduğunu öğrenmiştir.
bunun üzerine metal camiasını büyük bir üzüntü kaplamıştır.kendisinin tedavisi için tonlarca metal müzisyeni bağış yapmış ve kampanyalar başlatılmıştır.
tümör tedavisi için kullanılan ağır ilaçlardan sonra bağışıklık sistemi zayıflamış ve zatürre'ye yakalanmıştır.2001'de maalesef aramızdan ayrıldı...
devamını gör...

e ama havaya girmeyelim mi?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...


"når du ved helgrindi står
og når laus deg må rive
skal eg fylgje deg
yver gjallarbrui med min song

hel’in girişinde bir kez durduğunda
ve özgür kalman gerektiğinde
seni izleyeceğim
gjallarbrú’nun üzerinde, şarkım ile

du blir laust frå banda som bind deg,
du er løyst frå banda som batt deg!

seni hapseden zincirlerinden kurtulabileceksin
seni hapseden zincirlerinden kurtuldun!"




(bkz: helvegen)
devamını gör...

sıklıkla yaptığım eylemdir. sonra yediğim için daha çok sinirlenirim.

bizi her şey sinirlendirir çünkü paramız yok.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

belki göğüs kıllarını gizlemek istiyordur.
devamını gör...

ingilizcede arkamı kolla anlamında da kullanılan kelime. filmlerde, oyunlarda sıkça geçer.

(bkz: cover me)
devamını gör...

birilerinin ideolojisine zıt bi tanım girdiğimizde “acaba yine terörist ilan ediliriz mi” korkusudur. bazen özgürce yazmak çizmek istersin lakin sana laf sokacak olan bir sürü manyak vardır burada. hiçbir görüşe saygı duyulmuyor azizim, herkes kendisi gibi olsun istiyor herkesi, yok öyle dava halbuki. bi başlık açıyorsun yerli yersiz ahkam kesenler var misal, bu da çok kötü bir şey. açılan başlık mizahla alakası olsa bile…

ayol yoruyorlar adamı. nedir bu düşüncesizlerden çektiğimiz bilmem vallahi üfff…
devamını gör...

telefonu değiştirdim numaralar silinmiş.
devamını gör...

şükür etmek. *
devamını gör...

ateist zırvalıklarını bilmem de ben size yemek tarifi anlatacağım. çünkü insanlar artık başlıklara öyle şeyler yazıyor ki konuyla arasındaki uzaklık , dünya ile ay arasındaki uzaklıktan daha fazla. o yüzden ben de sizlere bugün imam bayıldı tarifi vereceğim. çünkü müslüman ateist yakınlığı ne kadarsa imam ateist yakınlığı da o kadar. benzer işler işte.

malzemeler
5 adet patlıcan
2 büyük boy soğan
3 adet yeşil biber
3 adet domates
6-7 diş sarımsak
yarım demet maydanoz
sıvı yağ
pul biber
karabiber
tuz

yapılışı
1. patlıcanları alacalı soyarak yarım saat kadar tuzlu suda bekletin.
2. ardından tuzunu akıtıp, havlu kağıt ile kurulayıp çevirerek her yönünü sıvı yağda kızartın.
3. yağın fazlasını alması için havlu kağıda alın.
4. iç harcı için soğanları piyazlık doğrayın, 2-3 yemek kaşığı sıvı yağ ile ocağa alın ve kavurmaya başlayın.
5. 5 dk. kadar soğanlar kavrulduktan sonra küçük doğranmış biberleri ve sarımsakları ilave edin, bir süre daha kavurun.
6. küçük doğranmış domates ve baharatları da ekleyerek domatesler suyunu biraz çekene kadar kavurmaya devam edin.
7. ince kıyılmış maydanozu ekleyerek ocaktan alın.
8. fırın kabına aldığınız patlıcanların üzerine boydan çizgi şeklinde kesin.
9. içlerine hazırladığınız iç harcından doldurun.
10. tavada kalan domatesli suyu fırın kabına dökün.
11. eğer su yeterli değilse domates sosu ile ya da çok az salça ile sos hazırlayın ve 190 derece ısıtılmış fırında pişirin
devamını gör...

her seferinde bir daha giyersem ne olayım dediğimdir. ama her seferinde de giyiyorum. kendime işkence
devamını gör...

pişkinliğin verdiği miskinlikle, size işi düştüğünü yoksa yüzünüze bile bakmayacağını kolaylıkla anlayabileceğiniz tip.
devamını gör...

‘bir şeyi kafaya takıp onunla zihninin içine küçük bir delik açıyor, sonra kurcalaya kurcalaya o deliği bütün bir aklı yutacak kadar büyütüyordur’
mahir ünsal eriş / olduğu kadar güzeldik
devamını gör...

id: tabiri yerindeyse evin yaramaz çocuğudur. canlılara ait en ilkel dürtülerin (açlık, saldırganlık, cinsellik) temsilcidir. en çok onun dediği olsun, hemen olsun, hep olsun ister. arzuların baş isyancısıdır. bebeklik ve çocukluk döneminde başroldedir.

supergo: evin ahlak bekçisidir. kuralların, gelenek ve göreneklerin, yaptırımların kraliçesidir. sosyal hayata adım attığımız çocukluk dönemlerinde sahneye çıkmaya başlar. ee bizim id durur mu? kıskanç olduğu kadar ele avuca sığmaz olan sevgili id, superegoya karşı sürekli bir isyan halindedir.

ego: mantığın ta kendisidir. görevi en zor olandır. çatışma ve problem çözme konusunda master yapmış, doktorasını en kanlı savaşlarda vermiş bir yapı olan ego ise gece gündüz demeden id ve superego arasındaki gerginliği azaltmaya çalışmaktadır.

***

olayı biraz daha dramatize etmek için şu sahneye bakabiliriz:

ali isimli bir öğrenciye arkadaşının küfrettiğini düşünelim. id gelip sol kulaktan fısıldıyor:

-"git bir yumruk at, o kim ki sana küfredebiliyor? göster ona gününü."

ali'nin kanı kaynamaya başlıyor. tam yerinden kalkacakken superego'nun evindeki alarmlar çalıyor. belli ki id yine iş başında diyerek güzellik uykusundan uyanarak söylene söylene yetişiyor ve sağ kulaktan fısıldıyor:

-"alicim nereye gidiyorsun? eğer bu yumruğu atarsan öğretmen sana çok kızacak ve ceza verecek biliyorsun. okuldan bile atılabilirsin bunun için."

ali ne yapacağını bilemez halde düşünmeye başlarken ter basmaya başlıyor. bir yandan öfkeyle dolup taşıyor bir yandan da alacağı cezadan çekiniyor. ortalık oldu mu size yangın yeri? dumanları gören ego bulaşıkları bırakıp koşa koşa olay yerine geliyor. halledilmesi gereken bu çatışmanın acaba kazananı kim olacak? ego kimin elinden tutacak?

***

bu gece gördüğümüz rüyanın, meslek seçimimizin, dil sürçmelerimizin yada kurduğumuz arkadaşlıklarımızın aslında bu ufak çatışmalarla şekillendiğini biliyor muydunuz?

ego, id ve superegonun arasındaki çatışmayı her ikisinin de kalbini kırmadan gerçekleştirmeyi başarmıştır. birine sus, diğerine dur demiş ve ikisinin de isteğini yerine getireceğini söylemiş ve senaryolar yazmıştır.

ali'ye ne mi oldu?

+ ali arkadaşını dövmedi, ama rüyasında çok büyük bir kavga ederek sabah soluk soluğa uyandı.

+ ali arkadaşına vurmadı, ama arkadaşlarını sözünü geçirip hayatlarına müdahale ettiğinde sesini çıkarmayacak insanlardan seçti (bkz: mobbing).

+ ali bugün arkadaşını dövmedi, ama büyüdü ve polis oldu. dövme işini meşrulaştırdı.

yani anlayacağınız bu kavgayı ikisi de kazanıyor. istekler ertelenebilir ama bastırılamaz. ali bugün patolojik bir vaka oldu mu bilinmez*. ama bastırılmaya çalışılan, ifade edilemeyen her duygu zamanla evrim değiştirerek patolojiye dönüşür. çözüm "her arzumuzu yerine getirmek" yada "toplumsal kurallara saplanmak" değil. bu kriz anını yaşamamak için egonuzu bilginizle ve farkındalığınız ile beslemelisiniz. çocuklarınızın bilinçli bir şekilde büyümesi için yol gösterici olmalısınız. egosu sağlam bir insan olun ki akıllıca planlar ile bu çatışmaların üstesinden gelebilesiniz.
devamını gör...

murat övüç.
devamını gör...

rütbesi üzerine tam oturan cağnım yarasam. yarasa çorbam benim. *
devamını gör...

bir şeyi yapmayı üstlenme.
devamını gör...

insanları gereksiz yere aşağılamayan, bencil olmayan ve güzel yazan yazarlara her zaman hayranım lakin ukalalık yapıp milletin kusurunu bulmaya çalışan yazarlara da ziyadesiyle kılım. sözlük huzurunu bozmaktan başka bir şey yapmıyorlar.
devamını gör...

çocukluğumuzun en özel oyuncaklarından birisidir kuzey kalesi. bizim dönemimizde her çocuğun hayalini süslerdi. yalnız bir kusuru vardı. pahada ağırdı. hal böyle olunca da kendisine erişim ciddi anlamda sıkıntı oluyordu. kuzey kalesine sahip olan çocukların havası bin beş yüz oluyordu. ben kendisi ile komşumuzun oğlu vesilesi ile tanıştım. ilk görüşte aşktı benimkisi. resmen dibim düştü. çocukla biraz oynadık. kalenin sahibi arkadaş olduğu için de doğal olarak kaleyi ve askerleri o aldı. bizeyse kızılderililer kaldı. ele geçiremedik tabi kaleyi. atlarımız yerlerde. kızılderili bıdıklarımız kan revan içerisinde perişan. bilindik senaryoyu o gün komşuda birebir kendim deneyimlemiş oldum.

sonrasında yayından son hızla fırlamış bir ok misali eve doğru koşmaya başladım. kalbimde ve beynimde kızılderililer dört nala at koşturuyordu. onların intikamını almalıydım. daha önemlisi o kaleyi almalıydım. büyük bir heyecanla kapıyı çaldım. annemin kapıyı açması ile birlikte nefes nefese ''anne sana bir şey söylemem lazım.'' diyerek girdim konuya. ya da ben konuya girdiğimi düşünüyordum zira annem benim eve girme mevzuma takılmıştı. kapı önünde palas pandıras ayakkabıları çıkarıp, içeri daldığımda ise banyo istikametinde ilerlemem ve elimi yüzümü yıkamam konusunda uyarıldığım için beynimde ve ruhumda dört nala at süren kızılderililer kursağıma doğru ilerlemeye başlamışlardı.

zorunluluğu savdıktan sonra koştum annemin yanına. ''anne sana bir şey söylemem lazım.'' annem gülümseyerek; ''haydi mutfağa önce yemek yenecek.'' deyince isyan bayrağını açmış buldum. ''anne söylemem lazım. anlatayım sonra oturalım yemeğe.'' annem ciddiyetimi anlamış olmalıydı. peki dedi sakince. beklediğim bir tavır değildi çünkü yemek meselesi mühim meseleydi. tabi biraz afallamış bir halde mevzuya girdim. kuzey kalesinin ne kadar güzel olduğundan, onu ne kadar çok istediğimden heyecanla bahsettikten sonra annem ''tamam baban gelince babanla konuşursun.'' dedi ve kursağımdaki kızılderililer savaş boyalarını sürmeye başladılar. yemeği yedim ama vakit bir türlü geçmiyor, babam bir türlü gelmiyordu. zaten babaların böyle zamanlarda muhakkak gecikmek gibi kötü bir huyları vardır. siz kulağınızı kapıdaki seslere odaklamışsınızdır ama o anahtar sesi bir türlü duyulmaz. anahtar sesini duyduğumda artık yorgun ve bitkin bir vaziyetteydim ama yine de son gücümle kapıya doğru koştum. bilindik ritüeller sonrasında ki, babamın terliklerini bile çoktan hazırlamıştım, hemen konuya girdim. anneme söylediklerimi aynen babama da aktardım. muzipçe gülümsedi. rahmetli bunu çok sık yapardı. ''gündemimizde böyle bir mesele yok.'' dedi. evet işte o anda kale tepeme yıkılmış ve kursağımda savaş naraları atan tüm kızılderililer usulca yere uzanıvermişti. bir savaşı daha kaybetmiştik.

işin esası şu ki; biz hayır kelimesinin ne anlama geldiğini bilirdik. yetiştiriliş tarzımız öyleydi. üstelemenin ve işi arsızlığa vurmanın bir getirisi olmadığını bilirdik. bu süreç sonunda odama gittim ve komşu çocuğunun kalesine imrenme turlarına başladım. imrenme diyorum zira yine yetiştirilme tarzı gereği kıskanmak denilen şey de bizden uzaktı. tatlı bir burukluk vardı yani üzerimde. neyse ne! ben şansımı denemiştim ve olmamıştı.

ertesi sabah annem kahvaltıda gece babanla konuştuk, bugün gidip bakalım şu kaleye demesin mi? tonton yanaklı tanrı amca tüm dualarımı kabul etmişti. ben küçükken tanrı, tonton yanaklı, göbekli ve sevimli bir amcaydı ve bazen işleri tereyağından kıl çeker gibi hallediyordu. kırtasiyeye varana kadar bir önceki gece yerlere yatmış olan kızılderililer tabiri caizse ayaklanmış ve heyecanla savaş dansı yapmaya başlamışlardı. kırtasiyenin önüne geldiğimizde annem bana dışarıda beklememi söyledi. bekle, bekle, bekle... ne kadar zordu bazı şeyler. zaman yine geçmedi. kızılderililer ve ben bu süreçte çok yorulmuştuk ama pes etmedik. sabırla bekledik. annem kırtasiyeden elinde sadece atlı bir kızılderili bıdıkla çıkmasın mı? ''olamaaaazz!'' diye bağırmak istedim. annem geldi başımı okşadı; ''bak şimdi bu kalenin ilk parçası ,sonrasında harçlıklarını biriktireceksin ve her seferinde gelip bir parça alacaksın ve kaleyi kendin tamamlayacaksın.'' diyerek gülümsedi. olsun dedim içimden nasıl olsa bir şekilde tamamlarım. ev ile kırtasiye arasındaki yolu çok aşındırdım. bazen yeterli param yokken dahi gidip hangi parçayı alacağımı belirlemeye çalıştım. sıkıntılı bir süreçti ve ben en nihayetinde o kaleyi bir şekilde tamamladım. hatta üzerine eklemeler bile yaptım. kuzey kalesi, bir insanın hedefine ulaşması konusunda sabrın ve mücadele etmenin ne kadar önemli olduğunu öğretti bana...

sonradan öğrendim ki, bunu öğretenler annem ve babammış * annem, o gün kalenin parasının tamamını ödemiş. kırtasiyeci tanıdık olduğu içinde ben yeterli parayla gittiğimde, parça parça bıdıkları ve kaleyi vermesi konusunda ricacı olmuş. kırtasiyeci amca da kabul etmiş. böylece kuzey kalesi maceram hem kaleyi almam, hem de kırtasiyeci amca da biraz birikmişe sahip olmam gibi güzel bir finalle noktalandı. kalenin bendeki senaryosu ise diğerlerinden farklı oldu. dörtnala koşan kızılderililerimle birlikte her seferinde kaleyi aldık. toplar tüfekler falan hikâye oldu. hem kızılderililerin intikamını almıştım hem de kaleyi...

meşhur kuzey kalesi şöyle bir şey; selam durun kaleyi teslim almaya geliyoruz *

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim