kendisini bir belli eden, bir etmeyen oynak alerji. kullandığınız her penisilin içerikli ilaç alerji yapmaz. buna güvenirsiniz, bir gün pat diye her yeriniz kabarabilir. kabarcıkları görüyorsanız şanslı sayılırsınız. damar içerisinde kabarırsa sıkıntı büyük. anaflaktik şok

bu arada, penisilin alerjisi olup ameliyata falan girecek arkadaşların başında biri olup bunu doktorlara hatırlatırsa iyi olur. birkaç yıl önce bir ameliyat öncesinde alerji durumumu doktora bildirdik. yatağın baş tarafına da kocaman bir kâğıda yazıp astılar. fakat doktorların nöbetti, hastalarla uğraşmaktı falan derken kafaları dalgın olabiliyor. ameliyat sonrası başımda durmuş verilecek ilaçlardan bahsediyorlardı. annem tekrar hatırlattı alerji durumunu. "o zaman onu değil şunu verelim" dediler. orada yazıyor nasılsa diye güvenip de salmayın ipin ucunu. arada bir hatırlatın ki bir yanlışlığa kurban gitmeyesiniz.
devamını gör...

az daha kitap okuyayım diye.
devamını gör...

şansım olan yazar.
her insana doğuştan yardımcılar yollar yaratıcı.
ben hem yatacıya inanıyorum, hem yardımcı olduğuna, hem mucizeler yolladığına.
benim mucizem olan yazar, kankam.
sen çok yaşa emi.
ha böle ha böle devam edelim.
devamını gör...

dövüş sporları ile ilgilendiğini tahmin ettiğim sözlüğe girdiği saniye moderatörlük almış bir yazarımız.
devamını gör...

zülfü abi nude işlerini bırak gözünü seveyim kitap yaz müzik yap ama nude atma millete .
devamını gör...

madalya mevzusuna kesinlikle karşı değilim.ancak madalyalı tanımları okumak istemiyorum.*

bazen öyle tanımlar görüyorum ki adam dayamış döşemiş,e yazarı da severim sayarım.babacım yazmışsın iki dakika sonra madalya gelmiş bir sakin ol.

merak ediyorum.hatta konu bile cezbediyor beni ama oradaki madalya varlığı beni itiyor.yazılarından kalite fışkıran yazarlara sesleniyorum;bir iki gün geçsin öyle alın madalyanızı lütfen ya da önceden bana haber verin okuyayım- taslakken de olur yani- *. saygılar.




*
devamını gör...

insan da olsa hayvan da olsa minicik bir yavrunun ihtiyaçlarını karşılamak göründüğünden daha zordur. doğurmak, emzirmek, hiçbir karşılık beklemeden büyütmek bunlar kutsal şeyler.

doğurup sokağa atan da var 2 günlük bebekleri öldüren de var. bu yüzden her kadının harcı olduğunu sanmıyorum. herkes anne olamıyor maalesef.
devamını gör...

aslında eskiden oldukça efsane olan ve günümüzdeki pek çok internet platformunun* öncüsü olan bu platform ile ilgili başlığı açmaya karar vermemdeki en önemli sebeplerden birisi çalıntı tanım girmek başlığındaki #857515 no'lu tanımdır çünkü az önce bahsetmiş olduğum gibi bu tanımda sözü edilen pek çok platformun öncüsü olmuştur.

peki napster'ı bu kadar sansasyonel yapan şey neydi? metallica'nın kendilerine 2000 yılında açmış olduğu davadır. metallica'nın bu platforma dava açmasının sebebi ise 300.000 civarı kullanıcının metallica'nın şarkılarını bu platform üzerinden indirmesi ve paylaşması idi. davayı kazanan metallica oldu ama bu şarkı veya dijital içeriklerin internet üzerinden paylaşılmasını hiçbir zaman engelleyemedi. aynı zamanda bu dava metallica'nın imajına ciddi zarar vermiştir.

günümüzde selçuksports, netflix, sci-hub gibi platformları kullanabiliyorsak çoğu şeyi napster'e borçluyuz.* napster, yıllardır süregelen telif hakları savaşının da bir öncüsü olmuştur. napster aslında sorunun kapitalistlerin, ağababaların ve tiranların kar hırsı olduğunu gösteren ilk vakadır. bu yazıdan da görebileceğiniz üzere makul bir yol bulunduğunda #857515 no'lu tanımda bahsedilmiş olan hırsızlıkların (!) önüne geçilebileceği oldukça açık bir şekilde bellidir. yani bu konu kesinlikle çalıntı tanım girmek ile bir tutulmamalıdır.

sonuç olarak, pek çok kişi gözardı etse de napster günümüzü şekillendiren en önemli şeylerden birisidir.
devamını gör...

lil zey, gerçek adıyla zeynep tanyalçın türk müzik camiasının benim için en iyi rap kadın sanatçısı.

28 temmuz 1994 izmir doğumlu lil zey, boston massaschusetts’te kurulmuş berklee college of music’te müzik yönetimi ve şarkı sözü yazarlığı eğitimi görmüştür.

para diye bir şey olmasaydı da müzik yapardım sözüyle bilinen lil zey, müziğe ruhunu ve benliğini katarak gerek röportajlarında gerek şarkı sözlerinde bizlere bunu kanıtlıyor.

rap-trap-hip hop tarzı müzik yapan lil zey, dinlediğim tek türk kadın rapçi. ne söylediği anlaşılmıyor diyenlerin bir kbb uzmanına görünmesini öneririm. *

ilk solo şarkısı heveslenmem parçasıyla yoğun ilgi görmüş ve beraberinde birçok rap sanatçısıyla ft. yapmış 2021’de ise ilk albümü kara tiyatroyu yayınlamıştır. öyle güzel bir albüm ki favori şarkımı bile seçemiyorum siz düşünün.

her şarkısında beni alıp farklı dünyalara götüren lil zey, konuşma tarzı, düşünce yapısı ve doğal güzelliğiyle de kendine hayran bırakıyor, buradan rastalarına da sevgilerimi iletiyorum

ek olarak kendisine ait minimalist bir internet sitesi var, umarım ilerleyen zamanlarda daha çok içerik görürürüz diyorum ve burada bitiyorum.

buradan
devamını gör...

çok değişik bir gece yaşanıyor gerçekten de. kurların bu kadar dalgalanması sonucu yarın nasıl bir güne uyanacağız kestirmek çok güç.

son 2 saattir gözüm ekranda kurların değişimini izliyorum. delirmemek gerçekten elde değil. hepimizin dağarcığına ekonomi ile ilgili onlarca terim girdi. deprem sonrası deprem bilimcilere sarıldığımız gibi şimdi de ekonomistlere sarılıp bir şeyler anlamaya çabalıyoruz. normal bir ülkede, daha normal dertlerle uğraşmamız gerekirken, saçma sapan problemleri çözmemiz gerekirken, ülkenin gidişatından, yarın ve sonrasında oluşacak alım gücümüzün ne olacağı, dalgalı kur yüzünden nereye savrulacağımız gibi şeyleri dert eder olduk.

piramitin en altında olan, tüm yükü sırtlayan vatandaşlar olarak bizim bu işten hiçbir çıkarımız olmayacak. yıl sonunda yine enflasyon düşük gösterilecek ve alacağımız düşük zamlar ile reel enflasyonun altında ezilip gideceğiz. peki 1-2 ayda zamlanan tüm ürünler eski fiyatlarına geri dönecek mi? elbette hayır!
devamını gör...

bi' kahve?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kimine göre vasat, kimine göre değil, sevgili bedel'in yazdığına kesinlikle saygı duyuyorum ama aynı şeyi düşünmüyorum ben, bu sözlükte zaman geçirmek bana çok keyif veriyor, benim için kült bir kitap, bir film gibi bir hal almış durumda, zira zaten her gün içerisinde bulunmaktan bıktığımız siyasi olayları, birbirimizi ayrıştırıcı girdileri görmüyorum ben burada, bazen bana çok şey katan girdiler oluyor, bazen kahkaha atarak gecemi güzelleştiren bir şeyler görüyorum. ayrıca ölü bir sözlük kısmına hiç ama hiç katılmıyorum, ölü sözlük kısmına buraya onlarca örnek veririm, burası oldukça aktif bir yer.
devamını gör...

tdk’ya göre birbirini karşılıklı olarak etkileme işi.

güçlerin eş türden karşılıklı etki ve katkılarının tümü.

sözlük içinde karma puanı sistemiiçin mühimdir.
devamını gör...

christopher lacsh’in savaş sonrası amerikan toplumunda narsist bir karakterin ortaya çıkışını, ekonomik ve toplumsal sebepleri ile incelediği 1979 yılında yayınlanan kitabının ismidir. amerika, günümüz endüstriyel toplumunun ileri aşamasını temsil ettiğinden, 1979 yılında amerika toplumu için yazılan bu eserin, 2000’li yıllar ile birlikte türkiye içinde bazı gerçeklere işaret ettiği söylenebilir.

kendisi haricinde her şeyi kendisi için bir ayna olarak gören, kendi dış görünüşü, çekiciliği, toplumdan kendisine yansıyan görüntüsünden (bu yansımayı sosyal medyadan aldığı likelar ile ölçer) başka hiçbir şeyle gerçekten ilgilenmeyen bir karakter olarak tanımlar lasch narsisti. geleceğe ve gelecek nesillere olan tüm ilgisini yitirmiştir. ilgilendiği şeyler ya da inançları, bütünlüklü bir dünya görüşünün parçaları değil, yansımasını geliştirmek amaçlı bir takım terapilerdir. (vücut geliştirme, yoga, sağlıklık beslenme, pilates, karatay diyeti, organik besinler vb.) bu karakterin ortaya çıkmasında ekonomik, toplumsal ve tarihsel sebepler nelerdir? lasch ile beraber incelemeye çalışalım.

dünyanın sonu, umutların yıkılışı ve tek çare olarak bireysel terapi

bireysellik, her ne pahasına olursa olsun mutluluğun peşinde koşma, kültürel devrim adı altında narsistik davranış biçimleri ile çökmekte olan bir medeniyetin tezahürleri haline gelmiştir.

bir felaketin yaklaştığı hissi, dünyanın sonunun geldiği düşüncesi, daha iyi günlerin bizi beklemediği duygusu, kolektif ve organize bir kurtuluşa duyulan inancın yitirilmesi karşısında bireysel kurtuluşun, mutluluğu aramanın, kişisel gelişimin, yani terapinin tek mantıklı çare olduğu inancı yerleşmiştir. politik tüm hedeflerin, hayallerin çökmesinden sonra, geriye terapatik bir takım uğraşlar kalmıştır. yoga, sağlıklı beslenme, fitness, kendini keşfetme, veganizm vb.

kitlelerde yaygın olan bir diğer duygu durumu devamlı bir zamanın, tarihin bir parçası olduğumuzun fikrinin çöküşüdür. geçmişten gelip geleceğe doğru giden bir tarihin parçası değiliz artık. geleceği olmayan bir toplumda ve dünyada, şimdiki zamanda yaşamak kadar doğal bir şey yoktur.

lasch’in terapatiden kastettiği insanların anlık olarak iyi, sağlıklı hissetmeye çalışmalarıdır. bu genel bir inanca, dünya görüşüne oturan bir pratik değildir. arzuların anlık doyurulmasıdır.

aslında bireysellik yüceltilirken bireyin mega makineye bağlı kalmadan yaşamasının tüm şartları ortadan kalkmıştır. insan gerçek anlamda yalnız kalamadığı gibi, birlikte de değildir. totaliter hareketlerin, yalnız kitle insanını hareketin deviniminde birbirine doğru itmesi gibi bir durum ile kaşı karşıyayız.

yalnızlık, boşluk hissi gündelik hayatın bir savaş alanı haline gelmesinden, kimsenin yanında kendimizi emin hissetmeme duygusundan kaynaklanmaktadır. meta ilişkilerinin yoğunluğunun artması ile işin kişisel rekabet haline gelmesi, üremenin sosyalleşmesi sonucu aile ilişkilerinin çökmesi gibi sebepleri vardır.

modern insan kendi fiziksel ihtiyaçlarından, çocuklarını yetiştirmeye, psikolojik gereksinimlerine kadar devlete, şirketlere, büyük organizasyonlara bağlıdır. bu da güçsüzlüğe sebep olur. içten içe kendi ile barışık olamayan narsist bir toplumun kökenleri burada yatmaktadır.

narsist, başkalarının olumlayıcı, övücü bakışlarına muhtaçtır. kendisi için ayna olan dünyaya muhtaçtır. normal olmak, sıradan kişi olmak narsist için insanın başına gelebilecek en kötü şeydir. narsist bir fandır. sürekli ünlüler ile özdeşleşir. başkaları üzerinden sıradışı bir yaşam sürmeye çalışır.

insanların özel hayat, yani bedensel ihtiyaçlarını giderdikleri alanın dışında kalan kamuda, birlikteliklerini düzenleyen kurallar bütününü ifade eden civilitasın çöküşü kamu ile özel alanın ortadan kaldırılmasına sebep olmuştur. türkçe’ye nezaket kuralları olarak çevrilebilecek civilitas kısıtlayıcı olmaktan öte insanların, kişisel çekincelerini bırakarak biraraya gelmeleri için gerekli ortamı yaratıyorlardı. bu kurallar sayesinde daha rahat bir ilişki tesis etmek mümkündü. civilitas’ın ortadan kalkması ile tüm sosyal ilişkiler arada hiçbir sınırın olmadığı bir itiraf seansına dönüşmüştür. politika ve iş somut hedeflerinden sıyrılarak, özel hayattaki kişiliğin sergilendiği bir yer haline gelmiştir.

işin bürokratikleşmesinin, iş ile ilgili kabiliyetleri anlamsız hale getirmesi, şirketin, kurumun kişinin yaptıklarından bağımsız olarak bürokratik tarzda otomatik işleyişi, iş hayatında başarı kriteri olarak kişiliği ön plana çıkarmıştır. günümüz yöneticisi örneğin belirli bir hedef ya da görev için uğraşmaz. onun için önemli olan başkalarını geçmektir. winner olmaktır. gerçek bir kabiliyeti ve hedefi yoktur. amaç bir değer yaratmak değil kendisini, kendi karizmasını sergilemek, rakiplerini alt ederek winner olmaktır. aurası genç, dinamik olmasına bağlı olduğu için yaşlanmak en büyük korkulu rüyasıdır.

bu kendi kişiliğini, görüntüsünü sergileme motivasyonunu artıran bir değer husus sürekli kayıt altında olduğunun bilincidir. kameralar tarafından sürekli çekildiğini bilmek, sürekli fotoğrafının çekildiği bir ortamda yaşamak davranışların bir gösteriye dönüşmesini destekler.

burada kapitalizmin ilk ortaya çıktığı zamanlardaki, weber’in kapitalizm ile özdeşleştirdiği puritan ahlakın terk edilmesi söz konusudur. aslında puritan ahlak, kapitalist değer yargılarının tam olarak topluma nüfüz etmediği bir dönemin ürünüdür. puritan ahlakta fayda kavramı, topluma yararlı bir iş yapmakla ilişkilendirilir. puritan ahlaka göre disiplinli, kendi zevklerini bir kenara atmasını bilen, tutumlu kişiler, yaptıkları ile topluma faydalı olurlar ve böylece bunun maddi karşılığını da alırlar. önemli olan insanın yeteneklerini geliştirmesidir. maddi kazanç onunla birlikte gelecektir. ancak günümüzde insanın kendi yeteneklerini geliştirmesi ile ilgili rekabet yerini başkaları ile olan rekabete bırakmıştır. bir iş yapma kabiliyetinden daha çok kişisel ilişkilerdeki üstünlük, kendini pazarlama konusundaki maharet yükselmenin kaynağı olmuştur.

başarının kendisi neyin başarısı olduğundan bağımsız olarak önemlidir. başarının kendi ötesinde bir anlamı yoksa başarının tek ölçüm birimi başkalarının başarısıdır. bu durum hayatın bir savaş alanı haline gelmesi ve geleceğin belirsizleşmesinin en önemli sebeplerindendir.

puritan ahlaktan, narsist ahlaka geçiş, kapitalizmde üretimin başatlığından tüketimin başatlığına geçiş ile bağlantılıdır. puritan etiğin yerini tüketimin anlık zevklerine bıraktığı bu ahlak biçimi aslında kapitalizmin kendi içkin ahlak yapısının geçmişten gelen tortulardan sıyrılarak ortaya çıkmasıdır. sade’ın tahayyül ettiği, herkesin kendi kişisel zevk ve arzularından başka bir kural ve değer tanımadığı ve başka hiçbir kısıtlama olmadan bunların peşinde koştuğu bir toplumsal düzen.

hiçbir baskı altında kalmadan her türlü arzunun kolayca gerçekleştirilebileceği, meta üretimi ve bunların tüketimine dayalı bir toplum, arzuların anlık tatminin önündeki her türlü engeli ortadan kaldırmaya çalışır. bunların önünde hiçbir dini, ahlaki, felsefi bir engel olmamalıdır. birey arzularını tatmin etmek istediği hiçbir ailevi, geleneksel yani ekonominin yasaları haricinde hiçbir kuralın baskısı altında kalmamalıdır. bireyin bu tarz bir tahayyülü, tüm bireyleri, fiziksel ihtiyaçlarının peşinde koşan, birbirinin aynı monadlar olarak görür. bu ihtiyaçlar da meta olarak tanımlandığı ve karşılanması da bunların satın alınması ile eş değer tutulduğu için aslında birey tam anlamı ile topluma, bu metaları üreten endüstriyel/kapitalist topluma mahkum edilmiş demektir. geleneksel değerlerden özgürleşmek gibi algılanan şey aslında kendini tamamı ile topluma terk etmektir.

kapitalist topluma topyekun bir karşı duruş olan 68 hareketinin dağılmasının sonuçları olan kadın hareketi, gençlik hareketi, gay hareketi, yeşiller vb. parçaların temelde gördükleri işlev bu civilitasın, saf kapitalist mantığın önündeki engellerin ortadan kalkmasıdır.

örneğin kadının ekonomik özgürleşmesi, aslında temel olarak kadının kapitalist ekonomiye dahil olması demektir. ailede paternalizmin yıkılması, çocukların ekonominin, şirketlerin, devletin yönlendiriciliğine ve tahakkümüne girmesi demektir. (bu örneklerde geçen eski tip tahakkümlerin kısıtlayıcı etkilerinden bağımsız olarak)

lasch’in bahsettiği bir başka yaygın ruh hali, insanların yaptıkları işe ve gündelik hayatlarına karşı ironik bir tavır ve ciddiyetsizlik ile yaklaşmalarıdır. yapılan iş meslekten ve kabiliyetten bağımsız hale geldiğinde, sergilenen yapılan işler değil karakterin kendisi haline geldiğinde, işin anlamanın ölmesi ile birlikte yapılan işe duyulan saygı da ölür. iş, absürt bir noktaya doğru kayar ve bu sebeple insanlar yaptıkları işe karşı alaycı bir uzaklık takınırlar. aynı ironik tavrı sosyal hayattaki ilişkilerde de görebiliriz. sosyal yaşam geleneksel rutinlerinden sıyrılıp bir role playing haline geldiğinde insan gündelik faliyetinin tümüne ciddiyetsiz bir uzaklık ile yaklaşır.

iş ve sosyal yaşamın kendisi bir ilüzyona dönüştüğünde hiçbirşeye inanmayan ve herşeye inanan bir insan profili ile karşılaşırız. semptomları gittikçe yaygınlaşan komplo teorilerinde görülebilir.

spor ve oyunun sektörleşmesi

lasch sporda ve oyunda meydana gelen değişimleri de incelemektedir. oyun, spor, toplumun kendi ritüellerine, geleneklerine, hayata bakışına bağlı bir faaliyet (örneğin ilyada’da achilleus’un düzenlediği müsabakalar gibi) olmaktan çıkarak, kitle iletişim araçları ile yayınlanan bir eğlence, dolayısı ile bir business faliyetine dönüşmüştür.

oyun, keyfi kuralları ile hayatın askıya alındığı, yapay bir şekilde gerilimin sürekliliğinin sağlandığı ve böylece rekabet, macera duygularının tatmin edildiği bir faaliyet ve fiziksel ve zihinsel kapasitelerin sergilenmesi için bir imkandır. oyunun bu beklentileri karşılaması için oyuncuların ve izleyicilerin kuralların keyfiliğini kabul etmesi, oyunu kendi içerisinde ciddiye alması şarttır. kendi hayatını ciddiye almakta zorlanan bir insanın oyunu ciddiye alması imkansızdır. narsistik insanın en önemli özelliklerinden birisi oyunda, tiyatroda, sinemada gerçekliği askıya alma yetisini kaybetmesidir.

oyunun büyüsünün bozulmasının kapitalist üretim ile alakalı başka sebepleri de vardır. çalışma ve boş zamanın birbirinden ayrılması, kitle iletişim araçları ile sporun geniş kitleler için bir eğlence haline gelmesi sporun büyüsünü öldüren etkenlerdendir. spor gerçekliğin askıya alındığı bir temsil değil, büyük paralar yatırılan, müsabaka öncesinideki yatırım ve hazırlığın müsabakadan daha önemli hale geldiği bir business faaliyetidir. sporun bir business haline gelmesi lokalliği ve bağlılığı öldürür. sonuçta oyun tüm ciddiliğini, büyüleyici özelliğini kaybetmiştir. holiganlık ve taraftar grubu faaliyetleri oyunun ciddiye alınmasından ileri gelmez bilakis oyun ile alakasız faaliyetlerin oyunun önüne geçmesini simgeler. taraftar gruplarının ilgilendikleri şey oyunun kendisi değil, oyun dışındaki kendi şovları ve gösterileridir. örneğin we are the best diye bağıran ultraaslan galatasaray klübünü değil, kendi taraftar gruplarını kastediyordur. burada en iyi olmak futbol sahası içinde yapılanın haricinde en iyi kareografiyi yapmak, deplasmana en kalabalık gitmek gibi oyun ile alakasız aktivitelerdir.

sonuç olarak spor bireysel olarak ilgilenildiğinde sağlıklı yaşam için yapılan bir terapi, organize halinde ise bir sektör halini almıştır.

yeni cahillik, cahilliğin öğretimi

peki günümüzde çok yaygın görülen yeni cahilliğin sebepleri neler olabilir. lasch’in bu konuda da tatmin edici açıklamaları mevcut.

en elitinden daha yaygın kurumlara kadar, eğitimin ve öğrencilerin kalitesi düşmüştür. kültür geleneğinden kopmuş, kendi ülkesinin tarihi ile ilgili temel bilgilerden habersiz, bu hali ile eğitim sürecini tamamlayabilmiş bir kitle oluşmuştur. okuma-yazma oranlarını artıran genelleştirilmiş eğitim yeni oluşan cahillik biçimleri karşısında etkisiz kalmıştır. konuşma ve yazmada duyulan zorluklar, okuduğunu anlama kabiliyetinde gerileme, en temel hukuki haklarından habersiz bir yurttaşlık, geleneksel bilgiler ile kuşaktan kuşağa aktarılan gündelik yaşam bilgisinin uzmanların mesleki faaliyet alanı haline gelmesi vb. genel manada yaşanan bu kabileyet düşüşünün etkilerini aile ilişkileri, çocuk bakımı, beslenmeye kadar her alanda görmek mümkündür. hayatın her alanı, uzmanların ezoterik bilgisi tarafından düzenlenmesi gereken, sokaktaki adama terk edilemeyecek uzmanlık alanları haline gelmiştir.

yukarıdaki gelişmelerin temel sebebi günümüzde yapılan işlerin gerçek bir kabiliyet, inisiyatif ve organizasyon yeteneği istememesidir. hatta işlerin çoğunun bunlara sahip olanları tatmin etmeyen bir yapısı vardır. alalade özelliklere sahip, ortalama bir eğtimden geçmiş bir kişi, yaptığı iş için kendi yeteneklerini fazla görmektedir. endüstriyel üretim tarzı sürekli söylendiği gibi, kalifiye çalışanlara değil, rutin işleri baştan savma yapacak, boş zamanında tüketim ile kendisini tatmin edecek bir iş gücüne ihtiyaç duymaktadır. dolayısı ile sistemin hedefi tam olarakta vasat öğrenciler yetiştirmektedir.

okulun bu hedef doğrultusunda şekillendirilmesinde ilerici pedegojik görüşlerin katkısı yadsınamaz. bu görüşlere göre öğrencinin dikkati korunmalıdır. öğrencinin sınıfta geçirdiği zaman aynı zamanda eğlenceli olmalıdır. öğretmen ile öğrenci arasında eşit bir ilişki kurulmalıdır. öğretmen yönlendiren kişi değil, öğrenci ile birlikte öğrenen kişidir. bu anlayış öğretmen kalitesinin düşüşünde muazzam etkili olmuştur. demokratik pedegojik görüşe göre öğrenci ciddi çalışma kapasitesinden mahrum, konsantrasyonunu toplayamayan bir karaktere sahiptir. bu sebeple ilgisi ciddi akademik faaliyetlere girmeden oyunlarla, yeni teknolojik cihazlarla canlı tutulmalıdır. bu görüşlerin arendt’in crisis in education makalesi ile büyük paralellikler içerdiği söylenebilir.

ailenin çöküşü

üretimin ailenin ve bireyin bir faliyeti olmaktan çıkarak, toplumsal bir boyut kazanması ile üreme de sosyal bir faaliyet haline gelmiştir. çocuk yetiştirme ailenin tekelinden çıkarak devletin, uzmanların, özel şirketlerin meşgalesi haline gelmiştir.

modernite ve ilerleme nüfuzunu artırdıkça ailenin tutucu, çağın gerekliliklerine uyum sağlayamayan bireyler yetiştirdiği varsayılarak, eğitim ile ilgili faaliyetler ailenin tekelinden peyderpey alınmıştır.

son ve yeni uzman görüşlerine göre normal ve sağlıklı bir aile yapısı dahi, çocuk yetiştirme konusunda yetersizdir. bu sebeple toplum, devlet aracılığı ile çocuk yetiştirmeyi eline almalıdır.

böylece çocuk yetiştirme ile ilgili geleneksel bilgiler, kuşaktan kuşağa aktarılmış doğrular kaybolmakta, ebeveynler çocukları karşısında ne yapacaklarını bilemez bir durumda kalmaktadırlar. uzman görüşüne muhtaç bir ebeveyn profili ortaya çıkmaktadır. başarılı ve sağlıklı çocuklar yetiştirmek belirli bir yurt ve özel okula, bir vitamine, protein içerikli mamaya, çeşitli özel kurslara bağlanır. ebeveynler, başarılı çocuk yetiştirme stresini sürekli üzerlerinde taşır.

geleneksel otoritenin ve aile değerlerinin çağın gerekliliklerini karşılamadığının iddia edildiği, çocuk yetiştirmenin değişik uzmanlık alanlarının bilimsel yönlendirmesi ile sağlıklı olabileceği ilan edildiğinde ebeveynin çocuk üzerinde hiçbir ahlaki otoritesi ve yükümlülüğü kalmıştır. bu fiili durum, liberal ahlaki özgürlük kavramının, çocuğun kendi seçim hakkı düsturu ile meşrulaştırır. aslında herhangi bir yönlendirici ve örnek olma kabiliyetini kaybetmiş ebeveynin bu sorumluluğundan gönül rahatlığı ile sıyrılmasının bir imkanıdır bu.
sonuçta modern ebeveynlik pazardaki çocuk yetiştirme ile ilgili metaların alımına indirgenir. özetle, doğum uzmanları çocuğun doğumundan, pediyatrikler hastalıklarından ve tedavisinden, öğretmenler zekasından, süpermarketler ve gıda endüstrisi yiyeceklerinden, kitle kültürü ise dünya görüşünden sorumludur, ebeveynler ise bunları satın alan kişilerdir.

nesiller arasındaki hiyerarşinin tersine dönmesi, ebeveyn otoritesinin çökmesi, ben merkezci, fiziksel arzular ile hareket eden, hedonist bir toplum yapısı yaratır. bunun kapitalist toplumun tüketim endeksli yapısı ile birbirini destekleyen yapısı mağlumdur.

ancak bu durumun birey üzerinde hiçbir disiplin, eleştirel bir otorite bırakmadığı düşünülmemeli. kısıtlayıcı geleneksel disiplin yerine, yeni eleştirel bakış, herkes tarafından beğenilme, popüler olma, en çok like alma, sosyal başarı üzerine kriterlerini inşa eder. bu aslında insanlar üzerinde çok daha sert, eleştirel bir baskı oluşturur. bunun somut örneklerinden birisi, facebookta belirli sayıda like almazsa çocuğunu 15. kattan atmakla tehdit eden babadır.

kadın erkek ilişkileri

üremenin sosyalleşmesi, kişisel ilişkileri sıradanlaştırır. kendi ölümünden sonraki dünyaya ilgi duymamak ile sonuçlanır. çünkü ebeveynler çocuklarını kendilerine ait hissetmezler. çocuklar da otorite ve rol model olarak anne-babayı kabul etmedikleri için, nesiller arası devamlılık duygusu kopmuştur. kendi ölümünden sonraki her şeye ilgisini kaybeden kişi anı yaşamak zorundadır. narsistik karakterin bu özelliğinin bir türlü gelmek bilmeyen ekolojik bilinçle ya da sınıf bilinci ile ilgisi yok mudur? dünyanın sonunun geldiği sayısız raporda, filmde, belgeselde dile getirilmesine hatta dünyanın sahipleri tarafından kabul edilmesine rağmen bunun hiçbir etki bırakmamasının sebeplerinden biri bu olamaz mı?

modern toplum öncesinde kadın-erkek ilişkilerinin temel normları centilmenlik kültürü üzerine oturmaktaydı. bu centilmenlik kültürü, zayıf cinsiyeti korumak, centilmenlik görevleri gibi kavramlar altında, temelde fiziksel güce dayanan kadının sömürüsünü yumuşatan bir etkiye sahipti. günümüzde bu kültür ortadan kalkmıştır.

kadın erkek ilişkilerindeki bu ilüzyonun ortadan kalkması doğal bir takım zıtlıkların doğrudan yaşanmasına, kadın erkek ilişkilerinin şiddetlenmesine sebep olmuştur.

lasch cinsel devrimin kadın-erkek ilişkilerinde yarattığı bazı komplikasyonlara da dikkat çekiyor. örneğin seksin sadece kendisi için değerli hale gelmesi, geleceğe dair tüm referanslarını kaybetmesine ve sürekli bir ilişkinin temeli olabilme özelliğini yitirmesine sebep olmuştur. seksi aşka, evliliğe ve yeni nesillere bağlayan bağlar böylece kopmuştur.

feminizmin bazı çelişkileri konusunda ise şunları söylüyor. feminizmin kadın ve erkeği haklarında değil kendi doğalarında da eşit kabul etme eğilimi, eşitsizliği yaratan faktörün ise geleneksel değerler olduğu iddiası, bu ilişkileri düzenleyen normların (lasch için bu gelenekselliklerde herhangi bir ideal söz konusu değil) ortadan kalkmasına sebep olarak kadın ve erkeği doğadan gelen bir takım zıtlıkları ile baş başa bırakmıştır. örneğin feminizm , erkeği vahşi bir hayvan olarak tanımlarken, kadına yönelik vahşiliğini eleştirmekte, aynı zamanda bu vahşiliği törpüleyecek geleneksel değerleri (centilmenlik kültürü gibi) kadın-erkek eşitsizliğinin temeli olarak görmektedir.

yaşlılık nefreti ve korkusu

günümüzdeki en yaygın hislerden bir tanesi yaşlılık karşısında duyulan nefret ve korkudur. birincisi henüz uzakken, ikincisi yaklaştığı zaman. lasch’e göre bunun sebebi nesiller arasındaki bağın kopmasıdır. yaşlılık ile ilgili en büyük teselli, yeni nesillerin bizim yerimize geliyor oluşu ve bir anlamda bizim devamlılığımızı sağlayacak olmalarıdır. ancak insanoğlu kendi ölümünden sonraki hayata karşı tüm ilgisini kaybettiğinde, kendisini sadece güzelliği, çekiciliği, dış görünüşü ve gücünün (hepsi gençlikle bağlantılıdır ve yaşlandıkça erir) dış dünya tarafından takdir edilmesi ile tatmin edebildiğinde yaşlılık dayanılması en zor bela ve başa gelebilecek en büyük felaket halini alır. çünkü sürekli teknolojik yenilenme altında bir gelenek oluşturabilmek mümkün değildir. birbirini takip eden nesiller daha önceki nesillerin yani bir geleneğin devamını değil tam tersine önceki neslin yok oluşunu temsil eder. çocuk yapma karşısında duyulan tereddütün sebeplerinden bazıları buralardadır. bilgilerin sürekli yenilenmesi, yaşlıların bir toplumdaki en büyük değerini oluşturan bilgeliğin ortadan kalkmasına sebep olur. orta yaşını geçen insanın, tecrübeye, bilgiye ve geleneğe saygısı olmayan bir toplumda son kullanma tarihi geçmiş demektir.
devamını gör...

günaydın sözlük. bugün evden işe poğaça getiren birtakımlarinin varoş dediği kadınlardan oldum. pek güzel yapmışım. bu yazi löp löp yani löpölöp * olmadan bitirmeyi kendime, güzel bir gün geçirmenizi de size temenni ederim.
devamını gör...

arapların ne kadar .....* bir toplum olduğunu buz gibi gösteren savaştır.

bu arap devletleri birbirleriyle anlaşırlar ve derlerki hepimiz müslüman arap devletleriyiz. haydi güçlerimizi birleştirelim ve bu yahudileri ortadoğu’dan atalım. savaşa başlarlar. ancak * birbirlerine düşerler, adeta birbirlerine tren yaparak saldırırlar. israil yeni görünen ama yeni olmayan güçlü devlettir, affeder mi bunu? bu birbirlerine düşmenin de etkisiyle 6 günde alayını dağıtır ve ortadoğu’da kalıcı olur.

araplarda biz size küstük diyerek avrupaya enerji desteğini keser. avrupa’da enerji konusunda sineğin yağını hesaplamak eylemini yaparak yaz saati uygulamasını yürülüğe koymaya başlar.

ek bilgi : yaz saati uygulamasının bugün avrupada halâ uygulanıyor olmasının nedeni tasarruf değil, arapların bu yaptığını unutmamaktır. bizim kaldırma nedenimiz de gereksiz görmek değil, avrupaya biz sizinle aynı safta değiliz demektir. kaldırdığımız döneme ve o dönemde başlayan avrupa türkiye ilişkilerinde ki gerilime bakarsınız demek istediğimi anlayacaksınız.

he kaç kişi okur bu entry’i bilemem. okuyan merak eden araştırabilir, yanıldığım yerlerde bana portakal fırlatabilir.
devamını gör...

her sabah değişmeyen iki rutinim vardır.
ilki sevgilime “günaydın” demek.
ikincisi sabah kahvesini içmek. kahveyi içtikten sonra ayılıyorum ve bir sevgilim olmadığını anlıyorum. (ulen ben her sabah kime günaydın diyorum?)

güne ayılarak, dost ile içilince kırk yıl hatır bırakacak olan kahvenin yolculuğuna bakalım;

kahvenin anavatanı etiyopya'nın kaffa bölgesidir. kaffa'daki ormanlarda yetişen arabika kahve ağaçları, çekirdekleri işlenen ilk kahveler olarak bilinir. ilk keşifin 8. yy olduğu söylenir. iki ayrı bilgi vardır kahvenin ilk keşfi için. ilki “kaldi” adında bir çobanın, hayvanları otlatırken kırmızı renkli bir meyveyi yedikten sonra düz duvara tırmanacak kadar hareketli olmalarını görmesidir.

diğeri ise; (bana daha mantıklı gelen)

etiyopya'da o dönem köle ticareti yapılan yol üstünde yaya olarak yolculuk eden ve yorulan köleler, yol kenarındaki kahve ağaçlarının kırmızı meyvelerini çiğneyerek tükürürdü. çiğnenen bu kırmızı meyve, kölelere enerji verir ve yolculuklarına devam etmelerini sağlardı. bu durumu gören bazı tüccarlar da ağaçlardaki meyveleri ve meyvenin içindeki kahve çekirdeklerini toplayarak ticaretini yapmaya başlamalarıdır.

bakınız kırmızı;
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


demek ki kahvenin keşfi, benim durumumla aynı. mesele ayılmak!

kahvenin osmanlı’ya gelişi

kaffa kelimesi arapça'ya qahwah olarak geçer. 15. yüzyılda yavuz sultan selim döneminde yemen valisi olan özdemir paşa, yemen'de içtiği ve çok sevdiği kahveyi istanbul'a getirir. kahve, burada çok sevilir. öyle ki sarayda 'kahveci başı' rütbeli bir çalışan bile olur. padişahın kahvesini pişirmekle görevli olan kahveci başı, sır tutmasını bilen bilge kişiler arasından seçilirdi. bugün ki anlamıyla bilinen “kafe” ilk olarak 16.yy istanbul’da açılmıştır. sonrasında venedik, londra ve viyana.

kahvenin avrupa’ya göçü

bu konu hakkında iki bilgi mevcut.
1600'lü yıllarda türkiye'ye gelen venedikli tüccarlar, kahveyle tanışır ve kahvenin avrupa'ya taşınması bu şekilde gerçekleşir. diğeri ise ikinci viyana kuşatmasında geri çekilmek zorunda kalan osmanlının bıraktığı kahve çuvallarıdır. viyana kayıtlarında 500 çuval kahve çekirdeğinden bahsedilir. viyanalılar kahveyi ilk defa içtiklerinde “bu biraz acı mı? içine süt koysak ya” derler ve ilk defa sütlü kahve 17. yy viyanasında yapılır. o döneme kadar kahveye şeker ya da süt katılmazdı.

bundan sonrasını zaten biliyorsunuz. kahve çekirdeği aynı, ama kapitalizm rahat durur mu? capicino dedi, espresso dedi, püsküresso (tam kahveyi hüpletirken kişinin püskürtmesi) dedi, latte dedi, içine karamel koydu, çikileta koydu, beni koydu.
adına ne denirse densin, hepsi aynı kahve çekirdeğinden yapılır. ister soğuk için ister ideal sıcaklık olan 70-80 derecede için, malzeme aynı.

hüpletin efendim!

kaynak: bilgilerin bir kısmı, yazar stewart lee allen “kahvenin hikayesi” kitabındandır.
türkçekaynak
gavurcagaynak
devamını gör...

sadece öğrencileri değil öğretmenleri de ilgilendiren başlıktır. çok güzel ve verimli bir şekilde değerlendirilebilir.

benim boş ders için tercih ettiğim çeşitli etkinlikler vardır ve emin olun öğretmenler de öğrenciler kadar mutlu olur bu ders saatlerinde.

boş derste tercih ettiğim ilk aktivite öğrencilerle spor salonunda ilk tercih olarak futbol ama duruma göre voleybol ya da basketbol oynamak bunlardan biridir. ama maalesef okul idarecileri genelde öğretmenlerin boş derslerde böyle etkinliklerden uzak durmasını istiyorlar. zira kan ter içinde kalmış bir öğretmenin derse girmesi hoş bir şey olarak görülmüyor.

diğer bir etkinlik ise kitap okumak. okulun arkasındaki yeşillik alanda kahvemi yanıma alarak yapmaya çalıştığım bu etkinlik boş dersi olan bir başka öğretmen ya da “ hocam sorum vardı” diyerek fellik fellik beni arayıp bulan bir öğrenci gelene kadar sürebilir.

üçüncüsü en keyifsiz etkinlik. hazırlanması gereken evraklar, atılması gereken imzalar ve benzeri işler. ben bunları katip bartleby’den özenerek “ yapmamayı tercih ederim” şeklinde geçiştirip bir şekilde idarecilere unutturmaya çalışıp her seferinde de başarılı oluyorum.

dördüncü etkinlik ise öğrenciler için en keyifsiz etkinlik olmalı çünkü boş dersi olan bir sınıfın dersine giren boş dersi olan öğretmen sevilmez ve sevinmez. bundan kaçınmak için her türlü hile ve desiseye başvururum.

eğer bir okulda iseniz ve söz konusu boş ders ise gerisi teferruattır.
devamını gör...

vazgeçtiği, artık bazı şeyler onun için anlamı kalmadığı anlamına geliyor.
devamını gör...

uzaylı denince aklımızda oluşan görseli ilk kim aklına getirdi merak konusu.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim