benjamin button’ın tuhaf hikayesi
bir diğer eseri muhteşem gatsby olan, amerikalı yazar francis scott fitzgerald’ın iki yıl boyunca zihninde tasarladıktan sonra kaleme aldığı, yaklaşık elli sayfalık olmasından mütevellit bir çırpıda bitebilecek ve buna rağmen yaşın insanın kimliği üzerindeki etkisine dikkat çeken konusu sayesinde günlerce üstüne düşünülmeye değecek enfes bir kitap.
kitabın arka bülteninde ise konu şu şekilde anlatılır:
benjamin button doğduğunda ‘‘tuhaf’’ olan bir şeyler vardı. o bir bebekten daha çok yetmişlerinde bir ihtiyar görünümündeydi. dahası, yaşamındaki bu tuhaflık yıllar geçtikçe daha çok fark edilecek, gittikçe gençleşerek ona herkesinkinden bambaşka bir yaşam deneyimi sunacak, onu ömrü boyunca ilginç deneyimlere sürükleyecekti.
eser sinemaya da uyarlanmıştır.
(bkz: benjamin button’ın tuhaf hikayesi (film))
kitabın arka bülteninde ise konu şu şekilde anlatılır:
benjamin button doğduğunda ‘‘tuhaf’’ olan bir şeyler vardı. o bir bebekten daha çok yetmişlerinde bir ihtiyar görünümündeydi. dahası, yaşamındaki bu tuhaflık yıllar geçtikçe daha çok fark edilecek, gittikçe gençleşerek ona herkesinkinden bambaşka bir yaşam deneyimi sunacak, onu ömrü boyunca ilginç deneyimlere sürükleyecekti.
eser sinemaya da uyarlanmıştır.
(bkz: benjamin button’ın tuhaf hikayesi (film))
devamını gör...
covid-19 için kesin çözüm
ben kronik bronşit hastasıyım akciğerlerim problemli yani. herkes kapıp kurtulsun demişsin ama ben hastalanırsam kesin entübe olurum, muhtemelen çok kolay olmayacak atlatmam belki de dayanamayacak ciğerlerim, ölüp gideceğim.
sen hayattan soğumayacaksın diye ben neden ölüyorum.
sen hayattan soğumayacaksın diye ben neden ölüyorum.
devamını gör...
yazarların unutamadığı film replikleri
i think she is the saddest girl to ever hold a martini.
-vanilla sky.
-vanilla sky.
devamını gör...
yazarların hesap isteme şekilleri
çay getirmesini beklerim. öyle bağırmaya, el kol işareti yapmaya gerek duymam. çayı getirince normal bir ses tonuyla '' hesabı da alabilir miyiz '' diye rica ederim.
devamını gör...
allah
arap mitolojisine göre evreni yoktan var eden, her şeye gücü yeten, her şeyi bilen, mutlak güç ve kontrol sahibi, eşi benzeri olmayan tanrıdır.
devamını gör...
mutluluk ile huzursuzluk arasında git gel yapan duygu durum
birbirine tamamen zıt duygular arasında gidip gelmekten bir nebze daha normal sayılabilecek durum. hatta içinde bulunduğumuz şu dönemin koşullarında oldukça normal bana göre. bu vaziyetteki bir ülkede tam anlamıyla mutlu olan bir insan kafayı sağlam çekiyordur jkjkgjffhhchg.
bir an öfkeden delirip dünyayı yıkıp parçalamak isterken, bir sonraki anda kendinizi valhalla'ya gitmiş viking gibi hissediyorsanız asıl o zaman durum patolojik olabilir.*
bir an öfkeden delirip dünyayı yıkıp parçalamak isterken, bir sonraki anda kendinizi valhalla'ya gitmiş viking gibi hissediyorsanız asıl o zaman durum patolojik olabilir.*
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
#1209316
cevap demeyeyim de, naçizane konu ile ilgili kendi görüşümü bildireyim. mahlası kendisiyle ve tanımlarıyla müstesna yazarımızın ilgili girdide yazdıklarının bir çoğu kendi penceresinden bakıldığında doğru ve mantıklı olabilir, zaten problem de bence bu.
yani şikayet edilen şeylerin dışında başka şeylerin olacağı hiçbir zaman vadedilmedi bu yayında. dünyanın gizemlerini, mutluluğun formülünü, seküler ahlak teorisini, bitcoin’de kaldıraçlı işlemin nasıl yapılabileceğini yahut başka herhangi bir şey işte, neyse artık, bunlar vadedilmedi ki zaten. ben katkıda bulunan yazarların o an içinde bulundukları ruh hallerinin yansımasını dinlemeyi seviyorum. bu yüzden de ilgili eleştiriyi, bahsedilen yayının boşluğundan daha boş buluyorum….
fayda/maliyet açısından baktığınızda her emek saygıya değer olmayabilir nazarınızda. bunu da anlarım, ama zaten vadedilmemiş şeylerin yayında olmamasından şikayet etmek de ne kadar mantıklı bilemiyorum…
cevap demeyeyim de, naçizane konu ile ilgili kendi görüşümü bildireyim. mahlası kendisiyle ve tanımlarıyla müstesna yazarımızın ilgili girdide yazdıklarının bir çoğu kendi penceresinden bakıldığında doğru ve mantıklı olabilir, zaten problem de bence bu.
yani şikayet edilen şeylerin dışında başka şeylerin olacağı hiçbir zaman vadedilmedi bu yayında. dünyanın gizemlerini, mutluluğun formülünü, seküler ahlak teorisini, bitcoin’de kaldıraçlı işlemin nasıl yapılabileceğini yahut başka herhangi bir şey işte, neyse artık, bunlar vadedilmedi ki zaten. ben katkıda bulunan yazarların o an içinde bulundukları ruh hallerinin yansımasını dinlemeyi seviyorum. bu yüzden de ilgili eleştiriyi, bahsedilen yayının boşluğundan daha boş buluyorum….
fayda/maliyet açısından baktığınızda her emek saygıya değer olmayabilir nazarınızda. bunu da anlarım, ama zaten vadedilmemiş şeylerin yayında olmamasından şikayet etmek de ne kadar mantıklı bilemiyorum…
devamını gör...
yayın önerisi
aynı konseptte radyo yayını yapmak isteyen yazarlarımızın buluşmasını sağlayacak başlıktır.
bu başlık altına girdiğiniz program fikrine dahil olmak isteyecek diğer yazarların size mesaj atmasını sağlayarak ortak yayın fikirleri ortaya koyabilirsiniz.
"radyoda şöyle bir program olsa ne güzel olurdu" dediğiniz bir ukdeniz varsa, bu fikirlerinizi de bu başlık altında paylaşabilirsiniz.
bu başlık altına girdiğiniz program fikrine dahil olmak isteyecek diğer yazarların size mesaj atmasını sağlayarak ortak yayın fikirleri ortaya koyabilirsiniz.
"radyoda şöyle bir program olsa ne güzel olurdu" dediğiniz bir ukdeniz varsa, bu fikirlerinizi de bu başlık altında paylaşabilirsiniz.
devamını gör...
sümer mitolojisine göre insanın yaratılışı
sümer tanrıları tembeldir ama diğer mitolojilerdeki tanrılara göre daha dürüsttürler. neticede insanları kendi ayak işlerini yapmaları, mabetlerde kendilerine adak adamaları ve bolca dua etmeleri için yaratmışlardır ve bunu da açıkça itiraf ederler. diğerleri gibi kıvırmazlar. bu yüzden takdire şayandırlar. sümer yaratılış efsanesi özellikle ülgen ve ak ana hikayesi ile bayağı bir paralellik arz eder. oradan da mevzuyu hemen kendimize yontalım. *
bunun haricinde tamamlayıcı olması açısından dilmun şehri mevzusuna da girmek lazım. bu tembel sümer tanrılarının süper ötesi bir şehri var. orada bir elleri yağda bir elleri balda yaşarlar. tam tanrılara göre bir mekan. ne hastalık var, ne ölüm... yalnız muazzez hocanın anlattığına göre bu şehirde su yok. yani koskoca tanrı milleti daha alt yapı işlerini tam olarak halledememiş. oysa kadroda ankara'nın eski belediye başkanı gibi bir figür olsa, dilmun nasıl da güzel kalkınırdı. sular seller kaplardı tüm şehri. bonus olarak da, dinozorları kondurdu mu, değmeyin tanrıların keyfine. hem mitolojik hikayelere böylece dinozorları da eklemiş olurlardı ve dünya kültür mirasına daha büyük katkıları olurdu. neyse imkanları bu kadarmış diyelim o mevzuyu kapayalım. elde böyle süper figür olmayınca ünlü sümerolog kramer'e göre su tanrısı ile güneş tanrısı kuyu açıyorlar. yahu gel de gülme, tanrıların haline ahvaline bakar mısınız? su kuyusu açmak nedir? tamam bizim ülkemizde de 2002 yılından önce su yoktu ama daha sonra muazzam bir alt yapıya kavuştuk. tanrı milleti ise su kuyusu açmakla uğraşmış. vallahi şaka gibi. yazık günah sizin tanrılığınıza!
ama bu şaka dilmun şehrinin cennete dönüşmesine yol açacak bir atılım haline geliyor. bir su kuyusundan cennet doğuyor. her yer bağ bahçe haline dönüşüyor. hele bir tanesi var ki, ona cennet bahçesi adını veriyorlar. burada 8 tane özel meyve yetiştiriyorlar. bunların yenmesi yasak. niye yasak? o kısmı muamma. tanrıya yasak olur mu arkadaş? hayır yani yenmeyecekse niye bu meyveleri yetiştiriyorsunuz, amacınız nedir sizin?
benim gibi düşünmüş olsa gerek ki, bilgelik tanrısı enki başlarım sizin yasağınıza diyerek bilgeliğini konuşturuyor ve bütün meyveleri afiyetle mideye indiriyor. bilgelik işte böyle bir şey. sorunca sorgulayınca sonuca varıyorsun. ama tanrılar arasında bağnazlık hakim. yer altı tanrıçası ereşkigal, enki'nin meyveleri yediğini duyunca onu ölümle lanetliyor. yahu psikopat kadın, adam sadece meyve yemiş, neyin tatavası bu. neyse efendim bu tanrıların arasından pek aklı selim çıkmaz zaten. ben doğal karşılıyorum artık bunları. diğer tanrılar üzülüyorlar enki'nin haline, bilgelik tanrısı ölecek gidecek, e ne olacak? sonsuz cehalet dünyayı kaplayacak. bence enki öleli çok olmuş. sadece gerçekleri bizden saklamışlar, yoksa enki yaşıyor olsa dünya bu halde mi olurdu? her yer cehalet, her yer rezalet! ama anlatılan hikâye yaşadığına dair bir kurmaca işte. neymiş efendim, diğer tanrılar yer altı tanrıçasını ikna etmişlerde, o da enki'nin farklı organlarında oluşan sıkıntılar için tanrı ve tanrıçalar yaratmış. bak ben bunu da anlamıyorum neden kısa yoldan iyileştirmiyorsun da bu kadar merasime gerek duyuyorsun? baksanıza resmen bürokratik hantallık var bunların her adımında. hah işte o tanrıçalardan birinin adı ninti yani kaburga hanım ya da yaşam hanım. bu kaburga kısmına niye girdim peki? eh o da başka bir yaratılışın tetikleyicisi de o yüzden. onu da israil oğulları düşünsün bana ne! bu arada yunanlılara da çok kırgınım. ereşkigal'in cinsiyetini değiştirip ne diye hades yaptınız arkadaş? hiç utanma arlanma yok sizde vallahi. neyse böyle işte, çok karışık bu işler...
bunun haricinde tamamlayıcı olması açısından dilmun şehri mevzusuna da girmek lazım. bu tembel sümer tanrılarının süper ötesi bir şehri var. orada bir elleri yağda bir elleri balda yaşarlar. tam tanrılara göre bir mekan. ne hastalık var, ne ölüm... yalnız muazzez hocanın anlattığına göre bu şehirde su yok. yani koskoca tanrı milleti daha alt yapı işlerini tam olarak halledememiş. oysa kadroda ankara'nın eski belediye başkanı gibi bir figür olsa, dilmun nasıl da güzel kalkınırdı. sular seller kaplardı tüm şehri. bonus olarak da, dinozorları kondurdu mu, değmeyin tanrıların keyfine. hem mitolojik hikayelere böylece dinozorları da eklemiş olurlardı ve dünya kültür mirasına daha büyük katkıları olurdu. neyse imkanları bu kadarmış diyelim o mevzuyu kapayalım. elde böyle süper figür olmayınca ünlü sümerolog kramer'e göre su tanrısı ile güneş tanrısı kuyu açıyorlar. yahu gel de gülme, tanrıların haline ahvaline bakar mısınız? su kuyusu açmak nedir? tamam bizim ülkemizde de 2002 yılından önce su yoktu ama daha sonra muazzam bir alt yapıya kavuştuk. tanrı milleti ise su kuyusu açmakla uğraşmış. vallahi şaka gibi. yazık günah sizin tanrılığınıza!
ama bu şaka dilmun şehrinin cennete dönüşmesine yol açacak bir atılım haline geliyor. bir su kuyusundan cennet doğuyor. her yer bağ bahçe haline dönüşüyor. hele bir tanesi var ki, ona cennet bahçesi adını veriyorlar. burada 8 tane özel meyve yetiştiriyorlar. bunların yenmesi yasak. niye yasak? o kısmı muamma. tanrıya yasak olur mu arkadaş? hayır yani yenmeyecekse niye bu meyveleri yetiştiriyorsunuz, amacınız nedir sizin?
benim gibi düşünmüş olsa gerek ki, bilgelik tanrısı enki başlarım sizin yasağınıza diyerek bilgeliğini konuşturuyor ve bütün meyveleri afiyetle mideye indiriyor. bilgelik işte böyle bir şey. sorunca sorgulayınca sonuca varıyorsun. ama tanrılar arasında bağnazlık hakim. yer altı tanrıçası ereşkigal, enki'nin meyveleri yediğini duyunca onu ölümle lanetliyor. yahu psikopat kadın, adam sadece meyve yemiş, neyin tatavası bu. neyse efendim bu tanrıların arasından pek aklı selim çıkmaz zaten. ben doğal karşılıyorum artık bunları. diğer tanrılar üzülüyorlar enki'nin haline, bilgelik tanrısı ölecek gidecek, e ne olacak? sonsuz cehalet dünyayı kaplayacak. bence enki öleli çok olmuş. sadece gerçekleri bizden saklamışlar, yoksa enki yaşıyor olsa dünya bu halde mi olurdu? her yer cehalet, her yer rezalet! ama anlatılan hikâye yaşadığına dair bir kurmaca işte. neymiş efendim, diğer tanrılar yer altı tanrıçasını ikna etmişlerde, o da enki'nin farklı organlarında oluşan sıkıntılar için tanrı ve tanrıçalar yaratmış. bak ben bunu da anlamıyorum neden kısa yoldan iyileştirmiyorsun da bu kadar merasime gerek duyuyorsun? baksanıza resmen bürokratik hantallık var bunların her adımında. hah işte o tanrıçalardan birinin adı ninti yani kaburga hanım ya da yaşam hanım. bu kaburga kısmına niye girdim peki? eh o da başka bir yaratılışın tetikleyicisi de o yüzden. onu da israil oğulları düşünsün bana ne! bu arada yunanlılara da çok kırgınım. ereşkigal'in cinsiyetini değiştirip ne diye hades yaptınız arkadaş? hiç utanma arlanma yok sizde vallahi. neyse böyle işte, çok karışık bu işler...
devamını gör...
ne dediği anlaşılmayan insana hafifçe kafa sallayıp anlıyormuş gibi yapmak
sözlü tercüme yaparken başıma geldiğinde "slow, slow" diyerek anlamaya çalışarak tercüme yapıyorum ama bir çinlinin ingilizce konuşması, genelde çingilizce * şeklinde olduğundan birkaç saatlik böyle bir işlem sonrasında bir gün boyunca başım ağrıyor.. *
devamını gör...
yazarların öğrenmek istediği dil
ispanyolca*
devamını gör...
kronik kitap
birkaç yıldır imza attıkları kaliteli yayınlarla (özellikle de tarih yayınlarıyla) adını duyuran, her ay genişlettikleri kataloglarına özenle baktıran, sahip olduğu vizyonla hayran bırakan yayınevi. çok mühim hocaların çok mühim eserlerini yayımlamakla kalmıyor, uzun zamandır yeni baskısı yapılmayan eski kitapları yeniden basıyor ya da yabancı dilde yazılmış önemli eserleri dilimize kazandırıyorlar mesela.
kendilerini internet sitelerinde şöyle açıklamışlar: "kronik kitap olarak ülkemizin kültür yayıncılığına yepyeni bir soluk getirmek amacıyla 2016 sonbaharında yayın hayatına başladık. içeriklerinden kapak tasarımlarına, baskı kalitesinden sosyal medya iletişimine dek komple bir yayıncılığı hedefledik ve kısa denebilecek bir sürede türk yayıncılığının çıtasını yükselttik."
herhalde daha fazla katılamazdım son cümledeki öz övgülerine.
kendilerini internet sitelerinde şöyle açıklamışlar: "kronik kitap olarak ülkemizin kültür yayıncılığına yepyeni bir soluk getirmek amacıyla 2016 sonbaharında yayın hayatına başladık. içeriklerinden kapak tasarımlarına, baskı kalitesinden sosyal medya iletişimine dek komple bir yayıncılığı hedefledik ve kısa denebilecek bir sürede türk yayıncılığının çıtasını yükselttik."
herhalde daha fazla katılamazdım son cümledeki öz övgülerine.
devamını gör...
günün şiiri
günün şiiri üstat yunus emre'den gelsin, şiirin ismi ''bir kez gönül yıktın ise''...
bir kez gönül yıktın ise
bu kıldığın namaz değil
yetmiş iki millet dahi
elin yüzün yumaz değil
bir gönülü yaptın ise
er eteğin tuttun ise
bir kez hayır ettin ise
binde bir ise az değil
yol odur ki doğru vara
göz odur ki hakk'ı göre
er odur alçakta dura
yüceden bakan göz değil
erden sana nazar ola
için dışın pür nur ola
beli kurtulmuştan ola
şol kişi kim gammaz değil
yunus bu sözleri çatar
sanki balı yağa katar
halka matahların satar
yükü gevherdir tuz değil.
bir kez gönül yıktın ise
bu kıldığın namaz değil
yetmiş iki millet dahi
elin yüzün yumaz değil
bir gönülü yaptın ise
er eteğin tuttun ise
bir kez hayır ettin ise
binde bir ise az değil
yol odur ki doğru vara
göz odur ki hakk'ı göre
er odur alçakta dura
yüceden bakan göz değil
erden sana nazar ola
için dışın pür nur ola
beli kurtulmuştan ola
şol kişi kim gammaz değil
yunus bu sözleri çatar
sanki balı yağa katar
halka matahların satar
yükü gevherdir tuz değil.
devamını gör...
gözlük kullananların korkulu rüyası
maske.
devamını gör...
ailenin en büyük çocuğu
kendimi bildim bileli ablayım. ben on aylıkken kardeşim dünyaya gelmiş.
üç erkek kardeşin ablası olunca sanki evin nöbetçi annesi gibi oluyorsun. aramızda bir yaş olmamasına karşın koca adam "ablaaa" diye gözlerini belertip bebeklik yapıyor. en küçüğü geldi yirmi yaşına hala kendini beş yaşında sanıyor. oysa ailem beş yaşındayken bile bana "sen ablasin koca kızsın öyle yapma böyle yapma" diyordu.
her halti ogrenme mecburiyetin vardır. sifon bozulsa, boru patlasa ,bir sey montaj yapılacaksa hatta avize takılacaksa bile onu en büyük yani abla yapar. sartel mi atti onu bile abla kaldırır.*
kısaca en büyük olmak kötü bir şeydir.
üç erkek kardeşin ablası olunca sanki evin nöbetçi annesi gibi oluyorsun. aramızda bir yaş olmamasına karşın koca adam "ablaaa" diye gözlerini belertip bebeklik yapıyor. en küçüğü geldi yirmi yaşına hala kendini beş yaşında sanıyor. oysa ailem beş yaşındayken bile bana "sen ablasin koca kızsın öyle yapma böyle yapma" diyordu.
her halti ogrenme mecburiyetin vardır. sifon bozulsa, boru patlasa ,bir sey montaj yapılacaksa hatta avize takılacaksa bile onu en büyük yani abla yapar. sartel mi atti onu bile abla kaldırır.*
kısaca en büyük olmak kötü bir şeydir.
devamını gör...
psiko analist
birçok kitabı filme de çevrilen ünlü roman yazarı john katzenbach’ın gerilim yüklü romanı.
ikinci el kitap da satan , hep gittiğim kitapçıya ‘hep aynı türlerden kitap okuyorum, var mı tavsiyeniz’ dediğimde yine aynı yazarın ‘şizofren’ kitabı ile birlikte tavsiye ettiği kitap. kitap toplam 491 sayfa(koridor yayıncılık). her ne kadar bu tür hakkında önyargılı olsam da , beni yanıltan bir kitap oldu.
konusuna gelirsek, kitabı 3 bölüm olarak ayırmak doğru olur. kitap ,olayların başlangıcı, kayboluş ve intikam olarak 3 bölüme ayrılır. karısı 3 yıl önce ölen new york’lu bir psikanakist olan dr.frederick starks , doğumgününe 2 hafta kala, hem ev hem de muayenehane olarak kullanılan evinde gizemli bir mektup alır: ‘53.doğumgünün kutlu olsun doktor.ölümünün ilk gününe hoşgeldin’. mektup geçmişinden bir yerlerden gelen birindendi. mektupta onu oyuna davet eder. mektubu gönderen kişinin kim olduğunu 15 gün içinde bulmak zorundadır. bulamadığı takdirde ya kendisini öldürecek ya da sevdikleri teker teker öldürülecekti.
temposu hiç bitmeyen ve bitirdikten sonra uzun bir süre beni etkileyen bir kitaptı. dibe vuran dr.starks öyle dibe vurmuştu ki, ne mal varlığı, ne parası ne de itibarı kalmıştı.
ilk bölüm daha hareketli ilerlerken, aslında
daha sakin olan 2.bölüm beni daha da etkiledi. dibe vurmuş bir adam, tekrar nasıl sıfırdan bir hayat kuracaktı? 3.bölüm
temponun en yüksek olduğu, nefesinizi tutarak okuyacağınız doktorun intikamı bölümü.
yazarın sonrasında şizofren kitabını da okudum; o da güzel bir kitaptı ama bu kitaptaki etkiyi uyandırmadı bende.
bu tür kitaplar için değerlendirmem 10/8. tercih edenler için iyi okumalar.
ikinci el kitap da satan , hep gittiğim kitapçıya ‘hep aynı türlerden kitap okuyorum, var mı tavsiyeniz’ dediğimde yine aynı yazarın ‘şizofren’ kitabı ile birlikte tavsiye ettiği kitap. kitap toplam 491 sayfa(koridor yayıncılık). her ne kadar bu tür hakkında önyargılı olsam da , beni yanıltan bir kitap oldu.
konusuna gelirsek, kitabı 3 bölüm olarak ayırmak doğru olur. kitap ,olayların başlangıcı, kayboluş ve intikam olarak 3 bölüme ayrılır. karısı 3 yıl önce ölen new york’lu bir psikanakist olan dr.frederick starks , doğumgününe 2 hafta kala, hem ev hem de muayenehane olarak kullanılan evinde gizemli bir mektup alır: ‘53.doğumgünün kutlu olsun doktor.ölümünün ilk gününe hoşgeldin’. mektup geçmişinden bir yerlerden gelen birindendi. mektupta onu oyuna davet eder. mektubu gönderen kişinin kim olduğunu 15 gün içinde bulmak zorundadır. bulamadığı takdirde ya kendisini öldürecek ya da sevdikleri teker teker öldürülecekti.
temposu hiç bitmeyen ve bitirdikten sonra uzun bir süre beni etkileyen bir kitaptı. dibe vuran dr.starks öyle dibe vurmuştu ki, ne mal varlığı, ne parası ne de itibarı kalmıştı.
ilk bölüm daha hareketli ilerlerken, aslında
daha sakin olan 2.bölüm beni daha da etkiledi. dibe vurmuş bir adam, tekrar nasıl sıfırdan bir hayat kuracaktı? 3.bölüm
temponun en yüksek olduğu, nefesinizi tutarak okuyacağınız doktorun intikamı bölümü.
yazarın sonrasında şizofren kitabını da okudum; o da güzel bir kitaptı ama bu kitaptaki etkiyi uyandırmadı bende.
bu tür kitaplar için değerlendirmem 10/8. tercih edenler için iyi okumalar.
devamını gör...
hologram sevgili
özellikle beyaz yakalı 30 yaşlarında yalnız yaşayan paralı japon erkekleri hedefleyen gatebox isimli bir firmanın dünyamıza dahil ettiği kavram.
efenim kavonazda yaşayan hologram bir anime kızı size günaydın, iyi geceler diliyor, siz işteyken telefonunuza "özledim aşqım çabuk gel" minvalinde mesaj atıyor, anladığım kadarıyla ışıkları açıp kapıyor falan.
tanıtım için şöyle bir videoları var:
video
hayır arkadaş gerçek sevgilim bana "bil bakalım bugün ne diye" sorsa, ilişkiye başlamanın üçüncü ayı olduğu aklıma kabotaj bayramından sonra 352. sırada falan gelebilir. hem o kadar (yaklaşık 20 bin tl) para ver üzerine ilişkinin üçüncü ayını unuttum diye trip ye. yemin ederim patlatırım o kazanozu!
manyaklara bak. çinliler bunun yarı fiyatına sixpacklı sex robotu yapıyor be!
efenim kavonazda yaşayan hologram bir anime kızı size günaydın, iyi geceler diliyor, siz işteyken telefonunuza "özledim aşqım çabuk gel" minvalinde mesaj atıyor, anladığım kadarıyla ışıkları açıp kapıyor falan.
tanıtım için şöyle bir videoları var:
video
hayır arkadaş gerçek sevgilim bana "bil bakalım bugün ne diye" sorsa, ilişkiye başlamanın üçüncü ayı olduğu aklıma kabotaj bayramından sonra 352. sırada falan gelebilir. hem o kadar (yaklaşık 20 bin tl) para ver üzerine ilişkinin üçüncü ayını unuttum diye trip ye. yemin ederim patlatırım o kazanozu!
manyaklara bak. çinliler bunun yarı fiyatına sixpacklı sex robotu yapıyor be!
devamını gör...
brothers düğüm salonu radyo yayını
-"okul biteli ne kadar oldu, ne zaman evleneceksin? taliplerini de beğenmiyorsun, gökten isa mi gelecek? yoksa mehdi mi?"
+sabır!
....
bırakın kardeşim. belki ben evlenmeyip kedili teyze olacağım. yatırımımı yapmışım, iki tane kedim var. evime de geçersem misss. sana ne benim dest-i izdivacimdan? sana ne?
sanki ben istemiyorum. lakin zemin ve şartlar uygun değil, laf olsun diye bir şey yapmaktansa; bunu tercih ediyorum.
ben diyor muyum? benimle yaşıt olup 16 yaşında kocaya kaçtıktan sonra 3 çocuk yaptığı halde; şimdi kocasını çatır çatır aldatan kızına "niye bunu yapıyorsun" diye?
alla allaa...

edit: hanımlar bu kişi robert de niro. sevgiler muuucks. *
+sabır!
....
bırakın kardeşim. belki ben evlenmeyip kedili teyze olacağım. yatırımımı yapmışım, iki tane kedim var. evime de geçersem misss. sana ne benim dest-i izdivacimdan? sana ne?
sanki ben istemiyorum. lakin zemin ve şartlar uygun değil, laf olsun diye bir şey yapmaktansa; bunu tercih ediyorum.
ben diyor muyum? benimle yaşıt olup 16 yaşında kocaya kaçtıktan sonra 3 çocuk yaptığı halde; şimdi kocasını çatır çatır aldatan kızına "niye bunu yapıyorsun" diye?
alla allaa...

edit: hanımlar bu kişi robert de niro. sevgiler muuucks. *
devamını gör...
izdiham
mavi gozlu tipsiz yazar isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.
sözlükte 'aşırı kalabalık, yığılma' anlamına gelen sözcüktür.
sözlükte 'aşırı kalabalık, yığılma' anlamına gelen sözcüktür.
devamını gör...
rurouni kenshin (yazar)
şans eseri denk gelmiş olduğum yazar. şans diyorum çünkü yazılarını, tanımlarını okumak, görsellerini inceleyebilmek çok büyük şans. tanımlarını beğenmeye buton dayanmadı hızımı alamadım yarıda kaldım fakat okumaya devam ettim ettim ettim. dedim aaa niye nickaltına da bakmıyorum. canınız sıkılır, moraliniz bozulur, ne bileyim aman ne okusam ne okusam bulamadım derseniz falan uzaklaşmayın buralardan vaziyet alın. takip edin ettirin etmeyeni tehdit edin şaka şaka hihih. gerçekten çok beğendiğim, beğenirken dibimin düştüğü nadir yazarlardan. hep buralarda olunuz efem. sevgiler, saygılar.
devamını gör...