1761.
iyi hissetmeye çabalıyoruz işte. zihnimizi bir şeyler ile ne kadar meşgul edersek o kadar stabil oluyoruz. şu an aksine zihnim bomboş. en iyisi bir kahve yapayım.
devamını gör...
1762.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
1763.
çağımızın en büyük problemi hissetmemek… ama öyle lafın gelişi değil tamamen her duyguya yabancılaşmaktan bahsediyorum his dediğin şeyin ne olduğunu unuttuk. mutsuzluk bitmişlik amaçsızlık nerede dipte kalmışsa umutsuzluklar ayyuka çıktı.
devamını gör...
1764.
i have become comfortably numb
devamını gör...
1765.
soyutlanma sürecinin ileri seviyesine gelmiş bulunmaktayım. ne önemi vardan geçip ne önemli kaldı demeye başlamışken birden bire hiç bir önemi kalmadı evresine geçmiş bulunmaktaydım...
şuanda ise tamamen hayatın dışındayım. ne olduğum ne olmak istediğim ne de olabileceğim kişilerden oldukça uzağım. kim olduğumu çoğu zaman unutmakla birlikte, hatırlatan detaylardan da kaçınmaktayım. artık ön görü kabiliyetimi bilinmezliğin esiri olarak kaybetmiş durumdayım. acınası hatta bir hayli umursanmayan bir insana dönüştüm.
somut ile soyut, öznel ile nesnel gibi bir sıkalanın hayatımda yeri kalmadı; bu sebeptendir ki, gerçeklik algım ve kişiliğim tamamen formasyon değiştirmek suretiyle beni; yani kendimi, tranvatik bir nesne olarak görmekte... ben kendim tranva iken, tranvalarla yüzleşmek de çare değilken... yapılacak ya da yapılabilecek olay şey neydi?
biliyorum cevapsız bir soru... çünkü cevabı olsaydı bende olurdu.
o altını doldurabildiğim mütiş (haklı) egom insanlığımın sınırını aşarak olduğum kişiden ve olabileceğim kişilerden beni oldukça farklı bir konuma getirdi. çünkü bu sonu olmayan ego tersine işlemekte yedi ve ben bunu göremedim.
elbet suç egoda da değil, suç bende de değil. ben sadece varılacak noktası olmayan bir yolcuyum. insanlığımın getirisi olan kusurlar ile hayatımı devam ettirirken bir yandan da haklı mücadeleler vererek, insanlık ve var oluş görevimi yerine getirmek için uğraşan bir savaşçıya dönüşmek...
bu savaş benim ötemde, benim üzerimde gerçekleşti. ben bundan büyük bir haz alarak, gerçeklik dışı dünyamı renklendirmek le birlikte, bir yandan da beslediğimi yeni yeni fark ediyorum. bundan ibaret iken ve kimse benden daha iyi değilken, çare arayışı sadece daha anlamsız bir kayıp getirse de... olduğum kişi beni mücadele etmek zorunda bırakıyor.
bunları buraya yazıyorum çünkü not defterlerimin yaktım, insan suretinde olanları ise tam anlamıyla geçmişte bıraktım.

uzun süre sonra anlatmanın hazzını kapılmadan, bu günü noktalayacağım. yarın görüşmek üzere. sevgilerimle sevgili kendime.

23.01 sabah saatleri
bitkin ve yorgun bir haldeyim. zihinsel enerjimin ne kadar yüksek olduğunu düşününce, bu bitkinliğin gündelik hayatımda mümkün olacağını hiç düşünmemiştim. gereksiz ve önemsiz gördüğüm bir dünya detay var içimde, içten içe beni yiyip bitiren. kendime acımaya başladım ve kızmaya...
ben öfkenin esiriyim, çünkü kendime kırgınım. tipik olarak öfkemi yutmak içinse kendimden uzaktayım. ah kendim... seni nasıl da özledim. bitmiş bir hikayenin roman kahramanı olarak hayat sürdürmek, o hikayenin dışında var oluş mücadelesi vermek ve bu mücadeleyi önemsiz kılmak...
süreçler değişse de kişi asla değişmiyor. sadece özüne dönen kişi, özünü kabullenip devam ediyor. çünkü geçmişi yalanlamak şuan yalanlamaktan daha kolay geliyor.
en azından tipik insan davranışları bunu söylüyor. benim içinse bu durum oldukça ters işlemekte... hiç var olmamış ve asla var olmayacak bir kaç hayali yaşamaktayım. beklentim ve isteklerim doğrultusunda her vaz geçmişte kendimden ve diğer her şeyden biraz daha uzaklaşmaktayım.
bu gün ağlamak yok, bu gün rahatlamak yok. bu gün sadece savaşmak var, tıpkı her gün olduğu gibi.
akşam vakti...
biraz daha sakinim. tanrı kul ilişkisinin verdiği huzurla kendime bir nebze olsun gelebildim

not : vermem gereken mücadeleler ve gerçekleştirmem gereken meseleler var. durup düşünmeye söylenmeye ya da diğer şeylere vaktim yok. bu yüzden mücadele vermeye devam ediyorum.
devamını gör...
1766.
sabah erken saatlerde kağıt mendil satan bir çocukla karşılaştım. havanın soğukluğuna aldırış etmeden bu saatte burada olup mendil satmaya çalışması içimi burktu biraz hayat hiçte adil değil.
ayakkabı yalayanların yükseldiği,emeğin dürüstlüğün hiç önemli olmadığı bir döneme geldin çocuk..
senin suçun yok suç bizim gibi bu düzene sebep olanları görmemezlikten gelmemiz...
devamını gör...
1767.
dünya ve minare kapsamında bir söz vardır ya. birçok şeye karşı bu durumdayım şu an.

ama şu an geldi. dünya yansa elimle saçlarımı okşaya okşaya tararım. bu umursamazlık nasıl ne zaman geldi bilmiyorum.
git.alışık değilim.
devamını gör...
1768.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
1769.
çok uyudum kafam sersem. mallaştım aliminyum.
devamını gör...
1770.
8 gündür hastanede refakatçiyim. dedeme bakıyorum. getirdiğimiz de dedem çok hasta idi biz ise hepimiz çok iyiydik.
şimdi dedem çok iyi. 2 gün sonra taburcu oluyoruz. ama bütün sülale hasta olduk. ben, annem, babam, kardeşim, teyzem, teyzemin kızı, onun çocuğu, kızının kocası... bütün sülaleyi yere serdi herif. hastane mikrobundan kırılıyoruz.
bu sebepten hasta, yorgun ve mal gibiyim afedersin.
devamını gör...
1771.
hissedemiyorum. boşluk gibi.
devamını gör...
1772.
sizinle çıktığı o yolda sizi eksiltmek yerine eksiklerinizi tamamlayabilecek birini bulduğunuzda her şey çok güzel olacak.
devamını gör...
1773.
acılı çiğköfte...
devamını gör...
1774.
yorgun hissediyorum, dokunsan ağlarım derler ya hani işte tam o noktadayım.
saatlerdir fuar izmir'de yardımları organize ediyoruz.
saat 1'e geliyor, şimdi bir kahve molası verdim 6 saat sonra.
birazdan da görevimi başkasına devredip, sabah yine gelebilmem için dinlenmem gerekiyor ama öyle bir psikolojide de değilim.
çıkıp sabaha kadar yollarda kafamı boşaltsam, nasıl hissettirir ki?

tek derdim bu emeklerimizin işe yaraması.
bir insanın üşümemesi, karnı aç olan bir çocuğun doyması belki.
yeter ki onlar iyi olsun.
saçmaladım, farkındayım.
e kusura bakmayın artık.
iyi değilim, değiliz.
devamını gör...
1775.
psikolojik olarak çok zorlanıyorum. 99 depreminde yaşadığım travmalar nedeniyle rüzgar sesi bile çok ürkütüyor beni. ben ve annem daha yeni ameliyat olduk. bölgeye bu yüzden gidemiyorum. tv'ye bakamıyorum bile. bir yandan artçıları takip edip bir yandan arşivlere bakıyorum. çok fazla kirli bilgi var. yeni deprem dedikoduları çok canımı sıkıyor. bölge halkının neler hissettiğini çok iyi anlıyorum. elimden en fazla bu kadarı geliyor. aklım larktwain'de yaşıyor mu ne oldu hiç bir şey yok. çok zorlanıyorum çok.
devamını gör...
1776.
"hiç"
devamını gör...
1777.
demin avucumun sıcaklığını alsın diye odamın duvarına dokundum; sonra birdenbire irkildim ve çektim elimi. düşmanıma dokunmuşum gibi bir ürperti... sanki pusuda bekleyen bir cehennem alevi ya da buz kütlesi, duvarlar...
devamını gör...
1778.
psikolojim berbat.. hatay'da ki o dümdüz olan yerleri görünce özellikle çok kötü hissettim. hala enkazın altında olan binler var bu soğukta, sesini duyurmak isteyen, çoluk çocuk.. çok kötü.
devamını gör...
1779.
kalmışım ara yerde, tozdayım, dumandayım.
kirli bir mekândayım, iğrenç bir zamandayım.


abdurrahim karakoç şiiri gibi hissediyorum. kirli bir mekânda ve iğrenç bir zamandayım. kendi milletimi ne kadar sevsem de bir kısmından nefret ediyorum üstelik şeytanı bile sevebilecekken onları sevemiyorum. enkazdan çıkarılan çocukları kaçırma girişimine nasıl girebiliyorlar bunu anlayamıyorum. bu kötülük değil, bu çok başka bir boyut ve ben bu boyutu görmek istemiyorum...

her seferinde on sekiz yaşında olduğumu belirtiyorum ama on sekiz gibi hissetmiyorum. yüzyıllara bölerek yaşanılacak ne kadar felaket varsa hepsini görmüş olmak beni çok üzüyor. bir tek tsunami göremedim ciddi ciddi. muhtemelen kısa bir zamanda onu da göreceğim. çocukluğuma ve ilk gençlik yıllarıma baktığımda sadece acı görebiliyorum; acı ve bu acı yüzünden edinilmiş milyon tane tecrübe. ben bu tecrübeleri o kadar tatmak istemezdim ki...

hiç tanımadığım insanlar için gözyaşı döküyorum ve ben bile bu kadar üzülmüş, her şeyi sorgularken onlar ne durumdadır diye düşünmeden edemiyorum. bu olaydan sonra ne yaşanacağını merak ediyorum ama yine deprem için önlem alınmayacağına eminim. bunda da yanılmayı çok istiyorum.
devamını gör...
1780.
depremin olduğu sabahtan beri kötüyüm, kötüyüz... o gün zaten sabah deprem haberi ile uyandık. devamında ankara-niğde yolunda istanbul'a gelirken yolda kar, tipi, buzlanma vs zincirleme kazanın ortasında kaldık ve arabanın içindeyken iki farklı araç da gelip bize vurdu. kulağımda hala oradaki çığlıklar var ve etrafta birbirine girmiş bir sürü araç ve yaralı insanlar...
yol boyunca radyodan deprem haberleri alarak ve hasarlı araba ile eve gelip gelemeyeceğimi bilemeden; deprem haberlerine üzülüp ağlaya ağlaya beni arayan tansiyon ve şeker hastası annemi (kendi yaşadığım durumu ve paniğimi gizleyip) sakinleştirmeye çalışarak geçen bir yol ve akşam eve vardığımdan beri tv'de görüp, sosyal medyada okuduklarıma çaresizce dua etmek, ağlamak dışında bir şey yapamadığım berbat bir haldeyim. yapabiliyor olduğum her şeyden dolayı o insanlardan utanıyorum, suçlu hissediyorum, burnumun direği sızlıyor. üzüntümü tarif edecek kelimelerim bitiyor.
çok üzgünüm, sadece üzgün olmaktan dolayı daha da üzgünüm.
yakınlarını kaybedenlere başsağlığı ve sabır, yaralılara acil şifalar diliyorum. geçmiş olsun canım ülkem *. çok büyük bir felaket yaşıyoruz. hep olduğu gibi beraber saracağız bu yaraları.
ama umarım bu sefer ders alırız. çok şey söylemek istiyorum ama artık faydası yok o yüzden sadece ders almış olmayı umuyorum.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının hissettikleri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim