1.
ingilizce sözlüklere tıpkı yoğurt sözcüğü gibi türkçeden geçmiş isim soylu sözcük.
önceki girdilerde de yazıldığı gibi eski türkçede (orta asya dönemi) çadır, oba anlamı taşırken türkiye türkçesinde memleket anlamı kazanmıştır.
ingilizcedeki anlamı, türkçedeki ilk anlamı gibidir; yani çadır (ama normal çadırdan büyük ve daha teçhizatlı) anlamında.
önceki girdilerde de yazıldığı gibi eski türkçede (orta asya dönemi) çadır, oba anlamı taşırken türkiye türkçesinde memleket anlamı kazanmıştır.
ingilizcedeki anlamı, türkçedeki ilk anlamı gibidir; yani çadır (ama normal çadırdan büyük ve daha teçhizatlı) anlamında.
devamını gör...
2.
sen ben o biz siz onlar.
devamını gör...
3.
vatan anlamına gelen sözcük. ayrıca öğrencilerin okudukları sürece toplu olarak kaldıkları yer anlamına da gelir..
devamını gör...
4.
orta asya'da göçebe türklerin ev olarak kullandığı çadırlara verilen addır. (bkz: otağ) ise hakan'ın çadırına verilen isimdir, daha süslü ve gösterişlidir. hakan'ın çadırı ile garibin çadırı bir olur mu? ikisi farklıdır, her gördüğümüz çadıra otağ demeyelim lütfen.*
bu çadırlardan günümüze ulaşan iki ana tip bulunuyor:
-kırgız/kazak tipi
-moğol tipi
çadırlara her yerde farklı isimlendirmeler yapılmış. kırgızistan'da "boz üy", moğolistan'da "ger" denmiş mesela. yurtlar, adanadolu'da yörüklerin kullandığı çadırlardan biraz farklı. keçeden yapılır, etrafı deve ve sığır derisinden kaplandığı için daha korunaklı ve yalıtımlıdır. yazın serin, kışın ılık olur içerisi. ne kadar geniş olursa olsun söküldüğü zaman bir deveye sığacak şekilde yapılmıştır. çadırın iskeleti genel olarak kayın ağacından yapılıyor. ama günümüzde söğüt ağacı daha çok kullanılır olmuş.
nefes alan bir yapıya sahip olduğundan insan sağlığı açısından da çok faydalı olduğu söyleniyor. ayrıca spiritüel anlamda enerji akışının sağlanması için kalınan ortamda köşeler olmamalıymış. çadırların yuvarlak olması da bu sebepten.


şimdilerde türkiye'de kullanımı yaygınlaştı bildiğim kadarıyla. her ne kadar yörükler tarafından hala kullanılmasada bazı şehirlerde kafe tarzı oluşumlar mevcut. adana'da "ahmet yesevi otağı" var mesela, içerisinde gözleme ve çay servisi var. aynı zamanda geleneksel kıyafetleri inceleyip deneme fırsatı bulabiliyorsunuz.
sona çok beğendiğimi de eklemezsem içimde kalır*.
bu çadırlardan günümüze ulaşan iki ana tip bulunuyor:
-kırgız/kazak tipi
-moğol tipi
çadırlara her yerde farklı isimlendirmeler yapılmış. kırgızistan'da "boz üy", moğolistan'da "ger" denmiş mesela. yurtlar, adanadolu'da yörüklerin kullandığı çadırlardan biraz farklı. keçeden yapılır, etrafı deve ve sığır derisinden kaplandığı için daha korunaklı ve yalıtımlıdır. yazın serin, kışın ılık olur içerisi. ne kadar geniş olursa olsun söküldüğü zaman bir deveye sığacak şekilde yapılmıştır. çadırın iskeleti genel olarak kayın ağacından yapılıyor. ama günümüzde söğüt ağacı daha çok kullanılır olmuş.
nefes alan bir yapıya sahip olduğundan insan sağlığı açısından da çok faydalı olduğu söyleniyor. ayrıca spiritüel anlamda enerji akışının sağlanması için kalınan ortamda köşeler olmamalıymış. çadırların yuvarlak olması da bu sebepten.


şimdilerde türkiye'de kullanımı yaygınlaştı bildiğim kadarıyla. her ne kadar yörükler tarafından hala kullanılmasada bazı şehirlerde kafe tarzı oluşumlar mevcut. adana'da "ahmet yesevi otağı" var mesela, içerisinde gözleme ve çay servisi var. aynı zamanda geleneksel kıyafetleri inceleyip deneme fırsatı bulabiliyorsunuz.
sona çok beğendiğimi de eklemezsem içimde kalır*.
devamını gör...
5.
kimsiz kimsesiz çocukların büyüdüğü yer.
hani renk kartelası olur ya mesela, oradaki renklerin hep bir tuhaf isimleri olur, turuncunun hiç ayıramayacağımız tonlarına; ıhlara, karnaval, saray patı, erguvan gibi acayip isimler verilir.
işte buranın rengi devlet mavisidir. bu mavi otoritenin iliklere kadar hissedildiği her yerde hep aynı renktir hem. polis, jandarma, infaz koruma hatta zabıta bile aynı tonu kullanır.
buradaki kadınlar bile cıvıl cıvıl değildir, devletin bir kokusu varsa kesinlikle bu kadınların üzerine sinmiştir. gülmezler, hüzünlenmezler, tüm insani duygulardan arındırılmıştır.
sevdiklerini, seviştiklerini hayal bile edemezsiniz zihninizde.
onlar, şüphesiz ki en eski mevzuat kitabının üzerine üflenen bir ruhtan yaratılmışlardır. elbiseleri bile eski kitapların cildi gibi sıhhatsiz çocuk kakası yeşili, tozlu füme yahut gün yüzü görmemiş bordodur.
hani renk kartelası olur ya mesela, oradaki renklerin hep bir tuhaf isimleri olur, turuncunun hiç ayıramayacağımız tonlarına; ıhlara, karnaval, saray patı, erguvan gibi acayip isimler verilir.
işte buranın rengi devlet mavisidir. bu mavi otoritenin iliklere kadar hissedildiği her yerde hep aynı renktir hem. polis, jandarma, infaz koruma hatta zabıta bile aynı tonu kullanır.
buradaki kadınlar bile cıvıl cıvıl değildir, devletin bir kokusu varsa kesinlikle bu kadınların üzerine sinmiştir. gülmezler, hüzünlenmezler, tüm insani duygulardan arındırılmıştır.
sevdiklerini, seviştiklerini hayal bile edemezsiniz zihninizde.
onlar, şüphesiz ki en eski mevzuat kitabının üzerine üflenen bir ruhtan yaratılmışlardır. elbiseleri bile eski kitapların cildi gibi sıhhatsiz çocuk kakası yeşili, tozlu füme yahut gün yüzü görmemiş bordodur.
devamını gör...
6.
bilmiyorum ki neresi.
ait hissettiğin yerdir belki, o hissi de bilmiyorum mesela.
ev mi, vatan mı, sevgili mi, kendin mi…
bu ne beyhude anlam arayışları.. çok sıkıcı var olmaya çalışmak..
ait hissettiğin yerdir belki, o hissi de bilmiyorum mesela.
ev mi, vatan mı, sevgili mi, kendin mi…
bu ne beyhude anlam arayışları.. çok sıkıcı var olmaya çalışmak..
devamını gör...
7.
üniversiteye gittiğimde 1 ay kaldığım yer.
sonra hemen ev.
hiç benlik değilmiş ya.
zaten gider gitmez hoca bazlı takıma katıldım. salonun duşlar arızalı.
antrenmandan gelmişim. havluyu belime takıp, şıpıdık terliklerle odadan çıkıp duşa giderken önümü kesti 2 tane 1,50 boyunda agresif cep herkülleri*
yurt içerisinde böyle gezmemen lazım buranın kuralları var dediler.
tatlım dedim, 500 tane erkeğiz burada. çıplak gezsek kime ne zararı var ki zaten ortada açık bir şey de yok?
yok dediler, ayıpmış.
tamam aslan parçaları dedim.
bu zihniyete neyi nasıl açıklayayım zaten, zahmete girmedim...
"etek giyemezmişim, neymiş pipim görünüyormuş" gibi bir hikaye yani.
saçmalık.
sonra hemen ev.
hiç benlik değilmiş ya.
zaten gider gitmez hoca bazlı takıma katıldım. salonun duşlar arızalı.
antrenmandan gelmişim. havluyu belime takıp, şıpıdık terliklerle odadan çıkıp duşa giderken önümü kesti 2 tane 1,50 boyunda agresif cep herkülleri*
yurt içerisinde böyle gezmemen lazım buranın kuralları var dediler.
tatlım dedim, 500 tane erkeğiz burada. çıplak gezsek kime ne zararı var ki zaten ortada açık bir şey de yok?
yok dediler, ayıpmış.
tamam aslan parçaları dedim.
bu zihniyete neyi nasıl açıklayayım zaten, zahmete girmedim...
"etek giyemezmişim, neymiş pipim görünüyormuş" gibi bir hikaye yani.
saçmalık.
devamını gör...
8.
biz de çadır kurulan yere yurtluk denir, yani konup göçüyoruz ya sürekli uçuyoruz falan, oraya hiç gelmesek ve gidemeyecek olsak bile gönül bağımız hep diri durur. bizim kuzyurt ve sesin tepesi gibi veya haticenin yeri gibi yerlerimiz vardır, medetsiz olmaz mesela biz de tepeye çadır kurulmaz, töreye uygun düşmez, biz de yurt yeri ve çadır satılmaz, kiraya verilmez, kızımız dövülmez, dizimiz dövülür, diziye göre gündem belirlenmez, ülkeler yönetilemez ve idare edilir. üstünlük iddia edilmez, görev istenmez, sorumluluk sevimez. ben mesela zerre sevmem sorumluluk almayı da ay başı evrak işler vese mecburan aç kalmamak uğruna yapıyoruz bu işi, yoksa annem babam bile ve hatta sülalen bile beni sevmez. arkadaşlara hiç değinmiyorum bile. en iyi dostum azraildir, o bile gelmez epey süre. dostu olmayanın, düşmanı da olmaz, dostun dostum değil, düşmanın düşmanım değildir. sen de benim hiçbir şeyim değilsin, uzaktan tanıdık sadece, ne ay ne de roj, gönlünüz hoş olsun ben kimseye zorla kendimi sevdiremem, zorla güzellik olmaz. birkaç tane gönül işi, platonik aşk ki birisine de ilanı aşk etmeme rağmen bir kere geri dönmediler, ben daha ikisinin de kapısına gitmem. erkeklik gururu diye de bir şey var, üzgünüm, benden bu kadar.
devamını gör...