okumadığım ama okumak istediğim romanlardan biridir.
devamını gör...

tutarsa ekim'e dediğim, ay ortasına gelmiş olmama rağmen hiçbir hedefini tutturamadığım karavana durumu.
devamını gör...

reddedemiyeceğiniz teklifler yapan babadır.
(bkz: the godfather)
(bkz: marlon brando)

gençliğini canlandıran kişi de robert de niro'dur.
devamını gör...

kısaca sözlüğün davşanı:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu ilk ölüşüm değil..
devamını gör...

uzaya gidecek astronotların yer çekimsiz ortama alışmaları için kullandıkları bir eğitim aracı.

yer çekiminin azaltılarak simülasyonlarda kullanılması fikri 1950'lere kadar dayanıyor. şu anda zero-g corp. adlı bir firma boeing 727-200f uçaklarıyla bu işi üstlenmiş durumda.

önce uçağın 45 derecelik açıyla tırmanışa geçtiği ve kontrol kollarıyla sıfır g kuvvetini tutturduğu süreç, uçağın burnunun bu kez 45 derece açıyla aşağıya doğru çevrilmesiyle sürer. ardından aynı hareketler tekrar edilir. 20-25 saniye aralıklarla yapılan bu dalış ve çıkışlar, içerideki kişilerin uzayda olma durumunda deneyimleyecekleri koşulları oluşturur.

2-3 ya da 4 saat kadar süren bu süreç, uzay yolcularının uçak içerisinde çeşitli alıştırmalar yapması için de ortam sağlar. koşu bandında koşabilirler, vücutlarının pozisyonunu kontrol edebilmek için çalışabilirler... birkaç saat sonunda bazı katılımcılar mide bulantısı yaşadığı için bu uçuşlar bu isimle anılır.

1950'lerde nasa kc-135a uçaklarıyla yapıyordu bu işi. 90'lı yıllarda apollo 13 filminin çekimleri için bu uçak 6 aylığına kiralandı ve bazı görüntüler, uçağın içinde özel olarak oluşturulan uzay aracı görüntüsüne sahip dekorlar içerisinde çekildi. uçak 2004 yılında emekliye ayrıldı ve şimdi ellington field adlı üste sergileniyor.

kc-135a
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görselin kaynağı

bu da günümüzde kullanılmakta olan kusmuk kuyruklu yıldızı 727-200f:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görselin kaynağı
devamını gör...

yin kötülüğü yani siyahı, yang ise iyiliği yani beyazı temsil etmektedir. siyahın içindeki beyaz bölge; her kötülüğün içerisinde bir iyiliğin olduğunu, beyazın içerisindeki siyah bölge ise; her iyiliğin içerisinde bir kötülüğün olduğunu ifade eder. tüm sembol aslında evrenin dengesini simgeler. iyi ve kötü bir aradadır, düşünmeye gerek yok aslında; şu an yaşadığımız dünyayı anlatıyor bize. tabi bir denge var mı bu konuda süpheliyim ben. artık yavaş yavaş grileşmeye, siyahlaşmaya başladı bu sembol benim için...

bu sembol bana hep aynı sözü ve hikayeyi hatırlatır;

--- alıntı ---

yaşlı kızılderili reisi ve torunu kulübelerinin önünde oturmuşlar, az ötede birbirleriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izliyorlardı.
köpeklerden biri beyaz, öteki siyahtı ve on iki yaşındaki çocuk kendisini bildiğinden bu yana o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı. dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki kurt köpeğiydi bunlar. çocuk kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor, dedesinin neden ikinci köpeğe gereksinim duyduğunu ve renklerinin neden illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. torununun bu yöndeki sorusunu, yaşlı reis bilgece bir gülümsemeyle yanıtladı: "onlar benim için iki simgedir yavrum." dedi; "biri iyiliğin, öteki kötülüğün simgesidir. aynen bu köpekler gibi, iyilik ve kötülük de içimizde sürekli bir savaş içindedir. onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. onun için sürekli yanımda tutarım onları." çocuk sözün burasına bir nokta koydu; "onların arasında bir savaş varsa, kazananı, kaybedeni de olmalı" dedi; yeniden sordu: "dede, sence hangisi kazanıyor bu savaşı?" reis, şu yanıtı verdi:

"ben, hangisini daha çok beslersem, savaşı o kazanır."

--- alıntı ---
devamını gör...

italyanca bilen arkadaş söylemişti. filmin orijinal adı olan il buono, il brutto, il cattivo da:
il buono=iyi
il brutto=çirkin
il cattivo=kötü

bu durumda ingilizcesi de the good, the ugly and the bad olmalı ama nedense "the good, the bad and the ugly" olarak çevrilmiş, belki kulağa bu şekilde daha iyi geldiği için veya başka bir nedeni var bilemedim. olması gereken the good, the ugly and the bad kulağa o kadar hoş gelmiyor gibi veya bana öyle geliyor.
devamını gör...

117. hepsine teşekkür ediyorum bu başlık vesilesiyle.

sayıyı önemsemiyorum. her zaman nitelik > nicelik. yine de teşekkür ediyorum hepsine.
devamını gör...

türkiye'de çalışanların yaklaşık %40'ı asgari ücretli olduğundan, zorunlu olarak vegana yakın bir hayat sürmektedir. dolayısıyla türkiye'de vegan olmak, pek şaşılası bir durum değildir.
devamını gör...

güney afrika doğumlu bir girişimcidir. marsa gitmekle kafasını bozmuştur. elon abimiz yakın geleceğe yön verme hedefi olan bir çok şirketin başındadır. kendisinin şu ana kadar yaptıklarıyla ve vadettiği şeylerle dünyaya yön verdiği bir kesin. gelecekte düşündüğümüz icatların kendisi sayesinde çok yakınımızda olduğunu anlıyoruz. şu anda da jeff bezos la birlikte dünyanın en zengin ikilisi. tesla hisselerine bağlı olarak elon bir birinci oluyor bir ikinci oluyor.
tabii ki elon abimizin bu kadar vaadi ve olduğu konum kendisinin bazı olaylarda çok kuvvetli bir pozisyonda bulunmasını sağlıyor. özellikle geçen birkaç aydan bu zamanlara kripto para piyasasına yaptığı manipülasyonun etkisi büyük. hatta tesla bitcoin ile araç satışına bile başladı.
şirketlerinden tesla ve space x i bilmeyen kalmadı zaten. daha bitmemiş bir projesi olan starlink (uzaydan uydularla internet projesi) in internet hızı türkiye deki herhangi bir yerin çok üstündedir. yakın zamanda neuralink in projesiyle beyne yerleştirilecek çiple alzheimer, parkinson gibi hastalıkları bitireceğini de söylemektedir. bunun yanında güneş enerjisini yaygınlaştırmak ve tünellerle ulaşımı rahatlatmak üzere de şirketleri vardır.
sonuç olarak kendisi büyük bir vizyon sahibi ara ara manipülasyon yapan, sağı solu belli olmayan bir abimizdir. yaptıklarını ve yapacaklarını sürekli takip ediyorum.

edit: bitcoin ile artık tesla satışı yapmayacağını biraz önce twitter adresinden duyurdu ve son zamanlarda çok daha da arttırdığı manipülasyonları artık çok can sıkmaya da başladı. çizilen grafikler, beklentiler bu adam yüzünden artık doğru sonuç vermekten çok uzak. insanların uğraşıları boşa çıkıyor, ceplerinden paraları gidiyor. bu abartılı manipülasyonlarının artık kesinlikle bir cezası olması gerek!!
devamını gör...

şarkıda geçen ifadeyi hatırlatmıştır.

" bir daha bu yolları aynı hevesle yürür müyüm?"
devamını gör...

yeraltından notlar, fareler ve insanlar, küçük prens vb. az kelime ile çok şey anlatan, derin manalar içeren kitaplardır.
devamını gör...

bir onur ünlü kitabıdır.


kitabı okumaya başladığım zaman internette bazı araştırmalar yaptım, her kitap başlangıcında yaptığım gibi. iyi ve kötü yorumlar iç içe geçmişti her kitapta olduğu gibi ancak bazı garip yorumlar kafamı kurcaladı. ve şunu fark ettim ki türk bir yazar iyi bir şey yapsa bile biz onu eleştirecek bir şey mutlaka buluyoruz. garip bir aşağılık kompleksi sarıp sarmalıyor bizi.

orhan pamuk nobel’i kazandığında kitaplarından bir tekini bile okumamış olan insanlar yazarın çok kötü bir yazar olduğu ve başka özellikleri nedeniyle nobel kazandığı konusunda entelektüel bir fikir birliğine vardılar. bir edebiyat eseri kötü olabilir elbette ama eleştiri yaparken keşke önce kitapları okuyup anlasak mı?

bu kitapla ilgili eleştirilerden biri chuck palahniuk taklidi olduğu ile ilgiliydi ki ben anlam veremedim. zira;

1. palahniuk bir iki kitap yazıp harikalar yarattıktan ve kapitalizme ağız dolusu sövdükten sonra yazdığı bütün kitapların film haklarını satıp köşeyi dönmüş bir kardeşimiz, ki bu tutarsızlık da onu özenilecek bir yazar yapmıyor.

2. yazar zaten kitabında 2 yerde palahniuktan bahsetmiş ki taklit ettiği bir yazarın adını insan neden ansın?

bir başka konu ise göndermeli kitapları hangi ülkeden olursa olsun bir avrupalı yapınca yeri göğe sığdıramazken bizden bir yapınca “ bizim ne haddimize” gibi ürkek bir tavır takınıp daha sonra bu ürkekliği saldırganlığa çeviriyoruz

velhasıl; kitap çok büyük ya da görkemli olmasa da bence okunmaya değer. sizi başka kitaplara, yazarlara, düşünürlere taşıma ihtimali ise çok yüksek.
devamını gör...

malum kişi elinde incil sallardı. bizimkiler yüce isa mesih adına oy verirdi. kafa kesici ışidçi müslümanlara sabah akşam hakaret ederlerdi.
örn: salaklar sünnet oluyo ahnahnahn, salak müslüman kadınlar türban takıyooo, ve muhammed sahte peygamber olurdu.
devamını gör...

lol ukdesi.

sözlüğün hızlı yazarlarından. ama hala nickaltının açılmamış olması şaşırttı. adam turnuva işlerine soyunmuş bak katılım gösterin. *

(bkz: kafa sözlük online satranç turnuvası)

daim olsun.
devamını gör...

dilden bağımsız olarak asıl öğrenmen gereken şey algoritmadır. çözümü bulduktan sonra implementasyon yapmak kolaydır. oop abartıldığı kadar mükemmel değildir.

bir dil seç ve o dilde uzmanlaş.
tavsiyem, öncelikli olarak c#
sonra java
sonra c++.

c# kodlaması kolay, iş olanağı fazla.
java yine kodlaması kolay, iş olanağı fazla.
c++ kodlaması zor ama bilirsen işsiz kalmazsın.

ama her şeyin başı algoritma.
devamını gör...

mitolojinin feminist bir dille yorumlanan güzel bir sentezi. birnevi mitolojiye modern bir yorum getirmek.

peki ne anlamda feminist bir dil diyebilirsiniz. kirke yani circe yanlış bilmiyorsam mitolojinin magazinsel bir ismi değil ve bazı hikayelerde haydi bir yandan rolümü alayım şeklinde girmiş bir karakter. zaten yunan mitolojisine bakarsanız hikayeler daha çok zeus kimi götürdü ya bak şunları şunları yapma şeklinde ders niteliğinde öyküler. sonuçta mitler bir halkın aynası. feminist olmayan bir doğadan feminist bir hikaye beklemek abes. ya da zeus'un tecavüzcü halini bugüne uyarlamakta bir o kadar saçma çünkü o günün cinsellik alıgısı daha farklı. yani osmanlıda da oğlancılık varmış ama zamanla toplum değişmiş değil mi? *

neyse efendim özün sözü madeline miller kirke karakterini geçtiğimiz yüzyıldan itibaren kavrayabildiğimiz cinsiyet eşitçiliği noktasından değerlendirmiş. hikayelerin birbirine bağlanışı ve tanrı insan arasındaki ayrımlara getirilen yorum oldukça yaratıcı ve mühim ki zaten işin edebi boyutu orada taçlanmış bence. kirke'nin hikayesine böyle bir pencereden bakabilmek ve tanrı olgusunu eleştirebilmek oldukça zor olgular

tutupta siz ay ben tanrı olmayayım ölümsüz olmayayım ya diyebilir miydiniz ? ama sonunda iyi ki bunu seçmişsin kirke iyi ki diyorsunuz


bu arada nacizane tavsiyem okuyabilirseniz ingilizcesini okuyun. ha ben özellikle ingilizcesini okumalıyğğm gibi bir psikolojiye girmedim ama yurtdışındaydım o noktada elime geçti. peki çörek o zaman neden bu ingilizce oku sevdan neden diye olacaksanız çünkü rüyalarınızı ingilizce görmenizi istiyorum *. şaka şaka. ama ingilizcesini okurken yazarın gerçekten şiirsel lirik bir dili olduğunu gözlemledim ki yazar da ingilizce yazmış kitabı. yani bu da bir çeviri olsa diyeceğim ne gerek var ama bir yazıyı kendi dilinde okumak bence çok özel (rüyalarınızı ingilizce görmektende)

bugün bu ingilizce rüyamı görüyorum geyiğini çıkartan yazarımız fena sövecek bana herhalde ama olsun. kim olduğunu bllmiyorum şeker insan.cidden


kitabın ingilizcesi de zor değil öyle. ama anlatmışımdır başka bir yerde herhalde northern line hattında kitabı okurken hatları karıştırdım. yani uzun hikaye şimdi gidip bakmanız lazım ama mornington crescent charing cross hattındadır camden town ise hem oraya bağlanır hem de bank hattına. ben evimin durağını kaçırıp bu kesişim noktası durağında inince önce bank hattından gelen metroya binip dönmeye çalıştım sonra tabii ki dönemedim. geri bindim camden town a gelince bu bankle charing cross hattının durdukları alanda hep aynı olmuyor beni başkasının hattına atmış falan güzel yordu. okurken ya ne diyorsun çöreğim diyor olabilirsiniz ama northern line a binmeyene de bu nüansı anlatmak çok zor çünkü ben kendime anlatamıyorum şu an. neyse yani akıcı kitap zaten vurgu buna.

peki #1028955 yazıp burada salak gibi bu kadar yazıyı yazmama kaç puan. ama bugün daha yazasım daha çemen kusasım bir gün ondan bence ondan.* sonuçta alın okuyun be annem.
devamını gör...

(bkz: ne salak salak başlıklar bunlar ya)
devamını gör...

bazı yazarlarda bir serzeniş oluyor zaman zaman ,
sözlük sıkıcı, konular basit, aşk yok, siyaset çok, gençlere hitap ediyor, ilim bilim yok, goy goy çok, yaşlıların egemenliği vs.vs. türden başlıklar açılmakta.

ben de burada belki biraz formatın da dışına çıkarak, ilgi alanlarımızı yazabileceğimizi düşündüğüm bu başlığı açtım .
bundaki amacım, kimsenin ilgisini tercihini sorgulamak değil, tam tersine, bazen hepimizin içine düştüğü egoistçe yaklaşımdan bir nebze de olsa kurtulup, başka düşüncelere, başka fikirlere, başka tercihlere de zaman ayırıp, onlara da az da olda eğilim gösterip, ortada bir yerde buluşulabilir mi sorusuna cevap aramak.

mesela ben, gündemi takip etmeyi severim, gerçek gündemi, siyaseti, ekonomiyi, ülke ve dünya halklarının sorunlarını irdelemeyi daha çok tercih ediyorum.

bunu sürekli yaparak, acaba diğer yazarların zevk renk ve tercihlerini dikkate almıyor ve sözlükte tek düze bir gidişatı bencilce bir yaklaşımla körüklüyor olabilir miyim acaba diye düşünüyorum.

büyük katılımcı bir fikir beyanının da, ben gibi diğer yazarların da ufkunu açacağını, bunun da hem bireysel, hemde sözlük varlığına olumlu katkı sağlayacağını düşünüyorum...

edit; bir çok konuda olduğu gibi, onu da severim bunu da şeklindeki yuvarlak tanımlardan ziyade, gerçekten samimî ve açık tanımların yapılmasının daha olumlu bir katkı sağlayacağını düşünüyorum.

edit 2; görüldüğü üzere başlıklarla ilgili memnuniyetsizlik belirten yazarların, samimiyetsizliğini ortaya koyan başlık oldu bu. 'biz şikayet etmeye devam eder, çözüm için de herhangi bir katkıda bulunmayız ' deme gibi bir durum.

edit 3; bu #386205 tanıma ve sayın yazara özel mesaj yoluyla düşüncemi aktarmak istedim, ancak mesaj alımı kapalı olduğundan bu yolu kullanmak zorunda kaldım, yönetimin anlayışına sığınıyorum.

ben yukarıda aynen şu ifadeyi kullandım;

" bundaki amacım, kimsenin ilgisini tercihini sorgulamak değil, tam tersine, bazen hepimizin içine düştüğü egoistçe yaklaşımdan bir nebze de olsa kurtulup, başka düşüncelere, başka fikirlere, başka tercihlere de zaman ayırıp, onlara da az da olda eğilim gösterip, ortada bir yerde buluşulabilir mi sorusuna cevap aramak "

yani salt kendi tercihlerimizin peşinden koşmak, sürekli bunları aramak ve karşı tarafa da dikte etmek yerine, zor da olsa farklı fikirkere de şans tanısak ne kaybederiz diyorum.

çok güzel bir konu yakalamışsınız
( gümüş konusu ) ,ama keşke eksik veya yanlış da olsa, bunu başlık halinde koysaydınız ortaya.

buna benzer bir çok konuda olduğu gibi büyük olasılıkla bu konuya da büyük bir ilgi gösterilmeyecekti.
ama bir kişi bile bunu görür okur ve az da olsa fikir sahibi olursa ben bunu fayda olarak görenlerdenim .
ve söylediğim de tam da bu zaten,

kişiler, başlıkları, konuları beğenmediklerini söylemenin yanında, kendi ilgi alanlarını da ortaya koymaktan çekinmesinler, herkes fikrini açıkça paylaşsın,
bu durum, zaman içinde kişilerin aradığını bulduğu bir yer olma yolunda, sözlüğe olumlu katkı sağlayacaktır.

"yazar arkadaşımızın, sadece kendi takip ettiği konulara başlık açması yeterli zaten,"

demiş sayın yazar, yani adeta benim düşündüğümü söylemiş.
meselenin özü de zaten burada yatıyor, insanlar bir çok şeyi beğenmiyor ama beğendiği konuyla ilgili de bir tek başlık açmıyor.
yani gündem belirlemeyip, gündemin esiri oluyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim