ucuz ve pratik yemek tarifleri
karnıbahar, havuç, brokoli ıspanak, pancar bunlardan herhangi biri veya ikisi, üçü varsa az su ile haşlandıktan sonra tencerenin içine rondo tutup, direk kaseye koyduktan sonra, üzerinede, tereyağı eritip dökerseniz, istediğiniz koyulukta artık çorbamı dersiniz, yemekmi, baya doyurucu ve kolay bir yemek, hemde aşırı sağlıklı.
edit : rondodan sonra süzmeyi söylememişim, çıkan bulaşıklarla pek de pratik bir tarif değilmiş diyebilirsiniz ama, çokca yapıp, buzluğa yada konserve kavanozlarına koyarsanız, yemek telaşesini sevmeyenler için, hap içmek kadar pratik birşey acıkınca.
edit : rondodan sonra süzmeyi söylememişim, çıkan bulaşıklarla pek de pratik bir tarif değilmiş diyebilirsiniz ama, çokca yapıp, buzluğa yada konserve kavanozlarına koyarsanız, yemek telaşesini sevmeyenler için, hap içmek kadar pratik birşey acıkınca.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
yazın sonunda ben yine aynı bankta. geldim durmaya, dinlenmeye. bank tanıdık, sorgularım da yabancı değil, kulaklığımda. asfalt değişiyor ama. karşımda yol çalışması var. kazmışlar bi’ ton kuru gürültü.
skip intro.
yazlık/kışlık ayrımında kıyıda tozlanmış müzik defterimi gördüm. sabah ki bir saniyelik duraksayışım beni tüm gün düşündürüp, yine aynı noktaya getirdi.
piyano hocamin ilk, tek ve son isteğiydi nota yazmam. son, çünkü epeydir görmedim onu. büyük ihtimalle bir daha karşılaşmayız ben aramadıkça. şuan başka arayışlardayım. hayalleri yine ittim, gerçek hayata odaklandım. ne o piyano benim evime girecek, ne ben nota yazacağım. imkansızım, imkansız kalacak bunu fark etmenin acısındayım bugün.
neyse sudoku, acıyorsa acıyodur çek elini yarayı kurcalama.
skip intro.
yazlık/kışlık ayrımında kıyıda tozlanmış müzik defterimi gördüm. sabah ki bir saniyelik duraksayışım beni tüm gün düşündürüp, yine aynı noktaya getirdi.
piyano hocamin ilk, tek ve son isteğiydi nota yazmam. son, çünkü epeydir görmedim onu. büyük ihtimalle bir daha karşılaşmayız ben aramadıkça. şuan başka arayışlardayım. hayalleri yine ittim, gerçek hayata odaklandım. ne o piyano benim evime girecek, ne ben nota yazacağım. imkansızım, imkansız kalacak bunu fark etmenin acısındayım bugün.
neyse sudoku, acıyorsa acıyodur çek elini yarayı kurcalama.
devamını gör...
mustafa kemal atatürk
bilinenin aksine 2 değil, 6 kardeştirler.
" gazi " bir imzası daha vardır.
askerliği hobi olarak yapan, asıl mesleği öğretmenlik olan ulu önderimizdir.
" gazi " bir imzası daha vardır.
askerliği hobi olarak yapan, asıl mesleği öğretmenlik olan ulu önderimizdir.
devamını gör...
sözlük içi mesajlaşma kapatılsın kampanyası
bazen bir teşekkür, bazen bir takdir, bazen de bir tartışma sebebi ile konuştuğumuz yazarlar oluyor. fikir alışverişinde bulunuyoruz. gereksiz gördüğüm bir kampanya.
isteyenler mesaj alımını kapatabilir, teşekkürler.
isteyenler mesaj alımını kapatabilir, teşekkürler.
devamını gör...
erkeklerin sürekli fotoğraf istemesi
istemeye cesaret eden olmadi. ya da ben hep düzeyli arkadaşlıklar kurdum o boyuta hic geçmedik.
devamını gör...
arthur schopenhauer
kadınlarla bir alip veremediği var bu yazarin. ona gore kadinlar 2. sinif insandir ve sadece karinlarini doyursalar yeter mantigiyla onlara yaklasir. enteresan bir adamdir sirf kadina olan bakis acisindan dolayi yav git isine be delirdin mi dersiniz 2 ya da 3 paragraf sonra size bir tespit yapar vay anam adam yaziyor helal olsun dersiniz.
devamını gör...
yazarların bugüne kadar hissettiği en büyük fiziksel acı
iltihaplanan dikişlerin temizleme amacıyla sıkılması ve bir kaç gün sonra kapanmayan o yaranın dikişlerinin alınması. hemşire ip çektikçe havaya kalkıyordum küçücük boyumla.
bakın; regl yaşadım, günler süren diş ağrısı + çene ameliyatı yaşadım, çatlak yaşadım ama hiç biri kesinlikle o acıyla kıyaslanamaz. 11 yaşındaydım hala içimde onun acısı.
bakın; regl yaşadım, günler süren diş ağrısı + çene ameliyatı yaşadım, çatlak yaşadım ama hiç biri kesinlikle o acıyla kıyaslanamaz. 11 yaşındaydım hala içimde onun acısı.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu
sözlüğün açık ara en çok güldüren yazarı. başlık ve karikatür bağlantısını çok iyi kuruyor.
mesela hiç uğramayacağınız bir başlıkta, eğer takipçisiyseniz, sizi kahkahalara boğabiliyor.
kendisi aynı zamanda bir edebiyatsever. benim gibi normalde şiir okumayan biriyseniz sayesinde şiir de okumuş oluyorsunuz.
mizahınız ve neşeniz eksik olmasın efendim.
mesela hiç uğramayacağınız bir başlıkta, eğer takipçisiyseniz, sizi kahkahalara boğabiliyor.
kendisi aynı zamanda bir edebiyatsever. benim gibi normalde şiir okumayan biriyseniz sayesinde şiir de okumuş oluyorsunuz.
mizahınız ve neşeniz eksik olmasın efendim.
devamını gör...
ventilasyon perfüzyon sintigrafisi
pulmoner emboli tanısında ikinci tercih tanı yöntemidir.
özellikle kontrast madde kullanılamayan (böbrek yetmezliği,kontrast alerjisi) hastalarda toraks anjiyo bt yerine tercih edilir.
özellikle kontrast madde kullanılamayan (böbrek yetmezliği,kontrast alerjisi) hastalarda toraks anjiyo bt yerine tercih edilir.
devamını gör...
bal yerine reçel yapan arı (yazar)
tanımlarında sıcakkanlılık sezdiğim ve kendime yakın bulduğum sevimli bir yazarımız. tanımlarına yaptığı reçellerden eklemiş sanırım... sözlüğümüzden eksik olmasın.
devamını gör...
12 ağustos 2021 7 liraya dondurma almam rezaleti
rezalettir. böyle ekonomiye şöyle koyayım böyle koyayım.
dalga geçmeyin. canım çekti aldım. 7 lira nedir. dondurma ulan bu dondurma. 7 lira nedir. ayıptır.
bu ülkede dondurma yalamak bile lüks olabilir mi deliricem.
dondurma deyip geçmeyin lütfen. rezalet.
edit: öyle tanımlar giriyorlar ki 7 lira gayet ucuzmuş.
dalga geçmeyin. canım çekti aldım. 7 lira nedir. dondurma ulan bu dondurma. 7 lira nedir. ayıptır.
bu ülkede dondurma yalamak bile lüks olabilir mi deliricem.
dondurma deyip geçmeyin lütfen. rezalet.
edit: öyle tanımlar giriyorlar ki 7 lira gayet ucuzmuş.
devamını gör...
şişirilmiş bir balon olması
prim vermememiz gereken başlıklara eklenen gereksiz kelimeler bütünü. gördüğünüz zaman kaçın.
devamını gör...
kadir mısıroğlu
karşısında duracak tek bir kemalist yok muydu ? buna bu kapanma günleri bitene kadar gülebilirim.
ulan mustafa kemal atatürk'ün ruhunu çağırıp konuştum diyerek tarihçilik yaptığını zanneden bir adam karşısında en fazla, akılla, mantıkla , bilimle tarih yapan birileri kendini küçültmek istemediğinden konuşmaz.
ulan mustafa kemal atatürk'ün ruhunu çağırıp konuştum diyerek tarihçilik yaptığını zanneden bir adam karşısında en fazla, akılla, mantıkla , bilimle tarih yapan birileri kendini küçültmek istemediğinden konuşmaz.
devamını gör...
los angeles savaşı
pearl harbor saldırısından yaklaşık 3 ay sonra 24 şubatı 25 e bağlayan gecede los angeles'da tuhaf bir olay yaşandı.
şehrin üzerine doğru gelen ve tanımlanamayan bir cisim vardı. abd bunun japonlar tarafından gönderilen ve radar'da gözükmeyen bir araç olduğunu düşündüler. şehirdeki birlikler hemen göreve çağrıldı. saat 2.25 te şehirde hava saldırısı sirenleri çalmaya başladı ve karartma uygulandı. saat 3 civarında şehirdeki uçaksavar birlikleri ateş açmaya başladı. cisim hareketsiz bir şekilde şehir üzerinde durmaya başladı. raporlara göre cisim birçok kez vurulmuştu fakat hiçbir şey olmuyordu. saat 4 civarında ise cisim yüksek bir hızla ilerleyerek gözden kayboldu. 29.000 km hızla ilerlediği söyleniyor.
daha sonra ülkede konu ile ilgili birçok haber yapıldı fakat devlet basını da kullanarak olayın üstünü kapatmayı başardı.
olayda toplam 5 kişi hayatını kaybetti. bunlardan 3'ü şehirdeki kargaşa ortamında trafik kazası yaptı. diğer 2 kişi ise olaydan ötürü kalp krizi geçirdi.
olay bazı kişiler tarafından meteoroloji balonu olarak adlandırıldı. kimileri ise aslında hiçbir şey olmadığı ama bazı kişilerin savaş tehdidinden ötürü hayal gördüğünü söyledi.
aslında ikinci dünya savaşı döneminde bu tip şeyler görülmeye başlanmıştı, hatta müttefik pilotların (bkz: foo fighter) dedikleri ışıklı tanımlanamayan araçlar vardı. ilk zamanlar düşman araçları sanılmıştı ama herhangi bir saldırıda bulunmuyorlardı.



şehrin üzerine doğru gelen ve tanımlanamayan bir cisim vardı. abd bunun japonlar tarafından gönderilen ve radar'da gözükmeyen bir araç olduğunu düşündüler. şehirdeki birlikler hemen göreve çağrıldı. saat 2.25 te şehirde hava saldırısı sirenleri çalmaya başladı ve karartma uygulandı. saat 3 civarında şehirdeki uçaksavar birlikleri ateş açmaya başladı. cisim hareketsiz bir şekilde şehir üzerinde durmaya başladı. raporlara göre cisim birçok kez vurulmuştu fakat hiçbir şey olmuyordu. saat 4 civarında ise cisim yüksek bir hızla ilerleyerek gözden kayboldu. 29.000 km hızla ilerlediği söyleniyor.
daha sonra ülkede konu ile ilgili birçok haber yapıldı fakat devlet basını da kullanarak olayın üstünü kapatmayı başardı.
olayda toplam 5 kişi hayatını kaybetti. bunlardan 3'ü şehirdeki kargaşa ortamında trafik kazası yaptı. diğer 2 kişi ise olaydan ötürü kalp krizi geçirdi.
olay bazı kişiler tarafından meteoroloji balonu olarak adlandırıldı. kimileri ise aslında hiçbir şey olmadığı ama bazı kişilerin savaş tehdidinden ötürü hayal gördüğünü söyledi.
aslında ikinci dünya savaşı döneminde bu tip şeyler görülmeye başlanmıştı, hatta müttefik pilotların (bkz: foo fighter) dedikleri ışıklı tanımlanamayan araçlar vardı. ilk zamanlar düşman araçları sanılmıştı ama herhangi bir saldırıda bulunmuyorlardı.



devamını gör...
zamanı durdurmak istenen anlar
çok sevdiğim birine sarıldığım an. böyle kalp atışlarının senkronize olduğunu hissettiğim, kokusunu içine çektiğim an zaman dursun. hatta bazen diyorum ki öleceksem bu an olsun.
devamını gör...
sevilmemişim
nasıl dersler bilirsin şarkısı.
devamını gör...
bir konuyu öğrenmek için başlık açmak
sık sık gerçekleştirdiğim durumdur. araştırma yaptığım bir konuyu iyice araştırıp öğrenmek için başlık atıyorum veya tanım giriyorum aklımda kalması için çok hoş oluyor. bir nevi öğrenmek için yazmak gibi.
devamını gör...
internet kafe kültürü
birçok çocuğun gelişiminde olumlu/olumsuz çok fazla etkisi olan bir kültürdür.
günümüzde popülerliğin ve paranın, manevi dünyaya da mutlak hakimiyet kurmaya başlamasıyla görüldü ki paradan ve maddiyattan hiçbir şey kaçamaz. bundan, hayatın en kayıtsız dönemi olan ergenlik dönemleri dahi kaçamadı. o yüzden bugünün internet kafe gençliği, ancak bir e spor takımında oynamak hedefiyle birleşiyor. bireyselcilik her tarafı sarmış, millet daracık alanda sigara içerken bile birbirinin yüzüne bakmıyor. bizim zamanımızda bu böyle değildi, şahane bir yerdi.
ben internet kafeye 6. sınıfta başladım ve lise son sınıfa kadar bu ortamdan hiç kopmadım. okuldan çıkardık, çantaları fırlatır internet kafenin önünde toplanırdık. önce ben giderdim, bakardım iki kişi var, muhabbet bir başlardı, bir iki bir iki derken bir bakardık ki merdiven, kafenin önü arkadaşlarla dolmuş. müthiş bir ortam, bir enerji vardı.
bireyselliğin içinden geçmiştik adeta. küçük bir komün gibi davranıyorduk, parası olmayana döner ısmarlanırdı, herkesten bozuk toplanıp kola çekirdek alınırdı ama parası olmayanlar da bundan faydalanırdı. ortama sonradan gelebilecekler için her daim fazladan bir pet bardak alınırdı, bu bana miras kalmıştır; her daim fazladan biri gelecekmiş ve soframa oturacakmış gibi bir yaklaşımda bulunurum; müthiş bir kazanım bana göre.
bir tane mühendis, uluslararası ilişkiler, edebiyat ve ingilizce öğretmenliği okuyan abilerimiz vardı. gerek futbol, basketbol, gerek siyaset, gerek hayat hakkında müthiş konuşmalarla büyüyorduk; o günlerde size neler kazandırdıklarını fark etmeyeceğiniz ama size taş gibi bakış açıları kazandıran müthiş konuşmalardı bunlar. neye merhamet edilmeliydi, neye kızılmalıydı, hangi konularda kitlesel hareket edilmeliydi ve kitlesel tepki gösterilmeliydi öğreniyorduk. topluluk içinde nasıl davranılması gerektiğini, sınırlara saygı gösterilmesi gerektiğini öğreniyorduk, bugün baktığımda adeta hepsi birer altın değerinde.
ergenlik sürecinde özellikle hayatta yeni keşfettiğimiz duygularımızı, alışkanlıklarımızı da test etme imkanı buluyorduk. sevdiğimiz kıza karşı neler yapmalıydık, kuru bir mesajla değil gözlerimizdeki ışıltıyla soruyorduk. her şeyi ben bilirimci davranmıyorduk çünkü etrafımızda babalar vardı, bu adamlar sevmişti, sevilmişti, bergen dinlemeyi, gülden karaböcek dinlemeyi onlardan öğrenmiştik bir defa. haddimizi aşarsak kulaklarımızdan tutar geçmişimizi s..ip atarlardı. saygıyı öğrenmiştik, sevgiyi öğrenmiştik, abilik ve kardeşlik öğrenmiştik.
bu dönemlerde internet kafe ortamı ikinci ailesi gibi olmuş arkadaşlar çok iyi bilirler ki bu ortamların o samimiyeti, o güzellikleri bir daha asla geri gelmeyecek. hayatımızın belli bir dönemine imza atan internet kafelere saygı ve sevgilerimi sunmak istiyorum; hayatımın sonuna kadar unutmayacağım.
günümüzde popülerliğin ve paranın, manevi dünyaya da mutlak hakimiyet kurmaya başlamasıyla görüldü ki paradan ve maddiyattan hiçbir şey kaçamaz. bundan, hayatın en kayıtsız dönemi olan ergenlik dönemleri dahi kaçamadı. o yüzden bugünün internet kafe gençliği, ancak bir e spor takımında oynamak hedefiyle birleşiyor. bireyselcilik her tarafı sarmış, millet daracık alanda sigara içerken bile birbirinin yüzüne bakmıyor. bizim zamanımızda bu böyle değildi, şahane bir yerdi.
ben internet kafeye 6. sınıfta başladım ve lise son sınıfa kadar bu ortamdan hiç kopmadım. okuldan çıkardık, çantaları fırlatır internet kafenin önünde toplanırdık. önce ben giderdim, bakardım iki kişi var, muhabbet bir başlardı, bir iki bir iki derken bir bakardık ki merdiven, kafenin önü arkadaşlarla dolmuş. müthiş bir ortam, bir enerji vardı.
bireyselliğin içinden geçmiştik adeta. küçük bir komün gibi davranıyorduk, parası olmayana döner ısmarlanırdı, herkesten bozuk toplanıp kola çekirdek alınırdı ama parası olmayanlar da bundan faydalanırdı. ortama sonradan gelebilecekler için her daim fazladan bir pet bardak alınırdı, bu bana miras kalmıştır; her daim fazladan biri gelecekmiş ve soframa oturacakmış gibi bir yaklaşımda bulunurum; müthiş bir kazanım bana göre.
bir tane mühendis, uluslararası ilişkiler, edebiyat ve ingilizce öğretmenliği okuyan abilerimiz vardı. gerek futbol, basketbol, gerek siyaset, gerek hayat hakkında müthiş konuşmalarla büyüyorduk; o günlerde size neler kazandırdıklarını fark etmeyeceğiniz ama size taş gibi bakış açıları kazandıran müthiş konuşmalardı bunlar. neye merhamet edilmeliydi, neye kızılmalıydı, hangi konularda kitlesel hareket edilmeliydi ve kitlesel tepki gösterilmeliydi öğreniyorduk. topluluk içinde nasıl davranılması gerektiğini, sınırlara saygı gösterilmesi gerektiğini öğreniyorduk, bugün baktığımda adeta hepsi birer altın değerinde.
ergenlik sürecinde özellikle hayatta yeni keşfettiğimiz duygularımızı, alışkanlıklarımızı da test etme imkanı buluyorduk. sevdiğimiz kıza karşı neler yapmalıydık, kuru bir mesajla değil gözlerimizdeki ışıltıyla soruyorduk. her şeyi ben bilirimci davranmıyorduk çünkü etrafımızda babalar vardı, bu adamlar sevmişti, sevilmişti, bergen dinlemeyi, gülden karaböcek dinlemeyi onlardan öğrenmiştik bir defa. haddimizi aşarsak kulaklarımızdan tutar geçmişimizi s..ip atarlardı. saygıyı öğrenmiştik, sevgiyi öğrenmiştik, abilik ve kardeşlik öğrenmiştik.
bu dönemlerde internet kafe ortamı ikinci ailesi gibi olmuş arkadaşlar çok iyi bilirler ki bu ortamların o samimiyeti, o güzellikleri bir daha asla geri gelmeyecek. hayatımızın belli bir dönemine imza atan internet kafelere saygı ve sevgilerimi sunmak istiyorum; hayatımın sonuna kadar unutmayacağım.
devamını gör...
catherine wheel
çok uzak olmayan zamanlara kadar kullanılmaya devam eden insan ırkının hayal gücünü en iğrenç şekilde nasıl kullanabileceğini gösteren bir işkence ile öldürme aletidir.

bu işkence aleti iskenderiyeli azize catherine’den alır ismini. bu aletle öldürülmesine hükmedilen azize işkence aletine dokunduğu an alet kırılır ve zavallı kadın kafası kesilerek idam edilir.
aslında alet öyle çok da teknolojik bir şey değildir. at arabalarında kullanılan tekerleklere benzer bir tekerleğin üzerine bağlanan suçlu çeşitli işkenceler ile öldürülür. bu işlem üç güne kadar sürebilir. tekerleğe bağlanan kişinin kemikleri kırılır çoğunlukla.
bu işlem aynı zamanda suçlu bulunan kişiyi onursuzlaştırmak için de yapılır. suçlu ölene kadar ve öldükten sonra tekerleğin üzerinde sergilenir. ölü bedeni ise kurda kuşa yem olur ya da çürümeye terk edilir. böylelikle de öldükten sonra ruhunun huzura ermesinin engellemediğine inanılır.

bu işkence aleti bana kafka’nın cezalılar kolonisi öyküsünde anlattığı işkence aletini hatırlatır hep. bu aletin nasıl bir şey olduğunu daha önce kafkaesk başlığında anlatmıştım. aynı işkence mantığı ile iki alet de suçlunun uzun süre acı çekmesi için tasarlanmıştır.
ama insanoğlu acılardan ders alacağına onları ticari metalara çevirmeyi sevdiği için daha sonraki zamanlarda havai fişekler için kullanılan bir düzeneğe de bu isim verilmiştir.
insanoğlu acımasızdır ve içinde barındırmadığı merhameti başkalarından beklemeye hakkı yoktur.

bu işkence aleti iskenderiyeli azize catherine’den alır ismini. bu aletle öldürülmesine hükmedilen azize işkence aletine dokunduğu an alet kırılır ve zavallı kadın kafası kesilerek idam edilir.
aslında alet öyle çok da teknolojik bir şey değildir. at arabalarında kullanılan tekerleklere benzer bir tekerleğin üzerine bağlanan suçlu çeşitli işkenceler ile öldürülür. bu işlem üç güne kadar sürebilir. tekerleğe bağlanan kişinin kemikleri kırılır çoğunlukla.
bu işlem aynı zamanda suçlu bulunan kişiyi onursuzlaştırmak için de yapılır. suçlu ölene kadar ve öldükten sonra tekerleğin üzerinde sergilenir. ölü bedeni ise kurda kuşa yem olur ya da çürümeye terk edilir. böylelikle de öldükten sonra ruhunun huzura ermesinin engellemediğine inanılır.

bu işkence aleti bana kafka’nın cezalılar kolonisi öyküsünde anlattığı işkence aletini hatırlatır hep. bu aletin nasıl bir şey olduğunu daha önce kafkaesk başlığında anlatmıştım. aynı işkence mantığı ile iki alet de suçlunun uzun süre acı çekmesi için tasarlanmıştır.
ama insanoğlu acılardan ders alacağına onları ticari metalara çevirmeyi sevdiği için daha sonraki zamanlarda havai fişekler için kullanılan bir düzeneğe de bu isim verilmiştir.
insanoğlu acımasızdır ve içinde barındırmadığı merhameti başkalarından beklemeye hakkı yoktur.
devamını gör...
yazarların en beğendiği bakanlar
devamını gör...