kendisini severim ama müzik tarzı cidden çeşitli olan nadir sanatçılardan biri ve bu hem çok garip hem de güzel..
demek istediğim şey, kariyerine country ile başlayıp sonrasında pop türüne yönelik albümler çıkarması, sonra biraz daha olgunlaşıp rock'a yönelmesi..

sonra 2017'de yine soluğu pop'da alıp 2018-2019 arasında daha da indie/ alternative/folk üçlüsüne yaklaşması yani lover albmünde kullandığı sound'lardan bahsediyorum.

2020 yılında covid ile birlikte, folk/indie türünü içine alan "folklere" albümü 4 ay gibi kısa sürede çıkarmış olamsı çok hayaranlık duyulası..
insana ciddrn 90'ların trendinden daha güçlü geldiğini gösteriyor..

2020'nin son everlerinde ise bizlere evermore albümünü bahşetmiştir ve cidden çok üretken bir sanatçı olduğunu kanıtlamış oldu.
bundan yıllar sonra adı efsanelerin arasına yazılacak sanatçı kişi diye de denilebilir taylor swift'e.

champagne problems tam beni anlatan bir şarkı, tşkler taylor ağlarken dinlemek çok iyi hissettiriyor..

unutmadan eski şarkılarının kendi versiyonlarını yayınlayacakmış ki yayınladı.
devamını gör...

1935 istanbul doğumlu türkan saylan doktor, akademisyen, eğitimci, yazar ve çağdaş yaşamı destekleme derneği 'nin eski başkanıdır. 18 mayıs 2009 tarihinde istanbul' da vefat etmiştir.
devamını gör...

zorsa yazmayın arkadaşlar. merak etmeyin kimse sizi ip'den tespit edip taciz etmeyecek. kafanızı attıran varsa modlara şikayet edin ya da engelleyin.
devamını gör...

'gökyüzü gibi gözlerin var' demişti biri geçenlerde, çok spontane şekilde. bu yaşıma kadar en iyisi olmasa da o anda güzel geldi *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

türk kahvesi serpilmiş yeşil elma..
devamını gör...

sorun olmayan bir şey kaldı mı?
devamını gör...


türk tabipleri birliği genel sekreteri prof. dr. vedat bulut: “eğer böyle giderse günde 60 binleri yine bulabiliriz”


buradan
devamını gör...

mesleğimin ilk yıllarında, henüz meslektaşlarımın gerçek yüzlerini görmeden önce; ben hepsini entelektüel, hepsini eğitim neferi sandığım zamanlardan birinde çok erken bir saatte okula geldim ve ilk sigaramı içmek için sigara odasına uğramadan önce öğretmenler odasına girdim.

her insanın yapacağı gibi içeri girdiğim zaman orda oturan bir meslektaşımı görünce de “ günaydın” dedim ama cevap alamadım. ben de duymamamış olabileceğini düşünüp bir kez daha tekrar ettim günaydınımı ama yine aynı sessizlik.

ben de çıktım sigara içmek için sigara odasına gittim, 10 dakika sonra bir arkadaşım gelince olayı ona anlattım ve bana şöyle bir açıklama yaptı:

“ bir kadın namahrem bir erkekle aynı odada yalnız kalır ve onunla konuşursa söz zinası yapmış olur. “

bir günaydınla cehennem yolunda insanlık için küçük kendim için büyük bir adım attığımı öğrenmiş oldum böylelikle. yani siz siz olun yalnız insanlara selam vermeyin.

t: söz zinası yapmak istemeyen bir insan olabilir.
devamını gör...

"iyi o zaman ekmeğe ben gideyim bu yaşımla.. "
zaten gitmeyecekti.
devamını gör...

katlamaya usendigim ya da sık giydiğim şeyler hep sandalye üzerine atılı şekilde dururlar. odami toplasam bile onları toplamak içimden gelmiyor. garip huylarim var dostlar.
devamını gör...

tedavülden kalkmış para gibi hissettiriyor hayat bazen insana;
adın var ama değerin yok,
senden bir şey olmuyor, yetkili merci dışında imha da edilemiyorsun.
olsa olsa nostaljik bir hatıra diye saklanırsın, bin yılda bir yüzüne bakılır.
o da eski liralar, delikli kuruşlar gibi itibar bekleme yani,
gereksiz bir gereklilik gibi...
devamını gör...

bin tane sözüm ona sanatçıyı toplasan bir zeki müren etmiyor hala. adamın ölümünden sonra bile bu kadar çok sevilmesi birilerine batmış olsa gerek. ozdemir erdoğanı severdim ama benim için bitmiştir. cunku benim için sanatçının sadece müziği değil kişiliği de çok önemlidir. saygı duymayı bilmeyene saygı duymuyorum. bir insanın cinsel kimliği ölümünden bilmem kaç yıl sonra bile dert oluyor bu millete. erkek çocuklara zeki müren travma yaratmadı aksine bu toplumun yetiştirdiği toksik maskülen erkekler kadınıyla, erkeğiyle hepimizi mahvetti.
devamını gör...

kafadandeniz’e nazar boncuğumu takıp gönderdim yayına ah kalbim.* sözlük radyosunun yayıncıları ile güzel mi güzel bir program olacak kafa sözlük ailesi!! güzelleşelim canlanalım azıcık!
devamını gör...

ben sandim ki, eğer biraz daha senin istediğin gibi biri olursam beni seversin. kendime yaptığım en küçük düşürücü davranışımdı bu...
devamını gör...

müslüman olmaları.
devamını gör...

bir arkadaş zekai özger şiiri. bu şiirin isim verdiği bir şiir kitabı da mevcut.
şiiri eser gökay'ın sesinden dinlemek için tıklayınız.

bu şiir beni geçen sene kah güldürüp kah ağlatantır. hani bazı kelimeler aynı kalpten çıkmış gibi hissettirir ya bu şiiri de zekai özger'in değil benim kalbimden, etimden, kemiğimdendir. sanki bendir; benim aynamdır.

sabahın bir körü kalkardım. yemek içmek işlerini halleder, keyfim varsa süslenir keyfim yoksa saçımı toplar bir tişört geçirir üstüme çıkardım dışarıya. hava sıcak, asfalttan dumanlar yükselirdi. içimi stres yakarken tenimi de güneş yakardı. el, kol dolu, ağzımda maske nefes nefese yürürdüm durağa. durak türkiye'nin her yerinde bir zamanların dershanesi şimdinin kolejlerinden birinin önünde. durağa gelmeden alt yolda bir park var. ıssız mı ıssız, zaten hava yeni aydınlanmış çocuklar derin uykularının en tatlı yerinde olurdu. ben gider her sabah otururdum o parka günün ilk sigarası için. parkın karşısında malum kolej. kulağımda kulaktan onur akın'ın sesinden bu şiirin bestelenmiş halini dinlerdim. bir fırt sigaradan alır efkarlı efkarlı 'sen içeride ben dışarıda, oy mahpusluk' derdim. gözlerim genelde buğulanır, denemelerin güzel geçtiği günler umut dolu bakardı.
ben yine bu sevdanın peşinde yandığım günlerdeyim.
öğretmenlik sevdadır.
çocuklar söz size öğretmeniniz çam kolonyası getirecek bi'gün.
onur akın/ çam kolonyası


göğü kucaklayıp getirdim sana
kokla
açılırsın

solmuşsun
benzin sararmış
yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün
öyle bükük bakma bana

çam kolonyası getirdim sana
kentli dağlıların haklı sevdasını
bolu ormanlarından çarpan bir koku
sanki köroğlunun ter kokusu
aman kokusu, billah kokusu
canlarım ,canım benim

üzme kendini bu kadar
sana umudu öğretemeyenlerin suçu mu var
bak yeryüzü ne kadar geniş
ne kadar dar

dur
akıtma gönlüm yaşını
gözünden öpecek bir yer bırak
oy bana en yakın
bana en uzak
sevgili yar
hasretine vur beni

giyecek çamaşır getirdim sana
adettir diye değil, sevdim diyedir
bağışla, eski biraz
bedenim uygundur diye bedenine
elimle yıkadım, ütüledim
elma ağacında kuruttum

günler sarmal bir yay gibi
bunu unutma
bahar annemizin yemenisindeki solgun çiçektir
bunu unutma
seni ben her yerinden öperim
beni unutma

kadere inansaydım
sana inanırdım
düşürmem sigaramın ucundaki külü ben

öyle kırık bakma bana
caddeler nasılda genişliyor
sana bunu söyleyecektim
bileyli bir makas vardı yanımda
sana bunu söyleyecektim
hadi kes büyüyen tırnaklarındaki kiri
sana bunu
oy nasıl söyleyebilirim
deliren sevdamızın kısrak huyunu

elimi tut
tuttururlar, o kadarına izin verirler
kahreden bir ayrılığın çılgınlığı değil bu
bir isyanın kelepçeleşmiş resmidir parmaklarımız

sen içerde
ben dışarda
oy mahpusluk mahpusluk
devamını gör...

2002 ve sonrası doğumlu yazarları tetikleyecek başlıktır. ama bir yandan ne mana hocam dedirtmiştir.
devamını gör...

(bkz: pudra şekerini satan bilge)
devamını gör...

eğitim sistemi ve onun kronikleşmiş sorunlarını bir kenara bırakarak başlıyoruz işe koyulmaya. herhangi bir dili öğrenmek için ciddi bir sebebimiz olmalı. söz konusu ingilizce olduğunda herkesin öyle veya böyle sebepleri vardır. benim açımdan öncelikle hayatım boyunca sadece türkçe konuşan insanlarla muhatap olmaya mecbur kalma fikri çok ürkütücüydü. bundan sonra ise ingilizce okuyabilmek, daha fazla kitaba erişebilmek ve dünyaya açılabilmekti. muhtemelen buradaki çoğu insandan daha kötü bir 12 yıllık ingilizce eğitimi görmüşümdür. hiçbir şey öğrenmedim diyebilirim bu süreçte. 3 yıl kadar önce bir kursa yazılmış bir iki kur gittikten sonra hiçbir şey öğrenmeden ayrılmıştım. aslında hep erteliyordum bu geçtiğimiz süreçte, nasıl olsa öğrenirim filan diyerek boşluyordum meseleyi. sonra işin ciddiyetinin farkına vardım ve 2 yıl önce başladım hakikaten çalışmaya. önce murat kurt'tu galiba ismi tam olarak hatırlamıyorum, gramer kitabını edinip ona çalıştım biraz. gramerin önemli olduğunu biliyordum ama açıkçası gramer çalışmak hem çok sıkıcı hem de ağır ilerleyen bir süreçti. sonra benim asıl öğrenme sürecim başladı. bu asıl öğrenme süreci dediğim şey okuyarak oldu. ilkokul seviyesindeki çocuklara yönelik hazırlanan resimli öyküler vardır, onları okuyarak başladım. eş zamanlı olarak da kelime öğrendim. yani okuma sürecinde öğrendiğim kelimelerin haricinde de günlük 5-10 kelimeyi not defterime yazdım. zamanla 40-50 sayfalık kitaplara geçtim, kadıköy'de filan sahaflara gidip 5 liraya kitaplar alıyordum. bu kitapları okuduktan sonra iki tanesini verip aynı sahaftan yeni bir kitap alıyordum. bu şekilde okuyarak ve adım adım seviye yükselterek ilerledim. bu arada ilave olarak tabii ki altyazılı dizi ve film izliyordum. sevdiğim şarkıları bir deftere yazıp bazılarını ezberliyor ve tekrar tekrar dinliyordum. agatha christie, arthur conan doyle, hemingway, truman capote filan derken şimdi david hume gibi filozofları okuyabilecek durumdayım.

edit: benim kişisel öğrenme sürecim konuşabilmek için pek etkili bir yol değil. çokça yazılmış, doğrudur, konuşabilmek için bu dili pratik etmeniz gerekir. birkaç yıla çok spesifik olmayan metinleri çevirebilecek duruma gelebilirim ama o masadan kalkma fırsatı bulamazsam konuşma konusunda hep sıkıntı yaşayacağım. imkânı olan kişinin yapacağı en doğru şey ingilizcenin konuşulduğu bir ülkeye kursa gitmektir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim