361.
sen bilmezsin ama oğuz atay demişti , sevmek yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi . işte ben o büyük yüke kalkıştım . seni sevmek gibi büyük kocaman bir iş . yanımdayken gülümsemesine bakıp içimden '' şimdi bu benim mi ? '' diye çaktırmadan sevinmek , yada aradan çok zaman geçer bazen bir kaç mevsim , bir kaç insan , bir kaç anı , bir kaç acı ... her şey biter , hesaplar ödenir , defter kapanır . sonra olmadık zamanda , olmadık bir yerde saçma sapan bir karşılaşma olur . sonra ... sonra bişey olmaz . çünkü hesap etmediğin bir kalbin vardır , o ne ayların ne yılların geçmesine aldırış etmeden ilk gün gibi taptaze seviyordur ...omuzdan öpmek diye birşey vardır . yüküne ortağım der gibi . öyle güzel .. eğer bu aşk değilse ben sana daha önce kimsenin kimseye olmadığı bir şey oldum ...
devamını gör...
362.
cemal süreya - dilekçe
sokağımsan
ben anahtarı çevirdiğim zaman
kapanan evin kapısı değil,
senin kapın olsun açılan.
adresimsen,
mektuplarım doğru dürüst gelsin;
iki kişi telefonla konuşurken
olmayalım hemen üç kişi.
kentimsen,
başka kentler de girsin araya;
daha bir sevinçle katılayım,
şenliğimsen.
herşeyi yaz tarihimsen,
ama her bir şeyi;
dilimsen,
sen de koru biraz dilliğini.
düşüncemsen,
kızkardeşim pencereyi açsın;
sorguçlu bir ışık aracılığıyla
günyenisi dolsun içeri.
uzat saçlarını frigya,
yarimsen,
yurdumsan;
söz ver anadolu.
sokağımsan
ben anahtarı çevirdiğim zaman
kapanan evin kapısı değil,
senin kapın olsun açılan.
adresimsen,
mektuplarım doğru dürüst gelsin;
iki kişi telefonla konuşurken
olmayalım hemen üç kişi.
kentimsen,
başka kentler de girsin araya;
daha bir sevinçle katılayım,
şenliğimsen.
herşeyi yaz tarihimsen,
ama her bir şeyi;
dilimsen,
sen de koru biraz dilliğini.
düşüncemsen,
kızkardeşim pencereyi açsın;
sorguçlu bir ışık aracılığıyla
günyenisi dolsun içeri.
uzat saçlarını frigya,
yarimsen,
yurdumsan;
söz ver anadolu.
devamını gör...
363.
afrika
afrika dediğin bir garip kıta
el bilir alem bilir
ki şekli bozulmasın diye akdeniz'in
hala eskisi gibi çizilir
haritalarda.
1954
üvercinka- cemal süreya.
afrika dediğin bir garip kıta
el bilir alem bilir
ki şekli bozulmasın diye akdeniz'in
hala eskisi gibi çizilir
haritalarda.
1954
üvercinka- cemal süreya.
devamını gör...
364.
365.
yırtarak geçiyor kalbimizden
hayatı da törpüleyen zaman
şuramızda bir şey var
acıya benzer
umuda benzer
böyle günlerde her şey
hem acıya, hem umuda benzer
gün ölümle başlatıyor hayatı
her şafak taze bir ölünün üstünde doğuyor
her sabah ölümü anlatıyor gazeteler
sol köşede ölümü kutsallaştıran bir fotoğraf
yeni bir cinayetin röntgenini çıkartıyor gövdeme
beynim sabırla keskin
iğdişliyor haber bültenlerini, yorumları, sahte ölüm ilanlarını
bizim ilanlarımız çoktan verilmiştir
gelirse de bilinir nerden ve nasıl
böyle ölümün yücedir adı
ha kanağacı canım, ha gelincik tarlası
çünki ölümün kanıdır besleyen
bir başka baharın tohumlarını
şuramızda bir şey var
bizi onduran şey
acıya saran
umudu kuşatan
kalbim: kalbim mi desem
var kalbim: yaşayan ben
hayatla ölümle cinayetle
gazetelerde, radyolarda, eski üniversitelilerde
eski prof hocalarla
yaşayan ben: geç mi kaldık/kabul edemem
ah benim sevgili annem
oğlun da elbet yurtseverden
birgün bırakır da sizi yüzüstü
yüzüstü değil: elbette bizüstü
bırakır da: sekizyüzlük hırtları, şunları, bunları
giriverir senin sıcacık kucağına
yani hem sana karşı, hem senin için
giriverir o yanılmaz tarihçinin yaprağına
ölüm mü dedim annem
ölüm senin gibi güzel annelerin
senin gibi güzel çocuklar feda etmiş
o tarih atlasında
bir kırmızı gül olur ancak
koksun diye çocukların bahçesi
şuramızda, tam şuramızda
kanserli bir virüs gibi kanımıza karışsa da bizi yaşatan günler perişan
işte bir bir kırıyorlar dalıylan
yeryüzünün olgunlaşan meyvelerini
çünki biliyorlar vakit dar
oysa dalları kırılmayan ölür mü sonsuz ağaç
hayatı pekiştiren kökümüz var
dünyayı emeğe kazandırmak için
hayata ve ölüme sonsuz bir anlam veren
kanağacına sözümüz mü var
biz şimdi gidiyoruz gibi ya dostlar
bir gün döneriz elbet
acısız, adsız
ölümsuyu sürünün
sürünün ölümsuyu
bir ölü bir dirinin kanıdır
besler hayatsuyu
şuramızda, tam şuramızda
tarihe nasıl anlatsam
ey anneleri korkutan
bizi yaşatan kan
günler perişan
arkadaş zekai özger. mayıs 1972.
devamını gör...
366.
rabbim, nihayet sana itaat edeceğiz..
artık ne kin, ne haset, ne de yaşamak hırsı,
belki bir sabah vakti, belki gece yarısı,
artık nefes almayı bırakıp gideceğiz..
ben artık korkmuyorum, herşeyde bir hikmet var,
gecenin sonu seher, kışın sonunda bahar,
belki de bir bahçeyi müjdeliyor şu duvar..
birer ağaç altında sevgilimiz, annemiz,
gece değmemiş sema, dalga bilmeyen deniz,
en güzel, en bahtiyar, en aydınlık, en temiz,
ümitler içindeyim, çok şükür öleceğiz...
ziya osman saba
artık ne kin, ne haset, ne de yaşamak hırsı,
belki bir sabah vakti, belki gece yarısı,
artık nefes almayı bırakıp gideceğiz..
ben artık korkmuyorum, herşeyde bir hikmet var,
gecenin sonu seher, kışın sonunda bahar,
belki de bir bahçeyi müjdeliyor şu duvar..
birer ağaç altında sevgilimiz, annemiz,
gece değmemiş sema, dalga bilmeyen deniz,
en güzel, en bahtiyar, en aydınlık, en temiz,
ümitler içindeyim, çok şükür öleceğiz...
ziya osman saba
devamını gör...
367.
ne bileyim çık gel işte..
-"çok sevdiğim kitabım sende kalmış." de
- “hiç bir kitapçıda da kalmamış.”
de.
hani belki yağmur yağmıştır, üstün ıslanmıştır,
içeri buyur ederim.
hatta
- “üşümüşsündür dur bir kahve yapayım.”
derim.
otururuz, susarız.
biz susarız, özlem konuşur.
biz susarız, gözler konuşur.
ne bileyim çık gel işte.
uydur bir bahane...
-"çok sevdiğim kitabım sende kalmış." de
- “hiç bir kitapçıda da kalmamış.”
de.
hani belki yağmur yağmıştır, üstün ıslanmıştır,
içeri buyur ederim.
hatta
- “üşümüşsündür dur bir kahve yapayım.”
derim.
otururuz, susarız.
biz susarız, özlem konuşur.
biz susarız, gözler konuşur.
ne bileyim çık gel işte.
uydur bir bahane...
devamını gör...
368.
yaşayan bir ölü gibiyim
ruhunu yitirmiş boş bir beden
hissiz bir kalp
ve acıdan kalan umutsuz bir geçmiş
sahi ben neyim yada neydim
niçin izin vermiştim ki
milyonlarca parçaya bölünmesini ruhumun
ne yaşamayı başarmıştım ne de ölmeyi
beyaz bölge
ruhunu yitirmiş boş bir beden
hissiz bir kalp
ve acıdan kalan umutsuz bir geçmiş
sahi ben neyim yada neydim
niçin izin vermiştim ki
milyonlarca parçaya bölünmesini ruhumun
ne yaşamayı başarmıştım ne de ölmeyi
beyaz bölge
devamını gör...
369.
git de şen şakrak geçen günlerine gün ekle,
beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.
beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.
devamını gör...
370.
ey yolcu şafaklar sökecek durma ileler
zulmetlere kan mı ağlatacak meşalelerle
incitme büyük ceddini allahlı seversen.
milyarla şehidin ebedi varisisin sen sen sen.
zulmetlere kan mı ağlatacak meşalelerle
incitme büyük ceddini allahlı seversen.
milyarla şehidin ebedi varisisin sen sen sen.
devamını gör...
371.
ellerim demir parmaklıklara tutunmuş.
soğuktan damarımdaki kanım donmuş.
beynim bildiklerimi bir bir unutmuş.
gün geçtikçe ruh ve beden kabında kaybolmuş.
garipler rabbimden inayet bekler olmuş.
soğuktan damarımdaki kanım donmuş.
beynim bildiklerimi bir bir unutmuş.
gün geçtikçe ruh ve beden kabında kaybolmuş.
garipler rabbimden inayet bekler olmuş.
devamını gör...
372.
kuleden,
ses geliyor kuleden
o kaş , o göz değil mi
beni sana kul eden.
ses geliyor kuleden
o kaş , o göz değil mi
beni sana kul eden.
devamını gör...
373.
ceset
kilitli bir kapı ardında soğuyan ceset
dirisinden de somut,
daha mahçup dalmış gözleri..
yüzündeki soğukluk,
katilinin parmak izleriyle yitiriyor
keskinliğini...
anımsıyordu;
sona yaklaşıyordu yeniden,
fakat bu, bu çok ayrı olmalı!
içinde yaşadığı anlamı yitik bu boşluk;
naifçe çıkan soluğuna karşılık,
bir hediye kondurmuştu göz kapaklarına
nihayet, ölmüştü!
bir cesetten çok ölüydü artık hatırlarda..
kilitli bir kapı ardında soğuyan ceset
dirisinden de somut,
daha mahçup dalmış gözleri..
yüzündeki soğukluk,
katilinin parmak izleriyle yitiriyor
keskinliğini...
anımsıyordu;
sona yaklaşıyordu yeniden,
fakat bu, bu çok ayrı olmalı!
içinde yaşadığı anlamı yitik bu boşluk;
naifçe çıkan soluğuna karşılık,
bir hediye kondurmuştu göz kapaklarına
nihayet, ölmüştü!
bir cesetten çok ölüydü artık hatırlarda..
devamını gör...
374.
bir çiçek sergicisi der ki
bin dokuzyüz on iki miydi, bin dokuz yüz elli iki miydi
günesli bir öğle miydi, çiçekler gölgesiz miydi
ellerim kirli miydi
neydi
çiçeklere su mu serpiyordum, bir karanfil çok mu uzaklardan gelmisti
bilmem ki
benim bütün yasamımda hep karanfiller olmustur
her zaman hatırlarım
sanki bir karanfilden sürekli doğmusumdur
bin dokuz yüz on iki doğumlu bir karanfili
karım göğsüme takmıstı. simdi ben çok yaslıyım
simdi ben nedense çok yaslıyım
herkesi ayrı ayrı tanımam
ruhi bey'i đçerenköy'den tanırım
đçerenköy'ü iyi bilirim de ondan
kaç yıl önceydi, simdi unuttum
babasını da tanırım
kaç yıl önceydi, bilemem
üryani eriği gibi gözleri vardı
çizmeleri, kamçısı
ruhi bey, benden çiçek alırdı
o zamanlar sokak sokak dolasırdım
çiçek alanları iyi bilirdim
ruhi bey de çiçek alırdı
nedense benden alırdı. çünkü ben çiçekleri çok biçimli tutarım
kuskonmazları sevmem, kullanmam
çiçeklerin aralıklarına bakarım
sanki ben onları hep yeniden yaratırım, yontarım
bin dokuz yüz kırk üçde biri öldü
boynu değil, bir karanfilin sapıydı, yana düstü
düsünce öldü
bir ölülük sindi ellerime
bir ölülük bana sindi
ona sergimde her zaman bir yer ayırırım
kimseler bilmez
ben iste gizli gizli onu sularım
karanlık bir karanfilliği
yoklukta bir karanfilliği
o gün bugündür bütün çiçekler
karanfildir benim için.
bir gün de bir demet karanfilim yandı
bir demet karanfilin penceresi, kapısı
nedense yandı
önce giyinik bir ev görünümündeydi, öyleydi
takındı kırmızılarını sonra
süslendi
bir bosluk edindi orda kendine
hemen oracıkta bir bosluk
açtı semsiyesini ve gitti.
ben simdi oğlumun yanında kalırım
onun kırmızı yapraklardan yapılmıs
bir zamandısılığı vardır
beni anlamaz
anlamaz, niye anlasın
anlasılmak -değil mi ama- sanki kimsenin olamaz
ben kendime bir karanfil mezarı satın aldım
beni oraya gömecekler
ruhi bey cenazeme gelecek
ama hangi ruhi bey
doğrusu biraz sasırdım
đçerenköy'deki ruhi bey gelmez
o sadece karanfil satın alır
ölümü pek beğenmez
simdiki ruhi bey ölüme daha yatkındır
yasamaya da
ölümle yasam arasında bunalır bunalır
ben bu kadarını anlarım
o gelir beni kaldırır
bir karanfil kalabalığına arrtık katılır
geçen gün gördüm
acımayı unuttum
sevinmeyi unuttum
ben her seyi artık unutuyorum
ama ogeçerken ne yalan söyleyeyim suramda bir ağrı duydum
ağrı da değildi belki, hani, nasıl
gövdemi yeniden buldum
acılar acılara eklenince ağırlasıyor
gövdem de ağırlasıyor
ruhi beyle kocaman bir demet karanfil oluyoruz
su üstümdeki bosluk kadar
bir demet
yok artık pek konusmuyoruz
benim sözlerim eskidi
onunki de eskidi
zaten kelimeler sonludur
öyle değil mi
donuk donuk bakısıyoruz
ben ölüme iyice yakın
o yasamaktan uzak
öyle bir gök içinde durmus gibiyiz
karanfiller ölürken
karanfillerden bir deniz.
*edip cansever
devamını gör...
375.
rüyalar bile geceleri bekler
gizlice görünmek için
yüreğimdesin, saklısında içimin
gizlice sevgilim
kimse bilmesin üzgünlüğümü
taşırım ölümüm gibi bu duyguyu
en gizli kuytularında ömrümün
bir yer var gizlice sevgilimin uyuduğu
gizlice sevgilim, yaşam kadar acı
canımı tutuşturan özlem gibi
özlüyorum derin yok oluşta
gizlice sevgilimi
ataol behramoğlu - gizlice sevgilim
gizlice görünmek için
yüreğimdesin, saklısında içimin
gizlice sevgilim
kimse bilmesin üzgünlüğümü
taşırım ölümüm gibi bu duyguyu
en gizli kuytularında ömrümün
bir yer var gizlice sevgilimin uyuduğu
gizlice sevgilim, yaşam kadar acı
canımı tutuşturan özlem gibi
özlüyorum derin yok oluşta
gizlice sevgilimi
ataol behramoğlu - gizlice sevgilim
devamını gör...
376.
sıran geldi! deseler günün birinde savaşa itseler beni,vurulsam; kan değil adın fışkırır yırtık dudaklarımdan
mayakovski
devamını gör...
377.
sormak istersen bayım;
ben sizden değilim, diğerlerinden de..
ben, ölüme dair yemin etmeyenlerden,
tehdit savurmayanlardan,
dinini ve ırkını aklının yerine koymayanlardanım.
ben, hâlâ şiir okuyanlardanım.
gabriel garcía márquez
devamını gör...
378.
böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
en uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
laleli\'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
bütün kara parçalarında
afrika dahil
aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
yatakta yatmayı bildiğin kadar
sayın tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha neler
boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
bütün kara parçaları için
afrika dahil
senin bir havan var beni asıl saran o
onunla daha bir değere biniyor soluk almak
sabahları acıktığı için haklı
gününü kazanıp kurtardı diye güzel
bir çok çiçek adları gibi güzel
en tanınmış kırmızılarla açan
bütün kara parçalarında
afrika dahil
...
cemal süreya- üvercinka
en uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
laleli\'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
bütün kara parçalarında
afrika dahil
aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
yatakta yatmayı bildiğin kadar
sayın tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha neler
boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
bütün kara parçaları için
afrika dahil
senin bir havan var beni asıl saran o
onunla daha bir değere biniyor soluk almak
sabahları acıktığı için haklı
gününü kazanıp kurtardı diye güzel
bir çok çiçek adları gibi güzel
en tanınmış kırmızılarla açan
bütün kara parçalarında
afrika dahil
...
cemal süreya- üvercinka
devamını gör...
379.
çok yaşlanmadan,
henüz sana dokunabiliyorken,
elim ayağım tutuyor,
titremiyorken,
seninle saatlerce yürüyebiliyor, yorulmadan konuşuyorken,
hala seni kucaklayıp kaldırabiliyorken,
ı̇çim hala soğumadan,
toprağa karışmadan,
sesim yok olmadan.
hala varken, henüz gitmemişken sarıl bana..
sıkı sarıl, olur mu?
gerçekten özlediğinde,
bunları istediğinde,
farkına vardığında,
yanında olamayabilirim...
henüz sana dokunabiliyorken,
elim ayağım tutuyor,
titremiyorken,
seninle saatlerce yürüyebiliyor, yorulmadan konuşuyorken,
hala seni kucaklayıp kaldırabiliyorken,
ı̇çim hala soğumadan,
toprağa karışmadan,
sesim yok olmadan.
hala varken, henüz gitmemişken sarıl bana..
sıkı sarıl, olur mu?
gerçekten özlediğinde,
bunları istediğinde,
farkına vardığında,
yanında olamayabilirim...
devamını gör...
380.
....
sinirimden gülüyorum doktor,
çünkü sinirlerim artık gülmek için,
kafamın neşelenmesini beklemiyor
hep ama hep başkalarının yazdıklarını silmeye çalıştım.
mürekkeple yazmışlar, oysa ben kurşun kalem silgisiydim.
azaldığımla kaldım...
oğuz atay.
sinirimden gülüyorum doktor,
çünkü sinirlerim artık gülmek için,
kafamın neşelenmesini beklemiyor
hep ama hep başkalarının yazdıklarını silmeye çalıştım.
mürekkeple yazmışlar, oysa ben kurşun kalem silgisiydim.
azaldığımla kaldım...
oğuz atay.
devamını gör...
