641.
ben rüzgâr değilim, dokunmam çiçeklere
ben kara parmaklı insan değilim
kirpik uçlarımdan kayar yıldızlar
bilemezsin, hayal akşamlarında
renklerini kuşatan
damıtılmış gözyaşıdır ömrümün
ben boşluğa üfleyen cellat değilim
karayele verdim ayaklarımı
söyle bana, eceli kim tutar perçeminden
hangi ölü bilmez nereye gittiğini
sen miydin o mehpâre, o memnû, o dilruba
söyle bana hindiba
sen nasıl bu kadar bulut gülmesi
sen nasıl bu kadar bıldırcın sesi
sen nasıl bu kadar pencere önü
sen nasıl bu kadar gök gürlemesi
buradan
ben kara parmaklı insan değilim
kirpik uçlarımdan kayar yıldızlar
bilemezsin, hayal akşamlarında
renklerini kuşatan
damıtılmış gözyaşıdır ömrümün
ben boşluğa üfleyen cellat değilim
karayele verdim ayaklarımı
söyle bana, eceli kim tutar perçeminden
hangi ölü bilmez nereye gittiğini
sen miydin o mehpâre, o memnû, o dilruba
söyle bana hindiba
sen nasıl bu kadar bulut gülmesi
sen nasıl bu kadar bıldırcın sesi
sen nasıl bu kadar pencere önü
sen nasıl bu kadar gök gürlemesi
buradan
devamını gör...
642.
643.
sanki kar yağışlarının ardından
uzun süren kar yağışlarının ardından
sevimsiz bir lunaparkta
kimsesiz bir atlıkarıncaydım.
ruhi bey ve limonluktaki yangın/edip cansever
uzun süren kar yağışlarının ardından
sevimsiz bir lunaparkta
kimsesiz bir atlıkarıncaydım.
ruhi bey ve limonluktaki yangın/edip cansever
devamını gör...
644.
resulullah süper bir insandı, ben o kadar değilim,
resulullah yolda ebu bekir’i görse ‘es selamu aleyküm ya sıddık’ derdi,
ben yolda ebu bekir’i görsem tanımam.
resulullah asla yalan söylemezdi; ben annem ölürken hiç ağlamadım.
ben annem ölürken çok ağladım çünkü annem
gırtlağından hırıltılar çıkarırken nasıl terliyordu, görmeliydiniz.
resulullah azrail’i yolda görse tanırdı;
ben azrail’i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu,
derdim ki şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı.
resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi;
o bana gülümserdi ben ona derdim ki, anam babam yoluna feda olsun ey allah’ın resulü; fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız?
resulullah orada olsaydı annemin elini tutardı derdi ki ‘kızım ha gayret! ’;
ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki ‘anneciğim ölmesen…’
ben oradaydım annemin elini tuttum ve dedim ki ‘anneciğim seni ben…’;
annem döndü bana bir baktı o bakışı görmeliydiniz
resulullah o bakışı görseydi merhametten ağlardı;
ben o bakışı gördüm haşyetten bayılacaktım ama annem elimden tuttu.
ne tuhaf, anneler ölürken bile çocuklarının
anneler ölürken bile çocuklarının ellerini bırakmıyor ne tuhaf…
resulullah çok şanslı bir insan
annesi öldüğünde o küçücüktü;
benim annem öldüğünde ben küçücük değildim,
zaten şanslı birisi de değilimdir, filmlerim iş yapmaz.
annem daha yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz!
olamaz dedim annem son nefesini alıp da vermeyince
verse de ben alsam onu, içim ferahlasa, siz de görseniz
resulullah tutsa annemin elinden birlikte geçseler çölü
nasıl olsa resulullah da ölü annem de ölü.
(bkz: ah muhsin ünlü)
devamını gör...
645.
gün olur, alır başımı giderim,
denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.
şu ada senin, bu ada benim,
yelkovan kuşlarının peşi sıra.
dünyalar vardır, düşünemezsiniz;
çiçekler gürültüyle açar;
gürültüyle çıkar duman topraktan.
hele martılar, hele martılar,
her bir tüylerinde ayrı telaş!...
gün olur, başıma kadar mavi;
gün olur başıma kadar güneş;
gün olur, deli gibi...
bir de zülfü livaneli'nin bu şiiri şarkılaştırdığı eseri vardır.
denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.
şu ada senin, bu ada benim,
yelkovan kuşlarının peşi sıra.
dünyalar vardır, düşünemezsiniz;
çiçekler gürültüyle açar;
gürültüyle çıkar duman topraktan.
hele martılar, hele martılar,
her bir tüylerinde ayrı telaş!...
gün olur, başıma kadar mavi;
gün olur başıma kadar güneş;
gün olur, deli gibi...
bir de zülfü livaneli'nin bu şiiri şarkılaştırdığı eseri vardır.
devamını gör...
646.
.."gökyüzü devam ediyor
bunu omuzlarından anlıyorum
sen dağınıklık diyorsun
ben dalgınlık diyorum ona
sen nehirleri seviyorsun delice
ben bir derenin yıkıklığını
sen başıboşluğunu insanın
öteki berikiyi ben
kapı ardına bırakılanı
sen denize giriyorsun
ben kıskanıyorum tüm suları
tüm suları topluyorum ayaklarının dibinde
ayaklarının dibinde sonsuzu arıyorum
uzak devam ediyor
bunu omuzlarından anlıyorum
kim kimin ardından su döküyor şimdi
ben suyun yarasına bakıyorum *"
gonca özmen -ardından
bunu omuzlarından anlıyorum
sen dağınıklık diyorsun
ben dalgınlık diyorum ona
sen nehirleri seviyorsun delice
ben bir derenin yıkıklığını
sen başıboşluğunu insanın
öteki berikiyi ben
kapı ardına bırakılanı
sen denize giriyorsun
ben kıskanıyorum tüm suları
tüm suları topluyorum ayaklarının dibinde
ayaklarının dibinde sonsuzu arıyorum
uzak devam ediyor
bunu omuzlarından anlıyorum
kim kimin ardından su döküyor şimdi
ben suyun yarasına bakıyorum *"
gonca özmen -ardından
devamını gör...
647.
özür dilerim dünya
ben bu otelden çıkamam
imza: seniha
seniha'nın günlüğünden/ edip cansever
ben bu otelden çıkamam
imza: seniha
seniha'nın günlüğünden/ edip cansever
devamını gör...
648.
sevgilim sabahın erkenini seviyor, ben geceyi ve esmerliğini onun, o dorukları seviyor, korkuyor bundan ben rüzgârla buluşan tepeyi, tuhaflığı, ona bir yeşil gülümsüyor, ben, hayatı delice sevdiysem nasıl, diyorum, seni de öyle. o kendi boşluğunda oyalanan günlerde canı sıkılan bir çocuk gibi uyuyor, ben göğe bakıyorum geceden, kendi çukurunu bulmuş deniz gibiyim diyorum, yanında, o sabahları eğilip öpüyor denizi.
aşk/birhan keskin
devamını gör...
649.
burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
padişah gibi cesaretti o alımlı değme kadında yok
aklıma kadeh tutuşların geliyor
çiçek pasajı\'nda akşam üstleri
asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
bütün kara parçalarında
afrika hariç değil
cemal süreya
kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
padişah gibi cesaretti o alımlı değme kadında yok
aklıma kadeh tutuşların geliyor
çiçek pasajı\'nda akşam üstleri
asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
bütün kara parçalarında
afrika hariç değil
cemal süreya
devamını gör...
650.
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
(bkz: adnan yücel)
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
(bkz: adnan yücel)
devamını gör...
651.
devrimci şair khosro golsorkhi 1974 yılında iran'da idam edildi, daha otuz (30) yaşındaydı..
bu şiiri onun hatırası için okunsun ve unutulmasın...
"eşitlik
öğretmen tahtada bağırır,
ellerini örtmüş tebeşir tozu,
sınıftakilerin umurunda mı?
pestil yiyip dalgalarındalar,
kimisi “gençler” dergisine dalmış,
aldıran yok kendini paralayan öğretmene,
ve doğrulamaya çalıştığı o denkleme!
karanlık tahtaya yazılmış mahzun beyaz bir yazı;
bir eşittir bir diyor!
birden bir öğrenci parmak kaldırır;
hep biri çıkmalı itiraz eden,
tek tek kelimeleri sıralıyor;
eşitlik büyük bir yalandır diyor!
öğretmen gence şaşkınca bakar,
genç dönüp sessizce sorar;
"bir insan şayet bir sayı olsaydı,
yine de bir bire eşit mi olurdu hocam?”
zor bir soru herkes donup kalır,
öğretmen sinirli sinirli düşünür,
sonra evet deyip kesip atar!
öğrenci gülümser itiraz eder,
birer sayı olsaydı insanlar der;
parası ve gücü olan daha fazla olur,
iyi ve yürekli olan daha az!
birer sayı olsaydı insan,
üstün olurdu teni beyaz olan,
düşük kalırdı zenci adam!
insan sayı olsaydı şayet hocam,
eşitlik alt üst ederdi herşeyi durmadan!
nasıl zengin olurdu hırsız alçaklar?
kim örerdi çin’in etrafına yüksek duvarlar?
bir insan bir insana eşit olsaydı,
kimin sırtı yük altında bükülür?
bir insan bir insana eşit olsaydı,
kim çürürdü hapiste o zaman?
kim işkence altında ölürdü hocam?
öğretmenin sesi yavaşça duyulur;
açın notlarınızı gençler diyor,
yazın oraya büyük harflerle;
“bir eşit değildir bire!" "
bu şiiri onun hatırası için okunsun ve unutulmasın...
"eşitlik
öğretmen tahtada bağırır,
ellerini örtmüş tebeşir tozu,
sınıftakilerin umurunda mı?
pestil yiyip dalgalarındalar,
kimisi “gençler” dergisine dalmış,
aldıran yok kendini paralayan öğretmene,
ve doğrulamaya çalıştığı o denkleme!
karanlık tahtaya yazılmış mahzun beyaz bir yazı;
bir eşittir bir diyor!
birden bir öğrenci parmak kaldırır;
hep biri çıkmalı itiraz eden,
tek tek kelimeleri sıralıyor;
eşitlik büyük bir yalandır diyor!
öğretmen gence şaşkınca bakar,
genç dönüp sessizce sorar;
"bir insan şayet bir sayı olsaydı,
yine de bir bire eşit mi olurdu hocam?”
zor bir soru herkes donup kalır,
öğretmen sinirli sinirli düşünür,
sonra evet deyip kesip atar!
öğrenci gülümser itiraz eder,
birer sayı olsaydı insanlar der;
parası ve gücü olan daha fazla olur,
iyi ve yürekli olan daha az!
birer sayı olsaydı insan,
üstün olurdu teni beyaz olan,
düşük kalırdı zenci adam!
insan sayı olsaydı şayet hocam,
eşitlik alt üst ederdi herşeyi durmadan!
nasıl zengin olurdu hırsız alçaklar?
kim örerdi çin’in etrafına yüksek duvarlar?
bir insan bir insana eşit olsaydı,
kimin sırtı yük altında bükülür?
bir insan bir insana eşit olsaydı,
kim çürürdü hapiste o zaman?
kim işkence altında ölürdü hocam?
öğretmenin sesi yavaşça duyulur;
açın notlarınızı gençler diyor,
yazın oraya büyük harflerle;
“bir eşit değildir bire!" "
devamını gör...
652.
her gün bu kadar güzel mi bu deniz?
böyle mi görünür gökyüzü her zaman?
her zaman güzel mi bu kadar,
bu eşya, bu pencere?
değil,
vallahi değil;
bir iş var bu işin içinde.
orhan veli
devamını gör...
653.
“her zaman sarhoş olmalı. her şey bunda: tek sorun bu. omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken zaman’ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.
ama neyle? şarapla, şiirle, ya da erdemle, nasıl isterseniz. ama sarhoş olun.
ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üzerinde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun, yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun. ‘saat kaç?’ deyin; yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir yanıtı size: ‘sarhoş olma saatidir! zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! şarapla, şiirle, ya da erdemle, nasıl isterseniz.”
charles baudelaire- paris sıkıntısı
devamını gör...
654.
mesela düştüğünde tut onu,
yada düşerken sana tutunsun.
artık ne düşmekten korksun,
nede düştüğünde kalkmaktan.
sen sil göz yaşlarını ağladığında,
omuz ol başını sana yaslayabilsin.
liman ol,
her fırtınada sana sığınabilsin.
öyleki,
ben bir adam seviyorum desin.
günün birinde çekip giderse eğer.
adam gibi sevdim dersin.
yada düşerken sana tutunsun.
artık ne düşmekten korksun,
nede düştüğünde kalkmaktan.
sen sil göz yaşlarını ağladığında,
omuz ol başını sana yaslayabilsin.
liman ol,
her fırtınada sana sığınabilsin.
öyleki,
ben bir adam seviyorum desin.
günün birinde çekip giderse eğer.
adam gibi sevdim dersin.
devamını gör...
655.
en güzel deniz:
henüz gidilmemiş olandır.
en güzel çocuk:
henüz büyümedi.
en güzel günlerimiz:
henüz yaşamadıklarımız.
ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
henüz söylememiş olduğum sözdür...
nâzım hikmet ran
henüz gidilmemiş olandır.
en güzel çocuk:
henüz büyümedi.
en güzel günlerimiz:
henüz yaşamadıklarımız.
ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
henüz söylememiş olduğum sözdür...
nâzım hikmet ran
devamını gör...
656.
657.
içimi titreten bir sestir her gün,
saat her çalışında tekrar eder:
"ne yaptın tarlanı, nerede hasadın?
elin boş mu gireceksin geceye?
bir düşünsen! yarıyı buldu ömrün.
gençlik böyledir işte, gelir gider;
ve kırılır sonra kolun kanadin;
koşarsın pencereden pencereye."
ah o kadrini bilmediğim günler,
koklamadan attığım gül demeti,
suyunu sebil ettiğim o çeşme,
eserken yelken açmadığım rüzgar!
gel gör ki sular batıya meyleder,
ağaçta bülbülün sesi değişti,
gölgeler yerleşiyor pencereme;
çagınız başlıyor ey hatıralar.
cahit sıtkı taranci
devamını gör...
658.
ağzı çirkin bir kadın
yalnızlığında bile
gülmeye utanıyor
bu da bir acıdır.
gecesiz sabahlara
uykular öksüzü
bir çocuk uyanıyor
bu da bir acıdır.
bir adımı diğerinden
kısa düşüyor, bir topal
hızla yanından koştular
bu da bir acıdır.
esrik gülüşleri tufan
gözleri bayram
dağıldılar çok sürmeden
bu da bir acıdır.
çocuklarda bir telaş
her akşam kapılarda
- bize ne getirdin baba?
bu da bir acıdır.
nice dik yürüse de
eğildi dar geçitlerde
uzun boyları kırık
bu da bir acıdır.
büyük kentlerde biri
belli ki yer garibi
dili sorar, gözleri lâl
bu da bir acıdır.
ince iri, uzak yakın
günlerimiz acıların
çaprazında birer tutsak
bu da bir acıdır.
şükrü erbaş
devamını gör...
659.
devamını gör...
660.
bir sabah tan atarken yuce tanri dagi'ndan,
kürşad'ın gür sesi duyulacak:
atlar vey ırmağında sulansın,
güneş doğduğu yerde karşılansın.
emri tekrar edecek,
gök, toprak, deniz
bozkurtlar uluyacak bütün anadalu'dan:
biz de sizdeniz!
biz de sizdeniz!
kürşad'ın gür sesi duyulacak:
atlar vey ırmağında sulansın,
güneş doğduğu yerde karşılansın.
emri tekrar edecek,
gök, toprak, deniz
bozkurtlar uluyacak bütün anadalu'dan:
biz de sizdeniz!
biz de sizdeniz!
devamını gör...

