381.
seni düşünmek güzel şey
ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey
fakar artık ümit yetmiyor bana.
ben artık şarkı dinlemek değil ,şarkı söylemek istıyorum .
devamını gör...
382.

karşı
gerin, bedenim, gerin;
doğan güne karşı.
duyur duyurabilirsen,
elinin, kolunun gücünü,
ele güne karşı.

bak! dünya renkler içinde!
bu güzel dünya içinde
sevin sevinebilirsen,
insanlığın haline karşı.

durmadan işleyen saatlerde
dişli dişliye karşı;
dişlilerin arasında,
güçsüz güçlüye karşı.
herkes bir şeye karşı.
küçük hanım, yatağında, uykuda,
rüyalarına karşı.

gerin, bedenim, gerin,
doğan güne karşı.


orhan veli
devamını gör...
383.

dünyayı sığdırırdın avuçlarına.
oysa ellerin,
bildiğimiz kadardı.
bazen şaşırırdım.
"nasıl beceriyorsun?"
diye takıldığım çok
olmuştu.
"gönlün genişse, her şey sığar!"
demiştin.
insanca, bilgeceydi...

~cemil yüksek
devamını gör...
384.
bir kurt bir geyiği kovalıyordu yüreğimde.
geyik soluk soluğaydı, yorgundu, bitkindi.
karların üzerinde akıp giden bir yıldız gibiydi.
koşuyordu.
koşmak kurtuluş değildi belki,
ama bir ümitti.
koşmalıydı.
oysa birer namlu ağzıydı kurdun gözleri.
avına güvenle, şehvetle yaklaşıyordu.
yeni bilenmiş, sedef saplı bıçaklara benziyordu dişleri.
bütün dileği et ve kandı.
istese geyiğe hemen yetişebilirdi
ama uzasın istiyordu bu şehvetli koşu
bu bütün damarlarına yayılan sarhoşluk
bitmesin istiyordu.
ben seni düşünüyordum.
çünkü geceydi.
sevişme zamanıydı insanların.
(bkz: ümit yaşar oğuzcan)*
devamını gör...
385.
nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının.
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır.

oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor,
usul usul
(bkz: attila ilhan)adım sonbahar
devamını gör...
386.
kızıma sunulan çiçek

nazenindir beyaz gül ve nazenindir
sunan elleri
ki daha çorak ve solgundur ruhu
zamanın cansız akışından.

gülnazeninliği ve zarifliği -nazenin ama
yine de şaşılası bir yabanıllık
gizliyorsun şefkatli gözlerinde,
mavidamarlı çocuğum benim.

james joyce
devamını gör...
387.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
388.
kumral ada mavi tuna kitabında, kuzguncuk'ta eski bir aşk hikayesinin kahramanı genç bir doktorun -aşık olduğu evli kadın için- yazdığı, sonradan şarkı olan şiirdir ;

"temmuzun on sekizi
ağlattı ikimizi
boğazın sularına
düşsün mehtabın izi..
ey ilahi sevgili
doymadım aşkın tadına
sarı kelebek derim
sevdamızın adına.."

şeklindedir.
devamını gör...
389.
bir nöbet vakti akşamı
düşünceler ardı ardına
yanı başında çaresizlik
küfre çatmış kaşlarını
günün beyhude karanlığına itaatkar,
duygulara secdetmiş kalemin mürekkebi.

zamana latife yaparcasına,
sıraladı sözlerini berrak sayfasına
berduşluk esti mi kafasına!
salıverir gurbete esrarengiz kelebeği.

haysiyetine zulmettiği duygulara küfreder şair
küfreden şair, küfre icabet eden de.
devamını gör...
390.
''şans sırtını dönecekse,
hep kötüler gülecekse,
seven her gün ölecekse,
olmaz olsun böyle dünya...''
devamını gör...
391.
biraz yorgunum
kavgaları birikiyor insanın
her uzvundan ayrı ayrı taşıyor acısı zamanla.
yaşımdan yorgunum
yaşından telâşlıyım bu günlerde
kaç yaşındayım sahi?
saymadım, bilmiyorum
devamını gör...
392.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
393.
neylesem bu benim iç kavgalarımla?
pişmanlığım, kendime düşmanlığımla?
sen bağışlasan da ben yerim kendimi:
neylesem bu yüzkaram, bu utancımla?

ömer hayyam
devamını gör...
394.
bir martıyı ağlattın sen

bir martıyı ağlattın işte
bir çocuk garanti intihar eder artık
kütür kütür küfrediyor gece imanıma
bir yaprak kırılıp suya düşüyor
su yaralanıyor su kanıyor şelale!

ah nasıl titredim tensiz
bir piyanist büküldü sanki
kesişen ayrışık doğrular gibi
çarpışıverdim yüzünle. yüzün
öyle düzgün suna bir elyazısı
yüzün yüzüme aksedince
yüzün ayna alnımda
yüzün uzun hüzünlü bir alınyazısı!

bitmemiş bir ömrün yalanısın
sen: kabuslarımın tabiri
çocukluğumun arta kalanısın!
öldüreceğim kendimi dudaklarınla
dudakların etle, şehvetle seferber
sen! bana inen son kutsal kitap
son fakir yatır
son aciz peygamber!

bir martıyı ağlattın işte
bir çocuk garanti intihar eder artık.
devamını gör...
395.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ellerimizi yitiririz birdenbire, yokturlar;
yanaklarımız tozlu bir ülkedir
unutulmuş masallarda
ve şuramızda
bir gökyüzü sürekli kuşsuzluğa doğurur kendini
ve eşyalar
aslında birer boşluk olduklarını anımsarlar ansızın
sonra boşluk taşar boşluk kelimesinden,
taşar.
artık ne yapsak yapmıyoruzdur,
ne yıksak yıkmıyoruz.

babalar ki, yalnızlığın en uzun tarihidir
içlerinden gelip geçtiğimiz .

- yalnızlıklar / hasan ali toptaş
devamını gör...
396.
sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır
herşey olmaya hazır
sana bakmak, suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak,
bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak,
allah'a inanmaktır!...

yılmaz erdoğan
devamını gör...
397.
kendi şiirimi bırakıyorum :)

ey selim, ey süleyman, ey kemal
iki minaredir sizden ileriye kalan
anladım ki kardeş, dost yok el yaman
düşman değil dostmuş ayağa bakan

övünür olmuşuz minareyle, ezanla değil
dövünür olmuşuz dört duvara, yuvaya değil
ver çalışana kırk kuruş
rahman'ın önünde eğil
hayır kerim bu değil

ey ki ey bedbaht
kurulsa önüne taht
görkem senindir
saltanat değil
devamını gör...
398.
kızıma prensesler hakkında hikaye okumayacağım.
sihirli ayakkabılar hakkında, arabalar hakkında
ve bir yerlerde harika bir orman olduğu gerçeği hakkında,
çünkü prensler ve ormanlar yoktur.

kılıçları düşen kötü adamlar hakkında
yüksek kuleler ve mucize kapıları hakkında,
bu sözleri ona gece okumayacağım
çünkü korkarım ki inanacak.

bunu kimseye okumayacağım
çünkü ben bir kez
iyiler kazanacak diye inandırılmıştı.
kalbin duygusu önemli olduğu söylenmişti.
son anda bir kahramanın koşarak geleceğini
ve beni beladan kurtaracağını.
sadece hayat tamamen farklı gösterdi
ve ejderhalar içeride yaşar.

yapmayacağım!
ama ne kadar konuşursak ta
korkarım ki yatmadan önce gideceğim... ve kitabın üzerine bir el feneri tutuğunu
ve bunu kendi kendine okuduğunu.. ve kirpiklerinin altında yanan gözlerle
kısık bir fısıltıyla bana "anne, prenslerin olduğu doğru mu?" diye soracak.
ve elbette cevap vereceğim - "evet ..".

buradan
devamını gör...
399.
köylüleri niçin öldürmeliyiz ?
çünkü onlar ağırkanlı adamlardır.
değişen bir dünyaya karşı
kerpiç duvarlar gibi katı
çakır dikenleri gibi susuz
kayıtsızca direnerek yaşarlar.
aptal, kaba ve kurnazdırlar.
inanarak ve kolayca yalan söylerler.
paraları olsa da
yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
herşeyi hafife alır ve herkese söverler.
yağmuru, rüzgarı ve güneşi
birgün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
düşünemezler...
ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
topraklarını
büyütmeye çalışırlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar karılarını döverler
seslerinin tonu yumuşak değildir
dışarıda ezildikçe içeride zulüm kesilirler.
gazete okumaz ve haksızlığa
ancak kendileri uğrarsa karşı çıkarlar.
karşılığı olmadan kimseye yardım etmezler.
adım başı pınar olsa da köylerinde
temiz giyinmez ve her zaman
bir karış sakalla gezerler.
çocuklarını iyi yetiştirmezler
evlerinde kitap, müzik ve resim yoktur.
birgün olsun dişlerini fırçalamaz
ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
kendilerinden olanlarla alay edip
tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
devlet; tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir
devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
yiğittirler askerde subay dövecek kadar
ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
ezim ezim ezilirler.
enflasyon denince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler.
onbir ay gökyüzünden bereket beklerler,
dindardırlar ahret korkusu içinde
ama bir kadının topuklarından
memelerini görecek kadar bıçkındırlar
harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
şehre giderler!...

köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler
birbirlerinin evlerine ancak
ölümlerde ve düğünlerde giderler.
şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
binlerce yılın kabuğu altında
yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
aldanmak korkusu içinde
sürekli birbirlerini aldatırlar.
bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
karılarından en az on adım önde yürürler
ve bir erkeklik işareti olarak
onları herkesin ortasında azarlarlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar otobüslerde ayakkabılarını çıkarırlar
ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
kızlarının talihsizliğini ve hayırsız oğullarını anlatır,
yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
bunun, tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
zengin akrabalarından sözederler.
kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
ama sokağa çıkar çıkmaz hünküre hünküre
yollara tükürürler...
ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar ilk akışamdan uyurlar.
yarı gecelerde yıldızlara bakarak
başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
ve yaz güneşlerini, ekinlerini yeşertirse severler.
hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-bu, verimi yüksek bir tohum bile olsa-
sonuçlarını görmeden inanmazlar.
dünyanın gelişimine katkıları yoktur.
mülk düşkünüdürler amansız derecede
bir ülkenin geleceği
küçücük topraklarının ipoteği altındadır
ve bir kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden,
zamanın derin ırmakları önünde...

köylüleri söyleyin nasil
nasil kurtaralim?
devamını gör...
400.

ve güz geldi ömür hanım. dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. insanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. yağmur ha yağdı ha yağacak. incecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. hüznün bütün koşulları hazır. nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. yaşamak bir can sıkıntısı mıdır ömür hanım?

her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar? göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu? bir güz düşünün ki ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış, böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?

yağmur yağıyor ömür hanım...gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum. seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından?

dönelim...dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır...olsun dönelim biz yine de. bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var. evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim. ölçüsüz yaşamak bize göre değil ömür hanım. büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. küçücük avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın binlerce engeli yığıldı önümüze. hangi birini yenebilirdik bunca olanaksızlık içinde. umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi öğrendik böylece.

yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı ömür hanım. bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden. sahi nedir yaşamın anlamı? geriye dönüyorum sık sık yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır yükler aldığı zamanın derin denizlerine. bakıyorum umut karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka ne ki? yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman bir yanılsama... değil mi yoksa?
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"güne bir şiir bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim