881.
giden gitmiş,
hüznü ayaklandırmak boşuna…

ahmet arif
devamını gör...
882.
konuşma

aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten
iyi nişan alırdı kendini asan zenci,
bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
sizden iyi olmasın, boşanmada birinci
çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen

ülkü tamer
devamını gör...
883.

gün olur


gün olur, alır başımı giderim,
denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.
şu ada senin, bu ada benim,
yelkovan kuşlarının peşi sıra.
dünyalar vardır, düşünemezsiniz;
çiçekler gürültüyle açar;
gürültüyle çıkar duman topraktan.
hele martılar, hele martılar,
her bir tüylerinde ayrı telaş!...
gün olur, başıma kadar mavi;
gün olur başıma kadar güneş;
gün olur, deli gibi...



orhan veli.
devamını gör...
884.
özür
ucuz bir bahaneden başka bir şey değildir
bu yüzden bu şiir bu kadar kısa
ve başlığı yok diye
özür dilemeyeceğim
oturmuş isviçre'den ithal kahve içip
o bildik
sulu gözlü
peter ilyic
çaykovskiyi
dinlerken.

charles bukowski
devamını gör...
885.
sylvia plath, fever 103°

pure? what does it mean?
the tongues of hell
are dull, dull as the triple

tongues of dull, fat cerberus
who wheezes at the gate. incapable
of licking clean

the aguey tendon, the sin, the sin.
the tinder cries.
the indelible smell

of a snuffed candle!
love, love, the low smokes roll
from me like isadora’s scarves, i am in a fright

one scarf will catch and anchor in the wheel,
such yellow sullen smokes
make their own element. they will not rise,

but trundle round the globe
choking the aged and the meek,
the weak

hothouse baby in its crib,
the ghastly orchid
hanging its hanging garden in the air,

devilish leopard!
radiation turned it white
and killed it in an hour.

greasing the bodies of adulterers
like hiroshima ash and eating in.
the sin. the sin.

darling, all night
i have been flickering, off, on, off, on.
the sheets grow heavy as a lecher’s kiss.

three days. three nights.
lemon water, chicken
water, water make me retch.

i am too pure for you or anyone.
your body
hurts me as the world hurts god. i am a lantern——

my head a moon
of japanese paper, my gold beaten skin
infinitely delicate and infinitely expensive.

does not my heat astound you! and my light!
all by myself i am a huge camellia
glowing and coming and going, flush on flush.

i think i am going up,
i think i may rise——
the beads of hot metal fly, and i love, i

am a pure acetylene
virgin
attended by roses,

by kisses, by cherubim,
by whatever these pink things mean!
not you, nor him

nor him, nor him
(my selves dissolving, old whore petticoats)——
to paradise.
devamını gör...
886.
güvenpark'tan çıkartılan gazilerimiz için nihal atsız'ın topal asker şiirinden bir kaç kıta

sen o sıcak odalarda cilveli, mahmur
dolaşırken… biz de tipi, fırtına, yağmur,
kar altında kanlar döktük, canlar yıprattık;
aç yaşadık, susuz kaldık, taşlarda yattık

sen açılmış bir bahardın, biz kara kıştık;
bizden üstün ordularla böyle çarpıştık…
gülme bana bakıp pek arsız arsız
sen ey dışı güzel, fakat içi çamur kız!

sana karşı haykıranı mecbursun dinle;
bugün hesap göreceğiz artık seninle:
ben cephede geberirken, geride vatan
aşkı ile bin belalı işe can atan

onun için topal kaldı böyle bacağım,
onun için tütmez oldu artık ocağım.
nazlı nazlı yatıyorken sen yataklarda
sallanarak ölü kaldık biz bataklarda.

kalbur oldu süngülerle çelik bağrımız,
bu amansız boğuşmada öldü yarımız,
ya siz nasıl yaşadınız? bizim kanımız
size şarap oldu sanki… şehit canımız
devamını gör...
887.

herkes seni sen zanneder.
senin sen olmadığını bile bilmeden,
sen bile.. seni ben geçerken,
derim ki,
saati sorduklarında;
onu ”o” geçiyordur.
kimse anlam veremez.
tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
ettirmek istiyor musun demezler.

bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.

zamanı durdururum yüreğimde,
sensiz geçtiği için,
akrep yelkovana küskündür.
şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür.
bil ki akrep yelkovanı geçerse,
atan bu yüreğim durur.
bırak bozuk kalsın,
hiç değilse;
bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.


bir bozuk saattir yüreğim, sende durur/ turgut uyar
devamını gör...
888.
turgut uydura uydura bir hal olmuş bu ne la? uydur fosur fosur ipe diz sonra da "uyaaaarrr" e oldu.
devamını gör...
889.
eski şiirleri okurken genelde bu zamana pek uyarlayamıyorum. bana göre onlar hep daha saf halini yaşamıştır sevdanın.
bu şiir biraz da günümüzü anlatırcasına yazılmış gibi. okurken iyi hissettiğim şiirlerden.

yaz bana !
memleket karışmış,
tuttuğun takım maçı kaybetmiş,
en sevdiğin film yeniden vizyona girecekmiş.
muhakkak yaz bana !
işten çıkınca,
sokakta bir kediye rastlayınca,
gökteki bulutları belki bir armuta benzettiğin vakit yaz.
boynu bükük bir çiçek görürsen yaz,
gri kaldırım taşlarının arasına karışmış kırmızı renk taş görünce yaz,
bahane ne çok..
sen birini tut yakasından onun için yaz,
canın sıkılır belki
yaz!
ben gülmenin her koşulda bir yolunu bulurum,
güldürürüm seni,
sen gülmek için yaz.
az çok anlarım şiirden,
kelimeler yüreğini daraltırırsa yaz,
şarkılar söylerim sana,
belki sadece susmak istersen yaz.
seni sevmek en sevdiğim iple bana örülmüş bir kazak gibi bir histir şimdi
sen yine de yaz !
devamını gör...
890.
tahir olmak da ayıp değil, zühre olmak da;
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
bütün iş tahir'le zühre olabilmekte,
yani yürekte.

mesela bir barikatta dövüşerek
mesela kuzey kutbunu keşfe giderken
mesela denerken damarlarından bir serumu
ölmek ayıp olur mu?

tahir olmak da ayıp değil, zühre olmak da;
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

seversin dünyayı dolu dizgin
ama o bunun farkında değildir.
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak!

yani elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?

yani tahir'i zühre sevmeseydi artık,
yahut hiç sevmeseydi
tahir ne kaybederdi tahirliğinden?

tahir olmak da ayıp değil, zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil!
devamını gör...
891.


bu dağların bir rakibi varsa rüzgârdır.
rüzgâr burda tek başına bir hükümdardır.
burda insan duman gibi genişler, büyür.
bu dağlarda ıstıraplar, sevinçler büyür.
buralarda her düşünce sona yakındır,
burda her şey bizden uzak, ‘o’ na yakındır.
burda yoktur insanların düşündükleri,
rüzgâr siler kafalardan küçüklükleri.
yanağıma çarpar geniş kanatlarını,
ve anlatır mabutların hayatlarını
. ara sıra kulağını bana verdi mi,
ben de ona anlatırım kendi derdimi.




sabahattin ali
devamını gör...
892.
önce bütün şairlere selam
sonra şunu söylemek isterim
ölüm hiçte güzel değil
ne sabah var ne akşam

sokakların ellerinden öperim
bana yaşamasını öğretmişlerdi
dost olsun düşman olsun
insanlara iyi günler dilerim

söyle sarı saçlı daktiloya
ben yokum artık
vefasız dostlara hatırlat
kimseye kalmaz o dünya

nasıl unuturum güzeldi yaşamak
fakat hakkı varmış oktay'ın
"hatıralar da dal istiyor
kuşlar gibi konacak"
devamını gör...
893.
çölde çiçek oldum, çemende naxış,
şimşekde od oldum, buludda yağış
sirli bir göz gördüm, nurlu bir baxış,
çevrildim çeşmeye, qarışdım çaya,
seni sevmek üçün geldim dünyaya.

sesini eşitdim, sesden ses aldım,
şaqraq gülüşünden güç, heves aldım.
sen nefesim oldun, men nefes aldım,
muştuluq verdiler güneşe, aya,
seni sevmek üçün geldim dünyaya.


zelimhan yakup..
devamını gör...
894.
seni, anlatabilmek seni.
iyi çocuklara, kahramanlara.
seni anlatabilmek seni,
namussuza, halden bilmeze,
kahpe yalana.

ard-arda kaç zemheri,
kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
bir ben uyumadım,
kaç leylim bahar,
hasretinden prangalar eskittim.
saçlarına kan gülleri takayım,
bir o yana
bir bu yana...

seni bağırabilsem seni,
dipsiz kuyulara,
akan yıldıza,
bir kibrit çöpüne varana,
okyanusun en ıssız dalgasına
düşmüş bir kibrit çöpüne.

yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
yitirmiş öpücükleri,
payı yok, apansız inen akşamdan,
bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
seni anlatabilsem seni...
yokluğun, cehennemin öbür adıdır
üşüyorum, kapama gözlerini...
devamını gör...
895.
ayrılık sevdaya dahil
açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sahili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili
devamını gör...
896.
yazar olarak ilk şiirimi bırakıyorum buraya.
koray avcıdan "sonra dersin ki"

sonra dersin ki
neden bu kadar çok sigara içersin?
içerim işte
ben yazmayı pek bilmem dünya güzelim
sadece geceler ışığı kovalarken
gelir aklıma birkaç kelime
şafak söker ben hala oturduğum yerde sayıklarım o şarkıyı
bazı bazı dem tutar kirpiklerim
dans eder damlalarla
bir türkünün ezgisi gibi temizlenir gözbebeklerim
garip gelir akşamlara kadar başını beklediğim günler
sen okulda içerde istikbalini gözlerken
ben dışarda hapis beklerim umutlarla başbaşayken
çok düşünürdüm o vakitleri
saçların omuzlarıma elbise olduğu zamanlar hani
inadına topladığın halde
çok da güzel gelirdin gözlerime
öyle ya
türkü gibiydi saçların
türkü gibiydi gözlerin
sen bakmaya doyamazdın ben türküleri mi söylerken
her yazdığımı sana dinletirdim
bilmezdim ben nerde ne koyulacak
virgülle noktayı hep sevgili zannederdim
biri kaybolurken öteki yok olacak
ben yazar hüzünlenirken
sen ayır şu kelimeleri derdin
ben imlanın sırasımı derken
sen karalayıverirdin
şimdilerde daha çok karalar oldum hatalarımı geldikçe aklıma
sonra dersin ki
neden bu kadar çok sigara içersin?
içerim işte
çünkü küfür sevmezdim ben ama
babam öğretti sayıp savurmayı
o da sevmezdi zaten
hayırsız olmasaydı evladı
yorgunum dünya güzeli
yoruldum bahar sabahım
yoruldum da ota boka kızdıkça
babamı hatırlayacağım
ama söz veriyorum
verdiğim sözleri sözlükten bakıp yazacağım
ben yazmayı pek bilmem dünya güzeli
zaten yazsamda da anlamazsın
canım sıkıldıkça karalarım
ona da iki damla gözyaşı akıtırsın
sonra dersin ki
neden bu kadar çok sigara içersin?
ne bileyim ben içiyoruz işte
devamını gör...
897.
çağrına kulak vermiyorlarsa eğer, yalnız yürü;
korkar da dehşet içinde duvara dönerlerse yüzlerini,
ah sen, kara bahtlı,
aç zihnini ve yalnız konuş.
yoldan cayar da bırakırlarsa yabanda seni,
ah sen, kara bahtlı,
yolun üstündeki dikenleri çiğne ve
kana bulanmış o yolda yalnız yürü.

(bkz: rabindranath tagore)
devamını gör...
898.
eylül'de gel,
harman olalım,
demiştin .!
kavrulur,
hep birlikte
yanarız diye söz vermiştin..

eylülde gelir şiirine akar,
yüreğini yakarım demiştin..
eylül de geldi gönül yaram
sen gelmez oldun..

ey sevgili,
yoksa sen;
hâlâ o eski hazan'da mı kaldın..?
devamını gör...
899.
bugünün şiirini de bırakalım

kırk mevsim

güneş te yoruldu dönüp durmaktan
yine bahar gitti, yine yaz geldi
sözü var baharda gelirim diye
niyazıma cevap diye naz geldi

koruklar sabırla olurmuş üzüm
her bağ bozumunda takvimde gözüm
üç yüz altmış beş gün ilkbahar çözüm
sarının üstüne bak beyaz geldi

uslandım sevdaya boyun eğince
kırk mevsim bekledim bekle deyince
mektup yazacakmış eli değince
meltemi beklerken bak ayaz geldi

ilk değil bu bana son söz verişi
yakındır sabrımın sona erişi
gelecek bahara kalmış gelişi
yine vekaleten bak kiraz geldi
devamını gör...
900.
sinefilleri neden öldürmeliyiz?

çünkü onlar ağırkanlı insanlardır.
değişen bir sinema dünyasına karşı
16 milimetrelik filmler gibi katı
festival katalogları gibi susuz
kayıtsızca direnerek yaşarlar.
aptal, ukala ve kurnazdırlar.
inanarak ve kolayca başyapıt derler.
filmin hiçbir şeyi olmasa da
uzun sürmüş görünmek gibi bir hünerleri vardır.
her şeyi hafife alır ve herkese
sen bunu anlamamışsın derler.
yağmuru, rüzgarı ve güneşi
bir gün olsun görüntü yönetmenini akıllarına getirmeden
düşünemezler…
ve birbirlerinin yönetmenlerini överek
kendi sinema bilgilerini büyütmeye çalışırlar.

çünkü onlar dört saatlik filmleri savunurlar
seslerinin tonu yumuşak değildir
dışarda ezildikçe içeride arthouse kesilirler.
gișe filmlerini izlemez ve sinemaya
ancak bir iran filmi gelirse ilgi gösterirler.
adım başı sinema salonu olsa da şehirlerinde
temiz bir film izleyemez ve her zaman
bir karış siyah beyazlıkla gezerler.
çocuklarını iyi yetiştiremezler
evlerinde kubrick, bergman ve tarkovsky vardır.
bir gün olsun marvel izlemez
ve letterboxd hesaplarını ancak yatarken kapatırlar.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"güne bir şiir bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim