781.
emperyal oteli
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
sımsıcak bir merhaba diyecektim
başımı usulca dizine koyacaktım
dört gün dört gece susacaktım
yağmur sönecekti yanacaktı
sameland seferden dönecekti
duvardaki saat duracaktı
kalbim kendiliğinden duracaktı
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
emperyal oteli’nde bu sonbahar
bu camların nokta nokta hüznü
bu bizim berheva olmuşluğumuz
bir nokta bir hat kalmışlığımız
bu rezil bu çarşamba günü
intihar etmiş kötümser yapraklar
öksürüklü aksırıklı bu takvim
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
sesleri liman sislerinde boğulur
gemiler yorgun ve uykuludur
sabahtır saat beş buçuktur
sen kollarımın arasındasın
onlar gibi değilsin sen başkasın
bu senin gözlerin gibisi yoktur
adamın rüyasına rüyasına sokulur
aklının içinde siyah bir vapur
kıvranır insaf nedir bilmez
otelin penceresinde duracaktın
şehri karanlıkta görecektin
karanlıkta yağmuru görecektin
saçların ıslanacak ıslanacaktı
kış geceleri gibi uzun uzun
tek damla gözyaşı dökmeksizin
maria dolores ağlayacaktı
istanbul’u yağmur tutacaktı
bütün bir gün iş arayacaktım
sana bir türkü getirecektim
kulaklarımız çınlayacaktı
emperyal oteli’nin resmini çektim
akşam saçaklarından damlıyordu
kapısında durmanı söylemiştim
yüzün zambaklara benziyordu
cumhuriyet bahçesi’nde insanlar geziyordu
tepebaşı’ndaki küçük yahudiler
asmalımescit’teki rum kemancı
böyle rüzgarsız kalmışlığımız
bu bizim çektiğimiz sancı
el ele tutuşmuş geziyordu
gazeteler cinayeti yazıyordu
haliç’e bir avuç kan dökülmüştü
emperyal oteli’nde üç gece kaldık
fazlasına paramız yetmiyordu
gözlerin gözlerimden gitmiyordu
dördüncü gece sokakta kaldık
karanlık bir türlü bitmiyordu
sirkeci garı’nda sabahladık
bilen bilmeyen bizi ayıpladı
halbuki kimlere kimlere başvurmadık
hiçbiri yüzümüze bakmıyordu
hiç kimse elimizden tutmuyordu
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin kabulümsün)
atillâ ilhan
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
sımsıcak bir merhaba diyecektim
başımı usulca dizine koyacaktım
dört gün dört gece susacaktım
yağmur sönecekti yanacaktı
sameland seferden dönecekti
duvardaki saat duracaktı
kalbim kendiliğinden duracaktı
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
emperyal oteli’nde bu sonbahar
bu camların nokta nokta hüznü
bu bizim berheva olmuşluğumuz
bir nokta bir hat kalmışlığımız
bu rezil bu çarşamba günü
intihar etmiş kötümser yapraklar
öksürüklü aksırıklı bu takvim
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
sesleri liman sislerinde boğulur
gemiler yorgun ve uykuludur
sabahtır saat beş buçuktur
sen kollarımın arasındasın
onlar gibi değilsin sen başkasın
bu senin gözlerin gibisi yoktur
adamın rüyasına rüyasına sokulur
aklının içinde siyah bir vapur
kıvranır insaf nedir bilmez
otelin penceresinde duracaktın
şehri karanlıkta görecektin
karanlıkta yağmuru görecektin
saçların ıslanacak ıslanacaktı
kış geceleri gibi uzun uzun
tek damla gözyaşı dökmeksizin
maria dolores ağlayacaktı
istanbul’u yağmur tutacaktı
bütün bir gün iş arayacaktım
sana bir türkü getirecektim
kulaklarımız çınlayacaktı
emperyal oteli’nin resmini çektim
akşam saçaklarından damlıyordu
kapısında durmanı söylemiştim
yüzün zambaklara benziyordu
cumhuriyet bahçesi’nde insanlar geziyordu
tepebaşı’ndaki küçük yahudiler
asmalımescit’teki rum kemancı
böyle rüzgarsız kalmışlığımız
bu bizim çektiğimiz sancı
el ele tutuşmuş geziyordu
gazeteler cinayeti yazıyordu
haliç’e bir avuç kan dökülmüştü
emperyal oteli’nde üç gece kaldık
fazlasına paramız yetmiyordu
gözlerin gözlerimden gitmiyordu
dördüncü gece sokakta kaldık
karanlık bir türlü bitmiyordu
sirkeci garı’nda sabahladık
bilen bilmeyen bizi ayıpladı
halbuki kimlere kimlere başvurmadık
hiçbiri yüzümüze bakmıyordu
hiç kimse elimizden tutmuyordu
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin kabulümsün)
atillâ ilhan
devamını gör...
782.
deli gönül, neyi özler durursun?
acınacak dostun, cananın mı var?
dünya yansa yorganın yok içinde,
harap olmuş evin, dükkânın mı var?
hatır, gönül bulamazsın birinde,
dama dedi dişisinde, erinde,
vatan dedikleri yangın yerinde,
insanlığa hâlâ imanın mı var?
nene yetmez senin şu kuru kaval?
pir aşkına sıkıldıkça durma, çal.
malta'daki kurnazlardan ibret al,
paran mı var, bağın, bostanın mı var?
sana giren, çıkan nedir, be dürzü?
be allah'ın numunelik öküzü!
ben mi yuttum on dört bin okka düzü,
bekri mustafa'dan fermanın mı var?
ne uymazsın zamaneye be domuz?
kırk senedir.... ne verdin omuz.
nâzır olmuş desem sana ıstakoz,
reddedecek kılıç, kalkanın mı var?
çünkü neden? dalyanın yok, ağın yok,
bir tek hamsi kızartacak yağm yok.
ocağın yok, dalın yok, budağın yok,
yoksa gökalp gibi turan'm mı var?
uyanmadın gitti, dalgın uykudan,
sana ne be âlemdeki kaygudan?
dem vurursun siyasetten duygudan,
beynelmilel bir imtihanın mı var?
feylesofum dedi herif, pap çıktı,
nâzır oldu, saman sattı sap çıktı.
reçetede şurup yazdı, hap çıktı,
yutmayacak yoksa, âyanın mı var?
ispermeçet-zade, kirpi, pehlivan
yanaşması, o bayraklı kahraman.
sadrazamlar içinde en düztaban”
imzacılar başı mervan'm mı yar?
çal nayını, ferahnakte ver karar.
...n nazır...rın müsteşar.
kumda oyna çöp batmasın aşikâr
düşünecek senin zamanın mı var?
kendi cihanında bak sen keyfine,
kulak asma halkın hayfa-hayfine.
tanburuna, kemanına, define
sen de katıl, neyde noksanın mı var?
şu kırk yıldır senin daran alındı,
suratına yüz bin kara çalındı,
nasıl olsa şu bokluğa dalındı
neyzen’den de büyük isyanın mı yar?
neyzen tevfik
acınacak dostun, cananın mı var?
dünya yansa yorganın yok içinde,
harap olmuş evin, dükkânın mı var?
hatır, gönül bulamazsın birinde,
dama dedi dişisinde, erinde,
vatan dedikleri yangın yerinde,
insanlığa hâlâ imanın mı var?
nene yetmez senin şu kuru kaval?
pir aşkına sıkıldıkça durma, çal.
malta'daki kurnazlardan ibret al,
paran mı var, bağın, bostanın mı var?
sana giren, çıkan nedir, be dürzü?
be allah'ın numunelik öküzü!
ben mi yuttum on dört bin okka düzü,
bekri mustafa'dan fermanın mı var?
ne uymazsın zamaneye be domuz?
kırk senedir.... ne verdin omuz.
nâzır olmuş desem sana ıstakoz,
reddedecek kılıç, kalkanın mı var?
çünkü neden? dalyanın yok, ağın yok,
bir tek hamsi kızartacak yağm yok.
ocağın yok, dalın yok, budağın yok,
yoksa gökalp gibi turan'm mı var?
uyanmadın gitti, dalgın uykudan,
sana ne be âlemdeki kaygudan?
dem vurursun siyasetten duygudan,
beynelmilel bir imtihanın mı var?
feylesofum dedi herif, pap çıktı,
nâzır oldu, saman sattı sap çıktı.
reçetede şurup yazdı, hap çıktı,
yutmayacak yoksa, âyanın mı var?
ispermeçet-zade, kirpi, pehlivan
yanaşması, o bayraklı kahraman.
sadrazamlar içinde en düztaban”
imzacılar başı mervan'm mı yar?
çal nayını, ferahnakte ver karar.
...n nazır...rın müsteşar.
kumda oyna çöp batmasın aşikâr
düşünecek senin zamanın mı var?
kendi cihanında bak sen keyfine,
kulak asma halkın hayfa-hayfine.
tanburuna, kemanına, define
sen de katıl, neyde noksanın mı var?
şu kırk yıldır senin daran alındı,
suratına yüz bin kara çalındı,
nasıl olsa şu bokluğa dalındı
neyzen’den de büyük isyanın mı yar?
neyzen tevfik
devamını gör...
783.
seni düşünürken
bir çakıl taşı ısınır içimde
bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
bir gelincik açılır ansızın
bir gelincik sinsi sinsi kanar
seni düşünürken
bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
deliler gibi dönmeğe başlar
döndükçe yumak yumak çözülür
çözüldükçe ufalır küçülür
çekirdeği henüz süt bağlamış
masmavi bir erik kesilir ağzımda
dokundukça yanar dudaklarım
seni düşünürken
bir çakıl taşı ısınır içimde...
bedri rahmi eyüboğlu
bir çakıl taşı ısınır içimde
bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
bir gelincik açılır ansızın
bir gelincik sinsi sinsi kanar
seni düşünürken
bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
deliler gibi dönmeğe başlar
döndükçe yumak yumak çözülür
çözüldükçe ufalır küçülür
çekirdeği henüz süt bağlamış
masmavi bir erik kesilir ağzımda
dokundukça yanar dudaklarım
seni düşünürken
bir çakıl taşı ısınır içimde...
bedri rahmi eyüboğlu
devamını gör...
784.
şiirden zerre hazetmem. hiç sevmem. asaf halet çelebi hariç.
ibrahim
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim
güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
ibrahim
güneşi evime sokan kim
asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı
ibrahim
gönlümü put sanıp kıran kim”
ibrahim
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim
güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
ibrahim
güneşi evime sokan kim
asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı
ibrahim
gönlümü put sanıp kıran kim”
devamını gör...
785.
şiveli uyku şiiri yazasım geldi.
uyku gibisi yoktur guzum
onun gıymetünü bilesün
geç yatıp onu aldatmayasun
sonra zabaha zor galkasun
uyku gibisi yoktur guzum
onun gıymetünü bilesün
geç yatıp onu aldatmayasun
sonra zabaha zor galkasun
devamını gör...
786.
benim de bir insan tarafım vardı
bakma böyle kötü olduğuma
benim de dileklerim vardı
benim de bir beklediğim vardı yaşamaktan
yeter artık vurma yüzüme çirkinliğimi
her gün bir kadın ağlar benim yüzümde
büyük dertler içinde benim ellerim
anlamıyor musun?
sen sevildiğin için güzelsin bu kadar
ben sevilmediğimden böyle çirkinim
bakma böyle kötü olduğuma
benim de dileklerim vardı
benim de bir beklediğim vardı yaşamaktan
yeter artık vurma yüzüme çirkinliğimi
her gün bir kadın ağlar benim yüzümde
büyük dertler içinde benim ellerim
anlamıyor musun?
sen sevildiğin için güzelsin bu kadar
ben sevilmediğimden böyle çirkinim
devamını gör...
787.
ölü çizgi
bir zehir
birikir odalarda,
almaz ki veresin rüzgara
rüzgar deli değil.
birden yayılır kanda
kararır dört yan.
bir çöküntü başlar yaşamanda
her şeyin değersizleştiği an.
deniz mi bu, geçilmez
aşılmaz dağ mı?
tam bana göre, uyuşuk...
miskinlik gibi var mı?
nedir seni saran bu sis
yok dünyalarda tad.
kuvvetsiz...
böyle daha rahat.
yaşamışım kaç para
mezar taşları neci?
deli gibi sarılsam da hayata
kalacak nesi var ki?
kitaplar seslenir, yüksekten, mağrur:
-gel bize, kurtul, gel!
almanızla bırakmanız bir olur,
böyle daha güzel.
sokaklar seslenir, akpak, temiz:
-hadi gel, avunursun!
bütün sokaklardan iğrenirsiniz,
avunmak şöyle dursun.
aşklar seslenir, çekingen, tatlı..
ama inanma, maske!
övünülür bir tarafım kalmadı
düşmanlarım sevinsinler, daha ne!
ölü çizgileri dünyanın
biz sizin esiriniz,
ister bırakın
öldürün isterseniz!
derken kalkar perde:
bu ırmaklar benimçin bir daha akar mı?
özledim hani nerde
yaşamak gibi var mı?
behçet necatigil
bir zehir
birikir odalarda,
almaz ki veresin rüzgara
rüzgar deli değil.
birden yayılır kanda
kararır dört yan.
bir çöküntü başlar yaşamanda
her şeyin değersizleştiği an.
deniz mi bu, geçilmez
aşılmaz dağ mı?
tam bana göre, uyuşuk...
miskinlik gibi var mı?
nedir seni saran bu sis
yok dünyalarda tad.
kuvvetsiz...
böyle daha rahat.
yaşamışım kaç para
mezar taşları neci?
deli gibi sarılsam da hayata
kalacak nesi var ki?
kitaplar seslenir, yüksekten, mağrur:
-gel bize, kurtul, gel!
almanızla bırakmanız bir olur,
böyle daha güzel.
sokaklar seslenir, akpak, temiz:
-hadi gel, avunursun!
bütün sokaklardan iğrenirsiniz,
avunmak şöyle dursun.
aşklar seslenir, çekingen, tatlı..
ama inanma, maske!
övünülür bir tarafım kalmadı
düşmanlarım sevinsinler, daha ne!
ölü çizgileri dünyanın
biz sizin esiriniz,
ister bırakın
öldürün isterseniz!
derken kalkar perde:
bu ırmaklar benimçin bir daha akar mı?
özledim hani nerde
yaşamak gibi var mı?
behçet necatigil
devamını gör...
788.
bir daha bana benzeme angel
yağmura çok teşekkür ederim
bu gece yalnızca cesedime yağdı
bana bir şey olursa diye korktum
seni birkaç saniye düşünürsem;
düşünürken üşürsem diye korktum
oturup siyah portakallar yedim
oturup korkunç kitaplar okudum
içimde bir sıkıntı gibi cinayet
içimde bir sığıntı gibi telaş
içimde felaket gibi bir merak
hislerimin uzağına düştüm, şimdi çok üzgünüm
şimdi çocukluğumun uzağına da düştüm
daha da düşersem diye korktum
seni birkaç saniye düşünürsem;
ay kıvrılırsa diye
kan kıvranırsa diye
can sıçrarsa ölürken bir yerlere,
daha da ölürsem diye korktum
seni birkaç saniye düşünürsem;
sessem, sersem bir heceysem eğer
seni bir kelime edersem diye korktum
seni kötü bir cümlede kullanırsam
adını söylerken takılırsam, yalnış telaffuz edersem
böyle bir günah işlersem
tanrı affeder diye korktum
yağmura çok teşekkür ederim
bu gece yalnızca bu şiire yağdı
sağol aşkım
sağol kırık kolum, kesik bileğim, kırık yüzüm,
kesik geleceğim, kırık sonsuzluğum
her şeye rağmen
yağmura bulanmış, güzel bir yazdı...
küçük iskender
yağmura çok teşekkür ederim
bu gece yalnızca cesedime yağdı
bana bir şey olursa diye korktum
seni birkaç saniye düşünürsem;
düşünürken üşürsem diye korktum
oturup siyah portakallar yedim
oturup korkunç kitaplar okudum
içimde bir sıkıntı gibi cinayet
içimde bir sığıntı gibi telaş
içimde felaket gibi bir merak
hislerimin uzağına düştüm, şimdi çok üzgünüm
şimdi çocukluğumun uzağına da düştüm
daha da düşersem diye korktum
seni birkaç saniye düşünürsem;
ay kıvrılırsa diye
kan kıvranırsa diye
can sıçrarsa ölürken bir yerlere,
daha da ölürsem diye korktum
seni birkaç saniye düşünürsem;
sessem, sersem bir heceysem eğer
seni bir kelime edersem diye korktum
seni kötü bir cümlede kullanırsam
adını söylerken takılırsam, yalnış telaffuz edersem
böyle bir günah işlersem
tanrı affeder diye korktum
yağmura çok teşekkür ederim
bu gece yalnızca bu şiire yağdı
sağol aşkım
sağol kırık kolum, kesik bileğim, kırık yüzüm,
kesik geleceğim, kırık sonsuzluğum
her şeye rağmen
yağmura bulanmış, güzel bir yazdı...
küçük iskender
devamını gör...
789.
kalsaydı bir anlamı, yaratılsaydık. sokulsaydık kelimeden içre bir nefs olan hayat, sürünür ve gerilirdik, kuytu bakışlardan, dağlara... gök yarılır ve susardık, bilirdik, avucumuzda saklanır isimler.
koşardık, güneşin altında denizim, şişer şişer, iner...
her söz tözüyle sarardı gırtlağımı. mührü kırık onlarca kelime... kusarak gırtlağımdaki ergeni, yumruklarımı sıktım, saldırdım!
sana karşı ey ölüm, yaman bir oyun oynadım, kendimi kandırdım, yanıldım...
duyuluyor mu sustuklarım? zonklar mı sema, tenimde yıldız tozları tanrıların, sen, nice ölümle ebedi kalan ruhum... yansıdın ve soldum...
yaralar ektim bacaklarıma, zevkle kanattım, kara öpücükler gibi aydın, yandaş bilim, iktidar ve simya... çürük kanı mumyaların, zırvaların... hepsi çöp, hepsi rezalet! bacaklarımda kara lekeler, bilimce tanılı, meşru ve kutsal!
ne kaldıysa bunca serzeniş arasında ileri yahut geri, kahrettim çarpılar çarpımlar arasında gençliği... etek boyu sokaklar, sürgün ve sürülü laflar, ne farkeder? şehir aynı şehir, çürük ve lanetli.
insanlar, çok tuhaf, çok basit... kudurgan bir lanetle basıyor toprağa.
koşardık, güneşin altında denizim, şişer şişer, iner...
her söz tözüyle sarardı gırtlağımı. mührü kırık onlarca kelime... kusarak gırtlağımdaki ergeni, yumruklarımı sıktım, saldırdım!
sana karşı ey ölüm, yaman bir oyun oynadım, kendimi kandırdım, yanıldım...
duyuluyor mu sustuklarım? zonklar mı sema, tenimde yıldız tozları tanrıların, sen, nice ölümle ebedi kalan ruhum... yansıdın ve soldum...
yaralar ektim bacaklarıma, zevkle kanattım, kara öpücükler gibi aydın, yandaş bilim, iktidar ve simya... çürük kanı mumyaların, zırvaların... hepsi çöp, hepsi rezalet! bacaklarımda kara lekeler, bilimce tanılı, meşru ve kutsal!
ne kaldıysa bunca serzeniş arasında ileri yahut geri, kahrettim çarpılar çarpımlar arasında gençliği... etek boyu sokaklar, sürgün ve sürülü laflar, ne farkeder? şehir aynı şehir, çürük ve lanetli.
insanlar, çok tuhaf, çok basit... kudurgan bir lanetle basıyor toprağa.
devamını gör...
790.
umduğun inceliğe inmiyorsa söz
çekil suskunluğun tüneklerine
ucuz etme anlamı.
böyle zamanlarda insan
çokluk yalnız kalmalı.
sevgisiz seslerde çevren çiğ
uysan uzaklaşırsın kendi özünden
dirensen günün karanlık
bu yüzdendir gecelerin güzelliği
geceler aydınlık.
al getir kendi derinliklerine
ufuksuz sularda duran gemini
getir ki sabaha çok var.
hem bakarsın gecelerin koynundan
bir binen çıkar.
şükrü erbaş bütün şiirleri. sf.25
çekil suskunluğun tüneklerine
ucuz etme anlamı.
böyle zamanlarda insan
çokluk yalnız kalmalı.
sevgisiz seslerde çevren çiğ
uysan uzaklaşırsın kendi özünden
dirensen günün karanlık
bu yüzdendir gecelerin güzelliği
geceler aydınlık.
al getir kendi derinliklerine
ufuksuz sularda duran gemini
getir ki sabaha çok var.
hem bakarsın gecelerin koynundan
bir binen çıkar.
şükrü erbaş bütün şiirleri. sf.25
devamını gör...
791.
oysa herkes öldürür sevdiğini
kulak verin sözlerime iyice, herkes öldürebilir sevdiğini kimi bir bakışıyla yapar bunu, kimi dalkavukça sözlerle, korkaklar öpücük ile öldürür, yürekliler kılıç darbeleriyle!
kimi gençken öldürür sevdiğini kimileri yaşlı iken öldürür; şehvetli ellerle öldürür kimi kimi altından ellerle öldürür; merhametli kişi bıçak kullanır çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.
kimi aşk kısadır, kimi uzundur, kimi satar kimi de satın alır; kimi gözyaşı döker öldürürken, kimi kılı kıpırdamadan öldürür; herkes öldürebilir sevdiğini ama herkes öldürdü diye ölmez!
oscar wilde | çeviri: özdemir asaf
kulak verin sözlerime iyice, herkes öldürebilir sevdiğini kimi bir bakışıyla yapar bunu, kimi dalkavukça sözlerle, korkaklar öpücük ile öldürür, yürekliler kılıç darbeleriyle!
kimi gençken öldürür sevdiğini kimileri yaşlı iken öldürür; şehvetli ellerle öldürür kimi kimi altından ellerle öldürür; merhametli kişi bıçak kullanır çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.
kimi aşk kısadır, kimi uzundur, kimi satar kimi de satın alır; kimi gözyaşı döker öldürürken, kimi kılı kıpırdamadan öldürür; herkes öldürebilir sevdiğini ama herkes öldürdü diye ölmez!
oscar wilde | çeviri: özdemir asaf
devamını gör...
792.
793.
"nazlan!
sitem et!
kırıl bana!
beni geç vakit
tek başıma suya yolla
bahçede yüzünü öteye çevir
güle hayret ediyormuş gibi yap
gülümseyerek konuş da başkalarıyla
somurt, avluda sadece ikimiz kalınca
kızıp en evecen adımlarınla üst kata çık
en sevdiğim çiçeğin saksısı kaysın elinden
derinleşsin ben içerledikçe ruhumdaki sakarlık
yamru bastım iş değildi hâke çakılmak bayırdan
dağ sıradağdı hangi haşin belden yol veresi
gece hep süzüldü yukardan lâkayt kehkeşân
altımda hep beni yutmaya çağladı nehir
yetişir hecelemen sök beni bir kere
en zoruma gideni yap hengâme getir
çel beni tökezlet tuttur çitlere
ah'la istida edecek ahvâl değil
kim bana kıymazsan bilebilir
dünya dedikleri samut küp
acılar tınladıkça bende
hep seni seslendirir."
ismet özel
sitem et!
kırıl bana!
beni geç vakit
tek başıma suya yolla
bahçede yüzünü öteye çevir
güle hayret ediyormuş gibi yap
gülümseyerek konuş da başkalarıyla
somurt, avluda sadece ikimiz kalınca
kızıp en evecen adımlarınla üst kata çık
en sevdiğim çiçeğin saksısı kaysın elinden
derinleşsin ben içerledikçe ruhumdaki sakarlık
yamru bastım iş değildi hâke çakılmak bayırdan
dağ sıradağdı hangi haşin belden yol veresi
gece hep süzüldü yukardan lâkayt kehkeşân
altımda hep beni yutmaya çağladı nehir
yetişir hecelemen sök beni bir kere
en zoruma gideni yap hengâme getir
çel beni tökezlet tuttur çitlere
ah'la istida edecek ahvâl değil
kim bana kıymazsan bilebilir
dünya dedikleri samut küp
acılar tınladıkça bende
hep seni seslendirir."
ismet özel
devamını gör...
794.
çürük
renk basıyor o noktayı, donuk mor.
bedenin geri kalanı hepten ak-ü pak,
inci renginde.
taşlık bir oyuğu
soğuruyor deniz, takıntılı takıntılı,
bir kovuk bütün deniz mihveri.
bir sinek boyunda,
kıyamet işareti
sürünerek iniyor duvardan aşağıya.
kalp kapanır,
deniz geri çekilir,
aynalar tabakalanır.
slyvia plath 1963
renk basıyor o noktayı, donuk mor.
bedenin geri kalanı hepten ak-ü pak,
inci renginde.
taşlık bir oyuğu
soğuruyor deniz, takıntılı takıntılı,
bir kovuk bütün deniz mihveri.
bir sinek boyunda,
kıyamet işareti
sürünerek iniyor duvardan aşağıya.
kalp kapanır,
deniz geri çekilir,
aynalar tabakalanır.
slyvia plath 1963
devamını gör...
795.
796.
797.
''çocuk e harfine yaslanmış uyuyordu
sonra saçlarımız kapandı, denklerimiz bağlandı sonra
boyuna ateşler söndü dağlarda
bir yıldız boyuna söndü durdu
çocuk insan seslerine yaslanmış uyuyordu
o zaman ben atlıydım işte
saçlarımda geceler morarırdı
yorgun olamazdım çok uzaklardaydı yurdum çünkü
boyuna tüfenkler doldurmuştum sularım girilmezdi çığlıklardan
canavarlar besliyordum ulu bir askerdim sanki
ve artık çirkinim
uykularımda örümcekler üreyor şimdi
gelmiş geçmiş bütün gölgeleri denedim
ellerim hala pençe gibi
düşler, tüfenkler ve ayaklar
gözlerime engel oluyor güneş.''
ismet özel-tüfenk
sonra saçlarımız kapandı, denklerimiz bağlandı sonra
boyuna ateşler söndü dağlarda
bir yıldız boyuna söndü durdu
çocuk insan seslerine yaslanmış uyuyordu
o zaman ben atlıydım işte
saçlarımda geceler morarırdı
yorgun olamazdım çok uzaklardaydı yurdum çünkü
boyuna tüfenkler doldurmuştum sularım girilmezdi çığlıklardan
canavarlar besliyordum ulu bir askerdim sanki
ve artık çirkinim
uykularımda örümcekler üreyor şimdi
gelmiş geçmiş bütün gölgeleri denedim
ellerim hala pençe gibi
düşler, tüfenkler ve ayaklar
gözlerime engel oluyor güneş.''
ismet özel-tüfenk
devamını gör...
798.
“ölüyorum tanrım
bu da oldu işte.
her ölüm erken ölümdür
biliyorum tanrım.
ama, ayrıca, aldığın şu hayat
fena değildir...
üstü kalsın..”
cemal süreya, sevda sözleri
bu da oldu işte.
her ölüm erken ölümdür
biliyorum tanrım.
ama, ayrıca, aldığın şu hayat
fena değildir...
üstü kalsın..”
cemal süreya, sevda sözleri
devamını gör...
799.
doğrudur yıldırımın düştüğü, yağdığı yağmurun
bulutların rüzgarla sökün ettiği
ama savaş öyle değil, savaş rüzgarla gelmez
onu bulup getiren insanlardır
duman tüten topraktan bahar boyunca
dökülüp yükselir birden gökyüzü
ama barış ağaç değil, ot değil ki yeşersin
sen istersen olur barış, istersen çiçeklenir.
bertolt brecht
bulutların rüzgarla sökün ettiği
ama savaş öyle değil, savaş rüzgarla gelmez
onu bulup getiren insanlardır
duman tüten topraktan bahar boyunca
dökülüp yükselir birden gökyüzü
ama barış ağaç değil, ot değil ki yeşersin
sen istersen olur barış, istersen çiçeklenir.
bertolt brecht
devamını gör...
800.
korkma ecel yolları çıkarmam seni baştan
bir baştan bir başa aklımda buhran ama gönlüm sevdiğime ayan
onsuz olamaz kalbimin tahtı
o olmadan ne edeyim öteki hayatı.
bir baştan bir başa aklımda buhran ama gönlüm sevdiğime ayan
onsuz olamaz kalbimin tahtı
o olmadan ne edeyim öteki hayatı.
devamını gör...


