121.
üzgünüm, o ben olabilirim.
sonra da bana "korkak" dediler.
anne neden öyle diyorsun?
anne beni yaralıyorsun.
anne her şeye rağmen seni seviyorum.
öyle olmamaya çalışıyorum. bunun için çalışmalarım var. ara ara olsa da başardığıma inanıyorum.
sonra da bana "korkak" dediler.
anne neden öyle diyorsun?
anne beni yaralıyorsun.
anne her şeye rağmen seni seviyorum.
öyle olmamaya çalışıyorum. bunun için çalışmalarım var. ara ara olsa da başardığıma inanıyorum.
devamını gör...
122.
dominat ebeveynlerin sebep olduğu şey.
devamını gör...
123.
ebeveynlerin çocuklarına sorumluluk aşılamamasından kaynaklı çıkan bir sorundur. iş hayatının yoğunluğundan kaynaklı olarak çocuklarının üzerlerine düşmeleri ve kendi alanlarını yaratmalarına izin vermemelerinden kaynaklı olarak. asosyal ve özgüven yoksunluğu olan çocukların olmasına sebebiyet vermektedir.
bunlara ek olarak anne ve babanın sürekli kendilerine bir şeyler katması gereklidir. çocuk büyütmek emek ve dikkat isteyen bir iştir.
bunlara ek olarak anne ve babanın sürekli kendilerine bir şeyler katması gereklidir. çocuk büyütmek emek ve dikkat isteyen bir iştir.
devamını gör...
124.
çocuğu en ufak hatasında döversen, her hareketini kısıtlar bir kalıba koymaya çalışırsan, sen yapamazsın edemezsin diye aşılarsan tebrikler topluma bir adet silik çocuk kazandırdın.
kontrol senin elinde olsun ama çocuk da birey olsun.
not: arsız, düz duvara tırmanan, durdan sözden anlamayan, edepsiz çocuklar bu tanıma dahil değildir.
kontrol senin elinde olsun ama çocuk da birey olsun.
not: arsız, düz duvara tırmanan, durdan sözden anlamayan, edepsiz çocuklar bu tanıma dahil değildir.
devamını gör...
125.
10 ebeveynden 9unun zevkle tercih ettiği iğrenç bir durum. teşekkürler.(!)
devamını gör...
126.
bu konuda çok doluyum lakin yazmayacağım. silsile halinde ilerler bu durum maalesef, zinciri kıracak birey çok acı çeker.
devamını gör...
127.
128.
aşırı kontrolcülükten kaynaklanan yurdum sorunu. bu sadece çocukluk aşamasında değil; sonraki hayatlarda da devam eder. okulda seçme şansı yoktur, ne isteniyorsa o öğretilir; farklı bir yeteneği var yok önemsenmez.
iş hayatında da farklı değildir; yönetici orada yokken bir karar verir; bana sormadan nasıl yaparsın tepkisi ile karşılaşır; yönetici oradaysa direkt ona sorar; bu sefer de bunu da ben yapacaksam tepkisiyle karşılaşır. dolayısıyla düşünmeyen, sorgulamayan; ne verilirse onu alan bir nesil ortaya çıkar.
iş hayatında da farklı değildir; yönetici orada yokken bir karar verir; bana sormadan nasıl yaparsın tepkisi ile karşılaşır; yönetici oradaysa direkt ona sorar; bu sefer de bunu da ben yapacaksam tepkisiyle karşılaşır. dolayısıyla düşünmeyen, sorgulamayan; ne verilirse onu alan bir nesil ortaya çıkar.
devamını gör...
129.
ebeveynlerin yönetebildiğini sanmadığım süreçtir.
günümüz koşullarında pek de ebeveyn kontrolü diye bir otoritenin olduğunu sanmıyorum. peki nedir? "like kültürü" üzerinden akran otoritesi. yani çocuklar ailelerinin değil, ait oldukları sosyal çevrenin istediği profile bürünüyor artık tamamen. belki bu profilde aile ve sosyal çevre, nöbetleşe olarak hep vardı ama sosyal medyanın süresiz ve sınırsız kullanımı, aile faktörünü neredeyse işlevsiz bir hale getirdi.
günümüz koşullarında pek de ebeveyn kontrolü diye bir otoritenin olduğunu sanmıyorum. peki nedir? "like kültürü" üzerinden akran otoritesi. yani çocuklar ailelerinin değil, ait oldukları sosyal çevrenin istediği profile bürünüyor artık tamamen. belki bu profilde aile ve sosyal çevre, nöbetleşe olarak hep vardı ama sosyal medyanın süresiz ve sınırsız kullanımı, aile faktörünü neredeyse işlevsiz bir hale getirdi.
devamını gör...
130.
çocuğunuzu takdir etmezseniz, onun fikirlerine önem vermezseniz ve kendi başına bir şeyler başarmasına izin vermezseniz kolaylıkla yapabilirsiniz bunu.
devamını gör...
131.
kendimi hiçbir şey için yeterli hissetmiyorum. "bak her şeyde kötüyüm ama şunu iyi yaparım" diyebileceğim hiçbir şey yok. bu kimin hatası diye çok düşündüm, benim mi ailemin mi diye. suçu aileme atıp kendimi kayırmak istemiyorum, biliçli olamamam benim hatam. her neyse. ama işte "sen kimsin ki neyin kararını veriyorsun" lafını üniversite ikiye hatta üçe giderken bile duydum ebeveynlerimden. çok basit, çok sıradan konularda, arkadaş seçimlerimde ya da nereye gideceğimle alakalı şeylerde bu tepkiyi aldım. ama mesela üniversitede ne okuyacağım ya da hangi üniversiteye gideceğim kararı bana aitti, ne bir şey söyleyen oldu ne yol gösteren. basit bir şey hakkında karar veremeyen bir insan hayati bir konuda nasıl doğu kararı verebilir? bilmiyorum anlayamıyorum. bu yüzden karar veremiyorum, kimin hatası gerçekten? beni birey olarak saymayan ailemin, akrabalarımın, türk kafa yapısının mı yoksa "ailem sonuçta" diye düşünüp her şeyi yakıp yıkamadığım için benim mi? buna bile krar veremiyorum çünkü buna karar verebilecek yeterlilikte miyim bilmiyorum lskslskls
kısa bir ağlama krizinden sonra devam ediyoruz ldsksldk
edemiyormuşuz arkadaşlar llsdkslsl bir yere bağlanmadı ama silmeye de kıyamıyorum. sadece, iyi olmadığımı bir not düşmek istedim, kendim için bu not. kimseyle bu konuyu konuşmaktan hoşlanmıyorum. psikologla konuşmak isterim ama ona da gidemiyorum işte lskdsşdls neyse iyi akşamlar, herkese şimdiden mutlu huzurlu yıllar diliyorum
kısa bir ağlama krizinden sonra devam ediyoruz ldsksldk
edemiyormuşuz arkadaşlar llsdkslsl bir yere bağlanmadı ama silmeye de kıyamıyorum. sadece, iyi olmadığımı bir not düşmek istedim, kendim için bu not. kimseyle bu konuyu konuşmaktan hoşlanmıyorum. psikologla konuşmak isterim ama ona da gidemiyorum işte lskdsşdls neyse iyi akşamlar, herkese şimdiden mutlu huzurlu yıllar diliyorum
devamını gör...
132.
ailenin, çocuğunu koruduğunu sanarak "o daha küçük" mantığıyla hareket etmesinin sonucudur. çocuğun belirli bir yaşa kadar hiçbir şey yaşayamamasına neden olur ve bir gün yalnız kaldığında ne yapacağını şaşar.
devamını gör...
133.
bunun üç yolu var. niyetlenen aynen böyle yapsın:
1- helikopter ebeveyn olmak:
geçen hafta kampta kendileriyle bir tam gün geçirdim. zaten kampta ne işleri var anlamak mümkün değil. çocukların eli kumlanıyor diye anne bezle arkalarında geziyor. iki çocuk daha var, onlar ağaçlara tırmandılar, çukur kazdılar, ateşe odun attılar, bunlar yok oğlu yok. birinin peluş oyuncağı yere düşmüş, toz oldu diye sinir krizi geçirerek ağlıyor. üşümesin, kirlenmesin, düşmesin... ya senin işin çocuğu hayattan korumak değil, hayata hazırlamak.
yüzleri kapatmaya üşenmesem foto koyacağım. tüm fotolarda çocuklar bir kol uzaklıkta ya. sürekli yüz çocuğa dönük, dibinde darlıyor. çocuk parkını çocuktan çok ana babayla dolduran tipler bunlar.
tabi 50 tane fotoğraf çekildi, instagrama baksan doğada macera yaşadılar. zaten daha ilk akşamın ardından kadın "iğrenç bu, bir gece daha kalmam" diye adamın tasmasını tuttu, gittiler.
2- arsızlığı özgüven diye öğretmek:
bunlar eve girince destursuz odalara dalan, etrafta ne varsa elleyip oradna oraya götürmeyi hakkı bilen, "ya kızınca psikolojisi bozuluyor" diye hiçbir sosyalizasyon sürecine girmemiş denyolar. ergenliğe girer girmaz öküz gibi böğüren, kim var kim yok bağıran allahın belaları bunlardan yetişiyor.
diyeceksiniz ki "yahu işte özgüvenli". değil. bunlar o kadar rahatsız edici ki özellikle yetişkinler çevrelerinde olmak istemiyor. "maşallah"lar, "ay nasıl büyümüş, ay nasıl hareketli" lafları tamamen yalan. ne yapsın çocuk var karşısında ezberden diyor. bu çocuklar büyürken yetişkinlerden sadece sahtekarlık görüyor ve toplumla ilişkileri yapmacıklık üzerine kuruluyor. sonra ilk dışlanma, başarısızlık geldiğinde tüm çevre ilişkisi yerlebir. samimiyet görmeden büyümüş çünkü.
3- kendi eksikliğini çocuğu ezerek tatmin etmek:
bunları uzun anlatmaya gerek yok. "o olmamış", "buna yeteneği yok", ezme, gaslighting, küçük düşürme. saçma sapan davranan ya da içine kapanan, doğumgününe ayıp olmasın diye davet edilen köşedeki çocuk. patlar mı çöker mi belli değil.
1- helikopter ebeveyn olmak:
geçen hafta kampta kendileriyle bir tam gün geçirdim. zaten kampta ne işleri var anlamak mümkün değil. çocukların eli kumlanıyor diye anne bezle arkalarında geziyor. iki çocuk daha var, onlar ağaçlara tırmandılar, çukur kazdılar, ateşe odun attılar, bunlar yok oğlu yok. birinin peluş oyuncağı yere düşmüş, toz oldu diye sinir krizi geçirerek ağlıyor. üşümesin, kirlenmesin, düşmesin... ya senin işin çocuğu hayattan korumak değil, hayata hazırlamak.
yüzleri kapatmaya üşenmesem foto koyacağım. tüm fotolarda çocuklar bir kol uzaklıkta ya. sürekli yüz çocuğa dönük, dibinde darlıyor. çocuk parkını çocuktan çok ana babayla dolduran tipler bunlar.
tabi 50 tane fotoğraf çekildi, instagrama baksan doğada macera yaşadılar. zaten daha ilk akşamın ardından kadın "iğrenç bu, bir gece daha kalmam" diye adamın tasmasını tuttu, gittiler.
2- arsızlığı özgüven diye öğretmek:
bunlar eve girince destursuz odalara dalan, etrafta ne varsa elleyip oradna oraya götürmeyi hakkı bilen, "ya kızınca psikolojisi bozuluyor" diye hiçbir sosyalizasyon sürecine girmemiş denyolar. ergenliğe girer girmaz öküz gibi böğüren, kim var kim yok bağıran allahın belaları bunlardan yetişiyor.
diyeceksiniz ki "yahu işte özgüvenli". değil. bunlar o kadar rahatsız edici ki özellikle yetişkinler çevrelerinde olmak istemiyor. "maşallah"lar, "ay nasıl büyümüş, ay nasıl hareketli" lafları tamamen yalan. ne yapsın çocuk var karşısında ezberden diyor. bu çocuklar büyürken yetişkinlerden sadece sahtekarlık görüyor ve toplumla ilişkileri yapmacıklık üzerine kuruluyor. sonra ilk dışlanma, başarısızlık geldiğinde tüm çevre ilişkisi yerlebir. samimiyet görmeden büyümüş çünkü.
3- kendi eksikliğini çocuğu ezerek tatmin etmek:
bunları uzun anlatmaya gerek yok. "o olmamış", "buna yeteneği yok", ezme, gaslighting, küçük düşürme. saçma sapan davranan ya da içine kapanan, doğumgününe ayıp olmasın diye davet edilen köşedeki çocuk. patlar mı çöker mi belli değil.
devamını gör...
134.
ebeveynlerin en başarılı olduğu konu.
devamını gör...
135.
toplumumuzda, öz güveni genel kültürü olan çocuklar yetiştirmek tutumu ile yan yana durmaktadır, takım halinde, cici cici..
devamını gör...
136.
gerçekten bu konuda uzman bir sürü ebeveyn var hepsi de kapatılmalı.tşkrlr.
devamını gör...
137.
aşağılık kompleksi ile boğuşan ve bundan kaynaklı çakma yüksek egosunu etrafa hırçınca kusan bir bireye sebep olmaktır.
devamını gör...
138.
tam tersi şekilde yetiştirelim derken de saygısızlığı terbiyesizliği özgüven zanneden çocuklar yetişti. ortasını tutturamadık maalesef.
devamını gör...
139.
kendiniz de ozguvensizsiniz demekki de size benzemis. evet.
devamını gör...
140.
ailelerin suçudur. ebeveynlerin çocuklarına içgüdüsel olarak yaklaşmak yerine bilinçli bir şekilde yaklaşmasının sonucu.
mesela sokakta veya ormanda yaşayan bir hayvanı örnek alalım. anne doğum yapar ve içgüdüsel olarak onu sahiplenir. ama bu sahiplenme durumu sadece koruma/sahip çıkma üzerine olur. çünkü yavrunun yaşaması gerektiği koskoca ve zorlu bir hayat var, ve bunu en optimal şekilde yaşamak zorunda. siz mesela bir kedinin veya köpeğin belli bir olgunluğa ulaştıktan sonra annesiyle birlikte olduğunu gördünüz mü? sanmam. görseniz bile çok yüzeysel olur. anne çoktan o yavruyu gözden çıkartıp yeni eş arayışına ve ondan gelen yeni yavrulara odağını çevirmiştir. kaldı ki yavrular da belli bir olgunluğa gelirken hayatı öğrendiği için, kendileri ayrılır annelerinin yanından. çünkü doğanın verdiği hayat böyledir yani. biyolojik olarak annenin babanın olması bu zorlu hayatta seni yalnızlıktan kurtarmaz. hayvanlar bu durumun içgüdüsel olarak farkında olduğu için, tüm üreme döngüsü ve nesil yetiştirme evrelerinde aynı tutumu sergilerler. böylelikle de yavrular tek başına hayat sürebilir, sonra onlar da farklı eşlerle ürerler ve bu seleksiyon böyle devam eder.
insanlarda da durum pek farklı değil. 250 bin yıllık devasa türümüzün ilk örnekleri (homo sapiens) ormanlarda hayat sürerken bu bahsini geçirdiğim hayvanlardan bir farkımız yoktu. ne demiştik, üreme döngüsü. bu döngü aynen insanlarda da bu şekilde nesillerce devam etti. dolayısıyla 7'den 70'e günümüzdeki insanlar dahil her birimiz bu insanların genlerini, bu insanların içgüdülerini, bu insanların hayat tarzlarını ve prensiplerini aynen taşımaya devam ediyoruz. 18. yılda pik yapmış olan medeniyetimiz, ve öve öve bizi diğer hayvanlardan zekâ konusunda ayıran müthiş konuşma yetimiz bu içgüdüleri yokedememiş. edemez de zaten. çünkü hiçbir medeniyet, hiçbir modernite doğa anaya karşı gelemez. zira onun üzerine kurulu bu saydığımız şeyler.
ne demiştik, insanlar sadece içgüdüsel olarak hareket etmiyor. işte film de burada kopuyor zaten. doğan çocuklara içgüdüsel olarak değil de bilinçli bir şekilde yaklaşınca ortaya duygular giriyor. anne zaten sahiplenme içgüdüsünü taşıyor, ama sonsuz ve genellikle bilinçli duygularla birleşince bu sahiplenme durumu verimsiz bir hale geliyor. çocukların üzerine gereğinden fazla titriyorlar, onların bu hayatın yükünü aslında tek başlarına alması gerekirken sırf bu duygulanımlar sebebiyle çocukların sorumluluğunu ebeveynler alıyor. bu da neye sebebiyet veriyor? öz irade ve öz güvenin baltalanmasına. çünkü bu çocuk şahsi olarak kendi hayatının sorumluluğunu almamış ki. ot gibi büyümüş yıllarca.
biraz daha modern hayattan gidersek, bu konuda da maalesef türk aile yapısı yerlerde. sorun sadece içgüdüsel yaklaşmamak değil. bir çocuk doğduğunda ebeveynler o çocuğu sanki tescilli malıymış gibi sahipleniyor. elbette medeniyette kâğıt üstünde bu durum geçerli, ama insan doğasına aykırı bir şey bu da. bu tescilli mal olma durumu da çocuğa bir belirsizlik getiriyor. çocuk neyi neden yaptığını, ne yapması gerektiğini, ya da neyi neden istediğini bilemiyor. ebeveyn belli bir yaşın üstünde olduğu için ve ne istediklerini bildiği için çocuklarına da bunları dayatıyorlar devamlı. sen benim malımsın, sen de benim gibi olmalısın. ben ne stiyorsam, sen de istemelisin. ben ne yapıyorsam, sen de yapmalısın. çünkü sen benim çocuğumsun! (aslında çocuk değil, tescilli mal) gibi gibi.
zaten çocuk içgüdüsel olarak hiçbir sorumluluk almayıp hayatı öğrenememiş gibi, bir de bu belirsizlik çocuğun hayatını hepten uçuruma sürükler. bu durum da işte bu başlıkta bahsi geçen "öz güvensiz çocuklar yetiştirmek" neticesine ulaştırıyor. nispeten daha iyi ailelerde büyümüş çocuklar bu hayatta at koştururken, boktan ailelerde yetişen çocuk dabufak bir fareden korkar hale geliyor. insanlardan da korkar. ilkokul da ezilir, büzülür, dışlanır, hor görülür. sürüden dışlanır. çünkü güçsüzlerin yaşam hakkı yoktur. bu ormanda da böyledir. çocuk başarısız olur. yaşı büyür, ergenliğe gelir ve durum daha da kötü olur. üreme özelliği kazanır, boyu uzar, vücudu gelişir. ama işte öz güvensiz yetiştiği için ilkokulda ne yaşıyorsa, lise zamanlarında da aynı şeyi yaşar. ezilir, art niyetli insanlar tarafından kullanılırlar, erkekse belki de dayak yerler. başarısızdır. hem sosyal çevrede, hem de okul hayatında yerin dibine girer. böyle güçsüz bir erkeği de hiçbir dişi tercih etmez. bu da üreyemeyeceği anlamına gelir falan filan.
(bkz: prenses erkek)
bir de bunlar dışında çocuklara 7-24 şiddet göstermek, sürekli aşağılamak, en ufak bir şeyde hıncını çocuktan çıkartmaları, sürekli başka ailelerin çocuklarıyla (sanki eşitlermiş gibi) sürekli karşılaştırmaları, ve bu karşılaştırmaların sonucu çocuğun yapamadığı şeyler yüzünden başarısız olması örneklerini de verebiliriz. sanki kendiniz çok iyi bir boksunuz da, tohumunuzun sizden daha faydalı olmasını bekliyorsunuz. de get!
aslında cinsiyete göre ileri evreler daha fazla incelenebilir, ama bu kadar yeterli sanırım. olay tamamen bundan ibaret yani. aileler çocuklarına %100 içgüdüsel yaklaşamıyorsa, ki bu günümüzde mümkün değil zaten. en azından bilinçli olarak yaklaşsalar da topluma faydalı bireyler verebilseler. tabi bu durumun yetersiz, otoritersiz baba figürü tarafı da var. yani çocuk içgüdüsel olarak güçlü bir ebeveyni rol model almak isteyecektir. bu çocuğu hayata getiren aile kendine bile yetemiyorsa, çocuklara yetebileceğini hiç beklemesin.
türkiye'nin en büyük kanayan yarası ekonomi değil, ailelerin aşırı kusurlu olması zannımca.
mesela sokakta veya ormanda yaşayan bir hayvanı örnek alalım. anne doğum yapar ve içgüdüsel olarak onu sahiplenir. ama bu sahiplenme durumu sadece koruma/sahip çıkma üzerine olur. çünkü yavrunun yaşaması gerektiği koskoca ve zorlu bir hayat var, ve bunu en optimal şekilde yaşamak zorunda. siz mesela bir kedinin veya köpeğin belli bir olgunluğa ulaştıktan sonra annesiyle birlikte olduğunu gördünüz mü? sanmam. görseniz bile çok yüzeysel olur. anne çoktan o yavruyu gözden çıkartıp yeni eş arayışına ve ondan gelen yeni yavrulara odağını çevirmiştir. kaldı ki yavrular da belli bir olgunluğa gelirken hayatı öğrendiği için, kendileri ayrılır annelerinin yanından. çünkü doğanın verdiği hayat böyledir yani. biyolojik olarak annenin babanın olması bu zorlu hayatta seni yalnızlıktan kurtarmaz. hayvanlar bu durumun içgüdüsel olarak farkında olduğu için, tüm üreme döngüsü ve nesil yetiştirme evrelerinde aynı tutumu sergilerler. böylelikle de yavrular tek başına hayat sürebilir, sonra onlar da farklı eşlerle ürerler ve bu seleksiyon böyle devam eder.
insanlarda da durum pek farklı değil. 250 bin yıllık devasa türümüzün ilk örnekleri (homo sapiens) ormanlarda hayat sürerken bu bahsini geçirdiğim hayvanlardan bir farkımız yoktu. ne demiştik, üreme döngüsü. bu döngü aynen insanlarda da bu şekilde nesillerce devam etti. dolayısıyla 7'den 70'e günümüzdeki insanlar dahil her birimiz bu insanların genlerini, bu insanların içgüdülerini, bu insanların hayat tarzlarını ve prensiplerini aynen taşımaya devam ediyoruz. 18. yılda pik yapmış olan medeniyetimiz, ve öve öve bizi diğer hayvanlardan zekâ konusunda ayıran müthiş konuşma yetimiz bu içgüdüleri yokedememiş. edemez de zaten. çünkü hiçbir medeniyet, hiçbir modernite doğa anaya karşı gelemez. zira onun üzerine kurulu bu saydığımız şeyler.
ne demiştik, insanlar sadece içgüdüsel olarak hareket etmiyor. işte film de burada kopuyor zaten. doğan çocuklara içgüdüsel olarak değil de bilinçli bir şekilde yaklaşınca ortaya duygular giriyor. anne zaten sahiplenme içgüdüsünü taşıyor, ama sonsuz ve genellikle bilinçli duygularla birleşince bu sahiplenme durumu verimsiz bir hale geliyor. çocukların üzerine gereğinden fazla titriyorlar, onların bu hayatın yükünü aslında tek başlarına alması gerekirken sırf bu duygulanımlar sebebiyle çocukların sorumluluğunu ebeveynler alıyor. bu da neye sebebiyet veriyor? öz irade ve öz güvenin baltalanmasına. çünkü bu çocuk şahsi olarak kendi hayatının sorumluluğunu almamış ki. ot gibi büyümüş yıllarca.
biraz daha modern hayattan gidersek, bu konuda da maalesef türk aile yapısı yerlerde. sorun sadece içgüdüsel yaklaşmamak değil. bir çocuk doğduğunda ebeveynler o çocuğu sanki tescilli malıymış gibi sahipleniyor. elbette medeniyette kâğıt üstünde bu durum geçerli, ama insan doğasına aykırı bir şey bu da. bu tescilli mal olma durumu da çocuğa bir belirsizlik getiriyor. çocuk neyi neden yaptığını, ne yapması gerektiğini, ya da neyi neden istediğini bilemiyor. ebeveyn belli bir yaşın üstünde olduğu için ve ne istediklerini bildiği için çocuklarına da bunları dayatıyorlar devamlı. sen benim malımsın, sen de benim gibi olmalısın. ben ne stiyorsam, sen de istemelisin. ben ne yapıyorsam, sen de yapmalısın. çünkü sen benim çocuğumsun! (aslında çocuk değil, tescilli mal) gibi gibi.
zaten çocuk içgüdüsel olarak hiçbir sorumluluk almayıp hayatı öğrenememiş gibi, bir de bu belirsizlik çocuğun hayatını hepten uçuruma sürükler. bu durum da işte bu başlıkta bahsi geçen "öz güvensiz çocuklar yetiştirmek" neticesine ulaştırıyor. nispeten daha iyi ailelerde büyümüş çocuklar bu hayatta at koştururken, boktan ailelerde yetişen çocuk dabufak bir fareden korkar hale geliyor. insanlardan da korkar. ilkokul da ezilir, büzülür, dışlanır, hor görülür. sürüden dışlanır. çünkü güçsüzlerin yaşam hakkı yoktur. bu ormanda da böyledir. çocuk başarısız olur. yaşı büyür, ergenliğe gelir ve durum daha da kötü olur. üreme özelliği kazanır, boyu uzar, vücudu gelişir. ama işte öz güvensiz yetiştiği için ilkokulda ne yaşıyorsa, lise zamanlarında da aynı şeyi yaşar. ezilir, art niyetli insanlar tarafından kullanılırlar, erkekse belki de dayak yerler. başarısızdır. hem sosyal çevrede, hem de okul hayatında yerin dibine girer. böyle güçsüz bir erkeği de hiçbir dişi tercih etmez. bu da üreyemeyeceği anlamına gelir falan filan.
(bkz: prenses erkek)
bir de bunlar dışında çocuklara 7-24 şiddet göstermek, sürekli aşağılamak, en ufak bir şeyde hıncını çocuktan çıkartmaları, sürekli başka ailelerin çocuklarıyla (sanki eşitlermiş gibi) sürekli karşılaştırmaları, ve bu karşılaştırmaların sonucu çocuğun yapamadığı şeyler yüzünden başarısız olması örneklerini de verebiliriz. sanki kendiniz çok iyi bir boksunuz da, tohumunuzun sizden daha faydalı olmasını bekliyorsunuz. de get!
aslında cinsiyete göre ileri evreler daha fazla incelenebilir, ama bu kadar yeterli sanırım. olay tamamen bundan ibaret yani. aileler çocuklarına %100 içgüdüsel yaklaşamıyorsa, ki bu günümüzde mümkün değil zaten. en azından bilinçli olarak yaklaşsalar da topluma faydalı bireyler verebilseler. tabi bu durumun yetersiz, otoritersiz baba figürü tarafı da var. yani çocuk içgüdüsel olarak güçlü bir ebeveyni rol model almak isteyecektir. bu çocuğu hayata getiren aile kendine bile yetemiyorsa, çocuklara yetebileceğini hiç beklemesin.
türkiye'nin en büyük kanayan yarası ekonomi değil, ailelerin aşırı kusurlu olması zannımca.
devamını gör...