1.
bir gomünist ritülei
devamını gör...
2.
bir komünist ritüeli diyenfaşoların kapısına asarlar.
devamını gör...
3.
osmanlıda kapıya şapka asmak sevdiğim var bana yükselme demekmiş. ay ne ince bir davranış. (bkz: swh)
devamını gör...
4.
anlatılanlara göre devrimci bir erkek şahıs eve geldiğinde eğer kapıda asılı bir kasket varsa içeride diğer bir devrimci arkadaş ev sahibi devrimci arkadaşın avradıyla cima ettiğini ve rahatsız edilmemesi gerektiğini bu şekilde belli edermiş.
anlatanların yalancısıyım.
anlatanların yalancısıyım.
devamını gör...
5.
şapka derken kondomdan mı bahsediliyor acaba
devamını gör...
6.
bu tip iddialar genelde cehaletin fanteziyle birleştiği, çamur at izi kalsın mantığıyla üretilen ucuz sağcı dedikodularından öteye gitmez.
öncelikle şunu netleştirelim bu anlattığınız senaryo ne diyalektik materyalizme ne de hayatın olağan akışına sığar. bu iddiayı ortaya atanların zihin dünyası, belli ki siyasi bir tartışmada fikir üretemeyince bel altına sığınan bir acziyetin mahsulü.
devrimci ahlak dediğimiz şey, senin o bacı, avrat, cima üçgenine sıkışmış kirli zihninin çok ötesindedir. bizim literatürümüzde yoldaşlık, mülkiyet ilişkilerinin (kadın da dahil!) reddi üzerine kuruludur ancak bu reddediş, bir başkasının mahremini talan etmek değil, insanı metalaştıran her türlü bağdan özgürleşmektir. kapıya şapka asıp içeride iş pişiriyoruz demek, ancak burjuva yozlaşmışlığının ya da ucuz bir seks komedisinin senaryosu olabilir.
bak efendi, o kasket senin sandığın gibi bir meşguliyet tabelası değil, işçinin alın terinin ve barikatın onurudur. devrimci yoldaşlık hukukunu, kendi kirli aile yapınızdaki mülkiyet hırsıyla ya da bastırılmış cinsel fantezilerinizle karıştırmayın. bizim kapımızda şapka asılıysa, içeride ya memleketin kurtuluşu planlanıyordur ya da bir sonraki grevin bildirisi yazılıyordur.
bir devrimcinin sizin "cima" dediğiniz o tantanaya ayıracak vakti olsaydı, bu sömürü düzenini yıkmaya ömrünü adamazdı. o şapkayı kapıya asmak yerine önüne koy da, fikir üretemediğin yerde neden bel altına saldırdığını bir düşün. bu anlattığın masal, ancak senin gibi "anlatanın yalancısı" olanların vizyonuna sığar devrimcinin hayatında böyle ucuz bir tiyatroya yer yoktur.
öncelikle şunu netleştirelim bu anlattığınız senaryo ne diyalektik materyalizme ne de hayatın olağan akışına sığar. bu iddiayı ortaya atanların zihin dünyası, belli ki siyasi bir tartışmada fikir üretemeyince bel altına sığınan bir acziyetin mahsulü.
devrimci ahlak dediğimiz şey, senin o bacı, avrat, cima üçgenine sıkışmış kirli zihninin çok ötesindedir. bizim literatürümüzde yoldaşlık, mülkiyet ilişkilerinin (kadın da dahil!) reddi üzerine kuruludur ancak bu reddediş, bir başkasının mahremini talan etmek değil, insanı metalaştıran her türlü bağdan özgürleşmektir. kapıya şapka asıp içeride iş pişiriyoruz demek, ancak burjuva yozlaşmışlığının ya da ucuz bir seks komedisinin senaryosu olabilir.
bak efendi, o kasket senin sandığın gibi bir meşguliyet tabelası değil, işçinin alın terinin ve barikatın onurudur. devrimci yoldaşlık hukukunu, kendi kirli aile yapınızdaki mülkiyet hırsıyla ya da bastırılmış cinsel fantezilerinizle karıştırmayın. bizim kapımızda şapka asılıysa, içeride ya memleketin kurtuluşu planlanıyordur ya da bir sonraki grevin bildirisi yazılıyordur.
bir devrimcinin sizin "cima" dediğiniz o tantanaya ayıracak vakti olsaydı, bu sömürü düzenini yıkmaya ömrünü adamazdı. o şapkayı kapıya asmak yerine önüne koy da, fikir üretemediğin yerde neden bel altına saldırdığını bir düşün. bu anlattığın masal, ancak senin gibi "anlatanın yalancısı" olanların vizyonuna sığar devrimcinin hayatında böyle ucuz bir tiyatroya yer yoktur.
devamını gör...