ayışığı diyorum, hele dolunayda, gece yaşanan o ışığa, aydınlığa bayılıyorum, istanbul da yüksek bir noktada ve terasta sabaha kadar oturabilirim,

gün batımını da çok abarttıklarını düşünüyorum, akşam olurken benim içim sıkılır, özel olarak sevmem, sevmeyebilirim, buda benim sevmeme özgürlüğümdür, hakkımdır, illaki birini seçmek gerekiyorsa, sabah güneşin doğuşunu tercih ederim, özellikle yaz mevsiminde deniz kenarında harikadır,

bir akşam yazlık bir yerde bir tesisteyiz, çok methedilen bahçeli salıncaklı filan bir yerde yemek yemişiz, kahve içiyoruz, bende haddim olmayarak gün batımına sırtımı dönmüşüm, zaten meraklısı da değilim, orada bulunan kokoş bir teyzemiz, bir iki edebiyat eseri parçaladı, ve bir erkeğin bir kadınla olan randevusunda aynen benim gibi manzaraya sırtını dönen kadına, "gün batımına sırtını dönen bir insan beni nasıl anlayabilir" minvalinde bir şey söylediğinden bahsetti, ve bana da sordu neden izlemiyorsun...
teyzecim sen seviyorsun izliyorsun, ben sevmiyorum, izlemiyorum...

neden?
çünkü istemiyorum...

zevkler ve renkler gerçekten tartışılmamalı, ve sorgulanmamalı,
herkes aynı şeyleri sevecek isteyecek diye bir şey yok, sen seviyorsun, sen sensin...
ben sevmiyorum, ben benim...
devamını gör...

bunların kalpleri engelli.
devamını gör...

sunucu hanım, gücünü iktidardan alan bir kanalda haftanın beş günü bu programı yapıyor. kendisini tatlı dilli, her daim şık, endamı yerinde bir kadın olarak biliyoruz. 40 yaşına dayanmasına rağmen aşırı bakımlı olduğu için 30'lu yaşlardaymış gibi gösteriyor. canı yananın, kapısına koşanın derdine derman oluyor.
ailesine kızıp evden kaçan kızı var, kocasını bırakıp sevgilisine kaçan kadını var, karısını mahallenin yakışıklısına kaptıranı var, imam nikahlı eşi tarafından çocuğu elinden alınıp sokağa atılanı var, say sayabildiğin kadar.
bazen de oraya mağdur olarak çıkanların kalayı çabucak aşınıp bakırı görülüyor. canlı yayına bağlananların gerçeği söylemesiyle bir bakmışsınız ki evimin kadınıyım diyen kadının geçmişinde üç imam nikahı olmuş.
evden kaçan kızının peşine düşen kadına tam üzülecekken bir bakmışsınız o anne kızına müstakbel bir damat ayarlamış, başlık parası için anlaşılmış, kız evden kaçınca da evde yangın çıkmış gibi zarara uğramış. bunun gibi nice örnek.
bu programlara birkaç gün maruz kalanın nutku tutulur, sıtkı sıyrılır aman ha diyeyim. aile yapısının ne hallere geldiği, nasıl ayağa düştüğüne ibretle şahit olursunuz.
devamını gör...

üniversitemi dünya gözüyle görmek.
devamını gör...

çalışıyorsa dokunma manasında ingilizce bir kalıptır. tam olarak nereden çıktığı bilinmemektedir. kimileri bu tabirin daha önce de kullanıldığını söylese de, yaygın kanı jimmy carter'ın başkan olduğu dönemde yönetim ve bütçe ofisi müdürü olan thomas bertram lance tarafından söylendiğidir. ilk kez mayıs 1977'de bertram lance, hükümetin basit bir sloganı benimsemesi halinde, abd'nin milyarlarca dolar tasarruf edebileceğini söylemiş. bir demecinde "çalışıyorsa dokunma" manasındaki o lafı demiş. niye böyle söylediğini de şu şekilde açıklamış: "devletin sorunu bu: çalışan, düzgün giden şeyleri tamir etmeye çalışıyor ama bozuk şeyleri tamir etmiyor."
devamını gör...

tatanka iyotake. 1831 - 1890. sioux, lakota kabilesinin hunkpapa kolunun reisidir.
beyazların, kızılderililerin topraklarına el koymasına karşı savaşan en meşhur bir kaç reisten biridir.
1866 - 1868 arası kızıl bulut'un liderliğinde a.b.d ordusuyla savaşmıştır. washington'a gidip geldikten sonra rezervasyonlarda yaşamayı kabul eden reislerden uzaklaşmış, eskiden olduğu gibi av bölgelerinde özgürce yaşamıştır. 1874'den sonra kara tepelerde altın var söylemiyle gelen madenci, yerleşimci beyazlara saldırmıştır.
25 haziran 1876'da little bighorn savaşında, general custer'in saldırdığı kabilenin başındaydı. bu savaşta 7. süvari alayının yok edilmesinden sonra dört bir yandan gelen askerlerle çatışmış ama sonunda kanada'ya gitmeye karar vermişti. yola çıkmadan önce oglala lakota reisi çılgın at'ı aratmış ama bulamadığı için kanada'ya onsuz gitti.
kanada'nın iltica hakkı vermemesi, yardım etmemesi yüzünden aç ve soğukla geçen dört yılın sonunda 1881'de a.b.d'ye geri döndü ve hapise atıldı. bir sene hapis yattıktan sonra bırakıldı ve rezervasyonda yaşamaya başladı. bundan sonra ki hayatını elde kalan toprakları korumaya adadı, yapılan tekliflere rağmen washington'a hiç gitmedi ve a.b.d başkanıyla görüşmedi.
bir ara kit carson'un "vahşi batı" gösterilerinde çalıştı ve birçok yeri gezdi, çünkü herkes a.b.d ordusunu yok eden bu "vahşi"yi görmek istiyordu.
1889'da "büyük sioux rezervasyonu"nun çoğu yeri onun itirazlarına rağmen bazı kızılderililer tarafından beyazlara satıldı.
beyazlar özellikle oturan boğanın kızılderililer üzerindeki etkisini kırmaya çalıştılar.
1890'da kızılderililer arasında hayalet dansı denilen bir inanış çıktı ve insanların çoğu bu akıma kapıldı. oturan boğa bu yeni dine inanmasada onun etkisini kırmak isteyen beyazlar bunu fırsat bildiler ve bu olayları onun yaptırdığını söylediler.
15 aralık 1890'da, oturan boğa'nın beraber beyazlara karşı savaştığı eski savaşçıları ama şimdinin paralı kızılderili polisleri onu tutuklamaya geldiler. tabiki kabilenin insanları tutuklamaya karşı çıktılar ve tartışma sonunda çatışma çıktı. bu sırada paralı polisler oturan boğa ve genç oğlunun kafalarına ateş ederek öldürdüler. sonunda beyaz adamlar, oturan boğa'dan, satılık paralı kızılderililer eliyle kurtuldular.
bu çatışmayı yaşayan halk oturan boğa ölünce korkuyla kızıl bulutun yanına gitmek için yola çıktılar ve onlarda 30 aralık 1890'da yaralı diz katliamında can verdiler.
devamını gör...

twitter da görmüştüm bir kadıköylü olarak çok hoşuma gitti :)

istanbul un başkenti kadıköydür
devamını gör...

çok var.. hangi birinizi yazayım şimdi..
devamını gör...

bunlar ahlaksıııııız, bunlar zibidiiiii, bunlaaaar, işte kardeşlerim, gencecik heyecanlı sözlük kızlarını geceleri korkutmaktan zevk alan rahatsızlar.

gece, sözlükteki korku konsepti nedeniyle korkan dişilerden şahsım ve milletim adına özür diliyorum.
devamını gör...

dini gerekçeleri veya hijyen konusundaki rahatsızlıkları dolayısı ile tokalaşmayan insandır.
devamını gör...

soğuk bir kış günü bir grup kirpi donmamak için birbirlerine sokulurlar. ancak, birbirlerine yaklaştıkça dikenlerinin birbirlerine batmaya başladığını fark ederler ve bu kez de uzaklaşırlar.

ancak, kış soğuğu onları bir süre sonra tekrar bir araya getirir. bu iki durum arasına gidip gelen kirpiler bir noktada dikenlerinin rahatsızlık vermediği ve soğuktan da korunabildikleri bir orta noktada buluşurlar.

işte, insan ilişkileri de böyledir. yalnız kaldığımızda, adeta bizi soğuktan koruyan bir sığınak gibi, başkaları ile birlikte olmak isteriz.

fakat, bir süre sonra birlikte olduğumuz kişinin veya kişilerin olumsuz yanları bize kirpilerin dikenleri gibi batmaya ve rahatsızlık vermeye başlar. nihayetinde, kişilerle aramıza bir mesafe koyarak onların kötü özelliklerinden en az rahatsızlık duyduğumuz bir ilişki düzeyinde dengeleniriz.
devamını gör...

çalıştırdığı kişiye bol para veren kurum veya kişi için kullanılan tabir.
devamını gör...

biraz önce takipçilerimin hesaplarında gezerken karşılaştığım uyarı. hem beğeni, hem favori banı yedim.
devamını gör...

(bkz: mendilleri hazırlayın)
devamını gör...

(bkz: ağlarken bile goygoylu tanım girmek)
devamını gör...

uzaktan kumandalı oyuncak araba. ne yazık ki kız çocuğunun ne işi olur oyuncak arabayla diyerek almamışlardı. yıllar sonra gittim kendim aldım. ne zaman elime kumandası geçse hevesimi alana kadar asla bırakmam.
devamını gör...

coğrafya kelimesini kullanan ilk kişidir. günümüzdeki libya sınırları içerisindeki kirene şehrinde doğmuştur. atina'da eğitim almıştır.

enlem ve boylam sistemini bulmuştur.
dünya'nın güneş'e olan uzaklığını tam olarak hesaplamıştır.
dünya'nın çevresini %1.6'lık hata ile ölçmüştür.

eratosthenes'in haritası
devamını gör...

bir düşünceye yapılabilecek en kötü işkence. yavaş ve acılı bir ölümün son çırpınışlarına fikir ürününü itekleyen.

düşünceyi eleştirmek, yargılamak, kınamak sanki korkunç bir saldırıymış gibi algılanıyor fikri üretene karşı. bu da fikirleri mülk edinme anlayışımızın bir sonucu.(bkz: fikri mülkiyet)
bu yüzden tartışmalarda kişisel savunmalar ve kişiye hücumlar da yaygın.

lakin sanılanın aksine bir fikrin başına gelebilecek en kötü şey eleştirilmek, yanlışlanmak vb. değil. sadece dikkate alınmamak.
düşünce gibi akışkan, yayılmacı politika izleyen, üstüne bastıkça kuvvetlenen, eleştirildikçe delikleri bulunup tıkanan ve daha da güçlenen bir şey için en büyük kabus, iplenmemek ve olduğu gibi bırakılmak.

tabii bizim bu mülkiyetçi fikir anlayışımız iplenmemeyi, dokunulmamayı bir tür 'onanma' olarak algılayıp seviniyor orası ayrı.
hatta sırf bu kınanma ve eleştiri alma korkusuyla , gülünç bulunma kaygısıyla düşüncelerini daha en başından kendi içindeyken iplemeyip bastıran, dışarı aktarmayan insanlar var.
oysa bunları bir rahat bıraksak, kendi parçamız ve ürünümüz olarak algılamayıp ; haklı eleştirilerde biz de gülebilsek değişim , dönüşüm ve gelişimleri kaçınılmaz olacak.
devamını gör...

tek bildiğim; bu seri kesinlikle arşivlenmeli ve sosyal medya hesaplarında paylaşılmalı.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim