kanser olduğunu öğrenmek
her şeye rağmen morali yüksek tutup sonuna kadar mücadele edilmesi gereken üzücü durum.
devamını gör...
efsane kitapların ilk cümleleri
--! spoiler !--
it was the best of times, it was the worst of times, it was the age of wisdom, it was the age of foolishness, it was the epoch of belief, it was the epoch of incredulity, it was the season of light, it was the season of darkness, it was the spring of hope, it was the winter of despair, we had everything before us, we had nothing before us, we were all going direct to heaven, we were all going direct the other way – in short, the period was so far like the present period, that some of its noisiest authorities insisted on its being received, for good or for evil, in the superlative degree of comparison only.
(gbkz: a tale of two cities)
--! spoiler !--
meali:
--! spoiler !--
zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana - sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece 'daha' sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi.
(gbkz: iki şehrin hikayesi)
--! spoiler !--
it was the best of times, it was the worst of times, it was the age of wisdom, it was the age of foolishness, it was the epoch of belief, it was the epoch of incredulity, it was the season of light, it was the season of darkness, it was the spring of hope, it was the winter of despair, we had everything before us, we had nothing before us, we were all going direct to heaven, we were all going direct the other way – in short, the period was so far like the present period, that some of its noisiest authorities insisted on its being received, for good or for evil, in the superlative degree of comparison only.
(gbkz: a tale of two cities)
--! spoiler !--
meali:
--! spoiler !--
zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana - sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece 'daha' sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi.
(gbkz: iki şehrin hikayesi)
--! spoiler !--
devamını gör...
galata kulesi
zamanında dibinde şarap içerken, kulenin tepesinden o zamanki kız arkadaşımla arama kuleden taş düşmüştü. ikiye ayrılan taşın bendeki parçası hala daha kitaplığımda duruyor. güzel bir hediye ama omzumda izi var sağ olsun.
devamını gör...
yazarların mahlaslarının anlamı
ögrenilmiş cehalet.
devamını gör...
dosto tolsto diye diye niçesine sarıldım
aramıza yeni katılmış sevgili yazar, hoşgelmiş...
takibe aldım efendim. ilk nickaltınız da benden olsun öyleyse. *
ayrıca nickinize bayıldım...
takibe aldım efendim. ilk nickaltınız da benden olsun öyleyse. *
ayrıca nickinize bayıldım...
devamını gör...
sözlük bir aile olsa yazarların olacağı tipler
köylü yazardan ironiler hala olurdu elleriyle besler, kıkır kıkır güldürürdü.
nevriye budak büyük teyze, hayatı görmüş geçirmiş güzel akıllar verir.
epsilondelta dayı olurdu, ara ara dolandırıcı gibi gelir ama çoğunlukla neşe ve atıştırmalık yiyecekler saçardı.
vemiz büyük abi olurdu eğlenceli ama bir yandan da sanki hep dertli gibi, şiirleri hiç bitmezdi.
legal torbacı küçük dayı para var ama nerden geliyor belli değil.
kaşkolnikov'u hala ilan ediyorum kaşkolsuz dışarı çıkma diyen eğlenceli hala.
meja sürekli iyi giyinen makyaj malzemelerini oynadığım küçük teyze. arada sigara kokuyordur ama çaktırmıyorumdur.
rastrel zengin, alamancı dayı olsun elinde hep bi' alman çikolatası.
mal adam hep platonik aşık, ortanca abi.
hafif zırhlı türk süvarisi o da ortanca abi ama idealleri var.
eaurogue_ evi erkenden terk etmiş, aileye, nedeni hep merak konusu olan bi'küskünlüğü olan amca.
lucifer e artık beni evlerin diyen dul dede.
evernevergreen bıktım artık arkanızı toplamaktan diyen anne.
armysuzy büyük abla, sürekli anneye yardım etmekten yorulmuş artık.
örnek vatandaş bak abine örnek al abisi.
son feci mars eğlenceli, kafa kuzen olsun.
kermitt eğlenceli diğer kafa kuzen.
amarthiel luna parka götüren teyze.
totoro her daim anime izleyen, odasından çıkınca ooo dediğimiz kuzen, hooopp arada dedikoduya gel kuziii.
iorek byrnison bi kere biz balkan değil, doğu avrupa göçmeniyiz diyen ailenin, soy ağacı araştırmacısı dayısı.
hassas türk aile yapısı onu da efendi ortanca abi ilan ediyorum.
ralph hiçbir şeyim!..
kendimi de ailenin muzip yaramaz çocuğu ilan ediyorum. sürekli acıktım deyip, abur cubur yiyip duran, amcası, halası, teyzesi, herkesi güldüren falan filan.
not: tipler seçilirken yaşı baz almadım, öyle hissederek yazdım. unuttuğum varsa affola. bu ara kafam hayli karışık, karmakarışık, affola.*
nevriye budak büyük teyze, hayatı görmüş geçirmiş güzel akıllar verir.
epsilondelta dayı olurdu, ara ara dolandırıcı gibi gelir ama çoğunlukla neşe ve atıştırmalık yiyecekler saçardı.
vemiz büyük abi olurdu eğlenceli ama bir yandan da sanki hep dertli gibi, şiirleri hiç bitmezdi.
legal torbacı küçük dayı para var ama nerden geliyor belli değil.
kaşkolnikov'u hala ilan ediyorum kaşkolsuz dışarı çıkma diyen eğlenceli hala.
meja sürekli iyi giyinen makyaj malzemelerini oynadığım küçük teyze. arada sigara kokuyordur ama çaktırmıyorumdur.
rastrel zengin, alamancı dayı olsun elinde hep bi' alman çikolatası.
mal adam hep platonik aşık, ortanca abi.
hafif zırhlı türk süvarisi o da ortanca abi ama idealleri var.
eaurogue_ evi erkenden terk etmiş, aileye, nedeni hep merak konusu olan bi'küskünlüğü olan amca.
lucifer e artık beni evlerin diyen dul dede.
evernevergreen bıktım artık arkanızı toplamaktan diyen anne.
armysuzy büyük abla, sürekli anneye yardım etmekten yorulmuş artık.
örnek vatandaş bak abine örnek al abisi.
son feci mars eğlenceli, kafa kuzen olsun.
kermitt eğlenceli diğer kafa kuzen.
amarthiel luna parka götüren teyze.
totoro her daim anime izleyen, odasından çıkınca ooo dediğimiz kuzen, hooopp arada dedikoduya gel kuziii.
iorek byrnison bi kere biz balkan değil, doğu avrupa göçmeniyiz diyen ailenin, soy ağacı araştırmacısı dayısı.
hassas türk aile yapısı onu da efendi ortanca abi ilan ediyorum.
ralph hiçbir şeyim!..
kendimi de ailenin muzip yaramaz çocuğu ilan ediyorum. sürekli acıktım deyip, abur cubur yiyip duran, amcası, halası, teyzesi, herkesi güldüren falan filan.
not: tipler seçilirken yaşı baz almadım, öyle hissederek yazdım. unuttuğum varsa affola. bu ara kafam hayli karışık, karmakarışık, affola.*
devamını gör...
mesajlaşarak konuşmak vs arayarak konuşmak
ses tonu yalan söylemez, duyguyu ele verir, mesaj ise yanılsamadır, oradaki kelimeye inanmak zorundasınız, belki yalan. ama arayarak konuşmada ses tonu bir adım öndedir...
devamını gör...
black cat white cat
türkçeye ak kedi kara kedi olarak çevrilen, yönetmen emir kustarica'nın oldukça komik bir filmi. film boyunca güzel balkan müziklerinin bol bol dinleyebilirsiniz.
devamını gör...
ismet özel
kısa pantolon paslı çakı dizde kabuk bağlamış yara
kısa çakı paslı pantolon gözde yarası kalmış kabuk
isimli muazzam bir siirin sairidir.
kısa çakı paslı pantolon gözde yarası kalmış kabuk
isimli muazzam bir siirin sairidir.
devamını gör...
ilikli kemik suyu çorbası
hazır çorbalara, içinde zilyon tane katkı maddesi bulunan bulyonlara falan alıştığımız için faydalarından mahrum kaldığımız bir yiyecek.
açıkçası ben de diz kapaklarımdaki (çok uzun saatler masa başında oturmaktan kaynaklanan meslek hastalığıymış)* problemden sonra bu tarifi yapmaya başladım. ancak kemik iliği suyunun pek çok faydası daha varmış;
özellikle kadınlarda olmak üzere yaş ilerlemesine bağlı olarak çıkan diz kapaklarındaki sıvı eksikliğinde yürümeyi zorlaştırır, kemik suyu kaybolan sıvıyı tekrar oluşturur hatta düzenli kullanımda kemik erimeleri engellenmesine yardımcı olur.
kemik iliği vücuttaki bağışıklık sitemine yön veren lökasit, trombosit ve eritrosit denilen hücrelerin üretimine yardımcı olmaktadır. kemiğin içindeki ilik hem soğuk algınlığına karşı korur, hem de vücudun çabuk toparlanmasını sağlar.
kadınlarda menapoz dönemlerinde kemik erimesi çok yaşanır. bunu önemli derecede azaltır.
çocuklara ve bebeklere az miktarlarda yemeleri kemik gelişimlerine katkı sağlar.
kış hastalıklarına karşı etkili olup vücudun hastalıklara direncini artırır.
kemik ameliyatı geçirmiş, kırığı yada çıkığı bulunan hastalar en önemli şifa deposu kemiğin iliğinde bol tüketmeleri tavsiye edilir.
peki kemik iliğinin içinde neler varmış;
kemik suyunu jöleleştiren jelatin %13-15 oranında protein içerir. bu ilik proteinleri gastirik salgılarını artırır, karaciğer fonksiyonları için gereklidir, plazma üretiminde kullanılır, doku onarımında rol oynar. kemik suyu jelatini ayrıca faydalı bakterilerin sindirim sisteminde tutunması içinde ortam sağlar.
taze kemik suyu hazırlamak üzere kullandığınız kemiklerin eklem bölümlerindeki kıkırdaklar ise sizin eklem sağlığınız için çok gerekli glukosamine-chondroitin- tip iii kollojen-hyaluronik asit-sülfür gibi kıkırdak yapı taşlarının doğal kaynağıdır.
kemik yapısındaki kalsiyum-magnezyum-fosfor mineralleri kemik suyu hazırlarken ısı eşlinde geçen uzun sürede çok kısmi olarak suya karışır.
peki tüm bunlar iyi hoş da benim gibi şehir bebesiyseniz ve daha önce kemikle falan uğraşmamışsanız bu ilik suyunu nasıl çıkarıcaz diye düşünmeniz normal. işte tarifimiz:
öncelikle bütün bir kemiği nasıl parçalayacağımı bilmediğim için migrosta ikişer santim kalınlığında kesilmiş ve paketlenmiş kemikleri görünce direkt denemeye karar verdim. oradaki amca da sağ olsun "biz eskiden hep bunlardan içerdik bak altmış yaşındayız ayakta çalışabiliyoruz" diyerek havasını attı. neyse efendim bu kemik parçalarını alıp (750 gr civarındaydı benimki - 8 tl gibi bir fiyatı var ) önce soğuk suyla yıkayıp kanını akıtıyor ve tencereye yerleştiriyoruz. ben daha kolay pişmesi için düdüklü tencere kullandım ama normal tencere de olur. üzerine bir buçuk litre su ve biraz sirke koyuyoruz. sirke kemik minerallerin daha fazlasının suya geçişini sağlıyormuş, merak etmeyin sirke tadı gelmeyecek. ben soğan, sarımsak, havuç, kereviz, tane karabiber ve defne yaprağı da ekledim vitamin ve tad açısından daha zengin olsun diye (en son bunları çorbadan çıkartacağız o yüzden dörde falan bölüp atmanız yeterli). suyumuz kaynarken üzerinde oluşan köpükleri ise bir kaşık ya da tel süzgeç yardımı ile alıyoruz. sonrasında ocağı en kısığa alıp bir kaç saat pişiriyoruz. kemik suyumuz hazır olduğu zaman altını kapatın ve biraz soğumaya bırakın. zaten kemikler kesilmiş olduğu için iliklerin çoğu suya düşmüştü - düşmeyenleri bir kaşık yardımı ile çıkarın, kemiklerin etrafındaki etleri de sıyırıp suyun içine atın. üzerinde biriken yağı bir kepçe yardımı ile de alırsanız çok daha iyi oluyor. tek seferde tüketmek için çok fazla olduğu için ben suyun bir kısmını buz torbalarına doldurup dondurucuya attım. böylece daha sonra yemeklerde kullanmak için katkısız et suyu bulyonlarım olmuş oldu. şöyleli;

sıra geldi çorbamızın meyanesine. 6-7 kaşık yoğurdun içine 5-6 diş ezilmiş sarımsağı ve bir yumurtanın sarısını ekleyip karıştırın. daha sonra bu karışıma ilik suyundan bir kepçe ekleyin. sonra bu yoğurtlu karışımdan bir kepçe çorbaya ekleyerek karıştırın. bunu iki üç sefer tekrarlayın ki soğuk yoğurt sıcak çorbaya direkt eklenince kesilmesin. en son tuzunu ekleyin. kısık ateşte ısınana kadar biraz daha pişirin. bir tavada tereyağ ve pul biber kızdırıp üzerine dökerek servis yapın.
kocakarı işi sağlık dolu çorbanızı özellikle kış aylarında bol bol tüketin çocuğum.
hadi afiyet olsun, şifa olsun, can olsun, kan olsun.
açıkçası ben de diz kapaklarımdaki (çok uzun saatler masa başında oturmaktan kaynaklanan meslek hastalığıymış)* problemden sonra bu tarifi yapmaya başladım. ancak kemik iliği suyunun pek çok faydası daha varmış;
özellikle kadınlarda olmak üzere yaş ilerlemesine bağlı olarak çıkan diz kapaklarındaki sıvı eksikliğinde yürümeyi zorlaştırır, kemik suyu kaybolan sıvıyı tekrar oluşturur hatta düzenli kullanımda kemik erimeleri engellenmesine yardımcı olur.
kemik iliği vücuttaki bağışıklık sitemine yön veren lökasit, trombosit ve eritrosit denilen hücrelerin üretimine yardımcı olmaktadır. kemiğin içindeki ilik hem soğuk algınlığına karşı korur, hem de vücudun çabuk toparlanmasını sağlar.
kadınlarda menapoz dönemlerinde kemik erimesi çok yaşanır. bunu önemli derecede azaltır.
çocuklara ve bebeklere az miktarlarda yemeleri kemik gelişimlerine katkı sağlar.
kış hastalıklarına karşı etkili olup vücudun hastalıklara direncini artırır.
kemik ameliyatı geçirmiş, kırığı yada çıkığı bulunan hastalar en önemli şifa deposu kemiğin iliğinde bol tüketmeleri tavsiye edilir.
peki kemik iliğinin içinde neler varmış;
kemik suyunu jöleleştiren jelatin %13-15 oranında protein içerir. bu ilik proteinleri gastirik salgılarını artırır, karaciğer fonksiyonları için gereklidir, plazma üretiminde kullanılır, doku onarımında rol oynar. kemik suyu jelatini ayrıca faydalı bakterilerin sindirim sisteminde tutunması içinde ortam sağlar.
taze kemik suyu hazırlamak üzere kullandığınız kemiklerin eklem bölümlerindeki kıkırdaklar ise sizin eklem sağlığınız için çok gerekli glukosamine-chondroitin- tip iii kollojen-hyaluronik asit-sülfür gibi kıkırdak yapı taşlarının doğal kaynağıdır.
kemik yapısındaki kalsiyum-magnezyum-fosfor mineralleri kemik suyu hazırlarken ısı eşlinde geçen uzun sürede çok kısmi olarak suya karışır.
peki tüm bunlar iyi hoş da benim gibi şehir bebesiyseniz ve daha önce kemikle falan uğraşmamışsanız bu ilik suyunu nasıl çıkarıcaz diye düşünmeniz normal. işte tarifimiz:
öncelikle bütün bir kemiği nasıl parçalayacağımı bilmediğim için migrosta ikişer santim kalınlığında kesilmiş ve paketlenmiş kemikleri görünce direkt denemeye karar verdim. oradaki amca da sağ olsun "biz eskiden hep bunlardan içerdik bak altmış yaşındayız ayakta çalışabiliyoruz" diyerek havasını attı. neyse efendim bu kemik parçalarını alıp (750 gr civarındaydı benimki - 8 tl gibi bir fiyatı var ) önce soğuk suyla yıkayıp kanını akıtıyor ve tencereye yerleştiriyoruz. ben daha kolay pişmesi için düdüklü tencere kullandım ama normal tencere de olur. üzerine bir buçuk litre su ve biraz sirke koyuyoruz. sirke kemik minerallerin daha fazlasının suya geçişini sağlıyormuş, merak etmeyin sirke tadı gelmeyecek. ben soğan, sarımsak, havuç, kereviz, tane karabiber ve defne yaprağı da ekledim vitamin ve tad açısından daha zengin olsun diye (en son bunları çorbadan çıkartacağız o yüzden dörde falan bölüp atmanız yeterli). suyumuz kaynarken üzerinde oluşan köpükleri ise bir kaşık ya da tel süzgeç yardımı ile alıyoruz. sonrasında ocağı en kısığa alıp bir kaç saat pişiriyoruz. kemik suyumuz hazır olduğu zaman altını kapatın ve biraz soğumaya bırakın. zaten kemikler kesilmiş olduğu için iliklerin çoğu suya düşmüştü - düşmeyenleri bir kaşık yardımı ile çıkarın, kemiklerin etrafındaki etleri de sıyırıp suyun içine atın. üzerinde biriken yağı bir kepçe yardımı ile de alırsanız çok daha iyi oluyor. tek seferde tüketmek için çok fazla olduğu için ben suyun bir kısmını buz torbalarına doldurup dondurucuya attım. böylece daha sonra yemeklerde kullanmak için katkısız et suyu bulyonlarım olmuş oldu. şöyleli;

sıra geldi çorbamızın meyanesine. 6-7 kaşık yoğurdun içine 5-6 diş ezilmiş sarımsağı ve bir yumurtanın sarısını ekleyip karıştırın. daha sonra bu karışıma ilik suyundan bir kepçe ekleyin. sonra bu yoğurtlu karışımdan bir kepçe çorbaya ekleyerek karıştırın. bunu iki üç sefer tekrarlayın ki soğuk yoğurt sıcak çorbaya direkt eklenince kesilmesin. en son tuzunu ekleyin. kısık ateşte ısınana kadar biraz daha pişirin. bir tavada tereyağ ve pul biber kızdırıp üzerine dökerek servis yapın.
kocakarı işi sağlık dolu çorbanızı özellikle kış aylarında bol bol tüketin çocuğum.
hadi afiyet olsun, şifa olsun, can olsun, kan olsun.
devamını gör...
moderatörlerin mesajlara cevap vermemesi
sarhoşken uyudun mu yazıyorum ona bile cevap veriyorlar.
yemin ederim bir kere bile cevap vermediklerini görmedim. cevap vermeseler aynı başlığı açsam diye bekledim ama hep cevap verdiler.
yemin ederim bir kere bile cevap vermediklerini görmedim. cevap vermeseler aynı başlığı açsam diye bekledim ama hep cevap verdiler.
devamını gör...
yazarların mahlaslarının bir üst seviyesi
devamını gör...
mhp'li vekilin melis sezen'e ahlaksızlığın daniskası demesi
“melis sezenin kıyafeti kanunen suç. (kanunen nasıl bir suç onu anlayamadım ama dur oraya sonra gelcez). çünkü göğüs dekoltesi tamamen açık. toplum içinde kendini gösteriyor. yani sütyen yok” demiş.
öncelikle sayın vekilim ki bu saygıyı hakettiğinizden ötürü değil tamamen kendi karakterimden dolayı söylüyorum. siyasette ne zamandan beri insanların giydiği kıyafetlerin eleştirisi yapılmaya başladı? eğer sütyen takmaksa tek sorunumuz ve bu sorun sütyenle çözülecekse şayet, lütfen önce siz takın vekilim ve bizlere rehber olun.
teşekkür ediyorum sayın vekilim. çevrenizde destekli sütyen gibi sizi destekleyen insanlar bulunsun hep.
öncelikle sayın vekilim ki bu saygıyı hakettiğinizden ötürü değil tamamen kendi karakterimden dolayı söylüyorum. siyasette ne zamandan beri insanların giydiği kıyafetlerin eleştirisi yapılmaya başladı? eğer sütyen takmaksa tek sorunumuz ve bu sorun sütyenle çözülecekse şayet, lütfen önce siz takın vekilim ve bizlere rehber olun.
teşekkür ediyorum sayın vekilim. çevrenizde destekli sütyen gibi sizi destekleyen insanlar bulunsun hep.
devamını gör...
tanım girilmediği halde akışa düşen başlığın asıl amacı
bir iki haftadır olan bir sorun. bir başlık görüyorum tıklıyorum üstüne, başlığa en son 2020 tarihinde yeni tanım girilmiş. o zaman bu başlık neden benim akışımda? çaylakların tanımlarını da görüyorum bu arada, çaylak yazdı da çıktı desen o da değil, yok anacım yok. anlayamadım gitti. beni aydınlatırsanız sevinirim değerli yazar arkadaşlarım.
devamını gör...
okunması gereken kitaplar
martı
hayvan çiftliği
hayvan çiftliği
devamını gör...
hayvanlarla göz teması kurmak
2 sn sonra öpücük atarak sonlanır.
devamını gör...
sofya
2018 yılında çıktığımız balkan turunun son gecesini geçirdiğimiz şehir.
belgrad'tan sonra uzunca bir yolu müteakip kente vardık. ama yoldaki bulgar sınırında epey oyalandık. daha önce biraz da sakal atınca pek sallamayıp pasaportları mühürleyip geçen memurların aksine bulgar gümrük muhafazası sıkı çalışıyor. ipsala'dan çıkışımız gibi tek tek bankoya pasaportları elden gösterip damgalatmamız gerekiyordu. avrupa birliğinde işler sıkı tutuluyor mu ne?
rehberimiz, sofya'ya adını veren azizenin ayrıca ortodoks katedrallerine de sıkça adının verildiğini, sveti sofya'nın bu şehrin koruyucusu olduğu için de adını aldığını anlattı. ama kaynaklarda farklı bilgiler de yok değil. yine de doğruluk payı olsa gerek rehberin anlattığının, sonuçta adı veren osmanlılar sofya ismini herhalde safiye hatundan bulmamıştır. şehrin ortasında, elbette bir sveti sofya (ayasofya) kilisesi var. bir de azizenin heykeli.

şehirde pek gezmedik, hem yorulmuştuk, hem rehber "burası ankara gibidir, pek turistik değil yani" dedi, hem de bizimkiler artık "alışveriş isteriz yoksa burayı pisleriz" modunda idi. yine de biraz gezmedik değil. örneğin şu kalıntıları gördük (hamam kalıntıları galiba):
(şapel muhtemelen bizans yapısı)
şehirdeki tek ibadete açık cami olan banyabaşı camii.
bir diğer cami olan büyük cami de minaresi kesilerek müzeye çevrilmiş (ağaçların arasında zor görünüyor)
şehirde bir de kilise olarak kullanılan bir cami varmış ama orayı görmedik.
aleksandr nevski katedrali (bulgar prensliğinin özerkliğini veren rus çarı ikinci aleksandr adına yapılmış).
bu kilise de rus yapımı.
sinagog.
orduevi (ayrıca atatürk'ün 1914'te yeniçeri kostümüyle hava bastığı maskeli balo da burada yapılmış galiba).
çok fotoğraf çekmişsem bu tamamen gezilen alanın küçüklüğüyle ilgili. hemen hepsi birbirine yakın bu alanların, ayrıca resmi daireler, başbakanlık vs binalar da burada olduğundan ortalık polis kaynıyor (yine de nereyle ilgilendiğimi fark etmiş olmaları lazım ki bulaşmadılar). sonra yakınlarda rehberimizin gösterdiği bir türk lokantasında bir haftadır ilk defa tavuk dışında bir şeylerle (kuru fasulye, pirinç pilavı, sulu köfte vs) karın doyurduk. bilahare metro grossmarket'e gittik. herkes kaşkaval peyniri ve yeni valizler aldı. öyle ya, free shoptan alınacak şişe şişe export rakı ve uzolarla epey yükümüz olacak.
akşam, hepten misafirhane kılıklı bir yerde kaldık. odalar dardı, iki yataklı oldukları için üçüncü yatak istenince de dolaptaki yedek yatağı gösterdiler. katlanır bazada kötü bir uyku geçirdim. neyse ki yarın erken kalkıp kapıkule'den gireceğiz.
belgrad'tan sonra uzunca bir yolu müteakip kente vardık. ama yoldaki bulgar sınırında epey oyalandık. daha önce biraz da sakal atınca pek sallamayıp pasaportları mühürleyip geçen memurların aksine bulgar gümrük muhafazası sıkı çalışıyor. ipsala'dan çıkışımız gibi tek tek bankoya pasaportları elden gösterip damgalatmamız gerekiyordu. avrupa birliğinde işler sıkı tutuluyor mu ne?
rehberimiz, sofya'ya adını veren azizenin ayrıca ortodoks katedrallerine de sıkça adının verildiğini, sveti sofya'nın bu şehrin koruyucusu olduğu için de adını aldığını anlattı. ama kaynaklarda farklı bilgiler de yok değil. yine de doğruluk payı olsa gerek rehberin anlattığının, sonuçta adı veren osmanlılar sofya ismini herhalde safiye hatundan bulmamıştır. şehrin ortasında, elbette bir sveti sofya (ayasofya) kilisesi var. bir de azizenin heykeli.

şehirde pek gezmedik, hem yorulmuştuk, hem rehber "burası ankara gibidir, pek turistik değil yani" dedi, hem de bizimkiler artık "alışveriş isteriz yoksa burayı pisleriz" modunda idi. yine de biraz gezmedik değil. örneğin şu kalıntıları gördük (hamam kalıntıları galiba):

(şapel muhtemelen bizans yapısı)
şehirdeki tek ibadete açık cami olan banyabaşı camii.bir diğer cami olan büyük cami de minaresi kesilerek müzeye çevrilmiş (ağaçların arasında zor görünüyor)
şehirde bir de kilise olarak kullanılan bir cami varmış ama orayı görmedik.
aleksandr nevski katedrali (bulgar prensliğinin özerkliğini veren rus çarı ikinci aleksandr adına yapılmış).
bu kilise de rus yapımı.
sinagog.
orduevi (ayrıca atatürk'ün 1914'te yeniçeri kostümüyle hava bastığı maskeli balo da burada yapılmış galiba).çok fotoğraf çekmişsem bu tamamen gezilen alanın küçüklüğüyle ilgili. hemen hepsi birbirine yakın bu alanların, ayrıca resmi daireler, başbakanlık vs binalar da burada olduğundan ortalık polis kaynıyor (yine de nereyle ilgilendiğimi fark etmiş olmaları lazım ki bulaşmadılar). sonra yakınlarda rehberimizin gösterdiği bir türk lokantasında bir haftadır ilk defa tavuk dışında bir şeylerle (kuru fasulye, pirinç pilavı, sulu köfte vs) karın doyurduk. bilahare metro grossmarket'e gittik. herkes kaşkaval peyniri ve yeni valizler aldı. öyle ya, free shoptan alınacak şişe şişe export rakı ve uzolarla epey yükümüz olacak.
akşam, hepten misafirhane kılıklı bir yerde kaldık. odalar dardı, iki yataklı oldukları için üçüncü yatak istenince de dolaptaki yedek yatağı gösterdiler. katlanır bazada kötü bir uyku geçirdim. neyse ki yarın erken kalkıp kapıkule'den gireceğiz.
devamını gör...
akp gidince türkiye düzelecek sanmak
en azından tansiyonum düzelecek.
devamını gör...
bayan değil kadın
kullanan kişiye göre yaptığım uyarıdır ve ne bomboş bir insan ne de bomboş bir muhabbet olduğunu düşündüğümdür.
kadın kelimesi cinsiyet belirtir, bayan bir hitabet kelimesidir açıklamasına girmeyeceğim ama arkadaşlar, kimse zaten sizden yolda gördüğünüz bir kadına "kadın bakar mısın?" diye seslenmenizi istemiyor, yolda gördüğünüz bir erkeğe "erkek bakar mısın?" demediğiniz gibi bunda da demeyeceksiniz elbette. bu kullanım için bayan uygun ve doğrudur şahsi fikrim ve kulağıma daha hoş geldiği için benim kullandığım ifade hanımefendidir, sizler isterseniz bayanı kullanın, tamamen tercih meselesi.
bundan sonraki tüm mevzu ise görünürlük üzerine kurulu, siz istediğiniz kadar hafife alın ama ve maalesef gerçek bu. kadının adı yok diyoruz ya hani tam olarak oraya bağlı bir olay aslında. kadın demeyi bile ayıp sayan büyük bir cenah var bu ülkede, evlenmeden* "kadın" sayılmıyorsun, eğer evlenmeden "kadın" olmuşsan da o***pu sayılıyorsun*. bu ülkede kadın olarak yapılan tek kolay şey kadın doğmak anlayacağınız, devamında; ne yaşamak kolay ne okumak ne çalışmak ne de kadın olmak! yani gerçekten "kadın olunmaz, kadın doğulur!" lafı bir pankart yaptırılıp ülkenin dört bir yanına asılıp kafalarına kafalarına kakılması gereken bir sözdür ya neyse. bize kadın dememelerinin sebebi "aman bu bakiredir, sakın ha onun seks yaptığını ima etmeyeyim." düşüncesinden başka bir şey değildir. hatta düpedüz seks yapan kadını damgalamadır bu.
kısacası dili hafife almayın; doğrusu yılanı deliğinden çıkartır, yanlışı da savaş başlatır. kadınların dünya tarihi boyunca gasp edilmiş tüm haklarına binaen bari bizden istediğimiz gibi bahsetmekten kendinizi alıkoymayın.
kadın kelimesi cinsiyet belirtir, bayan bir hitabet kelimesidir açıklamasına girmeyeceğim ama arkadaşlar, kimse zaten sizden yolda gördüğünüz bir kadına "kadın bakar mısın?" diye seslenmenizi istemiyor, yolda gördüğünüz bir erkeğe "erkek bakar mısın?" demediğiniz gibi bunda da demeyeceksiniz elbette. bu kullanım için bayan uygun ve doğrudur şahsi fikrim ve kulağıma daha hoş geldiği için benim kullandığım ifade hanımefendidir, sizler isterseniz bayanı kullanın, tamamen tercih meselesi.
bundan sonraki tüm mevzu ise görünürlük üzerine kurulu, siz istediğiniz kadar hafife alın ama ve maalesef gerçek bu. kadının adı yok diyoruz ya hani tam olarak oraya bağlı bir olay aslında. kadın demeyi bile ayıp sayan büyük bir cenah var bu ülkede, evlenmeden* "kadın" sayılmıyorsun, eğer evlenmeden "kadın" olmuşsan da o***pu sayılıyorsun*. bu ülkede kadın olarak yapılan tek kolay şey kadın doğmak anlayacağınız, devamında; ne yaşamak kolay ne okumak ne çalışmak ne de kadın olmak! yani gerçekten "kadın olunmaz, kadın doğulur!" lafı bir pankart yaptırılıp ülkenin dört bir yanına asılıp kafalarına kafalarına kakılması gereken bir sözdür ya neyse. bize kadın dememelerinin sebebi "aman bu bakiredir, sakın ha onun seks yaptığını ima etmeyeyim." düşüncesinden başka bir şey değildir. hatta düpedüz seks yapan kadını damgalamadır bu.
kısacası dili hafife almayın; doğrusu yılanı deliğinden çıkartır, yanlışı da savaş başlatır. kadınların dünya tarihi boyunca gasp edilmiş tüm haklarına binaen bari bizden istediğimiz gibi bahsetmekten kendinizi alıkoymayın.
devamını gör...
acaba sadece bana mı oluyor diye düşünülen şeyler
utanç duyulması olası şeyleri görmemiş gibi yapıp utanç duyulmasını engellemeye çalışırken utanmak
devamını gör...