warhammer evreninde, galaksiyi kökünden sarsan hadise. chaos tarafından bozulan warmaster horus'un, adeptus astartes lejyonlarının yarısını da yanına çekmesi ve imperium'a karşı isyan başlatması olarak özetlenilebilir.

bu büyük hadise sonrasında imparatorluğa sağdık kalan space marine lejyonları;

(bkz: dark angels)
(bkz: white scars)
(bkz: space wolves)
(bkz: ımperial fists)
(bkz: blood angels)
(bkz: ıron hands)
(bkz: ultramarines)
(bkz: salamanders)
(bkz: raven guard)

horus'u izleyerek imparatora ihanet edip chaos tarafına geçen lejyonlar ise;

(bkz: alpha legion)
(bkz: sons of horus)(black legion)
(bkz: world eaters)
(bkz: thousand sons)
(bkz: death guard)
(bkz: emperor s children) (ismin ironisi heheh)
(bkz: word bearers)
(bkz: ıron warriors)
(bkz: night lords)

önemli chaos space marineler;

abaddon the despoiler
typhus, nurgle'ın seçilmişi ve destroyer hive'ın hostu.
lucius the eternal (emperor's children.)
fabius bile, (eski chief apothecary, emperor's children yarbayı)
khârn the betrayer (world eaters.)
ahriman, (thousand sons baş büyücüsü)

ayrıca bu isyan sırasında 2 tane space marine lejyonu kaybolmuştur, bunların akibetleri belli değildir.
devamını gör...

bana huzur veren aktivite etrafımı bilemem. bazen kareoke kayıtlar yapıyorum. mutluyken de mutsuzken de özgürlük gibi yani. sıkılmaktan korktuğum terapi.
devamını gör...

güney afrika cumhuriyetinde evinde televizyon olan herkes, ister izlesin ister izlemesin, her yıl t.v vergisi ödüyor.
devamını gör...

aynı dönemde yaşamayan iki kişiyi karşılaştırmayın. karşılaştıracaksanız şimdikinin o dönem orduda hangi görevde olacağını da az çok tahmin ederek karşılaştırın.* *

biri yokluktan bir ülke kurmayı başarmışken, diğeri kurulmuş ülkenin mirasını yiye yiye bitiremedi.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

süresiz uzaklaştırılan yazarların profilinde yapılan editleme.
devamını gör...

bence çok kangren bir yaklaşım. niye bu kadar uçlarda dolaşıyorsunuz ki? vazgeçen geçer, bu senden bir şey eksiltmez. vazgeçilmez biri olmanın sana bir şey kazandırmayacağı gibi...
devamını gör...

ege bölgesine ait yöresel bir şivedir.

“oldukça,çok, öyle böyle değil” gibi anlamlara da gelmektedir. şivelerin karşılığını bulmak da zor olabiliyor.

örnek;
“bir kız gördüm berenarı güzel değil.”*
anlamı:bir kız gördüm çok güzell.

ilk tanım için de örnek vermek gerekirse;”hıhh berenarı iş yapıyon!”
devamını gör...

ela gözlü biri olarak ela gözü seçiyorum.
devamını gör...

gonca vuslateri'nin seslendirdiği, sözleri sezen aksu'ya ait bir şarkıdır. ben çok severim, klasik pop müzik listemde yer almakta. bazen durup dururken söylüyorum da... garip, hem mutlu hem de mutsuz anlarımda eşlik eden bir şarkıdır.

''kendim yazdım, kendim bozdum, mesulüm olan bitenden
unutmak en büyük arzum ama ne mümkün be bi' tanem''


spotify
devamını gör...

başı çeken, öncü, nefes alıp verdiği her saniye sözlüğe umut aşılayan, lider.
devamını gör...

an itibari ile çektiğim fotoğraftır

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu sistemin saçma sapan bir ürünüdür. sınav hayatımız değildir, hayatımızın bir parçasıdır. matematik, fen, ya da türkçe yapamayan kişiler gerizekalı ya da aptal değildir. ders de başarılı olmak büyük bir nimetmiş gibi algılanıyor. sevdiğim biri demişti ki, insan olmak bu yollardan geçmiyor. doğru söylemiş. gençlerin geleceğini iki oturumluk sınava bağlayan bu hükümete yazıklar olsun. bu kişileri de başımıza geçirenlere de yazıklar olsun. ne eğitimden ne ordudan anlayan kişilere saçma bir şekilde başkomtan vs diye unvan veriyorlar bi de. yaptıkları tek şey halkı sömürmek, kendi menfaatleri için geleceği yok etmek. canım sınava girecek arkadaşlarım hayatımız bu sınav değil.
ruh ve akıl sağlımız bu sınavdan bin kat daha mühimdir. her şey gönlünüzce olsun.
devamını gör...

itfaiyecilerin yangın söndürmek değil yangın çıkartmakla mükellef oldukları distopik ray bradbury romanı. romanın baş karakteri itfaiyeci guy montag'dır. romanın adı kağıdın yanma derecesi olan fahrenheit 451'den gelmektedir. kapitalizmi ve tüketim toplumunu eleştiren romanın hikayesinin kaynağı yazar bradbury'nin polisle arasında olan tartışmadır. distopya severler için önerilecek kitapların başında gelmektedir.
devamını gör...

efsanevi thrash metal grubu metallicanın 3. stüdyo albümü ve cliff burton (r.i.p) la yapılan son albümdür.
devamını gör...

viyana'nın on dokuzuncu yüzyılında, henüz psikanalizin tohumları serpiştirilmişken dönemin önemli isimlerinden üç kişi, yazarın kalemi tarafından kırılan gerçekliğin, belki de bir paralel evrenin yansımasında karşılıyor bizi; friedrich nietzsche, josef breuer ve sigmund freud.

nietzche, hemen hemen kimsece tanınmayan ancak iki kitabı yayımlanmış bir filozof. ihaneti tatmış ve yalnızlığın kendi seçimi olduğunu söylüyor. tanrı'yı öldürmüş, düşünmesini sağladığını iddia ettiği için bedensel acılarını sahiplenmiş. ümitsiz. "ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır." diyor.

günün birinde nizetsche genç bir şaire aşık olur: lou andreas salome. erkeklerin başını döndüren bu kadın, geleneksel düşünceleri ve toplumun değer yargılarını kabullenmez. kişinin kendi doğrularına göre yaşaması gerektiğini savunur, ciddi ilişkilerden sakınır. ve nizetsche'nin evlilik teklifini de red eder.

böylece lou salome, nizetsche'den ardı arkası kesilmeyen nefret mektupları almaya başlar ve büyük bir endişeye kapılarak, viyana'nın ünlü doktoru josef breuer'e bir not göndermek zorunda kalır. ondan nizetsche'yi iyileştirmesini ister ama iyileştirmesini istediği şey, nietzsche'nin görme kaybı ya da acıdan kıvranmasına sebep olan migreni değil, onu ölüme sürüklemekte olan ümitsizliğidir; çünkü nietzsche, lou salome'a yazdığı son mektuplarda intihar fikrinden bahsetmektedir.

josef breuer, hayatında birçok şeye sahip olmuş, yetenekli ve saygın bir doktor olmasının yanı sıra gelecek kaygısı, yaşlanma ve sıkıcı bir hayata mahkum olma korkuları ile baş etmeye çalışmaktadır. notun sahibi olan son derece genç ve güzel salome'yle buluşan doktor, onun isteğini geri çeviremez. o sıralarda hasta-doktor ilişkisinde aşırıya kaçtığı için mesleğini ve evliliğini mahvetmekten kıl payı kurtulan breuer, salome'nin güzelliği karşısında bertha, eski hastası, hayallerinden tamamen kurtulabilmeyi ummaktadır. tabii, olaylar bizi çok farklı noktalara, içinden çıkılmaz sorgulamalara doğru sürüklemektedir.

nietzsche, insan ilişkilerini bir tür güç mücadelesi olarak görüyor ki güce yüklediği anlamlar bir noktada korkutucu olmaya başlıyor. insanların kendisine yapacağı hiçbir iyiliği kabul etmiyor, bunun kendisini zayıf göstereceğini düşünüyor. bu dışa kapalı tavır onu kendi dünyasında bile kendi ile arasına duvarlar örmesine sebep oluyor. ancak bir başkası ondan bunları isteyecek olduğunda her şey tersine dönüyor, yardım etmeyi, kendi bilgi birikimiyle karşısındaki insana yardımcı olmayı kabul ediyor. insanlar karşısında oluşturduğu o büyüklenme halini seviyor.

kitapta anlatılan köprü hikayesi de bununla ilgili. köprünün iki ucundaki iki arkadaştan biri, diğerinin yanına gitmek istiyor. tam köprüye adım atacakken diğeri köprüyü geçip yanına gelmesini istediğini söylediği anda o eylem artık bir istek olmaktan çıkıp bir boyun eğmeye, itaate dönüşüyor nietzsche'nin gözünde. işte bu nedenle bir topluluğa, bir eve ait olmanın özlemini çekiyor olsa da kendi duvarlarından ötesini göremiyor.

bir şekilde breuer ile birlikte ortak bir yol buluyorlar ve böylece bu iki adam konuştukça aynı zamana hayatlarında gerçekle ilgisi olmayan şeyleri ve bunların sebep olduğu yanılsamaları fark etmeye, bir anlamda kendi duygularının kaynağına inmeye başlıyorlar.

breuer; "sanki göklerdeki birileri bana bir oyun oynuyor, sanki bütün hayatım boyunca yanlış melodiyle dans edip durmuşum." derken, nietzsche; "bazen yaşamın o kadar içini görebiliyorum ki birden doğrulup çevreme baktığımda kimsenin yanımda olmadığını, bana eşlik eden tek şeyin zaman olduğunu görüyorum." diyor. farklı yaşamlardan ortak sorunlarda birleşiyorlar. yaşanabilecek sadece bir hayata sahip olunduğunu düşünüldüğünde orta yaşları geçmiş bir insan için bu düşünceler ölüm gibi olsa gerek.

nefes alıp vermek gibi hayatta karşılaştığımız olaylara anlamlar yükler, sonra o anlamları onlardan geri alır ve yeni anlamlar vererek devam ederiz. kararlar verir ve sonuçlarına katlanırız. ve tüm bunların sonunda pişmansak ne yapabiliriz ki? "amor fati" diyor nietzsche. amor fati, böyle oldu'yu 'böyle istedim'e.dönüştürme işine verilen isimmiş. sözün kısası, kaderini sev. bir insan hayatını ne kadar çok benimserse sonuçtan memnun kalınmasa da pişmanlık duyulmayacaktır bu düşünceye göre.

kitabın sonunda, her ne kadar doktorunun bir tek "dostum" sözü üzerine gözyaşlarına boğulmuş olsa da friedrich nietzsche, yalnızlığı, insanların onu ittiği bir kuyu olmaktan çıkartıp, bir tercih haline getiriyor ve oradan ayrılıyor; "bağımsızlık ne güzel! kırk yıl, durgun bir havuzda kaldım. sonunda, en sonunda bu yaşlı adam ev temizliğine karar verdi! ah, daha önce çok kaçmak istedim! ama hiçbir çıkış yolu yoktu -ta ki o viyanalı doktor gelip de paslı kapıları açana kadar."

insan son sayfayı çevirip kitap kapağını kapattığında sadece iyi vakit geçirdiğini değil, okuduğu süre boyunca düşündüğünü de hissediyor. nietzsche ve breuer'un konuşma seanslarında okur olarak kendinizi bir anda sohbetin bir parçası gibi hissetmeye başlıyorsunuz. ve bir de sigmund freud var. günün sonunda, breuer ile freud buluşmaları ve yapmaya çalıştıkları analizlerle olayların farklı bakış açılarından tekrar tekrar gözler önüne serilmesini sabırsızlıkla bekliyorsunuz.

nietzche ve breuer hayatı, ölümü, ümidi ve yalnızlığı sorgularken siz de kendi yaşamınızı sorguluyorsunuz.
devamını gör...

olayları,durumları mantıklı bakış açısıyla ortaya koyar :)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

insanın mensubu olduğu ırkı diğer bütün ırklardan üstün görme düşüncesidir.

dünya üzerinde var olan, yayılan, tartışılan bütün kavramlar arasında bana en anlamsız gelenidir. bir türlü mantıklı bir tarafına denk gelemiyorum. coğrafi bir piyango sonucunun bu kadar abartılması kadar saçma çok az şeye şahit oldum hayatım boyunca.

ayrıca bir ırka mensup olmak beni, bu ırka mensup olmayan insanlardan üstün kıldığını bir an için kabul etsem bile neden bu üstünlüğü başkalarına hükmetmek, onlara zulmetmek, onları yok etmek için kullanma yolunu seçeyim. ırkımın daha üstün bir yerde duruyor olması merhametimi öldürür mü?

dünya üzerinde anlaşmazlık yaratacak yeterince konu yokmuş gibi bir de hiç üşenmeden hangi ırkın üyesi olduğumuz üzerinde kutuplaşmaya çalışmak çok tuhaf bir alışkanlık bence.

bu konuya yanlış yerden baktığımız kanısındayım. neyin arasından neyi seçiyoruz? benim anlam veremediğim nokta aslında bu. ırklara ayırdığımız bu bileşenlerin tamamının insan olduğu mantığını yok sayamayacağımıza göre hangisinin üstün olduğunu tartışmanın da bir mantığı olamaz.

ben bu konuda yıllardır hayranlık duyduğum, her yazdığı şeyi büyük bir mutlulukla okuduğum ve her daim yüzümde bir gülümseye neden olabilecek kadar ince bir mizah ve derin bir zekaya sahip olan mark twain ile aynı fikirdeyim. der ki büyük yazar:

ben kimseye hangi ırktan olduğunu sormam; insan olması yeterli, daha beter ne olacak.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

vega=bu sabahların bir anlamı olmalı.
devamını gör...

doktora gitmek. psikolojik destek almak. çünkü depresyon çikolatayla falan halledilebilecek bir şey değil. ciddi bir hastalık. hadi bunu anlayalım artık.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim