21.
okuyun diyor okuyun. mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor.
devamını gör...
22.
bir ülkede tribünlerden gelen sesler, savaşlarda ölen mazlumların sesini bastırıyorsa, futbol afyondur.
devamını gör...
23.
kendi deyişi ile onlar yüzünü saraylara, köşklere dönerken kendisi yüzünü fatıma'nın kerpiç evine dönmüştür. bu herif kelimelere hükmediyor resmen.
devamını gör...
24.
müslümanlara "sizi rahatsız etmeye geldim" diyen ve müşrikleşerek para gibi, ulus-devlet sembolleri gibi, tarikat şeyhleri gibi... bir sürü kutsala sahip olanlarını pek güzel tokatlayan abimiz
devamını gör...
25.
26.
islam anlayışını beğendiğim fikir adamı. onun inandığı islam varolsa ben hala müslümandım.
devamını gör...
27.
28.
en sevdiğim lafı:
"mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor."
"mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor."
devamını gör...
29.
ali şeriati, her şeyden önce, islâm dünyasının sorunlarını, zorluklarını, açmazlarını gören ve bu durumdan rahatsız olan bir aydın olarak öne çıkar. bir müslüman olarak mevcut duruma razı gelemediği için islâm dünyasında sorunların kaynağı gördüğü odakları alabildiğine eleştirir. ancak sadece eleştirmekle kalmaz, aydın sorumluluğunun gereği olarak bütün bu sorunlar yumağını çözmek için çaba sarf eder ve çözüm önerileri sunar.
ona göre bütün bu sorunların asli sebebi, dinin özünden uzaklaştırılmış olmasıdır. din, belirli bir azınlığın geri kalanlara tahakkümünü daim kılacak; ‘tebea’ haline getirilmiş toplumu bu düzene razı edecek, mevcut durumu meşru hale getirecek şekilde, bir diğer deyişle; müesses nizamın sürdürülebilirliğini sağlamak amacına hizmet edecek şekilde kurumsal hale getirilmiştir.
islâm, bu sınıflaşmaya, tahakküme, zulme; ezen-ezilen, varlıklı-yoksul, sömüren-sömürülen, efendi-köle, yöneten-yönetilen ilişkisine topyekûn karşıdır. bunun gereği olarak islâm, bu sınıflaşmayı sağlayan mal yığmaya da karşıdır. lakin o tevhid dini’nin yerini şirk dini aldığı için, onun üzeri küfürle örtüldüğü için toplum mevcut durumu dinin gereği zannederek rıza göstermektedir.
şeriati’nin düşünce dünyasında ideal bir islâm anlayışı, ideal bir mezhep anlayışı ve ideal bir toplum vardır ve bütün bu idealler, onun dini ve ideolojik görüşünü eş zamanlı olarak meydana getiren referans noktalarıdır. onun ideolojik görüşü, bu ideallere göre şekillenen dini görüşünden bağımsız değildir, aksine, ideolojik görüşünü doğrudan bu referans noktalarından hareketle şekillendirir.
marksizm’in dine yönelen olumsuz tespitleri, tahlilleri ve tenkitleri ancak ve ancak şeriati’nin ideal din anlayışı dışında kalan ‘din’ için geçerlidir. ‘şirk dini’, ‘safevi şiası’, ‘emevi sünniliği’ için bütün bu tespitler doğrudur ancak ‘tevhid dini’, ‘ali şiası’, ‘muhammedî sünnilik’ için bu eleştiriler geçerli değildir. marksizm’in ideal toplum için söylediğini ondan yüzyıllar önce islâm zaten söylemiş ve hatta bunu medine toplumunda bizatihi yaşatmıştır.
böylelikle şeriati’nin düşünce dünyasında dini ve ideolojik görüşü birbiriyle çelişmediği gibi, birbirini destekleyecek şekilde dizayn edilmiş olur. ancak ideolojiden dine doğru değil, dinden ideolojiye doğru bir uzlaşı söz konusudur. bir diğer deyişle; değer hiyerarşisinde din başat rol oynar.
şeriati’nin bu uzlaşıyı sağlamayı bu denli önemsemesi, onun, dini sadece öbür dünyaya ait bir olgu olarak görmemesinden kaynaklıdır. ona göre din, her şeyiyle bu dünyayla da ilgilidir ve insanın bu dünyadaki yaşayışını da belirler ve belirlemelidir.
tam da bu nedenle şeriati, kurumların hoşuna gidecek şekilde ‘demostenes mağarasında konuşmak faciası’ndan kaçınmış ve kendisine yönelecek öfke ve düşmanlığı “sizi rahatsız etmeye geldim!” diyerek daha en başından kabul etmiştir. nitekim ona karşı oluşan öfke, iran’da “gizli sünnilik”, diğer islâm coğrafyalarında ise, “şia ajanlığı” ithamıyla tezahür etmiştir. 19 haziran 1977’de ingiltere’deyken kaldığı otel odasında ölü olarak bulunması da kimilerine göre bu ‘kurum’ öfkesinin bir neticesidir.
bütün bu hasılada şeriati’nin dini ve siyasi görüşleri tartışmaya ve elbette eleştiriye açık olmakla birlikte, onun, her dönemin okurunu rahatsız edebilecek güçte bir kalem, kendi toplumunu harekete geçirebilecek güçte bir aydın ve ölümünden yıllar sonra bile islâm coğrafyasında ve batı’da düşünsel varlığını koruyabilecek güçte bir entelektüel olduğunu kabul etmek gerekir.
ona göre bütün bu sorunların asli sebebi, dinin özünden uzaklaştırılmış olmasıdır. din, belirli bir azınlığın geri kalanlara tahakkümünü daim kılacak; ‘tebea’ haline getirilmiş toplumu bu düzene razı edecek, mevcut durumu meşru hale getirecek şekilde, bir diğer deyişle; müesses nizamın sürdürülebilirliğini sağlamak amacına hizmet edecek şekilde kurumsal hale getirilmiştir.
islâm, bu sınıflaşmaya, tahakküme, zulme; ezen-ezilen, varlıklı-yoksul, sömüren-sömürülen, efendi-köle, yöneten-yönetilen ilişkisine topyekûn karşıdır. bunun gereği olarak islâm, bu sınıflaşmayı sağlayan mal yığmaya da karşıdır. lakin o tevhid dini’nin yerini şirk dini aldığı için, onun üzeri küfürle örtüldüğü için toplum mevcut durumu dinin gereği zannederek rıza göstermektedir.
şeriati’nin düşünce dünyasında ideal bir islâm anlayışı, ideal bir mezhep anlayışı ve ideal bir toplum vardır ve bütün bu idealler, onun dini ve ideolojik görüşünü eş zamanlı olarak meydana getiren referans noktalarıdır. onun ideolojik görüşü, bu ideallere göre şekillenen dini görüşünden bağımsız değildir, aksine, ideolojik görüşünü doğrudan bu referans noktalarından hareketle şekillendirir.
marksizm’in dine yönelen olumsuz tespitleri, tahlilleri ve tenkitleri ancak ve ancak şeriati’nin ideal din anlayışı dışında kalan ‘din’ için geçerlidir. ‘şirk dini’, ‘safevi şiası’, ‘emevi sünniliği’ için bütün bu tespitler doğrudur ancak ‘tevhid dini’, ‘ali şiası’, ‘muhammedî sünnilik’ için bu eleştiriler geçerli değildir. marksizm’in ideal toplum için söylediğini ondan yüzyıllar önce islâm zaten söylemiş ve hatta bunu medine toplumunda bizatihi yaşatmıştır.
böylelikle şeriati’nin düşünce dünyasında dini ve ideolojik görüşü birbiriyle çelişmediği gibi, birbirini destekleyecek şekilde dizayn edilmiş olur. ancak ideolojiden dine doğru değil, dinden ideolojiye doğru bir uzlaşı söz konusudur. bir diğer deyişle; değer hiyerarşisinde din başat rol oynar.
şeriati’nin bu uzlaşıyı sağlamayı bu denli önemsemesi, onun, dini sadece öbür dünyaya ait bir olgu olarak görmemesinden kaynaklıdır. ona göre din, her şeyiyle bu dünyayla da ilgilidir ve insanın bu dünyadaki yaşayışını da belirler ve belirlemelidir.
tam da bu nedenle şeriati, kurumların hoşuna gidecek şekilde ‘demostenes mağarasında konuşmak faciası’ndan kaçınmış ve kendisine yönelecek öfke ve düşmanlığı “sizi rahatsız etmeye geldim!” diyerek daha en başından kabul etmiştir. nitekim ona karşı oluşan öfke, iran’da “gizli sünnilik”, diğer islâm coğrafyalarında ise, “şia ajanlığı” ithamıyla tezahür etmiştir. 19 haziran 1977’de ingiltere’deyken kaldığı otel odasında ölü olarak bulunması da kimilerine göre bu ‘kurum’ öfkesinin bir neticesidir.
bütün bu hasılada şeriati’nin dini ve siyasi görüşleri tartışmaya ve elbette eleştiriye açık olmakla birlikte, onun, her dönemin okurunu rahatsız edebilecek güçte bir kalem, kendi toplumunu harekete geçirebilecek güçte bir aydın ve ölümünden yıllar sonra bile islâm coğrafyasında ve batı’da düşünsel varlığını koruyabilecek güçte bir entelektüel olduğunu kabul etmek gerekir.
devamını gör...
30.
marks'ın düşünce sistematiğinin doğruluğuna inanmış ve ancak bunu illa da islami argüman ve simgelerle izaha çalışan kendince bir din yaklaşımı geliştirmeye çalışmıştır.
devamını gör...
31.
"putların sadece ismi değişti. menat yerini paraya ve şehvete, uzza yerini siyasete ve şöhrete, lat yerini sömürü ve dünya kazancına, hubel yerini din adına kandırma ve din üzerinden statü kazanımına bıraktı. artık taştan putlar yok. fikirden metadan et ve kemikten putlar var."
1933'te doğup 1977'de vefat eden iranlı düşünür ve sosyolog.
1933'te doğup 1977'de vefat eden iranlı düşünür ve sosyolog.
devamını gör...
32.
eşine şöyle demiştir: "allah, seni bana vermekle, vermediklerini telâfi etmiştir."
devamını gör...
33.
34.
boş adam.
devamını gör...
35.
bir jean-paul sartre'dan onun için:“i have no religion, but if i were to choose one, it would be that of shariati's.”
bir de ondan bizim için: "insan olmak bir niteliktir. bu yüzden azalıp çoğalabilir. kim daha fazla insansa, daha fazla dertlidir."
bir de ondan bizim için: "insan olmak bir niteliktir. bu yüzden azalıp çoğalabilir. kim daha fazla insansa, daha fazla dertlidir."
devamını gör...
36.
tesbitleri dinden geçinen parazit tabakayı kudurtur.
devamını gör...
37.
kadir cangızbay’ın dediği gibi; “bilmek sorumlu olmayı gerektirir, sorumluluk da yanlış giden bir şeylere ‘hayır’ deyip, müdahale etmektir… ‘bilen’ ama müdahale etmeyen, karşı çıkmayandan aydın ol(a)maz. çünkü aydının bilinçli eylemi ahlâkı / vicdanıdır.”
kendisinin sosyolojiler değil sosyoloji kitabında entelektüel-münevver-aydın üzerine nefis bir makalesi vardır, konu özelinde meraklısına…
şeriati’nin gerek dini, gerekse marksizm özelindeki izdüşümünü bir kenara koyarak dini ve ideolojik perspektifine dair. #3451274
entelektüel sorumluluğuna dair birkaç kelam etmek elzem.
zira iran’ı devrime götüren sürecin başat fikri aktörlerinden biri ve hatta ideologudur.
devrimin hızla teokratik bir molla rejimine evrilme sürecini müşahade eden, daha sonra nobel edebiyat ödülü de alacak olan şirin ebadi’den (bkz: iran uyanıyor) tutun da, o dönemin iran entelijansiyasını neredeyse tümüyle etkilemiş biridir.
dahası, iran coğrafyasında yaptığı konuşmalarla, verdiği seminerlerle sadece sol tandanslı insanlarda değil; muhafazakarlarda (hem de imamiyye şiasının açmazlarına itikadi ve sosyolojik tenkitler getirmesine rağmen) ciddi bir karşılık bulmuştur.
bu yönüyle avamın üzerinde/ötesinde veya hiç değilse haricinde konumlanıp lütfedici tutumunu belagatle perdeleyen, diğerini nesneleştirerek sosyolojik öge derekesine indirgeyen yahut bedelinden çekinip demosthenes’in mağarası’na sığınan ‘aydın’ sınıfından değildir.
muktedir ve toplumun en hassas olduğu konuları, olabilecek en rahatsız edici üslupla masaya yatırır ve bir cerrah hassasiyetiyle müdahale eder. maksadı, ne muhalif postuna oturup anti-kahraman kontenjanından itibar edinmek, ne de halkı kuru bir tenkitle kendinden utandırarak amaçsız bir fikri şiddetin nesnesi haline getirmektir.
şeriati için arazın teşhisi, aydının işinin bittiği değil, başladığı yerdir. neşter vurulacaksa kan akacaktır ve toplum istese de istemese de bu bedeli ödemelidir.
din, inanç, toplum, siyaset, gelenek, millet adına söylediği hemen hemen her şey can sıkıcı ve rahatsız edicidir. zira ortada estetize edilecek bir yekün olmadığı gibi, teselli ve kendini onama efsunuyla sağaltılmaya müsait bir yara da yoktur.
şeriati, kendisi de o toplumun bir unsuru olarak açıkça “biz buyuz, bu haldeyiz, sebebi biziz ve bedel ödemesi gereken de biziz” diyen kişidir. entelektüel birikimini buna vakfeder ve nihayetinde kendi adına bedelini öder.
kendisinin sosyolojiler değil sosyoloji kitabında entelektüel-münevver-aydın üzerine nefis bir makalesi vardır, konu özelinde meraklısına…
şeriati’nin gerek dini, gerekse marksizm özelindeki izdüşümünü bir kenara koyarak dini ve ideolojik perspektifine dair. #3451274
entelektüel sorumluluğuna dair birkaç kelam etmek elzem.
zira iran’ı devrime götüren sürecin başat fikri aktörlerinden biri ve hatta ideologudur.
devrimin hızla teokratik bir molla rejimine evrilme sürecini müşahade eden, daha sonra nobel edebiyat ödülü de alacak olan şirin ebadi’den (bkz: iran uyanıyor) tutun da, o dönemin iran entelijansiyasını neredeyse tümüyle etkilemiş biridir.
dahası, iran coğrafyasında yaptığı konuşmalarla, verdiği seminerlerle sadece sol tandanslı insanlarda değil; muhafazakarlarda (hem de imamiyye şiasının açmazlarına itikadi ve sosyolojik tenkitler getirmesine rağmen) ciddi bir karşılık bulmuştur.
bu yönüyle avamın üzerinde/ötesinde veya hiç değilse haricinde konumlanıp lütfedici tutumunu belagatle perdeleyen, diğerini nesneleştirerek sosyolojik öge derekesine indirgeyen yahut bedelinden çekinip demosthenes’in mağarası’na sığınan ‘aydın’ sınıfından değildir.
muktedir ve toplumun en hassas olduğu konuları, olabilecek en rahatsız edici üslupla masaya yatırır ve bir cerrah hassasiyetiyle müdahale eder. maksadı, ne muhalif postuna oturup anti-kahraman kontenjanından itibar edinmek, ne de halkı kuru bir tenkitle kendinden utandırarak amaçsız bir fikri şiddetin nesnesi haline getirmektir.
şeriati için arazın teşhisi, aydının işinin bittiği değil, başladığı yerdir. neşter vurulacaksa kan akacaktır ve toplum istese de istemese de bu bedeli ödemelidir.
din, inanç, toplum, siyaset, gelenek, millet adına söylediği hemen hemen her şey can sıkıcı ve rahatsız edicidir. zira ortada estetize edilecek bir yekün olmadığı gibi, teselli ve kendini onama efsunuyla sağaltılmaya müsait bir yara da yoktur.
şeriati, kendisi de o toplumun bir unsuru olarak açıkça “biz buyuz, bu haldeyiz, sebebi biziz ve bedel ödemesi gereken de biziz” diyen kişidir. entelektüel birikimini buna vakfeder ve nihayetinde kendi adına bedelini öder.
devamını gör...
38.
yabanci dille egitime karsi,ataturk milliyetcisi, devrimci, sosyalist,demokrat,ozgurlukcu,barisci,anti emparyalist,
rahat,umursamaz,yalniz,karizmatik,sivri dilli,agizi bozuk,sigara tiryakisi,aksamci,super fransizca bilen bir fransa hayrani,bircok ogrencinin ve ogretim uyesinin kil oldugu,hat safhada degerli,muthis insan.
çok hayırsız ekşi sözlükte bu adam.
rahat,umursamaz,yalniz,karizmatik,sivri dilli,agizi bozuk,sigara tiryakisi,aksamci,super fransizca bilen bir fransa hayrani,bircok ogrencinin ve ogretim uyesinin kil oldugu,hat safhada degerli,muthis insan.
çok hayırsız ekşi sözlükte bu adam.
devamını gör...
"ali şeriati" ile benzer başlıklar
muhammad ali
12


