341.
bayan lynde diyor ki; beklenti içinde olmayanlar kutsanmıştır, hayal kırıklığı yaşamayacaklar. bence hiçbir şey beklememek hayal kırıklığı yaşamaktan daha kötü.

yeşilin kızı anne
devamını gör...
342.
ben ortaçağda yaşamalıydım. sabahları, montaigne gibi oda orkestrasıyla uyandırılmalıydım...

tutunamayanlar, oğuz atay
devamını gör...
343.
tess gerritsen'ın cerrah kitabında geçen mitolojik bir hikaye bırakayım şuraya. yalnız hikayeye başlamadan belirtmekte fayda var, tess gerritsen, daha iyi yazabilmek için doktorluğu bırakmış bir yazar. dolayısıyla ara ara verdiği tıbbi bilgilerle okuyucularını hem eğitmiş hem de kurgusuyla mest etmiştir.

kuvvetli rüzgârları, tehlikeli gelgitleri olan bir yer.
edith hamilton mitoloji adlı kitabında yunanistan’ın aulis limanını böyle anlatır. av tanrıçası artemis’in eski tapınağı buradadır. truva’ya saldırıya geçmek için siyah renkli bin yunan gemisinin toplandığı yer, aulis limanıdır. oysa kuzey rüzgârı esince, gemiler yelken basamamıştır. rüzgâr günden güne şiddetini artırır ve kral agamemnon komutasındaki yunan ordusunda öfke ve huzursuzluk baş gösterir. bir kâhin, şiddetli rüzgârların nedenini açıklar. kral agamemnon tanrıçanın en sevdiği hayvanlardan birini, yabanî bir tavşanı öldürdüğü için artemis hiddetlidir. agamemnon korkunç bir kurban vermeyi, kızı ifigeneia’yı tanrıçaya adamayı kabul etmedikçe, artemis yunanlıların yelken basmalarına izin vermeyecektir.
böylece agamemnon ahilleus’la görkemli bir düğünle evlendireceği haberini göndererek kızını çağırtır. kızcağız düğününe değil, ölüme gittiğini bilmemektedir.

seninle birlikte aulis yakınlarındaki kumsallarda yürüdüğümüz gün, o şiddetli rüzgârlardan eser yoktu. hava durgundu, deniz yeşil cam gibiydi ve ayaklarımızın altındaki kum beyaz kül kadar sıcaktı. ah, güneşin kavurduğu kıyıda yalınayak koşuşturan yunanlı çocukları nasıl kıskanmıştık! güneşin soluk turist cildimizi yakmasına rağmen, o çocuklar gibi, ayak tabanlarımız meşin kadar sertleşmiş, konforsuzca yaşamayı özlüyorduk. nasır sadece ıstırabın ve ağır yorgunluğun sonucudur.
akşam olup hava serinlediğinde, artemis tapınağı’na gittik.
uzayan gölgelerin arasından yürüyüp, ifigeneia’nın kurban edildiği sunağın yanına vardık. bütün yalvarmalarına, “baba, bana acı.’“ yakarışlarına rağmen, savaşçılar kızı sunağa götürür. taşın üzerine yatırılır, beyaz boynu bıçağa hazır edilir. oyun yazarı euripides, bakire kanının yere saçıldığını görmemek, dehşete tanık olmamak için atreus’un askerleriyle birlikte bütün ordunun önlerine, yere baktıklarını belirtir.

ah, ben olsaydım nasıl seyrederdim! sen de öyle. üstelik hevesle.
hüzün içinde toplanmış bütün askerleri gözümün önüne getirdim. davulların vuruşunu düşledim, bir düğün töreninin canlı gümbürtüsünü değil, ölüme götüren iç karartıcı tempoyu. korulukta ilerleyen tören alayını gördüm. etrafı askerlerle, rahiplerle çevrili, bir kuğu gibi beyaz kızı. davullar susuyor.
çığlık çığlığa bağıran kızı sunağa taşıyorlar.

benim düşümde, bıçağı tutan agamemnon’dur, yoksa kanı sen dökmeyeceksen bu yapılana kurban adamak denebilir mi? kızının yatırıldığı, körpe vücudunu çevresindekilerin gözlerine sunduğu sunağa yaklaşmasını izliyorum. hayatını bağışlaması için yalvarıyor. boşuna.
rahip kızcağızın saçlarına yapışıp geriye doğru kanırtıyor, boynunu meydana çıkarıyor. beyaz derisinin altında kabarıp inen şahdamarı, bıçağın vurulacağı yeri gösteriyor. agamemnon kızının yanında durmuş, sevdiği o yüze bakıyor. kızın damarlarında kendi kanı dolaşıyor. kızının gözlerinde kendi gözlerini görüyor. kızının boynunu yarmakla, kendi etini kesecek.
bıçağını kaldırıyor. askerler, kutsal ağaçlardan oluşan koruluğun ortasında heykeller gibi sessiz. kızın boynundaki damar atıyor.
bıçağı kızın boynuna dayayıp derince kesiyor.

kırmızı bir çeşme patlıyor, yüzünü sıcak yağmura boğan.
ifigeneia hâlâ hayatta, boynundan oluk oluk kan boşanırken dehşet içinde gözlerini deviriyor. insan vücudunda beş litre kan vardır ve bu miktarın delinmiş tek bir damardan akıp boşanması zaman alır. kalp atmayı sürdürdükçe, kan akmaya devam eder. en azından birkaç saniye, bazen de bir dakika, beyin çalışmayı sürdürür. el ve ayaklar oynar.
yüreği son kez atarken, ifigeneia göğün kararmasını izler, yüzüne sıçrayan kendi kanının sıcaklığını hisseder.
eskiler, kuzey rüzgârının neredeyse o anda etkisini kaybettiğini söylerler. artemis tatmin olmuştur. sonunda yunan gemileri yelken açar, ordu savaşır, truva düşer. çok daha kanlı bir katliamın içinde, genç bir bakirenin kurban edilmesinin bir önemi yoktur.
oysa ben truva savaşı’nı düşündüğüm zaman, aklıma tahtadan at ya da kılıçların şakırtısı ya da yelken basmış gelen bin yunan gemisi gelmez. hayır, ben kanı boşandığından beyaza kesmiş bir kız ile elinde kanlı bıçağı, kızının yanında duran babayı görürüm.
gözleri yaşlı, soylu agamemnon’u.
devamını gör...
344.
"anlamıyorlar, nazlanıyorum sanıyorlar. oysa hiçbir şey istemiyor içim"

bir bilim adamının romanı mustafa inan / oğuz atay
devamını gör...
345.
"taş gibi görünen bir şeydi ama içinde bir tohum vardı."
ben, kirke, madeline miller
devamını gör...
346.
"göğsümde , kurusun diye sıkılan kumaşı andıran burulma hissi vardı."

ben, kirke, madeline miller
devamını gör...
347.
"bir kadının yanan bir evde kalmasına yol açtıklarına göre , kitaplarda bir şeyler olmalı."

fahrenheit 451, ray bradbury
devamını gör...
348.
ahmak ve gaflet, deliliğin aksine, amaç doğru olduğu halde yanlış yol takip etmek ve yanlış yöntem kullanmaktır. çünkü delilik, amaç ve yöntemdeki bozukluktan ibarettir. kısaca ahmak, amacı doğru olmasına rağmen yanlış yol takip eden ve amaca ulaşacağı yolda ilerlerken yanlış hareket edendir.

ibnü'l cevzi - ahmak ve dalgınlar.
devamını gör...
349.
gülerek, sohbet ederek dalgalanan bir insan kalabalığının ortasında ben kendi kendimi arıyordum, içimdeki o yitik insanı arıyordum.
devamını gör...
350.
"söylendiğine göre, insanların yüzde doksan dokuzu doğdukları anda kendilerini kitleye satarlarmış. oysa zihin insanı ne olursa olsun doğduğu anda kitleyle mücadeleye başlamalıymış, kitleye karşı koymak, onunla baş etmek, sırf bu bile bir zihin insanı olduğunun kanıtıymış. her kim bu kitleye teslim olursa ve bu belli bir noktada gerçekleşirse, bir zihin insanı olarak pes etmiş olurmuş ve artık zihin insanı sayılmazmış." *

"toplum -insan toplumunu kastediyordu- genç insanları dolambaçlı yollara itecek, onları tahrip ve yok edecek şekilde kurulmuş ve çevremize baktığımızda gerçekten de neredeyse sırf böyle dolambaçlı yollara itilmiş, tahrip ve yok edilmiş genç insanlar görürmüşüz. pek az insan gerçekten anne babasına karşı mücadeleye girişir, bu mücadeleyi sonuna kadar götürür, kazanır, öğretmenleriyle mücadele eder, kazanır, toplumla mücadele eder, kazanır ve böylelikle bir zihin insanı olarak her şeyi kazanırmış." *
(bkz: thomas bernhard) - (bkz: ucuzayiyenler (kitap))
devamını gör...
351.
"bütün dünya hayal kurar. bizi birbirimizden ayıran şey, o hayalleri gerçekleştirecek gücümüzün ya da kendiliğinden gerçekleştiklerini görecek kadar şansımızın olup olmamasıdır." (bkz: huzursuzluğun kitabı) (bkz: fernando pessoa)
devamını gör...
352.
"herhangi bir konuda verecek iyi haber yok. gezegenimizin bağışıklık sistemi insanlardan kurtulmaya çalışıyor. başka çaresi de yok. "
kurt vonnegut - ülkesiz bir adam
(bkz: kurt vonnegut)
(bkz: ülkesiz bir adam)
devamını gör...
353.
savaşın insanlar üzerindeki etkilerini anlatan, remarque'nin batıda yeni bir şey yok kitabından alıntıdır
'evet onların aklı işte böyle çalışıyor,dünyadaki yüz binlerce kantorek! demirden gençlik ha! hiçbirimizin yaşı yirminci fazla değil.fakat gençlik mi? gençlik? çok gerilerde kaldı o. biz kocaman adamlar olduk'
devamını gör...
354.
her gerçek her kulağa göre değildir. ( gülün adı -umberto eco)
devamını gör...
355.
"insanlar birbirlerinin maddi yardımlarına ve paralarına değil, sevgilerine ve alakalarına muhtaçtılar."
sabahattin ali-kürk mantolu madonna
devamını gör...
356.
''bazı insanlar dünyayı değiştirmek istiyor, bazıları eşlerini ya da arkadaşlarını. kendini değiştirmek isteyense çok az.''

(elif şafak - havva'nın üç kızı)
devamını gör...
357.
"sevgiden gözleri ışıldayan bir dünya hayal etmek beni mutlu etti." (gerçek özgürlük )
(bkz: doğan cüceloğlu)
devamını gör...
358.
" seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez!..
(bkz: doğan cüceloğlu)
devamını gör...
359.
"muhtemel en kötü durum ne ise hakikat de odur."

puslu kıtalar atlası - ihsan oktay anar
devamını gör...
360.
"sevmek insanca bir şey, ancak insanca sevmeyi bilmek lazım."
-genç werther'in acıları
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"kitap alıntıları" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim